mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi - 23.11.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 24 Kasım 2023 · 56:23

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı bağlananlardan eylesin. Amin. Kur'an ve sünnet-i seneye yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Hakk-ı Hak, batıl-ı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakk-ı Hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batıl-ı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i zalimlere karşı uyanık eylesin. Amin. Zalimlere karşı mücadele edenlerden eylesin.
Amin. Cenab-ı Hak katil İsrail'i kahri perişan eylesin. Amin. Onların destekçilerini kahri perişan eylesin. Amin. İçimizde dışımızda her ne kadar Siyonist varsa hepsini de dağıtsın. Amin. Hepsini de kahri perişan eylesin. Amin. Siyonizme hizmet edenleri de dağıtsın. Amin. Onları da kahri perişan eylesin. Amin. Allah hepinizden de razı olsun. Amin. Sorun. Sizinle buradayken hem Kabe'de tavaf ediyordum hem de sizlere burada sohbet verdim. Burada insandaki tecelliyat nasıl olur?
Yani mürşidi kamillerde her noktada olabilir mi? Ne söylediğimin farkında değilmişim demek. Evet. Söyle salim. Bir mümin için vatan-ı hassisi birinci derecede ruhlar alemidir.
Çünkü biz yok idik Cenab-ı Hak ilk önce ruhlar aleminde varlığa südur etmiş bir şekilde ruhlar aleminde bizi yarattı. Bunun bir çıt arabiye göre bir çıt öncesi ayağını sabite. O zaman böyle olunca henüz daha ruhlar alemine biz sürgün yememişken ayağını sabitede idik. Ayağını sabitede o zaman bu manada buradan hareket edersek bir müminin bir sufinin vatan-ı hassisi ayağını sabite oldu.
O ayağını sabiteye doğru yürürüz. Yürürüz o zaman vatan-ı asli olarak baktığımızda. Genel olarak arabi ekolündeki olan sufi gelenek bu manada asli, vatan-ı asli olarak ayağını sabitesini görür. Ama bu biraz daha böyle vahdet-i şuhut noktasında olanlar ise vatan-ı hassisini ruhlar alemi olarak görür. Ama ruhlar alemi vatan-ı asli gibi görünmüş olsa da bu normalde biraz kısıtlı olur.
Biraz böyle kısa kalır bu meselede. O yüzden sufiler genel olarak vatan-ı aslilerini ayağını sabite olarak görür. Fakat bu işin en manevi uç noktasıdır. Öbür türlü biraz daha makulüne bakacak olursanız bir mümin için vatan-ı aslisi ebedi cennette olacağı için cennettir. Evet.
Burada Fatiha'nın sonundaki o bizi doğru yola iletip nimet verdiklerinin yoluna diye tefsir edilmiş. Nimet olarak tefsir edilmiş. Nimet'e o manada baktığımızda biz o zaman zahir olarak dünya nimeti olarak bakacağız. Bir de bir çıt üstü manevi olarak işte manevi nimet, ahiret nimeti olarak bakacağız. Bunun bir çıt üstü de cemalullahla yani Cenab-ı Hak'ın cemaliyle nimetlenme olarak göreceğiz. Biz bunu normalde avamın nimetle alakalı meselesi dünyadır. Ama bu da boş mudur değildir. Biz de dua ederiz ya Rabbana âtına fid dünya. Bize dünyada iyilik ver. Ve fil ahireti. Bize ahirete de iyilik ver. O zaman normalde bizim bu noktada birinci derecede nimet olarak baktığımızda dünya nimeti. Dünya nimeti nedir?
İnsanın rızkının hayırlı, helal, böyle daha kolay elde etmesi. Dünya nimetidir. Hayırlı bir eş, onun annesine babasına itaatli bir çocuk, evlat, hayırlı bir ev, hayırlı bir binek. Bunlar dünya nimetidir. Hani hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hayırlı bir eş, hayırlı bir ev, hayırlı bir bineği olana dünya nimeti olarak yeter der. Üç tane. Bu üç tane. Hayırlı eş nedir? O kimsenin, eşlerin birbiri içerisinde uyum sağlaması, Kur'an ve sünnete tabi olması, yüksek ahlak veya normal ahlak sahibi olması ve o ahlaki standartta durması. Hayırlı eş. Biz orada hayırlı bir ev deyince, hani böyle oturulacak yer, içinde misafirin de barınabileceği ev. Dikkat edin.
İçinde misafirin de rahat edeceği, barınabileceği ev. Hayırlı ev, salih ev. Hatta hayırlı değil, salih ibaresi geçer orada. Hani Arapçanın oradaki kökeni salihtir. Salih bir ev, içinde misafirin barınabileceği bir evdir. Ya şimdiki evlerde anneniz, babanız barınmıyor. Şimdi daha da küçülttüler ya. Şimdi bir artı bire getirdiler. Herkes bireysel yaşasın dediler. Anne baba ne oluyorsa olsun. Hatta evlenme. Bir artı bire geç, evlenme. Tek başına yaşa. Bir artı birde tek başına yaşa. Böyle bir hayat kurma. Cinsel hayat ortalıkta adam da çok, kadın da çok. Haramı, helalı tanıma. Bunlar büyük deccalist projeler. Senin yaşam alanını daraltıyor.
Bireyselleştiriyor seni. Seni böyle sanki çam ağacından, dibinden toplanmış, mantar statüsünde tutuyor. Yani şimdi genç kızlarımızın büyük bir çoğunluğu anne baba istemiyor. Erkeklerin büyük bir çoğunluğu anne baba istemiyor. Anne baba yakınsa, mesela bir kadın için, bir kız için orada geçimsizlik var. Erkeğin annesini, babasını istemiyor. Alt kat, üst kat da oturmak istemiyor. Yan yana da oturmak istemiyor. İstemiyor. Kültür değişiyor. Değişiyor. Annelerde, babalarda da kabahat var. Yani geline, damada, böyle iki de bir de karışıyor. Her şeylerine müdahale etmek istiyor. Bu kültür de doğru değil. Eyvallah ama insanlar şimdi ne yaptılar? Bizi bundan uzaklaştırıyorlar.
Parçalıyorlar. Yani milleti millet eden, milleti millet eden, toplumu ayakta tutan ailedir. Biz aileyi parçalıyor, deccal-i sistem. Bizim evlerimizi salih ev olmaktan çıkarıyor. Salih eş de aramıyoruz artık biz. Nasıl? Basbayağı. Erkekler olarak salih eş aramıyoruz. Bayanlar da salih bir eş aramıyor. Yani erkekler aramadığı gibi bayanlar da aramıyor. Yani bir bayan da ne arıyor? Onu denize götürsün, onu havuza götürsün, onu fitne salonuna götürsün, onu fitne salonuna götürsün. Fitnelerde dolaştırsın. Fitne. Kur'an ve sünnetin dışında olsun. O erkek onun hiçbir şeyine karışmasın. Geldiğine, gittiğine, yediğine, içtiğine, kıyafetine.
Neresini gösteriyorsa göstersin. Karışmasın ona. İşte ya okul arkadaşlarıyla toplanıp iki kadeh içeçeklermiş. Ne varmış bunda? Karışmayacak erkek ona. Ne varmış bunda? İş arkadaşlarıyla hep beraber boğazda yemek yiyeceklermiş. İşte biraz alkol alacaklarmış. Geceyi de orada geçireceklermiş. Ne varmış bunda? Geri kafalı olmasın. Adam buna müsaade etsin. İş çevresi onu kaldırıyor hanımefendinin çünkü. Aynı şey erkekler için de geçerli. Yani böyle Kur'an ve sünnet tarihisinde dostluğu yaşayan bir kadın olsun. Kur'an sünnet tarihisinde dostluğu yaşayan bir erkek olsun. Dini hayatı biz böyle düzgün bir şekilde dizayn edelim. Evimizde Kur'an ve sünnet dizayn olsun, yaşansın.
Artık aileler de burada kalmadı. Aileyi bozuyor. O zaman salih bir eş. Konumu değişti. Yani erkek salih ama bayan salih değil. Erkek diyor ki benim kızım hafız olsun, işte Kur'an okusun, şunu okusun. Kadın diyor ki ne alakası var? Baleye gitsin, saza gittin, caza gitsin, piyano öğrensin, gitar öğrensin, vur patlasın, çal oynasın yapsın, valislere gitsin, danslara gitsin, gece kulüplerine gitsin. Ne varmış bunda? Ve aynı şekilde yani normalde genelde erkeğin sözü geçiyormuş gibi oluyor, geçmiyor. Yani salih eş arama, salih bir eşle evlenme farkında değil İslam toplumu. Hızla uzaklaşılıyor. Bakın hızla uzaklaşılıyor ve belli merhaleye geçti. Buradan artık bunları geri çevirmek, buradan geri çevirmek çok zor. Ya bakın insan hayatında bozulma çok çabuktur ama o düzelme çok çabuk değildir.
Siz onu çok çabuk düzeltemezsiniz. Bozulmaya çok çabuk bozulur. Bizi aileden yıktılar. Bakın bizi aileden yıktılar. Biz bu konu bitti İslam dünyasında. Türkiye'de de bitti. Yani aile kavramı çöktü. Her yerden çöktü. Yani dinde anlatamıyorsunuz şimdi. Ne olacak ki? İlahiyatı, diyaneti bozulmuş gitmiş. İlahiyatları doldurmuşlar. Hadis inkarcılarını, ayet inkarcılarını, mezhep inkarcılarını, ondan sonra sufi inkarcılarını doldurmuşlar ilahiyatları. Ondan sonra yayın çıkıyor oradan. Bu çocuklarımız deist oluyor. Ulan deist olsa iyi. Neden? Hiç olmazsa Allah'ı kabul ediyor. Deistlik de bitti.
Ateist oluyor artık insanlar. Dinsiz oluyor. Sebep, bu ilahiyatların düzelmemesinden. Bozdular. İçimizdeki İsrailliler, içimizdeki Siyonistler ilahiyatları bozdu. Tekrar söylüyorum onu. İçimizdeki Siyonistler, içimizdeki Deccalistler, içimizdeki Yahudi, Ermeni bozuntuları bizim komple ilahiyatlarımızı bozdu. Böylece bizim ilahiyat bozulmakla kalmadı. İmam hatipler de bozuldu. Yani bunu normalde hükümet dediğimiz aygıt, bunu gördüğü halde buna müdahale etmiyor. Bunların hepsi de sorumlu. Bunların hepsi sorumlu. Bu gençliğin bozulmasına sebep, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hükümetleridir. Baştan sona kadar. Osmanlı'da dahil buna.
Osmanlı'nın son 100 yılı da dahil buna. İçimizdeki Mason, Mason, Mason bildiğiniz Mason din alimleri, Mason şeyhler, Mason cemaat liderleri, Mason siyasetçiler, Mason bürokratlar, Mason siyonist bürokratlar, devlet başkanları, siyonist başbakanlar. Mason başbakanlar, Mason bakanlar ve bugüne kadar normalde şeyin eğitimin başına zannetmiyorum Mason olmayan birisinin konulmasına.
Bakma sen bizdenmiş gibi göründüklerine insanların. Şemsi efendi de bizdenmiş gibi görünüyordu. Adı Şemsiydi. Şemsi efendi de bizdenmiş gibi görünüyordu. Adı Şemsiydi. Nice bizdenmiş gibi görünenler vardı. Şeyhler de dahil buna. Bunun içerisine cemaat liderleri de dahil. Mason olmakla rahat edeceğini düşünüp bir cemaatin başındaki herhangi bir hoca efendi gidip Mason teşkilatının içerisinde üye olabiliyordu. Çok rahat. Bunlar böyle ağaçlar dile geliyor şimdi cesaretleniyor insanlar. Hani o ağaçlar, duvarlar, taşlar böyle ifşa ediliyor ya şimdi. İfşa ediliyor. Mustafa Özman söylediği 30 yıl önce söylediklerini yeni yeni millet ifşa oluyor şimdi. Yeni yeni oluyor. E ne oldu? Salih aile kavramı bitti. Salih eş kavramı bitti.
Yok. Bakın yok. Çok az. Olanın da kıymeti yok. Yani salih bir adam onun kıymeti yok. Gerçekten yok. Ne evinde var acı bir şey bu. Ne evliyse eşi onun salih bir kadınsa o kadının kıymeti yok. Annesinin babasının yanında da kıymeti yok. Salih bir adam karısının yanında da kıymeti yok. Annesinin babasının yanında da kıymeti yok. Akrabalarının içinde de kıymeti yok. Yaşıyorsunuz bunu üç aşağı beş yukarı kendiniz ceza zaten. Yaşanıyor. Kıymetsiz, değersiz. Böylece salih eş kavramı bitti. E ne kaldı? Salih bir ev. E salih ev kavramı da bitti. Şimdi normalde dört artı bir ev almak için yirmi trilyon, otuz trilyon. Nereye alacak adam dört artı bir evi?
Üç artı biri nasıl alacak bu şeyde ekonomik noktada? Alması çok zor. Ne yapacaksın? Seksen metre karede yaşayacaksın. Bir de şehirde yaşamak zorundasın. Onu da empoze ettiler. Adamın köyde yüzdölüm yeri var. Öyle bırakmış. Gelmiş şehirde asgari ücretle kölelik edeceğim diye uğraşıyor. Ulan yüzdölüm yerim var. Git orada ziraat yap. Git orada ek, biç. Asgari ücretten fazla kazanırsın. Git orada on tane kuzu alsan, baksan. Asgari ücretten fazla kazanırsın. Ama yok. O şehirde yaşayacak. Gidecek bir fabrikada asgari ücretten kölelik yapacak. Köle. Bugün asgari ücrette çalışan bir kimse normalde köle. Nasıl? Yüzyılın kölesi. Modern kölelik.
Asgari ücrette çalışan bir kimse modern köle. Ama alternatif yok ki başka. Çalıştıran için de başka alternatif yok. Sebep? O da kazanamıyor. Nereye yetiştirecek? Yetiştiremiyor o da. Belli bir düzeye kadar sermayesi olanların yetiştirmeleri mümkün değil. Bakın yetiştirmeleri mümkün değil. E ne oldu? Salih ev kavramı gitti. Ardından ne oldu? Salih bir binek. Ya salih bir binek dedin. Senin menziline çok emniyetli bir şekilde götürecek bir araba. E bugün en aşağı bir buçuk milyon. Salih bir binek. Yaz kız seni götürecek. Salih bir binek bir buçuk milyon. Hadi bir milyonluk araba evin. Bir milyon. Onun yürütmesi dert. Onun yürütmesi dert. Adam en kolay bir şey geldi.
Ekonominin başına. Hadi IMF atadı birisini. İki tane bizim başımıza. Geldi. Adam dedi ki araban var mı? Var. İki vergi birden ödeyeceksin dedi. Kim itiraz edebildi? Hiç kimse. Kim bir şey diyebildi? Hiç kimse. Bir de her yere tuzak kurdu. Araban var. Sen şuradan Eskişehir'e bir git gel. Eskişehir'e geç yalnız bir. Sivrihisar'a kadar git. Sivrihisar'dan geri gel. Ne kadar? En az beş milyar ceza yersin. Gidiş geliş. Sebep? Ulan gidinceye kadar tuzak, dönünceye kadar tuzak. Nereye gidersen git tuzak. Radar tuzağı var ya. Adam oraya yazmış. Kaç? Yetmiş. Yetmiş yazan tabelanın on metre sonrasını koymuş radara.
Sen yetmişe düşünce kadar radara giriyorsun. Tuzak. Devlet tuzak kuruyor vatandaşına. Bildiğiniz tuzak kuruyor. Giriyorsun radara. Çaresi yok. Gecenlerde bizim Mehmet Ali Bey, Mehmet Emin'e soruyorum avukata. Diyorum ki, Konya'ya nereden gideyim? Nereye tercih edersin? Diyor ki, Kütahya Avfiyon üzerinden git. Orası diyor, daha az radar var. Eskişehir'e girip çıkınca diyor, bitiyor diyor. Dün akşam baktım, yani Allah affetsin, yanlış anlaşılmasın, bir sohbet ring yapmışım. Sohbet ringin sonunda 25 milyar ceza yemişim. Sohbet ringi, yani başlıyorum ya böyle işte, örneğin Tekirdağ'dan başladım, bitirdim keşanda. Böyle bir daire yaptım, keşanda bitirdim.
Dün akşam baktım, toplam cezam 25 milyar. Tuzağı kurmuş sana, senin araban olsa ne olacak? Salih bir binek var, kapının önünde durmak için. Hareket ettirdiğin anda gittin, yandın. O zaman Salih binek kavramı da kalmadı bize. Bugün abime dedim, böyle giderse bir tane eşek alacağız dedim, ondan dolaşacağız dedim. Çaresi yok başka dedim. Şimdi, normalde bunlar ne üçü, dünya nimeti. Bu üçü dünya nimeti. Hani nimet verdiklerinden, evet, dünya nimeti bu üçü. Ve bu üçüne sahip olan bir kimse, dünya olarak yeterli. Allah'a hamd etsin o kimse. Hele Salih bir eşi varsa, gerçekten beş vakit daha fazla namaz kılsın. Bu zamanda.
Öyle. Yani Salih bir eşi varsa adamın, beş vakit fazla namaz kılsın. Allah'a çok hamd etsin. Yani adam sesini yükseltiyor, kaldırıyor telefonu. Şeye, emniyete. Kocam beni darp edebilir. Bu kadar. Çat! Bir ay uzaklaştırma. En azı. Daha bir ay daha biterken, kapının önünden geçti, tedirginim. Bir ay daha. Daha bir ay daha biterken, bir telefon daha. Valla bana telefon açtı, korktum ben. Bir ay daha. Ne o? Evde hanım var senin. Evet, yaşayanlar anlatıyor dervişler. Mustafa, seninki zaten içinden çıkılacak gibi değil. Mustafa diyor, işaret ediyor.
Altı ay verdi bana diye. Oradan böyle büyük bir ısrarla, altı ay diyor. Mustafa'nın kını altı ay verdi. Şimdi Mustafa kendisi işaret edince söyledim. Evet, altı ay ya. Yani evlenmişsin, evin var diyorsun. Çoluğun çocuğun var diyorsun. Bakın, tokat vurmak yok da. Sesini yükselttin. Sesini yükselttin. Bir telefon, bu kadar. Bir telefon. Ve öyle ki, ulan burada uyuşturucu satıyorlar diyorum. Gelen yok. Burada dövüş çıktı, kavga çıktı. Birbirlerine bıçak çektiler, tabanca çektiler. Telefon açıyorum, gelen yok. Yok gelen. En sonunda birisi geldi, benim kapıyı çalıyor. Burada mı satılıyor diye. Ulan bu kadar kafaları, bu kadar.
Ulan ben satsam neden benim adresimi vereyim? Hiç düşünmüyorum. Burada mı satılıyor diye bana. Ha dedim, pes ya. Bundan sonra buna da telefon açmayacaksın dedim. Ya adam sen mi satıyorsun diye benim kapımı çalıyor. Ben adres veriyorum. Nokta, atışı yapıyorum. Adam benim kapımı çalıyor. Sen mi diyor, burada uyuşturucu satılıyormuş. Bana diyor bir de. Böyle baktım. Söyleyecek bir laf bulamıyorum size dedim. Ona gelmiyor. Ama öbür türlü bakın, dikkat edin. Eşiniz evde, telefonu açsa, eşim bana sesini yükseltti, darp etme ihtimali, bak darp etme ihtimali var dese, uzaklaştırmayı aldınız. Kesin.
Veyahut da kızınız. Telefonu kaldırsa dese ki, darp etme ihtimali var, evden uzaklaştırma. Kızınız şunu dese, ben babamın bakışlarını beğenmedim. Beni bakışlarıyla taciz ediyor. Tamam yandık eten elva. Bu kadar. Siz kız çocuklarınıza karışamazsınız bile. Ne diyor kız çocuğunun birisi? Ben diyor gece dışarı çıkacaktım. Bana izin vermeyince diyor. Ben de diyor, gittim şikayet ettim. Beni taciz ediyor dedim diyor. Babası cezaevine giriyor. Adam anında cezaevinde. Bu size tuhaf gelir şimdi. Laf lafı açtı. Tanımadığınız bir kadın, yolda şahidi olsa, bu adam beni sözüyle taciz etti dese içeridesiniz.
Şey demiş ki, anneli kızdı gelmişler. Adam bankta oturuyormuş. Annesi demiş ki, kalk bu banktan demiş. Başka bir yere git. Biz oturacağız buraya demiş. Adam da ne alaka? Ben kalkmıyorum demiş. Hemen oradan geçen polise demiş ki, bizi taciz ediyor bu demiş. Adam içeride soluklanıyor. Evet. Bunlar böyle şey değil, hani uydurmasyon şeyler değil. Kadın sevgilisini alacak eve. Dikkat edin. Kadın sevgilisini eve alacak. Kaldırıyor telefon, uzaklaştırma alıyor. Adam nöbetçi hakim ediyormuş ki, bak sevgilisini alacak şimdi eve. ne olur yapmayın. Beni uzaklaştırma vermeyin. Tabi uzaklaştırmayı vermiş. Kadın da sevgilisini almış. Adam da basmış evi. Adam evi bastı diye suçlu oldu.
Siz bunları medyadan takip etmiyorsunuz tabi. Ben not alıyorum bunları böyle kenara. O zaman aile, aile bitti. Salih bir şey de bitti. Ne bu? Ev de bitti. Salih araba da bitti. O zaman dünya nimeti, Müslümanlar için, müminler için, dünya nimeti biraz şeyli, sıkıntılı. Allah hepinize hayırlısını versin. Geldik ahiret nimetine. Ahiret nimetine, o kimsenin hem dünyadayken, Kur'an ve sünneti yaşayıp, ahiret olarak da ne yapıp? Cennetlik olması. Bunun bir çıt üstüne, o kimsenin, cemalullah'a kavuşması. Bu da ne? Ahiret nimetinin üstü, üst seviyesi.
Rabbim cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Evet Yusuf. Hayret nedir? Hayret bir şey, hayret etmek. Bilmedin, ummadığım bir şey çıkıyor ya karşına. Aa hayret ettim, böyle tahmin etmiyordum, böyle bilmiyordum. Öyle değil mi? Bu ne? Hayret ettik diyoruz değil mi? Bu işte hayret. Şimdi hayret nedir dedi. Ben de hayretin karşılığı olarak, hayret bu. Ummadığın, tahmin etmediğin, bilmediğin bir şeyin, meydana çıkması. Yani onu görmen, onunla karşılaşman.
Bu normalde hayreti tanımlamak için, hayret bu. İşin bir de, tabii bu ilmen hayret bu. İşin tabii, Yusuf bunu sorarken, sufilik noktasında hayret nedir diyor. Bu da işin başka tarafı. Mesela ilmi noktada hayret. Yani bir kimse o güne kadar, o ayet-i kerimeyi okumamış, okuyor. Aa bu manaya geldi. Hayret ediyor. Aslında bir daha okuyor. Bir daha okuduğunda, mananın değişik versiyonunu veya değişik veçesini görüyor. Bir daha hayret ediyor. Bakın, hayretler değişmeye başladı. Bu sefer o kimse, hani, Kur'an'ın veya hadis-i şeriflerdeki bazı şeyleri, ilmi olarak, vakıf oluyor. Vakıf oldukça ne yapıyor? İlmi olarak hayreti artıyor. İlmi olarak. E bu işin bir de nesi var?
Bir de hani, aynel yakini var. Aynel yakini olarak baktığımızda, o kimse artık böyle, o şeyi görmeye başlıyor. Bakın, onu görmeye başlıyor. Okuduğu ayet-i kerimeyi, eğer bir olaysa, yaşanan bir şeyse, onu görüyor. ayet-i kerimeyi okurken görüyor. Bu manevi olarak görüyor. Bu da ne? Bu da aynel yakin noktasında hayret. O kimse artık, örneğin, işte, namaza durdu. kıblen ne tarafta, beytullah'ta. Allahu ekber dedi, namaza durdu, beytullahı, aynel yakini olarak gördü. Beytullah, şakkada, gözünün önüne geldi. Aynel yakini, kıblesini gördü.
ve elhamdülillahi rabbil alemin dedi, alemlerden bir perde önünde. Alemlerin Rabbi, bir alemi, o esnada, Fatiha'nın, birinci suresinde gördü, kaldı. Elhamdülillahi rabbil alemin dedi, kaldı. Neden? Gitti, kafa oraya. orada manevi olarak, o alemi seyrediyor. Hayret. Değişiyor. Değiştikçe değişiyor. Değiştikçe değişiyor. Hatta belki de, kendinden geçiyor. Bir daha, elhamdülillahi rabbil alemin diyor. Elhamdülillahi rabbil alemin. Elhamdülillahi rabbil alemin. Fatiha, birinci surede kaldı. Dışarıdan birisi olsa, diyecek ki, kırık bir lak gibi takıldı.
Geri kalanını unuttu herhalde, diyecek. O elhamdülillahi rabbil alemin de, devam ediyor. Ne oldu? O görmediğini görmeye başladı. Aynel yakîn. Hayret. Hakkel yakîn hayret. Artık o olayın içinde. Hakkel yakîn hayret. Olayın içinde. Hani, Şeyh Efendi Hazretleri'ne, buradan bir atıfta bulunayım. Hani, Bedir'de bulunduğu muhabbeti var ya, Hakkel yakîn hayret. Orada yaşamış. Orada, o savaşa katılmış gibi hayrette kalıyor. Ve, ona net bir şekilde inanıyor. Bedir'de ben de varım. Onun normalde, hayretin ayrı bir zirvesi.
dervişan onu anlamadığından, ne alakası var ya, Bedir, sahabeleri adıyla, sanıyla, kütükleriyle belli, diyor. O. O da, onu söylerken, bunun bir manevi hal olduğunu, deklare etmiyor, şerh düşmüyor. Bunu böyle söyleyip, atınca kenara, dervişler de diyor ki, ya böyle bir şey mi olur ya, diyor, ne alakası var, diyor. Bu ne? Hakkel yakîn, hayret. O kimse, Hud suresini okuyor, Hud kavminin, helak edilişini yaşıyor orada. Hakkel yakîn, olarak, neyin ne olduğunu görüyor. O esnada, ayeti kerime diyor ki, işte biz onlar orada, donak aldık diyor. Dondurduk, bitirdik bu manada, veya dağıttık. Ama orada, olayın, ince ayrıntısında, nasıl yaşanıldığını, bizatihi, orada, bizatihi yaşayaraktan, orada yaşayaraktan görüyor.
Bu da ne? Bu da, hakkel yakîn, hayret. Bunun normalde, bir de ne var? Mesela, bu o kimse artık, perdeden perdeye, hayretten hayrete geçerken, hakkel yakîn noktasında, yaşıyormuşçasına geçmesi, bakın, izliyormuş gibi değil, yaşıyormuşçasına onu yaşaması. Bu da ne? Bu da hakkel yakîn hayret. Ha, Cenab-ı Hak, hepinize bu hayretlerde, dolaştırdıklarından eylesin. Amin. Yusuf'tan da başka bir soru, beklenmezdi zaten. Evet. Efendim, bu aynel yakîn dediğiniz yer, görmekle alakalı, bu zahir gözle mi alakalı, yoksa, hani, ak tabirinde tavir edilen, kalp gözü denilen bir şey mi bu? Bu normalde, aynel yakîn, normal, ilk önce, o kimsenin, gönül gözü dediğimiz, o gözle başlar, hakkel yakîn noktasında da, o gönül göz devam eder, hakkel yakîn'in, belli bir merhalesinden sonra, o kimsenin gözü açıyor, gözü kapalı olmaz artık.
Hakkel yakîn'de bahsettiğiniz, orada yaşıyormuşçasına da, hani, siz aynel yakîn'i iyi öğrenin önce. Yani, sufinin önce öğreneceği yer, aynel yakîn olarak, öğrenmesi gereken şey. Geri kalanı, zaten onun manevi. Ya normalde burada, hakkel yakîn'in derinliğini anlatsak, ne olacak ki? Aynel yakîn'i yaşayan yok. Allahu Ekber dediğinde, Beytullah'ı görecek. Bunu her namazda gördüğünde, aynel yakîn'de, zikrullaha başladı, Cenab-ı Hak ne dedi? Cemaatle zikredeni, ben, daha iyi bir cemaatin içinde, onu zikrederim.
Doğru mu? Gördün mü bunu? Biz burada, cemaatle zikrullah yapıyoruz. Cenab-ı Hak vaat etmiş, hadisi kutsi, kim beni cemaatle zikrederse, ben, onu, daha iyi bir cemaatin içerisinde zikrederim. Bir çıt üstü. Kim beni zikrederse, ben de onu zikrederim. Burada zikrullaha başladın, kendini nerede gördün? Hani, Hz. Pir diyor ya, önce diyor, süt içeceksin. O çocuğun diyor, dişi çıkarsa, artık ekmek aramaya başlar. Artık o diyor, ekmek aramaya başlar, yemek aramaya başlar. Sonra diyor, dişleri tamam olunca, et arar diyor.
Biz önce, ete gözümüzü dikmeyelim. Önce diyelim ki, bir dişimiz çıksın, bir ekmek arayalım. Yani biz şimdi, hakkel yakini, evet, hakkel yakini, evet. Var mı anlayacak olan, hakkel yakini, hayret ne biliyor musunuz? Allah'ı zikrettiğinizde, o da sizi zikredecek. Ve siz buna aşina alacaksınız. Ne anladınız? Soruyu soran bir şey anlayacak mı? Hayır. Kardeşler bir şey anlayacak mı? Hayır. Ne anlamı kaldı sormanın? Zikrullah başladı. Hangi halakada zikrettin? Pir efendilerin halakasında mı zikrettin?
Sahabe efendilerimizin halakasında mı zikrettin? Peygamber efendilerimizin halakasında mı zikrettin? Ya da bizatihi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin muhteşem bir yer, orada mı zikrullah ettin? Bütün peygamberler orada, pir efendiler orada, halakayı kurmuşlar, orada mı zikrullah ettin?
Ya, ne yaptın ilk zikrullah'a gittiğinde ne gördün? Veya zikrullah esnasında ne kadar kendini zikre verdin? Kalibi olarak ne yaşadın? Öyle ya. Hayret orada başlıyor. O zaman önceki hayret ne? Önce birinci hayret, senin zikrullah halakasına gelmen. Bu zamanda gerçekten hayret edilecek bir şey. Şeytan, nefis, dünya, anne, baba, eş, çoluk, çocuk, mal, mülk, her şeyi arkandan çekerken, senin zikrullah halakasına gelmen, en büyük hayret.
Ben bunu büyük hayret olarak görüyorum. cidden büyük hayret olarak görüyorum. Sen normalde zikrullah var mı? Mahallende, beldende, şehrinde, neredeyse. Var. Sen oraya gittiysen, büyük hayret bu. Bunu yap. dersini hiç bırakma. Bunu yap. Hayret o. Asıl hayret o. Asıl böyle istikametle tutmanız gereken yer o. Ondan sonra üstünü, Allah, Cenab-ı Hak nasip eder onu. Sen o istikamette ol. Ne diyor? Siz eğer ki Allah'tan hakkıyla korkar, istikametinizi düzgün tutarsanız, Allah sizin bilmediklerinizi öğretir. Allah senin bilmediğini öğretir.
Sen Mustafa Özbağ'dan öğrensen ne olacak? Bir kulağından girecek, öbür kulağından çıkacak. Neden? Onu hal olarak yaşamadın çünkü. Onu manevi olarak yaşamadın. Kitaptan oku istediğin kadar. Manevi olarak yaşamadın. Ben anlattım. İstediğim kadar anlatayım ben bunu. Yaşamadın. Sadece öğrendin. Sözün meclisten dışarı. Bunu sadece siz dinlemiyorsunuz. Canlı yayından bütün herkes dinliyor. Alıyor oradan, çalıyor, hırsızlık ediyor. Manevi olarak böyle yaşaması lazım diyor. Neden bunu anlatan bir tane üstad şeyh kalmamış ki ortalıkta? Aldı, çaldı, oradan millete söyledi. Hatta sözümü benim birebir kopyalayıp millete söyledi.
Birebir kopyalıyor. Kopyalasın derdim yok. Ama yaşayan nerede? Yaşayan yok. Allah bizi affetsin. Sorular güzel, yukarıdan sormak da güzel. Yusuf, yaşamak zor. Önce aynel yakin hayreti yaşasın herkes bir. Zikurullah'ta öyle bir hal yaşasın. Diyelim ki aynel yakin'i yaşadı adam. Aynel yakin'i yaşayabilmesi için o kimsenin fena fi şeyh olması lazım. Fena fi şeyh olursa yaşayacak. Fena fi şeyh olmazsa yaşamayacak. Ya da gerçekten o kimse tabiri caizse tepeden inmedir. Eyvallah, yaşar.
O meclis dışı zaten. Sözümüz meclisten dışarı. Allah'ın öyle kulları vardır. Dakika bir gol bir olur. Eyvallah. Yaşar onu. Ona söyleyecek bir sözümüz yok. Ama öbür türlü o iş biraz şey. Hani şimdi desek ki, hakkel yakin hayreti anlatacağız. Burada kalmayacak ki o. Şimdi Yusuf diyecek ki, sır noktasında hayret nasıl? İsmi biliyor çünkü, adı biliyor. Ondan sonra diyecek ki, ruh noktasındaki hayret nasıl? Orada bitmeyecek o. Şimdi herkes hakkel yakin de bitireceğimi düşündü. Bak bütün herkes. Doğru mu? Doğru mu? Var mı arkası gelecek diyen? Yok. Neden? Bilmiyor orasını çünkü. Evet.
Şimdi ismen duydu. İlmel yakin noktasında, evet sır noktasında da hayret var. Evet. Ruh noktasında da hayret var. Evet. Ne oldu? Beşe çıktı makam. Seni Yusuf'u bıraksak, Yusuf şimdi sır noktasındaki hayretin tecelliyatını sorar. İnsan nefsi böyledir ama. Normal. Normal. Bu da normal. Ama yol yürümek lazım. Bazen ben söylediğimde ağır geliyor arkadaşlara. O yüzden diyorum, dervişlik zor zanat. Kardeş olalım, yürüyelim. Kardeş olalım, yürüyelim. Dervişlik zor zanat. Allah bizi affetsin inşallah. Haklarınızı helal edin.
Bizden yana da helalın, hoş olsun inşallah. Üç ihlas bir fatiha-i şerefe. Ya Rabbi okumuş olduğumuz üç ihlas bir fatiha-i şerifi, evvela bizzat, fahir-i kainat, sebebi mevcudat, sevgili Peygamber Efendimiz. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mübarek bak ruh-i şeriflerine.
Adem aleyhisselam ile her ikisi arasında gelmiş, geçmiş bütün Peygamberi Cisan Efendimiz'in ruh-i şeriflerine. Cihar Yarigüz'in, Ebu Bekir Sıtık, Ömer Faruk, Osman Zunniy'nin, Ali Mutazah Radiyallahu anh Hazretlerinin, Ashab-ı Resulullah, Şuhedai Resulullah, Zevcat-ı Resulullah, Evlat-ı Resulullah, İmam Hasan, İmam Hüseyin, 72 Şuhhecan'ın, Bütün şehitlerin, bütün Ashab-ı Resulullah Hazretlerinin, İmamımız İmam-ı Azam, İmam Hanife, İmam Şafi, İmam Hanbel, İmam Malik, İmam Matur, İmam Eşeri, Bütün İmam ve İmamey'in Hazretlerinin ruhlarını yedirdik. Kabul ve haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Üç İhlas, Bir Fatiha Şerifi. Ya Rabbi okumuş olduğumuz üç İhlas, Bir Fatiha Şerifi. Pirimiz Pir, Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet Erkebir Rufay, Seyyid Ahmet Erbedevi, Seyyid İbrahim Duziki, Şeyh Ebul Eseneli Şazeli, Şah-ı Nakşibendi Muhammed-i Bağattin, Mevlana Celalettin Rumi, Hacı Bektaşı Beli, Hacı Bayramı Beli, Mevlana Celalettin Rumi, Bütün Muhittin Arabi, Bütün Pir-i Piran Hazretlerinin ruhu şeritlerini yedirdik.
Kabul ve haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Şefaatlerine, nimetlerine, feyzuatlarına, dualarına üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç İhlas, Bir Fatiha Şerifi. Ya Rabbi okumuş olduğumuz üç İhlas, Bir Fatiha Şerifi. Büyük Şeyh Efendilerimiz Abdurrahim Tantavi, Abdurrahim Neşafi, El Haç, El Hafız, Hacı Bekir, Sıddıkı, Çorumi, Çorunlu Mustafa Efendimizin, Nevşeli Hacı Abdullah Efendimizin, Kaçını Dergahının Şeyhlerinin, Mesudiye Tekkesinin Şeyhlerinin, Bekabbaşi Dergahında Geçmişlerin Ruhlarına, Üstadımız Sultanımız Haseten, Bayındıracı Mustafa Özbe Hazretlerinde, Ced ve Ceddatlarının Ruhlarına, Cümlesinin Ruhlarına, Turuki Ailemizden, Akraba-i Talikatımızdan Geçenlerin Ruhlarına,
Burada bulunan, Herhangi bir halden dolayı bulunamayan, Bütün kardeşlerimizin de ruhaniyetlerine hayra hayra edilir, kabul ve haberdar eylei Ya Rabbi. Amin. Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, El Azim, El Kerim, El Azim, El İlahe İllâhu, El Hayyel Kayyum, Ve Etûb İle, Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. Estağfurullah, El Azim, Estağfurullah, Estağfurullah, El Azim, Estağfurullah, Er Azim, Estağfurullah, Er Azim, Ya malükel mülkül kadim, estağfirullah el-azim.
Estağfirullah tüp değil Allah, ve ne heytu kalbi anma sivallah. Estağfirullah aman ya Rabbi, min küllü zembin tövbe ya Rabbi.
Estağfirullah aman ya Rabbi, min küllü zembin tövbe ya Rabbi. Tövbe ya Rabbi, estağfirullah aman ya Rabbi, min küllü zembin tövbe ya Rabbi. Tövbe ya Rabbi, estağfirullah aman ya Rabbi, min küllü zembin tövbe ya Rabbi. Bir tövbe ediyoruz, tövbelerimizi dergah özetinde kabul eyle.
Amin. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahim.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi