mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 01.09.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Eylül 2022 · 1:01:37

Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilen, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışıp, onu yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin, Selamün aleyküm, Saadettin-i Konevi şöyle diyor, Allah'ın özü ve esas nitelikli insan için her zaman bilinmez olarak kalacaktır, sonsuzluk sonlu bir bilgiyle bilinemez,
Allah mutlak varlık ve birliktir, dolayısıyla Allah hakkında herhangi bir kesin yargıya varmak mümkün değildir, ona verilecek varlık düzeyinde tek uygun isim, varlık nuru, nurul vücut, Allah'ın varlığı her zaman mutlak özüyle düşünmelidir, Ancak insan bunu gerçekleştiremez, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Çok basit, aynı şekilde düşünüyoruz der çıkarız, Şey, Saadettin-i Konevi Hazretleri çok farklı bir şey söylememiş, Hadis-i Kudsi'yi şerh etmiş, Hadis-i Kudsi'ni Allah'ın zatını tefekkür etmek haramdır, Bir kimse Cenab-ı Hakk'ın zatını tefekkür edemez, zatını düşünemez, zatının üzerinde fikir de yürütemez,
Allah şuna benzer, şuna benzemez, diyemez, O yüzden burada çevirirlerken bunu işte özü olarak çevirmişler, Allah'ın özü diye bir şey de olamaz, O kelime de yanlış çevrilmiş, O yüzden çevirenler bunu tabii kendilerince Türkçe bir şey arıyorlar, Türkçe bir şey arayınca da bocalıyorlar, Bu ne yazık ki yanlış kelimeler kullanıyorlar, Yanlış kelimeler kullanınca, Allah'ın özü deyince sanki bir cevher, sanki bir maden, O madenin özüymüş gibi algılanıyor, Bu yanlış, bu küfür, Ben yanlış demeyeyim, daha direkt söyleyeyim, bu küfür,
Allah'ın özü diye bir şey yok, Allah'ın zatı vardır, Zatı her şeyden münezzehtir, Zatını tefekkür etmek de haramdır, Zaten tefekkür etse de bir insan bir şey bulamaz, Mümkün değil, O yüzden Allah'ın zatının üzerinde fikir yürütmek de mümkün değildir, Bir kimse Allah'ın zatının üzerinde fikir yürütüyorsa, Ya cahildir, bakın ya cahildir, Ya da kafirdir, İkisinden biri, Ancak cahiller ve kafirler, Allah'ın zatının üzerinde fikir yürütürler, Çünkü o doğmamıştır, Bunlar normalde bakın sıfatlardır, Biz normalde İhlas suresinde,
Allah'ın ne olmadığını söylerler, Bakın Allah'ın ne olmadığı, Yani Allah şu değildir, Doğmamıştır, Allah doğurmamıştır da, Yani bak şimdi burada olumsuzlukları söylüyor, Yani bir kimse Allah'ın üzerinde, Herhangi bir şey atfetmesin diye, O değildir, Bu değildir, O değildir, Bu değildir, O değildir, Bu tenzihtir, Ama bu imanın, İlk önce kemale ermesi için, Bu lazımdır, Eğer tenzihi bilmiyorsa bir kimse, Teşbihte küfre düşer, Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri, Teşbihi kabul eder, Arabi kabul eder, Eğer ki sen o seviyeye geldiysen,
Evet teşbihi kabul edersin, Ama daha çok özür dilerim ama, Elifi bilmeyen kimse, Abdesti bilmeyen kimse, Teşbihi, Onu şey yap, Ne o tenzihi, Terk edecek, Komple teşbih deryasına dalacak arkadaş, Teşbih deryasına dalaraktan, Vahdedi vücudu zevk edecek, Otur oturduğun yere, Cahil edepsiz adam, Önce tenzih deryasından yürü, Önce tenzih et, O hiçbir şeye benzemez de, Çünkü ayet de sabit, Çünkü hadis şerifle sabit, Çünkü hadisi kutsiyle sabit, Sen önce tenzih öğretisini alacaksın, Tenzih öğretisini bitir, Sen böyle yürü fenaya doğru,
Fenaya doğru yürüdükten sonra, Sen teşbihi kabul et, De ki, Teşbih'ten zevk al, Öbür türlü küfür kardeşim, Canım kardeşim benim, Bunu çeviren kimse de, Bakın bunu, Bu tip eserleri alıyorsunuz, Veya bir yerlerden, Okuyorsunuz, Okuduğunuz şeyi de, Bilmiyorsunuz, Allah'ın özü olur mu? Soru kimin? Nereden yazdın? Ya, Çeviren kimse, Kafayı bulandırıyor, Yarın öbür gün, Ondan sonra, Yani, Bu Allah'ın özü, Dediğin anda, Direkt Aristoya gideceğiz biz şimdi, Helenistiğe gideceğiz, Neden? Çünkü Allah'ı, Bir cevhere benzeten, Helenistik, Felsefecileridir, Bak, Helenizme gideriz, Helenizme göre, Allah cevherdir, Ve Helenizme gidersek, Varlığın, Yaradılığı, Bu direkt bu, Helenistik ağızla çevirmiş bunu, Bakın, Direkt Helenistik ağızla çevirmiş, Yani, Siz düşünebiliyor musunuz, Bir kimse bunu okacak, Allah'ın özü olduğunu düşünecek,
O zaman, Allah var, İçinde de bir öz var, Yani, Bir, Onları tarif ederken, Öyle tarif edecek, Ceviz, Dış kabuk, İyi, İçinde sert kabuk, Onun içerisinde bir daha zar, O zarın içerisinde, Cevizin özü, Allah'ı da böyle, Kabul edecek, Haşa, Yani, Bütün dışında kabuk var, Kabuğun içinde bir iç var, Onun içinde iç var, Onun içinde de Allah'ın özü var, Allah'ı maddeleştirdi, Gittin, Materyalizmin içerisine oturdun, Allah bir maddeden ibaret oldu, Hani diyor ya, Allah enerji midir, Şimdi, Enerjidir dediğinde, Enerji, Belli bir soğukluğa gelince,
Madde olacak, Yani, Allah madde oldu, Hep tehlikeli, Tehlikeli mecralar bunlar, Bunlar, Öyle bir tehlikeli mecra ki bunlar, Bir anda, O kimsenin, Ayağını kaydırır, Küfre düşürür insanı, Küfre düşmekte kalmaz, Nikahı da düşer, Erkekse, Akşam eve gider, Eşiyle cinsel ilişkiye girer, Zina etmiş olur, Kadınsa, Küfre düştü, Adamla geldi, Cinsel ilişkiye girdi, Zina etti, O desin, Sabahtan akşama kadar, Desin ki, Bu benim nikahlı eşimdi, Küfre düştün canım kardeşim, İslam'dan çıktın, Tehlikeli yerler, Buraları, O yüzden,
Mesela, Muhyiddin, İbni Arabi Hazretlerinin, Füsusunu, Dervişlerin okuması, Yasaktır, O yüzden, Mesnevi'nin, Veya, Divan-ı Kebir'in, Dervişlerin okuması, Yasaktır, Eşimdi, Herkes kullanıyor onları, Bir güzel söz olarak, Herkes, Bir bakmışsın, Mesnevi şerh ediyor, Mesnevi şerh edecek olan bir kimsenin, Daha mesnevi okunurken, Onunla alakalı, Ayet-i Kerime'yi, Hıfzından getirmesi lazım, Onunla alakalı, Hadis-i Şerif'i bilmesi lazım, Bilmesi lazım, Yoksa, Düz şiir gibi okuyacak, Gidecek onu o, Veyahut da, Kendi heva ve hevesinden,
Onu yorulmamaya kalkacak ki, Büyük bir çoğunluğu onu yapıyor, Veya, Füsus okumaya kalkıyor bir kimse, Füsus okumaya kalkınca, Batıyor, Sebep, Canım kardeşim, Füsus'a sadece, Bilgi de yetmez, Bakın, Füsus'a bilgi de yetmez, Füsus'u okuyacak olan bir kimseye, Hal ilmi lazım, Nasıl hal ilmi lazım, Evet, O Muhyiddin, Arabi Hazretleri ile, İrtibata geçebilecek bir, Hal ilmi lazım ona, Eğer o hal ilmi yoksa, Kapatsın Füsus'u okumasın, Ciddi ciddi söylüyorum bunu, Okumasın, Okumak zorunda değil, O hal ilmi, O kimsede olacak,
Siz hal ilmini, Sadece, Zikullah da, Halakada, Abdülkadir Geylan Hazretleri'ni, Görmek olarak görüyorsunuz sadece, Değil, Bir çıt ileri, Konuşuyor musun, Onu söyle bana, Hal ilmini, Sadece Muhyiddin, İbni Arabi Hazretleri'ni, Görmek olarak görüyor, Şeyhler bile öyle görüyor, Değil, Onunla konuşabilmelisin, İrtibat kurmalısın, Sorabilmelisin, Cevabı da alabilmelisin, O zaman, Füsus oku, Senin hakkındır, Hatta o zaman, Mesnevi, Sen otur, Şerh et, O zaman diyelim ki, Sana sen, Mesnevi şarihisin, Eyvallah, Ama öbür türlü,
Edebet, De ki, Mesnevi okuyoruz, Edebet, Biz sadece okuyucuyuz de, Onu dahi, Müsaade etmemişler, Bu ilmi, Kısmak değil, Hani, Ebu Hureyre, Radallahu anh Hazretleri, Diyor ya, Ben diyor, Resulullah, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, İki heybe, İlim aldım, Öndekini diyor, Herkese saçıyorum, Arkamdakinden diyor, Konuşsam, İşaret yapıyor, Ye, Diyor, Hureyre'nin kafasını, Keserdiniz diyor, O zaman, Durcan durduğun yerde, Allah muhafaza eylesin, O yüzden, Soruyu ben, Tabi geldiği gibi, Okudum, Bunun, Altını çiziyorum,
Allah'ın özü, Diye bir şey, Yok, Bu küfür, Allah muhafaza eylesin, O yüzden, O yüzden böyle, İnternetten, Oradan, Buradan, Arabinin sözlerine, Hazreti Mevlana'nın sözlerine, Hazreti Mevlana'nın mesnevisinden, Veyahut da, Divanı kebirinden, Herhangi bir yerden, Yani, Boş verin, Siz paylaşmayın, Ayet paylaşın, Hadis paylaşın, Hadis okuyun, Fıkıh okuyun, Eyvallah, Bunları paylaşın, Eyvallah, Bir söz paylaşırsınız, Bazı adam sorar, Bu ne demek diye, Paylaşmışsın ya, Bu ne demek diye, Sorduğunda, Ne cevap vereceksin, Bilmiyorum,
Bilmediğin sözü, Ne amma paylaştın, Nereye gittiğini, Bilmiyorsun, Hangi manaya geldiğini, Bilmiyorsun, Ne amma paylaştın, Veya ben bazen, Bakıyorum, İşte, Değişik divanlardan, Ondan sonra, Veyahut da, Değişik şeylerden, Arkadaşlar, Değişik şeyler paylaşıyorlar, O yüzden dedim, Arkadaşlar, Sayfalarda, Ayet, Hadis, Pir efendilerin, Güzel sözleri, Bunları paylaşın, Başka bir şeyler, Paylaşmayın, Ya bir bakmışsın, İnternetten, Kes, Kopyala, Yapıştır, At oraya sayfaya, Ne olduğu belli değil, Bırak, Gerek yok, Allah bizi affetsin,
Cenab-ı Hak, Cümlemizi korusun, İnşallah, Varsa sorusu olan, Sorsun, Mikrofon verin de, Soru anlaşılmadan, Cevap anlaşılmaz, Zaman kavramı, Zaman kavramı, Yani, Zaman denilen şey, Geçmişle, Olmadı gene, Zaman, Zaman denilen şey, Geçmişle,
Gelecek arasındaki, O süre zarfı, Mı, Yoksa, Yani, Zamanın başka bir anlamı var, Buna, Ve, İlk yaratılan şey, Zaman olabilir mi? Çünkü, Burada, Bu hadisi kutsiden, Aslında, Kanıya vardım, Allah bilinmezdi, Bilinmekliyi istedi, Ve, Bir şey yarattı derken, Allah hiç bilinmezken, Bir şey, Yani, Bilinmekli istemesi arasında, Bir, Zaman, Mevhumu var orada, Yani, O ilk yaratılan şey, O zaman, Bu zaman kavramı olabilir mi?
Siz zamana sövmeyiniz, Hadisi kutsi, Siz zamana sövmeyiniz, Çünkü, Zaman Allah'tır, Sıfatı olarak, Öyle mi? Yoksa, Bu zat olarak değil, Gene. Sıfatlarını, Zatından ayıracağız mı? Bizim algıladığımız zamanla, Cenab-ı Hakk'ın, Bizi hadisi kutsi'de, Beyan ettiği zaman, Aynı merhumlar değil. Bizim algıladığımız zaman, Dünyanın kendi ekseni, Etrafında dönüşü, İşte, Güneşin etrafında dönüşü, Bizim dünyaya, Anne karnından, Zaman çıkışımız, Ölüşümüz, Veya gece, Gündüz, Gün, Ay, Yıl, Bizim anladığımız zaman, Merhumu bu. Allah'ın, Bahsettiği, Siz zamana sövmeyiniz, Zaman Allah'tır, Dediği şey, Bu, Direkt, Şimdi ben bunu, Şeye atacağım, Sıfatlarının üzerinde, Allah şudur, Deme lüksüne sahip değiliz, Zaman sıfatı, Buna taalluk eder, Deme lüksüne de sahip değiliz, Biz müteşabihtir, Onun üzerinde fikirler, Üretebiliriz,
Ama şu deme lüksüne sahip değiliz, Çünkü, Hadis-i Kudsi, Kesin, Net, Zaman, Allah'tır, Öyle olunca, Biz zaman sıfatının üzerinde, Daha doğrusu, Zaman merhumunun üzerinde, Konuştuğumuz her şey, Ertesi gün yalan, Bu zamana sövmeyin, Hadis-i Şerif'i o zaman, Şimdi zamana sövmek ne demek, Yani bu ana küfür etmek anlamında mı, Bu evet, Bunun gibi, Bu zamana lanet olsun, Gibi yani, Evet, Cenab-ı Hak diyor ya, Bu zamana ant olsun, Zaman'a yemin ediyor, Allah zamana yemin ediyorsa, Asra yemin olsun, Sonuçta zaman, Zamana yemin ediyorsa,
Zamanın üzerine yemin ediyorsa, Kendi üzerine yemin ediyor demektir, Bu zaman, Bizim bildiğimiz, Öğrendiğimiz zaman kavramını, Geriye doğru sardığımızda, Yani sardığımda, Benim geldiğim nokta, Gene şurası oluyor, Allah bilinmezdi, Bilinmekli istedi ve bir şey yarattı, Eyvallah, Ama orada bilinmezken, Sen yaratılmışın zamanını yürüyorsun, Anlayamadım ama, Yaratılmışın, Yaratılmış olan varlığın üzerinde yürüyorsun, Yaratılmış varlığın üzerine başlayınca, Varlığın bir başlangıcı var, Sen varlığın başlangıcına doğru yürüyorsun,
Bu sıkıntı değil, Bizim konuştuğumuz bu zaman değil, Zaman mahluk değil, Yaratılmış değil, Doğru, Efendim, Halik, Evet, Yani zaman yaratılmış değillerken, Sıfatı olarak yaratılmış, Allah'ın sıfatları o zaman yaratılmış değil, Değil, O zaman ayet-i kerimede geçen, Onun zatından başka her şey helak olacaktır da, Sıfatlar bunun içerisinde, Değil tabi, İnsan çocuklukta, Gençlikte, Veya bazı dönüşümlerde, Bir iman yaşar, Yani içinde bir imanı olduğunu keşfeder, Bir imanı vardır onun, İşte Allah'a, Resulullah Efendimiz'e,
Mesela sizde de bunu, Şey olarak görüyoruz, Genelde, Ayetsiz, Haditsiz, Sevdim sözleriyle, Daha dini bir yaşamın içerisine varmadan, İçinizde bir iman olduğunu, Beyan ediyorsunuz, Şimdi o zaman insanın bir imanı var, Ama seneler sonra, Gelip yine, Yüze çıkardığımız imanda, Hani belki bazı, Bazen o imanın tadına bile varamadığımız oluyor yani, O gençlik, Veya, O imanı tadabiliyoruz tekrar, Şunu soracağım, İman değişken midir?
Yani azalır mı, Eksilir mi? Hani hadisi şerif olarak şöyle diyebiliriz, Hani ahir zamanda, İmanı elde tutmak, Kor tutmak gibidir, Evet, Şunu diyebiliriz, İman var, Ama iman yok, İmanı kaybedebiliriz, Ama kazanmış olduğumuz veya, Var olan imanımız değişken midir? Yıllar içerisinde iman artar mı? Veya iman eksilir mi? İmam Azim Hazretleri, Bununla alakalı, Çok güzel bir orta yol bulmuş, Daha doğrusu orta yol demeyelim, İlmin hakikatini bulmuş, Demiş ki, İman artmaz veya eksilmez, İman bir bütündür, Bunu anlatırken, Ben derim ki arkadaşlara,
Bir elma düşünün, Elmayı bir bütün olarak alın, Bu iman, Ama ben oraya bir şerh daha düşerim, Kendimce, Derim ki, Bu elmanın bir ham olanı var, Bir de olgunlaşmış olanı var, İman kemale erer mi? Evet, İman, O kimsenin üzerinde, Kemalattan noksanlık olur mu? Evet, Yani bir kimse, Kemaliyetini arttırırken, Kemaliyetini düşürebilir mi de? Evet, O zaman, O kimsenin imanı eksilmez, Kemalatında, Geriye gidiş olur, Yani, Normalde olgunlaştı, Harika, Kıpkırmızı bir elma oldu, Ama sen öyle hatalar, Öyle yanlışlıklar yaptın, Kırmızılığını kaybetmeye başladı, Alacalı olmaya başladı, Kalp, Pırıl pırıl tertemiz oldu, Ama, Tıp, Bir leke düştü oraya, Kirlilik düştü, O kirlilik, Sen hemen temizlemedin onu, Hemen onu böyle, Tövbeyle, Temizlemeyince, Kirlilik artmaya başladı, Çoğalmaya başladı, Ortalığı fesada çeviriyor, Kirlendiriyor, Ama o kalpte bir, İman mı?
Eksiklik var mı? Yok, Orada kirleniyor, O kemaliyat, Geriye dönüyor, Aslında, Kemal'e ermişti, Kalp pırın pırın, Pasparlak olmuştu, Tertemiz olduydu, Sen günahı kebay ile, Kalbe kirlilik düşürdün, Sevgisizlikle, Kalbe kirlilik düşürdün, Aşıktın, Her an gözünün önündeydi, Her an gözünün önündeydi, İbadet ettiğin Rab, Ama küstahlık yaptın, Terbiyesizlik yaptın, Nankörlük yaptın, Düştün oradan geri, Oradan geri düşünce, Sen her an, İbadet ettiğin Rab'bi, Göremez hale geldin, Bu senin, İmanının, Kemaliyattan, Geriye düşmesi başladı,
Önceden, Aşıktın, Seviyordun, Şimdi, Aşık değilsin, Aşktan geri döndün, Nankörlük ettin, Şımarılık yaptın, Terbiyesizlik yaptın, Edepsizlik yaptın, Sen onu, Düşürdün, Sen onu düşürdün, Artık sende, Geriye dönüş başladı, Ne yapman lazım, Hızla tövbe edip, Hızla zikredip, Yeniden, Kendini, İleri doğru götürmen lazım, Sen, Ne yazık ki, Şımaranlardan oldun, Bu, İmanın eksikliği değil, Kemaliyeti kaybetmen, Olgunluğu kaybetmen, Olgunluk kayboldu, Kemaliyet kayboldu, Sen, Öyle bir şey yaptın ki, Kemaliyet kayboldu, Neydi,
Ashab öndeydi, Ama onlar, Savaş'a katılmakta, Cihata katılmakta, Gevşeklik gösterdiler, Gevşeklik gösterince, Allah Resulü, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri dedi ki, Onlarla selamı, Sabahı kesin, Madem ki o, Ne söylediyse, Heva ve hevesinden söylemedi, Onu, Söyleten de, Canabı Hak, Ondan selamı, Sabahı kesittirdi, Sebep, O çünkü, Cihattan gevşeyip, Geri dönenlerden oldu, O zaman, O geri dönenle, Hiç geri dönmeyen, Bir olur mu?
Olmaz, Hiç gevşeyenle, Gevşemeyen, Bir olur mu? Olmaz, Onlar, Hurmalarını düşündüler, Bakın, Onlar, Hurmalıklarını düşündüler, Ve Allah, Resulü, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Ashab olmalarına rağmen, Dedi ki, Selamı, Sabahı kesin, Bunun gibi, Bu ne? O zaman, O olgunluktan, Kemalattan, Geri dönüyor, O kimse, Bu neye benzetiyorum, Ben bunu, Biliyor musunuz? Hani, Musa'nın kavmine, Her gün, Cennetten, Sofra iniyordu, Musa'nın kavmine, Her gün, Cennetten, Sofra inerken, Musa'nın kavmi, Hadsizlik etti, Edepsizlik etti, Terbiyesizlik etti, Nankörlük etti, Dedi ki, Musa'ya, Biz soğan, Sarımsak yemek istiyoruz, Hazreti Mevlana'da, Mesnevi'de, Bundan bahseder ya, O soğan, Sarımsak yemekten, Soğan, Sarımsak yemek istiyor, Bu ne demek?
Bu manadan, Maddeye geçti, Bu aşağı düştü, Cennet nimetinden, Vazgeçti, O dünya nimetine döndü, Onların dünya, Onun gözünü boyadı, Şeytan, Dünyayı, Ona süslü gösterdi, O zikrullah halakasındaydı, Cayır cayır cennet bahçesinde dolaşıyordu, Zikrullah halakasına sırtını döndü, Sırtını dönünce de cennet bahçesine sırtını döndü, O nankörlerden oldu, O vefasızlardan oldu, O haddi aşanlardan oldu, Bakın, O haddi aşanlardan oldu, Sebep, Sen zikrullah halakasının kıymetini bilmedin, Sen cennet bahçesinde dolaşırken, Sen gittin,
Dünya bahçesinde dolaşmaya başladın, Sen Allah'ın vermiş olduğu nimeti görmedin, Veyahut da gördüğün halde gözlerini kapattın, Tabiri caizse böyle açık ve net konuşacağım, Sen nankörlerden oldun, Yolu ne? Tövbe et, Geri dön, Tekrar otur zikrullah halakasına, O yüzden, Bu kemalata erme, Ne zamana kadar, O son beka noktasına gelinceye kadar, Herkesin geri dönüş kapısı açıktır, Herkesin, Nefse güven yoktur, Sen beka kapısına varıncaya kadar, Nefsine uyup sen, Al aşağı inebilirsin, Bu kapının kapalı olduğu hiç kimse yoktur,
Ancak beka kapısından içeri girdiğinde, Bu yol sana kapalıdır, Onu da diyemezsin, Bu yol bana kapalı diye, O da küstahlık olur, Bakın o da küstahlık olur, Ama, Madem ki veliler, Hz. Muhammed Mustafa'nın, Mürşid-i Kamiller, Muhammed Mustafa'nın, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin varisidirler, Onlar oradan, Kolay kolay, Geriye dönmezler, Geriye döndürülmezler, Çünkü, Hüccettir, Delildir, Delil bozulmaz, O yüzden bazılarının, Eceli hemen anında gelmiştir, Biz onları, Keramet, İshar etti, O yüzden öldü deriz,
Değil, Cenab-ı Hak onu, O esnada, Delil bozulduğu anda, Onun nefesini alır, Neden delil bozulmasın diye, Çünkü, O Allah'ın sırrıdır, O kimse, Daha da haddi aşarsa, Daha da haddi aşarsa, O nefesini verir, Allah sırrını bozmaz, Bakın bunu hiçbir zaman unutmayın, Allah sırrını bozmaz, Nasıl peygamberlerini muhafaza ettiyse, Peygamberliğinden itibaren, Bekaya ulaşan, Mürşidi kamilini de muhafaza eder, Peygamber değildir, Ama delildir, O yüzden, Cenab-ı Hak, Sırrını bu manada, Delil demek, Allah'ın sırrı demektir, Allah onu bozmaz,
Bozacak olanı da, Zaten o hale getirmez, Ama oradan, Geri döneni, Ben biliyor muyum, Hayır, Ama o kapıyı kapatamayız, Peygamberle eşdeğer de olur o zaman, Allah muhafaza eylesin, O da küfür olur, O da yanlış olur, O yüzden, Kemalattan geri döner, Olgunluğunu kaybedebilir, Olgunluğunu kaybeder, Her derviş de bunu yaşar, Birisi de kendi kendine, Ben yaşamayacağım demesin, Sen kalkarsın, Şeyhine dersin ki, Senin gözün kara, Oradan bile yaşarsın onu, Onu yaşamayan derviş, Görmedim ben, Bu derviş için, Muhaldir bunlar,
Düşer, Kalkar, Yan yatar, Çamura batar, Yolda durduğu müddetçe, Bir sıkıntı yok, Toparlanır, Ama hiç kimse de öyle, Kendini dev aynasında görüp, Yani biz düşmeyiz diye, Düşünmesinler, Düşünen anında düşer, Onu düşündüğü anda, Düşmüştür o, Bu acizi, Mahvi, Asla elden bırakmayacak, O yüzden, Kemalattan da geri düşer, Şimdi, Bu benim, Sorumun, Önüydü, Burada, Yaklaşık, 14 senedir, Aldığımız eğitimler, Hep bu mihvalde, Fakat, Maturidi, Görüşü, Ve İmam-ı Azam, Şöyle söylüyor, Bu hususta, Ben tabi size katılıyorum, Bu noktada ama,
Burayı sormak istiyorum, İmam-ı Azam diyor ki, İmam-ı Maturiye'de, Dayandırarak, İman ile, İbadet, Ayrıdır diyor, Yani günahlar, İmanı bozmaz, Lekelemez, Hiçbir şekilde, Etki de etmez diyor, İmanı ayrı tutuyor, Bununla ilgili de, İmam-ı Maturiye'de, Buna katılıyor, Tabir öyle değil, Doğru yere koyalım, Evet, İmam-ı Maturiye'de, İmam-ı Azam da, İbadetle, İmanı ayırır, Ama bir kimsenin, İbadet eksikliği, Onun imanının, Kemalatına, Kemalatına dokunmaz, Diyemeyiz, Etkilemiyor diyor ama, Olmaz, İmanın, Bütünlüğünü etkilemez,
Kemalat ayrı, Bütünlük ayrı, Bir kimse içki içti, Biz onun imanını eksik göremeyiz, Eksiklikle, Kemalat'a ayırıyoruz, İçki içen bir kimsenin, İmanı kemalat'a ermemiştir, O yüzden içiyordur, Ben size katılıyorum, Yok yok, İmam-ı Maturiye'de böyle der, Kitab-ı Tevhid'inde der ki, Bir kimse, İbadet etmezse, İbadet etmedi, Biz onun imanının, Eksikliğine hükmedemeyiz, Eyvallah, Ayırıyorlar yani, Ayırıyorlar, Ben de ayırıyorum, Hatta şöyle de bir, Tabir kullanılıyor, Bak bununla alakalı, Hadis-i Şerif'i söyleyin, Daha net anlaşılsın,
Bir kimse, İçki içiyordu, İçki içtiği için, Hat vuruluyordu, Bir daha içti, Gene hat vuruldu, Üçüncüsünde, Bir daha hat vuruldu, Sahabe dedi ki, Hani Allah senin müstakını versin, Deriz ya, Yine mi aynı şeyi yaptın, Deyip de onu kerik yordu, Allah Resulü, Birden döndü ona, Sallallahu aleyhi ve sellem, O Allah ve Resulünü sever dedi, Şimdi bu, O kimsenin, O Allah ve Resulünü sever, Onun imanı, Bu noktada, Bütün, Allah ve Resulünü sevmesinden, İmanın eksikliği yok onda, Bak iman eksikliği yok, Ama o kimsenin, İmanının kemaliyatı ile,
Hz. Ebu Bekir Efendimizin, İman kemaliyatını, Aynı kategoride görmemiz, Mümkün değil, Kemaliyatla alakalı bu, Yani birisi içki içiyor, Birisi içki içiyor, O zaman, İbadetle imanın arasında, Kemaliyat mı var? Kemaliyat var, Birisi içki içiyor, Kemaliyat değişken o zaman, Kemaliyat tabi, Birisi içki içiyor, O Allah ve Resulünü sever diyor, Susturuyor, Susturuyor, Susturuyor öbür günleri, Öbürkü bir tane hurma yiyor, Ya Emre'l Müminin, Ya Ebu Bekir, O hurma neydi biliyor musun?
Hayır diyor, O hurma filanca, Dilenci kadının, Verdiği hurmaydı diyor, Allah yapıyor, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz, Allah, Allah, Sahabe şaşkın, Midede hiçbir şey yok, Hemen kolunu sıvıyor, Parmak atıyor, Kusmak için, Bir hurma, Kusmak için, Kusamıyor, Açıyor ağzını, Kolunu sıvıyor, Mide elini sokuyor, Hurmayı, Mideden çıkarıyor, Çünkü şüpheli diyor, Çünkü şüpheli, Dilenci kadının hurması, Kendisi başkası hediye etmiş, Şeriatan, Helal mı?
Evet, Şimdi bu, Bu Hazreti Ebu Bekir Efendimizin, İman kemaliyatı ile, İçki içen, Zina eden sahabenin, İman kemaliyetini, Aynı yere koyarsak, Biz hata yaparız, Bütünlük ayrı, O zaman kemaliyatın, İnsanlığa katmış olduğu, Değer nedir? İkisinin de imanı varsa, Birisinin kemaliyatı şu, İman, Onun bütün, Hücrelerine ve, Fiiliyatlarına, Hükmediyor. Neyi değiştirir kemaliyat? İman bir şey değiştiriyor, Allah'a iman, Cennet, Cehennem, Bir kavramı var, Ama kemaliyatın, Etki ettiği yer neresidir? Allah'a dost oluyor, Öteki dost değil mi? O birinci derecede dost değil, Onu söyleyebiliyoruz ya, Ben söylerim, Ben söylerim, O zaman, Amel, İmanı etki etmiş oluyor ama, Muhakkak etki ediyor ki, İman maturi de hayır diyor burada, Kesinlikle hayır diyor, Amel, İman'a,
İmanın, Bütünlüğüne değil, Kemaliyatını etki eder, Ben namazı falan bırakayım dedim bazen ama, Kemaliyatını etki eder, Amel, Bak kemaliyatına, Olgunlaştı, Güneş gören elmayla, Güneş görmeyen elma, Aynı olgunluğe ve renge sahip midir? Değildir, Güneş onu olgunlaştırdı, Öyle değil mi? Bunları anladım da baba, Kemaliyatın bizi nereye getirdiği hususunda, Kemaliyat bizi Allah'a dostluğa götürür, Kemaliyat bizi, Hz. Muhammed Mustafa'ya dostluğa götürür, Kemaliyat bizi, O ihsan noktasına götürür, Peki o içki içen sahabe efendimiz var ya,
Bizi ondan ileriye götürür mü? Bu ayrı bir mesele, Biz şimdi sahabenin atının burnunun, İmam-ı Azam diyor ki, Biz o sahabenin, Atının burnunun üzerindeki terinin tozu olamayız diyor, İmam-ı Azam. Ben onu diyemem, Biz ondan ileri oluruz diye. Sonra da şöyle ekliyorlar, Hani Hz. Peygamber Efendimizin salliallahu aleyhi ve sellem, Bir hadis-i kerifi var, Ben, Arz la ilahe illallah, İlceye kadar savaşmakla emrolundum. Eyvallah. Dinde de zorlama yoktur diyor, İmam-ı Azam, Bunun peşine, Dinde zorlama yoktur, Hususiyetini, Bu hususta şerh ederken, Diyor ki, Hz. Peygamber Efendimizin, Arz la ilahe illallah, Diyeceğene kadar savaşmakla emrolundum, Hadis-i şerifi imandır diyor. Bu sebeple, Onun peşinden savaşan, Gayret eden, Mücadele edenlerinde, Yapmış oldukları, İbadet hükmünde olur diyor.
Bu sebeple de, İkisi ayrıdır diyor. Yani buradan da o şeyi, Örneğini veriyor. Yani diyor ki, Bak diyor, Doğrusu da budur, Hadis-i şeriflerde. Oradaki savaş, Türkçe'ye çevirirken, Savaşmak olarak, O çeviriliyor. Arz la ilahe illallah, Deyinceye kadar, Cihad etmekle emrolundum. Söz bu. Cihad olunca, Cihadın çok farklı veçeleri var. Arz la ilahe illallah, Deyinceye kadar, Biz ilimde öyle bir, En üst seviyeye gidelim. Herkes Müslümanların, Öyle bir ilim seviyesini görsünler. Ve Müslümanlar, O ilim seviyesini, İnsanlar o ilim seviyesini, Gördüklerinde, Müslüman olsunlar. Biz, Bilgide öyle bir noktaya gidelim. O bilgi, Öyle bir üretelim ki biz, Bütün arz, O bilginin önünde eğilmek zorunda kalsın.
Biz teknolojide öyle ileri gidelim ki, Bütün arz, O teknolojinin önünde eğilmek, Zorunda kalsın. Biz siyasette öyle ileri gidelim ki, Bütün arz, Bizim İslami siyasetimizin önünde eğilmeli. Mücadele. Evet. İşte o mücadeleniz, İbadettir diyor, İman değildir. Eyvallah bunların hepsi de ibadet zaten. Bizim bu konuda bir sıkıntı yok. Bakın, İman, Kalbi bir ibadettir. O zaman işte soruma geldim ben. Bak, İman kalple alakalıdır. Evet. Bir imanın bulunduğu yer de kalptir zaten. Şimdi kalbe bakarken de, Bu iş büyür şimdi bu gece. Biz şimdi kalbe bakarken, Kalbin hangi veçesine bakacağız? Kalbin bir veçesi vardır, Halk alemine bakar. Efendim, hangi alem?
Halk, Halk, Halk edilmiş aleme bakar. Halk edilmiş aleme bakan, Kalbin iman kemali ile, Emir alemine bakan, Kalbin iman kemali, Aynı değildir. Emir alemi nedir? Emir alemi, Halk aleminin üstünde bir alemdir. Ayrı bir perdedir. Oranın kalbi ile aşağısının kalbi aynı değildir. Kısa bir örnek verebilir misiniz? Bunu burada anlayacak kimse yok. Eyvallah. Çünkü buradaki bütün herkes alemi halkta. Alemi halk olunca, Hani hal edilmiş noktada. Bu acı bir şey. Burada hiç kimse bir üste çıkmış vaziyette değil. O zaman buradakinin, bütün herkesin imanın kemali noktası, Kalbi halk alemine ait.
Her an için ayağa kayabilir. Her an için şaşırabilir. Her an için düşebilir. Sebep, Dünya tatlı gelebilir. Cennet tatlı gelebilir. Cehennem korkutabilir. Para tatlı gelebilir. Mal tatlı gelebilir. Evi tatlı gelebilir. Eşi tatlı gelebilir. Çocuğu tatlı gelebilir. Zamanı tatlı gelebilir. Dinlenmesi tatlı gelebilir. Deniz kıyısı tatlı gelebilir. Denizi cumburlop, coşak, oh bir keyif edelim tatlı gelebilir. Bak bunların hepsi de halk alemine ait. Ve herkesin bu halk aleminde kalbi kayabilir mi? Evet. Henüz daha orada nefsi onun, Müslüman değil tam olarak. Ve kalbi aldatabilir mi? Evet. Kalbin üzerinde tecelliyatı olur mu? Evet.
Ve o kalbi kandırabilir mi? Evet. O yüzden bir gün zikrullahı çekerken çok aşklı, ertesi gün değilsin. O yüzden o gün namazı kılarken harika kılıyorsun, ertesi gün namazı harika kılmıyorsun. O yüzden bir gün çok coşuyorsun, cömert oluyorsun, ertesi gün ya ben nereden bu cömertliği yaptım diyorsun, içinden. O yüzden o gün üstadı çok seviyorsun, ertesi gün ya bu ne ya diyorsun ya bunu sevmekle mi emrolunduk diyorsun. O yüzden bir gün diyorsun ki öl de öleyim, ertesi gün diyorsun ki ya burada da böyle bir yanlışlık var ya diyorsun. Aynı adam o halbuki. Bu kalbin, kalbin hala da halk aleminde olmasından kaynaklanıyor. O yüzden o her an için evrilip çevrilip dönebilir mi? Evet.
Bakın evrilip çevrilip dönebilir mi? Evet. Hani dedi ya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e dedi. Benim kalbimi senin dininde muhkim eyle. Bu bizim için, kendisi için değil. Sebep halk alemindeki kalp oynaktır. Ama öbür gün de dedi ki, onun gözü şaşmadı. Gördüğüne dedi, kalbi de tasdik etti. Bakın Hz. Peygamber'de iki tane kalp hali gördük şimdi. Bir kalp hali var. Gördüğünü diyor, kalbi tasdik etti. Gözü şaşmadı. Bu kalp ne? Bu kalp alemi emirle alakalı. O kalp şaşmadı. O kalp hiç şaşmadı. Bakın burası, seyri sülukun en zirve noktası. Seyri sülukun zirve sohbeti bu.
Eğer bir sufi, bir sufinin kalbi, alemi halkta durduğu müddetçe, her an ayağa kayar. O yüzden halifelerin de ayağa kaymıştır. O yüzden de nakibi nügabaların da ayağa kaymıştır. O yüzden de nakiplerin de ayağa kaymıştır. O yüzden zakirlerin de ayağa kaymıştır. O yüzden evliya denilir, onun da ayağa kaymıştır. Kayar. Bu onun imanının, imanının tam manasıyla kemale ermediğini gösterir. İmanı, iman bütün, bu konuda bir eksiklik yok. Ama kemale ermekte sıkıntı var. Durumu bu. Eğer kemale ererse, bakın kemale ererse, o zaman o kimsenin, evet, bir sıkıntısı kalmaz. Dediğim gibi, onun bir daha geri dönüşü çok zordur.
Bakın, geri dönüşü çok zordur. Eyvallah, buna söyleyecek bir söz olmaz. Ama kemaliyet, bakın, sufiliğin amacı odur. O kimsenin imanını kemale erdirmektir, sufiliğin amacı. Ve onu ihsan noktasına götürmektir. İhsan noktası neydi? Görüyormuşçasına. İhsan noktası bakın. Görüyormuşçasına. Bir çıt altı ne? Göremesen dahi o seni her daim görüyor. Sen göremedin her daim. Aşk noktasında duramadın. Bir çıt altı, sevgide kaldın. O zaman her an gördüğünü idrak etmen. O kalp, bakın, o kalp, evet, tamam. Söyleyecek laf yok. Kemal erdi. O zaman biz İmam Maturi ile İmam Azam'dan ayrılıyoruz bu hususta. E sen öyle anladın o zaman.
Yani kemaliyatın imanı değiştirdiği hususiyetinde ki, kemaliyat da bizim fiillerimize dayanıyor. Yani benim edebime kemaliyatım dayanıyor. Kemaliyatım arttıkça da imanım kamil oluyor. O yüzden imanı etkileyebilen bir, yani benim fiilim imanımı etkileyebiliyor. İmanın kemaliyatını etkiliyor. Bak orada ayrıştığımız yer şu. Ben ayrışmıyorum yani. Yok. Sadece merak ediyorum yani. Orada bir bütünü kabul et. Bir bütün var. Bu iman. Bu bütünü olgunlaştıran şey kemaliyet. Bu ibadet. Bu bütün müminin bütün her şeyi ibadettir. Bu bir an daha aşık olur o kimse. Kemal'e erer. İmanı kemal'e erer. İmanı kemal'e erer.
Bütün. Aşkla. Evet. Aşk onun kendi fiiline mi bağlıdır? Benim de tezim bu zaten. İşte ama aşk bizim fiilimize bağlı değil burada. Neden? Her şey bizim fiilimize bağlı. Her şey bize. İbadetleri diyor ki fiilimize bağlıdır. Her şey bize bağlı. Her şey. Aşk da bize bağlı. Aşk da bize bağlı. İyi ben aşık olmak istiyorum o zaman. Örnek. Senin tutan yok. Veya işte. Madem bize bağlı. Ol. Senin tutan yok. Herkes bir anda hepimize aşık olmak istiyoruz. Vov çok sevinirdim. Zaten buradaki ders alanlar. Bir anda aşkın kokusunu almasalar ders alamazlar. O zaman herkes aşık. Burada ben hiçbirisine aşık değil diye ben iddia etmem. İmanın kemalindeyiz.
Ben hepsi değil. Ben bu konuda bir iddiam yok. Bir derviş, bir üstadı severek rüyasında görerek sakin ol yavrum. Severek rüyasında görerek ders aldıysa o kimse aşk kapısından içeri girdi. Bu bizim soframıza oturan bir kimsenin aşktan nasibi yoksa bizim soframıza oturamaz. Otursa dahi duramaz. Oturdu. O kendini hani muhakkak dönüştürmesi gerekir aşka doğru. Dönüştürmezse oturamaz. Yok. Ben bunu 35 yıldır iddia ederim. Bizim yolumuz sevgi yolu derim. Bizim ben hiç ağzımdan duydunuz mu bu yol, ibadet yolu diye? Deme? Benim böyle bir iddiam yok.
Bizim yolumuz sevgi yolu. Ciğerinizi yaka yaka sevin. Nasıl becerirsiniz bilemem. Bu ayrı bir mesele. Ne kadar becerirsiniz bilemem. Bu da ayrı bir mesele. Herkesin kendince bir istidadı, kendince eşi, evi, çoluğu, çocuğu var. Ve buraya gelen kadın erkek hepsi de birçok zorlukları aşaraktan geldiğinin ben bilincindeyim. Evet. Gelemez. Bak sebep. Çünkü burada o kimsenin imanı kemale erer. Bu sevgiyle erer bizde. Bizde bu bizim yolumuzda. Benim yolumda bu. Bu benim yolum bu. Bu yolda sevgiyle o kimse kemale erer. Sevgiyle erer.
Aşkla erer. Ve bir başkasının, çok özür dilerim küçültmek için söylemiyorum. İbadetle bin yılda yapamadığını burada bir dakikada yapar o kimse. O yüzden kafeyi kırar herkes dışarıdan bakan. Bu ne lan dün işte içiyordu bak bugün Abdülkadir Geylan Hazretleri'ni gördüm diyordu. Evet. Evet. Bu sevmekle alakalı. Bu aşıklıkla alakalı. Ben o yüzden derim arkadaşlar. Rüyasında görmeyen bir kimse ders vermeyin. Bırakın onu üstad versin. Sebep sen ondaki istidadı analiz edemeyebilirsin. Yarım yamalak olur adam. Adamın tarikata girdiğini, derviş olduğunu, işte sufi olduğunu da anlayamaz. Ne olduğunu da şey yapamaz. Bir türlü böyle kabız halinde kalır. Ne ileri gider ne geri gelir.
Bırak verme sen ona. Ona de ki rüyanda gör kardeşim. Göremedim. Ben seni üstada götüreyim. O veriyorsa versin de. Bitti. Veya buraya geldiğinde görsün. Bir bak veriyorsa versin de. Neden? Yolda dökülmesin adam. Adam da kırık bir aşk hikayesi kalmasın. O daha da kötüdür. Bakın o daha da kötüdür. Onun ders almaması onun için daha hayırlı. Sebep? Ya kırık bir aşk hikayesi gibi kalacak onda o. O ne o tarafa gidebilecek, ne o tarafa gidebilecek. Hiçbir tarafa gidemeyecek o. Ben bazen de derim ya arkadaşlar nereye gidiyorsanız gidin serbestsiniz. Sebep? Ben derim ki hiçbir yerde bulamaz bu aşkı. Dünyanın neresine giderse gitsin.
Bu aşkı bulamaz. Ne eşinde bulur, ne çocuğunda bulur, ne anasında bulur, ne babasında bulur, ne danasında bulur. Ne malında bulur, ne mülkünde bulur. Hiçbir yerde bulamaz. Bu kadar da iddialı söylüyorum bakın. Bakın bu kadar da iddialı söylüyorum. Kadın erkek bulamaz. Onun benim o dayandığım yer aşıklık, sevmek.
O çünkü parayı, pulu, malı, makamı, evladı, karıyı, çoluğu, çocuğu her şeyi attırır, oraya koşturturur insana. Bakın o tarafa koşturturur. Adam onu kaybeder. Zaten yaptı yaptı, yapmadı zaten burada duramaz ki adam. Oho, bir sürü de bahane bulur, gider. Gider. Ben de hiç neden gitti demem. O yüzden dönüp bakmam kolay kolay. Bir de öyle derler. Hani sen kendine çok güveniyorsun. Evet. Ben kendime çok güvenirim. Öz güvenim var benim. Ben kendimi öyle konuşlandırırım. Ben burada Allah rızası için, Allah rızası değil.
Ben Allah için buradayım. Bitti. Millet seviyormuş, sevmiyormuş, dinliyormuş, dinlemiyormuş. Ben bakıyorum. Allah seviyor mu, sevmiyor mu? O dinliyor mu, dinlemiyor mu? Bu kadar. Sevgisiz kemalata da inanmam. İman bütün gene. Onunla işimiz yok. O zaman ben yine belki de hissederek anlamaya ve yaşamaya çalıştığım hususunda tam olarak onu yaşayamıyorum. Bencillik etmeyeyim. Ben bütün kardeşlerimiz adına sizden imanı kamili talep edebilir miyim? Rabbim cümlenize nasip eylesin. Amin. Cümlenizin gönlüne, kalbine, içine, dışına, ruhuna, sırrına erdirsin inşallah.
Amin. Cümlenizde Cenab-ı Hak o bahsettiği halk aleminin üzerindeki o perdenin imanıyla hepinizi imanlandırıp kemale erdirsin. Amin. Hiçbir derviş kardeşimi aşağılarda tutmasın, hep o dediğim yerde tutsun. İnşallah. Amin. İsteğimiz bu. O zaman bunlara dayanarak sorumu sorayım. Ooo. Sor. Zikir imandan mıdır, ibadetten midir? Benim için imandandır. İşte ben de burası büyük bir mesele. Bununla ilgili sorularım olacak işte. O zaman biz ibadet etmiyoruz şu anda. Ben zikrullahı kendimce avam ibadet olarak görür. Ben ibadet olarak görmüyorum. Zaten ibadet olsaydı biz Çanakkaya'dan, Barbaros ağabey İstanbul'dan gelemezdik.
Ben bunu hani sorduğu için ilk defa söylüyorum. Ben hiçbir zaman zikrullahı ibadetten görmedim. Sorun buydu. Teşekkür ederim. Benim için zikrullah, yâr ile sohbettir. Siz beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Sırrı, ibadetin çok çok üstündedir.
Bir şeye ibadet edersiniz. O şey sizin inancınızın gereği Allah'tır. Siz bir şeye ibadet edersiniz. Bir şeye ibadet ettiğinizde bir ibadet eden vardır, bir de ibadet edilen vardır. Ama siz bir şeyi zikrediyorsanız, o şey de sizi zikrediyorsa, bu farklı bir şeydir. Ben farklı bir şey diyeyim, çıkayım işin içinden.
Siz sonra adını, ne o adını sanını bulun. Söyle. O aşağılarda kaldı şimdi bu muhabbette. Benim dediğim bu hal, anı yöneten şey. Aşağı çekme bizi. O sufi vaktin çocuğudur, avam sufi içindir. Bak cevap veriyorsun da ama.
Fikrini sormadım. Elmani sıfatı olma. Kesme. Hiçbir zaman akan suyun önünde durma. Alır götürür seni dışarı atıverir. O su delidir. Sakın sana şerh olsun herkese. Su akarken doldurmaya bak. At kendini içine, yürü nereye götürüyorsa. Aklına vurma orada. Bu böyle miydi, şu şöyle miydi deme. İlmi kesme. Herkese bu. Senin dediğin şey, avam sufiler için. Sufi vaktin çocuğudur, avam. O vakti gözetler. Sufi öyle bir kalp haline gelir, vakit ona tabi olur. O yüzden zaman içerisinde zaman olur.
Hal içerisinde hal olur. Perde içerisinde perde olur. Hayret içerisinde hayret. Hakikat içinde hakikat. Marifet içerisinde marifet olur. Onun ne zaman kaydı vardır, ne kelam kaydı vardır, ne de kalem kaydı vardır. O öyle değil. O yüzden hoca şimdi ta götürdü, ta ötelere. Sen aşağılara çekme. Sakin ol. Bu tip sohbetlerde dinle. Herkes için. Araya girme. Sufi adabıdır. Yürümüş. Sohbet yürüyor. Sen elini kaldırma oradan ya. Bırak. Anlamayıver orayı. Bayanlardan da yapıyorlar onu. Sohbet akıyor. Elini kaldırıyor. Kaldırma. Buradaki insanlar sufi vaktin çocuğunudur.
Bilmeyen var. Var mı bilmeyen aranızda sufi vaktin çocuğunu? Biz başka yerde dolaştırmaya çalışıyoruz herkese. Hani derviş gidiyormuş ya. Beytullah'a. Şeyhi demiş ki. Oğlum demiş. Hiç kimsenin işine karışma. Muhittin İbni Arabazetleri Beytullah'a sırtını dönmüş. Ya Rabbi diyormuş. Bütün hüccacın haccını kabul etmedikçe senin beytine dönmeyeceğim. Derviş ya. Şeyh'ini de dinlemiyor ya. Gelmiş elini vurmuş. Demiş ya. Beytullah'a döndü dua. Seslenme demiş. İkinciye gelmiş. Yine. Yine seslenmemiş. Üçüncüye gelmiş. Kendi vurunca Muhittin İbni Arabazetleri de demiş. Sen şeyhini ne dinlemiyorsun demiş.
Sana şeyhin ne dedi demiş. Kimsenin işine ibadetine karışma demedi mi sana demiş. Dedi demiş. Sen ne karışıyorsun benim ibadetime demiş. Ben demiş birinci. Sen dönerken demiş. Ben Allah'a dua ediyorum. Cana herkesin haccını kabul eyle. Yoksa Beytullah'a sırtımı yüzümü dönmeyeceğim diye. Ben demiş. Birinci de demiş. Üçte birini kabul etti demiş. İkinci de demiş. Üçte ikisini kabul ettirdim. Sen benim halimi bozdun demiş. Halini bozmayın bir kimsenin. Oradan nefis şeytan giriyor. Bu soruyu da sor diye. İngitaya uğratıyor. O sohbet alacak götürecek. Nereye götürüyorsa götürecek onu. Hani bu şuna benziyor.
Şeytan geliyor. İsa aleyhisselama diyor ki Allah'ı zikret. Şeytan İsa'ya Allah'ı zikret der mi? İsa duruyor. Bu diyor şeytanın bir amacı bir karı olmasa bana zikret der mi diyor. Ondan sonra kalbine ilham geliyor. Diyor ki ben diyor kalp ile zikrullah yapıyordum. Bu geldi diyor Allah'ı zikret dedi. Ben dille zikretmeye başladım diyor. O yüzden hani uyuyanı uyandırmayın. O uyuyan ne biliyorsunuz mu? Biz zahiren birisi horul horul uyuyor. O zannediyoruz. Değil. Orada uyuyan hani insanlar ondan sonra uykudadır. Öldüklerinde uyanırlar. O kimse o yakaza halindeki uyku onun yüz bin kişinin uyanıklığından iyidir. Onu uyandırma.
Ona elleme. Ona dokunma. O ayrı bir perdeye geçti. Sen ona dokunursan onun perdesine mani sıfat oldun. Yanıverirsin. Tersine gelirsin. Tersine gelirsin. Terse gelirsin. Hem de nasıl terse gelirsin. Allah muhafaza eylesin. Amin. La ilahe illallah

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi