Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 06.01.2022
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Ocak 2022 · 1:28:15
Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, Rabbim hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele edenlerden eylesin, batıl batıl bilip batılla cihad edenlerden eylesin, Rabbim cümlemizi, cümle Ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapışanlardan eylesin. Cümle Ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve Sünnet'in yaşanması ve yaşatılması için mücadele edenlerden eylesin. Amin. Ecmayin. Hem çaylığınız için hem de küçük küçük sorulara başlayayım ben, ondan sonra inşallah derse devam edelim. Benim Kuveyt Türk katılım bankacılığında bir miktar param var, o da katılım hesabında duruyor.
Benim katılımdan aldığım para caiz mi değil mi? Herkesin sıkıntısı bu ara para. Kur'an-ı Kerim okurken yanında Kur'an-ı Kerim'i dinleyen kişinin cep telefonuyla oyun oynaması uygun mu? Kur'an-ı Kerim okunuyorsa bir kimse de normalde okuyan şey olarak, zahir olarak, hani teyipten değil, televizyondan değil, böyle bir kimse oturmuş Kur'an-ı Kerim okuyor, onu dinlemek farz.
Orada oyun filan oynamayacak. Bu camilerde de oluyor. Camide hoca Kur'an-ı Kerim okuyor, camiye gelen kimseler hocayı dinlemiyor. Yanındakilerin konuşuyor, sohbet ediyor. Cuma, Cuma hoca hutbede, Cuma hoca hutbedeyken, hutbe okurken, irad ederken millet birbiriyle sohbet ediyor. Bu da caiz değil. Hutbe, Cuma'nın farzlarından birisi. O yüzden hutbeyi dinleyecek herkes. Selamun Aleyküm, ahirete intikal ettiğimizde amellerim benim veya bir başkasını kurtarmaya yeterli midir? Yetmeyeceğine dair hadis-i şerifler var. Rabbim lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla, inşallah cümlemize muamelede bulunsun. Metavers diye bir dünya oluşturdular.
Bu sanal dünyada arsalar satılmaya başlandı. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Fişi çektiğinde hiçbir şey kalmayacak. O yüzden hiçbir şey düşünmüyorum. Sizi aldatıyorlar normal arsalar almayın, topraklar almayın diye. Normal toprakları alır işlerseniz onların işlerine gelmez çünkü. Gidin 100 metrekare, gidin 200 metrekare, gidin 500 metrekare bir toprak alın. Toprak, bildiğiniz toprak. Alın, ekin, dikin oraya. Benim yan tarafımdaki bir esnaf, bir bayan, komşum var. Bir mesele oldu. Dedi ki, 500 metrekare bahçem var. İçinde dedi, 8-9 ağaç dedi, zeytinim var. Topladık dedi, 40-50 kilo yağ aldık bu sene dedi. Fatih çıkar mı o kadar, 40-50 kilo yağ aldık dedi.
Yani onlar, karı koca onlar, onların bir yıllık yiyecekleri yağ çıkmış. Hayali şeylerden uzak durun, re eline bakın. Metavars'tan arsa satıyorlar. İyi, sen kendi arsana bakma, oradakına bak. Git bir tane arsa al, git bir tane tarla al. İsterse dağın başında olsun. Ne kadar paran var? 5 lira. Git 5 liraya dağın başında bir yer al. Hiç önemli değil. Uzakmış, uzak olsun ya. Bugün uzak, yarın yakın. Ben Bursa'ya geldiğimde, 90 yılında bu sanayi var ya İzmir yolundaki, sağdaki. Oraya yeni temel atıyorlardı. Ama ta Bursa'nın dışındaydı böyle. Çamurluğun içindeydi, balçık çamur vardı.
Temel attıkları yere suyunu çekemiyorlardı. Pancar motorları koymuşlar, çat çat çat … suyunu atıyorlardı temelden. Orası balçık çamur, bildiğiniz balçık çamur. Onun içerisine sanayi yaptılar, şimdi paralar alamazsınız. Oraya kadar normalde şey yoktu, ev yoktu, bir şey yoktu. Hep balçık çamurdu oraları. Şimdi oralardan yer almaya para yetiştiremezsiniz. Bakın, para yetiştiremezsiniz. Gidin toprak alın, boş verin. Gündemi bizler için yorumlar mısınız? Vallahi gündem çok hızlı. O yüzden hangi birini yorumlayacaksınız? Koşuyor her şey. O yüzden her şey koşarken, biz şimdi yorumlasak, dışarı çıksak, zaten gene yayan kalacağız. Bu kadar bu hıza. Hz. Meryem Validemiz'e iftira atan 9 Eylül Üniversitesi dekan yardımcısı.
Yani bunlar bir tane iki tane değil. Ben böyle ilahiyatçıların bir kısmına, bu tip sapkınlıklara laf söyleyince bütün ilahiyatçılar bana karşı çıkıyor. Kendi içlerini temizlemiyorlar. Kendi içlerinde hadis inkarcısı, ayet inkarcısı, mezhep inkarcısı, her türlü tarihselciler, yok evrenselciler, yok hepsini de sıyırıp atmamız lazım, yeniden Kur'an'ı yazmamız lazım diyenler. Bildiğiniz Kur'an'ı yeniden yazılması lazım diyenler var. Bunlar ilahiyatçıların içerisinde. Bunlar ilahiyattan uzaya gitmiyorlar. Oradaki öğrenciler, mezunlar veya oradan diyanete geçenler var. Bunların bir kısmı diyanete geçiyor ilahiyattan. O ilahiyatçılar mezun oluyorlar, gidiyorlar şeylere. Ne o?
Okullarda öğretmenlik yapıyorlar. Gibi gibi gibi … dolu. Hani deveye demişler boynun eri demiş nerem doğru ki demiş. Yani doğru olan bir yeri yok. Zaten ismi de ilahiyat. Yani İslam ilahiyatı değil. Yani öyle. Bunu bizim toplumumuz, bizim insanımız bunu daha sindiremedi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sınırları içerisinde resmi olarak dini bir kurum olması mümkün değil. Bunu bizim insanımız hani bu Osmanlı'dan kalma gelenekçi olarak durduğundan dolayı bunu kabullenemiyor. Bunu tarikatlar kabullenemiyor, ne bileyim cemaatler kabullenemiyor. Bunu böyle söylerlerken bunu böyle dilleri güdük çıkıyor.
Yapamıyorlar bunu. Yani bunu söylemek insanı küfre düşürmez. Hatta bu işin realitesi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasal olarak layık, demokratik, insan haklarına saygılı bir devlettir. Dinle bir alakası, bağlantısı yoktur. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin içinde dini bir kurum yoktur. İlahiyatlar da dini bir kurum değil. Yani siz zannediyorsunuz ki ilahiyattaki öğretim üyelerinin hepsinde mezuniyetleri ilahiyattan değil. Dışarıdan sosyolog olmuş, sosyolojiyi bitirmiş, psikolojiyi bitirmiş, ne bileyim işte başka bir şey bitirmiş. O oradan bir açık bulmuş, oraya girmiş. Kimisi torpille girmiş, kimisi tepeden indirme gelmiş. Zaten normalde üniversitelerde şimdi üniversitelerin canı sıkılacak biraz ama yani orada bu her dönem bakın değişmedi bu.
Bu yıllardır aynı, benim yaşım 60, ben bildim bileli aynı. Üniversitelerde herkes kendi kliğini, kendi ekolini, kendi tanıdıklarını yerleştirmeye çalışır. Böyle yaparlar. Yani bunun farklı bir şey olmaz. Yani siz oradaki profesörlerle, doçentlerle, oradaki öğretim üyeleriyle çatışa çatışa bir yere varamazsınız. Yapamazsınız. O yüzden onların su yolundan gideceksiniz. Sen ne bitirme tezi vereceksin, oradaki profesöre uyacaksın, ona hangi yörüngedeyse, sen de o yörüngede olacaksın. Mecbursun, elin mahkumuna. Adam seni orada öğretim görevlisi yapmaz. Ya tepeden böyle hükümet kanadından, tepeden inme geleceksin. Onun da orada yer tutması zor biraz.
Onu böyle itekleyip kakaklarlar, kabullenmekte zorlanırlar biraz. Sıkıntı yaşanır. Üniversiteler 3 aşağı 5 yukarı öyle. Öyle olunca herkes kendi kliğini götürüyor. Şimdi bu vatandaş nereden? 9 Eylül Üniversitesi. 9 Eylül İliayet Fakültesinin tarihçesine baktığınızda ilk kuruluş ayrıcı. Baktığınızda bunların zaten tohumları önceden atılmış. Kimden atılmış? Mehmet Aydın'dan. Mehmet Aydın'dan öncesine gidin siz. Bakın Mehmet Aydın'dan, hatta Mehmet Aydın'dan öncesine gidin. Şimdi o cihat neydi bu adam? Cihat kısa. Şimdi herkes cihat kısa dilini doluyor. Cihat kısa oraya getirene bakın. Ona doçentlik tezini yaptırana bakın. Onu oraya öğretim üyesi olarak alana bakın.
Yani o cihat kısa onun kendi fikri değil onun o. Zaten cihat kısa ya normalde kimse de dokunmaz zaten ülkede. Sebep ilahiyatlarda bir kliktir onlar. Bir ekoldür. Onlar ayeti kerimeleri de inkar ederler. Hani bir Ankara İlahi Fakültesinden birisi vardı. Kaçtı ya Almanya. Neydi onun adı? Bu ayetler Allah'ın ayetleri olamaz diyen adam. Mustafa Öztürk. Onlar aynı kliğin elemanları. Bunlar oturacaklar. Kur'an-ı Kerim elden geçirecekler. Bu ayet uygun değil. Bu ayet uygun. Bu ayet akla aykırı. Bu ayet tarihe aykırı. Ayete ait sıralayacaklar. Hukuk ayetlerini de çıkaracaklar. Böyle de bir klik de var. Bakın. Türkiye'de var bunlar. Bunlar uzak değil. Ben buradan bağırış, çağırış, feryat, figan edince yani herkesin canı sıkılıyor.
İlahiyatçısının da canı sıkılıyor. Diyanetçisinin de canı sıkılıyor. Ya bunlar içinizde var. Nasıl sufilerin içerisinde para toplayan şeyhler var mı? Var. Para dilenen şeyhler var mı? Var canım kardeşim. Ehil olmayan şeyhler var mı? Var. Rüya tabirinden haber olmayan şeyh var mı? Var. Kabir halinden haber olmayan şeyh var mı? Var. Gitti icazeti de var elinde. Var. Bu adam da şeyhlik yapıyor mu? Yapıyor. Yani Türkiye bu konuda münbit toprak. Adam şeyh efendinin dersine hiç gelmezdi. Sonra bir çıktı bir gün ben Abdullah efendinin devamıyım dedi. Hiç kimse demedi ya seni hiç dertsizde görmedik. Hiç şeyh efendinin sohbetinde görmedik.
Zikurlarında görmedik. Yanında görmedik. Hiç görmedik seni. Senin dersin var mı yok mu diye. Sormadı bile hiç kimse. Türkiye münbit toprak. Bakın ehli tasavvufun içerisinde de, ehli tarikatın içerisinde de var mı bu tipli? Sapkınlıklar var. Bu yok değil. Münbit toprak Türkiye. Öyle olunca... Maşallah subhanallah ya. Ha bir sayfaymış o ya. Ben de dedim. Risale gibi dedim ya. Şimdi var mı bunlar? Var. Allah affetsin. Ama bunlar bir tane iki tane değil. O yüzden ilahiyatlarda da bir sürü klik var. İlahiyatların içerisinde klasik diyorum bakın. Kur'an ve sünnete tabi olan öğretim üyesi çok az. Şu an onların da sesleri çıkmıyor zaten. Onlar hep böyle vazifelerden alınıyor.
Onlar dekandı, dekan yardımcısıydı, doçentti. Onlar olamazlar. Bakın olamazlar diyorum. Onlar sıyrılıyor. Onlar temizleniyor. Daha öğrenciken temizliyorlar. Öğrenci hadisleri inkar ediyorsa gel. Gelecek vaat ediyor. Mezhepleri inkar ediyorsa gel. Gelecek vaat ediyor. Böyle ayeti kerime mi olur? Bu ayeti kerime böyle mi hocam derse? O onun için mühimi toprak. Gel o onun kafasından. Bu zamanda faizsiz sistem olmaz hocam dediği zaman gel. Doğru onun kafasından. Neden? Enflasyon miktarı kadar faize caiz demesi lazımdı. Düne kadar. Şimdi öyle değil ya. Şimdi devlet yeni bir model koyuyor. Model ne? Yeni model kur ve üzerine faiz. Şimdi ona da helal diyorlar mı?
Bakın iş değişti büyüdü. Önceden enflasyon miktarı kadardı. Şimdi kur artı faiz caiz oldu. E o profesörler de altına imza atmışlar mı? Atmışlar. Yayınlamışlar mı bunu? Yayınlamışlar. Eee? İş büyüdü. Bakın hiçbir ses duyuyor musunuz televizyonlarda? Hayır kardeşim böyle bir şey olmaz. Bu faiz. Bu böyle açık. Bir de ucu açık faiz bir de. Ya önceden faiz bellidi. Kaçtı? Yüzde on sekizdi. Yüzde on dokuz olsun. Yüzde yirmi olsun. Adam yüz milyar yatıracak. Şeyinde ne o? Yıl sonunda yüz yirmi milyar alacak. Belli ya başı belli sonu belli. Şimdi öyle değil.
Adam yüz milyar yatıracak. Dolar kaç bor oldu yıl sonunda? Yüz milyarlık doların yıl sonunda on sekiz lira oldu. Verecek sekiz yüz lira sana şey. Yüz milyarın oldu ne? Yüz milyar seksen oldu. Üstüne bir de yüzde on dört ekleyecek. Ucu açık ya. Dolar yirmi lira olursa yüzde yüz para kazanacak adam. On bir liradan doları bozdurdu. Bankaya yatırdı. Kur farkı olarak kur bu yeni çıkan dandük dindik şeyden. On bir liradan aldı yatırdı. Yüz milyarlık. Eee yıl sonunda dolar oldu yirmi iki lira. Adamın parası oldu. Kaç para? İki yüz bin lira. Eee on dörtte on dört milyonda faiz alacak. Olacak adamın parası iki yüz on dört bin lira. Ne bu?
Caiz öyle mi? Bu ilahiyatlarla, diyanetle bu devam ediyor. Allah bizi affetsin. Kur koruması ile ilgili yorumuyla cübbeli Ahmet Hoca. Emekli olup diyanet vakfına müdür olan Bursa müftüsü. Türk devletleri teşkilatının kurucu, aklı olan ve plakasız araçlardan halka silah dağıtan, iç karışıklık çıkaran Kazakistan. Hey, bu madde madde bunlar online bizi koruyor.
Cübbeli korumayla, yorumuyla cübbeli. Yani cübbeli tanımlamakta güçlük çekiyoruz. Bu yorumuna katılmıyorum. Onun. Ama tanımakta güçlük çekiyoruz. Topu taca ataraktan konuşuyor. Enflasyon miktarı kadar faize cevaz verenler var. Birisi de abdestsiz namaza cevaz verirse onu da diyeceğiz mi?
Abdestsiz namaza cevaz verenler var mı diyeceğiz? Bu akşam Kukonu faizle alakalı. O yüzden ona geniş bir şekilde gireceğiz inşallah. Emekli olup Diyanet Vakfı'na müdür olan Bursa mühtüsü. Tabi başarılı bir mühtüydü. Karabaş Veli Tekkesi'nin kapatılmasında büyük emeği geçti. O yüzden böyle onun taltif edilmesi normal. O yüzden Bursa AK Parti eski il başkanı da çok emeği geçti. O da AK Parti neydi o? MKYK üyesi oldu. Valinin de bu konuda çok emeği var. Herhalde zannediyorum o da böyle giderse İçişleri Bakanı olur. O yüzden onlar baya emek sarf ettiler bu konuda. E tabi Bursa AK Parti il ve ilçe teşkilatlarının da bu konuda emekleri var.
Emekleri zayi olmaz. Allah zerrece hayır yapanın hayrını, zerrece şer işlerinin şerini karşılıksız bırakmaz. Türk devletleri teşkilatının kurucu, aklı olan ve plakasız araçlardan halka silah dağıtan, iç karışıklık çıkarılan Kazakistan. Şimdi bu topraklarda bir şeyi rahat bırakmazlar. O yüzden Türk devletleri teşkilatının toplantısı vardı.
Herhalde bir ay filan mı oldu olalı? Bir ay sonra bu tip kargaşaların ve karışıklıkların çıkması normal. Ama ve lakin Rusya'ya göreve çağırmaları daha normal. Bir de işin bu tarafı var. Normal bunlar. Allah hayır versin inşallah. Bunlar karıştı herhalde biraz.
Aşı için iş yerlerinde uygulanan mobbing kul hakkına girer mi? Girer. Zümen suresi 29. ayet Allah müşrik ve muhaddit için bir örnek verdi. Efendileri kendisi hakkında çekişip duran bir köleye yalnızca bir efendiye teslim olmuş bir köle. Bu iki örnek bir olur mu hiç? Hamd Allah'ıdır. Bilakis onların çoğu bilmiyorlar. Hayat-ı Kerim'e açıklayabilir misiniz? Siz bir olan Allah'a iman edin. Bir insanın birkaç tane efendisi olmaz. İş yerini bir erkek arkadaşlar karısıyla ikisine ölüm büyüsü yapıldığını söylüyor. Kendisine bir şey yok fakat karısı cin görüp bayılıyor.
Kayınvalidesini görünce fenalık geçiriyor. Tanımıyor diyor. Arkadaşım ne yapması gerekiyor? Gitmedi hoca kalmadı. Müftüye gitsin. Ya da psikoloji doktoruna gidecek ya da müftüye gidecek. Avrupa'da olsa kilise papazlarına gidiyorlar. Her ailede olduğu gibi bizim evde de genelde tartışmalar alıyor. Ben genellikle susmaya çalışırım.
Fakat hanımım her konuda bana beddua, hakaret ve bayana yakışmayan küfürler ediyor. Böyle bir ortamda evliliği devam ettirip ettirmemek arasında gidip geliyorum. Nasıl bir yol izlemeliyim? Biraz kendine bak. Ya bir kadın durduğu yerde bir adama neden böyle küfür etsin, hakaret etsin ya? Yani psikolojisi bozuktur belki de veya sen bir şeyi yerli yerinde yapmıyorsundur. Bu tek başına bakılacak bir mesele değil. O yüzden eğer haklı olduğunu düşünüyorsan öyle hakaret etme, küfür etmeye başlayınca çek git evden. Öyle ya. Evet kıymetli arkadaşlar, kıymetli dostlar. Benim meşhur bir kendimce tezim var ya ben insanlara din öğretirim.
Bildiğim kadarıyla, araştırabildiğim yere kadar, yapabildiğim yere kadar. Ben kendimce derim ki ben arkadaşlara doğru dini anlatayım. Kur'an ve sünnet tarihinde arkadaşlar kendilerince bir yol bulurlar kendilerine. O yüzden bu akşamki sohbeti de ribaye faize ayırdım. Bilhassa böyle milletin şimdi kafasında istihvamlar oluşacak. Hani cübbeli böyle dedi, yok filanca profesör şöyle dedi, yok diyanet böyle dedi, yok işte devlet başkanı şöyle dedi, yok şunlar şunu dedi, yok bunlar bunu dedi. Bir sürü yaygara söylenti. Biz faizi, Kur'an, sünnet, imamların iştahatı dairesinde kısa bir şekilde, öz bir şekilde, bugün Twitter'da da paylaştım maddeler halinde.
Ben anlatayım inşallah. Siz sonra kim ne diyor, dediklerinin karşılığı ne, dinde yeri var mı, yok mu, bunların kararını verecek olan sizsiniz. Bakara ayet 275. Çok faizle alakalı 4-5 tane ayet-i kerime var. Ben böyle hani boğmak istemedim konuyu. Böyle lazım olan bir ayet-i kerime, lazım olan bir hadis-i şerif alarak da yoluma devam edeceğim. Faiz yiyenler, ancak şeytan çarpan kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların zaten alışveriş faiz gibidir demelerinden dolayıdır. Halbuki Allah, alışverişe helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, geçmiş olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm Allah'a aittir.
Kim de dönerse onlar cehennemin yaranıdırlar. Orada temelli kalacaklar. Yani eğer bir kim faiz neymiş haram ve kim iştigal ederse kabirlerinden şeytan çarpmış gibi kalkacaklar. Geri dönerler, tövbe ederlerse bu işleri Allah'a kalmış. Burada geri dönüp tövbe etmekle alakalı almış oldukları faizi dağıtmaları.
Bunlar sonraki meseleler. Genel kaide İslam dininde. Eğer İslam dininde Kur'an bir şeye hükmettiyse, bakın Kur'an bir şeye hükmettiyse, Kur'an bir şeye haram dediyse, onun üzerinde iştihat çalışmaz. Kur'an bir şeye helal dediyse, onun üzerinde iştihat çalışmaz.
Yani siz Kur'an'ın haram kıldığını helallaştıramazsınız. Helal kıldığını da haramlaştıramazsınız. Özel istisnai haller vardır. Bunlar konumuzun dışında. İstisnai haller. Kur'an domuzu haram demiş, açlıktan ölüm söz konusuysa, işte bir kısmından yiyebilirsin. İstisnai hal. Bunlar da zaten ilim kitaplarında, hadis kitaplarında, fıkıh kitaplarında vardır, mevcuttur. Bulabilirsiniz bunları. Veya zaman zaman gitmiş olduğunuz sohbetlerde, eğer orası Kur'an ve sünnet dairesinde, imamların iştihatı dairesinde sohbet ediyorlarsa, bunları açıklarlar. O yüzden bir şey, tekrar söylüyorum, ayetle sabitse, sizin ona iştihat etme hakkınız yoktur.
Oradaki haramı helalı çevirme, helalı harama çevirme, beyhude bir davranıştır, şirktir, küfürdür. Bakın tekrar söylüyorum, şirktir, küfürdür. Asla ve asla, hiç kimse, Kur'an'ın haram ettiği bir şeyi, helallaştıramaz, Kur'an'ın haram etmediği bir şeyi de, haramlaştıramaz. Bu kesin, bu kaide bir kafanızı oturtturun. İkinci bizim ölçümüz nedir? Sünnet-i Seniyedir. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir konuda, hadisi, sünneti mevcut ise, bizim içinde o nedir? Delil niteliğindedir. Öyle uygular, öyle bakarız. Bu bizim temel esaslarımızdır.
Bakın, temel esasımız. Evet, o yüzden, Kur'an-ı Kerim, açıkça hüküm koymuş, faiz haramdır demiş. Hüküm açık. Bu konuda, hükmü eğip, bükçek veyahut da değiştirecek, sağından, solundan dalıp, yontacak bir noktası yok. Faiz haramdır, azı da, çoğu da haramdır. Bunu değiştirmeye, hiç kimsenin gücü yetmez. Yok, şunun şu kadarı, bu kadarı da caiz olur da, bunun bu kadarı da caiz olur da, geç canım kardeşim. Külahıma bile anlatma, külahım tirlenmesin. Çünkü sen külahımı anlatırsan, külahım tirlenir benim. Kimse, faize, cevazlık yolu aramasın. Bu kim olursa olsun, hangi alim, hangi teşkilatın başı, hangi şeyhin başı, hangi tarikatmış, hangi cemaatmış, hangi toplulukmuş, diyanetmiş, ilahiyatmış, işte din işleri yüksek kurulmuş, alçak kuruluymuş, geç canım kardeşim.
Faiz haram. Bunu bir kere bir yerleştirelim, hiç kimsenin bunu, böyle zerresini dahi, helallaştırma lüksü yok. Devam ediyoruz şimdi. Riba, lügatta mutlak fazlalık manasıdır. Riba neymiş? Fazlalık. Bir şeyde fazlalık. Şerri istilahta ise, herhangi bir muhafaza akdinde olan ve alan ve satanlardan biri için, şerri ölçülerde fazla olan ve karşılığı olmayan fazlalıktır. Hatta bu fazlalık hükmende olsa böyledir. O zaman bir alışverişte bir şeyde fazlalık var ise, ne olmuş oldu? Bu riba oldu. Yani, ben bu, bu kağıdı, bu kağıtla, aynı renk, ben bunu böyle ortasından böleyim şimdi, bu birisi yazılama, iki tarafı da yazılsız.
Bu iki yazılsız kağıdı ben birbiriyle değiştirirsem, bu riba değil. Ölçüsü, kilogramı, gramıcı, metrekaresi aynı. Ama, bunun birbirisi, alan veya satan, bir şeyi fazlalaştırıyor veya eksiltiyorsa, çünkü birisi eksilir, söpürkü fazlalaşacak. Bu riba oldu. Faiz oldu Türkçesi. Yani, bu kim, bunu ben, bununla bunu değiştireceğim, aldım, buraya, bir parça daha koydum ben, buradan alıyorum. Bu fazlalık ne olmuş oldu? Faiz oldu. On dirhem gümüşü, bunu böyle direkt böyle şey aldım, eee, Reddul Muhtar'dan aldım bu sözü.
On dirhem gümüşü, yine on dirhem gümüşe satın alan ve bunu bir danik arttıran kimse, arttırdığı miktarı karşı tarafa hibe ederse, riba ortadan kalkmış olur, akit fasit olmaz. Bakın, bu normalde, on dirhem gümüşü, yine on dirhem gümüşe satın alıyor, bu satın alan kimse, satın alan kimse, bunu arttırıyor kendiliğinden, hibe etti.
Anladınız mı? Hibe etti, arttırdı. On dirhemi, on dirhemi ve danik karşılığı satın alsa, bu danik fazlalığı satın, şart koşulacak olsa, fazla olan danikin, iade edilmesi gerekir. Satış fasit olmadı, bakın, faiz yine, bu satışı fasit etmedi, ama bir dirhemi ne yapacak ona? iade edecek. O fazlalığı iade edecek. İyi anlaşıldı mı mesela? On dirhem, on dirhem, ama bir danik adam fazlalaştırdı, o kimse onu verdi, satış fasit olmadı. Ama o fazlalık ne oldu? Faiz oldu. Satışın fasit olmasıyla, faiz olması ayrı şey. yani, bu fincan ne kadar? İşte, bu fincanla bu fincanı, aynı fincansa değiştiriyoruz.
Ama, o karşıdaki kimse dedi ki, bir tabak daha koy, istiyorum dedi. Bir tabak daha koydu, bir tabak daha koyunca, bu fazlalık var ya, fazlalık riba oldu. Satış fasit oldu mu? Hayır. O fazlalığı, iade edecek geriye. Şimdi, bankaya ne kadar yatırdın? Yüz milyar lira. Yüz milyarı yatırdın, TL olarak. Gittin, tekrar TL olarak, yüz milyar alacaksın, o sana yüz on milyar verdi. Yüz on milyar verince, sen on milyarı oraya ne yapacaksın? Fazlalık bırakacaksın, hibe edeceksin. Böyle hibe. Anladınız mı? O bu hibeden kastı bu, devletin hibesi değil şimdi bu. Hibeden kastı bu. O zaman onu ne yapacaksın? On lirayı ona bırakacaksın, akit bozulmamış oldu.
Bırakırsan, bırakmazsan, o zaman o on lira ne oldu? Faiz oldu. Fazlalığın akit esnasında, şart koşulmaması, şartı gereklidir. Yani, ben sana on dirhem vereceğim, sen de bana, on dirhem vereceksin, fazlalık konuşulmadı. Birisi fazla verdi. Konuşulup konuşulmaması önemli değil, o da faiz. Evet. Riba akdinde şart koşulmasa da, fazlalık ribadır. Yani bu normalde, akit konulmadı, konuşulmadı. Hiç önemli değil. Ama fazlalık ne olmuş oldu gene? Yine riba, yine faiz oldu. Devam ediyoruz. Asıl şimdi bizim konumuza geldi. Altın, gümüş, döviz, para cinsinden olan şeylerin, birbirleriyle değiştirilmesine, sarf denir.
Sarf akdinde, bedellerin, peşin olması gerekir. Aksi takdirde, yani bedellerin, birinin veresi olması halinde, yapılan işlem, faize, nesai ribasına dönüşür. Buna göre altının, dövizin, vade farkı uygulanmasa bile, veresi olarak, alınıp satılması, faiz olacağından, caiz değildir. Siz vadeli dolar alamazsınız. Vadeli dolar satamazsınız. Vadeli altın alıp satamazsınız. Bakın, vadeli dolar, vadeli euro, vadeli TL, vadeli ne olursa olsun, altın, siz bunu, vadeli olarak alıp satamazsınız. Vadeli olarak, bu nakitlerin, hangisini alır satarsanız, hangisini alır satarsanız, faiz olur.
Bakın, siz, asla, ya, işte, Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerinden, naklediliyor bu. yani, iki tane sahabe, para alışveriş yapıyorlar. Yani, birisi, dinarla gümüş alıyor, işte, o, dinarı, gümüşü verecek olanı, diyor ki, birazdan ben sana getiririm. Hz. Ömer Efendimiz diyor ki, yanından ayrılma. O nereye giderse diyor, sen de git, Hz. Peygamber'den duydum diyor, sallallahu aleyhi ve sellemden. Diyor ki, yanından ayrılmayacak, yanından ayrılırsa, faiz olur, dedi diyor. Hatta, bir hadis-i şerifte, o diyor, duvardan atlasa, sen de duvardan atla. Bakın, dolar alacaksınız, öyle değil mi? Ondan sonra, dolarca kaldırdınız telefon, parayı göndermediniz daha.
bana on dolar gönder oradan dediniz, aldım dediniz, para gitmedi daha ona. Faiz oldu. Para gidecek. Fiyata anlaşabilirsiniz, sıkıntı değil. Fiyata anlaştınız. Abdülhatif, dolar kaç paraydı bugün? On üç bin beş yüz lira. Satış mı? On üç bin beş yüz satış. Ben Abdülhatif'e dedim ki, Abdülhatif, bana on bin dolar alıver, o oradan konuştu, dedi, on üç bin beş yüz, hesabı bağladın, bağladın, tamam. Daha bakın ben, dolar daha benim cebime girmedi. Ben Abdülhatif'e on bin dolar karşılığında parayı vereceğim. Abdülhatif gidecek, oradan benim adıma parayı verecek, doları alacak.
Aynı anda. Derse ki, bir saat sonra dolar olacakmış, al parayı geriye Abdülhatif. Bir saat sonra sen git parayı al. Neden? O bir saatlik, beş dakikalık, on dakikalık dahi, ayrılmayacak. Girecek dolarcıya, parayı verecek, doları alacak, çıkacak. eğer öyle olmazsa, faiz. Artık eksilmesi önemli değil. Faiz. o zaman ne yapacak? bu para üzerinde olan alışverişlerin hepsi de peşin peşin olacak. Göz göre göre olacak. Konuyla alakalı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri şöyle buyurdu. Altına karşılık altına karşılık altın, gümüşe karşılık gümüş, buğdaya karşılık buğday, arpaya karşılık arpa, hurmaya karşılık hurma, tuza karşılık tuz, cinsi cinsine birbirine eşit ve peşin olarak satılır.
Altın. 24 ayar, 24 ayar. Ya bu bilezikti. Yok canım kardeşim. Kaç gram bu bilezik? 10 gram. Al sana 10 gram altın. Ya bu bilezikti. Bunun işçiliği vardı. İşçiliği ayrı konuş o zaman. Sen çünkü o esnada ne yapıyorsun? Altına karşılık altın alıyorsun. Gümüşe karşılık gümüş alıyorsun. Fark olmayacak. Şimdi bundan kurtuluşun yolu ne? Bundan kurtuluşun yolu şu. 10 gram altın satacaksın. Paraya çevir. 10 gram altın, 800'ü olsa ne yaptı? 8 bin lira yaptı. 8 bin liralık git, 10 gramlık veyahut da 7 gramlık, 8 gramlık işlenmiş altın al. Bu caiz mi?
Evet. Ama ben Abdül Latife'e gönderdim 20 gram altın. Abdül Latife 20 gram bana oradan bilezik gönder dedim. Bu olmadı. Ya böyle oldu. Bunda bir sıkıntı yok. Ama dedi ki bana bileziği gönderirim ama üzerinde şu kadar da fark var. O zaman faiz oldu. O zaman nakit hükmünde oldu. Veya hurma. Hurma. Hurma olarak geçer çünkü şeylerde, hadis-i şeriflerde. Bakın hurma yiyecek. Altın ise sarf. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri arpayı da hurmayı da altını da gümüşü de tuzu da konuşuyor. Hurma iyi kötü ayrı mesele. Bir kilo hurma gönderdin, bir kilo hurma alırsın. Ya bu hurma sukkarıydı, bu sukkarı değildi.
Mal vurundu. Bir kilo hurma, bir kilo hurma. Eğer yok, bir hurmanın değeri düşük, öbür hurma daha değerliyse, sen birbirini, kim yapacaksa bunu, paraya çevirecek, gidecek öyle alacak hurmayı. Öbür türlü, bir kilo hurmaya, bir kilo hurma. Bir kilo arpaya, bir kilo arpa. Bir kilo buğdaya, bir kilo buğday. Fazlalık olursa, o zaman o fark faiz oldu. Şimdi Fatih'i görünce aklıma şey geldi, ne o? Armut geldi. Şimdi Fatih'ler armudu neyle satıyor? Külayla satıyor. Eğer taneye döndü, taneye döndü diyelim. Beş tane armuda, beş tane armut. Fatih diyecek ki, ya bizim armutlar devece armudu, çocuk kafası gibi.
Bir tanesi yedi yüz elli, sekiz yüz gram geliyor. Elmayla elma değişecekse, böyle olacak. Ama yok, o elmayı aldı, sattı, beş tane elma, beş lira. E bendeki beş elma, eğer öyle değilse, üç lira. Gelecek benden beş elmayı, üç liradan alacak. Eğer, benim elmam iyi, benim armudum iyi armut, ben beş armudumun yerine, sekiz armut alırım derse, faiz oldu. Anlayamadığınız yerde, elinizi kaldırın. başkasının sözü değil. Bu konuyla alakalı. Faiz.
Faiz. Bu normalde, Hanefi'ye göre faiz. Bunu Hamdi döndüren de iddia ediyor. Bu faiz. Bak, bu direkt faiz. O zaman o kimse, hiç zararı göze almayacak. Ticaretin helallığı nereden kaldı ki? Yok. Bu direkt faiz. yok, yok var. Buğdayı buğdayla takas et. Bunlar da, arabalar aynı cins değil. Elma ile armudu değiştirebilirsin. Diyemezsin.
Aynı olmuyor. Sıfır olursa, aynı olur. Değiştirdi. TL olarak ödeyemezsin. Ne borçlandıysan, onunla ödeyeceksin. Hanefi'ye göre yok. Hanefi'ye göre yok. Ne ile borçlandıysan, onunla ödeyeceksin. Dövizle borçlanan, dövizle. TL ile borçlanan, TL ile. Bununla alakalı da, hadis-i şerif var. O hani, borçlu olan dediniz ya, bununla alakalı, hadis-i şerif var.
Altınla borçlanan, altınla ödeyecek. İşte, kağıt parayla borçlanan, kağıt parayla, gümüşle borçlanan, gümüşle ödeyecek. Bu konuda, kesin sahi hadis var. O yüzden, bir kimse ticaret yapmış. 20 yıl önce, evet doğru, bende bir sürü alacak var, öyle şimdi. Hepsi de kuş oldu. Hepsi de. Ama adam şimdi, 8 milyar adamın çeki varmış. Aradan geçmiş, 20 yıl. Hatta bir tane imam geldiydi öyle. İmam, malı almış bizden. Aradan geçmiş, 5 yıl, onunla sonra, bir de geliyor, kızıyor bana, ne faizi alacağım ben senden dedim. Ya faizle benim ne işim var dedim. Avukat istiyor.
Avukat kendisi ister, beni ilgilendirmez. Benim 5 lira senden alacağım var, ben 5 liramı bilirim dedim. Kaldırdım telefonu onun yanında. Dedim, ben senden faiz alıyor muyum? Hayır dedi. Dedim, git onunla görüşeceğim. Ben avukat parası vermek istiyorum. İstersen hiç ödeme dedim. Üzerinden 5-6 yıl geçmiş dedim ya. İmamsın dedim. Mahşeri var dedim ya. Allah'tan korkt dedim. İster öde, ister ödeme dedim. Ben sana 5 lira vereyim, hani avukatın parasını, avukatı komple sildir dedi. Sildirmem dedim. Ne yapıyorsan yap dedim. TL ile borçlanan, TL ödeyecek. TL ile ödeyen, TL ile ödeyecek.
hadisler bu konuda. Evet. Vadeli olarak, parayı parayla satmak da faizdir. Riba yani faiz, satış aktinde şart koşulan bedelin dışında, değiş tokuşta, taraflardan birine sağlanan fazlalıktır. Ben özer'e bu kağıdı sattım. Kaç para? 10 liraya sattım. 10 liraya sattıktan sonra, ben özer'den kalkıyorum, 11 lira para istiyorum. Bu faiz oldu, fazlalık. Bakın bu fazlalık faiz oldu. O zaman satış aktinde, konuşulup konuşulmamasına gerek yok. Her fazlalık, faiz. Para değiş tokuşu akti, nakitlerde gerçekleşir.
Bu akitte her iki bedelin de, akit meclisinde teslim alınması gerekir. Çünkü, Peygamber Efendimiz, gümüşü gümüşle değiştirdiğinizde, bunları peşin olarak teslim alın buyurdu. Demek ki, bütün nakit alışverişleri peşin olacak. Peşin. Bu akite konulursa, bu akite konulursa, akit fasit olur.
Sen bin lira hediye ettin, hibe ettin. Bu ayrı. Bu hibeye giriyor. O faize giriyor. O banka sana diyor ki, şu kadar vereceğim senin yüz bin lirana. Ben sana on lira verdim, ben senin on bir lira beklemiyorum. Evet, yok. Evet. Veren kişi kendisi hediye etmiş. Onu da şüpheli görenler var. Sebep, ya neden daha önce hediye etmedi ki, sana hiçbir şey. Eyvallah. Bunu caiz görmüşler Hanefiler. Evet. Altını görecek alan da veren de.
Beş yüz liraya sat. Hanefi'ye göre. Sıkıntı yok. Bunda sıkıntı yok. Yani kağıt her yerde on lira. Sen dedin ki yirmi lira. Almasın adam. Aldatmıyorsun. Açık konuşuyorsun. İslam'da aldatmak yasak. Günün geldiğinde kurdan bakmam lazım.
Burada da fark oluşuyor. Evet. Burada da fark oluşuyor. Olmuyor. Doları almadı çünkü o esnada. Yani çünkü orada dolar hesabından düşecek. Doları almış olması lazım. Doları almadı. Olmadı. Yirmi beş bin lira diyebilir. Şimdi alırsan on bin lira. Beş ay sonra ödersen yirmi beş bin lira. Bir yıl sonra ödersen otuz beş bin lira. Beş yıl sonra ödersen yüz beş bin lira. Akit bitmedi daha. Alışveriş bitmedi daha. Ben aldım gönder. Öyle yok olmadı. Fasit alışveriş oldu. Vadesi belli olacak. Miktarı belli olacak. Parayı ödediyse o kodu gönderecek yine beş bin liradan.
İstersen yüz otuz lira olsun. Onda para peşin mal veresi oldu. Sıkıntı yok. Yani o derse ki bana para olarak getir gene olmadı. İşin doğrusu o. Altın borçlanmışsın altın vereceksin. Gene olmadı.
Yani oradaki konuşulanın cinsi değiştiği anda iş faize girdi. Pazarlık bitmedi daha. Alışveriş bitmedi. Akit bitmedi. Fiyatı da belli değil. Uca açık. Fasit alışveriş. Evet. Riba. Olsun yine faiz.
Yine riba. Olmadı. Akit bitmemiş çünkü sizin. Akit bitmemiş. Adama yüz yirmi lira, yüz on sekiz lira malzemeye sattın. Yüz liradan geri alıyorsun.
O kabul ediyor mu? Sen malı iade mi alıyorsun, geri mi satın alıyorsun? İade ise sen yüz on sekiz ödeyeceksin. İade faturası keseceksin ya. Zaten on sekiz gene ödemeyeceksin. Ha o kesmiyor. O kesmiyorsa o zaman. Evet o zaman o zararı çekecek. Faiz oluyor aradaki fark.
Cinsleri aynıysa faiz oluyor. Babanın yaptığı doğru. Helal adammış baban.
Ama bak mesela o şimdi ödeyecek olan var ya, ödeyecek olan kendiliğinden, baban istemiyor orada. Kendiliğinden dese ki, kendiliğinden. Baban istemiyor. Altı yüz elli liranın. Diyecek ki ben o gün için senden on bin koli aldıydım. Bugün on bin koli kaç para? Hani az önce vardı ya hediye gibi konuşulan. Bugün on bin koli on milyar lira. Ama daha önce altı yüz elli liraydı. Bugün on milyar lira. Bir adam dese ki şimdi, borçlu olan kimse. Al kardeşim bu on milyar lirayı. Hibe ettim ben dese. Karşıdaki kabul etse caiz olur. Mert adammış o da.
Hepsi de faize giriyor. Daha oralara geleceğim şimdi. Kurtuluş yolunu göstereceğim size. Zeytin verip yağ alabilirsin. Hiç önemli değil. Zeytin verip yağ alabilirsin. Zeytin verip zeytin alamazsın. Anlaşıldı? Hani az önce bizim Molla dedi ya, üç numara zeytin verelim, bir numara zeytin alalım. Bunu yapamazsın. Ama zeytin verip yağ alabilirsin. Zeytin verip buğday alabilirsin. Zeytin verip pirinç alabilirsin. Bunda bir beis yok. Sözün başında söyledim. Türkiye Cumhuriyeti devleti layık, demokratik bir ülkedir. No, dini bir kurum yoktur dedim. Hiç bir hükmü yok.
Normalde varsa, ödemiyorsa, günaha kebair'e giriyor. Ödemeye geldiğinde neyle borçlandıysa, öyle ödeyecek. Evet, değişmiyor bir şey. Sesini yükselt. O normalde eğer ki Cayan oysa, orta yerde bir zarar varsa mal satan, Cayan kimse mal satanın zararını karşılamakla mükellef.
Sen 95 model, arabayı kaça sattıysan, parasını isteyebilirsin bir tek. Böyle işte, işte sıkıntılar burada. O zaman kaç paraysa, o parayı isteyeceksin ondan. Tamam, yapacak bir şey yok. Onun da vicdan... Ama vicdanın o adam rahat olacaksa olacak. Ama durum bu. Yok, parayı alacaksın, TL satmışsın. Ahmet gidecek, vuracak adam. Evet. Bin liraya altı ay sonra almak üzere, bin beş yüz lirayla değiştirmek, pazar para üzerinden, nesiye faizidir.
Yani siz nereye olursa olsun, bir yere bir para yatırdınız, bin lira, oradan bin yüz lira alsanız dahi, o yüz lira ne olmuş oldu? Faiz olmuş oldu. Bunlar göz önünde bulundurulduğunda, kur farkı üzerinden faiz, bu benim sözüm, katmerli faizdir. Kur farkı üzerinden faiz, katmerlisidir. Hani başka bir ayette kerimede, kat kat faiz yemeyiniz diyor ya. Bu kur farkı üzerinden kat kat olmuş oluyor. Çünkü öbürkünün şeyi belli. miktarı belli. Adam yüzde yirmi ödecekti, bir yıllık. Bunun miktarı belli değil. Yüzde yirmiyi alacak, bir de kur farkını alacak. Hem kur farkını alacağından dolayı, kur farkı alacak faiz.
Öbür türlü normal fark alacak faiz, bir de hani doları TL'ye çeviriyor, parayı da görmüyor. Anında alışveriş olmuyor, oradan da faiz. O yüzden katmerli faiz. Evet. Şimdi geldik, bu bankalar arasında transferlere, ondan sonra işte yapılan işlemlere, öyle ya, şimdi, biz şimdi bunları böyle, ben size anlattım, anlattım, dediniz ki, hepimiz de faize gömüldük. Doğru mu? Hadis-i Şerif. Ayrı zamanda, öyle bir zaman gelecek ki, faizle iştigal etmeyen, hiç kimse kalmayacak. Dağdaki çoban dahil. Ya Resulallah, dağdaki çobanın işi ne? Faizle. O da diyor, faizle iştigal edenin, yemeğine, davetine katılacak, onun da kursağına faiz girecek. Şimdi, ister şeyh ol, ister alim ol, ister zalim ol.
Ne iş yaparsan yap, Türkiye Cumhuriyeti, devletinde de yaşasan, Almanya'da da, Fransa'da da yaşasan, bütün işlemler faizle mi? Evet. Ve bundan, hepimiz de kursağımıza giriyor mu? Evet. Önce bir rahatlayın, hep beraber faizciyiz. Şimdi, şimdi, faize faiz değil, değil demek küfür. Sakın ha! Özellikle bunları böyle beyan ediyorum ki, sakın faiz değil demeyin. Çünkü, faize faiz değil demek küfür. Şimdi, Hanefileri kurtaran, bir fetva var. Hani bunu söylüyorum, çok eleştiriyorlar ya beni. Ben bunu söylerken, ben bunu anlatırken, insanları bu faiz girdabından, ben kurtarmıyorum.
Bir hadis-i şerif var, o hadis-i şerif kurtarıyor insanları. Ne? Hazreti Mekhul hadis-i şerifi. Hazreti Mekhul kim? Tabiinden fakih bir zat. Tabiinden fakih bir zat. O bir hadis-i şerifi naklediyor. Diyor ki, harbiyle, Müslümanın arasında, faiz yoktur. Yani, ben, gayrimüslim bir kimseye, bir lira verip, bin iki yüz lira alırsam, faiz olmadı. Ben gayrimüslim bir kimseye, bin lira verdim, üç bin lira aldım. Yine faiz olmadı. Ben gayrimüslim bir kimseye, bin lira verdim, beş bin lira aldım.
Cihad ettim neredeyse. Bin lira verip, bin beş yüz lira da aldım, gene cihad ettim. Neden? Harbimi ekonomik olarak çökertiyorum. Buradaki mantık bu. Çünkü, Hazreti Abbas, Radiyallahu anh Hazretlerinin, Mekke'deki işi, para satmaktı. Müşriklere faiz, para satıyordu. Ahir zamanla alakalı, hadis-i şeriflerde der ki, Beni Abbas'ın çarkı yeniden döndüğünde, Beni Abbas'ın çarkı yeniden döndüğünde, hani kıyameti bekleyin manasında, Beni Abbas'ın çarkı nedir? Faizdir. Faiz, ümmetin içerisinde yeniden dönmeye başladığında, ahir zaman alameti. Siz kıyameti bekleyiniz. Çünkü, hem Bedir zamanı, hem de Uhud zamanı.
Hazreti Abbas Müslüman, Hazreti Abbas Müslüman olmasına rağmen, faizcilik yapıyor, faizle alakalı, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ona herhangi bir, herhangi bir kısıtlama getirmiyor. Müşriklere para satıyor, Hazreti Abbas. Zengin. Hazreti Abbas, ticareti çok iyi bilen, tabiri caizse, paraya hakim ve parayı seven bir kimse. Bunu küçümseyici olarak söylemiyorum. Ticareti çok iyi biliyor. Para işlerini çok iyi biliyor. Ne zaman Hazreti Abbas'ın faizleri kaldırıldı? Mekke fethedildiğinde. Mekke fethedilince kadar, Hazreti Abbas, Radiyallahu anh Hazretlerinin, Mekke'deki müşriklere, faizle olan alışverişleri devam etti. Şimdi, bir bu ölçü, ikincisi Hazreti Mekke'l hadis-i şerifi, Darül Harp'te harbiyle müminin arasında faiz yoktur diye.
Şimdi, Müslümanların yönetimde olmadığı, gayri İslami hukukun, icra edildiği her yer, Darül Harp'tir. Müslümanların tekrar yönetime hakim olmadığı, ve gayri İslami hukukun, uygulandığı her yer, Darül Harp'tir. Şimdi aynı zamanda da, şeye cevap oldu, bizim, Mehmet Emin'e cevap oldu. Hani dedi ya, hakim, faizle alakalı, dava veriliyor. Normalde, çünkü gayri İslami bir hukuk. Gayri İslami bir hukukta, müminle, kafirin arasında, faiz kalmadı. E şimdi, ama şunun altını çiziyorum. Hani az önce Darül Harp'te borç alışverişi nasıl olacak dedi.
Nerede olursanız olun, Müslümanın, Müslüman'dan faiz alması, vermesi caiz değildir. Nerede olursanız olun, ister Darül Harp'te, ister Darül İslam'da, nerede yaşarsanız yaşayın. Müslüman bir kimseden siz faiz alamazsınız. Mümkünse de vermeyin, veremezsiniz de. O yüzden Müslüman, borç alışverişlerine, dikkat etmekle yükümlüdür. Bakın, dikkat etmekle yükümlüdür. Kimden mal alır, kime mal satar? Hani, tacir bu konuda, işini bilen insanın hükmündedir. Ben bilmiyordum, tiyansın demek yoktur. Bileceksin. Öğreneceksin. Böylece Müslüman bir kimseden faiz almayacağını da bileceksin.
Şimdi sıra geldi, devletin açıkladığı bu, kur artı faize. Şimdi, devlet İslam mı? Devlet kendisi diyor ki, ben İslam değilim. Benim hukukum da İslam değil diyor. O zaman alınabilir mi? Alınabilir. Buradan hareket ederekten alınabilir. Anlaşıldı değil mi mesela? Bak, buradan hareket ederekten alınabilir. Şimdi, elektrik parası, su parası, doğalgaz, telefon, ödeyemediniz, faiz ödediniz. İşte, vergi dairesi, faiz ödediniz. Bakın, bunların hepsi de giriyor mu işin içerisine? Giriyor. Darül harp hukuku olunca, buradan kurtuluyorsun. yoksa, annenle Kabe duvarın dibinde zina etmiş gibi günaha gireceksin.
Bu hadis-i şerifi de kabullenmek istemiyorlar. Ne dedi birisi, böyle hadis mi olurmuş ya dedi. Okudun mu dedim hiçbir hadis kitabı? Okumamadım ama böyle bir hadis olmaz dedi. Sen faizcisin o zaman dedim. Ama mümin, müminden asla alamaz. Evet. Şimdi, Darül harp'te, hadler düşer. Had, ceza uygulayamazsınız. O yüzden, normalde, İslam'ın temel yönetimi, temel hükümleri, uygulanması mümkün değildir. İslam'ın vermiş olduğu cezalar da düşer. Bakın, buraları tehlikeli sözler. Ama fıkıh kitaplarında vardır. Harbinden, bir şeyi çalsan, bir şeyi gasp etsen, harbinden, bu caiz olur.
Bunlar Darül harp hukukunun içinde. Bunları konuşmazlar. Bunları konuştuklarında, anarşi çıkar ortalığa çünkü. Mesela siz İngiliz, HESBİ'ci miydi? Neyse, İngiliz bankasını dolandırabilirsiniz Darül harp'ta. Örnek, gidip, milyon dolarlar, kredi çekip, üstüne yatabilirsiniz. Darül harp hukukunda. Bunun gibi şeyler var. Mesela işte, Darül harp'ta üteceğin belliyse, kumar oynayabilirsin harbinden. Yani sakın o milli piyango, şunlar, bunlar, bunlara bakmayın ha. O milli piyangoların hepsi de, ayarlanık, düzenleniktir. Oradan böyle göstermelik, birisine bir para kazandırırlar.
Hep üterler oradan. Öyle o milli piyangoyu da kalkıp da, o demir önünü yedirmezler öyle. Öyle sakın zannetmeyin, demir örenin o parayı yiyor diye. Öyle yedirmezler onlara öyle paraları. Allah bizi affetsin. Ama millet, Allah affetsin. Gidecek, böyle işte oraya, milli piyango alacak, besleyecek öyle. Ondan sonra da o parayı, birileri çöküyordur muhakkak. Ha kim çöküyordur, kim çökmüyordur, elimde bir delil var mı? Yok. Kendimce düşünüyorum. Ulan bu kadar para diyorum, bunu serbest bırakırlar mı? Birileri mutlaka çöküyordur. Ondan sonra da işte birisi kazanıyordur muhakkak. Kazanan kim acaba? Göstermelik birisini gösteriyorlardır.
Hani şu kadar milyon. Şey çok güzel. Milli piyango, birine tam bilet çıktı. İşte kaç trilyon aldı? Yüz trilyon oldu. Ama şahsın kimliği belli değil. O zaman gülüyorum ben. Aha diyorum, paraya kondu gene birisi diyorum. İçimden. Şimdi dışından söylüyorum. Ulan adama yüz trilyon çıkacak, kimliği açıklanmasın. Aha borç dağıt, ne olacak? Haydan gelmiş, huya gitsin. O zaman bende bir şüphe oluşuyor. Diyorum ki, bu paraya kondu gene birileri diyorum. Öyle ya kimliği açıklanmayan bir kimseye çıktı para. Millet gazeteciler harıl harıl adamı arıyorlar. Yok lan adam. Yer yarıldı, yerin dibine girdi sanki. Böyle son zamanlardı bu.
5-10 yıldan beri kendi kendime düşünüyorum. Diyorum bu parayı birileri çöküyor. Ha kim çöküyor? Nerede çöküyor? Nasıl çöküyor? Hangi karanlık odada çöküyorlar? Var böyle tahminlerim benim. Ama susuyorum. Çünkü elimde bir delil yok. Yani çökeni tanıcam ama. Tanıyorum çökeni. Ama elimde delil yok. Bunun gibi Darül Harp'te mesela, bir kimse Almanya'da milli piyango oynatıyor. Almanya'da milli piyango idaresini aldatabilir mi? Evet. Orayı çökebilir mi? Evet. O para caiz olur mu? Evet. Veyahut da gitti Almanya milli piyango idaresine, ondan sonra bastı, çöktü, aldı parayı. Caiz. Darül Harp'te müminin malı, canı, aklı, dini, namusu, emniyette olmadığı gibi, fetva böyle der çünkü, harbinin de yoktur der.
Bunlar İslam dünyasında bilhassa Türkiye'de konuşulmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, tabi, Hanefilerden İmam Yusuf'la, İmam-ı Şafi bunu kabullenmemiş. Bunun da altını çizelim. Yani İmam Yusuf burada İmam Muhammed de İmam-ı Azam'dan ayrılmış. Demiş ki, faiz faizdir. Nerede olursa olsun caiz değildir demiş. İmam-ı Şafi de aynı şekilde demiş. Faiz faizdir demiş. Yalnız İmam-ı Şafi'nin bir fetvası daha var. Orada İslam hukuku uygulanmıyorsa, son Müslüman şehit oluncaya kadar, Müslümanların orada İslam hukukunu icra etmesi için, cihad etmesi farz ayındır der. İmam-ı Şafi'de böyle bir sıkıntılı fetva var.
Yani Şafi'ler o yüzden, örneğin kıl beşi bitirişi yapamazlar. Sıkıntılı fetvalar var Şafi'ler de. O yüzden bir hızla Hanefi'ye geçmeleri lazım. Saat da geçti. Hakkınızı helal edin. Burada küçük küçük hadis-i şerifler var. Hani kısa kısa onları da okuyayım. Hazırlık yapmışken hakkınızı helal edin. Kim bir kardeşinin işini yapmak için aracı olur, o da buna karşılık bir hediye verirse, hediyeyi kabul ettiği takdirde faiz kapılarından büyük bir kapıya girmiş olur.
Anladınız mı? Ben şimdi Hüseyin Aga'ya bir şey yardımcı oldum, bir şeyde yardım ettim. Hüseyin Aga'yı belediyeye kattım, işe girdi. Hüseyin Aga'da kalktı. Dedi ki ya beni belediyeye, işe kattı dedi. İşte ben dedi ona örneğin, işte ne? Bin lira hediye vereyim dedi. Faiz oldu. Anladınız? Ben alırsam. Biriniz kardeşine ödünç para verirde, ödünç alan kimse ona bir şey hediye ederse kabul etmesin. Bu da sana cevap. Veya bineğini bindirmek isterse ona binmesin. Ancak daha evvel aralarında hediyeleşme ve yardımlaşma cari ise bu müstesna. Anlaşıldı.
Bu işin takva noktası. Daha önce birbirlerine hediyeleşiyorlarmış. Bunda bir sıkıntı yok. Ama borç para verince hediyeleşme oldu. Bunda sıkıntı var. Caiz. Darül harpte rüşvet vermek caizdir. İşini görmek için. Daha açık fetva. Darül harpte bir kimse, hakkı olan bir şey alamıyorsa, hakkı olan bir şey alamıyorsa, rüşvet vermesi caizdir. Bazen insanın beline beline vurmak isterler. Ben beli vurmak isteyenlerin kafasına vururum.
Tamam? Sabahtan beri anladıklarımdan bir şey anlamadın o zaman. Mübarek insan. Sohbeti dinlemedin mi baştan sona? Türkiye Cumhuriyeti Devleti, layık, demokratik bir devlet. Burada dini bir kurum var mı dedim, yok dedim. Faiz olurdu.
Gene dinlememişim bak. Konuştukça dinlemedin, hiçbir yere çıkıyor meydana. Evet. Muhakkak ki faizin en şiddetlisi, haksız yere bir Müslüman'ın şerefine dil uzatmaktır. Bakın, faizin en şiddetlisi neymiş? Bir Müslüman'ın şerefine, haysiyetine dil uzatmakmış. Bu da ayrı bir faiz. Allah muhafaza eylesin. Amin. Haklarınızı helal edin. Bu sohbet biraz böyle dikkat isteyen bir sohbetti. O yüzden özellikle dinlemenizi tavsiye ettim. Ve özellikle anlamadığınız yeri arada sorun dedim. Yine de bu sohbeti inşallah geriye sarar, dinlersiniz. Ben faizin ne olduğunu, nelerde faiz olup olmadığını söyledim.
O yüzden sonuçta, biz bu devletin sınırları içerisinde yaşıyoruz. Bu devletin hukuku ile yaşıyoruz. Bu hukuk İslami değil, İslami olmadığı için, biz mecburiyetten bu faiz girdabının içindeyiz. Devletle ve kurumlarla olan ilişkilerimizin hepsi de bu manada faizle yönetiliyor ve yönlendiriliyor. Bizim bireysel birbirlerimizden bundan sorumluyuz. Biz bireysel birbirlerimizde olan alışverişlerimizde mümkün olduğunca, ama direk, ama indirek faizlerden uzak durmaya gayret edeceğiz. Bu işin takva noktası, bankalardan faiz almak için uğraşmayacağız. Bakın bu işin takva noktası diyorum.
Bankaların verecek olduğu faizlerden uzak duracağız. Biz bu tip işlere girmeyeceğiz. Mecbur kaldık. Adamın başını sokacak bir ev alması asli ihtiyacındandır. Hanefilere göre. Bir bineğinin olması asli ihtiyacındandır. Bunun gibi bir asli ihtiyacı karşılamak için bankalardan böyle işte alışveriş yapılabilir mi? El cevap yapılabilir. Mümkünse bundan da uzak durun. Bakın mümkünse bundan da uzak durun. Mümkün olduğunuz noktada, dairede bankalardan uzak durmaya gayret edin. Bakın gayret edin. Bankaların faizlerinden uzak durmaya gayret edin. Kredi almamaya gayret edin. Onlara borçlanmamaya gayret edin. Mümkün ise haliniz kadar yaşayın. Mümkün ise.
Ama bazı aileler vardır. Bazı insanlar vardır. Yapacak bir şeysi yoktur. Yani bir birikimde bulunayım. Bir ev sahibi olayım. Veya bir araba sahibi olayım. İşte 20 ay vadeli, 30 ay vadeli bir araba alayım. Asli ihtiyacı veya bir kimsenin işi var. O işini yürütmesi için bir tan arabaya ihtiyacı var. Bir makineye ihtiyacı var. Çünkü işini yürütecek o kimse. Bu tip mecburiyet söz konusu olursa, buna söyleyecek bir sözümüz yok. Ama bir mecburiyet yok ise, uzak durmaya gayret edin. İşin takva tarafı bu. Ha birisi diyorsa ki, ya bu fazlalık faiz değil. Faiz canım kardeşim. Her türlü fazlalık faiz. Bakın tekrar altını çiziyorum. Kim ne anlatırsa anlatsın.
Kim ne söylerse söylesin. Kim ne fetvası veriyorsa versin. Her fazlalık faizdir. Her fazlalık. Mümin, müminden bu fazlalık almamaya gayret edecek. Almayacak, istemeyecek. Bundan uzak duracak. Ama bireysel olarak. Ama öbür türlü kurumlar arası, bankalardır, devlettir. Bunlardan kaçması biraz zor. Hakkınızı helal edin. Sürç'i lisan ettiysem affola. Tekrar tekrar söylüyorum. Sohbeti dinlemek isteyenler geriye dönüp yayınlandığında dinlesinler. Anlamadıkları yer var ise önümüzdeki haftaya gene soru halini buraya getirsinler. Ama sohbeti dinleyin. Yani böyle dinlemeden boş soru sormayın.
Dinleyin. Anlamadığınız yeri sorun. Biz bir daha anlatalım. Sıkıntı değil. O yüzden şimdi arkadaş belki de canı sıkıldı. Bele vurmak diye. Ben genel olarak ibareleri sıralarım. Bu ibareler fıkıh kitaplarından aldığım ibarelerdir. Bunu böyle geniş ölçekli sohbet eden belki de yegane tek kişiyim Türkiye'de. Ben donkuşot değilim.
Yel değirmenleriyle savaşacak kadar ahmak değilim. Husisi de buraya el hidayeyi getirdim. Burada kitap. Darül harp ile alakalı bahsi de burada. 111. sayfa. Açın okuyun. El hidayeden. 111. sayfa. İbare şu. Savaş ülkesinde Müslüman ile harbi Müslümanlara karşı çarpışan gayrimüslim arasında riba yoktur. Demek ki normalde gayrimüslimlerle Müslümanların arasında faiz yok. İbare burada açıp okuyabilirsiniz. Siz herhangi bir bankayı Müslüman görür müsünüz?
Sana cevap oldu bu da. Evet. O yüzden bu normalde bununla alakalı daha başka yerlerde bu konuda açıklamalar var. Fetvalar var. O yüzden mesela işte İbn-i Abidin'de var. Fetevay-i Hindiyye'de var. Dürel Gürer'de var. Dört mezhep Ceziri'de var. Bunları arzu edenler buralara bakıp öğrenebilirler. Efdali zikr fâleven nehu La ilahe illallah El Fatiha.
Allah'a selamat. Amin. Her şeyimu'ya. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.