mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 08.09.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 9 Eylül 2022 · 49:59

Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışıp yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i kendisine zikreden, kendisine şükreden, kendisine hamd eden, onun yolunda çaba sarf eden kullarından eylesin. Allah cümlenizden razı olsun inşallah. Hem çaylarınız için çay içme faslı kesilmesin, ben hem de bu arada sorulara yavaş yavaş gireyim inşallah. Dervişler birbirine karşı nasihatkâr olmalı diyebiliyoruz.
Bir durumla ilgili sizin beyanınızı söylediğimizde, adabı senden mi öğreneceğim şeklinde dönüş aldık. Dergah içerisinde kimler nasihatkâr olabilir? Zakirler, görevliler bu durumdan muah mıdır? Bir durumla karşılaştığımızda susmayı tercih ediyoruz artık. Mümin, müminin velisidir. O yüzden müminin, mümin üzerinde hakkıdır. Hakkı ve sabrı nasihat etmek, tebliğ etmek. Mümin olan da kendisine Kur'an ve sünnet tarihisinde, hak hakikat tarihisinde bir nasihat edilirse, o nasihatı dinlemek de ona vazifedir. Eğer bir kimse Kur'an sünnet tarihisinde doğru olan bir şeyi dinlemiyorsa, adabı senden mi öğreneceğim diye küstahça bir cevap veriyorsa, o kimsenin dervişlik adabından, erkanından haberi olmamış demektir.
O yüzden mümin, mümine nasihat eder. Bu müminin üzerine vazifedir, haktır. Siz bir yanlışlığı, bir eksikliği, bir kötülüğü gördüğünüzde, eliniz de mümkün değilse, diliniz de, o da mümkün değilse, kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız. Hadis-i Şerif sabittir. O yüzden bir kimse bir yerde, Kur'an ve sünnetin dışında, derganın adabının, erkanının dışında bir şey görüyorsa, derviş kardeşinin üzerinde, ona nasihat etmeli.
Nasihat etmeli ve karşıdaki kimse de o nasihate kulak vermeli. Sufiler, hak ve hakikat kimden gelirse gelsin, alırlar, kabul ederler. Bu kimden gelirse gelsin. İster şeyh ol, ister alim ol, ister nakip ol, nükabba ol, halife ol, ister havada uç, ister denizin üzerinde yürü, istersen denizin dibine dal, denizin dibinde böyle, şeysiz, ne o, oksijensiz yürü. Hangi kerameti gösterirsen göster, birisi sana Kur'an sünnet tarihinde nasihat ediyorsa, birisi sana Kur'an sünnet tarihinde doğru olan bu diyorsa, gerçek dostun odur, onu dinle. O hakkın sesidir sana. Bakın, o sana hakkın sesidir. O sana Rabbinin bir lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır.
O, Cenab-ı Hakk'ın senin önüne koyduğu çok büyük bir lütuftur. Hani koca Ömer çıkmış hutubeye, Ömer saparsa ne yaparsınız demiş, sahabeden bir kimse çekmiş kılıcını, bununla seni düzeltmesini biliriz demiş. O da demiş ki, Ya Rabbi sana hamd ediyorum ki, Ömer'i düzeltecek olan kardeşler var demiş. Eğer bir insanın etrafında, burada yanlışlık var, burada eksiklik var diyen insanlar yok ise, o kimse batmaya mahkumdur.
Ve o kimsenin etrafında gerçek dost ve kardeşler yoktur. Ve bir kimse, bir konuda istişareyi kabul etmiyorsa, o hem ayeti kerimeyi hiçe saymıştır, hem de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini hiçe saymıştır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ayeti kerimeyle, işlerini istişareyle götürdüğüne dair ayet var ise, bütün herkes işlerini istişareyle götürmekle mükelleftir. Sen mürşidi kamil de olsan, sen şeyh de olsan, sen zakir de olsan, halife de olsan, işlerini istişareyle götüreceksin. Eğer bir kimsenin kendisini bağlayan bir işi var, kendisiyle alakalı, başka hiç kimseyi ilgilendirmiyor, istişare etmek zorunda değil, onun kendi kararı. Ama söz konusu olan şey, dergahla alakalıysa, toplulukla alakalıysa, istişare etmekle mükellef.
İstişare edecek. İşlerini istişareyle götürecek. Kendi kendisine ben yaptım, oldu demeyecek. Diyorsa eğer, o kimse heva hevesine uymuş. Yok, bu dergahla alakalı, hizmetle alakalı, bir konuda bir arkadaş ona, bu dergahın adabı erkanı bu, bunun böyle olması lazım diyorsa, o kimse de kalkıp, adabı senden mi öğreneceksin deyip de, o kimseye ters yapıyorsa, gerçekten o bizi dinlememiş.
Bu zakirse, gerçekten dinlememiş. Bu bir, eğer varsa, bunun herhangi bir makamı, mevkisi, hiç dinlememiş bizi. Yok. Bize kim, Kur'an ve sünneti nasihat ederse, biz alır kabul ederiz. Ben, 35 yıldır derim, arkadaşlar, Kur'an ve sünnetin dışında, bir halimi, tavrımı, bir, sohbetimle, şahit olursanız, Allah rızası için, beni uyarın, beni bu konuda, yazın, söyleyin, beni bu konuda, uyandırın derim.
Hala da derim. Hepimiz insanız, hepimiz hata işleriz, hepimiz kusur işleriz, hepimizin yanlışlığı olur. Önemli olan, insanın etrafında, Kur'an ve sünnetin dışına, meyil ettiğinde, çıktığında, uyaracak olan, kardeşlerinin olmasıdır. Bu, Allah'ın ona lütfudur. Bu, Allah'ın ona ikramıdır, ihsanıdır. Dergah içerisinde, bir kimseyle ilgili, herhangi bir anlaşmazlık yaşarsak, veya bir davranışının nedeni hakkında, anlamlandıramadığımız bir durum olursa, bunu size sormakta özgür müyüz?
Evet. Bu durumdan muaf, hakkında hatta isim verilmeksizin, soru sorulamaz bir kimse var mı? Yok. Daha önceki dönemlerde, bir kişi, beni üstada şikayet edemez, beni orada rezil edemez, şeklinde bir söylemde bulunmuştu. Onun için merak ettim. bir kimse, üstadına her şeyi sorabilir. Bunun önünde, engel olacak, hiç kimse yoktur. Herkes her şeyi sorabilir bize. O yüzden, bu konuda muaf olan, bu konuda, bununla alakalı bir soru sorulmaz, diyen hiç kimse yoktur. Bitsin. Söyleyin dediğiniz için, ben bunu söylüyorum.
Bu genelde gerçekleşiyor. Şöyle, mesela, bir gün Cafer Abiden de duydum bunu. Abdullah Efendi'ye ilk giden, ilk söyleyen, böyle gözü yaşlı olan, hep haklı olur, diye bir sohbet duymuştum. Hani bu tür hususlarda da, bazı arkadaşlar, konuyu kendilerine göre yorumlayıp, tek taraflı söylüyorlar. Biz de, bunun üzerine bir, hüküm inşa ediyor muyuz, bilmiyorum. Ama karşı tarafı da, bence dinlemek gerekiyor. Hani Kur'an ve Sünnet dairesinde, siz demiştiniz ya, beni uyarın. Bence bu tür durumlarda, karşıyı da dinlemek lazım. Çünkü belki, lavali bir şekilde söyledi, veya edebe uymayan bir şekilde söyledi. Adam da dedi ki, ben bunu senden mi öğreneceğim dedi. Belki o kendine göre de, haklı olmuş oldu.
Hani iki tarafı da dinlemek, bu konuda bize, bazen çünkü hepimizin başına geliyor. Birisi geliyor, bir şey söylüyor. Ama, savunma hakkı, o karşıdakine verilmiyor. O yüzden, bir konuda hüküm verilirken, iki tarafı da dinlemek, takdir sizin yani. Eğer bir kimse, bir şeye hükmedecekse, bir kimse, bir şeye hükmedecekse, o zaman, davaları, ikisini de dinlemesi gerekir. Eğer hükmedecekse, ikisini de dinlemezse, o hüküm doğru olmaz. Sünnet-i Senniye'ye de uygun olmaz. Bakın, hükmedilecekse, eğer hüküm yok ise, hüküm kurulmayacaksa, bir üstad herkesi dinler. Herkes de üstada gelir, ne derdi varsa, kimin ne derdi varsa, gelir anlatır.
Bak, herkes gelir, üstada ne derdi varsa, anlatır. Kimin ne bir derdi varsa, onu da anlatır. Üstad da, hükmedecekse eğer, her ikisini de çağırır, hükmeder. Yok, hükmetmeyecekse, bir hüküm kurmayacaksa, dinler, o kimseye, dinler. Dinlediğini söyler, varsa, Kur'an-ı Sünnet tarihinde, ona nasihat edilecek bir şey, nasihatını eder. Tekrar söylüyorum buna, hükmedecekse, o zaman her ikisinde, ortak noktada, dinlemesi gerekir. Mesela işte, kadınlar bana telefon açar, eşleriyle alakalı, konuşmak isterler. Hükmedeceksem, ikiniz beraber gelin derim. Erkekler bana söylerler, hükmedeceksem, derim ki, al eşini, gel yanıma.
Eğer bir derviş, bir dervişle, veya zakirle alakalı, bir şey bana söylediğinde, hükmedeceksem, derim ki, çağırırım, zakirini de, çavuşunu da, onların ikisini dinler, öylesi hükmederim. Eğer birisine, bir meselede hüküm konacaksa, hepinize ders olsun. Karşılıklı dinleyecekler. Her ikisini de dinleyecek. Bu, Kur'an ve sünnetin, ve İslam hukukunun, hükmüdür. Eğer hükmedilecekse, ama bir üstad, hükmetmeyecekse, dinleyecekse, dinler. Bunu normalde, eğer herhangi bir kimse, neden hükmedilir? Birine ceza vermek için hükmedilir. Veya birine, normalde sen yanlışsın, demek için, dinlenilir, veya söylenir. Eğer bu konuda, böyle bir şey, söylemek gereği duyarsak, çağırırız, söyleriz.
Veyahut da, genel söylüyoruz şimdi. Şunları, şunları, şunları, şunları, şunları yapmayın. Herkes dersini alır, oradan. Bakın, herkes dersini alır. Bir topluluğu sonuçta, yanlış anlaşılmalar olur, eksik anlaşılmalar olur, birisi hatalı davranır, hatasız davranır, hepsi yaşanır bunların. Ama hükmedilecekse, dinleriz bu konuda, dinlemeden hükmetmemeye gayret ederiz. Rabbi muhafaza eylesin. Ama, yani, beni üstada şikayet edemez, herkes şikayet edilebilir. Herkesin hakkında da, konu konuşulabilir. Varsa bir hatası, kusur, yanlışı, herkes üstadına söyleyebilir. Herkes, bu kapı bende, herkese açıktır, sonuna kadar. biz gizli, kapaklı, böyle kenarda, orada, burada bir iş sevmeyiz.
Arkasından bir iş döndürmeyi sevmeyiz. Bir şey söyleyeceksek, bir kimsenin yüzüne söyleriz. Yüzüne söyleriz. Benim bir meşhur tabirim var ya, akşam ekmeğim, hiç kimseden gelmiyor. Benim derviş kardeşlerime karşı, bir gebeliğim yok. Biz Allah için buradayız. O yüzden bir şey söylenecekse, bir kimseye söyleriz. Hiçbir sıkıntımız da olmaz. Hiçbir problemimiz de olmaz. Evet. Bir sohbet sırasında, yazılan bir soru hakkında, gıyabı olarak, bu soruyu, hangi nokta nokta nokta, sormuş şeklinde, hakaretvari bir yorum yapıldı. Bizler anlayamadığımız, veya bilmediğimiz şeyleri, size sorma hürriyetine sahibiz.
Fakat böyle bir durumla karşılaşınca, ben hem üzüldüm, hem de tedirgin oldum. Soru skalası var mıdır? Kişilerin böylesi yorumları, ne derecede doğrudur? Hiçbir soru skalası yoktur. Burada herkes, dilediği soruyu sorabilir. Biz de buraya gelen soruları, gücümüzün yettiğince, söylemeye çalışıyoruz. Bu soruyu, hangi nokta nokta nokta, sormuş, şeklindeki şey de, dervişlik adabına, Erkan'la, aykırı bir söz.
Herkes her şeyi sorabilir. Vakıfa girmesini yasakladığınız, bir kişi vakıfa girmişti. Görevli olan kişiye, bu durumu söyledim. Fakat, o kişinin rahatsız olduğunu, ve dokunulmamasını söyledi. Burada öğrenmek istedim, sizin yasakladığınız, bir şeyin, yasak olmasını kaldıracak, yetkiye sahip, görevli var mı? Varsa, kimlerdir? Böyle bir şey, evet, yasakladığım kimseler vardı, ama, bu böyle, benim yasakladığımı, yasağı kaldıracak, bir noktada değil. Bu meseleden haberim var. O esnada, onu dışarı çıkarmaya kalkarlarsa, olay çok büyüyecek dendi. O yüzden, o kimsenin orada durulmasına, seslenilmedi. Haberim var bu mevzuda. Bir dersinizde, şehit Muhsin Yazıcıoğlu'na, parti kurma dediğinizi söylemiştiniz.
Bağımsız aday olması anlamında mıydı? Hikmeti nedir? Mahrem değil ise, ikinci sorum, sizin aktif siyaseti bırakma sebebi neydi? Benim aktif siyaseti bırakma sebebimden dolayı, ben rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'na, parti kurmanızı desteklemiyorum. Gelin parti kurmayın, aynı bu şekilde devam edin diye söylemiştim. Ben Türkiye'de, mevcut sistemin içerisinde, bir parti kurularaktan, Kur'an ve Sünnet mücadelesinin verilebileceğine, inananlardan değilim. Bir müddet sonra, Türkiye'deki siyasi konjüktür, siyasi partiler, bilhassa iktidara geldiklerinde, veyahut da meclise girdiklerinde, milletvekili seçildiklerinde, dünya, heva, heves, para, pul onları bozuyor.
Bunları defaatle gördüğüm için, aktif siyasetin dışındayım. kim milletvekili olarak gittiyse, gittiği gidişi ayrı, dönüşü ayrı oldu. Hangi parti iktidara gittiyse, iktidara giderken ayrı, dönüşü ayrı oldu. O yüzden bunlar deneme, yanılmaya, bir daha bir daha gerek yok. Bunları gördük, hala da görüyoruz. Bakın, hala da görüyoruz. Basit sorular soruyorum. Çok basit sorular. Diyorum ki, bana bir tane siyasetçi gösterin, milletvekili gösterin. Siyasetçi olduktan sonra, milletvekili olduktan sonra, fakirleşmiş olsun. Mal varlığını kaybetmiş olsun. Veya mal varlığı aşağı inmiş olsun. Çok basit sorular bunlar. Yani bana bir tane il başkanı gösterin, yani mal varlığını kaybetmiş olsun.
Bir tane milletvekili gösterin, mal varlığını kaybetmiş olsun. Bir tane belediye başkanı gösterin, belediye başkanı olduktan sonra, villası vardı da, villasını sattı, harcadı mı? Yoksa yeni villalar mı yaptı? Onu gösterin. Bir tane bana bakan gösterin. Bakan olduğunda, villaları vardı, villalarını sattı, gayrimenkullerini sattı. Madem ki davası Allah içindi, oraya harcadı mı? Yoksa daha daire üstüne daire aldı, villa üstüne villa aldı, yatırım üzerine yatırım yaptı. Yaptıysa bu paralar nereden geldi? Ben iğneyi ki değil, çuvaldızı kendime batırıyorum.
Merhum Türkeş, vefat ettiğinde, İsviçre bankalarında, iki milyar dolar mı? İki trilyon dolar mı? İsviçre bankalarında bir sürü para çıktı. Çocukları kavga ettiler, davalık oldular. Ahmet de eski bizim ülkücülerden, o yüzden coşuyor Ahmet oradan. Dayanamıyor o da. Onun dahi İsviçre bankalarında paraları çıktı. Bu parayı nereden kazandı bu adam? Basit sorular bunlar. Bakın çok basit sorular. Bunu normalde, ben eski ülkücüyüm ya, ben o yüzden söylüyorum.
Bu paraları nereden buldu? Nereden buldular? Veyahut da mevcut yirmi yıllık değil, elli yıllık siyasete bakın. Şimdi herkes der ki, Bülent Ecevit'in çıkmadı, etrafındakileri ne yapacağız? Kendisi yemedi, etrafı yedi bitirdi. Süleyman Demirel, kendisi yemedi, etrafı yedi bitirdi. Vardı ya manevi evlatları, çağlar başta olmak üzere. Yani o yüzden bu aktif siyaset, mevcut siyaset bu. Yani para yiyecekseniz, hırsızlık yapacaksanız, onun bunun üzerinden devleti dolandıracaksanız, insanlardan parayı yiyecekseniz, siyaset yapacaksanız. Bu kadar basit. Ben çok azını gördüm.
Ha alt tabakada böyle meclis üyesidir, parti üyesidir, işte partide bir üyedir. Onlar zaten bu işin ırgatıdır. Irgat. Onlar böyle, onlara yürü aslanım benim, koçum benim. Biz daha önce onu yaşadık. vatan kurtarıyorum zanneder o. O memleketi kurtaracağım diye yürür. Biz de memleketi kurtaracağız diye yürüyorduk. Biz de onun içine yürüyorduk. Biz de memleketi kurtaracağız, vatanı kurtaracağız. Yürüyorduk biz. Bir baktık ki, bizim düşman olduğumuzu da onlar, bizi de onlar. Her ikisinde siyaya hazırlamış. Her ikisinde siyaya. Bugün ülkede dev genç varsa, arkasında siyaya vardır. Dev sol varsa siyaya vardır. Siyaya vardır.
Siyayenin içindeki, siyayenin derin devletin içerisindeki organizasyonları vardır. Bugün aynı şekilde, bir kimse diyorsa ki, vatan kurtaracağız, bu komünistlere karşı mücadele edeceğiz. Onun da arkasında siyaya vardır. Başka bir kimse yok. Bugün dindarız diyen, bakın dindarız diyen, böyle kendi kendine radikal işler yapacağız diyen, onların arkasında siyaya vardır. Şimdi geçenlerde, Mehmet Emin Bey gönderdi bana. Hemdem Çelevilerin babası, İngilizce aşama çıktı. İyi. Uluslararası ne vakfı? Mevlana vakfı. Merkezi nerede? Londra'da. İyi. Babaları ne? İngiliz ajanı. İyi. E şimdi normalde, bu vakfa üye olanları, oturun hesaplayın siz şimdi.
Kimler üyemiş? Dökün aşağı doğru. E şimdi ben bağırıyorum, Türkiye'deki, diyorum bazı tarikatların arkasında, bazı oluşumların arkasında, Mossad var, İngiliz M16 var, CIA var, KGB'nin dahi desteklediği Türkiye'de tarikatlar var. Evet, siz tarikat deyince, sadece sünni tarikatlar aklınıza geliyor. Siz Alevileri nereye koyacaksınız Türkiye'deki?
Onların paralarının nereden geldiğini düşünüyorsunuz? Devlet araştırmıştır muhakkak. Acaba Alman istihbaratı da onları destekliyor mudur? Acaba Fransız istihbaratı da onların bir kısmını destekliyor mudur? Acaba onların da normalde Alevi ismi çatısı altında toplayan İngiliz istihbaratı olmasın?
Bu konuda İngiliz istihbaratının çalışmalarının olduğunu bilmeyen var mı? E ben böyle söyleyince bana diyorlar ya hocanızın dili çok sivri, hocanız böyle konuştuğu müddetçe şöyle olur, böyle olur. Ne yapsın Mustafa Özbağ bildiği gerçekleri konuşmasın mı? Ne yapsın Mustafa Özbağ bildiklerini insanlara aktarmasın mı?
Gördüğü rüyaları, gördüğü halleri bu konuda. Gelen bilgiyi aktarmasın mı? İyi buyurun milleti bu sohbetleri de dinliyorlar hepsi de. Dinliyorlar bir tanesi gelsin desin ki hayır böyle değil desin. Ben isim vererekten söylüyorum bakın. Ben biraz daha söyleyeceğim şimdi ortalık kaynayacak iyice.
İyi Hendem Çelebiler'in babası İngiliz ajanıydı. İyi Uluslararası Mevlana Vakfı'nın da kurucuları kim? Hemdem Çelebiler. İyi. Geçen gün vefat eden neydi adı? Tuğrul İnançer. Aynı vakfın üyesi. İyi. Tekkeyi aldılar, kapattılar. Kime verdiler? Tuğrul İnançer'e verdiler. O zaman arkasından kim çıktı? İngiliz mafyası çıktı. İngiliz mafyasının Türkiye'deki kolları çıktı. İyi biraz daha konuşayım mı?
Ne dediler bize? Bunun arkasında o sas çalan neydi Cumhurbaşkanı Sözcüsü? İbrahim Kalın var dediler. Haydi. İngiliz mafyasının arkasından İbrahim Kalın da çıktı. Gelin buradan yakın. Ben bir şey söylemiyorum. Sadece işte gidin. Şeyin Uluslararası Mevlana Vakfı'nın içindeki üyelerini, yöneticilerine bakın. İngiliz mafyasının neler olduğunu, M16'ın neler olduğunu görün. Kim kimi destekliyor bakın. E ondan sonra diyorlar ki bana işte biz AK Parti düşmanı mıyız? Biz kimsenin düşmanı değiliz. Biz memleketimizi, vatanımızı seven, Kur'an ve sünnetine iman etmiş, vatanını milletine seven birer garip kullarız biz. Bunlar da işin realitesi, gerçeği.
Bunlar da işin realitesi, gerçeği. Aaa nasıl yani? Basbayağı Türkiye'de bazı tarikatlar, bak benim benim meşhur sözüm. Türkiye'de bazı tarikatlar ve bazı oluşumlar cemaatlerinin arkasında İngiliz M16 gizli servisi vardır. Bunu bastıra bastıra söylüyorum. İngiliz M16'sı varsa CIA'da vardır onun içerisinde. Mossad'da vardır. Mossad, M16, CIA 3'ü ortak çalışır. Bazı tarikatların ve bazı oluşumların arkasında KGB vardır. Yani Rusya vardır. Rusya varsa şimdi patlatacağım bombayı. Rusya varsa onun arkasında Çin gizli servisiyle İran gizli servisi vardır. Bunun da üçü ortak çalışır.
Bunun da üçü ortak çalışır. Buyurun. O zaman Türkiye'deki Şia yapılanması da, Kızılbaş yapılanması da, Alevi yapılanması da bakılsın, araştırılsın ya. Bizim gibi vatanını seven, milletini seven, dinine, Kur'an'ına, sünnetine sahip zavallılarla uğraşacaklarına, devlet bunlarla uğraşsın.
Hiçbir şeyden geri adım atmayan cübbeli nereden geri adım attı acaba? Önce yayınladı, dedi ki, Kur'an'ı inkar eden, sünnet-i seneyi inkar eden bir kimseye ben asla taziye yayınlamam dedi. Sonra kaldırdı. Kim yutturdu acaba sözü? Kim telefon açtı acaba ona? Dedi ki bu sözünü al geri, yut. Bir düdük, diyorum ya, bir düdük içeri. Burnunu dahi çıkarma dışarı. Söyledin, söylediği şey Kur'an ve sünneti aykırı bir şey değildi. Evet, evet.
Cennette cinsiyet yoktur diyen ayeti inkar etmiştir. Kim inkar ederse, öyle ölürse küfür üzerine ölmüştür. Ayet var hakkında. İyi, kim o sözü geri aldırdı ona? İngiliz mafyası. Evet. İngiliz mafyası.
Tekrar söylüyorum, bu ülkede İngiliz M16'nın, CIA'nin, Mossad'ın, KGB'nin, Çin'in, İran'ın, Fransa'nın, Almanya'nın istihbarat teşkilatlarının desteklediği, desteklediği parayla hem bir de, pulla, her türlü, hem bürokratik kanallardan, hem siyasi kanallardan desteklediği tarikatlar, cemaatler ve oluşumlar vardır. Nasıl?
Bunun karşısında olan oluşumlar da var. Muhakkak. Ama bunlara karşı gelenlere operasyon yaparlar. Yapıyorlar da. Operasyon yapıyorlar. Çünkü bu ülkede gerçekten Kur'an'a, sünnete, vatanına, milletine bağlı insanların yetişmesi büyük deccalist sisteme tehlike olarak geliyor. Evet.
Önemli değil onların kaç kişi olduğu. Bir uçta olsa tehlike onlar için. Şunu söylüyorlar. Siz Sufilersiniz. Eee? Toplanın, zikredin, dağılın. Sohbette ne? Siz olmayacak işlere dalıyorsunuz. Evet. Biz olmayacak işlere dalıyoruz. Bu ülkede Bediüzzaman Said-i Nursi ve ilk Nurcuları eğriyorum. Sonradan gelenler ne yazık ki, ne yazık ki hala şimdikilerde dahil, şimdikilerde dahil yönlendirilmiş ve yönetilmişlerdir. Bakın sohbet eğer normalde tarikatlar sohbet etmiyorlarsa, Kur'an'ı, sünnete anlatmıyorlarsa ve mevcut partilerin etrafında, arkasında kuyruklarsa onlar da yönlendirirler, yönetilirler.
Onlar da yönlendirirler, yönetilirler. Eğer ki ben öleceğim gideceğim bu dünyadan, bir üstada intisap ettiniz, size sadece ders verip, yani evrat verip, sizin etnize, sütlünüze karışmıyorsa, Kur'an ve sünnet yolunu size anlatmıyorsa, rüyalarınızı, hallerinizi tevil etmiyorsa, o gerçek mürşid değildir, bırakın onu. Sizi uyandırmıyorsa, bu konuda sizleri güncel meselelerde uyandırmıyorsa, uyarmıyorsa, korkuyorsa, çekiniyorsa, dövülmekten, sövülmekten, içeri atılmaktan, ondan bundan korkuyorsa, o mürşid-i kamil değildir, bırakın onu.
Bırakın, eğer o esen rüzgara doğru yön alıyorsa, esen rüzgara yön alıyorsa, kendince bunun Kur'an ve sünnet tarihinde doğrusu budur, vatana, milletine faydalı olan budur demiyorsa, Bırakın onu, gitmeyin peşinden. Gidin evinizde kendi kendinize zikrullahınızı yapın. Gidin evinizde kendi kendinize zikrullahınızı yapın. Ehil olmayan bir mürşide bağlanmaktansa, evinde oturup zikrullah yapman, ahir zaman için daha hayırlıdır.
Sebep, ehil olmayan seni sapkınlığa götürür, seni batırır, ahiretin de yok eder, dünyan da yok eder senin. Ehil olmayan seni küfre bile götürür, farkına varmazsın. Seni şirke götürür, farkına varmazsın. Ehil olmayan. Ve bir üstad, bir mürşid size Kur'an ve sünneti anlatıyorsa, sizi Kur'an ve sünnet yoluna davet ediyorsa, fitursuz, çıplak bir şekilde sizi Kur'an ve sünnete yönlendiriyorsa, gidin ona, gidin ona tabi olun.
Oturun, elini öpün, ne diyorsa yapın. Kur'an sünnet tarihinde. Eğer bunun mücadelesini vermiyorsa, atıldır, batıldır. Şimdi böyle yapmak lazım. Şimdi bunun zamanı değil. Bunun zamanı geldiğinde olacak. Otur terbiyesiz, cahil insan. Otur. Ümmeti fesada çevirme. Ümmete fesat verme. Sen Kur'an ve sünneti anlat. Sen Kur'an ve sünneti tebliğ et. Zamanını sen mi tayin edeceksin? Zaman senin elinde mi? Ne var senin elinde? Hayır.
Din, Kur'an ve sünnettir. Asıl olan budur. Bunu haykıracak o kimse. Asacaklarsa asacaklar, atacaklarsa içeri atacaklar. Düzenin bozulacakmış, bozulsun. Allah bir daha düzen kurar. Allah'la mı yarışacak insanlar? Sen yürü. Kur'an sünnet tarihinde yürü. Benim bildiğim doğru mu? Ben başka bir doğru bilmiyorum. Bunu yapmıyorsa her kim ise, bunu yapmıyorsa her kim ise, boğazından birisine tutturmuştur kendini. Tutturmuştur kendini birisine. Evet.
Onun peşinden gidilmez. Onun peşinden gidilmez. Halifeler toplanıyor. Dervişin birisi rüya anlatınca, halifeye diyorum ben ne diyeceksin ona tamam mı? Şeyh efendi bilir. E şeyh efendi ne der bunu diyorum ben? Diyormuş ki şeyhi ona tamam mı? Senin gördüğün rüyayı, ben de görürsem senin rüyan sahihtir. Sünnete aykırı dedim ben şimdi.
Halife baktı. Nasıl yani dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle hiçbir sözü yok. Bu rüya hakkında dedim. Senin şeyhinin rüya tevhili yok dedim. Halifeye söylüyorum ben şimdi. Böyle baktı. Bir şeyhin rüya tevhili yoksa o şeyhlik yapamaz dedim. Yanlış yerdesin dedim ben şimdi halifeye. Bunu söylemiş şeyhine. Benim ismimi de vermiş. Mustafa efendi böyle söylüyor demiş. Bir dahaki toplantıya gittim de o şeyh efendi bana dedi. Mustafa efendi bir görüşebilir miyiz dedi. Tabi buyurun efendim dedim. Siz dedi böyle böyle demişsiniz. Dedim efendim dedim. Bir şeyhin rüya tevhili yoksa bir şeyhde o şeyhlik yapamaz efendim dedim.
Derviş gördüğü rüyayı gelecek onu tevil ettirecek. Sahabe geldi peygamberine anlattı dedim. Peygamberi anlattı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onun rüyasını tevil etti dedim. Eğer bu hal o kimsede yok ise dedim. O zaman o kimse şeyhlik postuna oturmayacak dedim. Bunun ölçüsü bu efendim dedim. Bu sustu. Bu duruyor şimdi. Bir kısım insanlar dedi böyle bildiklerini söylüyorlar dedi. Yani çok basit dedi hani şeyin ceketinin altında ne olduğunu sorarmış. O insan da utanırmış. Dedim efendim sizin ceketinizin altında ne olduğunu görmesi dedim. Bilmesi şart değil. Ama ona bir rüya anlatıldığında dedim. Rüyanın rumuzlarını bilip onu tevil edilip edilmemesi gerektiğini.
Tevil edilecekse neye işaret olduğunu bilmek zorunda dedim. Çünkü bu keramet değil dedim. Ceketin altındaki düğmenin rengi keramettir. Ama rüya tevili ilahi ilimdir. O keramet değildir. O makamdır. Bakın o keramet değildir. Keramet gelir geçer. O makamdır. O makama oturan bir kimsenin bundan haber olması gerekir. Ve bundan haber yoksa o kimsenin o kıkıpta şeyhlik makamına oturmayacak. Türkiye'deki şeyhlerin yüzde doksan sekizinde bu olmadığı gibi. Çünkü büyük bir çoğunluğu İngiliz bozması, Mossad yozması.
Bir düdük hepsi içeride. Bir düdük hepsi orada. Bir düdük hepsi de burada. Allah hepsine de hidayet nasip eylesin. Gerçeği göstersin. Hakikati göstersin. Rabbim hepsini uyandırsın. Onlar uyanırlarsa arkasındaki kitleler, cemaatler de uyanır. Komple bir uyanış, bir diriliş olur. Allah hepsini de, hepimizi de uyandırsın. Evet, garibana yardım yapmayı açabilir misiniz? İnsanın mali anlamda ailesinden düşük olan herkes gariban mıdır? Bazen nefis o değil, elindeki telefona bak diyor. Bazen niye çalışmıyorlar ki diyor. Çeşitli bahaneler buluyor.
Vermek mi zor geliyor? O da bu sesten geliyor. Hayır yapma konusunda biz, bize bir kolaylık kapısı açarsanız teşekkür ederim. Nisap miktarı mala sahip olmayan bir kimse, Hanefi fıkhına göre fakirdir. O kimseye yardımcı olunabilir mi? Olunabilir. Adamın elinde 50 milyarlık telefon var. Kenarda nisap miktarı kadar parası yok. O da fakir. Adamın altında bir trilyonluk araba var. Kenarda nisap miktarı kadar parası yok. O da fakir. Adamın 50 dönüm tarlası var ama cebinde nisap miktarı kadar para yok. O da fakir. O da fakir.
Adam böyle devasa yatırımları var. Böyle işte dükkanlar, evler, bilmem neler. Ama cebinde nisap miktarı kadar para yok. O da fakir. Geliyor, geldiği gibi gidiyor. Bayat bir şey yok adamda. Fakir. Evet. Hanefi'ye göre fakir. Ya işte adamın o kadar gayrimenkulü var. Var. Cebinde para var mı adamın? Yok. Fakir o da. Ya adamın 50 milyar maaşı var. E cebinde nisap miktarı kadar para yok. Bir sene bekletmiyor adam. O da fakir. Ya adam villada oturuyor. Villada oturmak pahalı işi arkadaş ya. Allah Allah.
Eğer nisap miktarı kadar parası yoksa o da fakir. Ya adamın dairesi 5 trilyon. E tamam cebinde nisap miktarı kadar para yoksa o da fakir. Hatta Hanefi'ye göre gidip onu sen icra bile edemezsin. Alacağın olsa. O da fakir. Tuhafınıza gitti herhalde değil mi? Nisap miktarı. Para varsa adamın kenarda bir yıl durduysa. Bir yıl durduysa. Ondan zekat verecek o kimse. Fakir hükmünde değil. Ama adam işte altında 2 trilyonluk araba var. Örneğin 1 trilyonluk araba var.
Hayatı gayet normal, rahat, devam ediyor. Ama kenarda nisap miktarı kadar parası yok. Fakir. Evet bunu beyan ettiyse sana benim yok param nisap miktarı kadar diyorsa ona zekat verebilirsin. Şimdi İslam fıkıhçıları, dünya İslam fıkıhçıları bunu tartışıyorlar. Diyorlar ki gayrimenkullerin değerleri üzerinden çok değerli gayrimenkuller var.
Bu çok değerli gayrimenkuller, arabalar, yazlık, kat, yat bunlar işte şeye girsin. Ne o zekat hesabına girsin diye tartışıyorlar. Bunu tartışıyorlar. Ama bir hükme varamıyorlar. Bunu her yıl toplantılarında takip ediyorum. O dünya alimler birliği miydi neydi? Daha önce onun başında Kardavi vardı. Şimdi kim var bilmiyorum başında da. Gene bir şeyli, ne o? Katarlı bir alim var galiba yine başında. Bunu tartışıyorlar her toplandıklarında. Bir karara varamadılar daha. Karara varılsa buna uyulur mu, uyulmaz mı? Bu da ayrı bir tartışma konusu. Yani bu da ayrı bir şey. Ama sonuçta eski fetvalar var.
Eski fetvalara göre ne kadar adamda gayrimenkul varsa var, o gelirleri varsa gayrimenkullerin gelirlerinden nisap miktarı kadar para kenarda duruyorsa, evet o zekat ödeyecek ondan. Ama kenarda durmuyorsa, bir yıl o para kenarda durmuyorsa, geldiği gibi gidiyorsa, yiyorsa, içiyorsa, harcıyorsa, o adam zekat ödemeyecek. O yüzden kim gariban? Nisap miktarı kadar bir yıl kenarda parası olmayan kimse gariban. E bu kimdir, kim değildir? Tabii şimdi şehirler büyüdü, insanlar birbirlerini tanımıyorlar, etmiyorlar. Bu konuda bulup yardımcı olmak lazım bu tip insanlara. Rabbim bizi onlardan eylesin. Amin. Önzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
Eftali zikir fâlimennâhu. La ilahe illallah. El Fatiha ma'a selamata.
Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi