Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 11.11.2021
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Kasım 2021 · 40:40
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi Kur'an ve sünneti seneye sımsık yapışanlardan eylesin, cümlemizi buradan bu gecenin sonunda bütün geçmiş günahları affolduğu gibi hayra çevirilenlerden eylesin, Rabbim cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele edenlerden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, inşâAllah.
La mekan âlemi nedir, oraya nasıl varılır? La mekan dediği mekansızlık, burası sadece Allah'ın zatına aittir. Bununla alakalı bazen işte la mekana ulaştığını söyleyenler, iddia edenler olmuş, bütün kün denildiğinde, yaratılışa mazhar olan, yaratılışta vücut giyen, bütün eşyanın mekanı vardır. Mekansızlık yoktur.
O yüzden mekansız olan Allah'ın zatıdır. Bir kısım sufiler, hani la mekana ulaştık, yani mekan yok, mekansıza ulaştık derler. O, hani, doğru bir söz değil. Bu fakir onu doğru görmez. Çünkü mekansızlık, la mekan olma, Allah'ın kendi zatı uliyetiyle alakalı. Bunu bazı eserlerde böyle, sufiliğin ilk başlangıçlarında okuduğumuz bazı eserlerde gördüm ben de bunu.
O yüzden bu böyle mekansızlık dendiğinde, o kimsenin bütün varlıktan, bütün varlıkla alakalı hiçbir şeyin olmadığı bir noktaya geçmesi lazım. Bu biraz, Kur'an sünnet tarihisinde doğru bir zemin değil. Kişi bir konuyu açıklarken, biz bunu ayet bile olsa reddederiz derse küfre düşer mi?
Bu konusuna bağlı bir şey olabilir. Yani, bu nasıl konusuna bağlı bir şey olabilir? Mesela işte, Kur'an-ı Kerim belli. Kur'an-ı Kerim'den bir ayeti bir kimse inkar etse, reddetse küfre düşer. Bu kesin. Ona tecid-i iman, tecid-i nikah gerekti. İddia ederse, katli vacip olur. Şimdi, İslam hukukuna göre. Ama mesela, bir konuda bir kimse hani, böyle bir kinayı kullandıysa, hani, böyle bir ayet olması mümkün değil. Allah böyle bir ayet indirmez. Yani, dese, bu manada mı söyledi? Hangi manada söylendi bilmiyorum ama, bu söz tehlikeli bir söz. Çünkü Allah, Kur'an-ı Kerim'de istediği ayeti indirmiş.
O yüzden, hani, ayetleri indirdiyse, hani, bir daha ayet gelmeyeceğine göre, bir daha Kur'an gelmeyeceğine göre, hani, böyle bir ayet indirilse, biz buna iman etmeyiz. Hani, sözüyle, kastıyla söylendi mi? Yoksa, bir konuyla alakalı mu söylendi? Bunu tam olarak bilmediğimden bir şey diyemem. Ama şu kesin. Bir kimse, herhangi bir ayeti inkar ederse, herhangi bir ayeti inkar ederse, herhangi bir peygamberin peygamberliğini inkar ederse, herhangi bir peygamberlere indirilen bir kitabı inkar ederse, küfre düşer.
Hadislerin hepsini, künhünü inkar eden, hepsinde sahih değil diyen de küfre düşer. Allah muhafaza eylesin. Ama bu böyle, bu arada, bu ara meşhur moda oldu. İşte birileri çıkıyor, hani, bu Allah'ın ayeti olamaz diyor. Mevcut Kur'an-ı Kerim ayeti için söylüyor bunu. Burası parantez içerisinde farklı bir şey. Bakın, mevcut Kur'an-ı Kerim için, mevcut Kur'an'dan bir ayet için, bu Allah'ın ayeti olamaz diyor. O küfre düşüyor, bu kesin. Ama küfre düştü, o kimse, hani, bunun basına açık, veyahut topluma açık küfre düşerse, yine topluma açık bir şekilde, tecdid iman ettiğine dair, onun beyan etmesi lazım. Biz öyle bir beyan etti, etmedi, bilmiyorum.
Ama öbür türlü, o beyanı etse, millet de bu beyanı duymasa, insanlar dese ki, bu küfür ehli hakkıdır. Ama, biz bunu, ayet bile olsa reddederiz sözü, hani, neyle alakalı, neyle söyledi, buna bakmak lazım. Ama tekrar söylüyorum, yine de sıkıntılı ve tehlikeli bir söz. Bakın, tekrar söylüyorum bunu, sıkıntılı ve tehlikeli. Bu, böyle, Allah muhafaza eylesin, konuşulmaması gereken şeyler. Kıymetli kardeşler, ayetler hakkında, Kur'an-ı Kerim hakkında, imani meseleler çünkü, hadis-i şerifler hakkında, peygamberler hakkında, hani bu imanın, şartları var ya, bunların üzerinde, insanlar böyle, hani, bir şeyi anlatmak için, onların üzerinden kinaye dahi yapması, çok hoş değil.
Yani, böyle, toplum içerisinde, şey olur ya, işte, sen ayet olsaydın, sana inanmazdım. Küfre düşüyor aslında. Sebep? Yani, varlığın hepsi de, Allah'ın ayeti. Varlığın hepsi de, Allah'ın ayeti olunca, bu sıkıntılı sözler bunlar. Uzak durmak lazım. Yani, biz bunu, ayet bile olsa reddederiz, çok tehlikeli bir söz. bu konuyu bilen var mı? Bugün hangi konuyla alakalı? Şey verin. Bu kişi bir profesör, Ümmet-i Muhammed'in, 72, 73 fırkaya bölünceyle alakalı, konuya imani noktadan değil de, her cemaat kendisine çekiyor.
Noktasında, bunu açıklarken diyor ki, bu noktada diyor, hani, bir ayet olmuş olsa dahi bu konuda diyor, biz bu konuyu diyor, aklen reddederiz. Bu ayeti aklen reddederiz diyor. Yani, herhangi bir konuyu, bu konuyu açıklayan bir ayet olmuş olsa, tam videoyu atayım ben size isterseniz, aklen bu, böyle bir ayet var olmuş olsa dahi, aklen bu ayeti reddederiz diyor. Böyle bir ayet olmuş olsa, aklen reddettiğinde, küfre düşecek. Bu varsayımlı konuşuyor. Yani, ben, normalde, orucu bozmayı düşünüyorum. Orucu bozuldu mu? Hayır. Böyle bir şey olsa, böyle bir ayet olsa, aklen reddederim. Ayet olursa reddedecek. Ayet olmadığına göre, reddiyet söz konusu değil. Küfür fetvası çıkmaz buradan, biraz zor.
Yani, örnekliyorum işte, bu akan ırmaktan su içmeyin, ayeti dahi olsa, işte, aklen bu reddedilir dediğinde, böyle bir ayet yok. Tekrar söylüyorum, yine tehlikeli bir nokta. Yani, ayetlerin üzerinden, bu söylenmemiş olsa, hoş olur. Çünkü bunu, normalde, hani, ince perdeden, bunu bir kimse düşünmez. İnce bir perdeden, düşünmediği için, o kimsenin, küfrüne fetva verir. Küfrüne fetva verince, kendisi küfre düşer. Tehlikeli bir durum. Allah muhafaza eylesin. Yani, böyle bir ayet olsa dair, bunu aklen reddederiz. Yani, ne yapacaksın? Ayetler aklına uymazsa, redmedeceksin. ona sormak lazım. Kur'an'da hangi ayet, aklına uymadı?
Aklına uymayan ayetleri, redmedeceksin diye, sormak lazım. Tehlikeli. Tehlikeli, tehlikeli, tehlikeli. Allah muhafaza eylesin. Annemin, babamın bana bir şey söylediğinde, karşı çıkıyorum. Bunun sonunda, öf diyorum, bunun günahı var mı? Var. Allah'tan sonra, itaat babaya gelir. Allah'tan sonra, babaya itaat gelir. O yüzden, bir baba, bir erkek evladına, bir şey söylerse, otomatikman kabul edecek. Kız evladı, evleninceye kadar, babanın, çatısının altında, kız evladı da, babaya itaat edecek.
Kız evladı, evlendi, o zaman, kocasına itaat edecek. Babaya itaati kalmalı. Kocaya itaati devam etti. O yüzden, bir kimse, babasına itaati, farz. Kur'an sünnet tarihisinde, bir çocuğun, babasına hayır deme, lüksü yok. Anne ise, anneye normalde, anneye itaat yoktur. Anneye bakım vardır. Anneyi üzmemek vardır. Hoş tutmak vardır. O yüzden, normalde o kimse, anneye değil, babaya itaat eder. Anneye de merhamet eder. onunla ilgilenir. Resulullah Efendimiz, ben ilmin şehriysem, Ali de kapısıdır, buyurmuştur. Bu halde, Kur'an ve sünnet, ilmin şehri ise, üstad da kapısı hükmündedir, diye düşünürsek, mahalle dersi yaptıran kardeşlerin, hadis ve fıkıh hukumanın yanında, üstadlarıyla olan, anılarını, üstadlarının edebini, adabını anlatmaları, diğer kardeşlerin, üstad olan muhabbetlerini, ve rabıtalarını arttırmaz mı?
Arttırır, söz tehlikeli. Bu yani, Kur'an, sünnet ve ilmin şehri ise, üstad da kapısı hükmündedir, diye düşünmek. Bu böyle, ben ilmin şehriysem, Ali de kapısıdır, sözünü, hadis-i şerifin, çağrıştırdığı için, tehlikeli. Evet, yani, bir kimse, üstadıyla geçirdiği zamanla alakalı, edep, adabla alakalı, anlatabilir mi? Evet. Bununla alakalı, hani, sen, geçmiş peygamberleri de an, onu da anlat, bunu da anlat, şu peygamberleri de anlat, ayeti kerimesini, sufiler kendilerince, ölçü yapmışlar, ölçü yaparaktan, geçmiş üstadlarının, üstadlarının veya üstadının, menkıbelerinin anlatılabileceğine dair fetva vermişler. Sıkıntı yok. Siz olmadığınız zaman, koltuğa oturmak istiyorum.
Üç haftadır aklıma takıldı. Mustafa Mercan, buraya mı oturacaksın? Yoksa oradaki koltuğu var. Buraya mı oturacaksın? Gel otur ya. İstersen gel, şimdi otur. Bu koltuğa oturanın, dedikodusunu çok yapıyorlar bak. Yok koltuk şu kadar şataf attı da, bu kadar gösterisi de. İstiyorsan gel otur. Meraklı san valla. Bela, musibet, hastalık en çok peygamberlere verilir diyebiliyoruz. Peygamberler günahsız zaten. Allah'ın peygamberlere bela, musibet, hastalık vermesinin hikmeti nedir? Sevdiğinden. Seviyor ya.
Sevdiğine verir. Şimdi bu toplum içerisinde, tersinden anlaşılır. Yani birisinde bela, musibet çoksa, herkes ondan uzak durur. Bu sıkıntılı bir adam der. Oysa, hani genel olarak, peygamberlere, hep vermiş, bu bir uzun, hadisi, kutsi, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretler, ateşler içinde kıvranırken, sahabe soruyor. Hani senle mi böyle acı çekeceksin diye, o zaman Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, bu hadisi kutsiyi beyan ediyor. Diyor, belanın, musibetin çoğu, peygamberlere. Ondan sonra, işte, peygamberlerin yolundan giden velilere, evliyalara. Ondan sonra da diyor, onun etrafındaki insanlara. Şimdi, bu hadisi kutsi, o yüzden belanın çoğu kimeymiş?
Peygamberleriymiş. Ondan sonra kimeymiş? Allah'ın dostlarına, velilerine, mürşitlerine. Ondan sonra kimeymiş? Onların etrafında olanlara. Ben böyle zaman zaman diyorum ya, uzak durun benden. Yani, bulaşmayacak olan şey, bulaşır size. Yani, ateşin yanında durursan, sana bir kıvılcım sıçrar. Sıçrar. Sıçramaması mümkün değil. Yani, o, gayrı kabul bir şey. E, şimdi insanlar böyle, ateş böceği gibi de, yakın olmak ister. Yakın olunca da, ben, herkese uyarırım, söylerim. Uzak durun. Yani, muhakkak bir sıkıntı, bulaşır size. Muhakkak bulaşır. Yani, sık gelip gidersen, işte, polisin, dikkatini çeker.
Bu adam neden, sık gelip gidiyor? Bir şey mi var? Ondan sonra, sık görüştün, kimsenin telefonları dinlenebilir. Yani, aralarında ne var? Bunlar, olan şeyler. Öyle olunca, ha, benim bir, saklım gizli mi var? Değil. Ben, bu konuda, denilebilir ki, Türkiye'nin en rahat adamıyım. Yani, izlenilmekten, dinlenilmekten, rahatsız değilim. Hatta, memnun oluyorum. Yani, varsa kafalarında şüphe, çünkü, şüpheleri gitsin. Oo, Halit, mübarek olsun ya. Yakışmış ya. Hemen kendini güzele koydun, maşallah, subhanallah. Vallahi, bir deve eksik, Halit. Ne zamandır, Çanakkale'nin, deve güreşini atmış, Hacı Oktay bana.
Vallahi, atmış, Oktay sıralamış, seç, beğen al diye. Ne yapalım, alacağız artık, bir deve böyle giderse, ne olacak? Parayı kim yiyecek bizim ya? Nasıl olsa, sayamıyormuşuz, ne kadar olduğunu bilmiyormuşuz. Ahmet, bir de at alayım, Demirtaş'tan. Vallahi, boyuna biniyorsunuz, boyuna görüntü atıyorsunuz. Dıkıdık, dıkıdık, rahvancıları toplamışsınız. Bizi bekliyorsunuz, beni bekliyorsunuz. Tamam ya. Bundan sonra öyle ya, nerede at koşusu var, orada, nerede devi güreşi var, orada. Ne yapalım, yeter, 60'ına kadar. Böyle yaşadık, 60'ından sonra biraz keyif edelim ya, değil mi? Tamam. Horoza da gideriz, bir tane güzel bir pehlivan horoza alalım. Zaten kafeyi kıracak millet böyle, bu nasıl şey diye.
Ben sanki şeyhim demişim gibi millete, bu nasıl şey diye tutturuyorlar. Ya ben şeyhim demedim ki. Var mı benim ağzımdan böyle bir şey duyan? Bitti. Çok güdük çıktı sesiniz ya. Gerçekten ağzımdan duyan var mı böyle bir şey? Hayır. Aman aman. Evet. Bu hadisi kudsi de diyor ki, bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kas, evet bunların hepsi de çoğu, peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındaki müminlere.
Oradaki ibare önemli çünkü, müminlere diyor. O zaman velilerin etrafında kim kalmış oluyor? Mümin olanlar. Bir velinin etrafında mümin olanlar kalır. O sıkıntıya ancak mümin çünkü göğüs girer. Mümin olmayan, gönlü münafık olan, zayıf olan, kuvvetsiz olan, imani noktada. Ben biraz onları arttırıyorum böyle. Sütünde sıkıntı olan, kanında sıkıntı olan, yolda şey atar, kayış atar. Cevdet'in demesine göre. Cevdet diyor ki, o oğlan kayışını atmış diyor. Kayış atar, yoldan çıkar. Zordur ama, ben kimseyi küçük görmem. Gerçekten zordur. Ben o yüzden ders verirken arkadaşlar ederim. Yakmayın başınızı.
İyi düşündünüz mü? Bir daha düşünün. Bir daha istihar yapın. Bir daha rüyanızda görmeye çalışın. Öylesi ders alın. Yol kolay değil. Yani bildiğini unutuyorsun yolda. Sen diyorsun ki buradan gidilmesi lazım. O sana diyor ki şuradan git. Sen diyemiyorsun ya buradan gidilmesi lazım diyor. Sana oradan git diyor. Oradan gidiyorsun. Ben bazen arkadaşlara zaman zaman söylüyorum ya. Ben derviş olduğumda, intisap ettim de böyle yol bilmez, yoldan bilmez, hayat bilmez bir şey noktada değildim. Ben o zamana kadar bir hayli bahar otu yedim de geldim. Enteresan şeyler yaşanıyor.
Sen biliyorsun onun neyin ne olduğunu ama o sana diyor ki buradan git. Sen bildiğini vazgeçiyorsun, yutuyorsun. Oradan git diyor, oradan gidiyorsun. Halbuki bildiğin var. Bildiğin sana o esnada iş görmüyor. Bu kolay bir şey değil. Bazen örnek diyorum ya. İşte Ümredeyiz eyvah dedim döndüm geri. Ne oldu dedi. Efendim krem sürüyordum dedim. Onu unuttum dedim. Krem caiz değil dedi. Halbuki ihrama niyetlenmedik daha. Ben dedim ki bana caiz değilmiş demek ki. Kapıyı kilitledim. O esnada İzmir'in zâkirine demiş ki, caiz olduğunu biliyor kendi sâ demiş. Kuduri ezberinde demiş.
Demiş bak koltuğunun altından ayırmıyor kuduri demiş. Ezberinde kuduri demiş. Ama demiş tabi olur böyle demiş. Bak bırakır demiş. O arkadaş geri kaldı sonra gruptan. Bana dedi ağabey ne yaptın dedi. Dedim ne yapacağım sürmedim. E dedi hani caiz mi dedi. Bana caiz değilmiş dedim. Bak bana caiz değilmiş dedim. Ya dedi aynı şeyi söyledi bana da ya dedi. E dedim böyle. Bir yere intisap ettiysen, onu şeyh olarak, mürşid olarak kabul ettiysen, haram olmadığı müddetçe sen ona tabi olacaksın. Harama tabi olmaz. Haram mı? Tabi olunmaz ona. Ama geri kalan söyleyecek bir lafın yok. O yüzden o sıkıntı ona da bulaşır.
O da ondan bir nasibini alır. Allah muhafaza eylesin. Ben o yüzden arkadaşlara derim. İyi düşünün. Rüyanızda görmedikçe bir yerden intisap etmeyin. Hani rüyanda görmedin. İntisap etme kardeşim. Rüyanda kimi görüyorsan git ona intisap et. İşte ona vermişlerdir. Vermişlerdir. Doğrudur. Mübarek olsun. Ben rüyamda görmem lazım. Hani geçen hafta da dedim ya. Rüyanda gördün. Git icazetini de sor. Rüyanda gördün. Git Kur'an ve sünnet tarihisinde hangi noktadalar. Onu da araştır. Rüyanda gördün. Eyvallah git bak bakalım. Para toplanıyor mu? Pul toplanıyor mu? Akçeli işler var mı? Orada ticaretle alakalı dervişlere zarar vermişler mi?
Şu bu olmuş mu? Git sor soruştur araştır. Adam 4-5 trilyon parayı alıp kaldırıyor. İstanbul'da, Bursa'da, Anadolu'da. Dervişlerden. 2 trilyon, 3 trilyon, 5 trilyon. Kimi ev aldırıyor kendine. Kimi dergah yaptırıyoruz diyor para topluyor. Kimi kurs yaptırıyoruz diyor para topluyor. Kimi Kur'an kursu yaptırıyoruz diyor para topluyor. Topluyor millet. Bütün herkes toplamanın derdine düşmüş zaten. İstemenin derdine düşmüş. Ha bire istiyor herkes. Ha bire istiyor. Ama örtülü ama örtüzsüz istiyorlar. Topluyorlar bana. Allah muhafaza eylesin. Ne yapacaklar bunca parayı bilmem. Allah'a verecekleri hesabı da mı düşünmüyorlar?
Ne yapıyorlar bilmiyorum. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden araştırın, araştırsın insanlar. Gitsinler öylesi dersi alsınlar. Yol uzun çünkü. Allah muhafaza eylesin. Bu yol bir de hani makamdır, mevkidir, paradır, puldur, şandır, şöhrettir. İstenilmeyecek bir yol. Bizim yolumuzda istenmez. Yok bana halifelik verir misin? Yok beni nakip eder misin? Yok bana icazet verir misin? Yok işte bize de icazet vereceksin mi? Yok işte birisi rüyasında görse kendi kendine ona icazet verir misin? Bizim yolumuz böyle değil. O yüzden makam, mevki, şan, şöhret, mal, mülk istenecek, toplanacak bir yerde değiliz biz. Biz bir taraftan çok zenginiz.
Bir taraftan da biz zengin değiliz. Böyle hani miltü milyoner veyahut da işte trilyonluk varlıklara sahip kardeşler yok bizde. Biz o manada fakir fukara bir dervişiz. O yüzden böyle bir şey de umuyorsa, düşünüyorsa insanlar yok böyle bir şey. Biz böyle milleti evlendirelim. Yok işte evini alalım, barkını alalım, borçlarını ödeyelim. Böyle bir durumumuz yok. Yok ona iş bulalım, bir tarafı işe katalım. İşte belediyede, valilikte, hükümette orada burada tanıdıklarımız var. Yok öyle bir şey. Hatta bizim ismimizi bile anmayın. Bir işiniz olacaksa olmaz. Bizi sevmezler çünkü. Yani gitseniz belediyeye veya resmi kurumlara. Yani biz deseniz ki tasavvuf vakkına gidip geliyoruz.
İşiniz olacaksa olmaz. Mümkünse hiç söylemeyin. Hatta tanımıyoruz deyin. İsteyim bu konuda. Olacak olan işiniz olmaz. Sevmiyorlar bize. Hamdolsun. Veli, mümin insanlara bela, musibet ve hastalıkları Allah'ın istemeden vermesinin hikmeti nedir? Seviyor ya, şeyh efendinin tabiriyle tabak sevdiği deriyi yerden yere vurulmuş.
O yüzden sevdi mi, maşallah Fırat nehri gibi akıtır. Hayır ve şer'in Allah'tan olduğuna inanıyoruz. Hayırı nasıl anlamalıyız, şer'i nasıl anlamalıyız? Senden bir kötülük çıktıysa senden bir şer çıktı. Başka bir şer yok. Sen ona bak. Bu gelen bana şerdi dersen Allah'la olan dostluğunu bozarsın. Allah'la olan dostluğunu bozmak istemiyorsan geleni şer olarak görme.
Geleni şer olarak gören herkes Allah'la olan dostluğunu bozmuş olur. Kim olursa olsun. Biz başımıza gelen her türlü şeyi hayır görürüz. Dışarıdaki insanlar onu bela, musibet, hastalık, darlık, gam, kasvet olarak görür. Biz başımıza geleni hayır olarak görürüz. Bu tip şeyleri. Hastalık gelmiş. Geçmiş günahlarına kefaret. Biz günahımız yok diye düşünmeyiz. Aslında onun bir çıt üstüne senin makamını yükseltiyor. Bir sıkıntı geldiyse sana geçmiş günahlarına kefaret ya da derece makam atlatıyor sana. Şimdi biz sufi terbiyesi olarak kendimizi derece alıyoruz, makam atlıyoruz. İşte nefis meratiplerine geçiyoruz diye düşünmeyiz.
Ne düşünmeyiz? Deriz ki bizim bir günahımız var, günahımız temizleniyor. Biz her başımıza gelen olumsuzlukları kendimizce hayır olarak görürüz. Temizlendiğimize inanırız. Hani hadis-i şerif var ya müminin başı ağrırsa ona hayırdır, ayağına normalde bir taş alsa ona hayırdır diye hadis-i şerif var. O yüzden bir sıkıntı, bir problem, herhangi bir başınızda bir handikaf var ise bu hayırdır sizin için.
Onu selametle karşılayın, isyan etmeyin. Ona karşı mühtan etmeyin. Ondan kurtulmaya çalışmamak yok. Ondan kurtulmaya çalışın ama isyan etmeyin. Onu kötü görmeyin. Allah muhafaza eylesin. Mürşidi kamil bir insana küfreden, söven birisine karşı davranışımız nasıl olmalı? Zaten o bulacağını bulmuş ya. Ona hiçbir şey gerek yok. Bir kimse bir mürşidi kamille sövüp küfrediyorsa, Allah son nefesinde yardım etsin ona. Onun son nefesi tehlikeli. Bütün büyükler, bütün ehli tasavvuf, komple hatta alimler fıkuha kesinlikle hükmetmiş. Bir kimse bir evliyaya, bir veliye, bir mürşidi kamille küfreder, hakaret ederse imanı gider diye.
Allah muhafaza eylesin. Bu insan öldüyse o insana karşı tavrımız nasıl olmalı? Biz hüsnü zan besleriz. Kulağımızla duyduk mu? Duymadık. Kulağımızla duymadığımız için biz hüsnü zan besleriz. Allah deriz ki bildiği gibi yapsın. Taksiratını affetsin. Aff olacaksa. O yüzden bu konuda sufiler bu tip insanların üzerine lanet okumazlar, bela okumazlar. Bu tip insanların üzerinde kendilerince günaha girmemeye gayret ederler. Ama bugün toplumda çok zaten bunlar. Allah muhafaza eylesin. Aslında o kimseler bu hangi üstad ise, hangi mürşidi kamil ise gidip helallaşmaları lazım. E onlar da zaten o kinle helallaşmıyorlardı zaten. Onlarla gidip görüşmüyorlardı, konuşmuyorlardı.
Böyle göçüp gidiyorlar bu dünyadan. Yapacak bir şey yok. Dost olamıyorsan hiç olmasa düşman da olma. Mümin insanlar. Yani bugün kolay değildir bir topluluğun başına geçip onlara böyle doğru yolu sevk etmeye çalışmak. Onlara Kur'an sünneti anlatmaya çalışmak. Fi sebilillah onlarla haşır neşir olmak. Kolay bir şey değildir. Bir insanın iki üç tane evladı oluyor da iki üç tane evladı ile baş edemiyor. Yani şu anda evli olan, bir sürü çoluk çocuğu olan arkadaşlar var. Yani kendi evladı ile baş edemiyor insan bu zamanda. Kendi oğlu ile, kendi kızı ile baş edemiyor. Çocuğun senin işte her gün evinde, sen kendi çocuğun ile baş edemiyorsun. Ama bir üstad düşünün, bir veli zat düşünün, etrafında binlerce insan var.
Hepsinin derdi ile uğraşıyor, hepsinin sıkıntısı ile uğraşıyor. Hepsinin uğraşabildiği yere kadar, hepsinin her şey ile uğraşmaya gayret ediyor. Yani kendi kendinizi, kendiniz hesaba çekin. Kaç çocuk var? İki tane. İki tane çocukta bocalıyorsun. Yani günde üç tane dert dinleseniz yeter sizin, gününüzü çökertir sizi. Yani düşünebiliyor musunuz her gün on tane dert dinlediğinizi?
Bir de bunun otuz yıl olduğunu düşünün. En azından söylüyorum bakın, en azından telefonda on kişinin derdini dinleseniz. On tane de mesaj okusanız, bunun otuz yıl olduğunu düşünün. Elli yıl olduğunu düşünün. Bayanı, erkeği, çocuğu, genci, genç erkek, genç kız, işvereni, işçisi, iş batıranı, hanımı kaçanı, adamı kaçanı, çocuğu kaçanı, çocuğu uyuşturucuya düşeni.
Yani bunu bir düşündüğünüzde, bu toplum böyle, şimdi burada her şey süt liman değil mi? Kaymak gibi. Öyle değil toplum. Ben şu kadarını söyleyeyim. Buradaki topluluk elmanın içerisindeki kurt gibi. Ben neden diyorum bin tane kızım olsa bir dervişle evlendirmek isterim.
Bin tane oğlum olsa yine bir dervişle, derviş almak isterim. Öyle dışarısı böyle sizin bildiğiniz gibi değil yani. Toplum bu kadar çökmüş vaziyette. Benim isyanım, benim feveranım biraz da oradan. Yani bunu normalde arkadaşlar, bunlar hani kendilerince belki de şöyle düşünebiliyorlardır. Ya çok feveran ediyor. Ben kendi kendime bazen kendimi böyle hesaba çekiyorum. Hani fazla mı feveran ettim diye. Ama değil. Değil. Toplum komple huşun, uyuşturucun, uyuşturucunun, zevk-i sefanın, israfın, gösterişin pençesi altında inim inim inliyor. Bakın inim inim inliyor.
O zevk-i sefayı, o gösterişi, o şatafatı yaşayabilmesi için olağanüstü bir para kazanılması lazım. O parayı kazanmıyorsa evin adamı, kadın veya kızlar kendilerine başka yol seçiyorlar. Çok rahat herkes. Çok rahat herkes.
Adam eşine gerekli hani farzları yerine getirmesi yetmiyor bugün. Bazı kesimdeki bayanlara, kadınlara. Adamın farzları yerine getirmesi. Yani evin iaşesiyle alakalı evin kirasını ödüyor mu? Var elektronik suyunu, doğalgazını ödüyor mu? İşte makul bir şekilde geçimini sağlıyor mu? Sağlıyor. Daha ne? Diyorum ben. Daha ne istiyorsun? Ben de herkes gibi bir restorana gidip yemek yememeli miyim? Ben de herkes gibi bir alışveriş merkezinden bir şey almamalı mıyım? Bunun yolu haram değil. Bakın bunun yolu haram değil. Ama çok rahat harama gidiyor kadın.
Veya erkek harama gidiyor. Çok rahat. Ya bir insan kendi evladını pazarlar mı? Kendi evladını pazarlıyor. Kadın kendi evladını pazarlıyor. Kadın kızını boşatıyor, pazarlıyor. Böyle toplum şu anda. Bakın toplum şu anda böyle. Ve bu gün geçtikçe artıyor. Gün geçtikçe artıyor. Gün geçtikçe artıyor. Derinleşiyor. İnsanlar çok özür dilerim ama böyle konuşmak istemem. Gün geçtikçe hayvanlaşmıyor. Hayvanlaşmıyor. Hayvandan daha aşağıya gidiyor. Hayvanlaşmıyor artık.
Hayvanlaşma süreci bitti. Hayvandan daha aşağı bir mahluk haline geliyor. Hayvanlaşma bitti benim için. Yani diyorum ki bu hayvanlaşma değil. Bu hayvandan daha aşağı bir noktaya gelme. O yüzden hani öyle bir kimse, bir veliye, bir zâkire, bir çavuşa. Evet, bir ders yaptıran kimseye. Mahallede toplamış üç kişi, beş kişi ders yaptıracağım diye uğraşıyor. Bunlar kolay şeyler değil. Tekrar söyleyeyim. İnsan evladına söz geçiremiyor. Evladına bir şey yapamıyor, bir şey diyemiyor. O kimse, yani çıkmış meydana, millete Kur'an, sünnet anlatacağım diye uğraşıyor. Ders yaptıracağım diye uğraşıyor. Bir de sen kalk ona küfret, hakaret et. Allah Allah, hesabı çok zor durun.
Allah muhafaza eylesin. Rabbim cümleyi korusun inşallah. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu. Eftali zikr fa'alemenna hu. La ilahe illallah. El Fatiha ma'as-salavu ta'ala.
Amin. Eşmeyin. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.