mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 14.10.2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 16 Ekim 2021 · 43:47

Selamünaleyküm, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Allah'a duayı size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Şunu bilin ki, Allah gafletle oyalanan kalbin duasını kabul etmez. Kütüb-i Siddha. Gafletle oyalanan kalp ne demek? İhlastan uzak, samimiyetten uzak, istediğinden uzak, Allah'tan uzak, gönlü Allah'tan uzak, Allah'la irtibatı kesilmiş ama ve lakin işte bu tip, kalbi melayanı şeylerle dolu, gönlü ne yazık ki Allah'a isyanla, tuğyanla dolu olan kimsenin hâli. Allah muhafaza eylesin.
Dua, ibadettir. Dua etmek ibadettir. Dua etmeyen kimse kibirli insandır. İstemeyen insan kibirli insandır. Allah'la alâkala. Böyle sufiliği istememeyi yanlış anlayanlar var. Allah'tan başkasından bir şey istenmez. Allah'tan istenir.
O yüzden Allah'tan isteyin. Sufiler kendi nefisleri için istememeye gayret ederler. Genelde umuma isterler. Önce eş, çocuk, aile efradatı, akraba, derviş kardeşleri ve ümmet-i Muhammed'e yönelik isterler. Sufiler kendi nefislerini düşünmezler. O yüzden bir başkasına dua etmek müstecaptır. Bir de hadis-i şerif var. Siz günahsız ağızlarla dua ediniz. Ya Resulallah günahsız ağız mı var? Birbirlerinizi yaptığınız duadır diyor. Kimse bir başkası için günaha giremeyeceğine göre bir başkası için dua ederken bu ne olmuş oldu? Günahsız ağız oldu onun için. O yüzden sufiler birbirlerine çok dua ederler. Sufiler birbirleriyle çatışmazlar, birbirleriyle atışmazlar.
Birbirlerine dua ederler. Birbirlerine kemsöz söylemezler. Birbirlerine dua ederler. Hoşuna gitmeyen bir şey söylese dahi derviş kardeşi ona dua ile cevap verir. Ona dua ederekten cevap verir. O yanlış yapar, o yanlış yapan derviş kardeşine Allah sana afiyet versin. Rabbim seni de beni de affetsin. Rabbim cümlemizi affetsin inşallah. Böyle karşıdaki sufi kardeşine dua eder. Bu onda bir ahlak olarak oturur. Sonra her kimse etrafında herkese dua etmeye başlar. Önemli olan dua etmektir. Bakın önemli olan dua etmektir. Birbirlerinize dua edin. Anne babalar çocuklarınıza dua edin. Eşler birbirlerinize dua edin.
Sufi kardeşler birbirlerinize dua edin. Dua öyle bir keskin kılıçtır ki tabiri caizse kurşunu hedefinden tekrar namluya döndürür. Dua gelecek olan musibeti atlattırır. Geri döndürür. Hastalığına şifadır. Gönlüne şifadır. Vücuduna şifadır. Maneviyatına şifadır. Etrafına şifadır dua. O kimse etrafına da dua ettikçe etrafının da rengini değiştirir. O yüzden peygamberler hep dua etmişlerdir. Ümmetlerine, ailelerine, çocuklarına. Hz. Muhammed Mustafa da dua etmiştir etrafına hep. O yüzden evet Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin böyle lanetlediği şeyler de vardır.
Yok değildir. Ama neyedir? İşte kafirleredir. Küfür ehlinedir. Kötü ahlakla iştigal edenleridir. Allah muhafaza eylesin. Şunu yapanı der. Allah lanet etsin der. Şunu yapanı. Şahıs söylemez. Şunu kim yaptıysa. Hani o lanetteki işler vardır. Eşcinsellik gibi. Faiz gibi. Fuhuş gibi. Uyuşturucu, içki, sarhoş edici aletler gibi. Haksız kazanç gibi. Rüşvet gibi. İşte ne bileyim hırsızlık gibi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu kötü ahlaka lanetler. E tabi o lanetlik işi yapan da kimse o lanete uğrar mı?
Evet. Yapmasın. Bunun gibi. Ama dua eder. O yüzden arkadaşlar, kardeşler dua etsinler hep. Hele bu zamanda Ümmet-i Muhammed'in zikri terk etti, namazı terk etti, duayı terk etti, ibadeti terk etti, iyilikleri terk etti, heva hevesine uydu, şeytana uydu, Deccali sistemlerin altında kendisini deccala asker etti, gafletin içerisinde yüzdüğü zamanlarda, bu zamanlarda Ümmet-i Muhammed duanın kulpuna iyi sarılacak.
Zikrullah'ın kulpuna iyi sarılacak, farzların kulpuna iyi sarılacak. Aman farzlardan feragat etmeyin, namazdan feragat etmeyin, aman, bu zamanda namazsız mücahitler çoğaldı, bakın tırnak içerisinde söylüyorum, namazsız mücahitler çoğaldı. Namazsız sufiler çoğaldı, namazsız tarikatçılar çoğaldı, namazsız cemaatçiler çoğaldı, çoğaldılar, bildiğin adam namazı terk ediyor.
Ne sufi ama kendisi, ne mücahit, ne yazık ki bu böyle bir sıkıntılı dönemden geçiyoruz. İnsanlar dindarların yapmış olduğu hatalardan dine kabahat bulmaya başladılar. Yani adam namazı terk ediyor, kabahat o işte bir cemaatin, bir tarikatın, bir şeyhin, bir üstadın, bir partinin ne olursa olsun. Birisi bir yanlış yapmış, o yanlışı yaptı diye bütün dindarlar ne yazık ki bu sıkıntılı ve bütün dindarlar ondan sorunlu sanki.
Ve ona bakaraktan namazı terk etmiş arkadaş, orucu terk etmiş, dinden uzaklaşıyor. Allah muhafaza eylesin. Canım kardeşlerim, Hz. Muhammed Mustafa hariç hatasız insan yoktur. Şimdi bir kısım ilahiyatçılar ve diyanetçiler, Hz. Muhammed Mustafa'nın da hata yaptığını, onun da günah işlediğini iddia ediyorlar. Bu küfür.
Biz bunu kabul edenlerden değiliz. Ben sağ olduğum müddetçe ben bunu kabul etmeyeceğim hiç. Bunun da mücadelesini vereceğim. İnsanlar istese de istemese de, sevse de sevmese de. Biz iman ettik, inandık. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç hata yapmadı. O kapıyı araladıklarında, hani bir ara bir gündeme oturdu ya, bu ayetler Allah'ın ayetleri olamaz. Neydi? İlahiyatlı profesördü. Değil mi? Evet. Almanya'ya gitti şimdi. Bu kapı aralanmış olur o zaman. Yıllardan beri bangır bangır bağırdığımız mesele bu. Evet. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hatasız, kusursuzdu. Diğer bütün ümmet-i Muhammed, geçmiş peygamberlerde küçük hatalar vardı. Diğer bütün insanlarda hata demiyorum.
Bir günah. Bir günah vardır. Hadis-i Şerif hiçbir kimse yoktur ki, bir günah onun perçeminden tutmamış olsun. Ya Resulallah, nicedir bu insanların hali, ne olacak bunlar? Günahlarından tövbe eden. Hadis-i Şerif uzun çünkü, hiç günah işlememiş gibidir. Günahlarından tövbe eden. Bir hadis-i Şerif'te de der ki, o kimse günahlarından halis bir şekilde tövbe ederse, Allah onun günahını hayra çevirir. Ama mütevatir, zikrullah halakasına cemaat de kim zikrullah oturursa, Allah onun geçmiş günahlarını hayra çevirir, sevaba çevirir. O yüzden halakayı zikrullah'a oturacaksınız.
Son nefesinize kadar halakayı zikrullah'tan ayrılmak yok. Halakayı zikrullah'tan ayrılan, bilin ki Allah'ın rahmet deryasından uzaklaşmıştır. Bahanesi, sebebi ne olursa olsun. Bakın, bahanesi, sebebi ne olursa olsun. Bunu böyle söylüyorum, yıllar sonra bakarsınız, nefsiniz bir bahane bulur. Nefsiniz oradan bir kapı bulur. Der ki ya burada böyle böyle bir şeyler oldu. O yüzden gitmiyor mu zikrullah dediğinde, bu kulağınızda çınlasın. Bu kalbinizde, beyninizde zonglasın. Ne olursa olsun, bilin ki hatalı sizsiniz, bilin ki yanlış olan sizsiniz. Bilin. O yüzden sürünerek de olsa, gelin zikrullah'a.
Yok senin yüzün yoktu gitmeye. Yok sen hangi yüzle gideceksin şimdi gitmeye. Yok işte orada o adam gene oradadır. Yok işte Mustafa Özbağ'ın zikrullah halakasına mı gideceğim. Sözde bu, zikrullah halakası benim değil ki dedim Allah'ın. Halaka Allah'ın kimsenin değil. Zikrullah halakası Allah'ın. O yüzden zikrullah halakasını terk etmeyin. Nerede olursanız olun. İlla ki burası olması da şart değil. Böyle bir zorunluluk yok. Bir zikrullah halakasına git otur. Son nefesine kadar da Allah'a dua et, yalvar. Cenab-ı Hak zikrullah halakasından nefsine uyup da ayrılmayanlardan ol. Çünkü ne zaman insana nefis vuracak belli değil.
Nefis vurdu mu çok özür dilerim. Zikrullah vardır şehrinde. İşte Çanakkale'dir, ne bileyim İstanbul'dur, Tekirdağ'dır, işte Bursa'dır. Şehir hangisi olursa olsun. Orada zikrullah var mı? Var. Sen orada zikrullah var, sen ölüm hastası değilsen, oradaki halakaya gitmediysen, bil ki Allah'la aram bozulmuş senin. Allah'la aram bozulmuş.
Hızla tövbe et, hızla tövbe et ve kendini o zikrullah halakasına demirle. Demir demir, demirle bağla kendini, iple değil. Çünkü ben kendi nefsim için söyleyeyim, bizim nefisler öyle zayıf nefisler değil, kuvvetli. İpini koparan, vahşi hayvan gibi ipini koparır. O yüzden demirle bağla kendini, demir zincirlerle, demir halatlarla bağla. O zikrullah halakasını kendine öyle bağla. Öyle bağla ki nefsinin kaçacak, göçecek bir yeri olmasın. Bağla, oraya otur. Zakirmiş, şeyhmiş, halifeymiş, nakipmiş, nukabbaymış, kim olursa olsun. Sen oraya zikrullah halakasını sağlam bir şekilde kendini bağla. Ve kendi kendine de söz ver.
De ki son nefese kadar ben zikrullaha devam edeceğim. Son nefese kadar namaza devam edeceğim. Son nefese kadar oruca devam edeceğim. Son nefese kadar Cenab-ı Hakk'ın farzlarını yerine getirmeye gayret edeceğim. Son nefese kadar Cenab-ı Hakk'ın yasakladığı haramlardan uzak duracağım. Rabbim niyetimizi halis eylesin. Cenab-ı Hakk dualarımızı kabul eylesin. Böylece bu sözünde duran, bu duaya icabet edenlerden eylesin inşallah. O yüzden canım kardeşlerim dua edin, zikredin. Rabbime inşallah yakın olun. Selamun aleyküm. Seferi olmadan, akşam namazı vaktinde akşam ile yasayı cem etmek uygun olur mu? Bu ara kıyamet kopuyor bu cemden ya.
Kıyamet kopuyor derken işte. Geçen herhalde oradan arkadaşlar okudular. Bizim bir kız yeğenimiz var, telefonda sordu, cem ile alakalı sordu. İlk önce ayakkabıyla alakalı sordu. Dedi ki ayakkabıyla namaz kılınır mı? Kılınır dedim. Ayakkabıyı dedim necasetten taharet olur, temiz olursa dedim, ayakkabıyla namaz kılınır. Kötü bir siddete dedim, hadis var. Sahabeden bir kimse torununa diyor, şuradan benim ayakkabılarımı getir, getiriyor. Diyor ki vallahi ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ayakkabılarıyla namaz kılarken, böyle namaz kılarken gördüm diyor.
Biz tabi yıllardan beri askere giden gençlere hep aman namazınızı terk etmeyin, işte botlarınızı mes gibi kullanın, sabahleyin abdestinizi alın, botlarınızı giyin. Sonra gün içerisinde botlarınıza mesledersiniz. Ondan sonra botlarınızı hiç çıkarmayın. Çünkü askerlik yapanlar bilir, bot giyip çıkarmak büyük sıkıntıdır. Bir de ara zaman meselesi. Dedim botların üzerine mesledim, eski arkadaşlar bilirler askere gönderirken hep onlara nasihat ederdim. Bir nasihat daha ederdim, askere gidiyor ya, normalde nöbeti var, talimi var, bilmem nesi var. Derdim ki namazlarınızı cem edin. Hemen öğleyi kıldıktan sonra ardından ikindiği kılın. Akşam namazında işte geç kalırsınız, erken olur, akşam da yasıyı cem edin.
Tabi bunu söylerken de böyle hani yine hadis-i şerifler var. Hem Kütüb-i Siddede var, hem Rudani'de var, hem Tirmizi'de var, hem İmam-ı Hanbel'de var, hem İmam-ı Malik'te var bu hadisler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Mûkim iken, yani Medine-i Münevvere'de iken sahabelerin nakletine göre en az sekiz kere diyor namazı cem ettiler. Namazı cem ediyor. Sonraki Hanefilere göre bir tek, onu da söyleyeyim, Müzdelife'de ve Arafat'ta cem var. Yani Cuma, pardon Arafat'ta normalde öğlenle ikindiği cem ederler, cem-i takdim denir ona. Müzdelife'ye gidilince de akşamla yatsı kılınır, cem-i tehir denir ona. Sebep, tam akşamla ezanı okunduğunda, Arafat'ta Müzdelife'li yola çıkılır çünkü.
Öyle olunca akşam namazında Arafat'ı terk etmek sünnettir, hızla. Hızla herkes Arafat'ı terk eder, Müzdelife'ye kadar ama yayan, ama atlı, ama binekli gider. Müzdelife'ye yerleşince, orada akşamla yatsıyı cem eder, akşam gecikmiştir. Ne oldu? Cemi tehir etti. Cemi tehir oldu, akşamı, yatsıdan önce akşamı kılar, ondan sonra yatsıyı kılar, mesele biter. Bu cemlerde de, mesela öğlenle ikindiği kılacak ya, cem edecek. Öğlen için ezan okundu, kâmet getirildi. Öğlenin farzı kılınır, ardından bir kâmet daha okunur, ikindinin farzı kılınır. Yine akşamla yatsı cem edileceği zaman ezan okunur, akşam kılınır önce, kâmet getirilir, akşam kılınır. Sonra kâmet getirilir, tekrar yatsı kılınır.
Sonra hanefiler vitri kılarlar, çünkü İmam-ı Azam'a göre vitir vaciptir, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf'a göre ise vitir sünnettir, nafiledir. Ama bütün hanefilerin büyük bir çoğunluğu bu konuda İmam-ı Azam'a tabi olur ve vacip hükmünde gördüğü için namazı kılar. Şimdi mevzu buraya geldi, cemle alakalı. Ben de dedim ki sonradan gelen hanefiler işte hastalara, doktorlara, hemşirelere, güvenlik kuvvetlerine, işi böyle müsait olmayanlara, bunlara dedim fetva vermişler ondan sonra.
Ama dedim hani fetva olmasa dahi hakkında hadis var dedim. Hani fetva olmasa dahi hakkında hadis var. O yüzden dedim bir kimse zorunlu görürse kendini, yani seyahati bırak, muhkim iken bile dedim cem edebilir. Sonradan haberimiz oldu. Dedim sonra ben bununla alakalı hadisleri sonra müsait olduğumda atarım sana dedim. Sonra baktım ben ona hadisleri attım. Aa baktım sonradan arkadaşlar bana onun şeyini, ne o? Twitter adresini attılar. Bu senin yeğenin mi? Ondan sonra böyle böyle senin hakkında reddiye için Cübbeli Ahmet Hoca'ya müracaat etmiş diye. Ne yazık ki yeğenimizdi. Bu mevzu oradan çıktı herhalde bir arkadaş burayı yazmış, cem etmek uygun mu diye. Artık ben bilmiyorum Cübbeli ve mollalar oradan reddiye yazdılar mı yazmadılar mı?
Ondan sonra mevzu bu. Ben tekrar söyleyeyim bunu, bu mevzu. Doktor, ameliyatta kaç saat kalıyorsunuz? 10 saat sürüyor ameliyat. Ben 16 saat ameliyatta kalan profesör tanıyorum nakilde. Yaman Tokat 16 saat ameliyatta kalıyordu Ege Üniversitesi'nde. Karaciğer nakli yapıyordu. Her ikisini de kesiyordu. Kadavra diyor onlar karaciğer aldıklarını. Normalde ikisinde göğüs kafeslerini kesiyor, oradan karaciğer alıyor, buraya naklediyor. Bazen daha farklı ameliyathanede şeyler çıkıyordu. Orada hastanede konuşuldu. Hani Yaman Tokat 16 saat ameliyathanede kaldı bugün diye.
Bütün hastane konuştu. Bir problem olmuş, bir şey olmuş. 16 saat kalmışlar şeyde ameliyathanede. Hatta dediler ki yemek bile yemişler içeride böyle hani çok acıkmışlar kendilerinden geçmişler. O zaten ameliyathaneden çıktığında onun özel çikolatası vardı böyle uzun. Ondan sonra ağzından hiç düşürmüyordu onu. Emiyor o devamlı çikolatayı. Ameliyat şey gibi makinası gibiydi adamın. Adam bildiğiniz ameliyat makinası gibi. Her gün ameliyatı vardı adamın. Her gün şeyh efendiyi de o ameliyat etmişti. Onu da karaciğerini aldı büyük bir kısmını. Bir kısmını yaktım dedi. Orada hastalıklı bölgenin. Ama büyük bir kısmını almıştı. Yardı onun da göğüs kafesini. Öyle aldıydı.
Şimdi ameliyat hemşiresi, hemşireler, doktorlar, ameliyat doktorlar, güvenlik güçleri, asker, polis, jandarma neyse özel güvenlik. Veyahut da bir yerde resmi olarak çalışıyor. Zamanı yok. Veyahut da işte bir yerde memur, bir yerde bir şey. Zamanı yok yani o kimsenin. Yani kendi işi değil. Bazen kendi işin olsa ne olacak? Yani işin içinden çıkılmadığı zamanlar var. Sonraki Hanefiler burada namazı cem etmeye müsaade etmişler. Bu hadis-i şeriflere dayanaraktan. Keyfiye oldu mu hoş olmaz bu. Bunu da açık. Yapar mı? Yapar. O zaman o kimsenin kendi iştahıdır o.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yapmış Cem kardeşim. Ben de yaparım der. Ona neden yapıyorsun diyemezsin. Hadis-i şerife uyuyor çünkü sünnete uyuyor. Ona söyleyeceğim bir tek şu olabilir. Hanefiler buna cevaz vermemişler. Bir sıkıntıda olana eyvallah ama buna cevaz vermemişler. Bunu diyebilirsiniz. Ona neden sen buna uydun diyemezsin. Sebep? Hadis var hakkında. Din madem ki Kur'an ve sünnet imamların iştahıdır. İştahı o zaman bir konuda hadis-i şerif var ise o kimse buna kendince uyabilir mi? El cevap uyabilir. Mustafa Özbağ olarak bana soranlara diyorum ki bu sıraladığım şartlar söz konusu olursa mukim iken de cem edebilirsiniz.
Yeter ki namazınızı kılın. Bakın yeter ki namazınızı kılın. Bitti bu. Red diye bekliyorum artık şimdi. Bu konuda. Bilmiyorum mantık. Red diye gelir mi gelmez mi? O yüzden söyleyecek laf yok. Benim meşhur sözümdür ya. İnsanı uzaktakiler yıpratmaz. Yakinleri yıpratır. Onu bana atarsam memnun olurum onu bulursak. Bir bak da onu bana at ya.
Onu bana atarsam memnun olurum. Ben ona da fetva veriyorum. İstanbul'da orada burada yaşayanlar var ya. Adam otobüse binecek, arabaya binecek. Karşıya gidiyor. Karşıya gidinceye kadar zaten ne akşamı kalıyor ne yatsızı kalıyor. Cem edebilir. Evet. Bak Hüseyin Aga Bursa'ya da fetva istiyor. Bursa'da da öyle diyor. Trafiğe yakalandı mı gitti. Evet. Hayret Hüseyin Aga Bursa'da trafik sorunu yokmuş. Belediye Başkan öyle diyordu Büyükşehir. Öyle açıklama yaptı. Bursa'da trafik problemi yok dedi ya. Onlar sirenlerle gidiyorlar ya o yüzden. Perşembe günleri bayanlar zikrullahı pesten yapsın diye buyurmuştunuz.
Bu hüküm hala geçerli mi? Tekli esmalarda bayanların yarısı sallanırken yarısı da sabit duruyor. Hep bir karışıklık oluyor. Doğrusu nedir? E normalde böyle bayanların sesi buraya gelmediği zaman yeterli. Ha gelse bir şey olur mu? Olmaz. Kimin zikrullah yaptığı belli değil ama bu bölgeye gelmemesi daha uygun. Bu bir ikincisi yani normalde bayanların orada yan tarafta neyi nasıl yaptıklarına bakmamız bizim için çok hoş değil.
Bayanlar bu soruları cumartesi gün sorarlarsa daha hoş olur. Evet. Bir sorusu olan varsa alayım. Mikrofon verin. Açıkmış. Az evvel buyurmuştunuz zaruret ve keyfiyet bu seferlikte ya da Cem meselesiyle alakalı bizim zaruret ve keyfiyet noktasındaki bu husustaki nasihatimiz nasıl olmalı? Mükimler için o zaruret, keyfiyet ve zaruret yani mükim olan için bir mükim bir kimse. İşi gücü yok.
Bir sıkıntısı yok. Evinde oturuyor. O kimsenin namazı cem etmesi keyfiyetten. Yani cem etmesine gerek var mı? Yok. Ama dedim bu meselede bir kimse şunu diyebilir. Hakkında hadis var kardeşim ben cem ediyorum. Sizin ona din olarak söyleyecek bir şeyiniz olamaz. Ancak şunu dersin ona. Ya bunu Hanefiler uygun görmemiş. Yani bu bir zorunluluktan olsa eyvallah. Bunu diyebilirsin belki de. Onu da diyemezsin aslında. Yani hakkında hadis olan bir şeye ben bir söz söyleyemem. Ben Hanefi mezhebine müntesebim. Hanefi de bulamazsam Maliki'ye bakarım. Maliki de bulamazsam Şafi'ye.
Şafi de bulamazsam işte Hanbeli'ye bakarım. Bulamadım. Dönerim hadis-i şerif varsa hakkında ben onu icra ederim. İlla ki mezheplerin içerisinde onun hükmü olacak diye bir kaide yok. Zaman içerisinde öyle meseleler çıkmış, öyle hadiseler olmuş, öyle bir noktaya gelinmiş. Bulamıyorsun bir şey içinde. Bulamayınca ne yapacaksın? Döneceksin tekrar dinin kaynağına. O konuda ayet bakacaksın. Ve onun yaşanılır, Kur'an'ın yaşanılır misali, örneği Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Çünkü eğer ey Habibim de ki eğer seviyorsanız bana uyun. Ayet açık. O zaman biz döneriz.
Bir meselede Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bakarız. Tekrar ben o yüzden derim arkadaşlar ben zayıf hadisleri de bundan sonra sahih hadisi olarak kabul ediyorum diye. Sebep ne? Bir başkasının sözünle davranmaktansa zayıf hükmündeki hadisle amel etmek daha evladır. Hoca daha iyi bilir bu fıkıh kaidesini. Bu önceden 30 yıl önce ilahiyatlar böyle hükmederlerdi. Bütün dini kesim 30 yıl önce böyle hükmederdi. Derlerdi ki bunu şeyhlere atıfta bulunmak için söylerlerdi. Bakın şimdi düştükleri tezgah görüyor musunuz? Yani şeyhlere laf söylemek için yani bir kimse şeyhine tabi oluyor ya. Şeyhi diyor ki bunu böyle yapabilirsin.
O şeyhleri veyahut da işte cemaatlerin başındaki hoca efendileri tahkir etmek için, tahkir etmek için resmen ümmetin ve toplumun gözünden düşürmek için bu sözü kullanırlardı. Derlerdi ki yani bir başkasının sözüyle amel etmektense zayıf hadis dahi olsa onunla amel etmek evladır. 30 yıl sonra değiştirdiler şimdi bunu. Şimdi hadisleri inkar ediyorlar. 30 yıl önce zayıf hadisle amel edilirdi bir başkasının sözüyle hareket edileceğine. Reddedileceğine şimdi sahih hadisleri de reddediyorlar. Bütün hadisleri reddediyorlar 30 yıl sonra. Meseleyi toparlayayım. Şimdi bir kimse o yüzden Hanefi'de, Malik'i de, Hanbel'i de, Şafi'de bulamadı. Sonradan gelen aynı mezhebin içerisindeki alimlerden bulamadı fetvayı.
O zaman dönecek. Nereye dönecek? Dinin kaynağını heva hevesine dönecek değil. Dinin kaynağı ne? Kur'an, sünnet. Kur'an'da bakacak. Bulamadı sünnet-i seniyye bakacak. Buldum onu da buldu. Onu namel edecek. Burada işte o sünnet-i seniyye de zayıf hadis dahi olsa onunla amel edebilir o kimse. Ve onunla amel etmesi, bilmiyorum 100 tane, 1000 tane alimin fetvasından amel etmesinden daha hayırlı. Çünkü o zayıf diyenler de insan çünkü. O hadis-i serifi zayıf diyenler kendilerince. Tabi ilim-i erbabı incelemişler, bakmışlar, etmişler. Bu zayıf hadis demişler. İyi. İyi. Zayıf hadis olsun. Mustafa Öztürk'e tabi olacağına zayıf hadise tabi olsun. Hadis inkarcısı, ilahiyatçılara tabi olacağına zayıf hadise tabi olsun.
Uçtucu, kaçtıcı, uçkurcu, alim geçinen, sarıklı, kimselere tabi olacağına zayıf hadise tabi olsun. Neydi belirsiz insanlara tabi olacağına zayıf hadise tabi olsun. Onun için daha selametli ol. O yüzden bu şey sefere çıkmış, orada keyfiyet yok. Seferde herkes seferi hükmünde. Yok uçakla, rahat şimdi canım kardeşim. İstersen yum gözünü aç gözünü yap. Öyle git yine seferisin. Yine seferisin. Hüküm bineğe bağlamamış. Bineğe bağlamamış. İstersen ışınlan. Yine seferisin.
Onda keyfiyet yok. Yani bazıları kendi kafalarından cahil ümmet. İşte ya uçağa bindik buraya geldik. Seferim olurmuşum. Burada her şey var. Seferisin kardeşim. İster var olsun ister yok olsun. Allah'tan iyi mi biliyorsun? Namazı kısaltın demiş sefere çıktığında. Bitti. Emir bir de o. Uygulaması da var. Onda keyfiyet yok. Seferilikte cem etmede, seferi kimselerin cem etmesinde. Şafii, Maliki, Hanbeli ulaması fetva vermiş. Hanefi, İmam-ı Azam Hazretleri bir tek Müzdelife ve Arafat'a vermiş. Ama velaki sonradan gelen Hanefi ulamasından seferilide cem edilebileceğine dair hüküm var. Ben cem ediyorum seferiden.
Açıkça. Evet. Örneğin İstanbul'da bu seferilik hükmü olarak İstanbul'da bir ucundan bir ucuna yani Büyükçekmece ya da daha bir ötesi Silivri İstanbul'un ilçesi Pendik'te, Kartal'da ilçesi arada tahmini net olmasa da 90 kilometreyi veya onun üstünde bir kilometre geçiliyor. Buradaki hususta aynı şehir ama mesafe noktasında niyet edilebilir mi? Yani seferilik hükmü edilir. Yani bunun eski kitaplarda fetvasını bulamazsınız. Ama bunun mesela Cuma fetvasından yola çıkabilirsiniz. Mesela bir şehri bölen bir dere, bir ırmak, bir vadi var ise her iki yerde Cuma kılınır. Hanefilerde. Mesela böyle olunca arada bir dere var, arada bir işte ne bileyim vadi var, arada bir şey olunca farklı yerlerde Hanefi'ye göre iki yerde veya varsa üç yerde Cuma kılınması lazım.
Cumanın eda şartlarının içinde bu. Şimdi buradan hareket ederekten bir şehir illa ki buradan hareket etmemize de gerek yok. Burada bir sıkıntı var, problem var burada. Yani ben İstanbul'a giderken şimdi navigasyon çıktı. Önceden navigasyon yok. Nereye gideceksin şuraya. Yoldan sapmıyorum hiç. Saptığımda aynı yolu bulmam mümkün değil benim. Bir de bilmiyorum da tam. Sonradan bu akılsız telefonlar çıkınca işimiz kolaylaştı. Yani şimdi yazıyorsun onu da telefonda bir kesinti, bir bağı benim gibi hatı kötü olanlar gene sıkıntı yaşıyor. Benim hat kötü, sıkıntı yaşıyorum ben yine. Yani muhakkak geç söylüyor sağdan döneceksin diye.
Ulan geçmişim ben orayı. Sağ mı kalmış? Haydi geri dön, geri dön diyor. Ulan ne zaman geri dönmüşüm ben? Şimdi o mekanik hatunun sesinle mi geri döneceğim? Burnumun dikine gidiyor mu bir daha hesaplanıyor? Diyor o rota hesaplanıyor. E yazı abla işinle boşuna mı para verdik akıllı, akılsızsın diye para verdik. Bir daha hesaplıyor, bir daha hesaplıyor. Benim iş, hesap tutmuyor bir türlü bende. Neden? Hat kötü. Bazen ikinciyi, üçüncüye gidince ezberlersen bir sıkıntı yok. Yoksa o mekanik hatun çatlayacak bugün zaten. Geri dön demekten bana. Her neyse şimdi İstanbul da sıkıntılı. E şimdi dediği gibi Kartal'dan biraz daha bu tarafa Pendik mi? Pendik İstanbul.
İyi, Silivri de İstanbul. Pendik'ten Silivri'ye gidince kadar akşam olacak zaten. Şimdi İstanbul'un trafiği iyi. Yani o paralı yollar, o çevre yolları, ondan sonra köprüler, geçitler filan İstanbul'a iyi yatırım yaptı Tayyip Erdoğan. Yani bunu da şimdi es geçmemek lazım.
Gerçekten önceden bir kaybediyordun kayboluyordun zaten. Ben çok kayboldum. Hele bir de zikrullahtan çık. Ondan sonra herkes benim doğru istikamette gittiğimi zannediyor. Ben bir karıştırıyorum, nereye gittim belli diyebilirim. Bir yerde kendime geliyorum, bakınıyorum, bakınıyorum, şaşkın ördek gibi nereye geldim ben diyorum böyle bakınıyorum, bakıyorum, çıkaramıyorum. Sonra bazen böyle tahmini gidiyorum artık. Bu sefer tahmin analizlerini açıyorum, radarlarını açıyoruz. Ondan sonra tahmini buluyoruz artık yeri, sonra yolu doğrultuyorduk. Şimdi öyle bir sıkıntı yok. Hemen zikrullahtan çıkar çıkmaz yaz Bursa diye. Tamam, gene geri dön dediği zamanlar çok oluyor ama sıkıntı yok. Her neyse gitti, o kimse gitti muhakkak o kimse seferi hükmünde olur.
Yapacak bir şey yok yani İstanbul'da yaşayanlar için. Bunun için de bir küfrüme fetva verirler benim ama olsunmaz. Namazı kılmamaktansa kılmak daha hayırlı. Evet. Söyleyecek başka bir şey. Efendim iyi akşamlar. Biz devlete iş yapıyoruz, elektrik işi yapıyoruz. Devlette kontrollere geldikleri zaman belli hak edişler veriyoruz. Bu hak edişlerde... Sen keşke bu mevzuyu aşmasaydın burada şimdi. Arkasından ne geleceğini biliyorum ben 3 aşağı 5 yukarı. Devam et. Bu hak edişleri bizim patronlarımız işte şuraya 10 metrelik kabloyu 20 metre olarak gir. Veya işte yapılmamış bir işi yaptığı olarak gösteriyorlar.
Cafer bu soru burada sorulur mu şimdi değil mi? Onlar başka şeylerin altında, başka şeylerin yanında devede kulak kalır. Efendim burada... Hırsızlık. Bizi yaptırtıyorlar bu işi yani. İşte sormasaydın iyiydi dedim o.
Bereket kameralar görmüyor seni. Allah selametli versin inşallah. Amin. Yastık ki hali... Pür halimiz bu. Neistür.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi