mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 12.01.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Ocak 2023 · 59:00

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'in, Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsık yapışmayı nasip eylesin, Amin. Ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Amin. Bizleri de hakkı hak bilip, batılı batıl bilip, hakka, hak uğruna, hak için, hakla beraber mücadele edenlerden, batıla karşı da cihad eden kullarından eylesin, Amin.
Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i affı mağfiret eylesin, Amin. Hatalarını, kusurlarını, eksikliklerini, noksanlıklarını örtsün, Amin. Onları affeylesin, Amin. Hatalarını, kusurlarını, eksikliklerini, noksanlıklarını hayra çevirdiği kullarından eylesin, Amin. Allah razı olsun, Selamun Aleyküm. Bugün kendimce bir konu hazırladım. Böyle bir inşallah vaktim olduğu müddetçe, sağlığım el verirse, böyle kendimce bir yapabildiğim yere kadar inşallah gücüm yettiği yere kadar belli konularda böyle sohbet etmeyi, belli konular üzerinde inşallah kendimce bir şeyler yapabilmeyi niyet ettim.
Rabbim inşallah katından yardım eylesin, Amin. Bizleri bu konuda gayret sahibi eylesin inşallah. Ashab Suresi ayet 1, 2 ve 3. ayetler. Buyur hafız. Allah razı olsun hafızdan inşallah.
Cenab-ı Hak tüm hafızlardan Rabbim razı olsun inşallah. Evet Cenab-ı Hak Ahzab suresinin başında Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla ayet 1. Ey peygamber, ey nebi Allah'tan kork ve kafirlere, münafıklara uyma. Muhakkak ki Allah alim, hakim olandır. İkinci ayet-i kerime, Rabbinden sana vahyoluna uy. Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdar olandır. Üçüncü ayet-i kerime, ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. Sadakallahü'l-Azim. Cenab-ı Hak cümlemizi Kur'an'a ve sünneti uyanlardan eylesin.
Bazı ayet-i kerimeler vardır, bunların üzerinde çok durulmaz. Hele bizim ülkemizde daha az durulur. O yüzden bu ayet-i kerimeler bizi üzerinde durulmayan konulara sevk ediyor. Cenab-ı Hak, Hz. Peygamberine, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, ey nebi diye hitap ediyor. Allah genelde peygamberlerine, ey İbrahim, ey Yusuf, ey Yakup, ey Musa, ey İsa.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine de, ey Muhammed diye hitap etmiştir. Ama bu ayet-i kerimede Cenab-ı Allah, Cenab-ı Resulullah'a, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diyor ki, ey nebi, böyle demekle onun daha da yüceltiyor, onu daha fazla övüyor, daha fazla methediyor. Onun diğer peygamberlerin üstünde olduğunu gösteriyor.
Seçilmiş ve seçilmişlerin içerisinde en yüce olanı, seçilmiş olanların en kıymetli olanı, seçilmiş olanların en değerlisi ve seçilmiş olanların içerisinde hiçbir peygambere nasip olmayan miracın zirve noktası ve o zirve noktasına ulaştırmış olduğu peygamberine sesleniyor. Ey nebi!
Bu öyle bir methede işten geçiyor ki, öyle bir peygamberini yüceltiyor ki, o yüceltmenin sonunda, o yüceltmenin arkasından enteresan bir şekilde, diyor ki, Allah'tan kork. Aslında bütün ümmet-i Muhammed'e bir işaret veriyor. Diyor ki, ben bu peygamberi kendim seçtim. Bu peygamberin bütün peygamberlik vasıflarını ve insani vasıflarını en üst merhaleye getirdim. Onu hiçbir varlığın ulaşamayacağı miraçta bir perdeye ulaştırdım. Hiçbir varlığa ulaştırmadığım bir perdeye ulaştırdım. Ve hiçbir peygamberin üzerinde söylemediğim bir söz, bir makam, bir perde, bir şeref nişanı verdim.
Dedim ki, o heva ve hevesinden hiç konuşmaz. Hiçbir peygambere vermediğimi, o nebi diye nitelendirdiğim peygamberime verdim. Ve öyle bir peygambere, Cenab-ı Hak diyor ki, Allah'tan kork. Burada, hani tabiri caizse, hani sen peygamberliğin ve insanlığın ve varlığın en yücesindesin.
Ama Allah'tan kork. Yani, sen takvanı daha da yükselt. Allah'a olan saygını, Allah'a olan sevgini, Allah'a olan bağlılığını daha da yükselt. O kadar yükselt ki, o sana verdiğim o nebilik payesini, sana verdiğim o sevgili payesinin karşılığı olarak sen, öylesine Allah'tan kork. Bu korku, bizim vasat kulların korkusu gibi değil.
Bu korku, bir an bile olsa, Allah'ı gözünden ayırırım korkusu. Bu korkunun en yücesi. Ve Cenab-ı Hak, o nebisine diyor ki, Allah'tan kork. Ve devam ediyor, burası çok önemli. Burası çok önemli. Allah'tan kork, kafirlere ve münafıklara uyma.
Bu böyle, tabiri caizse, o yücelttiği peygamberine öyle bir şey söylüyor ki, ardı ardına ancak Allah söyleyebilir zaten bunu. Allah'tan kork, sakın kafirlere ve münafıklara uyma. Buradaki tırnak içerisinde kafirler, sakın ha bugün ehli kitabı, yani Hristiyanları ve Yahudileri ehli kitap göstermelerine aldanmayın.
Onlar ayet ve hadislerle kafirliği teşcillenmiştir. Sebebi şudur, onlar üzeri Allah'ın oğlu dediler. Hristiyanlar da İsa'ya dediler, Allah'ın oğlu diye. Öyle olunca, hem ayetle, hem hadisi şeriflerle sabittir ki, bu Hristiyanların içerisinde, bu kafirlerin içerisine din tanımazlar.
Bugün ismi bir sürü, işte Tao olsun, Mao olsun, Lenin olsun, Engels olsun, bütün komünist sistem, bütün faşist sistem, bütün kapitalist sistem, bütün emperyalist sistem, ve İslam'ın haricindeki, dünya üzerindeki bütün inanç sistemleri, bunun altını çiziyorum, İslam'ın haricindeki bütün inanç sistemleri, adı ne olursa olsun, bugün dünya üzerindeki bütün inanç sistemlerinin içerisinde bulunanlar, İslam hariç, bütün devlet sistemleri ve siyasi sistemlerin hepsi de bu kafir grubunun içinde.
İslam'ın haricindeki, İslam'ın haricindeki bütün inanç sistemleri, bakın bu ayeti kerimeyi böyle size tefsir edecek cesaretli bir kimseyi bulamazsınız. İslam'ın haricindeki bütün inanç sistemleri, İslam'ın haricindeki bütün devlet sistemleri, hepsi de bu kafirlerin tırnak içerisinde, bu kafir güruhunun içindedir.
Bunlar şimdi yeni yeni moda çıkıyor ya hani orada burada konuşuyorlar, işte onlar da ehli kitap. Bir kimsenin ehli kitap olabilmesi için o kimsenin İsa Aleyhisselam'ı Allah'ın peygamberi olarak görmüyorsa, o kimse ehli kitap değildir. Bakın o kimse ehli kitap değildir. Almanya'da kınlar, Hollanda'da kınlar, yurt dışında duranlar, oradaki İseviler'i ehli kitap zannetmeyin. Bir Yahudi'nin ehli kitap olabilmesi için Üzeyr Allah'ın oğlu hükmünden çıkması gerekir. Ve demesi gerekir ki Üzeyr de Allah'ın peygamberiydi.
Musa da Allah'ın peygamberiydi. Süleyman da Allah'ın peygamberiydi. Bütün Beni İsrail peygamberlerinin hepsi de peygamberiydi. Bütün. İsa Aleyhisselam da Beni İsrail peygamberidir. O yüzden İsa Allah'ın oğlu diyenler ehli kitap değildir. O yüzden ehli kitabı cennete koymaya çalışanlar bugün için. Bugünkü ehli kitabı da onlar da cennettik diyenler bu kafir güruhunun içindedir. Şimdi münafıklara uymayın diyor ya, şimdi oraya geleceğiz. Demek ki kafir olarak kimi nitelendirecekmişiz? Bugünkü dünya üzerinde İslam inancının dışında her kim kaldıysa hepsi de kafirdir. Bugünkü Hristiyanlar da, bugünkü Yahudiler de, bugünkü İbrahimiler de, bir kısım İbrahimi olduğunu iddia edenler var, onlar da.
Ve diğerleri, uzak doğu, yakın doğu, yok ta olmuş, yok hinduymuş, yok işte reenkarnasyona inanıyormuş, yok işte hımm yapanlara inanıyormuş, yok aaa diyenlere inanıyormuş, yok çark, ne o çakralarını açıyorlarmış, yok işte meditasyon yapıyorlarmış, hepsi de bunların külleyen kafir grubunun içinde. Din İslam'dır, kim Kur'an ve Sünnet'e iman ederse, o Müslümandır.
Kur'an ve Sünnet'e iman etmiyorsa, bugünkü dünya üzerinde o Müslüman değildir, o kafirdir. Ve İslam'ı kendisine ölçü etmeyen, İslam'ı kendisine ölçü etmeyen, hukuk sistemini İtalya'dan almış, işte evlilik hukukunu İsviçre'den almış, yok ticaret hukukunu Almanya'dan almış, yok bilmem ne hukukunu Fransa'dan almış gibi, siyasi sistemlerde, buna komünist sistem dahil, buna sosyalist sistem dahil, buna faşist sistem dahil, buna emperyalist sistem dahil, buna kapitalist sistem dahil, dünya üzerindeki İslam'ın dışındaki, İslam'ın dışındaki her sistem kafirdir.
Şimdi sıra geldi münafıklara. Münafık kimdir? Ayet-i kerimede diyor ki onlar Allah'a inandık derler senin yanında, sonra diyor senin yanından ayrıldıktan sonra bizim tanrılarımız iyiydi derler diyor. Münafık, hakaitte, inançta münafık, amelde değil. Bu inançta münafıklar, İslam'ın kuvvetli olduğu zamanlarda veya İslami partimiş gibi görünen bir kısım siyasi oluşumlar, hükümet idare etmeye başladığında, mantar gibi biterler, bunların aslında İslam'la hiç alakaları yoktur, Kur'an'la, Sünnet'te hiç alakaları yoktur, imanla hiç alakaları yoktur.
Bunlar bazı ayet, bunlar normalde Müslümanların yanına geldiğinde, bunlar selam verirler, Müslümanmış gibi davranırlar. Sonra mesela örneğin, bakara makara bir ayet sallayıp gidiyorum der. Veyahut da bu Müslümanlar, bu İslam'ın reforme edilmesi lazım der. 1400 yıl önceki hukukla bu hukuk olmaz derler. İleri bir demokrasi isterler, ileri demokrasinin de ilerisini isterler. Ne anlıyorlarsa bundan, hocası, şeyhi, siyasetçisi, ilahiyatçisi, imamı, diyanetçisi, dervişi, sufisi adına ne derseniz deyin. Bunlar, Kur'an'ı, Kur'an'ı bir tarafından didiklemeye çalışırlar. Anlamak için değil, eleştirmek için.
Hatta ayet-i kerimeleri inkar ederler. Bunlar, sünnet-i Resulullah'a laf söylerler, küçük görürler. Hadis-i şerifleri inkar ederler. Hadis-i şeriflerin hiçbirisi de onlar için sahih değildir, inkar ederler. Bunlar ayetleri inkar ederler. Bunlar otururlar, işleri güçleri yokmuş gibi. Kur'an'a evrensel mi bakalım, tarihsel mi bakalım, tarihsel bakalım, tarihsel bakarsak, Kur'an'ın bu tip tarihsel olan olaylarını kenara koyalım. Bunları gündeme getirmeyelim deyip, Kur'an-ı Kerim'in bir kısmını tarihsel deyip kenara atarlar. Bunlar Müslümanmış gibi görünen ama gerektiğinde bizle beraber namaz kılan, gerektiğinde bizle beraber de ömreye de gidebilir, hatta buraya gelip zikrullaha da katılabilir.
Bunlar da münafıklar. Bunlar adı Yunus'un dediği gibi dışı Müslüman içi kafir çok olur der. Bunlar da dışı Müslüman içi kafir olanlar. Dışı Müslüman içi münafık olanlar. İçi münafık bunların. Bunlar Kur'an'a ve sünnete iman ettik deyip, Kur'an ve sünnetin belirli yerlerini inkar eden, belirli yerlerini böyle olmaz diyen, böyle olmaması gerekir diyen, bu fikir bozukluğunu yaşayan, fikir bozukluğunu yaşayan, bunların fikirleri sarışın olan kimseler.
Bunlar en acımasız olanı, en zehirli olanı, en böyle yılan olanı, en hain olanı, en tehlikeli olanı bunlar. Bunlar bizdenmiş gibi görünen, bizdenmiş gibi davranan, ama Kur'an ve sünneti tabiri caizse delmeye çalışan, değiştirmeye çalışan, reforme etmeye çalışan, bazı ayetleri ortadan kaldırmaya çalışan, hadisleri inkar eden, hadislerle alay eden, bu zümre de münafıklar zümresi.
Bunların bazı hareketleri küfre gidiyor, bazı davranışları küfre gitmesine rağmen, bunlar bazen toparlıyorlar, işte dönmüş gibi yapıyorlar, ama bunlar münafığın ta kendileri. Ve bunlar da, Kur'an ve sünnete göre, hükmetmenin, bu zamanda mümkün olmadığını, ve bu zamanda böyle bir şeyin, olamayacağını söyleyen, bizdenmiş gibi görünen, şeyhler, alimler, siyasiler, bunlar.
Bunlar da kim? Bunlar da, münafıklar. İşte Allah, peygamberine diyor ki, ey peygamber, ey nebi, ey sevgilim, ey alemleri, senin yüzü su hürmetine yarattığım, dikkat etmen gereken bir şey var. Sakın bu konuda taviz verme. Sakın bu konuda, senin rahmetin, senin insanlığın, senin merhametin, senin hoş görünün, hoş görün, senin toleransın, senin o insan sevgin, öne çıkıp, öne çıkıp, kafirleri ve münafıklara, uyma noktasına, seni götürmesin.
Çünkü Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sevgide, mahlukatın en yücesidir. merhamette, mahlukatın en yücesidir. Afta, mahlukatın en yücesidir. ademiyette, yani insaniyette, en zirvededir. En zirvede. Meleklerin edeb ettiği, meleklerin etrafında pervane döndüğü, arş-i alanın kanatlarını, onun önüne serdiği, ilim, ilmin, ilmin, Allah'ın ilminin, bu tabirimi hoş görün, ve o da hoş görsün, Fırat Nehri gibi, her dem, manasına akıtılan, o Hz. Muhammed'i, Mustafa'ya diyor ki, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, sakın, kafirlere, ve münafıklara uyma.
Onlar İslam olsunlar, onlar, dini kabul etsinler diye, sen, onlara uyma. Onlar, dinle alakalı yumuşasınlar diye, sakın onlara uyma. Biz bu ayeti kerimelere bakarken, işte Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kafirler saçlarını uzatırdı, o kısaltırdı. Kafirler saçlarını kısaltınca, o uzatırdı. İşte kafirlerle bizi ayırt eden sarık dedi. İşte o Bedir'de sarığı sardı, kafirlerle Müslümanlar ayırt eden bir işaret oldu. Veyahut da, işte, kafirlere benzeyen, kafirlerin kıyafetlerine benzeyen, kıyafetler giymedi. Örneğin işte, Rumlar'da, örülen kumaşları aldı, Yemen'de örülen kumaşları aldı, ama onların kıyafeti gibi, bir kıyafete bürünmedi.
Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kıyafet olarak da, yeme içme adabı olarak da, ev adabı olarak da, hiç kafirlere uymadı. Hiç uymadı. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, masada yemek yemedi, örneğin. Yemedi. Oysa kafirler, masada yiyorlardı, o dönemde de. O yemedi, o yere oturdu. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, evini, süslemedi. Şataata, şatafata düşmedi. Eşyaları, gösterişli değildi ki, o zaman, kafirlerin gösterişli, evleri vardı. Gösterişli, ondan sonra, işyerleri vardı, gösterişli eşyaları vardı. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, öyle gösterişli bir evde yaşamadı.
Mescidinde de gösterişli değildi. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, mescidinde yağmur yağdığında, mescid çamur oluyordu. Bildiğiniz çamur oluyordu. Yağışlı havalarda, secde ettiğinde, yüzü gözü çamur içinde oluyordu. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, mescidi de gösterişli değildi. Yemesi, içmesi de gösterişli değildi. O hiçbir zaman, sofrasında iki çeşit, üç çeşit yemek yemedi. Sofrasında onun, iki çeşit yemek olmadı hiç. O hiç doymadı. O bu dünyadan doymadan, göçüp gitti. Ona sirke getirdiler, ne güzel, tamam dedi sirkeye. Ekmeğini sirkeye bandı, yedi.
o hiçbir zaman, hiçbir zaman kafir bir hayatın zerresini dahi yaşamadı. kıyafeti uymadı, kıyafeti uymadı, saç şekli uymadı. O Amerikan tıraşı nedir bilmiyordu. Saç şekli, hiçbir kafire uymuyordu. Yahudilere de uymuyordu, Hristiyanlara da uymuyordu. Kıyafeti, Yahudilere de uymuyordu, Hristiyanlara da uymuyordu. Yemesi, içmesi, Hristiyanlara da Yahudilere de uymuyordu. Onun ev eşyaları da, Hristiyanlara ve Yahudilere veya müşriklere uymuyordu. Hiçbirisine de uymuyordu. En önemlisi, en önemlisi, Mekke müşrikleri geldiler, dediler ki, ne istiyorsun?
İstersen gel seni, devlet başkanı yapalım. Bu devleti sen idare et. İstersen dediler, gel seni, hazinenin başına koyalım. Yani, Maliye Bakanı ol. İstersen devlet başkanı ol. İstersen Maliye Bakanı ol. Gel, bu devletin başında, devlet başkanı ol, dediler. Cevap muhteşem. Dedi ki, bir elime ayı verseniz, bir elime de güneşi verseniz, ben la ilahe illallah, Muhammed'in Resulullah demekten vazgeçmem dedi. Reddetti. Ama aynı nebi, Medine-i Münevvere'de, İslam devleti kurdu. Ve İslam devletinin, başına geçti.
Hem devlet başkanlığı yaptı, hem genelkurmay başkanlığı yaptı, hem Maliye Bakanlığı yaptı, hem hükmetti, İslam hukukuyla. Önce bunların hepsini, kendi zatında cem etti, topladı, sonra yetiştirdi, etrafındaki sahabeleri, yetiştirdikten sonra, yeni, İslam olan beldelere, onları, vali olarak atamaya başladı. ve her atadığı validen, ahit alıyordu. Diyordu ki, meşhur ya, Yemen'e vali gönderirken, neyle hükmeteceksin? Kur'an'la ya Resulallah, bulamazsan dedi, bulamazsan dedi, senin sünnetin ne ya Resulallah dedi, bulamazsan dedi, iştahat ederim ya Resulallah deyince, hoşuna gitti, tebessüm etti, ona dua etti, ve Medine'nin dışına kadar, onu uğurladı kendisi.
Demek ki, neyle hükmeteceksin dedi, Kur'an'la dedi, ondan sonra senin sünnetin ne dedi, sonra, ben iştahat ederim, burada bulamadıklarını iştahat ederim dedi. Hüküm var ise, hükmü Kur'an koyduysa, hükmü Kur'an koyduysa, orada iştahat hakkı hiç kimsede yoktur, ona iştahat etmeye kalkan kimse, ya cahildir, ya kafirdir. Eğer sünnet-i seniyede hüküm var ise, sünnet-i seniyede hüküm var ise, orada hiç kimsenin hükmetmeye, hakkı, cüreti olamaz, eğer o bir kimse hakkında bir şey, hadis var ise, o hadise tabi olması gerekir, olmazsa, o kimse münafık zümresinden olur. Kur'an'da bulamadı, sünnet-i seniyede bulamadı, sahabeler için söylüyorum.
Bizim için bulamadıklarımızı, biz mezhep imamlarından bakarız. bulamazsak, evet, bir iştahat eden var ise, o alim bizden ise, onun iştahatına tabi oluruz. Ve, en önemlisi, bu işin, dünya üzerinde, hem inanç noktasında, hem de siyasi noktada duruşu. biz şimdi, Müslümanlar, Peygamber, Sallullah Aleyhi Vessellem Hazretleri, sakalını bir tutam bırakırdı, biz de bir tutam bırakalım. Peygamber, Sallullah Aleyhi Vessellem Hazretleri, saçını şöyle keserdi, biz de öyle keselim. Hz. Peygamber, Sallullah Aleyhi Vessellem Hazretleri, böyle yemek yerdi, böyle yiyelim. Doğru mu?
Doğru. Namazı şöyle kılardı, biz de öyle kılalım. Doğru mu? Doğru. Orucu böyle tutalım. Doğru mu? Doğru. En büyük tehlike, en büyük tehlike, inanç ve siyasette. En büyük tehlike burada. Cenab-ı Hak, o nebiler nebisi, Peygamberine, Allah'tan kork, kafirlere ve münafıklara uyma derken, ne yazık ki, Ümmeti Muhammed, Ümmeti Muhammed, dişini misvaklamayı, önemsediği kadar, İslam'ın hukukunu, önemsemiyor.
Abdest alırken, parmak aralarını, hilallemeyi, önemsediği kadar, akaidle alakalı. Yani, inançsal meseleleri, ne yazık ki, önemsemiyor. Önemsemediğinden dolayı, ümmet dağılmış vaziyette. Ne yazık ki, Ümmeti Muhammed, haramı, haram olarak biliyor, ama Allah'ın, gözünün içine, baka baka, haramı işliyor.
Kur'an'ın, yasakladığını biliyor, Kur'an'ın, yasakladığını, bile bile, ve Kur'an'ın, haram ettiğini, bile bile, kendince, bir yol bulup, kendince, haramı, helallaştırıyor. Kendince, kendi kafasından, bir yol bulup, haramı, helallaştırıyor. En acısı da, bu. Siyasilerin, ve, kendilerini, dini, otorite olarak, görenlerin, düştükleri, büyük pislik, büyük necaset çukuru, bu. Büyük necaset çukuru, büyük pislik bu.
Allah, Ümmet-i Muhammed'i kurtarsın. Ve Ümmet-i Muhammed, ne yazık ki, ne yazık ki, Allah'ın haramlarında, Allah'ın haramlarında, titiz değil. Allah'ın koymuş olduğu, yasaklarda ve yasalarda, titiz değil. Resulullah sallallahu ve sellem, Hazretleri'nin koymuş olduğu ölçüye, uymak, Ümmet-i Muhammed'e zor geldiğinden dolayı, inkar yoluna sapıyor.
İnkar ediyor. Ben bunu yaşayamıyorum diyeceğine, inkar ediyor. Ben bunu yaşayamıyorum diyeceğine, inkar ediyor. Benim burada ihalelerim var. Benim burada mecbur yapmam gerekenler var. İşte benim almam gereken rüşvetler var. Benim almam gereken haramlar var. Benim yapmam gereken haramlar var. Deyip, kendine bir yol çıkarıyor. Ve o melanet yolunda, o cife yolunda, o lağım yolunda, yürüyor. Ve Ümmet-i Muhammed'e, kötülükten kapı açıyorlar. Ümmet-i Muhammed'e, melanetten kapı aralıyorlar. Ümmet-i Muhammed'e, lağımdan kapı aralıyorlar. Ve o lağımda, o lağımda, yaşaya yaşaya, ne yazık ki, dışı Müslüman, dili Müslüman olanlar, lağım farelerine dönmüşler.
O lağım fareliğini, lağımın içerisinde, yaşaya yaşaya, kendisini cennet bahçesinde zannediyor. Çünkü, lağım faresinde doğmuş, lağım faresinde yaşıyor. Ve lağım faresini, yaşadığının farkında değil, orayı kendisinin, cennet bahçesi zannediyor. Ve kendisini, lağımda yaşarken, lağım fareleri gibi, ne yazık ki, kendisini cennetlik görüyor. Ne yazık ki, kendisini mücahit görüyor. Ne yazık ki, kendisini sufi görüyor. Ne yazık ki, kendisini derviş görüyor. Ne yazık ki, kendisini bir cemaat ehli olarak görüyor. Ne yazık ki, kendisini İslami kesimde görüyor. Ama, ama, müşrikin dibini, şirkin dibini yaşıyor. Haramın dibini yaşıyor.
Haramı kendisine, helal ettireceğim diye uğraşıyor. Ve, bizim gibi konuşanları da, nasıl sustururuzun derdine düşmüşler. Bizim gibi düşünenleri, nasıl öteleriz, nasıl iteleriz, nasıl sesini keseriz, nasıl onun önüne, sert çıkarırızun derdine düşmüşler. Şeytanla ahitleşip, şeytanla ahitleşip, Kur'an ve Sünnet diyenlerin üzerine, tabiri caizse, kendilerince, Firavunca yürümek istiyorlar. Nemrutca yürümek istiyorlar. Çünkü, Kur'an ve Sünnet dendikçe, Allah'ın helalı bu, Allah'ın haramı bu, Allah'ın hükmü bu, Allah'ın hukuku bu.
Sünnet-i Seniye bu dedikçe, Nemrut ve Firavunlar, azıyorlar. Azdıkça azıyorlar, azdıkça azıyorlar. Ve, Ümmet-i Muhammed, suyun üzerindeki köpük misali, gücü yok. Ümmet-i Muhammed de, dolaptaki etini kaybetmemek için, Ümmet-i Muhammed de, devletteki işini kaybetmemek için, Ümmet-i Muhammed orada burada, aman benim gemim yürüsün, aman benim işim yürüsün diyerekten, yanı başında, gözünün önünde, akıp giden, o lağım, deryasına, ya kendisini de atıyor, ya da ona sessiz kalıyor.
Ve, onlara birisi, hakikati tebliğ edince, hocanıza söyleyin, biraz dilini kızsın oluyor. Onlara hakikati söyleyince, yani siz onu şeyh biliyorsunuz ama, biz onu seviyoruz. Söyleyin, hani, dili çok sevir oluyor. Yani, söyleyin, biz onu çok seviyoruz. Biraz daha böyle, makul konuşsun oluyor. hatta, arkadaşlara da bunu, ufak ufak lanse ediyorlar. Evet, Allah, nebisine dedi ki, kafirlere uyma. En yüksek seviyeden söyledi. Bu şu demek, ey iman edenler, ben o nebimi bile bu konuda uyardım.
Ona dedim ki, ey nebi, kafirlere uyma, münafıklara da uyma. Bu şu demek, ey ümmeti Muhammed, anneleriniz, anneleriniz, babalarınız, babalarınız, eşleriniz, çocuklarınız, mallarınız, rahat yataklarınız, lüks evleriniz, lüks arabalarınız, kazandığınız yüksek debili paralarınız, sizin ilahınız olmasın.
Sizin önünüze perde olmasın. Sizin önünüzde engel olmasın. Geldiğiniz makamlar, dünyevi makamlar, geldiniz, oturduğunuz koltuklar, sana şeyh diyecekler, sana mürşid diyecekler, sana hoca diyecekler, sana zakir diyecekler, seni sevecekler, seni el üstünde tutacaklar, sen yeter ki, onların suyundan git, onların yolundan git, sen yeter ki, yani ordaya bir yaptığın ufak bir iş var, onu gözünde büyüt, bu işin devam etmesi lazım, o yüzden bizim böyle davranmamız lazım, de, sen bir de etrafına ilmi siyaset yapıyoruz, de,
bizim geçinceye kadar, bizim ayıya dayı dememiz lazım, de. Ey canım kardeşlerim, ey ümmet-i Muhammed, ben 36 yıldır, o günü bekleyenleri tanıyorum, 36 yıldır o gelecek günle, insanları aldatanları biliyorum, 36 yıldır bu işler hallolcak, ayıya dayı diyelim, bu işler hallolcak, siyaset yapalım, bu işler hallolcak, biraz susalım, bu işler hallolcak, her yerde her şeyi konuşmayalım, bu işler hallolcak, gidelim onun önünde, el avuşturalım, el avuşturalım, gidelim onun yönünde, bu işler böyle halloluyor,
selam vermekle bir şey olmaz, el öpmekle dudak aşınmaz, gidelim önünde, el pençe duralım, 36 yıldır bunu dinliyorum ben, hiçbir şey olduğu yok, gavur gavurluğuna devam ediyor, kafir kafirliğine devam ediyor, münafık münafıklığına devam ediyor, korkaklar korkaklıklarına devam ediyor, soysuzlar soysuzluklarına devam ediyor, şerefsizler şerefsizliklerine devam ediyor, rüşvetçiler rüşvetçiliklerine devam ediyor, partinin adı değişiyor, rüşvet çarkı durmuyor, partinin adı değişiyor, fuhuş çarkı durmuyor, partinin adı değişiyor,
uyuşturucu çarkı durmuyor, partinin adı değişiyor, zulüm durmuyor, partinin adı değişiyor, zenginleşenler zenginleşiyor, devam ediyor, partinin adı değişiyor, bir bakıyorsunuz ki, her şey o tarafa geçmiş, partinin adı değişiyor, hukuk değişmiyor, partinin adı değişiyor, siyaset değişmiyor, partinin adı değişiyor, partinin adı değişiyor, diyanet değişmiyor, partinin adı değişiyor, ilahiyatlar değişmiyor, partinin adı değişiyor, tarikatlar değişmiyor, partinin adı değişiyor, Cemaatler değişmiyor.
Dün Mason Süleyman Demirel'in önünde el pençe duranlar, bugün Tayyip Erdoğan'ın önünde duruyor. Dün Ecevit'in önünde el pençe duranlar, bugün Tayyip Erdoğan'ın önünde duruyor. Demirel'in önünde, Ecevit'in önünde el pençe duranlar, cemaatler, tarikatlar, topluluklar. Ondan sonra Turgut Özal'ın önünde durdu, değişmediler. Turgut Özal'ın önünde el pençe duranlar, ondan sonra Refah Partisi'nin önünde el pençe durdular. Şimdi de Top Yük'ün AK Parti'nin önünde el pençe duruyorlar. Değişmedi, değişmedi. Ceza hukukun İtalyan, değişmedi. Senin evlilik de alakalı hukukun İsviçre, değişmedi.
Ekonomi hukukun Fransa, Almanya, neyse. Bu da yeni değil, bunu Cumhuriyet'in üzerine koymayın. Bu Osmanlı'da başladı. Mecelliyi ben cebimden çıkarmadım. Direkt Avrupa hukukunun Osmanlıca'ya çevrilmesidir mecelli. Bu Cumhuriyet'le başlamış gibi insanlara gösteriyor değil. Öncesi var, Osmanlı'dan var da. Cumhuriyet onun sonucu. O zaman için ülke, bu ne yapıyorsunuz dememiş Müslümanlar. Avrupa'nın kanunlarını Osmanlıca'ya çevirip bize getiriyorsunuz. Ne yapıyorsunuz dememişler. Şeyhler dememiş. Tarikatlar dememiş. O zaman ne yapıyorsunuz diye.
Alimler dememiş. Medreseler dememiş. Askeriye dememiş. Zaten demez. Çünkü onlar Cön Türklerin elinde. Sebateist. Bu yeni değil. Bakın, değişmiyor. 200 yıldır değişmiyor. 200 yıldır o lağım deresi, o lağım ırmağı akıyor ve yutuyor Müslümanları. Korkarım, 50 yıl sonra daha da bizi din üzerine daha kötü günler bekliyor. Korkarım öyle. Bu topraklarda, bu topraklarda, söylerken öyle söylüyoruz ya, ecdadın kanla, imanla yoğurduğu bu topraklarda, fuhuşun, kumarın, içkinin, zulmün, hukuk tarihisinde olacağına kim inanırdı?
Kimse inanmazdı. Değişmiyor canım kardeşlerim. Bu böyle devam ediyor. Ben de kendi nefsim için söylüyorum bunu. Cenab-ı Hak beni de son nefesime kadar, Kur'an ve sünnet seni yaşayan ve onu savunanlardan eylesin. Ben sizlerden duam ve istirhamım bu. Bunun dışında bir söylem, bunun dışında bir akaid, bunun dışında bir fikir kabul etmiyorum.
Bu konuda kardeşler, burası çok böyle bizim için uygun değil, siyasi konjüktüre de uygun değil, devlet konjüktürüne de uygun değil, benim başıma bir iş gelebilir diye düşünüyorlarsa, derslerini verip ayrılabilirler. Benim bu dilim durmaz çünkü. Başımıza iş açarız diye düşünenler, çok hiç bu konuda gönül koymam, hakkım da helal olur. Ayrılabilirler. Ben yolun başında da, Kur'an, sünnet, vatan, millet dedim. Şimdi de Kur'an, sünnet, vatan, millet diyorum. Ölünceye kadar da ben bu noktada duracağım. İkinci ayet-i kerimede, Cenab-ı Hak peygamberine diyor ki, Rabbinden sana vahyoluna uy. Kafirlere uyma, münafıklara uyma, vahye uy diyor peygamberine.
Bu şu demek, Ey ümmet-i Muhammed, ben o peygamberime dair, benden gelecek olan vahye uy dediysem, hepinizde vahye tabi olacaksınız. Hepinizde vahye uyacaksınız. Vahyin içerisinde hem Kur'an var, hem sünnet-i seniye var. Çünkü o heva ve hevesinden hiç konuşmadı. O yüzden de ne yapacak? Vahyeye uyacağız hepimizde. Bu toplulukta yol yürüyecek olanlar, bu toplulukta devam edecek olanlar, Kur'an'a, sünnete uyumayı taahhüt etmiş olarak kabul ediyoruz. O taahhütlerinde duracaklar, o taahhütlerini yerine getirecekler. O taahhütlerinden geri dönmek yok. Ya işte orada şöyle yapıyorlarmış, burada böyle yapıyorlarmış, biz onların hepsinden uzağız.
Biz uzak doğu inançlarından da uzağız. Biz batı inançlarından da uzağız. Biz sonradan olma, sonradan çakma inançlardan da uzağız. Bizim inancımız Kur'an ve sünnet. Bizim başkaca bir inancımız yok. Buna uygunsa kabul ederiz kendimizce. Buna uygun değilse kabul etmeyiz, red ederiz. Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdar olandır. Muhakkak ki Allah ne yaparsak yapalım, El-Habir ismi şerefiyle her şeyimizden haberdardır. Biz karanlıkta da bir şey yapsak, perde arkasında da bir şey yapsak, o esnada etrafımızdaki insanları kandırsak da Allah haberdardır, habirdir, O'nun intikamını alır.
Allah O'nun intikamını alır. Ve Allah'a tevekkül et. Biz Allah'a tevekkül edenlerdeniz. Biz gayret gösteririz, çalışırız, çabalarız. Allah için sever, Allah için iman eder, Allah için zikreder, Allah için koştururuz, Allah için birbirlerimizin ellerini tutarız, Allah için toplanır, zikrederiz, Allah için birbirimizi doyururuz, Allah için birbirimizi gözeteriz, Allah için birbirimizle beraber olmaya çalışırız.
Biz Allah için her şeyi yapmaya gayret ettiğimiz için Allah'a tevekkül ederiz. O bizim sahibimizdir. O bizim malikimizdir. O bizim koruyucumuzdur. O bizim önümüzü açandır. O bizim arkamızı toplayandır. O bizim yanlarımızı sağlamlaştırandır. O bizim aynı zamanda da vekilimizdir. Bizim görmediğimizi bize gösterir. Bizim duymadığımızı bize duyurtur gerekli olanı. Ve o bizim vekilimizdir. Bizi vekil olarak savunur. O bu topluluğun komple vekilidir. Bu topluluğe kim ihanet ederse, o ihanetin intikamını alacak olan Allah'tır. Bu topluluğe kim zarar verecekse, bu topluluğe zarar verecek olanın intikamını alacak olan Allah'tır.
Bu topluluğe kim hizmet edecekse, bu topluluğun sahibi Allah'tır. Mükafatlandıran da Allah'tır. Hasbinallahu enimel vekil deriz. Bizim her şeyimize vekil olan odur. O ne güzel vekildir. O yüzden topluluğumuzu kandırmaya çalışan kendini kandırır. Topluluğumuzu satmaya çalışan kendini satar. Adımızı kirletmeye çalışan kendi adını kirletir. Bu topluluğun adını kirletmeye çalışan kendisini kirletir. Biz bu dünyanın geçici olduğuna iman edenlerdeniz. Son nefes geldiğinde, o ölümle yüzleştiğimizde, herkesin hesabını, kitabını vereceğine inananlardanız. Zerrece haksızlık yapanın, haksızlığının cezasız kalmayacağına, zerrece iyilik yapanın, iyiliğinin de mükafassız kalmayacağına, iman etmişiz.
Öyle yaşamışız. Demişiz ki, Ya Rabbi, bizleri hayırda kullan. Bizleri iyilikte kullan. Bizleri imanda kullan. Bizleri İslam'da kullan. Bizleri hakikatinde kullan. Bizleri katından ilimlendir. Bizleri katından rızıklandır. Bizleri katından nimetlendir. Bizleri katından koruduklarından eyle. Bizleri katından muhafaza ettiklerinden eyle. Bizleri katından lütfettiklerinden eyle. Bizim dilimize katından lütfeyle. Bizim kalbimize katından lütfeyle. Bizim vücudumuza katından lütfeyle. Bizim nefesimize katından lütfeyle. Amin diyen dillerimizi nar-ı cehennemden azat eyle. Amin diyenlerimizi cemalullahına kavuşturduklarından eyle.
Amin. Ecmain. Allah hepinizden razı olsun. Amin. Sorulara zaman kalmadı herhalde. O yüzden soru yazan arkadaşlar haklarını helal etsinler. Allah razı olsun inşallah. Birine cevap versek öbürkünleri de vermek zorundayız. O yüzden soruların hiçbirisine bakmıyoruz inşallah. Eftali zikir fa'ale mennehu la ilahe illallah. El Fatiha mâs-salâvata.
Amin. Ecmain. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi