mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 04.11.2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 6 Kasım 2021 · 1:17:56

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemize hakkı hak bilip hakkı yaşamayı nasip eylesin. Batılı batıl bilip batıldan uzak olanlardan eylesin. Batılla mücadele edenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi Kur'an ve sünnet yolunda dosdoğru gidenlerden eylesin. Kur'an ve sünnet-i seniyenin dışına çıkanlardan eylemesin. Rabbim zikrullah halakasını terk edenlerden eylemesin. Cenab-ı Hak mürşidi kamillerin halakasında bizleri her daim daim eylesin. Zikrullah halakasından nefsine uyup şeytana uyup zikrullah halakasına sırtını dönenlerden eylemesin. Allah'ı zikirle haşır neşir olanlardan eylesin. Cenab-ı Hak Allah'ın sevgisine mazhar olan Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevgisine mazhar olan velilerin, mürşidi kamillerin, evliyaların sevgisine mazhar olan kullarından eylesin.
Böyle mazhariyet yaşayıp sonra da vefasızlık edip ayaklarının üzerinden geri dönenlerden eylemesin. Rabbim cümlemizi kendi rahmetinde, bereketinde, lütfunda, ikramında, ihsanında daim eylesin inşallah. Birkaç soru var onlara bakalım inşallah. Sel, kasırga, yangın olayları Allah'ın yaratmasıyla, dilemesiyle gelmiyor mu?
Bütün her şeyi zerreden küreye, her şeyi yaratan Allah'tır. Yaratma ile alakalı Allah'tan başka herhangi bir güç, kuvvet Allah'tan başka o meseleye dahil olacak herhangi bir şey yoktur. O yüzden yaratma direkt Allah'a aittir. Allah'ın kendi elinde, kendi kudret ve kuvvetindedir. O yüzden seldir, kasırgıdır, bahardır, sonbahardır, kıştır, ilkbahardır veyahut da herhangi bir zerreden küreye, yaratma Allah'a aittir.
Başka hiçbir şeye değil. Cenab-ı Hak Allah'lığını hiçbir şeyle paylaşmaz. Hiçbir şeyle. O yüzden yaratma Allah'a aittir. Hani ayette bütün kötülükler nefsinizden deniyor. Evet, bizim üzerimizden, bizim bizden sudur eden, bizden sudur eden kötülükler bizim nefsimizdendir. Onu biz istemişizdir. Biz onun kötülüğü, biz istediğimiz için Cenab-ı Hak onu yaratmıştır. Çünkü kötülüğü isteyen insanın kendisidir. Çünkü mükelleftir. Kötülüğü istersen kötülüğü yaratır. İyiliği istersen iyiliği yaratır. Bunda mecburiyet gibi, cebriyet görmeyin yalnız. Yani ben iyiliği istedim, bana iyiliği yaratacak. Ben kötülüğü istedim, bana da kötülüğü yaratacak.
Allah buna mecbur demeyin. Allah'a hiçbir şey mecbur değildir. Hiçbir şey. Bazen öyle anlaşıyor, öyle anlıyorlar. Sanki hani ben kötülüğü istedim, o da bana kötülüğü yarattı. Sen bütün ömür boyu kötülüğü isteyebilirsin. Allah seni kendine ayırdıysa, sana kötülüğü yaratmaz. Sen istesen dahi, o kötülüğü işleyemezsin. Neden? Allah seni kendine ayırmıştır. Seni kendine saklamıştır. Seni kendine sakladıysa, ona kötülük işletmez. Yoksa herkes nefis taşıyor. Herkes o kötülüğü işler mi? Evet. Mesela Hz. Muhammed-i Mustafa'nın seçilmişliğinin bir veçesi de budur. Hz. Muhammed-i Mustafa tırnak içerisinde, insani olarak kötülüğü hiç düşünememiştir bile.
Çünkü 7 yaşındayken manevi olarak ameliyat edilmiş, manevi olarak ameliyat edildiğinden kötülüğü hiç düşünmemiştir. Bakın, hiç düşünmemiştir. Aklının ucundan bile geçmemiştir hiç. Hayali dahi yoktur onda. Düşüncesi dahi yoktur. Bu kadar pak, bu kadar temizdir. Bakın, bu kadar pak, bu kadar temizdir. Şimdi bir kısım ilahiyat fakültelerinde, bir kısım profesör lakaplı, beyni kirlenmiş, kalbi kirlenmiş, gönlü kirlenmiş, bunların bir kısmı da diyanete geçti.
Bu gönlü, kalbi kirlenmiş olanlar, Hz. Muhammed-i Mustafa da sallallahu aleyhi ve sellem günah işledi, tövbe etti, Allah onun tövbesini kabul etti, safsatası doğru değildir. Bu direkt, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin paklığına, temizliğine atılmış kocaman bir iftiradır. Geçmiş peygamberlerde küçük zelleler olmuştur. Yunus aleyhisselamın Allah'ın emrini beklemeden şehri terk etmesi gibi. Küçücük zeledir. Adem aleyhisselamın Cenab-ı Hakk'ın yaklaşmayın dediği yere yaklaşması bilinçli değil, gaflet esnasında o esnada o kaza tecelli edecektir diyor. Bilinçli bir şekilde değildir o. Unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz dediği o hadisle Hz. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o Adem aleyhisselamın o gafletini, sorumluluğunu ortadan kaldırmıştır.
Bunun gibi, bakın geçmiş peygamberlerde küçücük böyle şeyler vardır, bunlar da günah değildir. Zelle hükmünde tutar bunu, hem İmam-ı Azam, Ebu Hanif hazretleri hem de maturidiler, onu zelle olarak görür, günah olarak görmez. Hiçbir peygamber günah işlememiştir. Bunlar bugünkü dilimizde küçük hatadır. Ama bir kul günah işlemeye niyet etse, ama Cenab-ı Hak onu korumasını aldıysa, kendi hıfzını aldıysa, onu o günahtan men eder mi?
Evet. Onu yaratmayabilir mi? Evet. Bakın onu yaratmayabilir mi? Evet. O yüzden burada cebri gibi görmeyin. Ha siz iyilik isterseniz, Cenab-ı Hak iyiliği size yaratır mı? Evet. Bu konuda Cenab-ı Hak iyilik isteyenin önüne iyiliği açar ve onu yaratır. Ama her kötülük isteyenin kötülüğünü yaratmaz. Hıfzettiği, koruduğu, muhafaza ettiği vardır, onu yaratmaz. Mesela bir kimse kalktı, Yusuf Hoca'ya kötülük yapmak istedi değil mi? O niyetlendi. Cenab-ı Hak Yusuf Hoca'yı koruyacaksa senin kötülüğünü önler. Dolayısıyla sen de kötülükten önlenmiş olursun. Hani var ya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Hz. Abbas'ın oğluna diyor ya, Ey oğul iyi dinle! Bütün insanlar sana yardım etmek istese, Allah izin vermedikçe sana kimse yardım edemez.
Bütün insanlar sana kötülük yapmak istese, Allah izin vermedikçe sana hiç kimsenin zararı dokunmaz. Sana kimsenin zararı dokunmaz. Şimdi evet, kötülükler bizim nefsimizdendir. Kötülükler bizim nefsimizden olduğu için, bakın kötülükler bizim nefsimizden olduğu için, bunun zararı bize yazılır. Kötülüğü yaratan da bu manada Allah mıdır? Yaratma olarak Allah'tır. Ama Allah kötülükleri istemez. Allah kötülükleri sevmez. Bu farklı bir şeydir. O yüzden normalde Allah kötülüğü de İmam-ı Azam'ın tabiriyle sevmediği halde yaratır. İmam-ı Azam'ın fıkıh-ı ekberdeki tabiri budur. Allah kötülükleri sevmediği halde yaratır. Yani sevmeyerek, istemeyerek yaratır. Mecburiyetten değil yalnız bu. Bu mecburiyet gibi algılanırsa o zaman cebriyeye girer işin içerisine.
Allah'ın üzerinde cebriye noktasında hiç kimsenin, hiçbir şeyin hakimiyeti olmaz. Allah muhafaza eylesin. Dolayısıyla bütün kötü olaylar Allah'tan ama nefsimizden dolayı başımıza geliyor düşüncesi doğru mudur? Değildir. Allah sadece kötülükleri yaratır. Allah bütün kötülükler Allah'tandır diyemeyiz. Allah sanki kötülüğü istemiş gibi olur. Bu küfür olur. Allah kötülüğü istemez çünkü. Şimdi oldu bu. Gene kendini düzeltti. Olmazsa sen hiç bozmadan onu getir bunu tak. Bunun şarjı daha fazla çünkü. Ama böyle arkasından bu kenar düğmelerinden tutma ona göre bak ha. O düzelince bunu kapatacağım ben. Kapandı mı yine? Büyük bir ihtimalle.
Tamam mı görüntü? Var mı bir sıkıntı? Yok. Tamam. Evet. Dolayısıyla bütün kötü olaylar Allah'tan ama nefsimizden dolayı başımıza geliyor düşüncesi doğru mu?
Biz kötülük bu noktada kötüyü yaratan Allah. Ama nefsimiz olarak biz onu istiyor muyuz? Evet. Onu talep eden biz miyiz? Evet. Biz talep ettiğimiz için Cenab-ı Hak onu yaratıyor. Bizim dilimiz ancak bu olur bu konuda. Selamun aleyküm aleyküm selam. Bu ara rüyamda bana görev verildi deyip şeyhliğini ilan edenler var. Doğrusu nedir? Evet. Bir şeyin doğrusunu konuşmak, doğruyu bulmak muhakkak ki çok önemli. Bu tip şeyler ne yazık ki böyle son dönem istismar edilmeye, istismara müsait olan şeyler. Bunları konuşurken de bunu şimdi konuşmazdan önce de hiç kimsenin şeyhine, pirine, üstadına laf söylemek değil derdim.
Yıllardan beri ben doğru gördüğüm, doğru bildiğim ölçüyü her alanda, her daim konuşmaya gayret ettim. Bir kimsenin şeyhlik yapabilmesi için bunu teknik olarak söylüyorum. Muhakkak ki bir şeyhten en az nakib-i nügabba icazetinin alması lazım. Çaylarınız da için hem. Bu bir teknik mesele. Bu işin tekniği.
Eğer ki bir şeyh efendi, bir müridine veya bir şahsa nakib-i nügabba icazeti veriyorsa, o kimse şeyhi vefat ettiği zaman şeyhlik yapabilir mi? El cevap yapabilir. Teknik olarak söylüyorum bunu. Eskiler bunu da kabul etmemişler. Bunu da bir ibare koyalım. Yani bundan 300 yıl önce bunu da kabul etmemişler. Demişler ki, o bir şeyhlik icazeti o kimsede olması gerekir demişler. Ama zaman içerisinde bazı şeyler farklılaşmaya veya değişmeye başlamış. Bu teknik olarak kabul görmüş. Yani bir kimse nakib-i nügabba icazeti varsa, şeyhi vefat ettikten sonra şeyhlik yapabilir demişler.
Ama bu kabul edilebilir bir şey mi? Bu şahısların kendilerine bağlı. İkincisi, bir olmuş veyahut da belli bir hale gelmiş olan bir kimseye bir şeyh, sen şeyhsin, bundan sonra şeyhlik yapabilirsin der, bunu ilan ettirirse, o kimsede şeyhlik yapabilir. Üçüncüsü, bir kimse yetişir. Bir üstad, bir icazetli olan kimse, onun şeyhlik icazetini ona verir.
O kimsenin zaten başka bir şeye ihtiyaç yoktur. Şeksiz şüphesiz o şeyhlik yapar. Şimdi bunun en ideali, hem şeyhlik icazeti olan kimse, hem de dervişlerin rüyalarında gördüğü kimsedir, en ideali. Bunun bir alt kategorisi, işte üstadının o şeyhlik yapabilir dediği, hem de normalde dervişleri ilan ettiği kimsedir. Bunun bir alt kategorisi, bir üstad ona Nakib-i Nugabba icazeti vermiş, ondan sonra da o kimse rüyasında kendisini görenlere şeyhlik yapmaya başlamış.
Bunun en alt kategorisi, ne bir Nakib-i Nugabba icazeti var, ne de bir üstad ona sen şeyhsin demiş, ne de bir şeyhlik icazeti var. Ama o kimse çıkmış, demiş ki, ben rüyamda gördüm, bana bu görev verildi, ben bu görevi yapıyorum. Bu da işin en alt kategorisidir. Doğrudur, o kimsenin gördüğü ya, bunu tartışmaya açmıyorum. Bu, onu bağlıyor çünkü. Bu diğerleri, başka şahısları bağlamıyor. Bununla alakalı, telefonlardan da bana soru geliyor. Ben de diyorum ki, telefonlarda bu muhabbet konuşulacak değil. Yazın bizim perşembe sohbetine geliyorsanız, işte gelmeyenler değişik kimselere üzerinden sormaya çalışıyorlar, filan filan. Ama bunun ideali, bunun ideal olanını söylüyorum.
Hem bir şeyhin icazet yazdığı, hem dervişlerin manen rüyada gördüğü, hem de bir şeyhin, o şeyhtir diye ilan ettiği kimsedir. Veyahut da ilan edilmese dahi, onun bir icazeti var ise, insanlar da onu rüyalarında görüyorlarsa, o kimse şeyhlik yapabilir mi, el cevap yapabilir. Bu, hani, bana rüyamda verildi, ben böyleyim demek, biraz işin istismarına açık görünüyor. Yani bunu böyle, işte ben, bana şöyle rüya görüldü, şöyle yaptılar, böyle yaptılar, şöyle oldu, böyle oldu. Bu biraz böyle istismara açık bir şey. Allah muhafaza eylesin. Ama ne yazık ki, bunlar gün geçtikçe çoğalıyor, filanca cemaattan, filanca tarikattan, filanca yerden, fişmanca yerden, bu tip şeyler var. Bunlara, işte siz ne diyorsunuz diye, sanki ben otoriteymişim gibi bana soruyorlar.
Ben de bildiğimi aktarmaya çalışıyorum. Ama bu artık öyle bir hale geldi ki, bu fazlaca istismar edilmeye başlandı. Şimdi, Şeyh Efendi Hazretlerinin zamanındaki gibi değil hiçbir şey. Şeyh Efendi Hazretlerinin, ben görev verildi dediği zaman, çok aşırı derecede baskı vardı, aşırı derecede sıkıntı vardı. Öyle bir baskı altında, öyle bir sıkıntının altında. Bir kimsenin, ben şeyhim demesi, büyük cesaretti. Sebep, çünkü davası var, yargılanması var, sıkıntısı var, bir sürü şey var. Ve işin tırnak içerisinde söylüyorum, o sıkıntılar hala da devam ediyor mu? Evet, öyle kolay bir şey değil. Ama, bu meseleleri böyle de hani istismar etmek, şimdi tabi o kadar baskı yok, istismar etmek.
İşte, sabah erken kalkıp, bana böyle bir işte görev verildi. Bir de, bazen bunu böyle anlatanlar, kullandıkları tabirler de çok hoş değil. İşte, divan kuruldu. Bunu hiç kimseye atıfta bulunmak için söylemiyorum. Hiç kimsenin şeyhliğiyle, şeyhiyle işim yok. Beni ilgilendirmiyor. Ama işte, divan kuruldu. E filanca, gel huzura dediler. Geldim. İşte, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sen bundan sonra, işte, irşada yetkilisin dedi. Ben Hz. Peygamber Efendimiz'e, ben yapamam efendim. Ben bu işin altından kalkamam dedim. Bir daha çağırdı. Ben yine yapamam dedim. Ben bu işin altından kalkamam dedim.
Veyahut da ben yapmak istemiyorum dedim. Bu tür ibareler dinliyorum ben. Şimdi bu ibareleri dinleyince, bu benim kendimce, kendi analizim. Kimseye taş atmak değil. Bir kimse, divan kuruldu dendiği zaman, bu ne biliyor musunuz? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri orada. Geçmiş peygamberler orada. Sahabeler orada. Pir efendiler orada. Bütün sisile-i meşayih orada. Benim anladığım divan bu. Ve sen oraya çıkarılmışsın. Orada ayakları titremeyen. Veyahut da.
Bir kimse demek ki o kadar çok naz ehli ki. Ne ayağı titriyor, ne dili titriyor. O kimseye Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Sen bundan sonra buna memursun diyor. O kimse de diyor ki. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme. Hayır ben bunu yapamam diyor. Bir.
Ya böyle bir estantene hiç yaşamamış o. Ben analiz ediyorum kendi kendimi. Ya böyle bir estantene yaşamamış o. Ya da hayal görmüş böyle. Hayallemiş kendi kendine. Bir mürşid, bir şeyh, bir şeyh, bir müridine vazife verecek zahiren. Diyecek ki. Sen bundan sonra buranın zâkirisin. O kimse diyecek ki. Ben bunu yapamam. Şunu diyor. Ey şeyh efendi. Sen benim basiretsizliğimi, ferasetsizliğimi, bu konudaki yetkisizliğimi, yetersizliğimi görmedin. Körün tekisin. Senin hiçbir şeyden anladığın yok. Bilgin yetersiz, maneviyatın yetersiz, her şeyin yetersiz.
Sen kalktın. Bana bu vazifeyi verdin. Kör olup körsün sen. Benim yetersizliğimi görmemişsin. Öyle. Ya da sen gerçekten çok küstah bir insansın. Ya da sen gerçekten nankörsün. Sen gerçekten o şeyhe layık bir kimse değilsin.
Şeyhin yapacağı tek bir şey vardır. Senin vazifeni aldım dersini de aldım. Allah yolunu açık etsin. Git bir kendine bir dergah bul. Şimdi bir şeyh, bir mürşid-i kamil, bir kimseye vazife verdiğinde o kimse de o vazifeye itiraz ederse, yapılacak olan işlem budur. Ben şimdi bunu kendimce analiz ediyorum. Bu Mustafa Özbağacı. Şeyhim bana diyecek ki, şunu yapacaksın, bundan sonra sen busun. Ben ona diyeceğim ki, bilememişim, ben o değilim. Öyle mi? Bana göç demiş, göç demiş, göçmişim. At demiş, atmışım.
Sat demiş, satmışım. Git demiş, gitmişim. Ondan sonra bana diyecek ki, sen şusun. Ben hayır o değilim, bilemedin diyeceğim. Öyle mi? Bakın bazı şeyler söylenirken, işin nereye gittiğinin farkında değil insanlar. Arkadaşlar, peygambere itaat edin diye onca ayeti kerime var. Bir sufi için, hadis-i şerif nasıl sahihse, peygamberi rüyada gören gerçekte görmüş gibidir diye.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri rüyada, halde, nerede olursa olsun, bir kimseye bir şey emredecek. Sen bunu yap diyecek, o da onu ben yapamam mı diyecek. Bu çok sıkıntılı bir şey. Bunu böyle bir kimse kendi tevazusunu göstermek için, yok işte ben o görevi istemiyordum da yan cebime koyun diye anlatırken, yok işte o arkadaş istemedi diye bir daha divan toplanmış sonra.
Sonra bir daha ona söylemişler. O yine ben kabul edemem demiş. Sonra tekrar toplanmışlar. İçleri güçleri yok boyuna habire toplanıyorlar. O mübarek katte sırr hazretleri için. Tabi ya ümmet-i muhammette velim kalmadı ya. Bir tek o lazım. Bir daha toplanıyorlar, bir daha. Bir daha toplanıyorlar, bir daha. Sonra arkadaş artık lütfediyor, görevi kabul ediyor. Çıkıyor, ondan sonra diyor ki şöyle oldu, böyle oldu, böyle oldu, böyle oldu, böyle yaptık. Demek ki bir kimse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, geçmiş peygamberler orada, sahabeler orada, pirefendiler orada, sisile-i meşayih orada. Yani sen de oradasın.
Bunu hayal edin kendi kendinize. Ve orada ona dediler ki sen bundan sonra bu öylesin, bunu yapacaksın. Bunu da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söylüyor. Ve sen orada huzurda diyeceksin ki, ya Resulallah ben yapamam bunu. Burayı kafam, beynim, aklım, içim, dışım, ruhum, bilgim, kalbim, yok kabul etmiyor burayı. Burayı kabul edemiyorum. Rüyasında görmüştür, görmüştür, vermişlerdir, vermişlerdir. Eyvallah ya. Ama yok, işte kabul etmedim, bir daha toplandılar. Kabul etmedim, bir daha toplandılar, söylediler. Allah'ım diyorum ya. Kendi kendime bunu düşünüyorum. Yani diyorum, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir kimseye bir şey diyecek, o da diyecek ki, ben kabul etmiyorum ya Resulallah ben bunu yapamam.
Buraya kafam almıyor, buraya kafam almıyor, buraya kalbim almıyor, buraya ruhum almıyor, buraya içim almıyor. Ben Hz. Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine büyük edepsizlik olarak görüyorum bunu. Büyük küstahlık olarak görüyorum bunu. Böyle bir şey, velev ki oldu, bunun söylenmesini dahi uygun görmüyorum. Kim, emrini dinlemedin kim ya? Bunu düşünüyorum, bunu düşününce benim teller yanıyor. Bakın, bunu düşünüyorum, bunu düşününce teller yanıyor benim.
Diyorum ki yok ya, burası diyorum hani benim, ben burada takılıp kalıyorum. Bir kimse, bir arkadaş, bir kardeş şunu şöyle diyebilir, düşünebilir şimdi. Senin 18 yıl boyunca peşinden gittin, Abdullah Efendi de bunu böyle anlattı. Diyebilirsiniz. Evet, bunu söyleyebilirsiniz. Ben Şeyh Efendi'yi bu meselenin dışında tutuyorum.
Bakın, bunu ben dışında tutuyorum. Ama onun yolunu şu anda istismar edildiğine inanıyorum. Çünkü şöyle bir denklem kuruluyor. Onu kabul ettiysen, bunu da kabul edeceksin. Denklem bu. Bunu kabul ettin, bunu da kabul edeceksin. Ya canım kardeşim ya, yapmayın. Abdullah Efendi'yi seviyorum diyenler, burada Şeyh Efendi Hazretlerine kötülük yapıyorlar arkasından. Çünkü yürümüş oldu, istismar ediyorlar. Kirletiyorlar. O ona münhasır bir şeydi. Bu sana münhasır bir şey değil.
Söyleme bunu. Veya bir başkası söylüyor bunu. Ben kim olduğunu bilmiyorum. Geçen gün gene birisi telefon açtı bana. Gene işte yabancı numara. Açmak istemiyorum bende kayıtlı olmayan numaraları. Bazen diyorum ya bir kimsenin derdi vardır. Belki de başka yerden aramışlardır. Açıyorum böyle, yakalanıyorum. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. İşte Mustafa Özbağ'la mı görüşüyorum? Yok. Mustafa Hoca'yla mı görüşüyorum? Estağfurullah buyurun. Bir sorumuz vardı. Buyurun canım kardeşim. İşte böyle böyle bizim Anadolu'dan bir yerden. İlan eden kimse oldu. Canım kardeşim, bana bunu sorma. Ben doğrusunu öğrenmek istiyorum. Böyle dört beş tane telefon aldım. Dedim sohbetleri, perşembe sohbetlerini.
Devam edin dinlemeye. Dinliyorlarmış bir de. Hani işte dedim böyle bir soru gelir, bir şey olursa cevaplandırırız dedim. Ama bunun içerisinde başka şeyler var dedim. Şimdi o telefonda sorana cevaplandırıyorum şimdi. Ona çünkü az bir şey söyledim. Biraz da herhalde o esnada haliyet-i ruhiyem normal değildi galiba. Hoş, normal zamanı yok da. Dedim canım kardeşim. Koca Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Birisine dedim vazife verecek olsa. Verse. Zahiren de ona icazet lazım ise. İcaz etti dedim. Bu memlekette, bu dünyada dedim. Şeyh mi bitti? Birisine rüyasında der ki. Git filanca kimseye ben şeyhlik verdim veyahut da vazife verdim. Onun icazetini yaz ver der dedim ben.
Aciz mi ki dedim. O icazetli şeyh de dedim. Tıpış tıpış gider. Onun icazetini yazar dedim. Hayır mı diyecek Hazreti Peygamber'e dedim. Sallallahu aleyhi ve selleme dedim. Hayır mı diyecek. İcaz etti bir şeyh rüyasında görse. Dese ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona. Filancanın icazetini yaz ver dese. O hayır ben yazmıyorum vermiyorum mu diyecek ona. Telefonda durdu bu şimdi. Canım kardeşim seni yolundan soğutmak değil. Seni yerinden yurdundan etmek değil derdim dedim. Bana bunları soruyorsunuz dedim. Sonra gidiyorsunuz. Bulunduğunuz yerde dedim. İşte bak Mustafa Özbağ böyle dedi diyorsunuz dedim. Benim düşmanımı arttırıyorsunuz dedim.
Ama benim korkum çekintim yok. Sen dedim perşembe sohbetlerini devam et dinle. Bir soru geldiğinde de dedim cevabını alırsın. Arkadaşlar kıymetli müslümanlar. Bu sohbeti dinleyenler dinleyecek olanlar. Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Birisine vazife verir de. O kimse hayır yapamam derse. Ona tecid-i iman tecid-i nikah gerekli. Bir kimseye bir vazife verdiyse. Zahiren ona bir vesika lazımsa. Vesikalığı üstad mı kalmadı dünyada. Birisine rüyasında emretse dese ki veya halinde emretse. Dese ki git onun icazetini ver dese. O veremeyeceğim mi vermiyorum mu diyecek. Bir kimse yola çıkmış.
Eğer o kimse gerçekten bir mürşid-i kamil ise. Onun eksik noksan neyi varsa yolda tamamlanır. Onu tamam ederler. Eksiklik noksanlık kaldırmaz yol. Allah muhafaza eylesin. Ha insanlar inanırlar inanmazlar. Giderler gitmezler. Ders alırlar almazlar. Hiç kimseye garizm yok. Allah ümmet-i Muhammed'in içerisinde velileri arttırsın. Mürşid-i kamilleri arttırsın. Evliyaları arttırsın. Bütün ehli tasavvuf mürşid-i kamil olsun. Evliya olsun. Veli olsun. Gerçekten hakiki bir sufi olsun. Beni de onlara hizmetçi eylesin. Bu benim derdim başka bir derdimiz yok. Bizim Allah muhafaza eylesin.
O yüzden derdim doğruyu bulmak. Doğruyu anlatmak. Kendimce inandığım doğruyu insanlara tebliğ etmek. Soru iki. Bam teline vurmuşlar bugün ya. Bunlar böyle. Bir şeyh vefat ettikten sonra kendini zakir olarak ilan edenler var. Doğru mu? Bizim Oktay'ın sözü var ya. En iyi şeyh ölü şeyh diye. Bu da enteresan. E tabi böyle vefat ettikten sonra herkes rüyasında görüyor. İşte beni zakir tayin etti diyor. Rüyamda gördüm ben zakirim. Şimdi rüyamda gördüm ben şeyhim dedin inandın. Rüyamda gördüm ben zakirim deyince ona da inanacaksın.
Böyle bir denklem kuruluyor. İşte bunu şimdi böyle biraz da şeyh efendiden sonraki hallerle örneklendireyim. İşte şeyh efendi Allah rahmet eylesin vefat etti. Bana vasiyete uydu. Mustafa efendi oğlum bütün herkese söyle. İstihare yapsınlar. İstiharelerinde kimi görürlerse ona intisap etsinler. Eyvallah. Biz de herkese söyledik. Şimdi on sekiz yıl beraber yol koştuk onunla. Bana söyledikleri. Mustafa efendi ölen şeyhin dersi çekilmez oğlum. Ancak bir şeyh buluncaya kadar insan onun dersini çeker. Ölen şeyhin vermiş olduğu vazife olmaz oğlum. Bunu neden söylüyordu?
Çorum Naci Mustafa efendi vefat ettikten sonra bir kimse zakirlik yapıyormuş bir yerde. Ben de karşılaştım onunla tanıştık. Ondan sonra böyle şeyi gösterdi bana hırka. Bu hırka kimin biliyor musun dedi. Biliyorum dedim. Böyle baktı şimdi bu. Gençlik de var ya. Genç olunca insan böyle hani ya bunu da söylemeyeyim demiyor. Bu hırka çorum Naci Mustafa efendi hırkası ama içindeki o değil dedim ben. Bu böyle bozuldu. Hatta içindekinde dedim ondan bir koku bile yok dedim. Bu arkadaş kendisini bana rüyamda zakirlik verdi deyip zakirlik yapıyor. Aynı şekilde bir tane Elazığ da vardı.
Aynı şekilde bir tane Malatya da vardı. Şehirde söyleyeyim ben. Ben tabi onunla karşılaştım. Böyle konuştuk. Yok hayır. Dedim. Çorum Naci Mustafa efendi sağlığında sana zakirlik verdi mi dedim ben. Durdu bu. Sağlığında sana zakirlik vermediyse ben zakirim deme dedim. Sağlığında sana nakiplik verdiyse, sağlığında sana nükabbalık verdiyse, söyle.
Ama vermediyse dedim. Bana rüyamda çorum Naci Mustafa efendi zakirlik verdi dersen dedim. Bu işin ipin ucu kaçar dedim. Ama sana vermemiş dedim. Sonra ben bunu Şeyh Efendi Hazretleri'ne sordum. Dedim ismi filanca Çorum'da. Dedim efendim Çorum Naci Mustafa efendi ona zakirlik verdi mi biliyor musunuz? Hayır oğlum ne alakası var dedi. Kendi kendilerine çıkıyorlar böyle dedi. Caiz değil dedi. Böyle kendi kendine çıkanlar dedi. Mahşerde Çorum Naci Mustafa efendi söylemiş. Mahşerde hınzırbaşı gibi halk olacaklar oğlum dedi. Kaldım. Dedi hani bir böyle Şeyh olmadığı halde Şeyhim diyen, orta yere çıkan.
Bu benim Şeyh Efendi'nin bana söyledi. Hınzırbaşı gibi halk olacak oğlum dedi onlar dedi. Baba böyle söylemişti bize dedi Çorum Naci Mustafa efendi hazretleri. Ve onun zakirliğini o manada kabul etmedi yani dedi. Yok böyle bir şey. Ve olmaz da dedi. Sonra Elazığ'dan birisi çıktı. Ben babanın zakiriyim Çorum Naci Mustafa efendi diye. Sonra bir tane Malatya'dan çıktı. Bunlar benim dervişliğimin ilk yılları. Yani o ilk yıllardaki o dalgalanmalar, o kaosik durumlar filan. Birinci derecede şahidim ben bütün hadiselere. Bu şimdi sonra Şeyh Efendi Hazretleri vefat ettikten sonra işte Bursa'dan birkaç tane bayan çıktı. Bana rüyada verdiler zakiriz gibisinden.
İzmir'de çıkmış bir tane bayan bana zakirlik verdi diye. İşte burada erkeklerden birkaç tane çıktı. Hepsi de zakir oldular bize rüyada zakirlik verdiler diye. Ve dışarıdan başka dergahlardan da bu tip var. Bu doğru değil. Bakın bu doğru değil. Bana rüyamda Şeyh Efendi zakirlik verdi. Ben zakirim. Toplanın arkadaşlar. Bunlar yol kesici. Hangi dergahtan olursa olsun. Kim yaparsa yapsın bunu. Bunlar yol kesici. Bir şeyh zakir demediği halde zakirlik yapan. Kendi heva hevesine düşmüş. Şeytanın aldatmacasına düşmüş bir kimse.
Bir şeyh ona sen şeyhsin dememiş. Bir elinde icazeti yok, birşeysi yok. Ben şeyhim deyip orta yere çıkması. Bunlar yolu istismar edenler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sorular sorulunca söylemek icap etti. Kimsenin şeyhli, mürşitli, velili, uçması beni ilgilendirmiyor. Kimsenin zakirliği, nakibliği, nügabalığı, sugabaklığı, halifeliği beni ilgilendirmiyor.
Bana bir şey sorarlarsa doğru bildiğimi aktarırım, anlatırım. Bildiğim bir şeyse, bilmediğim bir şeyse de öğrenirim. Gerekli bir ilimse, faydalı bir ilimse, öğrenirim. Faydasızsa faydasız ilimden Allah'a sığınırız der. Geçer gideriz. Rabbi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Biraz lafı uzattım belki de ama hakkınızı helal edin. Bu meselenin de böyle tefaratlı bir şekilde anlatılması lazımmış demek. Şey verin, var mı? Evet. Buyur Atlan Hoca. Efendim, şeyhlik verildi, mürşitlik verildi, zakirlik verildi gibi bu emarelerin sağlaması var mıdır? Bir kimse bunu söylüyorsa, karşı taraftaki insanın bunu sağlamaya alacak elinde bir emaresi yok. Yani emaresi ne olabilir? O kimse ona şeyhlik verildiğini rüyasında gördüyse, o divana vakıf ise, şeyhlik verildi, divana vakıf.
Onun da gidip ona intisap etmesi gerekir. Divana vakıf ise, o divanı görüyorsa da o esnada. Veyahut da bir gün sonra, iki gün sonra. Veyahut da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o şahsa, inanacak, kabullenecek olan şahsa dediyse, evet, o bizim icazetlimizdir, ona vazife verildi diyorsa, eyvallah. Bunun sağlaması bu, benim bildiğim. Ben o yüzden Şeyh Efendi'yi ayırıyorum.
Ayırmamı anladınız mı? O yüzden ayırıyorum. Diyorum ki, o bunu söyledi ama siz Abdullah Efendi değilsiniz. Abdullah Efendi'nin onu söylemeye hakkı var mıydı? El cevap vardı. Onun vardı da bizim de vardı, senin vardır bir şey demiyorum ama ben kabul etmiyorum. Adnan'ın dediği gibi, bende sağlaması yok. Bende sağlaması yok, bende sağlaması olmayınca ben kabul etmiyorum. Bir kimse ben zâkirim, bana rüyamda zâkirlik verildi. Ya bu artık işin ayağa düşmesi ya. Bunu bir kimse söylüyorsa gerçekten ve gerçekten artık Şeyh'in istismar ediyor. O yolu istismar ediyor. Ben onun iyi niyetli olduğuna inanmıyorum.
Mustafa Özbağa tespiti tırnak içerisinde. Beninki de az değil, 86-87'den 2001'e kadar, 2021'e kadar az bir tecrübe değil bu. Benim gördüğüm şu oldu. İnsanlar öyle olmadıkları halde, öyle olduklarını söyleyenlere hep manen battılar. İki yakaları bir araya gelmedi. O yüzden biraz insan kendince ölçülü hareket etmesinde fayda var.
Evet. Başka bu konuyla alakalı sorusu olan, söyle Sıtkı, Sıtkı'ya şey verin. Sıtkı yine geçen haftaki gibi olacaksa, soru da olmayacak inşallah. Efendim, Osmanlı'da Şevrilistan'da Şeyh'im diyen, Mürşid-i Kamil'im diyenleri imtihan ediyorlardı. O da son dönem. Son dönem. Şimdi Türkiye'de yani veya şey olarak, Diyanet'in veya devletin böyle bir imtihana tabi tuttuğu zaman, bu Şeyh'im diyen, Mürşid'im diyen, Zakir'im diyen, Nakib'im, Nükabba'yım deyip ateş yakıp içine koyduğu zaman gelen olur mu? Bir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık bir devlet, layık bir devlet için, layık bir devlet ve Diyanet İşleri Kurumu da layık bir kurum.
Onu da bizim Mehmet Emin gönderdi bana, Anayasa Mahkemesi'nin kararı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın layık bir kurum olduğunu, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın layık bir kurum, dini bir kurum değil. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti de layık bir devlet, o da dini bir devlet değil. O yüzden layık bir devletin, layık bir kurumunun dini bir sınav yapması da uygun değil. Bir de işin şey tarafı var, tasavvuf tarafı var. Sonuçta layık bir devletin, layık bir kurumunun tasavvufla bir alakası da, bağlantısı da olmaz zaten. Onlar sadece camileri idare eden, camilerin açılıp kapanmasına bakan, camilerin imam ve müezzin ihtiyacını gören, her cuma para toplayan, dünyanın, demeyeyim ama Türkiye'nin en zengin vakfına sahip, layık bir kurum.
O yüzden onların böyle bir imtihan etmeleri mümkün değil. O zaman bu sınır devamlı çoğalacak efendim. Şeyh çoğalacak, mürşid çoğalacak. Allah çoğalsın ne diyelim? Dua ediyoruz çoğalsın diye. Allah'ı yesin inşallah. Çokluktan sıkıntı çıkar mı bilemem. Evet başka, bu konuyla alakalı dediğin varsa alalım, yoksa konuyu serbest edeceğiz.
Evet buyur, burada. Sen soracaksın herhalde. Konu serbest. Sana hep serbest ya Halit Hoca, sen yüzme kendini ya. Ben Mesnevi'den bir husus, hatta Adnan abinin sorduğu sağlamaya da belki sizin adınıza. Kapı aralar diyorsan. Yani sizin bu, çünkü siz bunu benim diyemezsiniz. Mesnevi'de de Beyazıt bunu dememiş.
Bunu başka birinin dillendirmesi gerekiyor. Çünkü insan kendini övemez, insan kendine bir makam atlet edemez. Mikrofonu yanaştır. Mesnevi'de bir kıssa var. Kıssa da Beyazıt-ı Bistami'nin kıssası. Hz. Mevlana aktarıyor. Beyazıt-ı Bistami yine bu konuda kendini savunmuyor. Öyle bir şeyi yok. Beyazıt-ı Bistami bir gün sohbet sırasında aşk ile ben hakkım diyor. Daha sonra bunu kendisine soruyorlar.
Yakınları soruyor yani. En yakınındaki, dergahındaki insanlar. Bunu diyor ben böyle bir şey demem. Demem, şey, çok özür dilerim. Ben böyle bir şey dersem diyor, yanlış bir şey söylemişimdir diyor. O zaman diyor, ben bunu bir daha dersem diyor, siz beni bıçaklayın diyor. Alın diyor bıçağı, bıçaklayın diyor. Size serbest diyor. Müridanın içerisinde. Sonra cübbe ile Allah muhabbeti yine aynı şekilde geçiyor. Beyazıt-ı Bistami yine o aşk halinde diyor ki, cübbenin içinde Allah'tan, haktan başkası yoktur. Böyle söyleyince kalbinde şüphesi olanlar, evet diyor söylediler. Çekiyorlar bıçakları, başlıyorlar saplamaya. Bayağı da saplayan var. Ama neticede bir bakılıyor, bir kimse bıçağı nereye vurursa vurduğu yer kendinde kanıyor.
Bir kişi geliyor, Beyazıt-ı Bistami'nin boynunu kesiyor. Bir bakıyor, kendi boynunu kesiliyor. Tak düşüyor, ölüyor. Bir süre sonra bir bakıyorlar, bütün bıçak vuranlar çoğu ölmüş, çoğu da ağır derecede yaralı. Beyazıt-ı Bistami yine bir şey söylemiyor. Ben bunun hikmetini soracağım. Burada ne demek istiyor? Bu nedir? Nasıl anlamalıyız? Bunu birçok veçeden tefsir etmek, bunu birçok veçeden anlatmak mümkün. Bunu söyleyenlerin hepsi de ben hakkım demiş, ben Allah'ım diyen olmamış hiç. Bu bir veçesi. Ben Allah'ım demek ile ben hakkım demek. Veyahut da cübbemin altında hak var demek.
Veyahut da Beyazıt-ı Bistami'nin sözüdür yine, var mı benden daha şanı yüce demek. Yine Beyazıt-ı Bistami'nin sözüdür. Hani kudret de benim, bugün kuvvet de benim diye. Veya bu manada buna benzer Abdülkadir Geylan Hazretlerinin sözü vardır. Buna benzer bu manada Ahmet el Bedevi'nin sözleri vardır. Buna benzer Yunus'un sözleri vardır.
Buna benzer, hatta bundan daha yukarıda, Hz. Mevlana Celalet-i Rumi Hazretlerinin sözleri vardır. Yine buna benzer Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretlerinin sözleri vardır. Hatta Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretleri Beyazıt-ı Bistami'nin bu sözlerine atıfta bulunaraktan bundan daha ileri söyler. Hz. Mevlana da onlardan daha ileri söyler. Mesela Hallâc-ı Mansûr'dan da ileri söyler. İşte Muhyiddin İbnü'l Arabî'den de daha ileri söyler. Ama söylerken Hz. Mevlana Celalet-i Rumi Hazretleri kıssaların içerisinde söylediğinden böyle keskin anlaşılmaz. Yani meseleyi kıssanın içerisinde söyler. Hani rüzgarın içerisinde toz gibi öyle söyler.
Şimdi o yüzden bu meselelere farklı farklı veçelerden bakmak mümkün. Farklı farklı veçelerden baktığımızda baktığın perdeye göre farklı manalar çıkması da mümkün. Bunu böyle Beyazıt-ı Bistami gibi, Muhyiddin İbnü'l Arabî gibi, Hz. Mevlana gibi, Yunus gibi kimseler o aşk halinde bu sözleri sarf etmişler. Ve bu sözleri sarf ettiklerinde delilleri de bakın delilleri de etrafındaki müritler olmuş. Onlar demişler ki bu sözler şeriat-ı garraya muhalif. Onlar da demişler ki o zaman böyle bir şey olduğunda üzerinizde hançeriniz de mi yoktu? Vurun hançerinizi demişler. O müritler de üstadlarına tabi olma cihetiyle vurmuşlar hançeri.
Kimisi kendisini kesmiş, kimisi kesiyorum zannetmiş. Ondan sonra hiçbir yaralama olmamış. Velhasıl kelam onların haklığı oradaki müridanın önünde tecelli etmiş, ispat olmuş. Şimdi bir şeyin ispatı o kimsenin kendisine ait değildir. Etrafındakilere aittir. Delili bu ben hakkım diyen göstermez. O madem ki bunun söyleyişi kendinden değil, o zaman ondan söyleyen onun delilini de tecelli ettirir. Onu kim maşa, alet, kelime gibi kullandıysa onun delili de ona ait olmuş olur.
Nasıl Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Cenab-ı Hakk'ın peygamberlik vazifesini verdiğinde peygamberliğini tahsik eden, peygamberliğini gösteren birçok mucize ve elinde bir kitapla bu mucizelerin en büyük bir kitapla insanlara gönderildiyse, bu velilerin de kendilerince böyle kendilerinin hakk olarak gönderildiğine dair etrafına olan delilleri vardır.
O yüzden mesele delillikten açıldığı için böyle delillikten, delil olmaktan vurgulayın. Hakkın tecelliyatını üzerinde elbise olarak giyen kimselerin o esnada ben öleyim demeleri de onların hakkıdır. Evet, o zaman Adnan abinin demiş olduğu hususta bir veli kimseyi veya manevi görevli bir kimseyi ona laf söyleyenlerin veya ona ançerleyenlerin akıbetinden tanıyabilir miyiz?
En muhakkak akıbetleri normal olmaz. O zaman bu bir sağlamı olur. Bir sağlamı olur, evet. O yüzden diyorum iki yakaları bir araya gelmez diye. Allah muhafaza eylesin. Allah kimseyi böyle nefse düşürmesin inşallah. Tabi bu tip insanlar sadece kendilerine zarar vermezler. Yani ben, bu 28 Şubat benim için çok büyük bir şey oldu, tecrübe oldu. Böyle o şeyhler toplantısına giderdik biz. Yani bu tecrübe oldu. Orada şeyhler tanıdık. Dervişlerin paralarını iç eden, halifeler tanıdık. Dervişlerin paralarını iç eden, zakirler tanıdık. Dervişlerin paralarını iç eden, dervişlerin paralarıyla kendisine daire alan, kat alan, yat alan. İşte dervişlerin paralarıyla iş kuran, batıran.
Bunları 28 Şubat döneminde o şeyhler toplantısında tanıdığımız şeylerdi bunlar. İşte bir şeyh efendi kalkmış, bir müritten yok 200 bin dolar almış, 300 bin dolar almış, 500 bin dolar almış. İşte başka bir müride kendine ev yaptırmış. Bir zakir kalkmış, işte dervişlerden para almış, kendine daire almış.
Birisi kalkmış, araba almış, Allah yolunda koşacağız, çalışıyoruz gibisinden. O ondan borç almış, o ona borç vermiş, o onun parasını yemiş, o onun parasını götürmüş. Halifelerin arasında konuşulanlar bunlar. Hani, Mustafa Efendi siz ne yapıyorsunuz? Ben diyorum yasak, işte şu bu filan. Bunlar böyle sıkıntılı haller tabi, az paralar değil. Hani oradaki zakir veyahut da ders yaptıranın böyle günlük bir ihtiyacı olur. 5 lira, 10 lira, 20 lira, 30 lira, 40 lira, 50 lira. Dersin ki ya bizim zakirimiz, hani kardeşimiz, sıkışmış yardımcı olalım. Allah için kime yardımcı olmuyoruz ki? Borç alır verirsin, bu Şeyh Efendi'nin sözü bana. Eyvallah.
Ama devasa paralar konuşuluyor. Telefon açıyorlar İstanbul'dan işte, bizim şeyhimiz filanca. Eee, işte benden şu kadar para aldı. Efendim bir virt var mı bu parayı geri almak için? Bize tavsiye edeceksiniz. Nasıl isteyelim? İşte işyerleri açmışlar, kurmuşlar. İşyerleri batmış, paralar havada uçuşmuş gibi gibi şeyler. Allah muhafaza eylesin. Amin. Yok işte bu sen evini rüyamda gördün, bana getireceksin. Yok sen şu arabayı rüyamda gördün, devrini bana vereceksin. Bu da senin malla imtihanın. Ondan sonra bak ayet-i kerime sizi mallarınızda imtihan ederim. Sen bu arsayı benim üzerime devredeceksin.
Bizim şöyle bir işimiz var. Yok dergah yapıyoruz, toplayın paraları. Yok tekke yapıyoruz, toplayın paraları. Hiç unutamadığım bir şey. Bir zâkir tayin etmiş şeyhin birisi onu. O zâkir de bir ar saldırmış dervişlere. Üstüne bir kat dergah yapmış. Onun üstüne de ev yapmış. Altta dergah var, üstte evi var. Hayat devam ediyor. Sonra şeyhiyle arası bozulmuş. Şeyh onu zâkirlikten tart etmiş. Sonra başka bir zâkir tayin etmiş oraya. Demiş onunla da irtibatı keseceksiniz. Orada zikrullah'a da gitmeyeceksiniz. Yeni zâkir demiş ki, Bana da bir dergah yapacağınız. Bir ars alacağınız. Üstüne de ev yapacağınız. Onun müritleri geldi.
Dediler, bunlar bu işler nasıl oluyor? Biz şimdi bir tane daha ars alıp yapacağız mı? Yapacağız mı? Dedim canım kardeşim. İlk dedim bu yaptırırken şeyh efendiye gidip sordunuz mu? O şeyhi de tanıyorum. Yani ziharet et dedik şeyh efendiyle beraber. Dedim gidip kendisiyle görüştünüz mü? Bana baktılar. Yani dediler ki biz onun haberi var zannediyorduk. Ya haberi var yok. Gidip sorsaydınız ya. Efendim bu adam bir ars aldı. Üzerine dergah yapacağını söylüyor. Veya bize ars aldırıyor. Üzerine dergah yapacağız. Ev yapacağız. Buna müsaadeniz var mı? Böyle bir şey kabul ediyor musunuz? Gibisinden. Bunlar istismara açık olan şeyler. Bunlar sıkıntılı şeyler. O yüzden benim sağlığım el verdiği müddetçe bizim içimizde bu tip şeyler olmayacak inşallah.
Hep böyle zaman zaman derim ya. Benim adımı kullanıp sizden para isteyebilirler. Sizden bir destek isteyebilirler. Benim adımı kullanıp sizden herhangi bir şey isteyebilirler. Vermeyin. Bakın tekrar söylüyorum. Vermeyin. İşte ya Şeyh Efendi'ye yardım edeceğiz. Bir şeyler toplayalım. Vermeyin. Benim maddi durumum iyi. Benim bu tip şeylere ihtiyacım yok. Ben hâlâ da hamdolsun ticaretime devam ediyorum. Çalışıyorum. Benim gelirim var, ticaretim de var. Tabi bir gelir kapısı daha açıldı. Hakaret edenler.
Tabi artı bir kapı daha aralandı. Şimdi işin latifesi tabi. Yani normalde bunlar kullanılmaması gereken yerler. Bir kimse ticaret yapıyordur. Ticaret yaptığı bir kimseyle alır, verir, borçlanır. Bunlar ayrı meseledir. Ne iş yapıyor? İşte örnekliyorum şimdi. Adnan halı mobilya iş yapıyor. Halı da var mı Adnan gene? Halı mobilya iş yapıyor. Halı mobilya yaptığı bir işte alır, verir, borçlanır eder. İşi onun o. Bakın işi onun o. Ama Adnan buradaki manevi konumunu kullanaraktan. Örneğin işte rahsızlıkçı İsmail kardeş. İsmail kardeş ya böyle makamı kullanaraktan.
Bana bir 100 milyar gönder. Bana bir 50 milyar gönder. Bu istismar. Bunun böyle olmaması lazım. Birisi gelip örnekliyorum. Adnan'a desek ki Adnan kardeş ya burada fazladan benim 25-30 milyar param var. Al bu sende dursun. Adnan diyecek hayır kardeşim bana verme. İçinizden bazı arkadaşlar bana kırıldı da ben böyle yaptığım için. Bunun doğrusu bu. Bakın bunun doğrusu bu. Bunu yapmayacak. Bir zâkirin de bir şeyhin de yanında çok has dervişleri, arkadaşları, kardeşleri, zâkirleri olur mu? Evet. Bunlarla bir şey paylaşılabilir mi? Evet.
O adam da yapayalnız bir adam değil. Ama o kimseyle arasında zaten mürid-mürşid hukuku veya zâkir-derviş hukuku yoktur zaten artık. O hale gelmiştir. O yüzden aralarında öyle bir hukuk tecelli etmez. Paraydı, puldu, oydu buydu artık yoktur öyle bir tecelli. Öyle bir hukuk yoktur. E şimdi burada aranızda benim iş yerlerinin anahtarları olan, dairelerin anahtarları olan, kasamın anahtarları olan arkadaşlar var. Bakın bu artık mevcut hukukun dışında bunlar. Bir kimsenin etrafında bir üstadın veyahut da bir zâkirin etrafında bu tip insanlar olur mu? Evet.
Ama bu yine istismar edilmez. Mesela hiçbirinizle daha tanışmıyordum. Ben lastikçi İsmail kardeşle tanışıyordum. Yıl kaçtı İsmail abi? Ben ona İsmail abi diyorum benden yaşı küçük onun. Kaçtıydın? 62'li benden ufak. Kaçtı yıl? Bursa'ya geldiğimde ilk tanıştık değil mi? Evet. Yani 31 yıllık, 30 yıllık tanışmışlığımız var. Ne zaman ders aldın? Kaç? 7 sene oluyor. Bakın o dersli değildi. Onun normalde şey geldi mi yurt dışından Ömer? Yarın gelecek.
Ömer ondan önce ders alın. Ömer onun kayınçosu. Aynı zamanda iş ortağı. Ömer ondan önce ders alın. İsmail abi de kendisi anlatsın bak nasıl ders aldığını. Verin mikrofonu İsmail'e. Bakın normalde yani onca yıllık tanışmışlığımız var. Ben ona bir günden bir güne böyleyiz, şöyleyiz ders al demedim. Anlat İsmail kardeş. Efendim gece rüyamda gördüm. Siz bana dediniz ki İsmail gel artık bize bizim dergahımıza gel artık dediniz. Tamam efendim dedim. Sabah dükkana geldiğimde Ömer'e dedim ki ya akşam bir şey oldu rüyamda bir üstadı gördüm dedim. Akşama dedi anlatırsın dedi Ömer döndü dedim efendim Ömer dedim üstadımız geldi. Ondan sonra size söyledim. Akşama geldiniz dersinizi vereyim dediniz.
Akşam geldim dersimi verdiniz efendim. Elhamdülillah Allah mübarek etsin. Bakın 30 yılda tanıştığımız kimse zaman zaman işte abimin üzerinden tanıştım ben. Bizim işte lastik lazım abimin arkadaşı tanıdığı otur İsmail kardeş. Abimin tanıdığı biz lastikleri ondan alıyoruz. Ondan sonra işte gönderiyoruz arabaları ya abim gönderiyor ya ben gönderiyorum. Biz alıyoruz veriyoruz şey yok ne o ticaret var aynı zamanda. Hala da işte arabanın lastik işleri şeyde bizim İsmail kardeş de bakın Ömer'de de değil İsmail'de. Şimdi İsmail'le tanışmışız biz o yüzden ben ya normalde genelde İsmail'i ararım. Selamünaleyküm Aleykümselam buna dört lastik lazım veya patladı veya çatladı veya şu oldu veya bu oldu.
Ticaret an gelir İsmail'e parayı bir hafta sonra öderim, iki hafta sonra öderim veya unutmuşumdur telaştan sonra aklıma gelir. Ömer'e derim ya Ömer unuttun bana ne hatırlatmadın. Bakın bunlar normalde yani çok önceki bir hukuk. Hukuk. Bunlar olur mu? Evet. Bakın bunlar olur mu? Evet. Veya içinizde mesela öyle benim kendimce iç dünyamda öyle hukuk oluşturduklarım vardır. Ne sorarım ne ederim örneğin. Bunlar olmayacak şeyler değil ama bunlar istismar edilmez. Bunlar böyle hani devasa paralara ulaşmaz. Bugün dört lastik olsa olsa üç bin liradır, dört bin liradır örneğin. Ben o kadar da iyi lastik almam arabalara.
Satacağım sonuçta. O yüzden benim için o kadar markaya ihtiyaç yok işimi görsün yeter. Örnekliyorum bunu. Bunlar normal hayatın olağan akışıdır bunlar. Bir insanın. Buna devasa bir şey olmaz. Veya hatta ben kalkıp da İsmail'e İsmail kardeş bana iki yüz milyar gönder, yüz milyar gönder yok. Belki de hani İsmail'le olan hukukumdan dolayı varsa üç günlük bana gönder veya beş günlük bana gönder bunlar olur.
Bakın. Ama bu olmaması daha iyidir. Ki olmaz bende hiç kimse de böyle. Bu derecede olmaz. Yani bu derecede olmaz. Belki de bir saatlıktır, iki saatlıktır ben orada değilimdir. O esnada acil bir şey lazımdır. Bunlar olur. Ama bunlar başka bir şey olmaz. Ben o yüzden bazen içeride böyle fitne dolaştırırlar. Siz üstada hani para mı veriyorsunuz? Pul mu veriyorsunuz? Veya bir şey mi yapıyorsunuz? Ben o yüzden burada kalkar söylerim. Benden alacağı olan söylesin. Dışarıda da alacağı olan var. Varsa dergahın dışında da alacağı olan varsa gelsin söylesin dövmüyor sövmüyor derim ben. Sebep bizde bu yol istismara açık değil. Benim zakir kardeşlerim de aynıdır.
Bu konuda hiçbirisinin istismarına şahit olmadım daha. Olursam alırım zakirliklerini. Zakirliklerini almak tehdit değil bu. Zakirliklerini almakla da bırakmam. Derim ki siz benim yoluma ihanet ettiniz. Bunu yapmaya hakkınız yok derim. Dergahla ilişkisini keserim. Ticaret bu. Batar çıkar. Bunlar ayrı şeylerdir. Ama dervişin parasını istismar etmek bu ayrı bir şeydir. Bunların muhakemelerine gittim ben. Şeyh Efendi bunlarla alakalı beni Oğlum git işte Konya'ya bu işi görüş. Ben gittim tarafları çağırıyordum. Ne yaptınız siz? Birinin alacağı var. Öbürkünün borcu var. Kim? Zakir. İç etmiş parayı.
X yerde birisi zakir. Öbürkünün alacağı var. Adam kamyonunu satmış getirmiş üç günlük diye. Adam istemiş ondan parayı. Almış ne üç günü üç yıl olmuş. Zakirliğini kullanaraktan yapmış bunu. Dergahtaki makamını kullanaraktan yapmış. Bunun küçüğü büyüğü olmaz. Bunun küçüğü de sıkıntılıdır, büyüğü de sıkıntılıdır. Bir kimse zakirliğini, nakipliğini, dergahtaki görevini kullanaraktan derviş kardeşlerini istismar edemez.
Kadın erkek. Herkesi geçerli bu. Bunlar sıkıntılı ülkede. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunlarla alakalı böyle bir geniş bir perspektiften aldık. Hakkınızı helal edin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemize affı muhafaret eylesin. Eftali zekir fâle minnehu. Laa El Fatiha El Fatiha
Amin Hecmen Destor

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi