mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 07.10.2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Ekim 2021 · 56:56

Geçen hafta bir yanlış anlaşılma olmuş, ben önceden böyle bir çay içeriz, böyle çay sohbeti gibi bir şey yaparız, internetteki arkadaşlar buna hani böyle canları sıkılmasın diye, önce de dedim kamerayı kapatın diye, sonra yanlış anlaşılır diye açın dedim ama onlar da bunu yanlış anlamışlar, açmamışlar. O yüzden sohbetin bir kısmı, daha doğrusu zikrullah'tan önceki sohbetin bir kısmı, kayda alınmamış, hayırlısı olsun.
O yüzden sohbeti izleyen arkadaşlar bu konuda bana söylediler, sohbeti izleyemedik diye. Nasip öyleymiş, sufilerde böyle bir işin kolaycılığı vardır, hikmet böyleymiş, nasip böyleymiş, kısmet bu kadarmış. Öyle iş geçer, o yüzden demek ki o da öyle olacakmış, sadece buradakiler dinleyebilecekmiş. Ondan sonra kayda alınmaması gerekiyormuş demek ki, bunda da bir hikmet var. Biz çünkü önümüze gelene namına mıhına çaktık, geçtik herhalde biraz geçen hafta. Ama çaktık derken yani böyle iş şey değildi, ne o? Yerli yerindeydi yani böyle. Hani Yusuf Hoca var mıydı bir sıkıntı? Yüzyılın sohbetiydi. Oy, Allah'ım iyi etsin inşallah. Biraz böyle cemaatleri, tarikatları, Türkiye'deki oluşumları analiz ettik.
Yani analiz ederken de yıl 1986, 87, 88, 89, 90'a kadar, o güne kadar olan, ondan sonra, o güne kadar bizim tanıdığımız, bildiğimiz cemaatler, tarikatler, işte topluluklarla alakalı öyle bir şey oldu. Ne o? Sohbet oldu. Tabii 90'dan sonra değişmişlerdir, değişmemişlerdir. Farklı cenahlara, farklı noktalara gitmişlerdir. Eğitim olarak veyahut da duruş olarak. Bilemeyiz. Son dönemden de biraz daha örnekler verdik. Mesele öyle, o noktadaydı. Allah hayırlısını eylesin inşallah. Annem ayaklarından rahatsız, yürüyemiyor, doktorlara gitti, bir türlü şifa bulamadı. Annem için üzülüyorum, ne tavsiye edersiniz.
Rabbim hayırlı şifa versin. Cenab-ı Hak hastalığı yaratmazdan önce şifasını yaratırmış. Dertten önce dermanını yaratırmış. Rabbim buldursun inşallah. Bir insan başka bir insana kolu ağrımıyorsa, kolu mağrıyor dese, başı ağrımasa, başı mağrıyor dese, yalan söylemiş mi olur? Hem yalan söylemiş olur, hem de mesela kolu ağrımadığı halde kolum ağrıyor derse, kolu ağrır onu sonra. Bir, yalan söylemiş olur. İki, o dertle kendisi müptela olur. O derde bulaşır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hasta değilken hastayım demeyin. Allah muhafaza eylesin. Tevcüh namazıdır, evvabin namazıdır, zikirdir, tesbihtir, aşkla, şevkle çekmeye çalışıyoruz. Bazen oluyor ki ister istemez, bıkkınlık, isteksizlik oluyor.
Bundan kurtulup her daim aşkla, şevkle yürümek için ne tavsiye edersiniz? Kah eseriz yerler gibi, kah coşarız seller gibi, gel gör beni aşk neyledi. Kah çıkarız Tur-i Sina'ya, kah batarız nefsimizin bataklığına. Hepsi de insan için. O yüzden bir ölçüde, bir kararda insanın gitmesi biraz zor. Ama az ve devamlı olan ibadet Allah katında makbuldür dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. O yüzden tevcühü 12 rekatı her gece kılamayabilirsin, güç yetiremezsin. 2 rekat, 2 rekat kıl. Veya evvabin, 2 ile 6 rekat arasında kılınır. Her gün ona güç yetiremeyeceksen, 2 rekat, 2 rekat kıl. Bir gün 6 rekat kıl, ertesi gün hiç kılma, yapma. Az ama devamlı. Bir hadisi kudside, siz yorulursunuz, Allah saymaktan yorulmaz diyor.
Siz yorulursunuz. O yüzden bir kimse ibadet etmekten yorulur. Allah saymaktan yorulmaz. Allah yazmaktan yorulmaz. Ama sen yorulursun. O yüzden biz az ama devamlı olanı tercih edelim. Ahlakımızı üstün tutalım, güzel tutalım. Ahlakımızı temiz tutalım. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim dedi. Bugün için en önemli ibadetlerden birisi güzel ahlak sahip olmak, diline sahip çıkmak, gözüne sahip çıkmak, eline sahip çıkmak. Harama düşmemek, harama düşmemek, harama yeltenmemek. Bugün için en önemli ibadet o. Haramdan uzak durabiliyorsan, dilinden diğer insanlar ve Müslümanlar emin iseler, dilinden senin. Beş vakit namazını kılıyorsan, orucunu tutuyorsan, zikrini yapıyorsan yemin ediyorum bu yeter sana.
Dilinden diğer insanlar senin emin olsunlar. Bu kadar. Bakın dilinizden emin olsun diğer insanlar. Yeter. Evde eşin senin dilinden emin olsun. Çocukların senin dilinden emin olsun. Etrafındaki arkadaşların dilinden emin olsun. Dervişler senin dilinden emin olsun. İş arkadaşların senin dilinden emin olsun. Birinci derecede kadınlar da erkekler de herkesi bağlıyor. Eşleriniz ve çocuklarınız sizin dilinizden emin olsun. Hem derviş hem küfrediyor, hem derviş hem hakaret ediyor, hem derviş hem yalan söylüyor, hem derviş hem dedikod ediyor. Hem derviş hem dile geleni söylüyor. Yunus diyor ya, öyle dervişlik dursun diye. Allah muhafaza eylesin.
Dilimizden inşallah bütün insanlar emin olsun bizim. Sohbetlerinizde kalbime şeytanın işediğini, kalbimin küflendiğini öğrendim. Toparlamak, bu halden kurtulmak için ne yapabilirim? Duanıza ve tavsiyelerinize ihtiyacım var. Toparlamaya çalışırken bir süre sonra daha da kötü biri olduğumu düşünüyorum. Teşekkür ederim, hakkınızı helal edin, helal olsun. Bir kimsenin gönlünde zikrullah kalmazsa, şeytan onun gönlüne bevle eder. Bir kimse namazı terk ederse, şeytan onun içine oturmuştur. Bir kimse kasten namaz kılmıyorsa, o şeytanın emrindedir. Bakın, o şeytanın emrindedir.
Namazı kasten terk eden bir kimse, şeytanın emrindedir. Direkt, sufi için veya sufi olmayanlar için, kalbinde zikrullah yok ise, onun kalbine şeytan bevle eder. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, namazınızı, zikrinizi hiç gevşetmeyin. Mesnevi'de geçen armut ağacı hikayesinde anlatılmak istenen nedir, hikmeti nedir? Mesnevi ezberim de değil, hakkınızı helal edin.
Bir de biz burada mesnevi sohbeti yapmıyoruz. Mesnevi sohbetleri cumartesi günleri biliyorsunuz. O yüzden burası böyle spontane, sorulara cevap ondan sonra, sufilikle alakalı, gündem serbest burada. Üç aylık oğlumuzun gaz problemi var. Gazdan dolayı hep huzursuz ve bazen emmek istemiyor. Ne tavsiye edersiniz? Bir de uykusunda bazen ağlıyor, bazen ağlamakla ses çıkarıyor. Gaz varsa anne yiyeceğini, içeceğini dikkat edecek. Annenin sütünden kaynaklanıyor. Vajinusmus, cinsel birleşme denemelerinde vajina kasılmaları olan bir kadına tedavi sürecinde eşi nasıl davranmalıdır?
Bu sadece bununla alakalı değil, erkekler eşlerini bu konuda çok fazla zorlamamalı, eşlerine iyi niyetli davranmalı, eşlerini bu noktada üzmemeli, bir rahatsızlık varsa onun rahatsızlığına saygı göstermeli. Bu konuda doktora müracaat edip nasıl davranması gerektiğini de inşallah öğrenebilirler. Hacı Erkan Şener'in sizin yüzünüze baktığında Allah'ı görmesi hakkında Çanakkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden doktor öğretim üyesi Cumali Kösen Tırnak içerisinde derviş ve sufilerin bu konuyu tartışmaması gerektiğini, bu konudaki ilmi açıklamaları, konuyu merak edenlerin, reddedenlerin kendisiyle görüşmesi gerektiğini, konunun hak olduğunu beyan etmişlerdir.
İletişim için Cumali Kösen Google'a yazabilirsiniz. Eyvallah. Bu mesele rüyetullah meselesi, sufilerin arasında tartışılmıyor. İşin acı tarafı bu. Yani rüyetullah haktır. Bir kimse rüyasında halinde Allah'ı sıfatsal tecelliyet olarak herhangi bir surette görebilir.
Bu konuda hem hadisi kutsiler var, hem hadisi şerhler var. Hem İmam-ı Azam'ın, hem İmam-ı Maturide'nin, Hanefilerin, İmamların bu konuda fetvaları da var. Bununla alakalı herhangi bir sufilerin bir sıkıntısı yok, Hanefilerin de bir sıkıntısı yok. Sabunisinden Nesefisi'ne kadar, Maturide'den İmam-ı Azam'a kadar bunun hak olduğunu söylemişler. Bununla alakalı, rüyetullahla alakalı sıkıntı, diyanet ve ilahiyat çevrelerinde var. Ne acı ki böyle. Yani diyanet ve ilahiyat çevreleri, hem böyle diyanetin yayınlamış olduğu İslam ansiklopedisine bu konuyu koymuşlar. Hem hadisi kutsilere, hem hadisi şerhlere, hem analizleri koymuşlar. Diyanet, kendi İslam ansiklopedisine.
Ama ne yazık ki, mesela Bursa İl Mühtüsü başta olmak üzere, bundan haberleri yok. Ya da bir Mustafa Özbağ fobisi var. Yani böyle bir şey görülür ama Mustafa Özbağ şeklinde, suretinde görülmez diye, böyle bir fobileri var herhalde. Veyahut da kasıtları var. Ama ne yazık ki, diyanet kendi ansiklopedisine almış olduğu konuyu, kendi müftüleri reddediyor. İlahiyat Fakültesi'ndeki öğretim üyeleri, profesörler veyahut da işte ne bileyim doçentler, bir kısım profesörleri, doçentler bunu da reddediyorlar. Bunun tartışması çünkü İzmir'de 9 Eylül Üniversitesi'nin öğretim üyeleriyle başladı. Bu mesele orada patlak verdi. Yani işte görülürdü, görülmezdi diye.
Ben de Hacı Erkan'a dedim anlat rüyanı. O da anlatınca, Allah'ı senin suretinde gördüm deyince tası tarağı bıraktılar hepsi de. Tabiri caizse. Ardından dedim ki, gelin önümüzdeki ay, gündem serbest, konu bu olsun dedim. Gazemir'de dedim, kültür merkezinde bu konuyu ilmi olarak dedim, konuşalım. Neyiniz varsa getirin dedim. Ben de neyim varsa getireceğim dedim. Orada ilmi olarak dedim, konuşalım. Tabi ben profesör değilim ya, herhalde ondan olsa gerek. Ya da eve gidip açıp okudularsa, açıp okuduktan sonra varmış ya, evet ya diye gördülerse gelmediler. Bir daha da bizde de irtibat da kurmadılar. Öyle bir onlarda bizim Halit Hoca'nın dediğine göre ilmi kibir var değil mi?
Halit Hoca neydi senin tabirin? İlmi kibir, akademik kibir. Evet. Öyle bir herhalde akademik kibirleri var. Ondan sonra gelmediler tabi. Hiç önemli değil. Tabi bu meselesi ona Türkiye'de gündeme oturdu. İşte Mustafa Özbağ'a hakaret etmek isteyenler, laf söylemek isteyenler, vay kendine ne o, Allah'lık iddia etti deyip, ondan sonra meselenin ne olduğunu ne olmadığına bakmadan önüne gelen bir şeyler söyledi, önüne gelen bir şeyler dedi.
Ondan sonra din cahili çünkü ilahiyattaki profesör de din cahili sebep, yani okumamış onu ya da okumuş anlamamış, kafası almamış, kalbi almamış, beyni almamış. Öyle bir algı problemi de olabilir. E diyanet de ona keza zaten. Yani böylece bir ortalık karman çorman oldu. Evet. O yüzden Cumali Hoca Arabicidir kendisi. Gene Arabicilikte duruyor mu? Cumali Hoca Arabicidir kendisi. O yüzden Arabici olup da Rüyetullah'ı kabul etmemek mümkün değil zaten. Cenab-ı Hak sıfatsal olarak her an tecelli eder her şeyin üzerinde. Allah razı olsun bu konuda böyle bir açıklamada bulunmuş.
Kendisine teşekkür ediyoruz burada. Siz mikrofonu açın. Ses. Konu tam bu mihvalden ziyade sizin kendinizi Allah olduğunuzu ima etmeniz üzerine kuruluyor. Kurgu. Yani orada Hacı Erkan'a söylettirip sanki planlı bir şekilde söylettirip kendinizi Allah yerine koyduğunuz imasıyla bu konuya yaklaştıklarından Cumali Kösem Beyefendi şunu söyler.
Yani bir kimse mutezilenin dışında bütün mezhepler Rüyetullah'ı kabul ediyor. Evet. Bir kimse Allah'ı sevdiğinin suretinde görmeyecekler. Neyde görecek? Yani bir çocuk Allah'ı babasının suretinde de görebilir seviyorsa. Veya annesinin suretinde veya çok sevdiği birisinin suretinde de görebilir. Bu mantığa göre. Ha bu konuda siz hizmetinize devam edin. Gayret edin. Mücadele edin. Varsa bir derdi olan gelsin bana bunu anlatsın dedi. Ben ona ilmi olarak hem ilahiyat aklıyla hem mantığıyla ve hem fikriyle bu cevapları veririm. Siz dedi çalışmalarınıza gayretinize bu mihvalde devam edin. Allah razı olsun. Topu ben üstüme alıyorum dedi.
Her ilahiyat kim profesörü varsa fikri varsa düşüncesi varsa gelsin bana söylesin. Google'a Cumali Kösen yazıldığında bütün her şey çıkar dedi. O zaman bir tırnak açayım burada ben. Şimdi bunu konuşmak istemiyordum. Bu konuyla alakalı Diyanet beni mahkemeye verdi. Öyle mi oluyor? Mehmet'e mahkemeye vermek mi oluyor? Evet. O zaman Cumali Hoca'yı mahkemeye davet edelim. Bir bilirkişi olarak olmaz mı? Cumali Hoca konunun bilirkişisi olarak doktora tezini de Arabi konusunda yapıp yapan bir kişi olarak bu noktada destek verecektir. Yani konunun bizim destek de istemiyor. Konunun ilmi derinliğini anlatacak. Elhamdülillah. Bir kişi bilmeyebilir, anlamayabilir.
Mehmet Emin'e de bir tane mikrofon verir. Evet. Yazılı mütalasını verirsenin. Sizin talep etmeniz gerekir. Talep etmeniz gerekir. Talep edirseniz. Talep edelim o zaman Mehmet Emin. Böyle bir ilmi bir mahkeme değil, ilmi bir... Yani konunun ilmi derinliğini netleştirir. Hatta işte İbni Arabi'nin bu konuda çok iyi olduğunu, işte gezegenlerin arasında dolaştığını, isteyenlere diğer gezegenlerin koordinatlarını verebileceğini, hatta bir grup meleği gördüğünü, yolda meleklere Arabi'nin sorduğunu, işte nasıl, nereye gidiyorsunuz,
meleklerden insanların daha hızlı gittiğini, bu sıraya sormuşken, yakalamışken, meleklere bir sorayım dediğini, meleklere şunu sorduğunu, Adem'den bu yana kaç sene geçti, meleklerinde şöyle cevap verdiğini, hangi Adem, bunun üzerine Arabi mantığını ve felsefesini bilen, bu konuda hem yüksek lisansı hem doktor tezi olan, ilmi derinliği olan, sorulabilecek bütün bu konulara cevap verebilecek nitelikte olan, Cumali Kösem Beyefendi, bu konuda her kimin aklına ne takılmışsa, neyin reddiyesi varsa bu konuda bekler.
Allah razı olsun. Kendisi topu üstüne almıştır. Allah razı olsun, teşekkür ederiz, sağ olsun. Evet, bu konu tabii aslında tarih boyunca, bir müddet böyle tartışılmış, ama sonradan Osmanlı'nın bilhassa son, böyle pardon, son demeyeyim, başından 300-400 yıl, 300-400 yıl bu iş oturmuş. Tabiri caizse Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri zamanında temellere atılmış, oturmuş. Çünkü Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri, her iki görüşü de toparlatmış, her iki görüşün normalde, ana temellerini, savunmalarını ve tezlerini ve karşı tezleri toplatmış, ve bu konuda Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri'nin muhteşem bir çalışması var.
Ve bunun üzerine Osmanlı devleti, tasavvufi, sufi bir kanattan, yoldan yürümüş. Yani o Fatih Sultan Mehmet, zaten Türkler öteden beri, sufiliğin üzerinde dini tanımışlar ve yaşamışlar. Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinden sonra, devlet de bu konuda, sufiliğe, açık sufilikle beraber yürüme yolunda yürümüşler.
O yüzden gittikleri yerlerde muhakkak camilerin yanına bir tekke kurmuşlar. Ve tekkelerle, camilerle, medreselerle, medreselerle, bu tekke, cami, medrese üçlüsü birbirinden hiç ayrılmamış. Yani medresede insanlar, dinin zahir kısmını tedrisat etmişler. Camilerde ibadet etmişler. Tekkelerde de Allah Allah nidalarıyla, Allah'ı sevmişler, toplumun içerisinde bir çümantı olmuşlar, sufiler. Ve 500 yıl boyunca, tekke, cami, medrese üçlüsü hiçbirbirinden ayrılmamış, devam etmiş. Ne zaman ki Osmanlı'da son dönem ve Cumhuriyet'le beraber, bu tekke, cami, medrese üçlüsü bozulmuş, bozulduktan sonra da zaten herkes ve her şey bozulmuş. Hala da bozuk bir şekilde ne yazık ki devam ediyor. Allah bizi affetsin inşallah.
Rabbim inşallah tekrar derlenip, toparlanıp, o eski, şanlı, şöhretli günlerden daha iyi, eskiden daha güzel, eskiden daha ileri, eskiden daha derin günler cümlemize nasip eylesin inşallah. Evet, başka sorusu olan varsa, söyleyeceği olan Mehmet Sıtkı. Evet, Geylan Hazretleri'nin sözü, bir edebe binlerce derviş hedavir.
Yani bu edep konusunda binlerce dervişi feda ediyorsa, yani bu edebin, şimdi derken bu edep, dervişler üzerine mi söyleniyor? Yani başka bir edep şeyleri de mi? Peki bunu şey yapamıyor mu efendim yani? Burada binlerce dervişi bir edebe feda ediyorsa, yani bu şeyin, biraz seyirhan uzak. Sakin ol. Evet. Şimdi, o zaman bir edebe uyana, bizim yani binlerce derviş mi feda ediliyor? Bizde yok binlerce, o yüzden feda edemiyoruz. Onun sözüne karşı gelmek değil. O edebin kıymetini anlatmak için şatahatvari söylenmiş bir söz.
Edebin kıymetini, ahlakın kıymetini göstermek için, idrak edilmesi için söylenmiş bir söz. Geylan-ı Hazretleri öyle binlerce dervişi feda etme noktasında olmaz değildir. Bir kimsenin bir Allah demesi, belki de binlerce edepten daha kıymetlidir. Çünkü Allah'ı zikir en büyük iştir. Allah'ı zikir en büyük iş ise, o zaman önemli olan o kimsenin Allah'ı zikretmesidir. Allah'ı zikrederse onda edep de oturur. Allah'ı zikrederse onda ahlak da oturur. Allah'ı zikrederse onda her şey yavaş yavaş oturur. O yüzden evet, edebin ehemmiyetini, edebin üstünlüğünü, güzelliğini anlatabilmek için söylenmiş, şahtahatvari bir söz olarak kabul ediyorum.
Eğer edeb sünnet ise niyeyse, eyvallah. Bunu kimsenin söyleyecek bir lafı yok. Ama bir sünneti terk etti diye de binlerce dervişi yine feda edemeyiz. Veya bir farzı terk etti diye yine binlerce dervişi feda edemeyiz. Yok. Bu böyle yani böyle algılanırsa zaten işin içinden çıkamayız. Yok. Hele bu zamanda şeytanın herkesi yutmak için hazır beklediği bir zamanda ve yuttuğunda buraya millet zikrullaha gelirken kolay gelmiyor. Bir tane değil, binlerce şeytan taşı arkasından çekiyor herkesin. O bütün kardeşler, o binlerce şeytanın kancasından kurtulup, o binlerce şeytanın kancasından yırtıla yırtıla yırtıla gelip buraya gelecek, biz de işte yok boynunu bükmedin, sen yok üç adım yapmadın, yok burada yanındakinden konuştun, yok burada yanındakinden güldün, yok sen şunu şöyle yaptın, yok sen bunu böyle yaptın deyip de
onları feda edemeyiz, yok ben yapamam. Allah'ı zikredenler hep üstündür. Faziletçe kim daha, namaz kılanların içinde faziletçe üstün olanlar kim ya Resulallah? Allah'ı zikredenler. Oruç tutanların içinde faziletçe hangisi daha yüksek ya Resulallah? Allah'ı zikredenler. Zekat verenler, hacca gidenler, cihad edenler, hepsini de söylüyor. Bütün ana ibadetleri, hepsini de Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, Allah'ı zikredenler daha üstündür. Herkes namaz kılabilir, Allah'ı zikreden daha üstündür ama. Herkes oruç tutuyordur, Allah'ı zikreden daha üstündür. Herkes zekat veriyordur, Allah'ı zikreden daha üstündür. Herkes cihata gidebilir, Allah'ı zikreden ondan daha üstündür.
O yüzden zikir üstündür. Bir kimsenin Allah'ı zikretmesi en büyük ibadettir. En büyük ibadete gelmiş o kimse buraya. Biz ona kalkacağız ki, sen bu edebi terk ettin, burayı terk et git. Böyle anlaşılırsa bu olur o zaman, Allah muhafaza eylesin. O zaman bende dahil hiç kimse kalmayacak burada. Ben öyle görüyorum. Ben kalırım diyen varsa söylesin. Diyelim ki, o ay bu arkadaş çok edepliymiş, biz bu kalırmış diyelim, onu şeyh kabul edelim, gidelim elini öpelim. Sıkıntı değil. Yani o çünkü, tekrar söyleyelim, meseleyi toparlayalım, dağıtmadan, edebin ehemmiyetini göstermek için söylenmiş olan bir söz. ben öyle algılıyorum. Teşekkür ederim.
Bir başkası feda edebilir, bir şey demem. Ben edemem. Benim için Allah'ı zikreden insanlar, kıymetli. Ben kimsenin, bile bile gönlünü kırmak istemem, incitmek istemem. Allah'ı zikre gelmişler. Doğruyu anlatırım, hakikaten anlatmaya çalışırım. Nefisle mücadelede neler yapılması gerektiğini, anlatmaya çalışırım. Zaman zaman sesim yükselir, zaman zaman hiddetlenirim. Ama o derviş kardeşlerin, şahsı maneviyatlarıyla alakalı değildir. Yani onların yapmış olduğu hatalarla alakalıdır. Onların hatalarından dönmelerini istediğim içindir. Onların o hataları yapmamalarını istediğim içindir. Yoksa hepinizi de severim Allah için. Hepinizde de dostum, arkadaşım, kardeşim. O yüzden bir sıkıntım yok.
Ama benim için, bütün ben sufi olduğum zamandan beri, yıl seksen altıdan beri, zikrullah halakasına gelen bir kimse kıymetlidir. Ben oldum olası perşembe derslerini, büyük zikirleri hep önemserim. Bir kimse, eşinden, çoluğundan, çocuğundan, işinden, aşından, her şeyinden fedakallık edip, buraya derse geliyorsa, kıymetlidir benim için. O yüzden ben feda edemem. Başkasına da feda ettirmem. Ben o yüzden derim, arkadaşlar, hizmet edenler, kimseye ters davranmayın. Allah için hizmet ediyorsunuz siz de burada. Bu çay Allah için dağıtılıyor. Tebessümünü dağıt. Bu çorba Allah için dağıtılıyor. Tebessümünü dağıt. Herkes derviş, herkes sufi. Herkes Allah demeye geldi.
Birbirine nasihat edeceksen, birbirine uyaracaksan da, yumuşak davranın. Sert davranmana gerek yok. Bir tane sert davranan burada oturuyor zaten. İkinci bir sert davranana ihtiyaç yok. Allah muhafaza eylesin. Allah beni de affetsin. Bu bahaneyle gönlünüzü, kalbinizi kırdıysam, bir tarafınızı incittiysem, haklarınızı da bana da helal edin. Helal olsun. Allah razı olsun. Benden yanı da herkese, bütün derviş kardeşlere, hakkımız helal olsun inşallah. Buyur Yusuf Ece. Hemen verin mikrofonu. Efendim, bir soru soracağım izninizle. İstanbul'un buyurun. Ama öncesinde bir şey ifade etmek istiyorum yine. 50'ye az kaldı yaşım. Biraz üzülüyordum ama size de bunu açıkladım.
Yetiştiğimiz çevre... Çok güzel bir yaş, 50 yaş. Allah sizden razı olsun. İnsan gençleştiğini görüyor 50'ye gelince. Evet. Yetiştiğimiz çevre efendim, aldığımız tahsil vesaire, hani hacı, hoca, tınak içerisinde söylüyorum bunu çok adam gördüm. Yine tınak içerisinde gördüğümü zannediyormuşum. Geçen haftaki sohbet gibi bir sohbet, 50 senede benim miladımdı. Böyle bir şey de görmedim. Bu zamana kadar duymadım. Duyduğunu duyan da duymadım. Fakat... Böyle cesaretle analiz edecek kimse yok çünkü. Yok öyle bir şey yok. Çarşı her şeye karşı oldu. Geçen hafta. Bir haftadan beri tesir altındayız. Allah sizden razı olsun. O şey de bir 17 dakikalık bir pasaj var. Onu dinliyorum sürekli.
Yanlış duydun mu, duymadın mı acaba? Dedi bakıyorum videoya. Salim Abden'in Selim Allah razı olsun gönderdi. Onu dinliyorum hocam. Ama işte bu 50 senelik yaşam süresi zarfında uzun bir müddetin atıl kut pozisyonunda olması ve bunun da boş olması da derin bir yere açmalı değil. Derin bir yere oluştu. Oluşuyor insan da boşmuş gibi görüyor efendim. Sizi tanıştan Allah'a hamdolsun. Allah size başımızdan eksik etmesin. Allah razı olsun. Şimdi sorumu sormak istiyorum izninizle. Buyurun. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Kün feyekun. Şimdi ilahicilik var ya serde biraz. Ne güzel işte ben hallediyordum işi. Ol dedi oldu. Ama hocamın da olduğu bir ortamda gene İbni Arabi'den yoku yoktan var eden Allah'a hamdolsun.
Bu biraz tel yaktı. Yok. Yoktan yok. Biz kimiz? Var kim? Var ne? Bunu sormak istiyorum efendim. Var var mı ki? Var var mı ki? Allah razı olsun. Yoktan var etti ya. Var var mı ki? Teli biraz daha yakayım ben. Varı var görenler avamdır.
Yokluğun yokluğundan yaratan. Teşekkür ederim. Önemli değil ki. Burada neyi nereden yarattığına bakanlar, yaratılanlara bakanlar böyle söylerler. Yaratılana bakarsan bunu böyle görürsün. Sen yaratılana bakma. Sen gözünü yaratandan hiç çevirme. Sen gözünü ondan çevirirsen başka şeyler görürsün. Gördüğün her şey seni yoldan eder. Her şeyde onu görüyorsan gören göz gözdür. Her şeyde onu görmeyen göz, göz değildir. O yüzden yaratılanı birey olarak hepsini ayrı ayrı görürsen aldanırsın.
Varı var görme. Bu sana mahsus. Herkes dinliyor. Dinlediğiniz de kalın. Soruyu soran sensin. Cevap da sana. Varı var gördüğün müddetçe asla onu göremezsin. Ne zaman ki varı var görmedin. Her şeyde o var dedin. Her şeyde o var dediysen o zaman hiçbir şey kalmadı. Hiçbir şey kalmadı. Ve hakikati de odur. İşin hakikati de odur. Ama o hakikate var mı kimse için bu zor bir sanattır. O hakikate vardıysa o zaman şikayet de yoktur. O hakikate vardıysa içte hiçbir şey kalmaz.
Ama dışta insanların teli yanmasın, kafası kaynamasın diye zahiren öyleymiş gibi gösterirsin. Bu da işin sırrıdır. Var mı ki? Neyin var olduğunu var olarak ispat edebilir bir kimse hiçbir ister maddi manada olsun, ister manada olsun, hiçbir ister maddi ilim ehli olsun, ister manevi ilim ehli olsun bu kainatta var görülen bir şeyin varlığını ispat edemez.
Varlığını ispat etmeye çalışan yolun yarısında da değil, daha yolun başındadır. Bunu zaman zaman sohbetlerde hep demişimdir. Öyle bir zaman gelecek, var gibi görünen maddenin olmadığını, olmadığını, madde gibi görünen şeyin gerçekte olmadığını bu insanlık tespit edecekler. Zahiri ilim olarak tespit edecekler. Zahiri ilim olarak tespit edecekler. Bunu kitaptan okuyaraktan söyleyen bir kimse bunun işin içinden çıkamaz. Bunun işinin içinden çıkabilmesi için bir kimsenin seyri sülükte belli bir seyri sülükte olan da bunun işin içinden çıkamaz. Seyri sülükün daha üst derecelerine giden bir kimse ancak bu işin içerisinden zevk ederek çıkabilir.
Ve kendi varlığından da geçmesi gerekir çünkü onun kendi varlığının da var olmadığı tespit edilmesi gerekir. Onun kendi kendisine. Bu uzun bir mesele. Ama ve lakin hani varı var görmek o kimsenin gözünün körlüğündendir. Bu kötülemek manasında söylemiyorum. Daha açılmamış gözü o manada. Yani o körlük manasında değil. Açılmadı henüz daha onun gözü. Normalde ben hal anlatırım. Bazen arkadaşlar böyle hani hal mi anlatılacak, rüya mı anlatılacak denir. Şimdi bir kimse rüyasında bir şey görmüş olsa rüyasındaki var mı onun gördüğü rüya? Doğru mu? Doğru. Peki var mı? Bu işin başlangıcı. Buradan siz işin ucunu tutturabilirsiniz.
Rüyayı gördün mü? Evet. Rüyan hak mı? Evet. Rüyan var mı? Sen gördüm. Ben gördüm rüyayı diyeceksin. Rüyan var diyeceksin. Senin rüyan var. Rüyanda gördüklerin var mı? Abdullah'ı rüyanda gördün. Abdullah'ı biliyorsun. Abdullah'ı rüyanda gördün. İyi Abdullah'ı rüyanda gördün. Abdullah burada fizik olarak var gördüğün için Abdullah'ı rüyanda gördün. Rüyanda Abdullah var mı? Suret olarak var. Hayalen var. Öyle değil mi? Yani zahir olarak gerçekte var mı? Yok. Öyle olmadığımızı nereden biliyorsunuz? Öyle miyiz?
Ben daha ilerisini söyleyeyim. Yok. Bu da öyleyiz dediğimde o yolun başı yine. Yusuf Hoca o da yolun başı. O yüzden telleri yakmışlar. Enel hak deyip coşmuşlar. O yüzden telleri yakmışlar. Var mı benden daha şanı yüce demişler. Söyle badak. Efendim. Bunu nasıl anlamalıyız efendim?
Başını duyamadık diyor Yusuf Hoca. Efendim sıfatlarıyla her şeyi kuşatan, kapsayan Allah'ın, bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah'ın. Biz içinde miyiz? Allah bizi kuşatmışsa, bir ara sohbetinizde bir sis bulutu gibi düşünebilirsiniz diye bahsetmişsiniz. Biz Allah'ın içinde miyiz? Allah'ta mıyız? Bu normalde yolun başından da aşağı, badak, aşağı çekiyorsun bizi daha. Bizi aşağı çekme. Tövbe ettim geri döndüm efendim. Evet. Bizi bu normalde, az önceki bu anlattığımız sohbetten daha aşağısını çekiyorsun sen. Daha aşağısına çekme bizi.
Bu normalde sen işin ikiliğindesin daha. İçinde miyiz, dışında mıyız dediğinde, sen iç ve dış yaptın, ikiledin sen. Niyin içindesin veya dışındasın? İçinde görürsen de, şirk dışında görürsen de şirk. Aşağı çekti. Evet Halit Hoca. Halit Hoca mikrofonsuz konuşmaz. Kimse konuşmazsın zaten. Çünkü soru anlaşılmazsa cevap anlaşılmaz. Bu konuda kıymetli hocama selam. Kardeşimize de çok selam soru soranlara. Ben bu tür sohbetler... Mikrofonu yaklaştır. Gerek tasavvufçı hocalarımıza da aynı şeyi söyledim. Burada bu şahit olanlar var bazı arkadaşlar.
Bir gün buraya bir meyaneden bir sarhoş gelmişti. Adam içkili, zikrullahın sonrasını şu kısma kadar geldi hatırlayanlar vardır. Baba sordu dedi, niye geldin? Hayırdır dedi. Şöyle biraz sağa sol yapınca, tenkit edici birkaç bakış belki oluşmuş olabilir belki. Hani sarhoşun ne işi var burada? Adama sordu baba dedi, sen hayırdır dedi, hoş geldin. Adam dedi ki meyanede oturdum içiyordum dedi. Son kadet de seni gördüm de geldim. Bunun üstüne ne kelam, ne hal, ne olabilir ki yani? Hangi Allah'ı anlatırıp, hangi ilmi verip bunu açıklayabiliriz veya idrak edebiliriz? Var mı içimizde böyle bir yiğit? Yine o adama selam olsun. Ha ya görünmüyor bizimki, ne hal, ne hallerde ya?
Görsem bir elini öpücem onun yani. Bak o gelir basacağız bak onun evini böyle gelmez. De ki gelip basacaklar da. Tamam, inşallah. Böyle her zaman bir şey düşündüğümde o adam aklıma gelir, hemen oturur başımı, boyunuma yerim. Derim Halit Hoca çok yolum var. Desek ki kadehlerde görmek istiyormuş, seni herkes kafeyi kılar burada şimdi. Şimdi, sufilik veyahut da Allah'ı tanımlama, Allah'ı bilme. Yani biz ona kısaca sufilik diyelim. Farklı bir şeydir. Ben bunu böyle zaman zaman anlatırım. Asıl sarhoşlar dünyaya tapınanlardır.
Makama, mevkiye, şuna buna tapınanlardır. Biz o tapınanları da zaten ona tapında olarak görüyoruz da, hiç sıkıntı yok. Şimdi, ödemişte bir gün dersten çıktım, arabayla gidiyorum. Yavaş yavaş, adamın elinde şişe. Böyle baktı. Baba! Yaptı. Açtım ben cevabı. Buyur kuzum dedim ben şimdi ona. Baba bir numarasın, baba muhteşemsin, baba. İndim ben arabadan aşağı. Bir sarma açtım onunla. Kulağına eğildim.
Ben seni başka türlü sarhoş görüyorum dedim. Nice sizin sarhoş gördükleriniz vardır. Elindekinin ne olduğunu bilmezsiniz. Ona sarhoş muamelesi yaparsınız. Nice namaz kılanlar vardır, küfür içindedir. Nice sizin sarhoş gördükleriniz vardır. Onlar Allah'a dost olmuştur. Bu işin perde gerisi. O yüzden, şimdi az önce badak sıfatlardan bahsetti. Badak bak bana. Sıfat, zatın kokusunu almayanlar içindir sıfat. Zatın kokusunu alanlar için sıfat yoktur. Anladın? Zat kokusu almayan burunlar ve gözler sıfatlarla oyalanırlar.
Avamın da kafası yanmasın diye biz deriz ki sıfatsal tecelliyat. O avamın kafasının yanması için, yanmaması için. Çünkü öyle yazmış ya ilahi hayatçılar, diyanetçiler, onlar bunlar. İşte Cenab-ı Hak sıfatlarıyla tecelli eder. Tanırken sıfatlarıyla tanırsınız demişler ya. O yeni tanımaya başlayanlar için yol öyledir, doğrudur, benim değildir. Biz tanımadan sevdik. İyi ki tanımadan sevmişiz. Bilmeden zikrettik, tanımadan sevdik. İncelemeden aşık olduk bir görüşte badak. O yüzden benim kafam çok basmıyor öyle. Bu sıfatıydı, bu zatıydı, bu basiriydi, bu semisiydi. Çok basmıyor benim kafam. O deyip geçiyorum ben. Tamam?
Ben sohbet anlatırken bir yerde tenzihi anlatırım. Siz bana tenzihten sorarsanız, ben tenzihi anlatırım size. Ama ben teşbihçiyim. Söyle. Atik. Atik öyle bir heyecanlısın ki böyle. Yürücen. Allah'ın cemalini düşünmek bu yüzden mi yasaktır efendim? Allah'ın cemalini düşünmek yasak değil ki. Yani hani Allah'ın cemalini düşünmeni denir ya hep. Yok ben cemalini düşünüyorum. Yani kendisinin, kelimet ama aklıma gelmedi. Zatı. Zatı evet. Bundan dolayı mı yasaktır? Evet. Avam için yasak. Söyle Mehmet. Var mı ki?
Tamam. Senin varmış demek ki. Senin mi ki Mehmet? Ruhumuz dedin ya sahiplendin. Sanki kendininmiş gibi. He? Emanet bir daha. Sen iyi emanetçisin o zaman. Anlatırsana Mehmet. Vay Mehmet'in vay. Bir de ruhu sahiplenmiş ruhumuz diyor. O ne diyor? Üfledim diyor. Ben üfledim. Nereden senin oldu? Demek ki bir senin değil. Eee?
Nereden sahiplendin ya? Uyanık tüccar kafalı. Hemen oturacak kendisinin olmadığı şeyin üstüne. Değil mi? Herkes ruhu kendinin biliyor değil mi? Nereden sizin ya? Kaç para verdiniz? Aldınız. Allah Allah. İlahiyatı öyle mi öğretiyorlar hocam? Ruh senin mi diyorlar?
Aklınız var. Yok ya bizden rahatız biz. Aklı bir peynir, bir dilim peynir, bir lokma ekmeğe verdik gitti. Kalmadı biz de. Allah la ilahe illallah illa hu. Allah'a ilahe illallah Aşka dünya

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi