Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 02.12.2021
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Aralık 2021 · 54:39
Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah, Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenâb-ı Hak hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda cihad edenlerden eylesin, batılı batıl bilip batıla karşı mücadele edenlerden eylesin, batılı yeryüzünde yok etmek için görevlendirilen peygamberin ümmeti olma, şuurunu hepimize de ihsan eylesin, Rabbim cümlemizin gönüllerine feraset nuruyla nurlandırsın, Cenâb-ı Hak cümlemizin gönüllerini kendi ilmi ilahiyesinden ilimlendirsin inşâAllah,
Geçimini sağlamak maksadıyla muska yapmak caizmi belli bir ücret karşılığında. Değişik hadis-i şerifler var, yani bununla alakalı rukye bahsinde geçer bunlar. Hem çaylarınız da için rukye yapmak, yani işte bir Fatiha-i şerifeyi yazmak veyahut da İhlas-i şerifeyi yazmak veya Kur'an-ı Kerim'den değişik şifa ayetlerini yazmak veya Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin değişik şifa dualarını yazmak veyahut da işte beladan, müsübetten korunma dualarını yazıp bunu bir kimsenin üzerinde bulundurması, evinde bulundurması caiz görülmüş.
Ayrıyeten de bu yazmanın karşılığında veya okumanın karşılığında ücret almayı da caiz gören ulemalar var. O yüzden ama bunu normalde tabii fetva verenler işte kağıt parası, divit parası, mürekkep parası ve bir de işte ona bir mesai harcıyor. Ona bir mesai harcadığından dolayı buradan fetva vermişler. Bunun fetvası var mı? El cevap var. Ama ve lakin biz bunu kardeşlere tavsiye etmiyoruz. Bizim arkadaşlarımız, bizim kardeşlerimiz bu tip şeylere girmeyecekler, dalmayacaklar. Böyle bir şey yapacaksa Allah rızası için yazsın bir Fatiha-i Şerife bir kimseyi. O kimseyi de suyun içerisine koysun onu. Allah'ın izniyle içsin. Şifa mıdır? El cevap şifadır. Ama bizim kardeşlerimiz bu işlerle iştigal etmesinler.
Mümkünse uzak tursunlar. Bu evet bununla alakalı hani meşhur ya bir müşrik akli dengesini bozuyor. Akli dengesini bozunca sahabe ona Fatiha-i Şerife okuyor, düzeliyor. Altı tane de koyun alıyor ondan. Koyunlar alınca da kıyamet kopuyor. Yanındaki sahabeler de diyorlar ki biz de bundan pay isteriz. Biz de bundan pay isteriz deyince mücadele başlıyor. İş peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gidiyor. Ve o koyunları Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri reddetmiyor. Buradan hareket ederekten fetva veriyorlar. Yani böyle rükye caiz midir? El cevap caizdir diye. Allah bizi iyi etsin inşallah. Veyahut da buradan fetva veriyorlar. Hani okumak caiz midir?
Evet okumanın karşılığında ücret almak caiz midir? Evet buradan fetva veriyorlar. O yüzden normalde hani gidiyorlar ya böyle birilerine kendilerini okutuyorlar, üfletiyorlar filan. Bu işin bir de hakikatini doğru, gerçek manada yapan da kalmadı. Bu tip işlerle iştigal eden insanlar genelde sapık insanlar. Gerçekten ben her böyle bu mevzu açıldığında derim eşlerinizi, çocuklarınızı, annelerinizi, kız kardeşlerinizi bunlara göndermeyin.
Yani bunların büyük bir çoğunluğu sapık ve sapkın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz Allah'a dua ederiz, Allah'a yalvarırız, Allah'a yakarırız. Yapmamız gerekeni yaparız, koştururuz, çalışırız, gayret ederiz, dua da ederiz, Allah'ı da zikrederiz. Ama yani bu tip şeyler çok tevessül etmeyiz. Kız kardeşimin erkek çocuğu oldu, kurban kestiler iki adet, yiyebilirler mi yoksa hepsini dağıtması mı gerekiyor?
Dağıtacaklar, eğer evde yenildiği kadarını da tasatuk edecekler parasını. Yani yiyebilirler, yedikleri zaman ne kadar yediler? Örneğin işte iki kilo et dediler. İki kilo etin parasını tasatuk edecekler. Hakika kurbanın hükmü bu. Sevdiğim kadın rüyalarımı görüyor, düşüncemi okuyor. Bunu engellemenin bir yolu var mıdır? Elleme yapsın, ne güzel işte. Madem seviyorsun, sevenin sevdiğinden saklısı gizlisi mi olur? Sevenin sevdiğinden saklısı gizlisi olmaz. Sevenin sevdiğinin önünde her şey açıktır, meydandadır, eşkaredir. E senin gördüğün rüyayı görüyorsa hangisi seven, hangisi sevilen acaba? Belki de demek ki kadın seni daha fazla seviyor ki, senin gördüğün bütün rüyalara nüfuz etmiş.
Allah'ın izninden. Maşallah. Dervişler böyle zor görür ya bunu. Benim diyen derviş bunu zor görür. O işin içerisinde başka bir şey olmasın, dikkat et. Allah iyi etsin inşallah.
75. hadis. Hz. Âişe radallahu anh hazretleri anlatıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zirhiçenin dördüncü veya beşinci günü öfkeli olduğu halde benim yanıma geldi. Ben seni kızdırdı, seni kim kızdırdı ey Allah'ın Resulü. Allah onu cehenneme atsın dedim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem duymadın mı? Bu adamlara bir emir verdim. Bir de baktım ki tereddüt ediyorlar. Arkamda bıraktığım işimi bildiğim gibi, sonraki işimi bilmiş olsaydım, yanımda hediye kurbanlığı getirmezdim. Onu satın alırdım. Sonra onların çıktığı gibi ihramdan çıkardım buyurdular. Bu hadise, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle müşriklerin arasında bir anlaşma olmuştu.
Bu anlaşmaya göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve ashab, Mekke-i Mükerreme'ye gelip haç yapacaklardı. Ve anlaşma böyleydi. Haç yapmak için geldiklerinde, müşrikler anlaşmayı bozdular. Onları Mekke'ye sokmak istemediler. Böyle olunca, sahabenin içerisinde bununla alakalı uğultular dolaşmaya başladı. Hazreti Peygamber, Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri ve sahabenin şahin kesimi, hemen savaşmayı ve savaşarak Mekke'ye girmeyi önerdiler. Bununla alakalı çok bastırdılar. Ama bir kısmı da savaşmanın şu anda zamanının olmadığını söylüyorlardı ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de onlardan biriydi.
Ve sahabe oradan meşhur o Hudeybi antlaşmasının, biatlaşmasının olduğu zaman bu. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri oradan geri dönmeyi düşünüyordu. Ama sahabeler bu konuda, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin geri dönme düşüncesini hemen kabullenmemişlerdi. Biraz nefislerine ağır gelmişti. Bu arada da, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yanında kurbanlık getirenlerin kurbanlarını kesip ihramdan çıkmalarını söyledi. Bu fetvayı da, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, yine eşi Zeynep annemiz, benim hatırıma gelen o yanılıyor olabilirim, o iştahat etmişti. Dedi ki, sen bunu böyle yaparsan, sahabe de arkandan bunu yaparlar dedi.
Bu kadar çok hani, bu konuda kendini yıpratma gibisinden ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kurbanını kesti, ihramdan çıktı. Bununla alakalı bu hadis-i şerif ama buradaki mesele şu, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hani arkamda bıraktığım işi, yani bir şey tecelli olmuş, Cenab-ı Hakk'ın takdiri tecelli etmiş ve neyse kaderi ilahi tecelli etmiş olmuş. Geleceği diyor, bu olmuş gibi görmüyorum ben, yani yarınla alakalı geçmiş gibi görmüyorum. Yani sonraki işimi de bilmiş olsaydım, yanımda diyor kurbanlık getirmezdim. Yani bu meselenin böyle olacağını bilseydim, ben yanımda kurbanlık getirmezdim. Yani Mekkeli müşriklerin sözlerinden geri döneceğini, Mekkeli müşriklerin anlaşmayı bozacaklarını ve Mekkeli müşriklerin Mekke'ye bizi katacaklarından bir bilgim yoktu.
Manevi olarak bu konuda bir uyarı almadım. Manevi olarak bu konuda herhangi bir ikaz almadım. Bunu söylüyor. Bunu söyleyen Peygamber, bunu söyleyen Peygamber, Miraçça Mescid-i Aksa'yı gözünün önüne gelip adım adım anlayan, adım adım adımlayan, Miraç'la alakalı müşrikler Mescid-i Aksa'yla alakalı soru sorduklarında merdiven basamaklarına kadar söyleyen, hatta yolda kervana kadar söyleyen, hatta kervanın hangi saat dakikada Mekke'ye mükerremeye gireceğini söyleyen Peygamber.
Kisra'nın yıkılacağını, Bizans'ın yıkılacağını, Yemen'in fetholacağını, Şam bölgesinin fetholacağını, İstanbul'un fetholacağını söyleyen Peygamber. Aynı Peygamber, bu meseleden bir haberim yoktu. Ben burada ne olacağını bilmiyordum diyen Peygamber. Şimdi bu hadiselere baktığımızda veyahut da bir baktığımızda, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, elini suyun içerisine daldırıp, çeşme gibi parmaklarından su damlatan bir Peygamber.
Ve celallendiğinde, celal sıfatı tecelli ettiğinde, bir avuç toprağı alıp düşmanın üzerine savurup, düşmanı hallaşmamı gibi atan Peygamber. Ama aynı Peygamber, Uhud dağı, Uhud dağının eteklerine kadar çekilip, hatta orada bir kuyu gibi bir yere kadar gelip, ve can tehlikesi yaşayan, mübarek, yanığı yarılan, kanayan Peygamber. Bir tarafta, kendi söküğünü diken bir Peygamber, kendi yırtığını yamalayan bir Peygamber, eşlerine yardımcı olan bir Peygamber. Bir tarafta, Miraç'tan bahsedip, Miraç'tan bahsedip, hatta bir tarafta, ayı eliyle ikiye bölünmesine sebep olan, el kamer meselesiyle alakalı, mucizeyi, eşkare, açıktan gösteren bir Peygamber.
Ama bir taraftan da, ondan sonra ben yarın ne olacağını bilmiyorum, diyen bir Peygamber. Çünkü, gayb Allah'a ait, gelecek Allah'a ait, onunla alakalı, Cenab-ı Hak bildirirse, bilecek, bildirmezse, bilmeyecek. Şimdi, bir kısım ehl-i sufi, üstadlarını, şeyhlerini, bu bütün ehl-i sufi için söylüyorum, üstadlarını, şeyhlerini, devamlı keşf üzerine durduğunu, her şeyden haberdar olduğunu, ve ondan habersiz bir kuş uçmadığını, muhakkak haberinin olduğunu iddia eden, sufi gruplar var.
Bu mümkün değildir. Peygamber'e verilmeyen bir hal, hiçbir veliye verilmez. Hiçbir veli, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üstün değildir. O yüzden, böyle bir, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine verilmeyen bir şeyi, bir kimse kendi üstadında var olduğunu beyan ediyorsa, o kimse haddi aşmış oluyor. Zaman zaman, işte bunu da duyuyoruz biz. Efendim size malumdur ya, size bir şey söylememe gerek yok. Yok canım kardeşim, yani Cenab-ı Hak malum ederse malum olacak, malum etmezse ne yapacağız? Sabahtan akşama kadar, dervişler ne yaptı, ne etti diye onları rabıte edecekti, öyle bir durumumuz yok. Ben de bir insanım. Cenab-ı Hak beni uyarırsa, ben uyanacağım.
Uyarmazsa ben uyanmayacağım. Cenab-ı Hak bana bir şeyi bildirirse, keşf noktasında bileceğim. Bildirmezse ben de bilmeyeceğim. Ben de bilmeyeceğim. Bu herkes için geçerli. Bu hepiniz için geçerli, hepimiz için geçerli. Ama ifrat ve tefrit noktasında duran bir kısım, sufi topluluklar veya sufiler, bu meselenin ehemmiyetini, bu meselenin doğru düzlemini, ya bilmediklerinden, ya da şatahatvari konuşaraktan, ısrarla şatahatvari duraraktan, bu işin ölçüsünü kaçırıyorlar.
O yüzden kıymetli kardeşler, istediği kadar bir aşık olsun, istediği kadar büyük bir sufi olsun, istediği kadar maneviyatı çok büyük ve geniş olsun, derin olsun, yüksek olsun, hiçbir kimse Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini geçemez. Ne peygamberlikte, nebilikte geçer, ne de velilikte geçer. Bu mümkün değil. Hiç kimse bir peygamberin üstünde değildir. Değildir. Allah muhafaza eylesin. Böyle insanlar kendi şeyhlerini sevmesi hakkıdır. Kendi şeyhlerini arifi billah bilmesi de hakkıdır. Kendi şeyhlerini mükaşefe ehli olarak görmesi de hakkıdır. Hakkıdır bakın. Ama kendi şeyhlerini, işte onun gözünden bir şey kaçmaz, o her daim rabıta halindedir.
Ve bütün hepimizi izler, bütün hepimizi de gözler, bütün hepimizi de sanki gözetleme evinde, millet gözetleniyormuş gibi, böyle bir şey oluşturmak çok hoş değil. Zaman zaman bunu, bizim bazı kardeşlerimiz de ağızlarından kaçırıyorlar, mış duyuyorum bunu, işte filanca kardeş şöyle dedi, diye veyahutta bazen zaman zaman bir şey anlatacak olan, bir şey soracak olan, bir şey söyleyecek olan kardeşler de, benim yüzüme söylüyor.
Efendim size bir şey konuşmama gerek yok. Konuş canım kardeşim. Konuşacaksın. Söyleyeceksin. Anlatacaksın. Rüyam size malumdur, o yüzden anlatmıyorum. Sahabe demedi bunu, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Bakın sahabe demedi, Ya Resulallah rüyamız size malumdur. Anlatmamıza gerek yok. Değil. Din, Kur'an ve sünnet. Bakın, cezaevinde, Yusuf aleyhisselam dahi, şeye dedi ki, cezaevi arkadaşlarına, bu rüyayı yordu mu, Firavun'un yanına gittiğinde, kralın yanına gittiğinde, hatırla. Yani içeride bir peygamber var, yani rüya yorumlamasını bilir, bunu normalde gittiğinde onun yanına hatırla dedi. Orada ona bahset, ona söyle. Yusuf aleyhisselam demedi ki, Rabbimin tecelliyatı neyse o olur, söylemene gerek yok.
Sebepler daresinde, ne olması gerektiğini söyledi. Olması gerekeni söyledi. Yoksa Yusuf aleyhisselam, Rabbine teslim olmayan bir kimse miydi? Değildi. Ama o dahi dedi ki, kralın yanına gittiğinde, benim rüya tabircisi olduğumu, rüyaları tabir etti mi, tevil etti mi, söyle dedi. Veyahut da Süleyman aleyhisselam, avanesini topladı, hanginiz bu işi yapabilir dedi. Ben baktım, işte filanca sen bunu yaparsın demedi. Hanginiz bu görevi yerine getirebilir, hanginiz bunu yapabilir dedi. O zaman hemen çıktı, ondan sonra, birisi dedi ki, ben belkısı dedi, tahtıyla beraber getiririm dedi. Bana müsaade et dedi. Hz. Süleyman ona müsaade etti. Peki sen bu vazifeyle, vazifelen dedi.
bakın, o sordu, hanginiz bunu yapabilir diye. Demedi ki, şu yapabilir diye. Oysa Süleyman aleyhisselam, şeytanları, kafir cinlileri, bu kağılara bağlayan, zincirleyen, ve onları çalıştıran bir peygamber. Ve Süleyman aleyhisselam, kuşlarla konuşan, hayvanların diline vakıf olan, mükavenatta ne kadar yaratık varsa, bütün o yaratıkların diline vakıf olan bir peygamber. Ve bütün peygamberler, meleklerle konuşurlar, meleklerle görüşürler. Ve bütün peygamberlerin peygamberliklerini, Cebrail aleyhisselam tebliğ eder. Cebrail aleyhisselam tebliğ ederken de, o peygamberler, o melekle görüşürler. Ona rağmen, Cenab-ı Hak Nuh'a, gemi yap dediğinde, Nuh aleyhisselam bu gemi ne olacak bilmiyordu.
Tufan olacağını da bilmiyordu. Ona gemi yap dendi, o gemi yapıyordu. Bakın gemi yap deniyordu, gemi yapıyordu o. Ve Cenab-ı Hak ona emretti, tufan başladığında arkana bakma dedi, arkasına bakmadı. Eşi ve oğlu ona intisap etmedi çünkü. Eşi ve oğlu müşriklerden oldu. Ve Nuh aleyhisselam, insan evladına üzülmez mi? Evladına üzüldü ve arkasına baktığında, arkasına baktığında, suların içerisinde evladının kaybolduğunu gördü bir anda. O zaman, ne kadar büyük arifi billah olursan ol, onu senin kalbine nakşedecek olan, kalbindeki feraset nurunu çalıştıracak olan, o keşfi açacak olan Allah. Bir derviş kardeş de, kendisini devamlı keşifte durduğuna dair süs verirse, o da yanılır.
Devamlı rabıta halindeymiş o. Kimmiş o devamlı rabıta halinde olanı? getirin de onun ayağının altından öpelim, derviş olalım biz ona. Ciddiyim. Onun çok hali açıkmış, devamlı hal görüyormuş. Her kimse getirin, ayağının altından öpelim, derviş olalım ona. Ciddiyim, derviş olalım diyorum. Ciddi ciddi. Vay o çok mübarekmiş de, herkesin maneviyatını biliyormuş. Bizim içimizde var bunlar. O her kim ise, ciddiyim bu konuda. Meydana çıksın da, biz ona sufi olalım, derviş olalım, elinden öpelim, dersimizi alalım. Birbirlerinize böyle de konuşmayın. Sufi topluluklar, nefsi ezme yeridir.
Nefsi terbiye etme yeridir. İnsanların birbirlerini, nefislerini havaya uçurma, nefislerini goygoylama, nefislerini hoplatma, zıplatma yeri değildir. Herkes boynunu büker, herkes dervişliğine devam eder. Böyle şatahatvari konuşmak, dervişin dervişliğini yok eder. Veyahutta, bir zakir kardeşin, bay bayan önemli değil, bir derviş kardeşi, bay bayan önemli değil, bu halde göstermek, bu noktada göstermek, bu noktada göstermek, o kimsenin zararına.
Biz, Allah affetsin, nefsimizi terbiye etmek için burada toplanmışız. Allah'ı sevmek için burada toplanmışız. Bizim makamla, mevkiyle işimiz yok. Rütbeyle işimiz yok. Biz derviş olma yolundayız. İnşallah, Cenab-ı Hak kabul eder de, hep beraber derviş oluruz. Haydi. Bizim derdimiz bu. Yoksa, Hz. Pir'in dediği gibi, usta da, çırak da, toprağın altına giriyor, başka bir yere gitmiyor. Üstad da, toprağın altına giriyor, zakir de, çavuş da, nakip de, nükabba da, sugabba da, benim gibi, hele hele olan, derviş de, toprağın altına giriyor. Herkes toprağın altında, yürüyecek, gidecek. Biz derviş olmanın yoluna bakalım. Biz keramet peşinde koşmayalım. Böyle bir zamanda, farzları yerine getirmek, büyük keramet.
Böyle bir zamanda, haramlardan uzak durmak, büyük keramet. Sen gününü gıybetsiz geçiriyorsan, gününü sen iftirasız geçiriyorsan, büyük keramet. Büyük keramet. Sen birisinin kalbinden geçeni okumaya çalışma. Sen kendi kalbini okumaya çalış. Sen kendi kalbini dizayn etmeye çalış. Sen kendi kalbini mukim tutuyorsan, Kur'an ve sünnet tarihesinde, yemin ediyorum, en büyük evliyasansın. Sen bir başkasının maneviyatına bakıncaya kadar, kendi maneviyatına bak. Bir başkasının maneviyatının bolluğuna bakıncaya kadar, veya çokluğuna bakıncaya kadar, sen kendine bak ya. Kabir hali hak mıdır? Hak'tır. Keşif midir? Evet. Bir kimsenin kalbinden geçeni görmek, kalbinden geçeni duymak, hak mıdır? Hak'tır. Keşif midir?
Evet. Bir kimsenin düşüncesinden geçeni görmek, bilmek, hak mıdır? Hak'tır. Keşif midir? Evet. Ama bu her daim böyle hazır orada, rafta, ondan sonra raftan çikolata alır gibi, al ye tamam hazır bitti. Böyle bir şey değil bu. Kendilerini böyle görenler, Allah bizi affetsin, Şeyh Efendi Hazretleri güzel imtihan ederdi bazen. Yani o ederdi derken gayri ihtiyar oluşurdu. Bir kabrin başında zikrullah olurdu. Böyle kendisini baba derviş gibi gösteren, hal dervişi gibi gösteren bir kimse, hemen vururdu kolundan. Aa ne gördün derdi ona. Evet. Efendim işte bir şey göremedim de. Haa.
Ne iş yapıyor diyelim ki o? Örnekliyorum onu. İşte demirci, demir de mi görmedin diyordu. Öyle yok. Hemen anında, anında sorardı, kabirde kim var diye. Bazen zaman zaman anlatıyorum ya, kaldırdı telefonu, ben neredeyim derdi. Yetmedi, odada kaç kişi var derdi. Keşif mi? Evet. Var mı? Var. Hak mı? Hak. Ama bizim şeyhimiz bunun devamlı bu haldedir. Bu hak değil. Filanca kardeş bu haldedir. Bu hak değil. Bu hak değil. Filanca kardeşin maneviyatı çok kuvvetli.
Bu hak değil canım kardeşim. Sana mı düştü ona böyle söylemek? Sen onun şeyhi misin? Yoksa sen avcı mısın? Sen avcısın o zaman. Avcı ne? Sen ondan yiyeceksin bir şeyler. Sen ondan bir şey geçineceksin. O sana ihtimam etsin, hürmet etsin diye söyledin o zaman. Sen birisine senin maneviyatın çok yüksek dediğin anda, sen ondan geçinmeyi düşünüyorsun. Avcısın sen. Avcılar böyle yapar. Şeyhin avcısı da böyle yapar. Zakir'in avcısı da böyle yapar. Nakipmiş, nükabbaymış, halifeymiş. Avcısı böyle yapar. Sebep. Sufi yetiştirecek olan kimse, Sufi'ye böyle nefsini kabartmaz.
Senin maneviyatın çok yüksek demez. Vay kardeş ya dün gece arşalada gördüm seni de. Ha kendi de arşalada yani. Bu avcı. Bu doğru sufi değil. Bu istikametli değil. Birisi bayanlara da erkeklere de hepsine söylüyorum. Birisi size böyle söylerse, Kardeş bizim rüyamızı anlatacağımız yer üstadımız.
Rüyan varsa anlat üstadına. O tevil eder etmez. Bakar bakmaz. Bana ne anlattın sen? Ben şeyh miyim? Bu kadar. Keşfe itirazımız yok. Biz kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın yetişmesini istiyoruz. Hem bayanların hem erkeklerin. Böyle seni rüyamda gördüm. Senin maneviyatın geniş. Senin maneviyatın yüksek. Senin maneviyatın iyi. Bunlar yol kesici. Bunlar yol kesici. Allah muhafaza eylesin. Böyle konuşulması hoş değil. Bunlar manevi meseleler. Yok senin yaptığın zikrullah gibi ya sen başka bir zikrullah yapıyorsun ya. Bunlar yol kesici.
Bunlar doğru tavırlar değil. Ve hatta işte senin maneviyatın yüksek dersi sen yaptır. Çavuş mu o? Zakir mi? Bu dergahın hiyerarşisi belli. Zakiri belli, çavuşu belli. Ders yaptığını belli, yaptırmayanı belli. Sen kimsin birisine ders yaptır demek diyeceksin? Şeyh mi oldun? Şeyh olduysan gel icazetini yazalım otur koltuğa. Kim ben oldum diyorsa gelsin. İmtihan meydana çık. Evet yazalım icazetini verelim. Otursun şeyhlik yapsın. Sıkıntı yok. Ama kimse gölge şeyhlik yapmasın. Gölge zakirlik yapmasın.
Gölge çavuşluk yapmasın. Yapmasın. Evet bütün kardeşler ders yaptırabilir mi? Yaptırabilir. Ama orada bir çavuş varsa çavuş yaptırır. Bütün kardeşler ders yaptırabilir mi? Yaptırabilir. Orada zakir varsa zakir yaptırır. Herkes evini zikrullah açar mı? Açar. Ey ashabım. İçinde zikredilen evle zikredilmeyen ev arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulullah. İçinde zikrullah yapılan ev eski de olsa mamurdur. Ama içinde zikrullah yapılmayan ev yeni de olsa harabedir. Bakın yeni de olsa harabedir. Bakın yeni de olsa harabedir. Bütün kardeşler evlerini zikirhane yapsınlar. Bütün kardeşler evlerini Kur'an-ı Kerim okunan Kur'an evi yapsınlar. Bütün kardeşler evlerini Kur'an ve sünnetin yaşanıldığı öğretildiği evlerden yapsınlar.
Ya bir topluluk düşünün, bir dergah düşünün. Bütün müritlerinin ders yaptırma yetkisi var. Çalışın, Allah yolunda koşturun. Bunda bir sıkıntı yok. Ama biriniz kalkıp da vay senin maneviyatın geniş, yüksek sen ders yaptır. Orada çavuş var. Bu ne? Bizim dergahın disiplini ve hiyerarşisi bellidir canım kardeşlerim. Bir yerde zâkir var mı var, o ders yaptırır orada. Zâkir yok, en kıdemli çavuş yaptırır. O yok, ondan sonraki kıdemlisi. O yok, ondan sonraki kıdemlisi. Onlar da yok. Kim var, en önce ders almış x kimse var. O yaptırır dersi. Bitti. Kıdem.
Kıdem. Senin ilmin varmış, neyin varsa var kardeşim ya. Senden önce ders almış adam, gelmiş. Senden önce nefsini vurmuş yere, gelmiş ders almış. Senden önce nefsini yere vurmuş, gelmiş ders almış. Kıdem onun. Döneceksin disen ki abi ders yaptırır mısınız? Abla ders yaptırır mısınız? O derse ki, burada arkadaş sen ev sahibisin sen yaptır. Tamam yaptır, problem yok. Problem yok. Edebi aşmayacak hiç kimse. Allah muhafaza eylesin. Öyle gizli zâkirlik yapmayacak. Yapmayacak. Öyle gizli çavuşluk yapmayacak. Yapmayacak. Öyle kalkıp da millete hani...
Bu ne demek biliyor musunuz? Senin maneviyatın geniş, yüksek demek. Ben feraset ehliyim. Ben senden yükseğim. Ben senden yüksek olduğum için senin maneviyatını övüştüm, biçiştim. Yüksek olduğunu gördüm. Onun Türkçesi bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden canım kardeşlerim inşallah biz bu noktada keşfe, kesinlikle karşılığımız olmaz. Cenab-ı Hak bildirirse herkes bilir. Bildirmezse bildirmez. Biz bu konuda ağzımıza, dilimize dikkat edelim inşallah. Bazı insanlarla aynı ortamda bulunduğumuzda karşımızdaki kişi bizim midemizi bulandırdı ve üzerimize ağırlık oluştu.
Nefsimizdendir dedik ama geçmedi. Nefsinizden tövbe edin. Nefsinizden. Baya baya nefsinizden. Allah muhafaza eylesin. Yeni atanan Maliye Bakanı hakkında düşüncelerinizi bizlere paylaşır mısınız? Atanmış işte adam ne güzel. Şeyi güzeldi hemen fotoğrafı düşmüş. Fethullah Gülen'le aynı pozisyonda bir ona şilt verirlerken. Yani dedim ki kendi kendime yani acaba hangi bakan Fethullah Gülen'le bağlantılı değil diye düşündüm. Yani eğer öyleyse hem FETÖ, FETÖ, FEDÖ diyorlar hala da FETÖ'cüler yönetimde o zaman. Bir türlü temizleyememişler demek ki. Allah bizi affetsin.
Bu Türkiye'de artık bu tip şeylere bakılmıyor. Yani Maliye Bakanı'na baktım ben de gerçekten yani Türkiye'de ticareten ne bileyim işte dolardır, eurodur, ekonomidir bir hayli böyle darboğazdan geçerken hani maliyeden ve gerçekten de bu işin uzmanı mı diye baktım. Değilmiş. Adam ne o? Siyasi bilimler fakültesinden mezun değil mi? Kamu yönetiminden mezun. Yani işte bir iyi bir vali olabilir değil mi? Kamu yönetimi ona bakıyor. Bir vali olabilir. Ne bileyim bir önceden vardı başbakanlık müsteşarı olabiliyor değil mi? Onlar bizim Yusuf Hoca daha iyi bilir değil mi? Hocam onlar genelde bu tip işler yapıyorlar değil mi? Ama normal biz yani ben artık deveden berber bekliyorum.
Kimse deveden berber olur mu demesin. İtiraz etmesin bir gün deveden berber olacak. Olabilir. eline koluna da çok güzel yakışır devenin berberlik. Yani söyleyecek laf yok artık yani. Bunu eleştirmek için böyle konuşmuyorum bunu. Yani dünyanın, Türkiye'nin geldiği nokta bu. Yani hazinenin başına bütün yönetiminden mezun bir kimse geliyor. İşte ne bileyim hani maliyenin başına. Bunun gibi böyle enteresan tuhaf şeyler var.
Hani atamalar var. Baktığın zaman şeye, adamın geldiğisine gittisine diyorsun ki ya normal herhalde güvenilir eleman bulmakta zorlanıyorlar galiba. Güvenilir eleman bulmakta zorlanınca ellerine geçen son güvenilir insanları da bir yerlere koyuyorlar. Yani adam maliye ile haberi yok, hazineden haberi yok. Maliye ve hazine bakanlığına böyle bir kimse geliyor. Bunun gibi böyle enteresan bir şey. Yani örneğin işte Milli Savunma Bakanlığına böyle hiç askerlikten, milli savunmadan, harpten, silahtan, tabancadan, tüfekten anlamayan bir kimsenin gelmesi gibi bir şey bu. hareket şey gelmedi. Bir tane vardı ya, yaşlandı artık ama o. Hem Milli Savunma Bakanlığı yaptı, hem Başkan Yardımcılığı yaptı, hem Milli Eğitim Müdürlüğü bakanlığı yaptı.
Meşhur bir adam vardı ya. İsmet, İsmet, İsmet. Sakız gibi adam her tarafı yapışıyordu. Tabii. Bakın çok özür dilerim, işim siyaset değil. Üzülüyorum, ülkeme üzülüyorum. Çünkü bizim ülkemizde ne o, bir tane taslama mı vardı, neydi onun vazifesi? Sosyologtu. Sosyolog, din âlim oluyor. Geçiyor, televizyon, televizyon dolaşıyor, hadisleri inkar ediyor, hoş bu ara çıkarmıyorlar. Milletten çok tepki gidiyor belki de. Bunlar dini ifsad ediyor, bozuyorlar çünkü. Böyle bozuk bir nesil çıkıyor. Yani şu anda imam hatiplerde, ilahiyatlarda hadislerle dalga geçen, hadisleri inkar eden bir nesil yetişiyor.
Acı bir şey bu. Bu sosyolog, din âlimi gibi dolaşıyor. Televizyona bakıyorum, Mehmet bilmem kim, güvenlik uzmanı. Ne onun adı? Mete yarar. Adam ekonomiden anlıyor, dinden anlıyor, güvenliği bıraktık. Ekonomi, din, dış siyaset, iç siyaset, her şeyden anlıyor adam ya. Her şeyden anlayan bir Mete yararımız var. Yani acaba diyorum ya, bunda da mı konuşuyor? Sıkıntı yok. Biliyor adam ya, her şey biliyor. Bilmek de ayıp değil ya. Bunun gibi şeylere alıştık artık biz.
Mete yarar, futboldan da anlıyor. Bir şahıs veriyorum ama meydanda şahıs vermeyeyim. Bir kimse düşünün, şahıs versem de önemli değil. Mete yarar gibi bir daha bir sürü adam var. Adamlar ekonomiden anlıyor, müzikten anlıyor, dış siyasetten anlıyor, savaştan anlıyor, dolardan anlıyor, kurdan anlıyor, her şeyden anlıyor. Benim gibi adam ya. Biz böyle dinliyoruz adamları, koca koca adamlar, hele bir de futbol programı daha var, ondan sonra dövüşüyorlar ya devamlı. Her biri birer teknik direktör yani. Ondan sonra Fatih bunları bir sövüyor, ortalık karman çorman oluyor. Ama anlıyorlar hepsi de. Bizim problemimiz bu.
Bütün ülkemizin problemi bu. Yani herkes şeyh. Bak ne diyorum az önce, gölge şeyhlik yapıyorsunuz diyorum. Gölge zakirlik yapıyorsunuz diyorum. Anlıyor. Adam diyor ki, ben şeyh olsam böyle yaparım diyor. Gel yap. Sıkıntı yok. Şimdi Burhan'ı gördüm şimdi, Burhan ne mobilyacı. Adam mobilyadan anlıyor. Yani gitse şimdi, bir eve mobilya için, yani evin hanımefendisi, Burhan'dan fazla mobilyacıdır. Herkes anlıyor çünkü. Bana diyorlar nasıl yapıyorum? Valla Burhan'a diyorum ki, Burhan gel buraya yap diyorum. Hiç karışmıyorum diyorum. Bakıyorlar bana. Hani karışmıyorum. Ya ben mobilyacı değilim ki. Bileyim adamın işini. Cafer'e soruyorum. Cafer ne olacak? Burası böyle olacak. Böyle olacak. Tamam öyle olacak diyorum ben.
İşi o adamın. Ben isteğimi söylüyorum. Ben böyle bir şey istiyorum diyorum. Şimdi Doktor Abdullah'a gideceğiz. Abdullah doktorların en çok kızdığı şey. Ben internetten okudum ama bu ilacın bu yan tesiri varmış. Tabii. Ya karşındaki kim? Profesör. Adam 4 yıl değil 6 yıl okumuş. Üstüne kaç yıl şey yapıyorlar? Uzmanlık 5 yıl etti 11 yıl. Doçente kaç yıl? En az 3-4 yıl. 5 yıl 16 yıl mı öyle mi? 16-21 yıl. Adam 20 yıl. 20 yıl. Diz çökün. Diz çürütmüş adam. 20 yıl.
Ya 20 yıl daha hadi bunun 6 yılını at. 15 yıl. Günde kaç hasta bakıyor normal bir doktor? Türkiye şartlarına günde 70 hasta bakıyor. 20 yıla çarptığınız zaman var ya. Bursa'nın nüfusu kadar adam hasta bakmış. Günde 70 hasta. 5 gün çalışsa 5-7-35-350 hasta yapıyor haftada. 4 haftada bin dört yüz. 52 haftada 52 bin yarısı daha 25 bin 50-75. 100 bin hasta bakıyor adam. Yılda 100 bin kişiye bakıyor. 15 yılda 1.5 milyon hastaya bakmış adam. Yani 1.5 milyon hastaya bakmış. 15 yılda. 15 yılda 1.5 milyon hastaya bakmış profesör. Bizimki gidiyor.
İnternetten okumuş ya. Şu ilaç, şu yantı esiri var. Hocam bu ilacın böyle yantı esiri var. Bunu kullanayım mı kullanmayayım mı? İnternette okudum. Pes dedim ya. Pes dedim ben. Ben dedim söyleyecek bir laf yok. Adam 1.5 milyon hastaya bakmış bilmiyor. Bilmeyenin var mı? Var. Bilmeyenin var mı? Var. Var. Ama bizim ülkemizin problemi bu. Profesörün önüne gidiyor bizimki daha profesör. Daha profesör. Şeyhin önüne gidiyor daha fazla şeyh ondan. Veya öğrenci okula gitmiş. Bu ne? Öğretmen. Sen ne? Öğrenen öğrencisin.
Yok ya öğrenci değil o öğreten o. Bu ne? Mürid. Ne müridi kardeşim? Mürşid olan o ya şeyh olan o. O naz yapıyor tabii. O küsüyor. O bu böyle olmaz. Böyle olsa daha iyi olmaz mı diyor. O söylüyor. Bizim ülke olarak problemimiz bu. Hepimiz her şeyi çok biliyoruz. Her şey ama. Özer özbağ öyle olmuyor mu? Herkes daha fazla inşaat mühendisi değil mi? He? Karadenizler özellikle daha fazla değil mi? Her biri birer inşaat mühendisi. Tabii. Öyleyiz yani. Ve Fatih nereden bilecek şimdi bahçeciliği tarımı değil mi Fatih? Ben Fatih ile Murat'ı gösteriyorum. Terasa çıkarıyorum şeye ne o Murat'ı demişim.
Ercan'a gösteriyorum. Terasa bakın diyorum bitkiler. Geçen Fatih'i çıkardım. Fatih var mı burada dedim sıkıntılı bir durum. Baktı Fatih öyle ince ince bir sıkıntılı durum yok dedi. E tamam o biliyor. Bakın o biliyor. Ama yok herkes biliyor her şeyi. Öyle olunca yani Maliye Bakanı da maliye kökenli değil. Hazine kökenli değil. Bu konuda eğitimi olmayan bir kimse. Ama kamu okumuş. Ondan sonra ne diyelim yapacak bir şey yok. İnşallah başarılı olur. Ne diyeyim başka? Sizin yanında bir hocanın sohbetini açıp dinleyerek namaz kılınabilir mi? Aklımıza kötü şeyler gelmesin. Allah'ı zikret canım kardeşim. Ders bitip serbestsiniz dediğinizde gitmeliyiz.
Yoksa sizin çıkmanızla birlikte bizde çıkmalıyız. Yok herkes serbest. Ders bitti dendi. Serbestsiniz dedim mi herkes serbesttiriz arkadaşlar. O yüzden herkes. Çünkü otobüsü kaçan olur. Ne bileyim işte bir yere gidecek olan vardır. Yetişecek olan vardır. Küçük çocuğu olan vardır. Hasta olanı vardır. Örneğin işte bunlar hep düşünün. Ders yaptırılarken de düşünün. Toplantılarınızda da düşünün. Yaşlısı vardır. İhtiyarı vardır. Emziklisi vardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifleriyle sabit çünkü bunlar. İhtiyar olanı vardır. Derslerinizi kısa tutacaksınız. Uzun ders yapmak maharet değildir. Maharet az ama devamlı yapmaktır.
Uzun zikir yaptırmak maharet değildir. Az ama devamlı yapmaktır maharet. O yüzden kadınların erkeklerin işi gücü olur. Yorgun insanlar çalışıyorlar. Bizim dergahımızda boş insan yok. Herkes bir şekilde çalışıyor. Öyle diyorum ama var mı boşta olan işi olmayan elini kaldırsın. Evet bu arkadaşlar ne iş yapar ne iş yapmazlar bağlı bulundukları çavuşla irtibata geçsinler. Bu arkadaşlara hemen iş bakalım. Hangi mahalle ederse gidiyorsun. Elini kaldıran sen genç. Hangi mahalle ederse gidiyorsun. Mutlular da gidiyorsun. Evet. Hüseyin'e adını soyadını yazdır. Öbür arkadaş. Tamam sen de ne iş yapıyorsan Hüseyin'e sen de adını soyadını telefonunu yazdır. Bir arkadaş daha vardı burada.
Sen çekirgede oturuyorsun. Sen askerden yeni gelmedin mi? Ne kadar oldu gelirli? Tamam. Bir iş bulmadın mı bakmadın mı da. İnşallah sen de adını soyadını ne iş yaptığını Hüseyin'e yazdır. Amin. O yüzden arkadaşlar işsiz kalmayacak hiç kimse. Kadınlardan erkeklerden herkes için geçerli. Bir iş yapacak olan, bir işe gidecek olan kimse iş yapmak istiyorsa, çalışmak istiyorsa isimlerini yazdırsınlar. Ona göre onlara uygun inşallah biz arkadaşlar arasında bakalım mesela sıradan başlayayım. Sen ne iş yapıyorsun? Evet. Kalk söyle bakayım herkese. Freze operatörlüğü.
Torna tesviyeci misin sen? Kalıp montaj işleri yapıyorsun. Tamam. Var mı bu işle alakalı olan bir arkadaş içinizde? Kim? Oğuzhan. Sen eleman arıyormuşsun. Bu arkadaş işine yarar mı? Tamam. Dersten sonra görüşün. Tamam. Peki öbür arkadaş üç evlerden gelen. Senin özel durumun var o zaman. Evet. Senin işin biraz daha şey.
İnce çizgide gitmek lazım. Eyvallah. Tamam. Öbür arkadaş mekatonik mühendisiydin değil mi sen? Evet doğru. Evet mekatonik mühendisi arayan var mı? Mekatonikçi. Bu Fatih'in işine yaramaz mı? Fatih makine mühendisi ama. Kim? Elini kaldıran oradan kim? Tamam sen de onunla ilgilen. Amin inşallah. Hah. İşsiz kimse kalmasın. O yüzden tembellik yok dergahta. Herkesin bir işi olacak. Öğrencisi öğrenciliğini yapacak. Üniversitede okuyan üniversitede okucak. Bir iş yaparsa o işini yapacak. Tembellik yok. Çalışmamazlık yok.
Allah cümlemizi tembel adamdan korusun muhafaza eylesin. Amin. Cümlemizin çocuklarını tembel adamdan korusun muhafaza eylesin. Amin. Cümle erkek kardeşlerimizi de tembel kadından evine, çoluğuna, çocuğuna bakmaya böyle imtina eden kadından muhafaza eylesin. Amin. Bunlar var ya insanı dünyadaken ceset eder, mezara koyarlar. Tembel adam dünyadaken mezara katar insana. Tembel kadın dünyadaken mezara katar insana. Tembel kadın çocuğundan ilgilenmez, eviyle ilgilenmez. Tembel adam işiyle ilgilenmez, işine saatinde gitmez, erkenden gitmez, işine dikkatli yapmaz. Allah muhafaza eylesin.
Amin. Bunlardan hepsini de Cenab-ı Hak dergahımızı uzak eylesin inşallah. Amin. Eftali zikr fâle menehu La ilahe illallah El-Fatiha mâh s-salâvâ ta'Allah Amin.
El-Fatiha menehu
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.