mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 03.03.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Mart 2022 · 51:11

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefeslerinizi hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele edenlerden eylesin. Batılı batıl bilip, batıldan kaçıp, batılın yeryüzünde silinip atılması için cihad edenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve Sünnet-i Sen'i sımsık yapışanlardan eylesin. Kur'an ve Sünnet-i Sen'in yaşanması ve yaşatılması için mücadele edenlerden eylesin. Davasını Kur'an'a, sünnetine, vatanına, milletine, Ümmet-i Muhammed'e adayanlardan eylesin. Rabbim cümlemize afiyet nasip eylesin. Maddi manevi bizlere afiyet nasip eylesin.
Maddi manevi her türlü şerlerden, belalardan, müsibetlerden, sıkıntılardan bizleri muhafaza eylesin. Ümmet-i Muhammed'i her türlü maddi manevi hastalıklardan, maddi manevi her türlü bela, musibet, sıkıntılardan uzak eylesin. Ümmet-i Muhammed'i deccaliyetten uzak eylesin. Şeytaniyetten uzak eylesin. Nefsaniyetten uzak eylesin. Heva ve hevesine uymaktan uzak eylesin. Ümmet-i Muhammed'i Cenab-ı Hak cümlemizi ve Ümmet-i Muhammed'i kendisini, ailesini, ülkesini, milletini helak edecek her türlü şeyden korusun, muhafaza eylesin. Amin diyen dillerimizi nar-ı cehennemden azat eylesin. Amin diyen dillerimizi hayrı konuşanlardan eylesin. Amin diyen dillerimizi Allah'ı zikreden, kendisini zikreden dillerden eylesin.
Geceniz hayır olsun. Allah razı olsun. Evet, bazı haber sitelerinde ve videolarda Muhittin İbni Arabi Hazretlerinin Büyük İstanbul depremi ile ilgili bir öngörüsü olduğu konuşuluyor. 27 Mart Pazar günü Büyük İstanbul depreminin tezahür edeceği ile ilgili bir bilgi verdiği söylenmekte. Bugün İçişleri Bakanlığı tüm okullarda yarın saat 10'da zorunlu deprem tatbikatı yapma kararı aldı ve tüm okullara tebliğ etti.
Acaba devletin aldığı bu kararın Muhittin İbni Arabi Hazretlerinin öngörüsü ile ilgili olma durumu var mıdır? Saygılar. Bununla alakalı çok rivayetler var, çok sözler var. Muhakkak ki evliyanın kerameti vardır. Bu tip böyle bir şeyler için söz söylemiş olabilirler. Ben bugüne kadar bu tip şeylerin hiç birisine inanmamazlık etmedim. Bunlara göre hayatımı ve günümü dizayn etmedim. İşte bir Mehdi meselesi çıkarıyorlar. İşte Yecüc Mecüc meselesini çıkarıyorlar. Dabbetül Arz meselesini çıkarıyorlar. Böyle gaybe mütalik, geleceğe mütalik bazı şeyler söylüyorlar. Herkes bir şey diyor. Bu Ümmet-i Muhammed'in çaresizliğini gösteriyor. Bu Ümmet-i Muhammed'in bir şey üretemediğini gösteriyor.
Bu Ümmet-i Muhammed'in kılıcı eline alıp veyahut da kitabını eline alıp Kur'an ve sünnet dairesinde bir şey yapamadığını gösteriyor. Böyle olunca yok muhakkak Mehdi gelecek, muhakkak Yecüc mecüc çıkacak, muhakkak Teccal çıkacak, muhakkak ben bunlara inanmıyor değilim. Bunlar oluncaya kadar sen ne yapacaksın? Yani madem böyle bir deprem olacak da bunu tespit ettiler de, depreme karşı ne önlem aldılar? Yani normalde okullarda deprem tatbikatı yapmak depremi mi önleyecek? Depremin hasarını mı önleyecek? Muhyiddin İbnü'l Arabî'nin sözüne gerek yok ki. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sözü var.
Bir beldede, bir beldede haramlar artarsa, ben kısacasını söyleyeyim. Orada fuhuşu söyler, orada kumarı söyler, orada zekat vermemeyi söyler, orada haksızlığın, adaletsizliğin olduğunu söyler. Bunlar var ise der, o beldede kuraklık, depremler, ani ölümler, hastalıklar, salgın hastalıklar orada baş gösterir der. Bırakın Muhyiddin Arabi hazretinin söylediği sözü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin söylediği söz var, hazis-i şerif var.
Yaşadığınız dünyada ve yaşadığınız topraklarda fuhuş serbest mi? Serbest. Var mı bir cezası? Yok. Yok. Dileyen dilediğinle dilediği kadar fuhuş yapabiliyor mu? Evet. Bana söylenilen, bana söyleyen de kim? Nilüfer polis karakolunda bir memur yerini de söylüyorum. Bir gün Çanakkale'den gelirken oradan yoldan aldılar, oraya götürdüler. Yani orada normal bir kadın görmedim gece boyunca orada durduğumda. Normal bir insan da görmedim, hepsi de sarhoş, uyuşturucu almış, kadınlar öyle. Polisin birisi tanıdı, hocam sen Mustafa Hoca değil misin dedi.
Estağfurullah dedim, ne işin var burada dedi. E dedim bunları görecekmişim dedim ben. Bu ne hal dedim ya. Hocam sadece dedi, görüklede dedi, beş bin kadın var fuhuş yapan dedi. Devletin kaydı hani olay işlemişler, olaydan dolayı kayda geçirilmiş oldu. Bursa'da, görüklede. Ben onun yalancısıyım. Vardır, yoktur, atmıştır, doğru değildir bilemem. Fuhuş serbest mi? Serbest. Eşcinsellik serbest mi? Serbest. Kumar serbest mi? Serbest. Her türlü haram serbest mi? Serbest. Ödemez. Ve zekat bu noktada insanlara ağır geliyor ödemiyorlar mı? Evet. E hadis-i şerifte var mı? Var.
Diyor ki bunlar yaşanıyorsa, bunlar işleniyorsa, orada depremler olur. Orada sel felaketler olur. Orada berekessizlik olur. Yani ekersiniz bir şey bitmez. Ticaret edersiniz, ticaretinizden bir şey bulamazsınız. Para kazanırsınız, bereket bulamazsınız. E bunların hepsi yaşanıyor canım kardeşim. Allah Allah. Bunlar için çok uzağa gitmeye gerek yok. Bunlar orta yerde. Uyuşturucu almış götürmüş mü kendini? Evet. İçki almış götürmüş mü kendini? Evet. Evet. Ateistlik almış götürmüş mü kendini? Evet. Dinsizlik almış götürmüş mü kendini? Evet. Biz halkı müslüman olan bir ülkeyiz. Müslümanım deyip ayeti kerimeleri inkar edenler ortalıkta dolaşıyorlar.
Özgür bir şekilde ayeti kerimeleri inkar ediyorlar mı? Evet. Hadis-i şerifleri inkar ediyorlar mı? Evet. Mezhepleri inkar ediyorlar mı? Evet. Ehl-i zikri, ehl-i zikirle alay ediyorlar mı? Evet. Ehl-i zikri susturuyorlar mı? Evet. Kur'an ve sünnet yolunda mücadeleden koşturan insanları durdurmaya çalışıyorlar, susturmaya çalışıyorlar mı? Evet. Evet. Ya taş yağmadığına dua edelim biz. Asıl deprem manevi. Her gün bu. Onu görecek göz lazım. Deprem olsa kurtuluş. İman edenler mümin olarak şehit olup gidecek. Asıl manevi her gün deprem.
Onu gören yok ki. Biz işin zahir tarafındayız. Allah bizleri affeylesin inşallah. Selamünaleyküm. Parantez içerisinde sorum ile haddimi aşar isem hakkınızı helal edin cahillimdendir. Sizin sohbetlerinizden Abdullah Efendi zamanında şeyhlerin bir araya geldiği toplantılardan bahsetmiştiniz. Sizin bu konuda hiçbir girişiminiz oldu mu? Ülkemizdeki diğer tarikat, cemaat, vakıf, İslami topluluklarla neden bir araya gelip beyin fırtınası yapmıyoruz da birbirimizle uğraşıyoruz. Bu konuda Peygamber Efendimizin bir önerisi var mı? Örneğin sizi Mahmud Efendi'nin menzil gavası, nur talebeleri ve bu nur talebeleri ve nicesi ile aynı masada görmeyi ve birlikte organizasyonlar yapabilmenizi çok isterdim.
Cumanız mübarek olsun. Biz böyle büyük, böyle geniş kapsamlı bir kimse değiliz. Ben birey olarak kendime öyle söyleyeyim. Bizim topluluğumuz da öyle değil. O yüzden böyle bu büyük büyük tarikat ve başlarındaki büyük büyük adamların bizi kale alıp bizi dinleyeceklerini zannetmiyorum. bizi de kale alacaklarını, bize de değer vereceklerini ve hatta bizimle bu konuda bir şey görüşeceklerine de inanmıyorum. Bu bir. İkincisi, bu tip toplantıların yapılması yasak. O zaman 28 Şubat'ta böyle bir toplantı yapılıyordu. O zaman da yasaktı. Şeyhler bir araya geliyordu. Bazen 40 kişi, 50 kişi, bazen 20 kişi, 30 kişi. Onlar gelemediği zaman halifelere geliyordu. Toplanılıyordu orada.
Ben açık konuşmak gerekirse 3-4 toplantıya gittim. Şimdi tam Ankara 2 sefer, Bolu 3, Eskişehir 4, Bursa oldu 5. Demek ki 5 toplantıya gitmişim. Bu 5 toplantının neticesinde ben bu toplantıların bir fayda sağlayacağını düşünmedim. 3 toplantıya ya 2 ya 3 olacak.
Şeyh Efendi ile beraber git dedik. Sonra o, oğlum ben gelmeyeceğim, ondan sonra sen git dedi. Ben o öyle dedikten sonra 2 veya 3 toplantıya gittim. Şimdi tam şey olmasın, yalan olmasın. O toplantıların neticesinde de ben bir sonuca ulaşılabileceğini düşünmedim. Sonra Şeyh Efendi vefat etti. 28 Şubat girdi. Zaten 28 Şubat'tan sonra ortalık bir dağıldı. Sonra Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin vefat etti. Sonra bir şeyhlerden birisi geldi ziyaret etti. Söyledi bana aramızda görmek isteriz biz toplantıya devam ediyoruz diye. Ben de müsait olmadığımı ondan sonra zamanımın olmadığını güzel bir dilde izah ettim.
Sonra tekrar haber gönderdi o zat. Yine ben uygun bir dille gelemeyeceğimi, katılamayacağımı söyledim. Böyle bir toplantı olsa uygun olur mu? Evet olur. Böyle bir toplantıda hani insanlar faydalı olur mu olur. Ama hiçbir yaptırımı hiçbir kuvveti manevisinin olacağını düşünmüyorum. Bu acı bir şey.
Yani çünkü böyle bir toplantın devletin haberi olmuş olsa basar devlet orayı. Teröre katar hepsinde, teröre katıp hepsinde canını okur. Evet. Yapıyorlardır, yapmıyorlardır bir bilgim yok. Bilirsiniz böyle bir hani korkumdan böyle bir şey saklıyormuş gibi değil.
Bir bilgim yok. Yalnız yapıyorlar mı, devam ediyorlar mı, etmiyorlar mı? Bana teklif ettiler. Ben gitmedim bayağı da oluyor zaten. Ama devam ediyorlar mı, etmiyorlar mı bilmiyorum. Böyle bir şey yapıyorlar mı, yapmıyorlar mı? O yüzden bu konuda bir şey diyemeyeceğim. Bilmediğimden dolayı. Ama muhakkak hani birlikte olmakta fayda vardır. Dağılmak zararlıdır. Ama ve lakin bu şimdi uzun bir mesele. Böyle Türkiye'deki komple cemaatleri, tarikatları analiz etmek lazım. Böyle bu analiz etmeye kalkarsak şimdi cemaatleri, tarikatları laf atmış gibi olacağız. O yüzden o da sıkıntılı. Benim bu konudaki görüşlerim belli. Bu cemaatler, tarikatlar adına bu tip oluşumlara ne dersek diyelim.
Yani sıkı sıkı Kur'an ve sünnet distorlarına bağlı olmaları lazım. İçlerine para girmemesi lazım. Makam girmemesi lazım. İçlerinde böyle akçeli işlerle bağlantılarının olmaması lazım. Bana söyler misiniz böyle bir tarikat, böyle bir cemaat var mı? Ciddi ciddi para toplamayan, devletten belediyelerden nemalanmayan, bana bir Türkiye'de tarikat ve cemaat söyleyin.
Söyleyemezsiniz. Şu sıraladıklarınızın içinden hiç birisini de söyleyemezsiniz. Sıralamış ya arkadaşımız. Menzil demiş. Başka ne demiş? Soru erkeklerden mi, bayanlardan mı, buradan mı, içerden mi? Demek ki içerden. Ne demiş? Mahmud Efendi, menzil, gavısı, nur talebeleri ve nicesi. Evet. Bunların içerisinden cemaatten para toplamayan, akçeyle işleri olmayan, belediyelerden veya devletten nemalanmayan birisini söyleyin. Benim sözlerim acı geliyor insanlara. Acı şeyler bunlar.
E ben bu sözleri söyleyince beni bir yere davet ederler mi? Benim ölçüm meydanda bir kimse, bugün daha yazdım onu hatta. Yani bir yerde sohbet ediyorsa, hocaysa, tarikat şeyhiyse, bir cemaatin başında bir kimseyse, siyasetçiyse, bürokratsa, bunlar eğer ki bir iş yapmadıkları halde zenginleşiyorlarsa o zaman sıkıntı var bir şeyde.
Yani adamın işi ne? Bir şeyh efendi, işin ne senin? Yok işi. İşi ne? Yok bir işi, bir ticaret yapmıyor, bir şey yapmıyor. Eee? Bu mal mülk nereden geldi sana? Siyasetçi, daha önce ne? İşte normal bir vatandaş, ama avukat, ama mimar, ama bir şey hani bu tıplardan yapıyorlar ya milletvekili. Eee neysi vardı bu adamın önce? Kırık dökük bir arabası vardı, bir evi vardı, geçiniyordu. Şimdi, o adamın villası, millası, dayası, döşesi var. E nerden geldi kardeşim bu ya? Ya bildiğin milletvekilisi, maaşın belli. Eee? Ve ne? Belediyede, belediye başkanı.
İyi canım kardeşim ya, belediye başkanının maaşı belli. Bu villayı nerden yaptın diye sormuyorlar ona. Adam devasa villa yaptırıyor. Ne? Belediyede, adam işte bir yerde imar müdürü, işte yok mecliste bilmem ne. Adamın hiçbir şeysi yok sonra zengin oluyor adam. Allah, nerden geldi bu ya? Şimdi kimse çalışıyordur, iş yapıyordur.
Dersin ki ya adamın işi var, çalışıyor. Hani bazen bana soruyorlar ya, ben Bağkur emeklisiyim diye. Neden Bağkur emeklisiyim diyorum. Ben işverenim. Ben hala da vergi mükellefiyim. Ben vergi mükellefiyim. Ben emekliyim. Vergi mükellefiyim. Ben ticaret yapıyorum. Ben iş yapıyorum. Ben dervişlere şeyhenillah demiyorum. O yüzden diyorum, bir kişi söylesin çıksın, benden para istedin dergah içindesin. Hemen burada sarığı takkiye bırakacağım gideceğim. Borç almışımdır, bu ayrı mesele. Ölçü bu.
Hangisinden bir araya geleceğiz ki? Ben böyle söyleyince kim beni yanına katar? Kimse katmıyor. Siyasetçiyle aramız bozuk, bürokratlarla aramız bozuk. Değer dergahların şeyleriyle nasıl böyle söylermiş? Diyanetle aramız bozuk, herkesle aramız bozuk bizim. Biz sizde aramız bozulmadı daha. Allah korusun. Geri kalın herkesle aramız bozuk. E şimdi kendi kendime diyorum, Ulan siyasetçi kötü, bürokrat kötü, Diyanet kötü, Hocalar kötü, cemaatler kötü. Ulan Mustafa Özbağ, bir tek sen mi iyisin diyorum. Bırak diyorum, çekil kenara diyorum ben. Bırak, boş ver diyorum ben. Sonra düşünüyorum, Kur'an'ı biliyorum kendimce. Sünnet-i seneyi biliyorum kendimce. Haramı helalı biliyorum kendimce.
Para toplanmayacağını biliyorum kendimce. Para istenmeyeceğini biliyorum kendimce. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Ayet-i kerimeyi biliyorum kendimce. Söylediklerinde bir yanlışlık yok. Bilmiyorum varsa düzeltin zaten. Bunu da söylüyorum böyle. Kur'an'ın, sünnetin, imamların iştihadının dışında bir şey söylersem, lütfen Allah rızası bana bir şey söyleyin. Ben onun size önünüze işte ama ayet-i kerimeden, ama hadis-i şeriflerden, ama imamların iştihadlarından bir delil getiremezsem geri döneceğim. Tövbe edeceğim, rüce edeceğim. Bende insanım hata yapabilirim. Heyecanlı insanım ben. Şekerim de var. Bazen konuşurken Allah ne verdiyse yürüyor gidiyor. Sonradan da sözümü geri alacak değilim.
Öyle geri fitesi de bilmiyorum. R yok bizde hiç. Arabalarda var, Mustafa Özbağ'da yok. Yani herkes laf söyledi. Mesela dışarıdan keman dinliyorlar diye. E hadis-i şerifleri paylaştım. Caiz olduğuna dair. Hatta bizim vahid gönderdi bir hadis-i şerif. Ben onu daha öncesinden biliyordum. Hiç paylaşmadıydım. Bu milletin dedim kafası uçar şimdi dedim ben. Aklı kalmaz milletin dedim. Ben onu paylaşmadıydım hiç. Vahid gönderince bana dedim sırası gelmiş demek ki. Caminin içerisinde Habeşli kadınlar oynuyor mescidin içinde. Hadis-i şerif bu. Dedim bunu Ümmet-i Muhammed'in, Bilhassa bizim Türkiye'deki Anadolu'daki bugünkü Müslümanların bunu idrak etmeleri, bunu kaldırmaları mümkün değil dedim.
Ben o hadis-i şerifi daha öncesinden tespit ettim, hiç paylaşmadım, hiç konuşmadım. Bunu kaldıramazlar şimdi dedim. Vahid gönderince bana hadis-i şerifi, İmam-ı Hanbel'den de değil mi o hadis-i şerifi? İmam-ı Hanbel'den. Vahid gönderince bana hadis-i şerifi, Dedim Mustafa Özbah vakti gelmiş dedim paylaş bir millet dedim kafeyi kırsın. Zaten okudularsa hadis-i şerifi herkes kafeyi kırmıştır. Aslında hadis-i şeriften çıkan bir sonuç daha var. Ben sustum tabi konuşmadım. Ne? Oynayan kadını Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri seyretmiş. Aişe annemizle beraber. Aişe'yi seyrettirirken kendi gözünü kapattı değil ya. Kafa uçtu değil mi? Kafa uçar.
Yarın küfrüme fetva hazır. Kafa uçar. Sebep? Kur'an ve sünnetteki, yani ayeti kerimelerdeki ve hadis-i şeriflerdeki İslam ile hep bunu söylüyorum. Bu İslam ile insanların algıladıkları, anladıkları, yaşadıkları İslam farklı. Farklı. Dayanmışlar hadis-i şerif var orada hadis-i şerife bakmamış bile. Bir fetvacı başı bir fetva vermiş. Fetvacı başı çok. Hani enflasyon miktarı kadar faize de fetva veriyorlar ya. Bunun gibi fetvacı başları var. Fetvaları veriyorlar.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizi sevmezler fazla. Bizi de böyle o arkadaş da davet etti. Eski günlerin hatırına davet etti o da. Böyle ama o böyle hani seni aramızda görmek isteriz. İşte bir de beni gaza getirmeye çalıştı. Senin görüşlerine, düşüncelerine ihtiyacımız var. İşte orada senin gibi birisinin konuşması lazım dedi. Dedim Allah razı olsun teşekkür ederim. Ama dedim benim vaktim yok. Öyle gidemedim. Allah iyi etsin inşallah. Mevzu uzadı hakkınızı helal edin. Şahıs veya kurumsal şirket işlerinde uğraşan kişiler vergi diliminde indirim almak için sağdan soldan başkasının fişlerini kullanarak bunu kendi harcaması gibi gösteriyor. Dinimizde buna ne hüküm verilir?
Darül İslam'da caiz değil. Darül İslam'da haksız kazanca giriyor. Bundan 5-6 ay önce bir hal yaşadım. Savur davulları çalıyordu. Ve arka arkaya depremler oluyordu içime kalbime. Gelen bu sene Ramazan az önceki soruyla bir bağlantısı olabilir mi? Olabilir. Depremler oluyor gönlümde. İslam dini yayılmadan önce vefat eden insanlar nereye gider?
Cennete mi? Cehenneme mi? İsa aleyhisselama eğer biat ettilerse, dosdoğru şirke düşmeden İsa dininde durdularsa muhakkak ki cennete gidecekler. Arkadaşlar burada ben içimden bir soru okuyamam. Hakkınızı helal edin. Yani buraya bir soru gönderiyorsanız, ben burada okurum ya da okumayın diyorsanız ben hiç okumam. Sebep. Yani içinizden okuyun diyor. O zaman ben normalde bu soruyu alayım cebime koyayım sonra okuyayım ben bunu. Burada neden sizin vaktinizi alayım? Hastalıklarla aşırı mücadele etmek kaderle savaş açar gibi isyan mıdır? Olmuyorsa kabullenip boynumu bükmek gerekir.
Hiçbir hastalık yoktur ki Cenab-ı Hak önce onun şifasını yaratmamış olsun. Hadis-i Şerif. Öyle olunca şifayı aramak bulmak bizim üzerimize vacip. Bir kısım selef ulemasından bazıları hastalıklarına şifa aramamışlar. Onların kendilerine münhasır bir hal bu. Bu Ümmet-i Muhammed'e ölçü olmaz. Bir kimse kendince hastalığıyla mücadele etmez. O onun yoludur. Ümmetin yolu değildir. Ben burada din anlatıyorum. Bildiğim kadarıyla. Din anlatan bir kimse kendi yolunu söyleyecekse de şerh düşmesi gerekir. Bu benim yolum arkadaşlar.
Buna uymayın. Ama dinin yolu nedir? İşte tedavi olmaktır. Tedavi olunuz diye emir var. O yüzden hastalıkla mücadele etmek kaderinle savaşmak değil. Hastalığın gergitleri yüzünden bir gün ibadet beş gün boş ya da anlık yaşamak bu psikolojiye olumsuz yansıyorsa, insan kendine işe yaramaz, yetersiz, fosil hatta kendini ot gibi hissediyorsa, sorguluyorsa ben hala yatağa bağımlı niçin yaşıyorum diye bu olumsuz duygulardan kurtulup yoluna nasıl devam edebilir?
Herkesin başında kendine göre belası, müsibeti, sıkıntılısı, derdi, gamı, kasaveti, hastalığı var. Herkes bunlarla mücadele edip hayatına devam edecek. Bunun benim bildiğim yol bu. Gece zikir yaparken havadaki genleşmeden dolayı duvar ve eşyalardan ses geliyor. Hem bunlardan hem de sebepsiz yere korkuyorum buna nasıl bir çözüm bulabilirim. Muhakkak bir üstada bağlanıp onun vermiş olduğu virtleri yerine getireceksiniz. Eğer bir üstada bağlanmadan insanlar kendi kendilerine virt çekerlerse bu doğru bir yol değil. Bu sefer kendilerine kendileri şeyhlik yapmış oluyorlar. Bu sıkıntılı bir yol. O yüzden o kimse istihare yapacak, istişare yapacak.
Gidecek bir üstada intisap edecek. O üstada vermiş olduğu virtleri yerine getirecek. Yine kendi kafasından virt oluşturmayacak. Bu işin ölçüsü bu. Ya da hadis-i şeriflerde var olan Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İbn-i Mace gibi veya Kütüb-i Siddede'deki hadis-i şeriflerde var olan hadis-i şeriflerde geçen 100 adet ise 100 adet, 33 ise 33, 5000 ise 5000, 3000 ise 3000.
O virtleri çekecek, başka bir virt çekmeyecek. Bazen herhangi bir üstad, bir kimseye tebörüken ders verebilir, tevhid verebilir. O kimse de onu yapabilir. Tebörüken ders verebilir. Ona der ki sen tevhide devam et. O tebörüken tebörüken tevhide devam edecek. Ona dedi ki 5000 tevhid günlük çek. Veyahut da çekebildiğin yere kadar çek. Veya günde en az 1000 tane tevhid çek, tebörüken veriyorum diyorsa O da o derse devam edecek. O da ondan dışarı çıkmayacak. Kendi kafasından virt oluşturmayacak. O zaman da o kimse, o virdi verenin Allah'ın izniyle manevi bir şemşiyesinin altına girmiş olur. Öbür türlü manevi şemşiyenin altında değildir o kimse.
Dersli değil ise, dersini geri verdiyse. Veyahut da dersi alındı ise. O kimse bu. O üstadın manevi şemşiyesinin altında değildir artık o. O yüzden kendine bir üstad bulacak. Veyahut da kendine bir yol çizecek inşallah. İnsan salavat çekerken neden esner? Ben hep salavatta esniyorum ve geçmiyorum. Esnemek gaflettendir der hadis-i şerifte. Hapşırmak Allah'tandır der. Her esneme gafletle alakalıdır. Rabbim gafletten kurtarsın inşallah. Harici esneme geldiğinde salavat çekiyorum ama. Esneme durmuyor. Sebebi nedir? Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine birisi geldi. Karın ağrısından şikayet etti.
Ona dedi ki, bal şerbeti iç. Ertesi gün yine geldi. Yine aynı karın ağrısından şikayet etti. Yine bal şerbeti iç dedi. Üçüncü gün yine geldi. Dedi ki, geçmedi. Bu sefer dedi ki, senin karnın yalan söylüyor. Bal şerbeti iç dedi. Tekrar. Ondan sonra tekrar bal şerbeti içti. Karnın ağrısı geçti. Şimdi, bu zaman zaman kardeşlerinin arasında oluyor. Bir şey oluyor. Diyorum ki, tevhide devam et. Ben çekiyorum zaten diyor. Çekmemişsin demek ki düzgün. Düzgün çekmiş olsaydın tevhid şifaydı. Tevhid benim kalamdır. Tevhid benim kalamdır. O ne metin kaladır.
Hadisi kutsi. Tevhid kale. Sen o tevhidi çekersen, o tevhid düşüncesi aklında, kalbinde, fikrinde oluştuysa, sen Allah'ın kalesine sığındın. Sen neden bunu basit alıyorsun, hafif alıyorsun? Veya sen salavat-ı şerife çektiğinde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle görüşüyorsun. Eğer sen bu idrakla salavat-ı şerife çekersen, esneme kalır mı sende?
Kalmaz. O zaman salavat-ı şerifeyi senin dilin çekti sadece. Veya tevhidi benim gibi, ben kendimden örnekliyim, yalam yapışak çektin gittin. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, akıl başka yerde. Veya Allahumme sallallahu seyyidina Muhammedin ve sahbihi ve sellem dedi ama akıl başka yerde. Öyle olunca evet tesiri olmadı. Ara sıra yatarken YouTube'da Bakara suresini dinliyorum. Onda da neredeyse bitene kadar çok esniyorum. Tüm bunlara dikkat etmem gereken nedir? Allah gafletten uzak eylese. Kadın eşine nasıl itaat etmeli? Özellikle israf konusunda ve çocukları yetiştirme konusunda kocasını ne ölçüde dinlemedi?
Kadın eşine Kur'an ve sünnet tarihinde itaat eden, çocukların da Kur'an ve sünnet tarihinde yetiştirmeye çalışır. İsraf konusunda da her ailenin ve her bireyin hayat standardı farklıdır. Buna ekonomisi girer, kültürü girer işin içerisine, buna sosyal çevresi girer. Öyle olunca bir başkasına göre israf olan bir başkasına israf olmaz. Ben şimdi içinizden tanıdıklarım var benim. Mesela işte oturduğunda yarım kuzuyu yer. Onun için israf değil o. Mesela öyle kültürü olanlar var. Yani etsiz yemeği yemekten saymıyor. Aileden öyle görmüş. Bu kültürle alakalı. Yani bu parayla pulla alakalı değil. Yani annem rahmetli otçuydu.
Onun için ot olmazsa, yemek yemek değildir. Otu severdi. Annemin ailesi, sülalesi komple otçuydu. Babam yine etçi ve kuru bakliyatçı. Babama sabah akşam börek yap. Sabah akşam kuru bakliyat pişir. Sabah akşam et pişir. Hiç başka bir şey yok. Otu görünce adamın saçları diken gibi oluyordu. Sarmaşığı biliyorsunuz siz değil mi?
Sarmaşık estantanesini. Var mı bilmeyenler? Ooo bayağı varmış ya. Şimdi bizim orada bahar mevsiminde sarmaşık çıkıyor. Taze. Annem tabi, babam annemin yemeğine karışmıyor. Bir patlıcan muhabbeti var, bir de sarmaşık muhabbeti var. Ahmet Özbağa geldi mi? He? Orada mı? İçerde mi? Tamam. O da biliyordu estantaneyi o yüzden. Şimdi sarmaşığı annem almış pazardan, ot bildiğimiz kavurmuş yumurtalamış onu. Annem kendisi yiyor onu. Ondan sonra tabi babamın yemeği işte mutat onun yemekleri neyse. Bu sarmaşık bir gün böyle sürünmeye başladı. Bir gün sofrada, ikinci gün de sofrada. Hacı abi üçüncü gün mü oldu o ikinci gün mü oldu ya?
Ahmet Özbağa. Ne dedi? He şeker vurmuş demek ki ona. Normal değil o zaman ya. Onu, İsmail abi onu dikkat et eve kadar götür hafızası yerinde değil. Kapıyı karıştırmasın. Zannediyorum ikinci gündü galiba. Annem rahmetli sarmaşığı koydu gene. Böyle sofranın üzerine koydu. Hatası o. Yani aşağıda dursaydı bir sıkıntı olmazdı. Böyle bu dedi hala daha sofraya mı geliyor dedi duvara. Pik koydu. Ama çok böyle simetrik atıyordu. Yani tabak böyle kenarından falan vurmuyor. Tabak böyle duvara bütün bir şekilde böyle vuruyor. Şakır şakır şakır şakır aşağı iniyor.
Gerçekten öyle simetrik tabak vuranı ben kendim dahi yapamıyorum onu. Biz deneyemedik tabi öyle bizde adamlık nerede var. Ondan sonra tabi onu vurdu ses kesildi kalktı sofradan. Bitti yemek faslı. Çıktı. Tabi gelecek gene. Hemen annem ortalığı temizledi. Zaten önceden kireç badana. Hemen kireçledi. Elinde köfte ekmekle geldi. Koyduk sofrayı tekrar. Bizim bayındırın meşhur yağlı köfte ekmek. Ondan sonra yoğurt. Yanında tahin elvası. Hatırladın mı acaba şimdi? Tabağı hatırladı. Tabakta kalmış o.
Arkasını takip edememiş. Bu böyle geçti zaman geçti. Bir şey daha anlatayım şimdi size. Gene size bir şey olsun. Hani böyle bir hayat hikayesi gibi. Bunun üzerinden böyle bir zaman geçti. Böyle işte birkaç ay veya bilmiyorum birkaç sene falan. Şimdi kuyucu dayımın oğlu ya onların evleriyle anneannemlerin evleri karşı karşıya. Anneannemlerin evinin önünde orada bir küçük bir bahçe var. Oraya ikilip dikiliyor böyle sebze, yaz sebzesi, kış sebzesi. Annem oradan iki tane patlıcan koparmış. Bizim bayındırın yerli yemeği. Pirinçli patlıcan yapıyorlar. Pirinçli patlıcan yapmış. Annemin kendine ait yemek. Yani babam gene yemiyor onu. Böyle annem yemeğe başladı.
Anamın patlıcanı dedi. Mis gibi patlıcan kokuyor dedi. Bizde hemen projektörler babaya yöneliyor böyle bir şey olunca. Hani tepki ne olacak? Bir kaş gitti geldi onun. İçimden dedim eyvah. Fırtına öncesi bu dedim. Annem ikinciyi bir daha söyledi. Mis gibi patlıcan kokuyor dedi. Böyle onu ben hissediyorum. Renk değişti bunda. Annem rahmetli işte illaki söyleyecek ya. Üçüncüyü söyledi. Anamın bahçesinden mis gibi patlıcan kokuyor dedi. En son tabağı ben duvarda gördüm yine. Yine çok simetrik. Tabak öyle bir duvarda böyle seyrediyorsun böyle ağır çekim gibi.
Tabak gidiyor güvvuruyor şakır şakır şakır şakır aşağı iniyor. Hacı abi tabak mıydı sine miydi ya? Hatırladın mı onu? Bakır tabak. Bakır tabak evet. Ha tamam hafıza yerine gelmeye başladı. Şakır şakır şakır şakır indi gene. Gene kalktı babam. Annem oturuyor şimdi. Yani annemin ritmik olarak hemen ortalığı temizleyip toparlaması lazım. Gelecek çünkü. Baktım annem kızdı böyle. Somurtuyor o oturuyor böyle. Anneme dedim kalk temizle gelecek şimdi dedim senin ağzını yüzünü köpeğe giderim dedi. Bir bana yüklendi taba kalktı temizledi. Babam Allah rahmet eylesin hiçbir şey yokmuş gibi güle güle geldi gene.
Bir çok rahat gülüyor yani bir sıkıntı yok geldi. Hemen sofraya kurulduk gene yine köfte ekmek. Tabi yani normalde onun bir muhsin vardı ya Tahsin'in abisi onun asker arkadaşı. Bize gidin diyor muhsin'e işte bazen köfte yapsın gelsin veya helva alın veya yoğurt alın. Biz oradan alışveriş ediyoruz. Onun asker arkadaşı bir de çok samimi. Gene oradan kendisi getiriyor. Bizim orada ayıp söylemesi ekmek yağlanıyor içine köfte dolduruyorlar böyle. Biz o böyle bayındırın kendi böyle güzel bir köftesi var şimdi Nuri yapıyor onu. Reklam da yapayım biraz da. Muhakkak Nuri'ye gidip köftesinden yiyin. Nuri yüzdeliğimi isterim. Bu tabi geldi burası bu sefer daha enteresan.
Annem böyle yüzü asık. Taaat. Anneme tokat. Sen ne yüzüne asık diye. Annem ne yapayım hııı yapayım dedi. Evet hııı yapacaksın dedi. Gerçekten de kadın gülmeye başladı sonra. Allah rahmet eylesin her ikisinden de. Şimdi yani annem böyle şeydi yani ota yönelikti yemesi içmesi. Babamınki de şey göçmen adam dedi aç göçmeni.
Sabahtan akşama kadar ne o macer böreği yap. Sabahtan akşama kadar kuru fasulye nohut pilav ondan sonra et yemeği yahni falan böyle. Ağır yemekler öyle şey değil yani size ağır gelir şimdi bize ağır gelmiyor da. Bizim kültürümüz o. Ama böyle şeyin bir de ne o. Dede ağacın ne kadar şeyi varsa kültürü babamda var. Akıtmayı bilmezsiniz siz. Etli, salçalı, yahneli. Siz yapıyorlardır sizde. Yufkadan. Yapıyorlar değil mi? Böyle kocaman kocaman et de var üzerinde. Tabi. Annem nohutlar yapar. Sizinkiler de yapıyordur. Tabi. Öyle babamın börek sabahtan akşama kadar. Evet. Kültür bu. Şimdi ona kalkıp da ona israf diyemezsin onu. Hele babama o diyeceksin bu israf diye sen duadan soluklanırsın.
Allah eylesin inşallah. O yüzden israf denilince yani kültür giriyor işin içerisinde. Ne bileyim işte o ekonomi giriyor. Sosyal. Gösteriş olmayacak. İşte şata şatafat olmayacak. Yine de israftan uzak durmakta fayda var. Cep telefonu ile tuvalete girmek ve uzun durmak doğru mu? Bismillahirrahmanirrahim. Yani adam şimdi tuvalete giriyor herhangi bir yerde cep telefonu üzerinde. Ne yapacak şimdi? Telefonu bir yere mi bırakacak girecek? Ayrıca telefon ekranında o anda Allah kelimesinin görülüp orada okunması doğru mu? Valla bilmiyoruz bunların fetvaları yok. Cep telefonu zaten fetva ile bizim ülkemize girmedi. Ama cep telefonunun önünde neden Allah kelimesi olsun ki? Ha böyle şey mi yapıyorlar?
Ne o? Ha ekran resmi yapıyor Allah kelimesini öyle mi? Evet. Yapmayıverin ya. En iyisi Allah'ım yesin inşallah. Yine bu şeyi hadis-i şerif bizim kaldı yine inşallah. Yine boş zamanında yapacağız inşallah. Haklarınızı helal edin. Tabii bu arada biz normalde kandilden sonraki ilk sohbet öyle değil mi? Kandildeki katılımlardan dolayı hizmet edenler, katılanlar, gönlü bizde olanlar, gelemeyenler, her neyse. Hepsinden de Allah razı olsun. Amin. Herkese ve hepinize teşekkür ediyorum. Gerçekten zannediyorum güzel bir kandil programı oldu. İnşallah önümüzdeki perşembede, bir dahaki perşembe herhalde değil mi?
Beraat kandili. Önümüzdeki perşembede, bir dahaki perşembede inşallah beraat kandili olacak. O zaman da burada sohbet olmayacak. İnşallah yine salonda olacak. Tabii bu arada da ayın son pazarı ile miraç kandili aynı güne denk geldi. Tabii Çanakkale'de ondan sonra Gelibolu Mevlanesi'nde de hem iftar oldu, hem de orada kandil programı, hem de sema, dua, mutat programı da orada devam etti. O yüzden başta Halit kardeşi olmak üzere, bütün Çanakkale ve orada hizmet eden ve oraya da katılan kardeşlerden Allah razı olsun inşallah. Amin. Bu da güzel bir mutluluk, hamdolsun yani iki yerde birden program çıkarılması, iki yerde birden program olması, hem kardeşlerimizin gayretini, hem kardeşlerimizin bu konudaki hizmet aşkını, aynı zamanda da yapabilirliğini görmek güzel bir şey.
E tabii biz böyle bu konuda hamdolsun biraz daha aktifiz. O yüzden birkaç yerde birden böyle bir program yapabilirliğimiz var hamdolsun. O yüzden Çanakkale'de ve Gelibolu'daki kardeşlerin de bu konuda gayretlerinden dolayı onlara da ayrıyeten teşekkür ediyorum. Allah hepinizden de razı olsun inşallah. Eftare zikr fa'ale menna hu La ilahe illallah El Fatiha'ma selamata.
Amin. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi