Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 06.04.2023
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Nisan 2023 · 32:28
Selamun Aleyküm. Geçen hafta sorulan sorular vardı, acil olarak zekat konusuyla alâkalı sohbet etmiştik. Aslında başlangıç olarak bir önceden zekatın ehemmiyetini anlatmamız gerekiyordu. Ama acil o sorular olunca bu sefer böyle bir sonraki sohbet takdim tehir oldu. Değişti yerleri. Şimdi inşallah bu akşam zekat ve namaz bitişik olduğundan dolayı Bakara ayet 110. Bakara'nın 110. ayetiyle alâkalı sohbet edeceğiz inşallah. Destur.
A'udzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Allah razı olsun. Bakara ayet 110.
Namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin. Kendiniz için önceden her ne iyilik yaparsanız mükafatını Allah'ın yanında bulacaksınız. Çünkü Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir. Namazı dosdoğru kılın. Yani namazı dosdoğru kılın dendiğinde namazın bütün şartlarını, bütün içindeki dışındaki farzlar, namazla beraber abdest, çaylarınız da içine, namazın içindeki dışındaki farzı, vacibi, sünneti bunları dosdoğru kılın.
Namazı dosdoğru kılabilmek için muhakkak namazla alâkalı herkesin ilmihal bilgisine sahip olması gerekiyor ki namazı dosdoğru kılsın. Bu işin zahir tarafı, bir de işin batın tarafı var. O kimse çünkü ayet-i kerimede namaz sizi kötülüklerden alıkor diyor. Demek ki namazı dosdoğru kılarsan işin batın tarafı var, manevi tarafı var. O seni kötülüklerden alıkoyacak. Ve namazdan vazgeçmek, namazı terk etmek, namazı es geçmek mümkün değil. O yüzden normalde bir kimsenin namazı İslam dininde önemli. Ve namazı önemsizleştirmek, namazı kıymetsizleştirmek mümkün değil. Bir kısım Müslümanım diyen kimseler namazı önemsizleştirme, namazı kıymetsizleştirme noktasındalar.
Bunların içerisinde bir takım kendilerini sufi olarak, derviş olarak veya tasavvuf topluluğu adları altında nitelendiren kimseler de var ki bu işin daha acısı. İşte bir kısım Türkiye'de de mesela kendilerini Alevi Bektaş'ı görenler namaz demezler. Mesela onlar salat derler, niyaz derler. Onlar namazı, işte biz böyle gönül namazı kılıyoruz noktasında tutarlar. Bu doğru değil. Veyahut da bir kısım sufiler vardır. İşte bizim namazımız kılındı. Bu doğru değil. Veyahut da namazla alakalı bir gevşeklik, namazla alakalı bir öteleme, namazla alakalı herhangi bir namazı küçük görme, küçültme bu mümkün değil. Çünkü normalde namaz dinin direği hadis-i şerif mucibince. Namaz dinin direği, namaz dinde yıkılacak son kale.
Yani bir kimsenin normalde o namazı yıkılırsa, namazı yoksa dini de yok hükmünde. Çünkü son kale diyor. Dinin son kalesi. Bir kimsenin dininde son kale. Ve ne yazık ki böyle yavaş yavaş, yavaş yavaş ahir zaman yaklaştığının işareti o. İnsanlara namaz zor gelmekte ve namazı ötelemekteler. Namazı gevşetmedeler. Yani bir de hani Hanefiler, İmam-ı Hanefi, İmam-ı Maturidi çizgisine göre bir kimse namazı kasten terk etse küfür olmuyor ya. Ama şafirlerde normalde veyahut da bir kısım işte mezheplerde namazı kasten terk etmek küfürdür. Mesela İmam-ı Azam'da küfür değildir ama o kimse hapsedilir. Namaz kılınca kadar dövülür bildiğin.
Namazı kılmazsa bir kimse diyor kasten terk ederse biz onun küfrüne fetva vermeyiz. Hapsederiz. O diyor namaz kılınca kadar dövülür diyor. Bazı Hanefiler tuzlu su içilerekten katledilir. Namaz ya namazı kılacak ya da tuzlu su içecek. E kim ama onu mümin gibi defnederiz diyor. Yani onun küfrüne fetva vermeyiz ama Müslüman gibi defnederiz diyor. Namaz bu manada dinin direği namaz olmazsa olmaz ve namazı dosdoğru kılacağız. Dosdoğru kılmak zahiren tadil-i erkana riayet etmek. Bunu bütün kardeşlerimiz evlerinde muhakkak ilmi halleri vardır. Küçük bir ilmi halleri, kudürinin tek ciltlik ilmi hali gibi. Veyahut da Ömer Nasuhu bilmenin büyük İslam ilmi hali gibi. Oradan namazı muhakkak iyice öğrenecek bütün herkes namazı dosdoğru kılacak.
Bakın namazı dosdoğru kılacak. Bunun için guslün gerektiği şeyler, şimdi gençler bunları bilmiyor. Çocuklarınız bunu bilmiyor. Kadınlar, genç kızlar bunları bilmiyor. Anneler bunu öğretecek çocuklarına. Hem erkek çocuğuna hem kız çocuğuna. Annelerin öğretmesi lazım. Babaların öğretmesi lazım. Erkek çocuklarına babalar öğretmesi lazım. Bak gusül bu hallerde lazım olur. Bu hallerde olması lazım gibi bunları normalde veya mahalle derslerinde, ev derslerinde ilmihal okuyun. İlmihallerini insanların bu manada tamamlayın. Ev derslerinde böyle boş muhabbet yapmayın. Açın, ilmihal okuyun. Orada ders yaptıran kimse muhakkak orada ilmihal okusun. Orada gençler, bütün oraya gelenler namazını, abdestini, orucunu, gusülünü, ilmihal bilgilerini alsınlar.
Ve namaz o yüzden bu konuda ehemmiyetli ve namaza ehemmiyet göstermeyenler mahşerde acıklı bir azap bekliyor. Bakın cehennemliklerinden bahsediyor Cenab-ı Hak. Müdessir ayet 43-44. Sizi bu yakıcı azaba sürükleyen nedir diye sorarlar. Onlar derler ki namaz kılanlardan değildik. Hani cehenneme gittin, sürüklendin. Seni cehenneme sürükleyen neydi amelin? Soruyorlar onlara. Çünkü bunlar Müslüman. Onlar cevap veriyorlar. Namaz kılanlardan değildik. Devam ediyor. Düşkün kimseyi doyurmuyorduk. Yani ihtiyaç sahibi bir kimsenin ihtiyaç sahibi olmasına rağmen biz onu doyurmuyorduk. Onu doyurmaya muhtedirdik.
Onun cebine iki kuruş, beş kuruş, on kuruş harçlık vermeye muhtedirdik. O kimse açtı, ihtiyacı vardı. Biz onu doyurmuyorduk. Bu da zenginlerin ayıbı. Onlar da bu konuda ahirete hesap verecek. Zekatını vermeyen, zekatının haricinde zengin olduğu halde sadakadan kendini uzaklaştıran, fakir fukarayı gözetmeyen, bunların da o malları, mülkleri ne olacak?
Onlara cehennem azabı olacak. Düşkün kimseyi doyurmuyorduk. Batıla dalanlarla biz de dalardık. Batıla dalmak. Yani heva hevesine uymuş. Kur'an ve sünnetin dışında düşünce fikriyat olarak, yaşantı olarak, Kur'an ve sünnetin dışında yaşıyor. Arkadaşı ya, kardeşi ya, akrabası ya, teyzesi, hallası, amcası, dayısı ya, eniştesi ya, gelini ya veya işte yakın akrabası ya, aman kırılmasın ya, aman üzülmesin ya. Batıla dalıyor. Batıla dalarken o da ona eşlik ediyor. Birisi gıybet ediyor, o da gıybete eşlik ediyor. Birisi dedikodu yapıyor, dedikoduye eşlik ediyor. Birisi iftira ediyor, iftiraya eşlik ediyor. Birisi namuslu insanın namusuna dil uzatıyor, o da ona eşlik ediyor. Batıla dalıyor. Birisi Kur'an ve sünnetin dışında absürt bir şey söylüyor, o da onu alkışlıyor.
Batıla dalıyor. Yani, batıla dalanlarla beraber biz de batıla dalardık. Ümmet-i Muhammed'in en sıkıntılı hali bunlar. Ahir zaman alametleri. Batıla dalanla, batıla dalıyor. Yani bu iş Kur'an ve sünnete uygun mu, değil mi? Hak ve hakikat noktasında bu söz nerede? Bakmıyor ona. Ya o kendi partisinden, ya o kendi cemaatinden, ya o kendi şeyhi, ya onun kendi alimi, hocası, hacısı, emmisi, dayısı, parti lideri, cemaat lideri batıla dalıyor.
Batıla dalanla o da dalıyor. O abisi, ablası var ya böyle şimdi çok ya. Yani o hacı abisi, hacı amcası, hacı annesi dolu böyle ortalıkta. Batıla dalan Allah ne yapıyor? O da batıla dalıyor. Batıla dalmak bir, cehaletinden, bilmediğinden, iki bildiği halde ama kendi kavminden olduğundan dolayı, ama kendi hizminden, partisinden olduğundan dolayı, ama kendisinden gördüğü için ona ses çıkarmıyor. Onunla beraber yürüyor. Allah muhafaza eylesin. O zaman bunlar ne olmuş oluyor? Bunlar cehennemlik oluyor. Müslüman, biz Hanefiler, maturidi ekolüne sahip olanlar, namazı kasten terk eden bir kimsenin küfrüne fetva vermeyiz. Yok. Namazı inkar ederse, kılınış şeklini inkar ederse, değiştirirse, o zaman küfrüne fetva verilir onun.
Çünkü bir kimsenin ayet-i kerimedeki namazı, bakın burada gizli oynuyorlar. Ayet-i kerimede namazı inkar etmiyor. Namaz farz diyor. Salat, salat farz. Ama işte kılınmayla alakalı kendince ben Allah'ı anlıyorum deyip namazın şekil olarak, hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın, hadis-i şerifini kenara atıp kendi kafasından bir namaz uyduruyor. İşte o da küfre düşmüş oldu. Bakın kendi kafasından bir namaz uyduran, kendi kafasından bir oruç uyduran, kafasından oruç uyduruyor. Ramazan ayında size oruç farz kılındı. Ramazan da tutmuyor, kışın tutacakmış o arkadaş. Orucu değiştirmeye çalışıyor. O zaman o kimse küfür ehli veyahut da zekatı değiştiriyor. Yani zekat, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri uzun hadislerle, işte koyundan ne zekat verilecek, büyükbaştan ne zekat verilecek, deveden ne zekat verilecek, altından gümüşten ne zekat verilecek, ticaret mallarından ne zekat verilecek, hep bunu gelip sormuşlar.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de nelerden zekat ne kadar verilecek, mütevatir hadislerle sabit demiş bunu. Sen onu kalkıyor, hani bir tane var ya, adam çıkıyor ya ortaya, adam demeyim ben ona da, ondan sonra, hani diyor ya, sana ne kadar verelim diye sorduklarında, de ki ihtiyacından fazlası. Yani Müslümanlara diyor ki, siz ihtiyacınızdan fazlasını dağıtın. Evet, bunu git koça söyle, git sabancıya söyle, git bunu herkese söyle. Söylemiyor, kime söylüyor? Müslümanlara söylüyor. Zavallı, fakir, fukara Müslümanlara söylüyor. Yani iyice Müslümanları bu manada fakirleştirecek, yatırım yapmayacak Müslümanlar, ekonomiyi elde tutmayacaklar, ekonomik olarak sıfırlayacaklar kendilerini.
Fabrikaları Yahudiler kuracak, Sebateistler kuracak, dönmeler bozmalar fabrikaları kuracak, dönmeler bozmalar sanayiyi kuracak, dönmeler bozmalar ticareti ellerinde tutacaklar. İthalatı, ihracatı dönmeler bozmalar, onu bunun çocukları ellerinde tutacaklar. Müslümanlar güçlenmeyecek ekonomik olarak. Zaten en büyük handikap bu. Ha Müslümanların kendi içinde de handikap bu. Güçleniyorlar, dinden uzaklaşıyorlar. Bir de işin bu tarafı var. Ya Müslüman makama sahip oluyor, dini akideleri bozuluyor. Paraya sahip oluyor, dini akideleri bozuluyor. Şana, şöhrete sahip oluyor, akideleri bozuluyor. Bozulanların bozuluyor. Allah muhafaza eylesin. Ama bu konuda namazın şeklini, şemalini de değiştirmeyecek o kimse.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kıldığı gibi namaz kılacak. Eğer o namazı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kıldığı gibi kılmazsa, şekil itibari olarak, evet yeni bir namaz türettiyse o, kendi kafasından, o da o zaman küfre düştü. Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerif İmam Malik'ten, doğruluktan ayrılmayın. Bakın doğruluktan ayrılmayın. Ne olursanız olun. Ne yaşarsanız yaşayın. Doğruluktan ayrılmayın. Bunun sevabını siz sayamazsınız. Doğruluktan ayrılmamanın sevabını siz sayamazsınız. Hadis-i şerif devam ediyor. Şunu iyi bilin ki, amellerinizin en hayırlısı namazdır. Abdestli olarak durmaya ancak mümin riayet eder.
Hani sufi ahlakı ve adabıdır. Abdestsiz yere basmamaya çalışır ya sufiler. Bunun hadis-i şerif'teki delili bu. Mümin abdestli olmaya riayet eder. Ve amellerinizin en hayırlısıdır namaz. Bakın amellerinizin en hayırlısıdır. Allah bizi o hayırlı amel işleyenlerden eylesin. Yine İmam Malik Ebu Yahya bin Said naklediyor. Bana ulaşan bilgi yokerek kişinin hesabı sırasında bakılacak olan ilk ameli namazdır. Eğer namaz kılmış ise sonra diğer amelleri gözden geçirilecek. Eğer kabul edilmemiş ise hiçbir ameli gözden geçirilmeyecek. Hani bakın kulumun namazına hadis-i şerifi var ya hadis-i kudsesi bakın kulumun namazına namazı tamam iyi kıyamete kadar cennetteki kendi makamını seyrederekten beklesin namazı tamam değil kabre sık emri veriliyor o kabir azabı çekerekten kıyameti bekliyor.
Bunu da inkar ediyorlar şimdi kabir azabında Allah muhafaza eylesin kabir azabı diye bir şey yoktur diyorlar. Bunlar hadis-i şerifleri inkar ediyorlar. Allah muhafaza eylesin. Yine Ebu Zer uzun bir hadis-i şerif o naklediyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adetleri şöyle buyurdu. Müslüman bir kul Allah rızasını tahsil etmek için kalkıp namaz kılarsa günahları bu ağacın yaprakları gibi dökülür.
Bunu İmam-ı Ahmet nakletmiş. Demek ki bir kimse Allah rızası için namazını kılarsa ağacın yapraklarını döktüğü gibi o kimsenin de günahları ne yapılıyor? Dökülüyor. Namazı kasten terk edenler için ağır bir hadis-i şerif var. Müslüm Ebu Davud Tirmiz'i nakletmiş. Kişi ile Allah'a ortak koşmak ve kafirlik arasındaki şey namazı terk etmektir. Bir kimse namazı kasten terk ederse hadis-i şerifte diyor ki o Allah'a ortak koşmak ve kafirlikle eşdeğerli bir iş yaptı. Allah muhafaza eylesin Rabbim cümlemizi korusun ve kollasın. Bu konuyla alakalı son hadis-i şerif. İslam'ın dayanığı ve dinin kaideleri üçtür. İslamiyet bu üç esas üzerine kurulmuştur.
Bunlardan birini terk eden kimse kafirdir ve kanı helaldir. Bunlar Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet etmek beş vakit namaz ve Ramazan orucudur. Demek ki bu üçünden birisini bir kimse terk ederse, inkar değil, terk ederse o kimse kafirdir, kanı helaldir. Parantez açıyorum. Hanefiler küfrüne fetva vermemişler. Ama bu hadis-i şeriflere binayen İmam-ı Şafi olsun, diğer imamlardan bazıları namazı kasten terk eden, işte herhangi bir mazereti olmadan orucu terk eden kimselerin küfrüne fetva vermişler. Allah muhafaza eylesin. Ayet-i Kerim'in ikinci faslı ise enteresan namazla bitişik.
Ardından diyor ki zekatınızı verin ve ne iyilik yaparsanız önceden, burası çok önemli, mükafatını Allah'ın yanında bulacaksınız. Asıl sır burası. Mükafatı Allah'ın yanında bulacaksınız. Bunun karşılığı cennetle nitelendirilmez. Şimdi zekattan bahsedelim. Evet. Zekat, lügat malası malın artması, temizlenmesi demek. Ve zekata bu adım verilmesinin sahibi de, zekat veren bir kimsenin, zekat verdikten sonra malının artmasıyla alakalı. Yani zekat veren bir kimse, zekatını verdikten sonra malı artıyor. Cenab-ı Hak onun malını, parasını neyse, neyden zekat verdiyse, onu bereketlendiriyor, onu arttırıyor Cenab-ı Hak.
Ve ben buna böyle şahidim. Bazı arkadaşların, kardeşlerin böyle işte çok olmasa da zekatlarını hesaplıyorum. Böyle yıldan yıla bakıyorum, yani Cenab-ı Hak öyle bereketlendiriyor ki, Allah'ı daha da bereketlendirsin. O zekatını tam verenleri Cenab-ı Hak gerçekten bereketlendiriyor. Böyle ticaretleri artıyor, işleri artıyor. Onlar da kendi kendilerine hayret ediyorlar. Diyorlar ki, yani işte artıyor diye. Kimisi de kerameti benden görüyor. Diyorum benle alakalı değil. Bu diyorum, hani ben hesaplamasını yapıveriyorum sadece diyorum. Benle alakalı değil. Allah beni muhafaza eylesin. Ama gerçekten zekat veren bir kimsenin, Cenab-ı Hak malını arttırıyor, eksiltmiyor onu.
Yeter ki o kimse zekatını bir tamam versin. Bu böyle Allah'ın vaadi haktır. Var ya, bu böyle tecelli ediyor. O kimse zekatını hesaplıyor, veriyor. Cenab-ı Hak onun malını arttırıyor. Hatta kimisi zekata şey değil. Böyle bende örnekler var böyle. Hani nisap miktarı zekata sahip değil. Yani şimdi nisap miktarı yüz bin lirayı buldu çünkü. Yani yüz bin liraya sahip değil. İşte otuz bin lirası var, kırk bin lirası var. Ben vermek istiyorum, verebilir misin? Verebilirsin diyorum ben. İşte kırk bin lirası, bin lira zekat verecek. Zekat veriyor bin lira. Seneye telefon açıyor bana tekrar. Ben diyor, benim diyor normal şeyim oldu. Hani zekat verilecek hale geldim.
Elhamdülillah diyorum içimden. Diyorum ki zekatını bir tamam veren bir kimseye Allah gerçekten ona malını arttırıyor. Ona bir genişlik veriyor. Onun kalbine bir sekine veriyor. Çünkü o mal sevgisinden kurtulmak, para sevgisinden kurtulmak kolay bir şey değil. O kimse zekat vererekten diyor ki Allah bunu verdi. Bu malı, parayı, mülkü bana neyse. Ben Allah adına da zekat veriyorum. Bu kalibe insanın iç dünyasına zor gelen bir şeydir. Hani kimisi diyor ya benle beraber mi kazandı ben nereden vereceğim? İçimden diyorum ki sen öyle bil. Ondan sonra ne kadar vermedin sen zekat? İşte elli bin lira, yüz bin lira. Geliyor birisi çarpıyor onu. Geliyor birisi ütüyor onu.
Geliyor ütüyor. Hadis-i Şerif var çünkü. O diyor zekatını vermezse Allah onun malını eksiltir. Hadis-i Şevte. O zekatını vermezse Allah onun malını eksiltir. Zekatını verecek. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden zekat senin paranın içindeki fakirin hakkı. Allah böyle diyor. Buna iman et. Parayı kendinin görme. O fakirin sende emanetin duran parası. Onu hesapla, dosdoğru ver. Böyle gaydır kubaklık yapma yalnız. Dosdoğru zekatını hesapla, dosdoğru ver. Bir fukarayı böyle sevindir. Kimisi böyle bölmüş, parçalamış çok yere vermiş. Kimisi bakmış borçlu adam.
İşte ona verilse ticaretine ayaklanacak. Gitmiş komplesini ona vermiş. Bu da hak. Ama muhakkak o zekatını verecek. Çünkü sebep o zekat. Cenab-ı Hak'ın sana emanet olarak verdiği bir şey. Sen emanete hıyanet etme. Emanete hıyanet edersen Allah'ın tokadı keskin ve sert olur. Başkasına kabahat bulma sonra. Kendini de evliyadan, veliden, peygamberlerden sayma. Bir böyle senden bir para pul gidince İmtihanımmış biz bunun. İşte biz bu imtihan değil. Onu kendinde ara. Bize boş, boş evliyalık yapma. Boş evliyalık yapma. Kendini peygamberlerle, velilerle eş derdi tutup Hata, kusurum yok benim ama Allah beni imtihan etti öyle deme.
Sizin önünüzde ne geliyorsa başınıza sizin yaptıklarınız vardır. Sen kendini ne velilerden sayıyorsun? Sen kendini ne peygamberlerden sayıyorsun? Sen kendini peygamberlerden, velilerden sayma. O peygamberlere, velilere has bir imtihan şeklidir. Başına bir şey gelir muhakkak. Onun bir şey yapıp yapmamasına bakmaz. O yol onun için sıkıntılı bir yoldur. Müşkülatlı bir yoldur. O yolda yürüyen bir kimse o sıkıntıyı, o müşkülatı ne yapacak? Katlanacak Allah muhafaza ele senin. Ve yine zekatı vermeyenler hakkında hadis-i şerif. Allah kime mal verir de o da malın zekatını vermeyecek olursa o kişinin malı kıyamet gününde gözlerinin üzerinde iki siyah nokta bulunan bir kel yılan şekline dönüşerek sahibinin boynuna dolanacak.
Sonra onun avurtlarından, bu yanaklarından yakalayıp işte senin malın benim. Senin hazinen benim diyecektir. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bu hadis-i şerifi söyledikten sonra Ali İmran ayet 180'deki ayeti söylüyor. Ayet mealen şu. Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik yapanlar bunun kendileri için hayırlı olduğunu sakın zannetmesinler. Bilsinler ki bu onlar için bir şerdir. Cimrilik yaptıkları şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Demek ki o zekatını vermeyenler de muhakkak ve muhakkak mahşerde yaşadıkları yetmiyormuş gibi cehennem azabıyla da azaplandıracak.
Geldik en şiddetli kısma. Evet. En şiddetli kısım. Onlar ki zekatlarını vermezler. ahireti de inkar ederler. Bakın onlar ki zekatlarını vermezler. Ahireti de inkar ederler. Bunlar küfür ehlidir. Bir kimse zekatı vermezse onlar Allah'a itaat etmiyor. O zaman o kimse buradaki bu ayet-i kerime çıplak. Anladığımız bu. O yüzden onlar Allah'ın farz kıldığı zekatı vermezler. ve onlar bu zekatı inkar ederler. Onlar ahireti de inkar ederler. Çünkü ahireti inkar etmemiş olsa zekatı inkar etmeyecek. İki inkar birden. Allah muhafaza eylesin inşallah.
Yine Buhari'de, Müslim'de yine uzun bir hadis. Ben saat buçuk oldu. Birkaç kısa bir hadiste sohbeti bitireyim. Tebaraniden hadis-i şerif. Namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekle emrolunduk. Zekat vermeyenin namazı da yoktur. Bunlar ağır hadis-i şerifler. Tekrar bunu bir parantez açayım. Yani Hanefiler bir kimse zekat vermedi diye küfrüne fetva vermezler. Ama hadis-i şerifler ağır. O yüzden özellikle de böyle namazı, zekatla alakalı ağır hadis-i şerifleri seçtim. Özellikle seçtim. Kardeşler, arkadaşlar bu konuda gevşeklikte bulunmasınlar. Bu konuda böyle bir meseleyi ötelemesinler.
Tuttuğumuz oruçlar, yaptığımız ibadetler, yaptığımız, ettiğimiz dualar, zikirler, bizim kendi gevşekliğimizle heba olmasın. Allah muhafaza eylesin. Zekat verebilecek olanlar muhakkak ki zekatlarını hesaplasınlar. Geçen hafta kimlere verilip, kimlere verileceği, kimlere verilmeyeceğiyle alakalı sohbet etmiştik. Veya bunu İlmahal kitaplarından bakaraktan verilmesi gereken yerlere zekatlarını versinler. İnşallah. Rabbim cümlemizi Kur'an ve sünnete uyanlardan eylesin. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Efdar zikr fâlemen nehû Lâ Ehe İl-lâ Lâ İl-lâ El-Fâtiha mâ selâvâta Amin.
Ejimu'in. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.