Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Aralık 2023 · 1:15:54
Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seniye sımsık yapışanlardan eylesin. Cenab-ı Hak İsrail'i, Siyonistleri, yardımcılarını destekleyenleri hepsini de batırsın. Hepsini de helak eylesin. Nerede bir Müslümana zulmeden varsa, o zulmeden zalimleri Cenab-ı Hak helak eylesin. Nerede bir Müslümana zorluk çıkaran var ise, Rabbim bile bile onun dininden, imanından dolayı zorluk çıkarıyorsa onları helak eylesin.
Amin. Ejmeyin. Dostunu severken ölçülü, sevginin birinde düşmanın olabilir. Düşmana da buğzunu ölçülü yap, günün birinde dostun olabilir. Bu zamana kadar çok ihanet gördüğünüzü ifade buyurmuştunuz.
Şahsınızla ilgili olarak karşı tavrınız ne oldu, şu an nedir? Hadis şeriteki ölçü ifadesinin karşılığı nedir? Düşmana karşı yapılan buğz tam olarak neyi ifade eder? Dost ile bir gün düşman olabilme, olabilme tedirir. Ne o, ginliğini mi? Buraya okuyamadım.
Tedirginliğini nasıl aşabiliriz? Dostunu severken ölçülü sev, günün birinde düşman olabilir. Düşmana da buğzunu ölçülü yap, günün birinde dostun olabilir. Ben bu noktada bir kimsenin bir kimseye, yani bir, iki, bir derviş, mürid, mürşid, iki arkadaş, normalde işte makul ölçülerde insanların ilişkileri, bunları sevme noktasında insanların gelebileceğine inanmıyorum çok.
Muhabbet besleme bizde var, beğenme var, muhabbet var. Sevmek deyince işin içerisine, sevginin kendi içerisinde dereceleri var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, yani buradaki bu derecelendirmeyi hangi ölçüde yaptı, bunu normalde bizim kendi dairemizde, biz gayet bunu hani olumlu, hüsnü, zan besleyerek de söylesek, evet bir kimse dostunu, dostum dediği kimseyi ölçülü sevebilir.
Buradaki ölçü, o dostum dediği kimse peygamberden fazla değildir. Dostum sevgisi, dostum dediği kimse Allah'tan fazla değildir, sevgisi. Eğer biz bu sevgi ölçüsünü peygamberden fazla veyahut da işte Allah'tan fazla oluşturuyorsak, orada sıkıntı vardır zaten. Bu normalde sufi cenahtan bakarsak, bir kimsenin en fazla sevdiği üstadıdır. Sufi cenahından bakarsak, bütün gözünün gördüğü bütün insanlardan fazla üstadını sever. onun üstünde peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i sever, onun üstünde Allah'ı sever. Böyle olunca bir mürid için bu hani severken dostunu ölçülü sev, o zaman arkadaşlarının arasında evet severken ölçülü sevecek. Bu sevgisi onun Kur'an ve sünnetin dışına itmeyecek.
Bu sevgisi onun Kur'an ve sünneti delmesine, delmesine şey yapmayacak. Ölçü bu. Burada hani dostunu severken ölçülü sev, Kur'an ve sünneti aşmasın. Kur'an ve sünneti delmesin. Ben seni seviyorum ya, sen beni seviyorsun. Aramızda sevgi bağı var, o zaman bunun ölçüsü Kur'an sünnettir. Kur'an sünnetin dışına çıkan bir sevgi bağı, doğru bir sevgi bağı değildir. Ölçü Kur'an ve sünnettir çünkü. O zaman düşmanına da ölçülü düşmanlık yap, evet düşmanına da Kur'an sünnet dairesinde ölçülü yap. Yani o zaman sen birisine düşmansan eğer, ki bu mümin olamaz. Bakın sen birisine düşmansan bu mümin olamaz. Çünkü ayet-i kerimede sen müminlere karşı, iman edenlere karşı şefkatli ve merhametli ol der.
Öyle olunca bir Müslümanın bir Müslümana, bir müminin bir mümine düşmanlığı söz konusu olmaz. E normalde kime düşman olur? O zaman etrafında gayrimüslim insanlar var ise veyahut da Kur'an sünnet dışındaki insanlar varsa, onlara karşı bir düşmanın söz konusu olabilir. O zaman normalde bu manada, ben kendi, burada benimle şahsınızla ilgili olarak diyor, ben şahsımla alakalı eğer ki hep söylüyorum ya, bu dergahın içerisinde, dervişse o kimse, benim hakkım helal olsun.
Her ne yaptıysa yaptı. Ben onunla bir hak iddia etmiyorum. Dersi değil ise, bu topluluğun dışındaysa benim hakkım helal değil. Ben o kadar çok böyle, çok iyi bir insan değilim. Açık konuşuyorum bu konuda. Diyorum ki Allah'a intikamımı alsın. Benim bu konuda böyle şeyim yok. Ne o? Ya işte, şöyle yapayım. Böyle bir şeyim yok benim. Ben diyorum ki, ben garip bir Mustafa Özbağ'ım. Eğer bir o kimse bana kendince zarar verdiyse, kötülük yaptıysa, çünkü bana zarar vermesi demek, benim şahsi bir meseleden dolayı değil. Beni nereden tanıyor insanlar? Bu topluluktan tanıyorlar. Beni ticaretten tanıyan yok.
Beni alışverişten tanıyan yok. Veya nereden konuşuyor? Benim normalde Kur'an ve sünnet tarihinde durmaya çalıştığım bu toplulukla alakalı. Sufilimle alakalı. E bununla alakalı, bana düşmanlık yapıyorsa, o zaten münafığın teki. Müslüman görünümünde münafığın teki. Bakın, benim dini hayatımla alakalı, dini söylemlerimle alakalı. Bir kimse bana düşmanlık yapıyorsa, münafığın teki zaten. Ben ona neden hakkımı helal edeyim ki? Allah'a intikamımı alsın benim. Amin. O yüzden veya bir kimse benim şahsıma herhangi bir kötülükte bulunuyorsa, benim şahsımla alakalı bir şey yapıyorsa, Mustafa Özba'yı kim tanırdı ki? Mustafa Özba normaldi. Tanındığı yer dergahla alakalı, sufilikle alakalı.
O yüzden böyle bir şey yapıyorsa, dergahla, sufilikle alakalıdır. Yine münafığın ta kendisidir. Sebep, kardeş, ben senin malına zarar vermedim, mülküne zarar vermedim, karına zarar vermedim, çoluğuna çocuğuna zarar vermedim. Sen ne ama benim arkamdan, benim kötülüğüme, aleyhime uğraşıyorsun? Benim dinimle alakalı, benim yolumla alakalı. O yüzden hakkım helal değil. Ben bunu ta ama dervişliğimin başlangıcından beri söylüyorum. Hani bir şey diyorlar ya, herkese hakkını helal et. Ya neden helal edeyim? Kafirse Allah intikam mı alsın? A'in! Münafıksa Allah intikam mı alsın? A'in! Yani o kimse dergahdansa helal-ı hoş olsun. Tekrar söylüyorum. Yemiş, içmiş, kırmış, dökmüş, bunları duymuyor, görmüyor zannetmeyin.
Onun hesabını görmüyorum. Onun hesabını görsem, bu topluluk onun hesabını veremez. Hizmet edenler de veremez. Sen bu topluluğun bir tane bardağını kırsan, nasıl vereceksin hesabını? Sen bir tane fincanını kırsan, nasıl vereceksin hesabını? Bir topluluğun tabağına zarar versen, nasıl vereceksin hesabını?
Pirincine zarar versen, nasıl vereceksin hesabını? Bir lokmanın bir tanesine bir zarar versen, nasıl vereceksin hesabını? Kapısını, penceresini, elektriğini, osuna, busuna bir zarar versen, nasıl vereceksin hesabını? Veremezsiniz kimse. Bunlar görünmeyen yerler. Şeytanın örttüğü yer bunlar. Semazen düşünün. Semazen, sema kıyafetini giyiyor. Sema ediyor. Ona bir zarar verse, nasıl verecek hesabını? Ses cihazları var, hapörlörler var, bir sürü teşkilat var bizde. Kimseye boynumuzu bükmeyelim diye. Ona bir zarar veren bir kimse, nasıl verecek hesabını? E hatalan olabilir, hayır.
Kasıtlı yapan da var, nasıl verecek hesabını? Nasıl kasıtlı yapan? Var. Her toplulukta ifrat ve tefrit vardır. Her toplulukta, her toplulukta. Gözü görmez, şeytan onu göstermez. Bir şeyi önemsemez, kırar atar. Nasıl olsa alınıyor der. Cafer'i aç telefon, Cafer abi bu lazım, tamam al. Bitti. Cafer abi bu eksik, tamam al, bitti. Doğru mu Cafer? İş yerinde, dükkandayız. Ben kameradan seyrediyorum. Kızın birisi şef. Böyle bir mal düzeltiyor. Fincanınla beraber attı kızın üstüne. Tabakla fincana, hemen çıktım yukarı. Dedim ne yaptın?
Mustafa Bey çok sinirlendim. Kırdığın mal kimin dedim. Kırdığın mal kimin? Kaldı. Attığın mal kimin dedim. Parasını vermiş olsaydın, atar mıydın sen fincanı böyle dedim kızın üstüne. Sustu. Şimdi, Said Bilir, raf yapıyorlar, kırıyorlar. Eyvallah. Kırılıyor. Gün içerisinde. Müşteri kırıyor. Kendileri kırıyorlar. Çalışıyorlar ama. Ağzım açmıyorum ben. Vardı ya, sen biliyorsun onu. Sonra gönderdik ya. Eee, kimin fincanını kırdın? Kendi fincanın olsa atar mısın öyle? Beni çok kızdırdı da, bana şunu yaptı da, bana bunu yaptı da.
Dedim yok. Haydi, kes hesabını. Dedim ben seni böyle çalıştıramam. Ayıp söylemesi. İçeride borcu vardı, para çekmişti. Onu da düşünmedim. Neden? Hain çünkü. Evde de kadın kırıyorsa sıkıntı vardır. Onun gibi şimdi öyle olunca, işin içinden çıkılmaz olur. Ben o yüzden derviş kardeşlere derim ki, arkadaşlar dervişsiniz hepiniz de. Ne yaptıysanız, ettiyseniz, benden bir hakkım yok. Helal o hoş olsun. Dergahın dışında. Yok kardeş, helal değil. Allah bizi affetsin. Yok, ben o kadar çok iyi bir insan değilim. Ölçü ifadesinin karşılığı nedir?
Benim için ölçü Kur'an ve sünnettir. Kur'an ve sünneti aşılmadığı müddetçe, ölçün içindedir o kimse. Kur'an ve sünneti aşıyorsa, ölçü yoktur. Düşmana karşı yapılan buğz tam olarak neyi ifade eder? Mümin, mümine buğz etmez. O yüzden burada mümin olmayanın dışındaki bir kimse buğz eder. Bunda sıkıntı yok. Dost ile bir gün düşman olabilmek, olabilme tedir. Bir tedirginlik nasıl aşabilir? Ben hiç tedirgin olmam. Dostumsa o kimse, ben ona karşı herhangi bir şey yapmam. O yaparsa, o kendi utancından, o uzak durur. Herkesin dostları vardır. Ben kendime dost gördüğüm kimseye karşı tedirgin olmam. Bir şey yaparsa günün birinde, çok açık konuşurum bu konuda, onun kendi sütü bozukluğundandır.
Ben bir şey yapmam. Kendimden de bu kadar eminim. Ben dostlarıma karşı bu kadar eminim. Dervişlere karşı da eminim. Ben bile bile kasıtlı hiçbir dervişe kötülük yapmam. Rabbim beni affeylesin. Böyle emin konuşuyorum. Ben bugüne kadar hiçbir dervişe kötülük yapmak öyle bir noktada durmadım hiç. Beni hiç ilgilendirmez, hiç ilgilendirmedi. Dervişin parası, turası, makamı, mevkisi beni hiç ilgilendirmedi. İlgilendirmez de. Ben dervişlere karşı, derviş kardeşlere karşı öyle gözümü dikmem bir şeye. Hatta derim, benden mal almayın kardeşim.
Ben bir şey satıyorsam. Yarın öbür gün nefsinize uyarsınız. Dersiniz ki acaba pahalı mı aldım? Ben de normalde acarın dükkanına bakıyordum. Yani hiyerarşide, anlaşmada ortaktım oraya. Böyle de konuşmak istemiyorum ama. Ortak olsam ne olacak, olmasam ne olacak. Hepsini alsam da benimdi. Benim öyle bir şeyim yok. Ben ona dedim hani hukuk böyleydi ama ben bir şey istemiyorum dedim. Komple ona bıraktım. Erkut da burada. Erkut senetler onda değil miydi? Evet. Ben ona dedim ki ben ticareten bakmadım buraya dedim. Her neyse. Ama o arkadaşlara diyordum ki ben ucuz burası. Bir şey alacaksanız hani ucuz.
Ucuz. Bursa'nın en ucuz mağazasıydı. Ben bırakınca bayram etti zaten züccacıyacılar. E şimdi bu dervişlerin faydasına bir şey oluyorsa eyvallah. Öbür türlü ben dervişlere bir şey satmam. Kolay kolay dervişlerden bir şey almam. Hani böyle mal noktasında. Ama iş yaptırırım. Burhan kaç yıldır iş yapıyorsun bana? Kaç? 20'yi geçmiştir. Hiç pazarlık yaptım mı seninle? Hiç yapmadım. Nafız burada mı? Yok mu nafız? Gelmemiş mi nafız? Hayret. Valla adam bir gün gelmez sorulur. İbrahim oralarda mı yok mu? Eyvah eyvah eyvah … Gelmezse yandı keten elva. Allah iyiliğini versin inşallah.
Normalde mesela arkadaşlar bir şey yapılacak. Şaban. Şaban. Sen kaç yıldır iş yapıyorsun? Hiç pazarlık yaptım mı? Evet. Ben dervişlere iş yaptırırım. Benim hukukum budur. Hiç pazarlık yapmam. Kaç para? Şu para. Bitti bu kadar. Benim şeyim yoktur. Dervişte pazarlık yapmam. Pazarlık yapacaksam ona yaptırmam. Bak pazarlık yapacaksam ona yaptırmam. O yüzden benim dervişlerle olan hukukum benim kendime özeldir. Bak kendime özeldir. Pazarlık yapmam. Bir iş yaptıracaksam. Ama derim ben de mal almayın. Neden?
Nefsinize uyarsınız. Allah muhafaza eylesin. Ben zakirlere de derim. Dervişlerle alışveriş etmeyin. Hele kurbane nerede sen? Yoldaydın. Hoş gelmişsen. Dedim yoksa torun mu oyalıyor seni? Piş pişte miysen? Yok. Hiç kucağına almıyorsan? Birkaç sefer aldın. Allah iyiliğine. Dedim yoksa torun oldu. Kurbane dedim. Torun koklamaya mı kaldı yoksa? Yok. Yok tamam. Kaç yıldır iş yapıyorsun bana? Dergaha girdiğinden beri. Yıl yok yani. Hiç pazarlık yaptım mı ben sende? Yok. Yok yapmamışım onunla da. Allah razı olsun.
Otur kurbane. Hakkını helal et. İyi yetiştin. Yoksa cezayı yiyecektin. Allah razı olsun. Şimdi böyle olunca benim dervişlere karşı da eminim ben. Ben bile bile bir dervişe zarar vermem. Bile bile bir şey yapmam. Bilmediklerimden de sorunlu değilim. Veyahut da normalde o noktada bir kastım olmadığından dolayı sorunlu değilim. Öyle olunca ben rahatım. Ben birisinin parasını istemem, pulunu istemem. Beni ilgilendirmez. Dervişlerin parası, mallı, mülkü, arabası, katı, yatı. Beni ilgilendirmez. Allah hepsine daha fazlasını versin. Hayırlısıyla. Öyle olunca ben dostlarıma böyle ölçü koyma noktasında değilim. Tedirgin de değilim.
Ben tedirginlik de yaşamam. Kalbim mutmayındır yani. Ben bütün dervişlerle alakalı hiçbir tedirginliğim olmaz. O yüzden öyle bir tedirgin de davranmam. Hayatıma rahat bir şekilde yaşarım. Hakkınızı helal edin. Dinimizde bu yaptığınız sesli ve görsel zikrin yeri nedir? Normalde Kur'an ve sünnetin içindedir bu. Bilmeyenler bunu dinde yok zanneder. Zaman zaman böyle işte ya dinde böyle bir şey var mı? Var diyorsun şimdi kalıyor. E var. Sen olmadığını bize ispatla diyorsun. Sen olmadığını ispatla. İslam dünyasında bilhassa Sufilerde son 200 yıl böyle bir özgüvensizlik var. Hani özgüvensizlik şu.
Hani böyle bunları söyleyen de böyle tepeden konuşuyor. Bu yaptığınız dinde var mı? Var lan sana ne? Olmasa sana ne? Olmasa sana ne? Sen Allah mısın? Sen peygamber misin sorgulayacak? Kimsin sen sorgulayacak? Kimsin? Böyle tepeden konuşacak bize. İslam'da yok. Kaç tane kitap okudun fıkıh kitabı? Soruyorum şimdi. İslam'da yok diyene diyorum ki okudun mu İbn Abid'ini? Okudun mu diyorsun Fetevayi Hindi'yi? Birisi durdu şimdi. Biliyor musun Fetevayi Hindi'yi dedim ben. Bilmiyorum dedi. Ne ama soruyorsun o zaman? Böyle tepeden. Hani ben de ezileceğim ya onun karşısında.
Aman ya dinde var mıydı yok muydu? Var lan sana ne? Sana mı soracağım? Sen mi ahkam sahibisin? Nesin sen? Kendini ne zannediyorsun? Sorgulayacak. Taharetlenmesini bilmiyorsun dedim. Birine. Nasıl dedi. Bana nasıl taharetlendiğini anlattı. İslam'ı usullere göre dedim. Kaldı bu. Şu anda Türkiye'deki ben Müslümanım diyenlerin yüzde yetmişi İslam'ı usullere göre taharetlenmesini bilmiyor.
Yüzde yetmişi bilmiyor. Yüzde otuzu da böyle gerçekten hani bu aslında büyük rakam da hüsnü zan besleyerekten söylüyorum. Yüzde otuzu da böyle dük düzgün böyle abdestini alan bu konuda hani düzgün hareket eden kimsedir. Evet büyük abdest taharetlenmesini bilmiyor bizim toplumumuz. Hangi elle taharetleneceğini bilmiyor daha. Ama şunu söylüyor. Bu yaptığınız İslam'da var mı? Var. Olmadığını sen ispat et. Bir de böyle özgüven patlaması görünce bak duruyor şimdi. O şaşırıyor. Çünkü ona bunu söylüyor. Bu hadis sahibi falan. Ha sanki Buhare'yi yuttu arkadaş. Sanki kötü bir siddeyi yuttu. Kötü bir sidde komple ezberinde sanki. Ezberinde kırk hadis var mı diyorum ben kalıyor.
Ezberinde yirmi hadis var mı kalıyor. Diyorum namazla alakalı beş hadis söyle bana. Evet imanla alakalı beş hadis. Namazla alakalı beş hadis. Oruçla alakalı beş hadis. Abdestla alakalı beş hadis. Her Müslüman'ın bilmesi gereken bir şey. Yok. Ama sorgulamak var. Bu hadis sahih mi? Böyle ibadet var mı İslam'da? Var. Var. Yapıyoruz işte var. Bu özgüveni görünce karıştırıyor zaten. Yani ona alışmış. Bu hadis var mı? Sen ona anlatacaksın altı. Kırk dereden ona su getireceksin. Taklatacaksın.
Bir de bir şey var Müslümanlarda. Böyle bütün herkeste. Aman o bir laf söylemesin. Aman bu bir şey demesin. Biz de böyle. Yürü lan cahil adam, avam adam. Elif'i görse mertek zannedecek. Taharetlenmesini bilmeyen adama oturacağız. Yüz dereden su getireceğiz. Sus. Cahilliğinin cahil olduğunu da bilmiyor. Cahil cahilliğini de bilmiyor. Hani var ya adam. He siz işte mürşidi kamil misiniz? Evet desem ne olacak? Hayır desem ne olacak? Sen ne ol... Nabza mı bakacaksın? Nabzıma bakıp mürşidi kamil mi değil mi? Öyle mi bakacaksın? Nesine bakacaksın? Ne kadar Kur'an sünnet biliyorsun ki? Ne kadar tasavvuf bilgin var ki? Ne kadar manevi halin var?
Nasıl yani basbayağı. Ertesi gün olacak olanı rüyanda görüyor musun? Hayır diyor. Bir ay sonra olacak olanı rüyanda görüyor musun? Hayır. E senin rüyan kapalı diyorum. Nasıl yani basbayağı. Sen diyorum hiç zikrediyor musun? Yani ara sıra zikrettiğinde gözünü yumduğunda bir şey görüyor musun diyorum ben. Öyle bir şey mi oluyor diyor. Nereden bileceksin sen mürşidi kamili o zaman? Nereden bileceksin? Bilmediklerinden gidiyorlar İngiliz soytarısına, Mossad yosmasına, CIA yancısına, çarçısına derviş oluyorlar. Nereye derviş oldun? Merkezi Londra'da oğluna derviş oldun. Nereye derviş oldun? Mossad'ın hesabına çalışana derviş oldun. Nereye derviş oldun?
İngiliz soytarısına çalışana derviş oldun. Böyle söyleyince de kızıyorlar. Kardeş kökenine in. Şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna in kökenine. Birisi çıkmış sabahleyen erken kalkmış, 12 ölücüler gibi darbe yapmış. Ben şeyhim demiş. Ulan nereden şeyh oldun sen? Hacı Oktay hoş geldin. Allah bizi affetsin. Allah'ın peygamberine sihir, halüsinasyon vesaire etki edebilir mi? Mısır Tantaşehri'nden kardeşimiz Amur Gamil'in sorusudur. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sihir yaptılar. Anında felak nas geldi. Anında felak nas gelince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o sihirden herhangi bir zarar görmedi.
Herhangi onda hiçbir etkisi olmadı. Halüsinasyon peygamber için söz konusu değil. Peygamberler halüsinasyon görmezler. Peygamberlerin gördükleri rüya da sahihtir, gerçektir. Asla öyle bir şey olmaz. Aa bunu sorunun başı varmış. Hazreti Musa Firavun'un sihirbazları asalarını yere attıklarında yılan olduğunu gördü. Bu bir halüsinasyon muydu? Yoksa asalar gerçekten yılan mı dönüştü? Onların yaptığı sihirdi. Sihirle onlar asalarını attılar, hepsi de yılan oldu. Bu sihir. Bu sihirin sonucu halüsinasyon olursa bir kimse kendi kendisini görmek demektir o. O kendi hayalini veyahut da kendi korkularını, heyecanını, kendi kendisine ürettiği şeyleri görmektir halüsinasyon.
Ama sihir ayrıdır. O Musa'nın Firavun'un etrafındaki sihirbazlar asalarını attılar. Her biri de ayrı bir, kimisi yılan oldu, kimisi farklı şeyler oldu. Böyle sadece yılan olmadı. Bir sürü herkes kendi maharetine göre attı asasını. Herkesin kendi maharetine göre bir sihir oluştu. Öyle oluşunca ondan sonra Cenab-ı Hak Musa'ya dedi ki, Sen de Allah'ın adını at, Allah'ın adını an, asanı at dedi.
O da Bismillahirrahmanirrahim dedi, attı asasını. Onun asası komplesini yutacak ejderha gibi bir şey oldu. En büyük yılan gibi, en büyük ejderha gibi bir şey oldu. Bütün o sihirbazların, sihirlerin asalarıyla beraber hepsini yuttu. Dikkat edin burayı. Burası ayrı bir ayrıntıdır. Asalarıyla beraber hepsini de yuttu. Asaları kalmadı ellerinde. Ve Musa'nın elinde asası var. Musa'nın elinde tekrar o attığı işte değişik rivayetler var. Ejderha oldu, çok büyük bir yılan oldu gibisinden. Ama o şeyin, sihirbazların asaları da ortadan kayboldu. Halistasyon olmuş olsa veya başka bir şey olmuş olsa asalar durur. Asalar durmadı.
Bu da sufi ayrıntısı. Bunu kitapta yok. Sufi ayrıntısı. Musa aleyhisselam asasını atınca komple onların asalarını da yuttu. Onların sihirlerini de yuttu. Orta yerde asa kalmadı. Sihirbazlar o yüzden dediler ki evet. Bu asanın yaptığına Musa da şaştı dediler. Bu Musa'nın Rabbi hak. Musa'nın Rabbi. Çünkü dedi asanın yaptığına Musa da şaştı. Ve bu halistasyon değildi. Aslında normaldeğine. Musa aleyhisselam aslında onların yılan olmadığını biliyor mudu? Bilmiyordu. Onların ne yapacağını da bilmiyordu. Musa aleyhisselam oraya Allah'a yalvararak gitti. Allah'ın emriyle gitti.
Cenab-ı Hak dedi ki git. Öylesi gitti. Yoksa bu sihir ona etki ederek halistasyonu gerçek yılan gibi mi gösterdi? Yok. Hiçbir peygamber halistasyon görmez. Hiçbir mürşid-i kamir halistasyon görmez. Dördüncü makamdan sonra hiçbir derviş halistasyon görmez. Gördüğü haldir onun. Gördüğü haldir. Dörtte duruyorsa. Bazen derviş düşer dörtten aşağı. Hayalini hal zannedebilir mi? Evet. Allah bizi affetsin. Anne babanın nasihatlerini dinlemede ve babamın isteklerini yerine getirmede zorlanıyorum. Makul olsa dahi bunu nasıl çözebilirim? Oturup babanla görüşeceksin. Yani anne babalar çocuklarının kaldıramayacağı, yapamayacağı şeyleri çocuklarından istemesinler.
Bu sıkıntı çocuklar için. Allah bizi affetsin. Yeni doğan sünneti yaptırılması uygun mu önerirsiniz? Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri doğar doğmaz yaptırmadı. Sünnet olan o. Ama ve lakin bir kimse yaptırırsa ona söylenecek bir şeymiş. Olmaz. 2010 yılından bu yana psikiyatri ilacı kullanıyorum. Antidepresan yasak bana. Bipolar hastasıyım. Detayları biliyorsunuz. Sizce ilaçları bırakmalı mıyım? Bırakıp Allah'a teslim olmalı. Karar senin. Bu normalde bu haftalar şeyle alakalı ne o? Antidepresanlarla alakalı konuşuyorum ya. Tekrar bu konuda kesin ve net söylüyorum. Antidepresanlardan uzak durun.
Psikiyatri ilaçlarından uzak durun. Çocukluktan bu yana baş ağrısı problemim var. Şu an gözlerimde de sıkıntı mevcut. Şakaklarımı ve iki kaş ortasına sülük yaptırmak istiyorum. Sizce yaptırabilir miyim? Karar senin. Namazı kasten bırakan annemiz babamız dahi olsa saçımızı bile göstermeyerek bu kişi kadının eşi ise boşanma hakkı doğuyor mu? Nikah bahsi nasıl oluyor? Hanefi'ye göre bir kimse bir ibadeti kasten terk etse dahi mahturidi ve Hanefi'ye göre kafir olmaz. Şafi'ye göre olur. Allah bizi affetsin. Mahalle derslerimizi gönüllülük esasına dayalı davet eden kardeşlerimizin evlerinde misafir olarak icra ediyoruz. dersimize ara sıra katılan ve süreklilik arz etmeyen bir arkadaşımız bazı derslere gelerek misafirlik adabına aykırı hareketlerde bulunup gerek arkadaşlara gerek bana bunu mu çavuş yaptılar?
Bu mu çavuş? Bu çavuş olduysa tamam artık gibi çıkışlarda bulunarak sohbeti ve arkadaşları arasındaki muhabbeti zedelemekte. Bu durumu birkaç kez Hüseyin Karadağ ağabeyi dile getirdim. Fakat o da bu arkadaş biraz sıkıntılı laftan anlamıyor. Bizi dinlemez dedi. Ben de size yazmak zorunda kaldım. Hakkınızı helal edin. Soru bir mahalle derslerinde veya herhangi bir eve misafir olunduğunda bir dervişin edep adabı nasıl olmalıdır? Normalde bir derviş bizim kardeşlerimiz nereye giderse gitsin orada ders yaptıran bir kimse varsa hangi eve hangi yere giderse gitsin. Orada bir çavuş, onbaşı, zakir neyse orada eski derviş olabilir. Orada ders yaptırıyorsa oraya gider edeble oturur.
Oradaki derse katılır, orada zikrularını yapar. Sohbeti dinler, varsa sohbet adabından çeker gider. Orayı eleştirmek, oradakileri eleştirmek onun haddine değil. Bu doğru da değil. Örnekliyorum şimdi işte teleferikte ders var. Teleferiğe derse gitti. Oranın bir ders yaptıran bir kimsesi var. Oraya gitti o kimse. Aa bu mu buranın çavuşu? Bu da çavuş olduysa yandı ortalık. Dedi. Şeyhiyle manevi bağı kesildi. O kardeş gelecek dersini versek gidecek.
Bu kim olursa olsun. Sufilik böyle bir şey. Yani senin kalkıp da bir zakiri, bir çavuşu eleştirme hakkın yok. Ne demek yani bu mu buranın çavuşu oldu? Ha biz bilemedik arkadaş. Kimi çavuş edeceğimizi? Sen bildin. Gel buraya koltuğa sen otur o zaman. Sen yönet. Tabii cahil cesaretli olur. Gelir valla ben oturayım burada yöneteyim der. Yani bu küstahlığı yapan bir kimse onu da yapar. Bir ara bizde bir arkadaş vardı. Yani o işte imam hatipli o. Ondan sonra.
Yani beni de beğenmiyor zaten. İyi dedim al burayı. Sen buranın dedim çavuşu ol. Saydık geçmiş gün yüz kusur kişi var derste. Ben oraya. Reyhan doldu bu. Reyhan da ders yapıyoruz. Yüz kusur kişi. Bırakacağım ya ben onu. Sayın buraya dedim. Saydılar. Yüz kusur kişi. Yüz yirmi miydi Adnan Hoca öyle miydi? Değil mi? Yüzün üstündeydi değil mi? Yüzün üstündeydi. Al dedim yap burada sen. Sen buranın çavuşu ol dedim. Öyle ya. Yani dışarıdan davulun sesi güzel geliyor. Ha ne güzel. Mustafa Özbağ herkes dinliyor onu. Herkes ona itaat ediyor. O öyle görüyor.
Sanki ben emrediyorum böyle. Tepeden davranıyorum. Öyle oluyor zannediyor. Tabii dakika bir gol bir bu. O hafta derse gitmiş. Demiş bana ayağa kalkacaksınız. Tabii Kemal Sunan'ın filmi gibi. Ayağa kalk. Herkes ayağa kalkacak. Oturacak herkes oturacak. Tabii bir hafta, iki hafta, üç hafta arkadaşlar bana geliyorlar. Abi ne olursun perişan olduk. Gel. Diyorum yok devam etsin. Tabii düşe, düşe, düşe. En son otuz beş, kırk kişiye düşmüş. Yüz kusur kişiydi. Dediler ki dağıldık iyice. Kalmadı hiç kimse. İyi. O hafta aniden pat tak gittim. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Hiç muhabbete girmeden. Sayın bir saydık otuz kusur kişi var. Döndüm.
Yüz, işte geçmiş gün şu kadar insan dedim sana bıraktım. Ne oldu dedim ben. Ik çıktı, kık çıktı, bık çıktı. Arkadaşlar bundan sonra Adnan dedim burada ders yaptıracak. Çavuşunuz Adnan dedim. Anında. Şimdi bunun gibi dışarıdan bir kimse kendi kendine şöyle der. Ya bunun yaptığı çavuşluğu ben yaparım. Çavuş şöyle der nefsine uydu mu? Ben zakir olsam böyle yapmazdım. Bunun yaptığı zakirliği daha iyi yaparım. Zakir bir çıt nefsine uydu mu? Bunun yaptığı şeyhliği ne olacak? Ben o şeyhliği yaparım. Zakir de nefsine uydu mu? O da şeyhliğe gözünü diker. Der ki ben bunun yaptığı şeyhliği yaparım. Allah bizi affetsin. Ama dergah öyle değildir. Diyor ya.
Başınıza bir zenci de tayin olsa ona itaat edin. Sen itaat et kardeşim. Senin çavuşa itaat etmemen, şeyhiye itaat etmemen. E o şeyhi de maneviyat atadıysa sen kime itaat etmedin o zaman? O şeyh de sabahleyen kalktı ben şeyhim değil mi derhalde? İngiliz kraliyet ailesinden de icazet almadı herhalde. Mosad'ın ilahiyatında yetişenlerden de değilse ne yapacaksın? Ben her zaman için söylerim. Arkadaşlar başınıza birisi var mı? Var. Otur itaat et. Edebi aşma. Sufilik nefis terbiyesi. Herkes nefsine uyduktan sonra sufilin bir anlamı kaldı mı?
Kalmadı. Hiyararşi var. Hiyararşiye uy. Sen oradaki çavuşa uy. Varsa çavuşun bir sıkıntısı gel söyle. Öyle ya. Varsa orada zakirin bir sıkıntısı. Gittin zakire söyledin abi bu böyle olmaz. Bunda üstadımızın veyahut da yolumuzun adabı erkanı bu değil dedin. O hala da yapıyorsa gel söyle. Buraya gelene hepsini de okuyoruz. Allah'ın izninden. Bazen bazı gece yetişmiyor. Yetişmediği zamanlar ayrı. Kimisi de hep böyle kendi özel meselesini anlatıyor. Onlar da ayrı. Hadi diyorum şimdi kim olduğunu bazen tanıyorum. Yani özel meselesini buraya açıyor. Açmasını açmasını istemiyorum. Burada herkese lazım olan sohbet olsun.
Birinin özel meselesini burada eşiyle olan veya işiyle olan bir meseleyi gerek yok konuşmaya. Bütün umuma bir fayda sağlasın sohbet. Bu soru gibi veya önceki sorular gibi. Ama şimdi tekrar söylüyorum. Arkadaşlar bizim tayin ettiğimiz çavuşa, zakire, nakibe bir itaatiniz olmayacaksa bunu uygun görmüyorsanız demek ki çok biliyorsunuz. Bu dergâhta işiniz yok. Dersinizi teslim edeceksiniz gideceksiniz. Diyeceksiniz ki hakkını helal et. Ben bu çavuşu, ben bu zakiri tanımak istemiyorum. O yüzden sen isabetli bir zakiri, isabetli bir çavuş tayini yapmamışsın. Ben dersimi iade ediyorum. Hakkını helal et. Helal olsun kardeşim. Allah yolunu açık etsin. Yürü git.
Bir de misafirliğe gitmişsin. Oraya misafir olarak gitmişsin. Sana ne kimin çavuş olup olmadığından? Sana ne kimin zakir olup olmadığından? Bunlar haddi aşan şeyler. Şımarıklık. Bunlar heva heves ürünü. Heva heves ürünü. Bu kim olursa olsun dergâh adabını, erkanını hiçe sayan, dergâh adab ve erkanını ezen bir kimse. Ben bazen diyorum ya kim olursa olsun birisini atamışlar mı oraya atamışlar? Birine söylemişiz. Sen zakir ol, sen çavuş ol. Burada dersi yaptır. Sana ne?
Sen tabi ol. Sen eleştirme kurulu musun? Allah bizi affetsin. Soru 2. Müntesibi olduğumuz dergâhın şeyhi, üstadı konumundaki bir kimsenin temsilci olarak atadığı mahalli veya il ilçe temsilcilerini aşağılamak, beğenmemek, görevlendiren şeyh, üstadı aşağılamak ve beğenmemek midir? Evet. Biz bir yere zakir tayin ettiysek, biz bir yere zakir tayin ettiysek herkes ona Kur'an sünnet tarihsinin dergâh adabı içerisinde tabi olur. O zakir, o zakir ona derse ki, git benim tarlama sür, gidip sürmez veyahut da ücretini alır. O zakir derse ki, benim arabamı tamir et, eder ücretini alır, ücretsiz yapmaz. Ücretsiz yaptırıyorsa, o zakir de zakirliğini istismar ediyor.
O da zakirliği istismar ediyorsa, onun da hesabı görülür. Görülmez değil. Her hesap görülür. Görülür. Veyahut da zakir karnını doyutturuyorsa bir yerlerde, hesabı görülür. Veyahut da çavuş, veyahut da işte ders yaptıran kimse kendine ayrı bir böyle hizmet ettiriyorsa, hürmet ettiriyorsa, hesabı görülür. Görülmez değil. Allah bizi affetsin. Sufilik ince meslektir. İnce meslek. O ince mesleği tatlı tatlı yaşamak gerekir. Eğer bir kimse o sufilik yoluna, yolunu istismar ediyorsa, o sufilik yolunu, heva ve hevesine uyup, nefsine uyup bir şey yapıyorsa, Allah muhafaza eylesin. Onun hesabı görülür.
Ben 35-36 yıldır dergah içerisindeyim. İnsanlar böyle görülmüyor zanneder, görülür onun hesabı. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi'nin zamanda da ölüleri vardı. Ben diyordum, seyredin siz. Kimisi öyle diyordu. Ben işte bir şey yapsam beni maneviyat ne o ikaz eder. Bakın şimdi hiçbirisini maneviyat ikaz etmiyor. Her biri şehtsiz kaldı. Bir üstade intisap etmediler, edemediler. Görmediler rüyalarında. Memlekette dünya üzerinde veli mi bitti? Hadis de sabit. Her daim 40 tane mürşid-i kamil var. Hadis de sabit.
Eee sen birini göreydin de gideydin. Birini görüp de gideydin sen. Abdullah Efendi vefat etti. Kendi sağlığında söyledi. Ben vefat ettikten sonra ister yapın bir mürşid-i kamil. Bir şeyhe intisap edin, bağlanın dedi. Eee ne bağlanmadın? Neden bir mürşid-i kamile bağlanmadınız? Yok mu memlekette? Yok dersen Allah'ın veli ism-i şerîfi ortadan mı kalktı? Haşa küfre düşmüş olursun. Var. Eee sen bulamadın. Neden? Körlük yaptın. Sebep sen Çorum Naci Mustafa Efendi veya oraya kadar girmeyeyim. Sen Abdullah Efendi mürşid-i kamil iken o böyle üstadlık yaparken sen dosdoğru dervişlik yapmadın. O yüzden senin yolun kapandı.
Hadi git intisap et. Dedikodu etme, intisap et. Bilgiçlik taslama, intisap et. Çok biliyorsun hani nerede şeyhin kimsenin? Şeyhin kimsenin? Biz üveysi olduk. Ulan ne çabuk üveysi oldun. Abdullah Efendi Kadir-i Rufa'ydı. Sen ne zaman üveysi oldun? Hele birisini söylediler. Dediler ya filanca yerde zakirlik yapıyor. Kim? Filanca. Tanımıyorum dedim. Nasıl yani? Valla tanımıyorum dedim bizim zamanımızda. Bu dedim zakirlik değil, derviş bile değildi dedim. Ne zakir dedim. Zakirlerin hepsini tanıyorum ben dedim. İcazet alan, nakibini, kabalları da tanıyorum. Nakipleri de tanıyorum.
Zakirler de tanıyorum. Çavuşları da tanıyorum. Dedim o bu zakir değil. Derviş bile değildi. Git sor dedim kendisine. O da gitmiş sormuş. Demiş ki Abdullah Efendi'nin zamanında senin dervişin var mıydı? Yok. Dervişli olmayan nereden çavuş olacak, nereden zakir olacak? Demiş ki rüyamda gördüm. Bana zakirlik verdi. Dedim bunlar Şeyh Efendi'nin yolunu kirletiyorlar. O zaman herkes ertesi gün sabah kalksın. Rüyamda Abdullah Efendi bana zakirlik verdi. Eee toplanın kardeşler. Paraları da toplayın. Topluyormuş da zaten. Bursa'da da bir kadın çıkmış öyle daha önce. O dervişti. Dervişti. Demiş ki Abdullah Efendi bana rüyamda verdi. Ne verdi? Zakirlik verdi. Ne zakirliği? Bursa'nın zakirliği.
Bursa'nın zakirliği öyle mi dedim ben? Kaldı. Yani Abdullah Efendi Bursa'nın vefat ettiğinde Bursa'nın bayan zakiri vardı ki. Nereden bir daha zakir veriyor? Zakirlik veriyor ama nefsine tatlı geliyor ya, hoş geliyor. Allah bizi affetsin. Onlar normalde bu tip insanlar, hani diyorum ya Kur'an ve sünneti ve dergahın adab ve erkanına herkes uyacak.
Sen uyarsan yolun sonunu görürsün. Uyumazsan yolun sonunu göremezsin. O yüzden adaba, erkanına riayet edecek herkes. Bir kimse oraya bayanlardan da erkeklerden de birisi oraya çavuş atanmış. Otur kardeşim zikrularını yap, dersini yap, sohbeti dinle. Selamünaleyküm, aleykümselam, yürü git. Orada birisi sana sataşıyorsa oranın çavuşu sorumlu, oranın zakiri sorumlu. Sana birisi sataşıyor. Orada bir şey yapıyor değil mi? Sen sus, oradaki çavuş zakir o sataşanı susturmuyorsa gel bana söyle. Ben o çavuşun çavuşluğunu alayım, ben o zakirin zakirliğini alayım. Sen neden orada derviş kardeşinin hakkını, hukukunu korumadın diye. Sebep, yok kardeş herkes bu konuda itaat edecek. Ya işte giderler diye korktum gidiyorsa gitsin kardeşim ya.
Allah Allah, sen edebi adabı uygula. Sen ne edebi adabı uygulamıyorsun? Hüseyin Aga merhamet etmiş. O arkadaş işte dinlemiyor laf. Dinlemiyorsa diyeceksin ki bu laf dinlemiyor. At bunu dergâhtan, ben de atacağım. Hüseyin'i dinlemiyorsa bir kimse, Hüseyin diyecek ki kardeş bunu böyle yapma, o gene yapacak mesela. Aa, böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok. Dergâh disiplin yeridir. Sen, kimi tayin ettilerse, hadis-i şerif var ya, ne diyor? Kulağa delik, burnu kesik, zenci de olsa. Öyle miydi hadis-i şerif? Burnu kesik, zenci diyor değil mi? Kulağı mı, burnu mu?
Hadis-i şerif hatırlayan var mı? Kulağa kesik, ha beşli bir köle bile olsa siz ona itaat edin. Sufiler buna çok dikkat ederler. Bu hadis-i şerifi ölçü alırlar kendilerine sufiler. Kulağa kesik, ha beşli bir köle de olsa sen Kur'an sünnet tarihisinde ona itaat etmek zorundasın. Oraya bir çavuş tayin edilmiş mi edilmiş, tamam bitti. Sen ona itaat edeceksin. O kardeş susar mısın dediğinde susacaksın. Üzerine düşmeyen, üzerine vazife olmayan işe karışmayacaksın. Sen orayı yönetmeye kalkmayacaksın. Sen orada ahkâm kesmeye kalkmayacaksın. Yani bu söz öyle ağır bir söz ki ya, seni mi çavuş ettiler? He, onu yaptım. Beğenmiyorsan gel dersini al git şimdi.
Netin bu konuda. Bir ara Cafer'e, Adnan'a, Hüseyin'e takmışlardı bazıları kafaya. Onları yanımda taşıyormuşum. İyi dedim, onları taşıyormuşum. Sen istemiyorsan gelmeyeceksin dedim. Birisi de Murtaza'yı kafaya taktı ya, hâlâ da Murtaza ön saftasa bu dergahda eşliğim yok dedi, gitti. He, Murtaza hâlâ da ön safta. Oradasın değil Murtaza? Bak, iki elini birden kaldırıyor. He, ön safta. Ya bu, ya sen dervişlik yap. Sen Allah'ı zikrettin de Allah saymadı mı? Sen tövbe ettin de Allah kabul etmedi mi? Sen dervişliğini yap.
Bunun sonu gelmez çünkü. O küstahlığı ele almış. Ben burada hiç kimse kalmayacağını bilsem, ben Kur'an sünnet tarihisinde dergahın adabını korurum kardeşim. Ben birisi gidecekmiş, birisi üzülecekmiş, birisi ayağa giderse ne olurmuş? Benim böyle korkularım yok. Bu korkuları yaşayan Şeyh Efendi'nin zamanında zakirler vardı. Bu korkuları yaşardı zakirler. Benim hiç öyle bir korkum olmadı. Ben derviş bırakır gider diye benim korkum olmaz. Eş beni bırakır gider diye bir korkum olmaz. Çocuk beni bırakır gider diye bir korkum olmaz. Birisi işte bırakır gider, böyle bir korkum olmaz benim. Hatta netimdir ben. Derim ki Allah daha yenisini, daha iyisini verecektir bana derim.
Netimdir böyle. Hiç şeyim yoktur. Said bilir, bir gün bir pazar günü beş tane birden bıraktı eleman. Zaten sekiz kişi çalışıyordu, altı kişi çalışıyordu pazar günleri. Beşi bıraktı. Ben birisi bıraktı, tamam beni zorlamaya çalışıyorlar. Hemen kestim hesabını, verdim parasını. İkincisi bıraktı. Ulan dedim bir tezgah var bunda. Çıktım yukarı var mı başka bırakacak olan? Ben de bırakacağım, ben de bırakacağım. Gelin siz de. Hepsi de bıraktı gitti, bir kişi kaldı iş yerinde. Böyle o kaldı. Mustafa Bey ne yapacağız dedi. Ne olacak dedim ben bunlara güvenip de veya bir başkasına güvenip de dikkat açmadım ki dedim.
Borcu yok, harcı yok. İndiririm kepengi dedim. Kapatır, yürürüm dedim. Ertesi gün dedim bana neden bu? Dükkanı kapatıyorsun diye ne olmayacak dedim. Bitti. Ben başladım hemen, o gün almaya başladım eleman. Yazdım oraya çalışacak arkadaşlar lazım diye. Gelene aldım, gelene aldım pazar günü. Hemen başla diyorum iş lazımsa sana. Bu korkuları yaşamadım. Ben rızık korkusu nedir bilmem. Ben işsizlik korkusu nedir bilmem. Ben geçim korkusu nedir bilmem. Ben sohbet ederken şundan korkayım, bundan korkayım, bunu bilmem. Bu gidecekti, bu kalacaktı, bu yan yatacaktı, bu çamura batacaktı. Bu korkum yoktur benim. Bu beni satardı, hançerlerdi. Böyle korkum yoktur benim.
Ben yalın ayak, başı kabak yürürüm ben. Hiç ha? Hatta eski arkadaşlar bilir. Ben derdim ki giderim şeyden ne o, et balığını oradan. Oradan yeniden bir cemaat kurar. Herkes buradan, ulan bunlar kim der bir daha. Ben sıfırdan kurar gelirim yine. Yaşım altmış üç, valla da kurarım, billa da kurarım. Sıfırdan kurarım. Bu dergah zaten yine sıfırdan kuruldu bir daha. Arkadaşlarla beraber, hep beraber yaptık. Eyvallah. Hiç korkum olmaz. Hiç. Bakın hiç o korkuyu tatmadım daha ben.
Allah tattırmasın. İnsanları korkuları yönetiyor şu anda. Bütün insanları korkuları yönetiyor. Allah Resulü de sallallahu aleyhi ve sellem de korkaklığın şerrinden diyor. Bakın korkaklığı şer olarak görüyor. Ben Allah'tan korkarım. Ben başka bir, Cenab-ı Hak başka bir korkuyla beni tanıştırmadı. Rabbim tanıştırmasın inşallah. Ben doğru yaşamaya çalışırım. Ben doğru davranmaya çalışırım. Lafımın başına geleceğim. Göz göre göre bir dervişi veya etrafımdaki insanlara haksızlık, hukuksuzluk etmemeye çalışırım. Zarar vermemeye çalışırım. Bile bile yapmamışımdır ben onu. Bile bile değildir o. Zaten ticaretim yok, bir şeyim yok hiç kimseyle. Ama bile bile değildir o.
Hani bakmamışımdır da, ilgilenmemişimdir de, cevap vermemişimdir ya, dervişlerin şikayetleri hep buradan olur ya. Bile bile değildir o. Veyahut da bile bile olsun kardeş, sabredeceksin, oturacaksın iki dizinin üstünde, kıracaksın dizini, oturacaksın orada. Bir gün gelir, gün gelir, devran döner, o düzelir Allah'ın izininden. O düzelmeyecek diye bir kaide yok. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Üç ihlas ve Fatiha-i Şerife. Nerede mikrofon? Amin.
Aslan'ın necrü ve sevabı evvela bizzat fahredi kainat. Bile sevim mevcuta sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselatü Vesselam Hazretleri'nin mübarek ruhu şeriflerine. Amin. Adem Aleyhisselatü Vesselam'in her iki peygamber arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber Hazreti Muhammed Efendilerimizin ruhu şeriflerine. Amin. Ciğar-i Yari Güzen Efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömer El Faruk, Osman Zinnariyan Aliye Murtazakir, Ramullahu Veç Hazretleri, Evladı Resulullah, Sevcatur Resulullah, Şuheda Resulullah, İmam Aslan, İmam Hüseyin, 72 Şuheda Kerbela Şehiddin Kardeşlerim ruhu şeriflerine. Amin. İmamız İmam-ı Azam Ebanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbel, İmam ve İmam Eyni Hazretleri'nin ruhu şeriflerine hediye edildik.
Ve asıl ve istedar eyle ya Rabbim. Amin. Üç ihlas bir fatiha şerife. Pirimiz bir Seyyid Abdülkadir Geylan'ı, Seyyid Ahmet Arrufai, Seyyid Ahmet Arbederi, Seyyid İbrahim Dursiki, Şeyh Hübelesan Ali Şahzeli, Şahan Akşibendi, Muhammed Bahattin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Hacı Bektaş ve Hacı Bayramveri, Pir Piran, Mürşid-i Müşten Efendimiz'in ruhu şeriflerine hediye edildik.
Vasıl ve istedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir fatiha şerife. Büyük Üstadımız Abdurrahim Tantevi, Büyük Üstadımız Abdurrahim Neşevi, Büyük Üstadımız El Haç, El Hafızacı Bekir Settikü Çorum'u, Hacı Aydar Ali Efendi, Çorum'la Hacı Mustafa Efendi, Nevşeli Hacı Abdullah Baba Hazretleri, Kaçın'ı dergahının geçmişleri, Kaplaşi dergahının geçmişleri, Hayset'in Üstadımız Sultanımız, Bayındır'la Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin ruh altı, Kudüsiyelerine, Cihet ve Cedatlarına hediye edildik.
Vasıl ve istedar eyle ya Rabbi. Amin. Turki ailemizden, akrabat-ı alakotumuzdan, Osmanlı Aliyesinden gelmiş geçmişlerin ruh şeriflerine, Bütün derviş kardeşlerimin ruh altı, Kudüsiyelerine, Cihet ve Cedatlarına hediye edildik. Vasıl ve istedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Büyüklerin himmetlerini, fevzatlarını, Aşklarını, muhabbetlerini üzerimize daim ve kaim eyle ya Rabbi. Amin. Euzullahi ve neşehtatı. İnnallahu yuhubbil tevvabine ve yuhubbil mütetahirin. Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah el azim, El kerim, el rahim, la ilahe illa hu. El hayyel kayyüm ve tövbiyle keoz billahi mineşehtirac. Bismillahirrahmanirrahim.
Estağfurullah el azim, Estağfirullah el-Azim Estağfirullah el-Azim Ya malikel mülkün kadim
Minküllü zembi Mink suburbs Mink décidé Mink Ya Rabbi sen tevvapsın, tövbeleri kabul edensin. Ya Rabbi tövbe ediyoruz, rücu ediyoruz. Sen tövbelerimizi kabul eyle ya Rabbi. Amin. Bismillahirrahmanirrahim Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allah Ya Rahman, Ya Rahman, Ya Rahman, Ya Rahman, Ya Rahman, Ya Sübhan, Ya Sultan, Ya Allah.
Ya Sübhan, Ya Sultan, Ya Allah, Ya Sübhan, Ya Sultan, Ya Allah. Ya Hennan, Ya Mennan, Ya Allah, Ya Hennan, Ya Mennan, Ya Allah. Ya Deyyan, Ya Burhan, Ya Allah, Ya Deyyan, Ya Burhan, Ya Allah.
Ya Deyyan, Ya Burhan, Ya Allah Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allah Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allah Ya Rabbi Settar ismine inanıyoruz.
Settar isminin yüzüsü hürmetine hatalarımızı, kusurlarımızı, eksikliklerimizi, yanlışlıklarımızı setreyle Ya Rabbi. Gaffar ismine inanıyoruz Ya Rabbi. Gaffar isminin yüzüsü hürmetine günahlarımızı affı mağfiret eyle Ya Rabbi. Amin. İnnallâhu ve melâiketi yusallînâlen nebî, yâ eyvâllezîne âmûnü sallî aleyhü ve sellîmü teslîmâ. Allahümme sallî alâ seyyidin âlîn'i hülümmeyi yâsâbî, yâ sellîm. Allahümme sallî alâ seyyidin âlînî, hülümmeyi yâsâbeselîm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.