Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 12.10.2023
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Ekim 2023 · 44:15
Selamun Aleyküm. Selam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsık yapışanlardan eylesin. Amin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetine sahip çıkan, onu yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip, hakça yaşayan, hakkı haykıran, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e affı mağfiret eylesin. Amin. Hatalarını, kusurlarını, eksikliklerini, noksanlıklarını inşallah hepsini de Cenab-ı Hak hayra çevirsin.
Amin. Allah hepinizden razı olsun inşallah. Amin. Baya baya uzun yazmayın dediğim halde uzun yazıyorsunuz maşallah. Youtube'da paylaşılan videolarınıza yazılan kötü yorumlar okuyorum ve bu yorumların beğenildiğini görüyorum. Ama diğer taraftan kardeşlerin yazdıkları yorumlar hiç beğenilmiyor.
Ve ister Twitter olsun, ister Youtube olsun çoğunlukla bayan kardeşlerin yorumları, beğenirleri oluyor. Yorum yazılmasını sadece Youtube için belirtiyorum. Zira Twitter'da sadece beğeni yapılmasını söylediğinizi hatırlıyorum. Telegram gruplarında erkek ve bayan dervişlerin sayısı 1000'i geçiyor. Buna rağmen Youtube videoların beğenisi 50'yi, Twitter'ınızın beğenisi 200'ü 300'ü geçmiyor.
Kiminle konuşsak üstadını çok seviyor, çok aşık. Ama kaç kere bu konu konuşulmasına rağmen değişen bir şey yok. Biz kendimizce yolumuza destek olması amacıyla paylaşılan videolarınıza yorum, beğeni yaparken erkek dervişlerin neden bu konularda bu kadar kayıtsız kaldıklarını anlamakta güçlük çekiyoruz. Evet. Ben şimdi bunları böyle böyle böyle yapın desem sanki kendimi destekletiyormuş gibi, ne bileyim kendimle alakalı bir şey istiyormuş gibi olacak.
O yüzden bu tip meselelerde arkadaşların duyarlılığı veyahut da zaman ayırması bu kadar diyeyim. Evet zaman zaman ben de görüyorum bunu. Çok böyle bunlarla bakabilecek zamanım kalmıyor. Hatta bazen böyle hakaret eden, yanlış konuşanların şeyini ne o arkadaşlar bana atıyorlar. Bilhassa bayanlar oradan diyorlar buradan bir hakaret var, burada şu var, burada bu var gibisinden.
Ama yani bizim kaderimiz de bu demek ki. Yapacak bir şey yok. Gönül arzu eder ki arkadaşlar, kardeşler evet bu konularda daha titiz olsunlar, daha böyle duyarlı olsunlar. Olmuyor ya da olamıyor. Söyleyecek laf yok, var da yok. Allah hayır versin inşallah. Cemaat ve zikrullah ta paylaşmış olduğunuz, cemaat ve zikrullahın adabına uyumayan derslere denk geliyoruz. Bizlerle paylaşmış olduğunuz, zikrullah adabında yazanlara kelimesi kelimesine uymamız gerekiyor mu? Evet.
Üstadım nasıl yapıyorsa ben de öyle yaparım diye bir durum söz konusu mu? Değil. Ben özellikle o konuda söyledim. Bana bakmayın, bana uymayın dedim. Bu konuda herkes bunu sadece ders yaptıranlar değil, bütün arkadaşlar bunları ezberleyecekler. Yani bu ders yaptırdığımız şekli, şemali okunanları, hatta Arapçalarını da herkes ezberleyecek, bilecek yani. Onun manalarını da ezberleyecek, bilecek. Yaptığımız işi bilelim. Yaptığımız işi düzgün bir şekilde yapalım. Yani normalde bana bakmayın, değişimin sebebi şu, ben yeni böyle dergaha girdiğimde böyle bizim hoş yangında bir değişiklik olmadı. Yangın artarak gidiyor ümmetin içerisinde. Böyle benim bir şeyi ezberleyip böyle bir şeyi böyle hani yapma zamanım yoktu.
Şimdi bu size tuhaf gelebilir. Ben haftanın 5-6 gecesi derse gidiyordum. Gündüz orman işletmesinde çalışıyorum. Haftanın 5 gecesinden aşağı düşmüyordu. Ben yıllardır, bizim Bursa'daki eski arkadaşlar da bilir, 5 geceden aşağı ders düşmüyordu bende. Öyle olunca benim kendime ayıracak zaman kalmıyordu. Ya bir fıkıhi bir mesele oluyordu, onu araştırıyordum boş kalan zamanımda. O da böyle söylüyordum, yani bana müsaade edeceksin, ben buna bakacağım boş kaldım da diye. Öyle bir hayat standardı vardı. Şimdi de yaş geçti, ona rağmen yine benim gene 3-4'ten aşağı düşmüyor. 4-5'ten bazen 4-5 oluyor ama düşmüyor aşağı yine.
Şimdi bende ezberleme kabiliyeti yok. Ben bir şeyi ezberleyemiyorum. Yani ya benim içimden kendiliğinden gelecek, benim ezberleme kabiliyetim hiç olmadı bugüne kadar. Ben hala da bazen söylüyorum ya, TC numaram ezberliğimde değil. Ben cep telefonunu daha yeni ezberledim numarasını. O da böyle bir sene olmamıştır. Bazen tereddüt ediyorum, cep numarası benim orada bir kağıtta yazıyor, oradan okuyorum. TC'm bir kağıtta yazıyor, oradan okuyorum. Hatta mahkemede falan böyle bir şey söz konusu oluyor. Mehmet Emin Bey'i söylüyor, cep telefonu bu, TC'si bu diye. Ben çünkü bir dakika diyorum, bakacağım telefondan. Hakim heyeti duruyor öyle.
Yok ezberimde değil. Onlar tuhaf tuhaf bakıyorlar bana. Mehmet Emin Bey imdada yetişiyor oradan. Diyor ki telefon numarası şu, TC'si bu. Hani böyle soruyor orada. Telefonunuz kaç diyor. Ben duruyorum. Telefonunuz kaç diyor. O an diyorum, geri zekalı bir şey zannedecekler seni. Telefonunu ezberle diye. Oturdum bir sefer, 5-10 sefer okudum kendi telefonumu. Ne yalan söyleyeyim şimdi. Diyeceğim ki, dedim ki yani geri zekalı zannedecekler. Telefonu daha ezberinde yok diye. Ben de böyle bir ezberleme kabiliyeti yok. Ezberleyemem de. Ben mesela isimleri ezberleyemem. Çok böyle sıkı fıkı aşina olacak. O zaman isim kalıyor. Öyle 3-5 ayda da değil. Ama şahsı hiç unutmam. Bir sefer göreyim, unutmam onu.
Ne diyordu Ahmet Özba? Abim bana dedi ki, sende şu var dedi. Hani böyle. Ne? Fotoğrafik hafıza. Evet. Gördüğümü unutmuyorum. O tamam. Hiç sıkıntı değil. 20 yıl önce görmüşüm. Derse bir sefer gelmiş. Ben ona bakıyorum. Seni nereden tanıyorum ben diyorum. Ya çıkardın mı diyor. Diyorum. Tanıyorum ben seni diyorum ben. Ya ben 20 yıl önce derse geldim. Seni hayla seni diyorum. Onu unutmuyorum. Öbür türlü şeyi unutuyorum. Ne o? Daha doğrusu ezberleyemiyorum. O yüzden zikullah, hani yapma adabını, erkanını. Evet ben mesela oturur, sabah normalde bütün adabı uygularım. Onda bir sıkıntı yok. Ama Arapçalarını ezberleyemiyorum onların. Ben o yüzden bana uymayın diyorum.
Arkadaşlar ezberleyecekler onları. Örneğin. Onlar, onlar. Bu iş disiplin. Ders yaptıran arkadaşların hepsi de ezberleyecekler. Ayrıyeten derse gelen arkadaşlar da okusunlar, onlar da ezberlesinler. Yani derste daha rahat ders yaparlar. Daha güzel yaparlar. Anlamlarını öğrenirlerse daha iyi olur. İnşallah. Dergahın işleyişi ile ilgili konularda görevin başında olan kardeşe bazen eksik olduğunu düşündüğümüz ya da olması gereken bir şeyi söylüyoruz. Ama bazen bu söylenilen bir şekilde gerçekleştirilmiyor. Ve biz bunun sonraki bir zamanda gerçekleşmesinin gerektiğini görüyoruz. Böyle bir durumda görevin başından olan ben değilim deyip sessiz mi kalmak uygundur?
Yoksa bunun yapılması gerekiyor diye görevli kardeşle tekrar istişare etmemiz mi gerekir? İstişare etmeniz gerekir. Bunu söylemeniz gerekir. Eğer bir orta yerde bir eksiklik, noksanlık varsa, yapılması gereken bir şey varsa bu konuşulacak, bu söylenilecek. Denecek ki evet bunun böyle yapılması lazım. Yapılmadı. Tekrar söylemekte fayda var. İstişare etmekte fayda var. Yani ben samimiyetimle söyleyeyim bunu. Ben buraya Allah'ın dergahı olarak görüyorum. Burada herkes fi ise bileyle Allah'ı zikretmeye geliyor. Burada görev yapanlar, vazife yapanlar da Allah rızası için yapıyor. Bu konuda da tereddüt yok. Eksik var, noksan var.
Bu dergah herkesin. O eksiği, noksanı tamamlamak da herkesin vazifesi. Bunun başında bir kimse var, onun başında görevlisi var. Örneğin işte semazenlerden, mıtrıbandan sorumlu, atnan komple. Burada bir eksiklik var diyelim. Yani bunu normalde usulünle gelecek, söyleyecek diyecek. Ya Adnan kardeş burada böyle bir eksiklik var, böyle bir noksanlık var. Burada şöyle bir şey var. Bunda bir beis yok. Mesela resmi işlerle genel olarak sorumlu Cafer. Resmi işler, gelen, giden, misafir ağırlanma, misafir karşılanma, onların yapılacak işleri, ondan sonra vakfın işleri, derneğin işleri, komple Cafer'den sorumlu. Cafer onu normalde varsa bir şey, onu söyleyecek arkadaşlar. Diyecekler ki ya abi burada böyle bir sıkıntılı bir durum var.
Burada böyle bir problem var. Bu böyle olsa daha iyi olmaz mı? Veya bu konu hakkında nedir? Tatlı bir şekilde ama. Bazen arkadaşlar birbirlerine yazarlarken, erkeklerde de var bu, bayanlarda da var. Sert konuşuyorlar. Bu sufi dili değildir. Birbirini sert eleştirmek, birbirine sert konuşmak sufi dili değildir. Sufi dili yumuşaktır, müşfiktir birbirine. Hani Cenab-ı Hak müminleri tarif ederken, onlar birbirlerine karşı merhametli, müşfik, kafire karşı şedittir, serttir diyor. O zaman biz Allah'ın bize koymuş olduğu ahlak ölçüsünde duracağız. Birbirlerimize karşı müşfik, yumuşak, birbirlerimize karşı toleranslı, birbirlerimizin koluna giren, birbirimize yardımcı olan noktada duracağız.
Eğer bu noktada durmuyorsak, o ahlak sufi ahlakı değil. Birbirine sert konuşmakla bir şey elde etmezsin. Birbirini kıyasaya eleştirmekle bir şey elde etmezsin. Sadece kırarsın, dökersin, incitirsin. Yani bir kişi Allah desin diye uğraşırken, dışarıdan bir kişi daha getireceğiz derken, kendi içimizdekini kırmak, dökmek, kendi içimizdekini üzerinden silindir gibi geçmek, hangi ahlaka sığacak ki?
O kardeşimiz hata yaptıysa hatasını ört, eksik davrandıysa eksikliğini ört, o gelemediyse getir, o gelemediyse getir. Kaybetme yeri değil, kazanma yeri. Kaybetme yeri değil, kazanma yeri. Neden dilimiz sertleşiyor ki birbirimize? Neden eşlerimize sert konuşuyoruz, küfrediyoruz? Neden çocuklarımıza sert konuşuyoruz, kaba davranıyoruz? Neden biz dergah kardeşlerimize sert konuşuyoruz, kaba davranıyoruz? Hangi ahlaki sistemde var ki bu? Neden kırmaya, dökmeye, kesip biçmeye, atmaya özeniyoruz? İçimizde tanrılık var o zaman.
keseceğiz, biteceğiz, açacağız, silindir gibi ezeceğiz, dergahın kapılarını kapatacağız, def olsun gitsin, gelmesin buraya. Ne derdimiz bizim? Allah muhafaza eylesin. O yüzden yumuşak. Bizim birbirimize olan hatırlatmalarımız da yumuşak olacak. Birbirimize olan hatırlatmalarımız yumuşak. Sertliğe, kaba davranmaya, keskin konuşmaya gerek yok. Allah bizi affetsin. Ama orta yerde yapılması gereken bir şey varsa da, evet biz söyleyelim. Olmadı yapalım, söyleyelim. Olmadı biz yapalım. Sertlikler, ters davranışlar doğru değil. Absürt davranışlar doğru değil. Yeni gelenler vardır. Yeni gelenler onu gördüğünde, ama burası böyle bir yer mi der?
Bu nasıl keşmekeşlik, herkes birbirine istediği lafı söylüyor der. Herkes birbirine istediği gibi kaykılıyor burada. Hayırdır? Böyle bir şey olmaz. Allah muhafaza eylesin. Telegram sayfasında da olmaz. Bakıyorum ben bazen oraya. Yani kenayesine sözler, kenayesine laflar. Yakışmıyor bize. Bakın yakışmıyor. Ben üzülüyorum. Ümmet-i Muhammed'de en büyük sıkıntılardan birisi şudur. Ümmet-i Muhammed birbirine karşı acımasızdır. Bu bir hastalıktır. Cemaatler, tarikatlar, oluşumlar. Hepsi de birbirine acımasız bir şekilde saldırırlar.
Hizipler. Bölünmüş, parçalanmış. Bir daha bölmüşler, parçalamışlar. Bir daha bölmüşler, parçalamışlar. Her yerde aynı bu ama. Her tarafta aynı. Boyna bölünüyor. Bu kadar insanlar heva ve heveslerine, bu kadar nefislerine düşkünler. Herkes haklı. Ve büyük bir çoğunluk birbirini o kadar kıyasaya eleştiriyorlar ki. Kendi kendime diyorum ki Allah Allah. Nerede kaldı iman kardeşliği? Nerede kaldı İslam kardeşliği? Sonra dönüyorum. Diyorum ki ya acımasız kıyasaya eleştirir. Bizde devam. Allah bizi affetsin. O yüzden evet bir vazife varsa biz onu yerine getirelim. Bakın topluluklar böyle ya içine kapanık bir dergah, tarikat olur. İçine kapanık olunca bellidir sayısı adedi.
Dışı açık değildir o. Orada kendi kendilerine, kendilerince olurlar, biterler. Ama bizim gibi her şeyi, bütün halkın önünde olan topluluklar dikkat etmeleri gerekir. Bu nefis terbiyesidir. Bakın bu nefis terbiyesidir. Sen eğer halka açıksan, topluma açıksan, senin kapın herkes açıksa, buraya herkes gelir. Buraya herkes geldiğinde, burada görecek olduğu şey İslam ahlakı olmalı. Görecek olduğu şey Sufi ahlakı olmalı. Bayanlar için de geçerli. Bayanların da sohbetleri herkes açık. Onlar da bayanlara da misafir geldiğinde, onlar da Sufi ahlakını bulmalı, görmeli.
Aynı şekilde, yukarıda vakıf da aynı, vakıf da kapısı herkes açık mı? Açık. Oraya gelen herkes Sufi ahlakı görmeli. Çünkü o gelen kimseler, o örnek protipleri görerekten Sufi olacaklar. Diyecekler ki ya ne kadar güzel, edeb akıyor her birinden. Her birinden güler yüzlülük akıyor, hizmet akıyor, tebessüm akıyor. Halta hizmet edecek olan kimseleri, seçecek olan kimseler, bakacaklar, o kimsenin yüzü tebessümlü mü? Sebep, gelen kimse senin mahkeme duvarı gibi yüzünü seyredecek değil. Senden çay alırken, senden yemek alırken, sana bir şey sorarken, sen ona yardımcı olurken, sen tebessümlü olacaksın. Sen yumuşak davranacaksın, hoşgörülü davranacaksın, toleranslı davranacaksın.
Çayı verirken nazikçe vereceksin, tebessümlü vereceksin. Yemeği verirken nazikçe vereceksin, tebessümlü vereceksin. Pilavı dağıtırken tebessümlü vereceksin, nazikçe vereceksin. Havadan atar gibi atmayacaksın. Veya lokmayı dağıtırken veya lokmanın başında dururken, tebessümlü olacaksın, güler yüz olacaksın. Veya orada semazen öğreticisi, tebessümlü olacak, güler yüz olacak. Bunlar seçilecek, tebessümlü, güler yüzlü. Evet sen bu oyunu yapabilirsin. Tebessümü yok, güler yüzü yok. Ha hiç yüzü gülmüyor onun. O efelere gitsin. Orada hizmet etsin. Orada keskin bakış lazım. Orada da yumuşak bakış geçmez. O böyle kolunu kaldırdığı zaman onu gören, muam bir tırsın ondan. Mehmet iyi yapıyor o işi.
Mehmet'i gören diyecek, dokuz dağın efesi bu ya. Bir bakıyor böyle, aha diyorum, salonu pusturacak şimdi. Tamam, Efe yürüyüşü o, keskin bakış doğacak. Uzağa bakacak, düşman gözlüyor. Göğüs ilerde baş dik. Eyvallah. Ama oraya oy yakışıyor zaten. İş o, meslek o. Duruş o. Orası yumuşak bakışı kaldırmaz. Yumuşak hareketi de kaldırmaz. O dizinin vurduğu zaman salon sallanması lazım. O bu Efe'ler dediği zaman Bursa'nın ayağa kalkması lazım. Ulan ne oluyor, bir yerde bir şey mi oldu demeleri lazım. Bu tamam. Ama öbür türlü, yani o kimse o kıyafeti çıkarıp sema elbisesini giydiğinde tebessüm edecek, boynunu bükecek.
Veyahut da hizmet elbisesi giymiş, tebessüm edecek, boynunu bükecek. Hizmet elbisesi giymiş, gözünü kaldırmayacak. Çay verdiği bayanı tanımayacak. Hizmet ediyor. Lokma verdiği bayanı tanımayacak. Bak net söylüyorum. Lokma verdiği bayanı tanımayacak. Çay verdiği bayanı tanımayacak. Bu ne demek? Gözünü kaşını kaldırmayacak. Çayı görecek sadece. Lokmayı görecek sadece. Pilavı görecek sadece. Bu edep ister. Tanımayacak hiç. Allah bizi öyle edebilirlerden eyle seni. Ama bir hizmet var. O hizmetin eksik edildiği de varsa, başındaki görevliye usulüne uygun bir şekilde söylenecek.
Deyecek ki burada bak işte bu bölgede çay alamayanlar var. Burada çorba alamayanlar var. Bunu böyle yapsak daha iyi olmaz mı? Eyvallah. Bunun gibi. Allah bizi affetsin. İnşallah. Günlük çektiğimiz beş bin tevhidler ders olarak mı bağışlayalım? Toplu tevhidler bağışlaması için mi gönderilebilir? O normal günlük verdiniz. İlmi ledin nedir? Senin okumadan, okumadan tecrübe etmediğin, senin normalde bir başkasından bir bilgi olarak almadığın bir ilim. İlmi ledin o. İbadetlerin hakikatini öğrenmek ilmi ledin mudur? Eyvallah. Bir insan ilmi ledin öğretisiyle manevi yol yürüyebilir mi? Soru olmamış.
İlmi ledin zaten ona geliyorsa o manevi öğretinin içindedir zaten. Allah bizi onlardan eylesin. Haklarınızı helal edin. O yüzden bu yeni, daha doğrusu aslında ders kağıtları yeni değil. Eski, ta bizim benim ilk başladığım zamanki dersi yapacağız bundan sonra. E tabi bunu aslında bizim böyle davranmamız, Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin, o bazı şeyleri yaptırmamaya başlamıştı. Hani uzun oluyor diye. Bazen yaptırıyordu, bazen yaptırmıyordu. Biz de öyle kendi kendimize, oradan kendimize bir icazet çıkardıydık. Genelde böyle sohbet ağırlıklı olunca işte hemen tevhidden başlıyorduk. Sonra yavaş yavaş böyle kendimce, işte bunun daha böyle ilk başlangıçtaki gibi, biraz daha adaba Erkan'a riayet edelim diye düşündük.
Sonradan çünkü bir de vefat edip gideceğiz. E şimdi eskiler de benden eski dediğim kimseler benden 4-5 yaş küçük her biri ondan sonra. Sonra şu denecek, Şeyh Efendi böyle yaptırmıyordu. Siz bunu nereden çıkardınız? Böyle de denmemesi için Allah razı olsun Adnan Hoca ondan sonra yazarken işte bir iki telefonda şu da vardı, şunu da şu da vardı, bu da vardı derken böyle son şeklini, şemalini getirdik.
Değil mi Hüseyin Akal? O böyleydi değil mi önceden de? Evet. Normalde şimdi böyle son şeklini, şemalini getirdik. Bizim ders biraz Kadir-i Rufai ya dergahın kuruluşu, o yüzden ders bizim biraz Kadir-i Rufai üzerinden yürüyor. O mesela eski Kadir-i Rufai evratlarını bulursanız herhangi bir yerlerde, onun karmasıdır bizdeki. Mesela ya mütecelli Rufai'lerde, bütün Cehri'lerde vardır da, Rufai'lerde özellik de vardır. Ya hannen, ya hannen, o mesela Kadir'lerde vardır, Rufai'lerde vardır. Hemen hemen bütün Cehri dergahlarda, tarikatlarda vardır. Aslında böyle ben yeni derviş olduğumda, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'den kalma, Sivaslı Ali abi vardı.
Böyle birkaç tane eski, mesela Tire'de Abdurrahman vardı. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'den kalma, Zakir. Ondan sonra bunlar dersleri yaptırırlarken, bunu bizim bugün normalde yazdığımız gibi yaptırırlardı. Onlar da, mesela Şeyh Efendi'de öyle yaptırırdı. Ahmet Turan Gümüş abi de, normalde önceden, o da öyle yaptırırdı. O da çünkü, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'nin akibiydi kendisi. Ondan sonra şey, Haceli Efendi, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'nin akibinin kabbasıydı. Ondan sonra, Ahmet Turan abi de, benim dergaha girdimde nakipti kendisi. Onun nakipliğini, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi vermiş. O nakipti.
Onun nakiplik icazeti de vardı kendisinin. Duruyor mu Hüseyin o icazeti? Ne oldu ki? Haberin yok. İcazetlerini falan. Vardı onun çünkü, nakiplik icazeti vardı. O bana diyordu. O nakibinin kabba icazeti'nin Şeyh Efendi'den. Ama nakipliği vardı onun şeyden.
Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'den. Artık kimdeyse o, onu bul da bir hatıra olsun ya. İnşallah. Normalde mesela o da Çorumlu Hacı'dan kalmıyor. Öyle de, böyle yaptığımız gibi ders yaptırırdı. Sonradan tabii böyle işte, biraz millet uzun dersten şey oluyor ya biraz, imtina ediyor, hani ders uzun sürüyor diye. Sonra ufak ufak ufak ufak şeyler oldu. Ne o? Kısaltmalar oldu. Ben tekrar dedim, bu şeye dönsün ilk zamanki gibi. Biraz perşembeleri ne olur? 15-20 dakika veya 10 dakika bile sürmez ilaveler. 10 dakika sohbet eksik olur. O olur. Ama dersi biz böyle tam başlangıçtaki gibi inşallah adaba uygun yapmış oluruz. Haklarınızı helal edin.
Allah razı olsun inşallah. Kaldırın. Üç ihlas bir fatiha şerife. Evvela bizzat fahri kaynağı sebebi mevcidat.
Sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri mübarek ruh şevdlerine. Amin. Adem aleyhisselamlar ikisinin arasında gelmiş, geçmiş bütün Peygamber Zişan efendilerimizin mübarek ruh şevdlerine. Amin. Cihar yarı güzin Ebu Bıkır Sıddık, Ömer'ül Faruk, Osman'a zonur reyni, Ali'er Murtaza, Rıdallahu Han efendilerimizin, Evladı Resulullah, Zevcehat-ı Resulullah, Hasab-ı Resulullah, Şühedâ-ı Resulullah, İmamız İmam-ı Azam ve Ebu Hanife, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Hanbeli, İmam Eşari, İmam Maturid, İmam Muhammed, İmam Yusuf, tüm İmam ve İmam-ı İmameyn Hazretleri'nin mübarek ruh şevdlerine hediye edik. Vâsıl ve sadar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlerinin, himmetlerinin, şefaatlerinin üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Onların Kur'an ve Sünneti seni anlayıp yaşadıkları gibi bizleri de anlayıp yaşamak nasip ve müyesser eyle ya Rabbi.
Üç İhlas bir Fatiha-i Şerife. Amin. Pirimiz Pir, Seyyid Abdülkadir Geylan'i, Pirimiz Seyyid Ahmet'in Rufayi, Pirimiz Seyyidi İbrahim'in, Dusuki Şeyh-i Hübülesen Ali Şazeli, Şah-ı Nakşüben'in Muhammed'in Bahattin, Şah-ı Mevlana Celalettin, Rumi, Hacı Bektaş ve Hacı Bayram ve Veysel Karan'ı, Mahmud-i Dayı, Halvet-i Celvet-i Uşak-ı Sümbül'e, Sühre verdi, küfre verdi, Şeyh Muhittin Arabi.
Bütün Pir-i Piran Hazretleri'nin mübarek ruh şevdlerini hediye edik. Vasıl ve sadar eyle ya Rabbim. Amin. Haberdar eyle ya Rabbim. Amin. Feyyüzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerimizden eksik eyleme ya Rabbim. Amin. Onların tarikat-ı Muhammed'i anlayıp yaşadıkları gibi bizleri de anlayıp ne yaşamak nasip ve müesser eyle ya Rabbim. Amin. Üç İhlas Bir Fatiha-i Şerife Büyük Şeyhimiz Abdurrahim Tantavi, Büyük Şeyhimiz Abdurrahim Neşabi, Büyük Şeyhimiz El-Hacı El-Hafızacı Bakır, Sıddıkı Çorumi, Büyük Şeyhimiz Hacalı Aydar Efendi, Büyük Şeyhimiz Çorumlacı Mustafa Efendi, Büyük Şeyhimiz Nevşehir Abdullah Gürbiz Efendi, Kaçın-i Dergah'ın geçmişlerine, Kapahşı Dergah'ın geçmişlerine, Geçmiş bütün velilerin, mürşid-i kamillerin, Evliyalılarına aşikan, sadikan, mühban, ehli iman.
La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah Diyen mümin ve müminatun ruhlarına, Yaşayan mürşid-i kamillerin, velilerine aşikan, sadikan, mühban, ehli iman. La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah Diyen mümin ve müminatun ruhaniyetlerine hedieledik. Bu asıl ve sadar eyle ya Rabbi, Haberdar eyle ya Rabbi, Bu zikrullah alakasının feyzinden, bereketinden, lütfundan, ikramından, ihsanından, affından, Mağfiretinden, bütün ümmet-i Muhammed'i hissadar eyle ya Rabbi.
Ya maliker, ülken-i kadim, estağfurullah el-Azim, el-Azim, esteğfurullah el-Azim, esteğfurullah el-Azim. Tövbe ya Rabbi Estağfurullah Ya Rabbi Minküllü zembin Estağfurullah Minküllü zembin Tövbe ya Rabbi
Estağfurullah Minküllü zembin Tövbe ya Rabbi Estağfurullah Tövbe ya Rabbi Ve leytu kalbi Anma sivallah Estağfurullah Ve leytu kalbi Anma sivallah Estağfurullah Tövbe ya Rabbi Ve leytu kalbi Anma sivallah Bismillahirrahmanirrahim Bismillahirrahmanirrahim Ya Rabbi Ya Allah
Ya Maluku Ya Guddüs Ya Allah Ya Sultan Ya Sübhan Ya Allah Ya Rezzak Ya Fettah
Ya Allah Ya Seddar Ya Gaffar Ya Zübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Allahümme Allahümme Salli Seyyidina Muhasabihim
Sallim Salli Seyyidina Muhasabihim Bismillahirrahmanirrahim
Afetan Zikr Fahal Minna Huu La Salawat
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.