Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 06.10.2022
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 7 Ekim 2022 · 32:42
Barbaros kardeşimiz malum geçen hafta çarşamba gün tabiri caizse beyin ameliyatı oldu. Bugün perşembe aramızda Allah'ın izniyle. Rabbim şifasını arttırsın inşâAllah. Bizim Oktay kardeşle o da ameliyatı oldu. O da biraz ağır ameliyat geçirdi. O da hamdolsun taburcu oldu. O da tedavisine devam ediyor. Rabbim tüm kardeşlerimize hayırlı şifa versin inşâAllah. Cenab-ı Hak hepsini de kendi yolunda istihdam ettiği kullarından eylesin.
Amin. Böyle gönülleri zikrullah alakasında, ruhları zikrullah ile haşır neşir olan kullarından eylesin inşâAllah. Amin. Yarın malum Mevlid kandili. Allah izin verirse inşâAllah yarın akşam da o bayramlaşmanın olduğu salonda Mevlid kandilini icra edeceğiz. İnşâAllah bütün kardeşlerimiz davetli. Akşam iftarı orada yapacağız. Allah izin verirse inşâAllah hazır. Tamam.
İnşâAllah yarın akşamki program da o. İnşâAllah. Allah'ın izniyle inşâAllah. Zikrullah'ta tevhid esması kalbi çekilirken erkekler bir vuruş fazla çekiyorlar. Aynı durum kadınların bir kısmında da geçerli. Kalbi tevhid esmasının nasıl çekilmesi gerektiğini tarif eder misiniz? Hâlâ da bunları tarif edersek, ömrümüz bunlarla geçecek o zaman. Zakir kardeşler, kardeşlere tarif etsinler bunları inşâAllah.
Beyim her perşembe, cuma ve ramazan ayında aşırı sinirli oluyor. Mübarek günlerde ya olay çıkarıyor ya da başına kötü bir şey geliyor. Boşanmayı kabul etmiyor. Her olaylı günün sonunda özür dileyip helallık istiyor. Bu benim imtihanım mı? Susup sabır mı etmeliyim? Sinirlilik şeytandandır. Böyle insanın eşine ve çocuklarına, yakın dairesine heva ve hevesinden sinirlenmesi, öfkelenmesi şeytandandır.
Hadis-i Şevta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, öfke şeytandandır dedi. Tabi bunu şerh etmek lazım. Çaylarınız da için sıkıntı yok. Şerh etmek lazım. Doğru öfke var, yanlış öfke var. Doğru öfke nedir? Kur'an ve sünnetin dışındaki bir şeye öfkelenmek ibadettir. Bu eyvallah. Ama Kur'an ve sünnetin içerisindeki bir şeye öfkelenmek de şeytanidir. Bir insanın eşine, böyle çocuklarına, yakın dairedeki arkadaşlarına, etrafına, böyle oto çöpe öfkelenmesi şeytandan Allah muhafaza eylesin. Hele böyle cuma geceleri, mübarek günlerde, işte bayramlarda, seyramlarda, Ramazan'da şeytan bir insanın üzerine daha fazla gider. Bugün zikrullah var, şeytan daha fazla insanın üzerine gider. Zikrullah'a gitmesin diye, engel çıkarır, kavga çıkartır veyahut da normal zamanda kadın bir şey demiyordur.
Bir şey demiyordur ama derse gidecek ya adam, adam adama laf söyler veyahut da kadın derse gidecektir, adam biliyor ya onun derse gideceğini, ona kalkar laf söyler. Bu şeytani bir hal. Şeytanın destesinden, vesvesesinden oluyor. Sizi ibadetten alıkoyan, sizi zikirden alıkoyan, sizin bu manada halet-ül ruhinizi bozan her şey şeytanidir. Bu manada öfke de şeytan. Allah muhafaza eylesin. Kul, feraset haline nasıl ulaşır? Feraset, kulun kalbinde bir nurdur, manevi. Hani siz müminin ferasetinden sakınınız demiş. O kimse meselenin iç yüzünü, hakikatini görür. Bu neyle oluşur?
Bu zahiren bir, iyi bir Kur'an ve sünnet bilgisiyle oluşur. İki, o kimsenin muhakkak manevi bir yolu olması lazım. Manevi yolu olursa, onda feraset nuru oluşur. Bunun en önemli olgusu, Allah'ı zikirdir. Bir kimse Allah'ı çok zikrederse, Cenab-ı Hak onun kalbine feraset nuru verir. Bu zikrullahla daha fazla tecelli eder. Ve o kimse, feraset nuruyla bakar. Feraset nuruyla görür. Bunun oluşması için o kimse, muhakkak, muhakkak farzları yerine getirecek. Muhakkak, Allah'ı sevecek, zikredecek. Muhakkak, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevip, onun sünnet-i seniyyesine tabi olacak ki, onun Cenab-ı Hak kalbine feraset nuru versin.
O kimse, feraset nuruyla görsün. Feraset nuruyla duysun. Sadece görmek değildir bu. O normalde bunda duymak da vardır. Onu herkes, feraset nuruyla görmek olarak algılar. O eksiktir. O yolun başıdır. O kimse, feraset nuruyla da duyar, işitir. Feraset nuruyla kalbine ilham gelir. O feraset nuru o kimsenin kalbinde konuşur. İstikamet belirler ona. O feraset nuru oluştuğu zaman, o kimse evliyadandır artık. Bildiğiniz evliyadandır. O iyice artar o kimsede. O kimsede iyice artarsa, onun zahirini ve batınını, o feraset nuru istikamet vermeye başlar. Bu, dervişlerin üzerinde istenilen bir şeydir.
Bunun yolu, ibadetlerde eksiklik, noksanlık olmayacak. Bunun yolu, haramlardan uzak tutacak kendini. Bunun yolu, diline, gözüne, kalbine mukayyet olacak. Bunun yolu, insanlarla boş tartışmayacak. Bunun yolu, gaflete düşmeyecek. Bunun yolu, Allah'ı her daim zikredip gözetenlerden olacak. Böyle olursa, o kimsenin, evet, kalbinde feraset nuru oluşur.
Ve o feraset nuru, durduğu yerde durmaz. O ileri doğru yürür. Derviş edebine, adabına, erkanına, takvasına dikkat eder. Dikkat edince, o artık benimle görür seviyesine gelir. Benimle duyar seviyesine gelir. Bakın, feraset nuru henüz daha oraya gelmedi. Dervişlerin yıkıldığı yerlerden birisi burasıdır. O hafiften kalbi kımıldar. Hafiften kalbi haber almaya başlar. Hafiften feraset nuru onda uyanır. Uyandığında, derviş kendi kendine oldum zannına düşer. Ve kendi kendine etrafına oldum havası atmaya başlar. O insanın yolunu keser, aldanır. Yalancı fecir gibi.
Bütün dervişlerin en önemli imtihanı, en büyük sıkıntısı yalancı fecirdir. Bu her esmada, her makamda insanı aldatır, dervişi aldatır. O yüzden büyükler demişler ki, üstadı olmayanın üstadı şeytandır diye. O yalancı fecri ona anlatacak olan, henüz daha sen olmadın diyecek olan üstadı onun. Olduğun zaman merak etme, senin esman değişir.
Olduğun zaman merak etme, senin makamın değişir. Olduğun zaman merak etme, sana tebliğ edilir. Olduğun zaman merak etme, senin hakkını, hukukunu Allah yedirmez. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem senin hakkını, hukukunu yedirmez. Ümmetinin hakkını, hukukunu yedirir mi? Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem yedirmez. Cenab-ı Hak kendi kulunun hakkını, hukukunu yedirir mi? Allah zalimlerden değil ki. Onun manevi olarak hiç kimsenin hakkı, hukuku yenmez. Öyle bazen zaman zaman duyardım ben de, daha öncesinden. Yok işte şeyhim bana vermedi. Sen hak edersen verir. O gelse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onu ikaz etse, sen ne bu kimsenin makamını açıklamıyorsun dese, ne yapabilir o kimse?
Yüzüne bakamaz hale gelir Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin. Kim emri dinlemeyecek? Emri dinlemeyecek olan hiç kimse yoktur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şeye hükmettiyse, mesele bitmiştir. O kadar. Onun üzerine hüküm koyacak bir kimse yoktur. Maddi manevi. Nasıl hadislere tabi olmak, ben kendim öyle inanırım. Fars, ben öyle inanırım. Ben o yüzden, benim için hadislerin hepsi de sahihtir. Ama bir şey varsa anlayamamışızdır biz. Bu kadar basit. Benim için bütün hadisler sahihtir. Aynı şekilde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, rüyada gören beni gerçekte görmüş gibidir dedi mi?
O zaman rüyada ona bir şey emrettiyse, o gerçekte sahih bir şekilde bir şeyi emretmiş hükmündedir. O kimsenin şahsını bağlar. Ayrı mesele. O kimsenin kendisini bağlar. Ayrı mesele. Ama ona herkes kendimce, onu rüyasında gördü. Onu böyle yapacaksın dedi. Ona tabi olur. O yüzden bir kimse yetişirse, merak etmesin. Ona ne verilmesi gerekiyorsa verilir. Bazen böyle yurt dışından, oradan buradan insanlar böyle işte gelelim üstadım bize icazet ver filan. Ben de diyorum rüyamda görürsem veririm. Net. Ben rüyamda görürsem veririm diyorum ben. Sıkıntı yok.
Siz gelin ziyaret edin. Problem değil. Yok. İcazet verirsek gelecek. Yok diyorum. Ben rüyamda görürsem vereceğim. O yüzden kimsenin hakkı, hukuku yenmez. Kimsenin bu konuda da herhangi bir şey ortadan kalkmaz. Allah var, gam yok. Allah var, gam yok. Allah var, sen Allah yolunda uğraş, koştur. Merak etme, hakkın, hukukun yenmez. Evet, feraset de böyle bir şeydir. Bir kimse Allah yolunda yürüyorsa, koşturuyorsa, Cenab-ı Hak zalim değil. Allah adalet sahibidir. Allah kim neyi hak ediyorsa verir. Süleyman Risalesi'nde ferasetin ortası olarak gaybden haber verme. Yüksek olan hal içinse gaybe hükmetme olarak ifade edilmektedir. Gaybden haber verme ve gaybe hükmetme ne demektir?
İnşallah Cenab-ı Hak kardeşlerimize gaybden haber vermeyi de, gaybden hükmetmeyi de nasip eylesin. Bunlar tehlikeli sözler. O yüzden böyle es geçtim. Yani bir kimsenin gaybe hükmetmesi, yani ne yapacak Allah'ın kaderini mi durduracak? Veliler sınıf sınıftır.
Mürşidi kamiller sınıf sınıftır. Bunu böyle tarif etmek istemezdim ama iyice olgunlaşmış bir mürşidi kamil bu tip işlerle uğraşmaz. Onlar çünkü meselenin hakikatine vakıflardır. Hakikatine vakıf oldukları için Allah'ın takdirine razı olurlar. Aşağıdakiler ise kendilerince hala da kendi iradeleriyle bir şey yapabileceklerini düşünürler. Ve kendilerince ayağını sabit eden kopup geleni görmediklerinden dolayı, kendi hayal dünyalarında, kendi hal dünyalarında onları değiştirdiklerini düşünürler.
Bu velilerin sınıflarıyla alakalıdır. Hepsi de velidir veya hepsi de mürşidi kamildir. Ama onların da kendi içlerinde dereceleri vardır. O yüzden bu tip sözler söyleyenler olur. Hatta şunu bile duydum ben, senin başına bir şey gelecekti, hani biz onu değiştirdik falan böyle. Bunlar böyle söyler bir kısım veliler.
Bakın ben onların veliliklerine bir laf söylemiyorum. Aslında değişti diyenlerin, hani değiştirdik deyin, hakikatini bilmediğinden değiştirdikler. Şimdi bu nasıl tecelli edecek diye bunun da arkası gelir. Şöyle söyleyelim. Birisinin üzerine bir sıkıntı gelecek. O sıkıntıyı o veli rüyasında gördü. Sıkıntı geliyor ona. Veya halinde gördü. Sıkıntı geliyor. O kendince başlar ona dua etme. Bunun üzerinden bu sıkıntıyı at. Bunun üzerinden bu belayı, bu musibeti at diye. Ve gerçekten de sonra onun üzerinden onun sıkıntı, o bela gitti. Gitti. O veli şöyle der. Benim duamın yüzüsü hürmetine bereketiyle gitti. Kendi iç aleminde.
Veyahut da o derviş şöyle der. Şeyhimin duası bereketiyle bu üzerinden gitti der. Hak mıdır? Evet. Ama bir veli vardır. O işin bela ve musibetin onun üzerine tecelli etmeyeceğini bilir. O kader sayfasının daha hakikatine vakıftır. Daha hakikatine vakıf olduğu için hiç seslenmez. O çünkü gerçek onun üzerinde hiçbir sıkıntı yaşamayacak. O ona sadece hamd eder. Der ki, işin hakikatin hakikati dediğim nokta. Derim ya, hakikatin de hakikati vardır. Onun da hakikati vardır. Bu, o hakikatin hakikatine malumsa bir kimse, o bir şeye müdahil olma lüksü yoktur onun işin hakikatinde.
Bu nedir? Yazılan yazıldı, kalem kurudu. Hadis-i şerif, hadis-i kudsi. Kalemin kuruduğu yeri gördüyse o kimse, mesele bitmiştir. Kalem yazacağını yazdı, kalem kurudu. Bir hadis-i kudsi daha. Ne diyor? Ben miracıya çıktım, kalemin cızırtısını duydum. Dedim ki, ne bu? Dedi ki, bu hala da yazar, siler yazar. Kalemin cızırtısı. Tenakuz olmasın siz de. Hala da yazıp çiziyor, yazıp siliyor o. Bu ne? Bu, normalde kader levhasından çıkmış. Aşağı doğru iniyor o. Yazıp çizdiği o. Yazıp bozduğu o. Hakikati bozabilir mi? Hayır. Ama orada işler farklı döner.
Birisi, örnekliyorum, Mustafa Özban başına bir bela gelecek diye görür. Öbürki de der ki, Mustafa Özban başına bela gelmeyecek. Öbürki de der ki, Mustafa Özban başına bela geliyormuş gibi görünecek. Görünecek. Herkes işte dua edecekler. Bu dua ile ortadan kalkacak. Ne olacak? İlk başa dönecek. Bunun üçüden üçünde vakıf olan veli olur mu? Evet. Veliler de kendi içerisinde. Sınıf sınıftır. Hepsi de veli midir? Evet. Ha senin nasibin hangisinde? Bu ayrı bir mesele. Öyle ya. Kimisinin nasibi, işte böyle şey yapan. Duayla ben her şeyi değiştiririm diyen de. Eyvallah. O da veli. O öleleri de böyle etrafı çok kalabalık olur onların. O böyle isim isim de söyler.
Sen dün akşam seni rüyamda gördüm. Böyle böyleydi. Böyle dua ettim. Bak. O başına gelmedi. Bir de söyler onu. O da hak. O da derviş de der ki. Vay ya. Evet benim başımda böyle bir sıkıntı vardı. Bak. Efendimin duasıyla ben o sıkıntıdan kurtuldum. Derviş onu ne yapar? Onu önemsel. Ya öbürküne de gider. Benim böyle bir sıkıntım var. Allah muinin olsun. Şey yok. Şataat yok. Şatafat yok. Yani işin öz noktasına baktığında tecelli edecek olan tecelli eder der. Bunu da herkes kaldırmaz. Bunu da her veli de kaldırmaz. Kim burnunun kısacağını bile bile yol yürür.
Zordur o. Yani o böyle insan malıyla imtihan olur. Evladıyla imtihan olur. Eşiyle imtihan olur. Zor. Birinin beş kuruşu gidiyor da yüz on beş sefer taklatıyor. Kolay değil. Birinin çocuğuna bir şey oluyor. Ohohohohoho. Yüz on beş sefer taklatıyor. Allah yiyesin inşallah. Sevmenin başlangıcı nedir? Kün. Ol dedi ya. Zahir manada sevmenin başlangıcı o. Sonu var mı?
Yani sonsuz bir Allah'ta son aramak herhalde çok akıllıca bir şey değil. Allah sonsuzsa onu sevmenin de sonu yok. Sevmenin tecelliyatı nedir? Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Herkes sevebilir mi? Evet. Çünkü herkes sevgiyle yaratıldı. Herkes sevgiyle yaratıldı. Cenab-ı Hak herkesin gönlüne bir sevgi tohumu ekti, serpti. Eğer birisine sevgi tohumu serpmemiş olsaydı ona zulmetmiş olurdu. Allah zalim değil. O yüzden herkese sevgi tohumu ekti. Yaratılışta bütün insanlar aynı sevgi düzeyinde miydi? Burası tartışmalı.
Yaratılışta herkesin buğday tanesi gibi düşünün. Herkese birer tane buğday tanesi gönlüne koydu. Kimisi onu buğdayın çimlenip büyümesi, sulanması, bakılmasını güzel yaptı. Öyle olunca o yedi veren gibi habire başak verdi, habire buğday verdi. Habire boy attı. Kimisi de onu beslemedi. Gerekli zemini oluşturmadı. Onun kudu güdük kaldı. Bunda Cenab-ı Hak'ın dahli yok. Kullar sorunlu kendisinden. Dergaha geldiğimi bilen eniştem yoğun bakımda olan akrabası için dua istedi. Yine dergaha geldiğimi bilen Esat Çıra isminde arkadaşım size selamın etti.
Onun dervişiniz olması için dua ederim. Rabbim hastalara şifa versin inşallah. Selam gönderin de selamına. Aleyküm selam. Son toplu itikafta katılanlar günlük Kürtlerine Hu esmasını ilave etsinler demiştiniz. Bu esmayı Hu Allah olarak mı ilave edecektik? Bir de kardeşler unutmuşlar. Tek sefer olarak biliyorlar, öğrenmek istedik. Ne söylediysek o esnada o. Çocuklarımıza yaşadığımız beldede dinimizi öğretebileceğimiz yerler bulamıyoruz. Ülkemizde maalesef tek yazın ilk ay kuran kurslar oluyor. Diğer aylarda hiçbir hizmet yok.
İnsanlar okul sezonunda çocuklarını bir dünya kursa etüde yolluyorlar. Ama bu konuda hiç girişimleri yok. Nasıl bir yol izlemeliyiz? Bu konuda gerçekten herkes muzdarip. Okullar açılınca çocuklar mecbur bir okula gitmek zorunda kalıyorlar. O yüzden de çocukların dini eğitimleri olmuyor. Bu konuda da bizim elimizden gelen bir şey yok. Bu konuda bizim de yapabileceğimiz bir şey de yok. Dergan ve derviş kardeşlerin olmadığı bir beldede kişilere yolumuzu nasıl anlatmalıyız? Cehri Zikullah'ı bilmeyen kişilere sormalı mıyız yapalım mı diye yoksa direkt halakaya davet mi etmeliyiz?
Bu konuyu anlatacak olan kardeşlerin kendince iştahatları olacak. Bu zor bir şey. Bir yerde ders yoksa orada derse başlatmak. Ama o zoru becerebilenler, evet Allah katında makbul insan olurlar. Divanı Kebir okumalarının hikmeti nedir? Bizler sizin bu durumlarınıza ehemmiyet gösteremeyebiliyoruz. Bu konuda haklarınızı helal edin ve ricamız bizlere tekrar bu zamanda bu okumayı tercih etmeniz. Teki faydaları bizim maneviyatımıza katkılarını açıklayabilir misiniz? Ya ben böyle şiiri seviyorum herhalde. Divanı Kebir'i de seviyorum. Ondanmış deyin. Sigarayı bırakmak için tavsiyeleriniz, emriniz nelerdir?
Sigara içen bütün kardeşler sigarayı bıraksınlar. Emrimiz bu. Emrimizi dinleyen bıraksın. Çok basit. Benim adım Enes Olaş. Kickboks'a gidiyorum spor salonundaki. Hocam sen müsabaka takımına gelmelisin diye tavsiyede bulundu. Hazırlıktan sonra linklere çıkabilirsiniz dedi. Ne yapmalıyım? Katılmam uygun olur mu? Bir insanın yüzüne vurmak haram. Bu yüzüne vurmak bir kimsenin haram. Siz bir kimsenin yüzüne, çenesine, alnına, kafasına, gözüne vuramazsınız. O yüzden boks yapamaz bir Müslüman.
Bu kinc boks dedikleri ayak da var değil mi işin içerisine? Hepsi karışıyor ne varsa. Sokak dövüşüyor. El ayak, baş göz gırla gidiyor diyorsun. Caiz değil. Bu normalde şey değil yani. İslam'a uygun değil. Şunu unutmayın. Bir kimsenin yüzüne vuramazsınız. Eş, çocuk, arkadaş, kavga, gürültü. Birinin yüzüne vurmak caiz değildir. Asla. Çünkü insanın cemali Allah'ın sıfatsal tecelliyatıdır. Bu manada siz bir kimsenin yüzüne vuramazsınız.
Yüzünü tokatlayamazsınız. Bakın İslam hukukuna, yüze vurmak hiç yoktur ceza sisteminde. Hiç yoktur. Çünkü insanın yüzü bu manada mukaddestir. İnsan mukaddestir. Yüzü o vücudundan daha fazla mukaddestir. İnsanın yüzüne bakılır. Cemalullah'ın tecelliyatı olarak görünür. Bir kimsenin o yüzden yüzüne de tüküremezsiniz. Bir kimsenin yüzünü de çirkin göremezsiniz. Bir kimsenin yüzünü çirkin görmek Allah'ın cemalini çirkin görmeye gider. Siz hiç kimsenin bu manada yüzünü çirkin göremezsiniz.
Hani derler ya ablak suratlı örneğin diyemezsiniz. Diyenler gaflete düşmüştür. Veyahut da bu hükmü, bu hukuku bilmiyordur. O yüzden bütün insanların cemali, insanların cemali haktır, mukaddestir. Asla ne vurulur, ne dövülür, ne tükürülür, ne de ona zarar verilir. Asla. Allah muhafaza eylesin. Eftali zikrfale mennehu Laa illa El Fatiha ma'as-salamu alaikum.
İcmain. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.