mustafaozbag.org

TASAVVUF VAKFI MERKEZ (MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER) - 4 NİSAN 2020

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Nisan 2020 · 3:14:23

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Yine bir cumartesi sohbeti, yine kardeşlerle, arkadaşlarla, izleyenlerimizle beraber olma günü, inşallah. Yine bir korona günü, koronanın normalde dünyayı kasıp kovurduğu, ülkemizde de ne yazık ki etkili olan bu salgın hastalıklardan devam ederken bir gece, öyle söyleyelim inşallah.
Tabii bu akşamki sohbet, daha önce takip edenler bilir, bizim bir soru hazırlayan kardeşimiz vardı. İslam'ın siyasi hareketi olarak bir hayli geniş bir soru hazırlamıştı. Yaklaşık 41 sayfa, bu akşam bunun 26. sayfasının ikinci paragrafından devam edeceğiz inşallah.
Allah'tan bir şey gelmezse, Rabbim bizleri doğruyu konuşan, doğruyu yaşayan kullarından eylesin inşallah. Malum İslam'da siyaset, İslami siyaset, İslamcı siyaset, herkes bir isim koyuyor. Normalde buna neymiş, ne değilmiş bunu konuşmaya gayret ediyoruz. İkinci paragraftan, 26. sayfanın ikinci paragrafından devam ediyoruz.
Üçüncü ayın 14'ünde en son bunun sohbetini yapmışız. İnşallah buradan devam edeceğiz. İslamcıların siyasal hareketi, devletlerin ya da İslami toplumların ortaya çıkışına yol açmak şöyle dursun. Ya devlet mantığına, parantez içinde İran, ya da yeniden düzenlenmiş olsa bile geleneksel bölünmüş diye, parantez içinde Afganistan, geri dönmektir. Aktörleri ne söylerse söylesin, her siyasal hareket otomatik olarak layık bir alanın yaratılması ya da geleneksel bölünmüş diye geri dönüşür. İncelediğimiz hareketlerin düşünceleri iki kutup arasında gidip geliyor. Toplumun İslamileştirilmesinin devlet iktidarından geçtiğini düşünen devrimci kutup ile toplumsal ve siyasal eylemi ile toplumu her şeyden önce aşağıdan yukarıya İslamileştirmeyi hedefleyen reformcu kutup, bu iki kutuba göre aşağıdan hareket İslami bir devletin kuruluşuna otomatik olarak yol açacaktır.
Devrimci yol başarısızlığa uğradı. İran devrimi saray kavgalarının ve ekonomik bunalımın içine gömüldü. Müslüman kardeşlerden kopan grupların eylemciliği, Arap ülkelerinde herhangi bir rejim değişikliği sağlamayı başaramadı. Sünni aşırı gruplar marjinalleştiler. Şii gruplar ise tersine stratejilerinin terörizmin Suriye ve İran tarafından yönlendirilmesi piyonları haline geldiler.
Fakat İslamcılık siyasal manzaraya ve çağdaş Müslüman topluma derinlemesine damgasını vurdu. Doğu-Batı çatışmasının son bulması, komünizmi arkasına sığınılan bir karşı güç olmaktan çıkardığı için İslamcı devrim düşüncesinin başarısızlığa uğraması, 80'li yılların sonunda İran devrimi tarafından temsil edilen devrimci üçüncü dünyacı siyasal İslamcılığın, öteden beri Suudi Arabistan tarafından finanse edilen şiddetle batı karşıtı, puriten, ahlakçı, popülist, muhafazakar bir yeni fundamentalizme doğru kayışına yol açtı.
Cezayir, fisi bunun pro tipiydi. Parantez içerisinde İslami Kurtuluş Cephesi eşittir, fis. Bununla birlikte İslamcılığa getiren sosyo-ekonomik gerçekler ortadadır. Ve silinmeye yüz tutmuş değildir. Parantez içinde sefalet, köksüzlük duygusu, diğer bir kimlik bunalımı, eğitim sistemlerinin bozulması, göçmenlerin gittikleri ülkelerde bütünleşme sorunları, İslam devrimi, İslam devleti, İslam ekonomisi birer efsane eder.
Ama İslamcı muhalefet konusunda bir çözüme varmış değiliz. Fis gibi hareketlerin iktidara gelmeleri, İslami devlet hayalinin boşunalığını somutlaştırmaktan başka sonuç doğurmamıştır. Oliver Roy, siyasal İslam'ın iflazı. Zamanımız yeterse inşallah bu pasajları, bu paragrafları işlemeye gayret edeceğiz. Oliver Roy, bu siyasal İslam'ın dünya üzerindeki hareketlerini kendince tanımlayan, kendince bu noktada araştırmalar yapan bir kimse.
Bu komple alıntı da Oliver Roy'un, siyasal İslam'ın iflazı adlı kitabından alınmış. Demek ki kardeş bunu öyle yazmış. Okuduğumuz ilk paragraf, İslamcıların siyasal hareketi, devletlerin ya da İslami toplumların ortaya çıkışına yol açmak şöyle dursun. Ya devlet mantığına, parantez içerisinde İran ya da yeniden düzenlenmiş olsa bile geleneksel bölünmüşlüğe, parantez içerisinde Afganistan geri dönmektir.
Aktörleri ne söylerse söylesin, her siyasal hareket otomatik olarak layık bir alanın yaratılması ya da geleneksel bölünmüşlüğe geri dönüşür. Bu iki örneğimiz var elimizde Oliver Roy'un söylediği. Bir İran örneği var, iki Afganistan örneği var. Malum İran örneği ile Afganistan örneği, hatta biz buna Suudi Arabistan'ı da ilave edebiliriz. Çünkü kendilerini İslam olarak nitelendiren üç tane yeryüzünde. Bu çünkü analizler, 80'lere, 90'lara dayılan analizler. Böyle baktığımızda normalde üç tane devlet var. Kendisini İslam devleti olarak tanımlayan. Bir, Suudi Arabistan devleti var. İki, İmam Hümeyni'den sonraki Şia İslam devleti veya İran İslam devleti olarak nitelendirilen bir devlet var.
Bir de Sovyetlerin normalde işgal etmeye kalktığı, hatta işgal ettiği, Afganistan'da Taliban'ın kurduğu veya kurmaya çalıştığı bir İslam devleti var. Biz bunların adına İslam devleti, onlar kendilerini öyle nitelendirdikleri için ben de öyle nitelendiriyorum. Yoksa ben onları birer İslam devleti gördüğüm noktasında değilim. Hatta bunu ben her daim söyleyen bir kimseyim. Yeryüzünde şu anda bir İslam devleti olduğuna inananlardan da değilim. Şimdi İran söz konusu olunca, hani İran İslam devletinin modelini konuşabiliriz. Veyahut da gerçekten İran İslam devleti modeli başarısız mı oldu, başarılı mı oldu buna bakabiliriz. Tabii İran İslam devlet modeli, ben başarısız görüyorum.
Başarısızlığı her şeyden önce İran İslam devleti modelinin başarısızlığıdır. Yani normalde oradaki söz konusu olan başarısızlık İslam'la alakalı değildir. Orada o İran İslam devleti modelinin bir başarısızlığı vardır. Bunun normalde işleyişi, tarzı, tavrı komple benim nazarımda da başarısızdır. Bu komple İslam dünyasını bağlamaz bu başarısızlık. Adının başına İslam koyulan her şey, çünkü İslam değildir. İran İslamı olarak nitelendireceğimiz olgu, Şia düşüncesinin üzerine kuruludur ki, bu da İslam dünyasında çok tartışılan bir olgudur. Çünkü tüm İslam dünyasını kaplamaz. Kendi içerisinde dahi birlikteliği sağlayamamış bir fikriyat veya felsefenin tüm İslam dünyasını kapsaması da mümkün değildir.
Çünkü İran'da bu İran İslam devlet modelini veyahut da İran İslam hükümetini, devletini ama içindeki her şeyle tartışmaya açıktır. Bu tartışma bitmiş değildir. Ve normalde kendi içinde de bu model oturmamış, yerleşmemiştir. Kaldı ki dünya üzerinde bir model oluştursun. Ne yazık ki model de oluşturamamış. Ve ilerleyen safhalarda bunu göreceğiz. Bunu konuşmaya devam edeceğiz bugün. Çünkü ne yazık ki Orta Doğu'daki terör oluşumlarına bence destek olmuş. Hatta Sünni kesimle derinlemesine savaş açmış ve savaşmış bir kimse. O dönemdeki İran-Irak savaşı dillere destan olmuştur. Yani İran-Irak savaşı yıllarca sürmüş ve Orta Doğu'da normalde sönmeyen ateşin yakılmasına sebep olmuş.
Afganistan'daki durum ise bundan çok farklı değildir. Afganistan'da da Sovyetlerin yenilerek, o çok büyük ekonomik kayıplar vererek 1989'da çekildiğinde süreç olarak bir İslam Devleti'nin ortaya çıkmamıştır. Yani batı veyahut da belli kesimler özellikle İran'da ve Afganistan'dakini İslam Devleti olarak nitelendirirler. Kaldı ki onlar da kendilerini öyle nitelendirirler. Zaten en büyük açıması o, normalde her ikisi de birer İslam Devleti değildir. Taliban'ın, El-Kaide'nin, Peştun'ların ve diğerlerinin ayrı ayrı grupları hepsi de baş olma iddiasıyla birbirleriyle kavga etmeye, savaşmaya başladılar ki ardından da batının müdahalesi geldi ve hepsini de dağıtarak, birbirine düşürerek, kendisi de sivil ve askeri toplulukları katlederek bambaşka bir tablo ortaya çıktı.
Afgan mücahitlerinin, işte yurt dışından gelen diğer mücahitlerin ideolojik olmaktan çok etnik ve kabilesel temelde olan ayrılıkları ve gittikçe artan çatışmalar izledi. Hala daha ne yazık ki aynılar. Bu sebeple Afganistan'da tam anlamıyla bir İslam Devleti modelinden bahsetmemiz mümkün değildir. Tabii ki var olanı tam bir İslam modeli göremezsek dahi, başarılı görmemiz de mümkün değildir. Bu bölünmüşlüklerle de başarılması da mümkün değildir. O yüzden Afganistan'da da ne yazık ki Oliver Roy'un dediği gibi yeniden layık bir noktaya dönüş söz konusu şu anda öyle denilebilinir. Çünkü Afganistan'daki savaşan gruplar kendilerince yola çıktıklarında kendi vatanlarını önce Sovyet işgalinden, sonra Amerikan işgalinden kurtarma, kendilerince yola çıkarken bir İslam Devleti kurma düşüncesiyle, hayaliyle yola çıkanlar, işte hükmetme, işte oradaki devletin yegane tek sahibi olma ve kendilerince orada yönetimde pay sahibi, yönetimde söz sahibi olma mücadelesine girdiler ki,
ne yazık ki sonra birbirlerini düştüler, birbirlerini kafirlikle itham edip birbirleriyle savaşmaya başladılar ki, bu ne yazık ki bir rol model olmaktan çıktılar. Çünkü aslında biz bu meselelere bakarken de biraz tarihi boyutuyla bakmamız lazım. Yani tarih boyunca Afganistan'da bir İslam Devlet modeli hiç oluşmamış, İran'da bir İslam Devlet modeli hiç oluşmamış. Yani İslam dünyasındaki bu topraklarda en uzun süre İslam Devlet modeli olarak modelleyebileceğimiz, ki benim tam olarak İslam Devleti olarak nitelendirmediğim bir Osmanlı İmparatorluğu var. Ondan öncesi Selçuklu İmparatorluğu kurulmuş ve değişik imparatorluklar, değişik devletler kurulmuş. Bu topraklarda, İslam Devleti, İslam inananlarının bulunduğu topraklarda değişik devletler oluşmuş.
Ama bunlar ne yazık ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Ebu Bekür Ömer Osman Ali'nin zamanındaki, Radıyallahu anh Hazretleri'nin zamanındaki İslam Devlet modelleri olmamışlar hiç, olamamışlar. Bunda değişik unsurlar, değişik sıkıntılar, kültürel problemler, ne bileyim işte kendilerinecek etnik problemler bunlar da etkili olmuş. Böyle olunca da normalde tam bir İslam Devlet modelini oluşturamamışlar. O Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ve Cihar Yargüzün Efendilerimizin zamanındaki modelleri kendi zamanlarına taşıyamamışlar. Kaldı ki İran'da evet çok eski bir devlet geleneği vardır. Perslerle, özür dilerim, Farisilerin bu noktada çok eski bir devlet geleneği vardır.
Ama onlarda İslam Devlet geleneği de çok derinlemesine değildir. Kaldı ki Afganistan'da böyle bir derinlik olsun. Bu da mümkün değildir. Aslında İran'da, Afganistan'da bütün İslam dünyasını kanatlarının altına alacak bir rol model devlet olamamışlardır. Buna Suudiler de dahildir. Suudiler'de de en büyük problem her ne kadar Oliver Roy burada İran'ı ve Afganistan'ı örnek gösterdiyse buna Suud-Arabistan'ı da ilave edebiliriz.
Suudiler'de de Arap hırkçılığına dayalı bir devlet sistemi vardır. Dini olarak da Vahabil'i kendilerine ölçe edinirler. Öyle olunca Osmanlı'dan sonra kurulan o Suud-Arabistan Devleti de ne yazık ki İslam Devleti statüsünde olamamışlardır. İncelediğimiz hareketlerin düşüncesi, yine bu paragraf, iki kutup arasında gidip geliyor. Toplumun İslamileştirilmesinin devlet iktidarından geçtiğini düşünen devrimci kutup ile toplumsal ve siyaset eylemi ile toplumu her şeyden önce aşağıdan yukarıya İslamileştirmeyi hedefleyen reformcu kutup, bu iki kutuba göre aşağıdan hareket İslami bir devletin kuruluşuna otomatik olarak yol açacaktır. Normalde bu iki kutup her iki tarafta bunu denemiş midir?
Evet, işte bir devlet eliyle İslam'ı yeniden organize etmek ve toplumları İslamlaştırma bu İran tarafından denenmiş. İran tarafından bu denenince ne yazık ki bu denemeden belli bir sonuç alınmamış. Ve bu aslında bunun öbürküsünü de söyleyeyim, toplumları İslamlaştırarak devlet kurma. Bu kanat da ne yazık ki Türkiye'nin dışındaki yerlere baktığımızda bu da başarıya ulaşmış bir nokta değil.
Ve bunun da başarıya ulaşmamış noktasını Cezayir'deki fis hareketiyle şimdi anlatmaya çalışacağız. Ama önce bunu anlatırken İslam'ın kendi fıtratı var. İslam kendi fıtratında devletler eliyle kurulan bir düzen sistem değildir. Yani İslam'ı siz bir devlet eliyle, bunu savunanlar çoktur, bir devlet eliyle siz bir yerde kurup sistemleştiremezsiniz. Bu çünkü İslam'ın kendi fıtratına aykırıdır. Cenab-ı Hakk'ın sünnetullahına aykırıdır. Sebep, yani normalde eğer toplum İslam olursa o kurulan devlete tabi olur, o kurulan devlete riayet eder. Eğer toplum İslam olmazsa o zaman o kurulmuş olan devlet onlara zulüm gibi olur. Onlar tabi olmazlar, onu istemezler, onu yıkmaya çalışırlar.
Şimdi bunu ta geriye doğru gittiğimizde Mekke ve Medine devirlerine baktığımızda başlangıçta bir devlet yoktur. Mekke'de Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bir devlet kurma yoluna çıkmamıştır. Devletle bir bağlantısı da olmamıştır. Hatta o günkü müşrik devletin yöneticileri ona gelip devlette hazineyi ele almasını veyahut da işte devlette hangi görevi almak istiyorsa o görevi onlara vereceklerini söylediklerinde Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Mekke müşrik devletinde görev almayı kabul etmemiş
ve orada bir görev almamıştır. Ve onların istedikleri tabi bir tek Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin yeni getirmiş olduğu dinden dönmeleridir. Hatta bu meşhurdur. Amcasına söyler ya Allah'a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem. Ya Allah bu dini hakim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim der. Ve devam eder Mekke'de kendince Cenab-ı Hakk'ın kendisine vahyetmiş olduğu dini tebliğ etmeye ve etrafındaki insanları Allah'a davet etmeye devam eder. Ve bu noktada asıl amaç çünkü devlet kurmak değildir Mekke'de. Ve zaten İslam devletinin de asıl amacı ilahi kelimetullah'tır. Ve İslam'ın insanlara tebliğ edilmesidir.
Müslümanların İslam'ın yaşamalarını kolaylaştırmak ve buna imkan hazırlamaktır. Çünkü normalde devletin İslam literatüründe asıl amacı budur. Ve bunu gerçekleştirmek gayesiyle kurulmamış olan bir devlet İslam devleti olmaktan da çok uzaktır. İran, Afganistan, Suudi devlet modelleri de bu manada İslam devlet modeli olmaktan uzaktır. Ve başarısızlıklarının sebebi de İslami devlet ölçüsünden uzak olmalarından dolayıdır. Bu üç sistemin üçü de normalde İslami devlet ölçülerinden uzaktırlar. İslami devlet ölçülerinden uzak olduklarından dolayı bunlar İslam devlet fıtratının da dışında kaldıklarından dolayısıyla dinin kendi fıtratının dışında kaldıklarından dolayı başarısız olmuşlardır.
Ve başarısızlıkları devam etmektedir. Ve acı bir şey yeryüzü de şu anda mevcut bulunan Suudi Arabistan devletini ve İran İslam Cumhuriyeti devletini İslam devleti zannetmekteler. İşin acı tarafı da bu. Paragrafa devam ediyoruz. Devrimci yol başarısızlığa uğradı. İran devrimi saray kavgalarının ve ekonomik bunalımın içine gömüldü. Müslüman kardeşlerden kopan grupların eylemciliği, Arap ülkelerinde herhangi bir rejim değişikliği sağlamayı başaramadı. Sünni aşırı gruplar marjinalleştiler. Şii gruplar ise tersine devlet stratejilerinin parantez içerisinde terörizm, Suriye ve İran tarafından yönlendirilmesi, parantezi kapattık, piyonlara haline geldiler.
Fakat İslamcılık siyasal manzaraya ve çağdaş Müslüman topluma derinlemesine damgasını vurdu. Şimdi, İran İslam devriminin oturduğu zemin ne yazık ki tam bir İslam değildi. Çünkü İslam devletinin amaçlarının başında, Rıbbi bin Amir'in Kadisiye vakasından önce İran ordusu komutanı Rüstem'e söylediği sözle meşhur olmuştur. O söz de şudur, İslam devleti insanları dünyanın darlığından bolluğuna, kullara kulluktan kurtarıp Allah'a kul olmaya ulaştırmak gelmektedir. İslam devletinin asıl amacı budur. Başka bir devlette böyle bir ayırıcı bir özellik bulunamaz. Yani bu tek İslam devletinde olur. İnsanları dünyanın darlığından bolluğuna, kullara kulluktan kurtarıp Allah'a kul olmaya ulaştırmaktır.
İslam devlet modeli. Ama İran, İslam devleti ne yazık ki benim nazarımda tepeden inme bir reformist bir İslam devleti değildir. Çünkü normalde İran devrimi kendi içerisinde ne yazık ki kendi çocuklarını da katletmiş olan bir İslam devrimidir ki adı İslam olduğu için de İslam değildir. Ayrıca İran devrimi dünyada tek layık devlet olan Türkiye ve muhafazakar Arap devletleri ve tüm Batı devletleri, başta İsrail, Amerika tarafından bir tehdit olarak algılanmıştır.
Çünkü İran, İslam devleti kendisini bu tehdit de ayakta tutar. Devamlı bu tehdidi, kendisi de çünkü Batı'yı, Amerika'yı, İsrail'i, normalde devamlı tehdit eder görüntüdedir. Devamlı tehdit eder ki, devamlı Batı'nın ve tehdit ettiği ülkelerin de kendisini tehdit ettiğini düşünerekten içerisini bastırır. Aslında işin acı tarafı da şudur, veyahut da bilinmeyen tarafı da şudur. İran, İslam devleti aslında Batı'yla da, Amerika'yla da, İsrail'le de ilişkilerini dostane bir şekilde götürür. İran, İslam devletinin çünkü hedef tahtasında sözler olarak her ne kadar İsrail ve Batı var ise de eylem olarak bu çok acıdır. Asla ve asla Batı ve İsrail olmamıştır. Ya kim olmuştur? Oradaki Sünni, yereldeki Sünni Müslümanlar olmuştur.
İran, İslam devletinin ilk savaştığı yer Irak'tır. Kiminle savaşmıştır? Sünni Araplarla savaşmıştır. Kimle? Saddam Hüseyin'le savaşmıştır. Ve acı bir şeydir, bütün Sünni Arap dünyası Saddam Hüseyin gibi bir zalim kimsenin arkasında durmak zorunda kalmıştır. Ve Batı, İran'la Saddam Hüseyin'i 8 yıl boyunca savaştırmış olan Müslüman çocukları olmuştur. Ve normalde bu devletler, yani Batı dolaylı veya dolayısız direkt veya en direkt veyahut da işte Sünni gibi görünen Arap İslam veyahut da Arap devletler, İran'ın ayağını kaydırmak için normalde işte sınırlarının dışında, herkes kendi sınırlarının dışında teröre hizmet etmişlerdir. İşte El-Kaide gibi veyahut da değişik örgütleri besleyerekten İran Şia devrimini veyahut da İran Şiasını durdurmak için mücadele etmişler, savaşmışlardır.
İran'ın bugüne kadar her gün tehdit ettiği İsrail'e zerrece bir herhangi bir saldırıda bulunmamış, zerrece herhangi bir şey yapmamıştır. Veyahut da Amerika'ya, veyahut da İngiltere'ye, veyahut da Fransa'ya, veyahut da Batı'nın herhangi bir devlet gücüne herhangi bir şey yapmamıştır. Ama İran şunu yapmıştır, Orta Doğu'da Sünni Araplarla savaşmış, Sünni Araplarla aralarındaki uçurum daha da artmış. Ve kıyasaya hala da Suriye üzerinde bu savaş devam etmekte, Yemen üzerinde bu savaş devam etmekte, Irak üzerinde bu savaş devam etmektedir. O yüzden yani tepeden inmeci bir devlet sistemi ne yazık ki İran modeli noktasında tutmamış ve tutması da mümkün değil. Öbür taraftan da işte hani aşağıdan halkın içerisinde İslami bir eğitim vererekten, bir İslami nasihat ederekten, insanları irşat ederekten belli bir noktaya gelen, o reformcu kanat dediğimiz o kanat da ne yazık ki değişik ülkelerde, değişik yerlerde, bu en fazla Kuzey Afrika'da görüldü.
Cezayir gibi, Fas, Tunus gibi, Mısır gibi ülkelerde görüldü. Bu Müslüman kardeşler veya ihvani Müslümin olarak nitelendirilen bu anlayış, devlette görev alınca veyahut da devletlerin değişik birimlerinde görev aldıklarında da onlar da ne yazık ki böyle başarısızlığa uğramışlardır. O yüzden normalde şu anda İran İslam devleti, o Şii devlet ile Sünnilerin arasındaki uçurum daha da artmış, daha da fazlalaşmış.
Hatta Orta Doğu'da camiler bombalanmış, Orta Doğu'da işte mübarek zatların kabri şerifleri bombalanmış. Ve işin ilginç tarafı, Şiiler tarafından da kutsal olan, Müslüman Sünniler tarafından da kutsal olan, ne yazık ki Ehl-i Beyt'in türbeleri de bombalanmıştır bu arada. O yüzden Sünnilerle Şia'nın arasında çok acı, kan girmiş ve ayrılıkları daha da derinleşmiştir.
Pararaftan devam ediyoruz. Doğu-Batı çatışmasının son bulması, komünizmi arkasına sığınılan bir karşı güç olmaktan çıkardığı için, İslamcı devrim düşüncesinin başarısızlığa uğraması, 80'li yılların sonunda İran devrimi tarafından temsil edilen devrimci, üçüncü dünyacı siyasal İslamcılığın öteden beri Suudi Arabistan tarafından finanse edilen şiddetle batık karşıtı, puriten, ahlakçı, popülist, muhafazakar bir yeni fundamentalizme doğru kayışına yol açtı.
Cezayir FİS'i bunun protipiydi. Parantez içerisinde İslami Kurtuluş Cephesi FİS. Şimdi, evet, bu Doğu-Batı çatışmasının son bulması, yani Rusya Komünist Sistemi'nin SSCB'nin dağılması ve o yıllarda SSCB'nin dünya siyasetinden birkaç adım geri çıkması ve alanı komple batıya bırakması, batıya bırakınca da normalde tek kutuplu bir dünya oluşması, tek kutuplu bir dünya oluşunca da bütün o tek kutuplu Amerikan emperyalizminin hegemonyasının altında bir dünya oluştu.
Böyle bir dünya oluşunca da ne yazık ki İslami diriliş, İslami bir uyanış, İslami bir çalışmalar o hegemonist yapı tarafından yönlendirilmeye, o hegemonist yapı tarafından değiştirilmeye ve dönüştürülmeye başladı. Bu acı bir şey. Yani bunu normalde 80'li yıllardan sonra dünya İslami hareketlere baktığımızda bunun çok açık bir şekilde örneklerini görürüz.
Örneğin Sovyetlere karşı Amerika Afganistan'daki mücahitleri desteklemiş ve destekledikleri mücahitlerin başında Ussama Bin Laden gelir. El-Kaide ile Taliban'ın bu noktada ortak hareket ederekten Afganistan'da Sovyetlere karşı başarılı bir savaş ama bu savaşın arkasında para desteği normalde Suudi Arabistan'a aittir, kanımca. Bunun silah desteği de Batılı devletlere ki dolayısıyla en başta ABD'ye aittir. Ama oradaki amaç söz konusu olan İslami bir hareketi destemek değil, SSCB'nin ekonomik olarak ve askeri olarak batışına sebeptir. Çünkü her iki tarafta bir türlü galibiyet gösteremezler. Galibiyet gösteremedikleri için savaş bir türlü bitmez.
Savaş bir türlü bitmeyince de normalde Avrupa'dan, ondan sonra Orta Doğu'dan, İslam ülkelerinden kendilerince cihad etmeyi hedefleyen, o tırnak içerisinde cihatçı Müslüman olarak netelendirilen genç Müslümanlar Afganistan'a gittiler. Afganistan'da gönüllü olarak sanki İslami bir cihat yapıyormuş görüntüsüyle savaştılar. İşin acı tarafı aslında amaç oradaki perde gerisinde. Ben o zamanlarda sohbetlerde bunları yorumlayan bir kimseyim. O zamanlarda amacın ben İslam olmadığını, burada örtülü bir şekilde Sovyetlerle Amerika'nın savaştığını, dövüştüğünü ve Sovyetleri burada mağlup edip, ekonomik ve askeri olarak dünya siyaset sahnesinden geri püskürtme çalışması olarak görüyordum.
Nitekim bu öyle oldu. Sovyetler normalde Afganistan'dan geri çekilince, oradaki Afgan gruplar, orada Afganistan'da savaşan, oradaki Allah için, din için savaşıyoruz diyenler, bambaşka bir tablonun içerisine girdiler ve o tabloda ırkçılık girdi, o tabloda işte etnik grupların, fikri etnik grupların birbirleriyle çatışmaları girdi ve orada ne yazık ki Afganistan'da İslami cihat için yola çıkan gruplar birbirleriyle savaştı.
Sonra döndü Amerika, onlarla savaşmaya başladı. Şimdi burada İslami Kurtuluş Cephesi Fis olarak nitelendirdiğimiz Cezayir'de ise olay bambaşkaydı. Cezayir'de Fis'in başlangıcında normalde silah yoktu. Sonradan Fis'in içerisine silah girdi. Cezayir'de İslami hareketlerin tarihi kökleri son dönemdeki Arap İslam düşüncesinin veyahut da Arap İslam istahatçı, köktenci harekete dayandırmak mümkün değildir.
Yani oraya dayandırırsak biz tarihi derinliğine girmemiş oluruz. Çünkü normalde Cezayir enteresan bir ülkedir. Avrupa'nın burnunun dibinde ve Avrupa emperyalistleri ta Osmanlı'dan önce bilhassa İspanyollar Cezayir'i hep sömürmüşler. Zaman içerisinde İtalyanlar sömürmüş, zamanla Fransızlar sömürmüş ve Cezayir ama tarih boyunca hep sömürgecilerin tasallutu altında kalmış.
Bundan kurtulmayı Cezayir'ler Osmanlıların kuvvetli zamanlarında Osmanlı'dan yardım dileyerekten bunu yapmışlar. Ve Osmanlı'yı yardıma çağırmışlar ve Osmanlı'yı yardıma çağırarak bu yaklaşık 1520'lerde öyle söyleyelim. Tarihçiler bunu daha iyi araştırdılar, bir tarih bulabilirler. Normalde Osmanlılar Cezayir'e davet edilmişler. Ve dikkat edin, davet edilmişler. Cezayir halkı ve Cezayir yöneticileri olarak Osmanlılar Cezayir'e savaşmamışlardır. Ve Cezayir bir fetih hareketi değildir Osmanlı'da. Ve Osmanlılar davet üzerine Cezayir'e gitmişler ve Cezayir'i korumayı muhafaza altına almışlar. Ve en fazla da bu İspanyol askerleri ve yağmacıları, İspanyol korsanlardan Cezayir'i korumuşlar.
Ta ki ne zamana kadar? Osmanlı yıkılıncaya kadar. Ve normalde işte 1830'larda herhalde Fransızlar normalde Cezayir'i sömürgeleştirdiler ve Cezayir'i işgal ettiler. Ve Fransızlar Cezayir'i işgal ettikten sonra Cezayir halkı Fransızlarla mücadele etme, bu sömürgeye, bu emperyalizmle savaşmaya başladılar. Çünkü normalde bir Müslümanın, bir müminin gayrimüslim bir devlete, gayrimüslim bir unsurun işgalini kabul etmesi, o işgali içine sindirmesi mümkün değildir.
Eğer bu noktada güçlerinin yettiğince mücadele etmeleri İslam'ın emridir. Tekrar söylüyorum bunu, bir Müslümanın, bir müminin hem birey olarak hem de topluluk olarak gayrimüslim bir unsurun istilasına karşı, gayrimüslim bir devletin oraya sömürgeleştirmesine karşı savaşması Müslümanlar için farzayındır. Ve en büyük cihatlardan birisidir. O yüzden Cezayir halkı da bu normalde Fransa emperyalizmine karşı savaşmaya başlamıştır. Ne zamandır bu? 1830'larda başlar bu savaşma, bu mücadele. Çünkü Fransızlar Osmanlı'dan sonra Cezayir'i veyahut da işte bu zaman içerisinde Orta Doğu'da gelirler, Suriye'de Fransızlar işgal ederler. Hatta normalde daha ileriki dönemlerde Suriye'den sonra Anadolu topraklarına kadar gelirler ya, hatta Antep'e kadar, Antep sınırına kadar gelirler, Maraş sınırına kadar gelirler.
Normalde Fransızlar orlara kadar gelirler çünkü Osmanlı Devleti parçalanmakta ve parçalanınca da Batılı devletler Osmanlı Devleti'nin topraklarını kendi aralarında paylaşmaktadırlar. Ve bu paylaşımla Cezayir sonuçta Fransa'ya düşmüştür kendilerince ve Fransa Cezayir'i işgal eder. Ve ilk çatışmalar Cezayir'deki bu noktada Fransızlara karşı cihat hareketi başlar. Tabi bu cihat hareketi başlar, bu 1830'lardan başlar, hemen hemen Cumhuriyet'in kurulduğu yıllara kadar Fransa'yla savaşırlar. Ve Fransa Cezayir'den normalde çekilmek zorunda kalır. Ama bu çekilmek zorunda kaldı, 1920'lerde iyice bu Cezayir'deki hareket güçlenir, 1930'lara geldiğinde daha da güçlenir. Ve normalde Cezayir, Fransa oradan çıkarken Cezayir'de layık bir devlet modeli bırakır.
İşin enteresan noktası burası zaten. Ve bağımsızlık sonrası Cezayir'de 30 yıl boyunca, bakın çok benzerlikler var. Bu benzerlikleri kendi kafanızda siz resim kuraraktan oturtturabilirsiniz. Cezayir bağımsızlığını ele alır, bağımsızlığını ele aldıktan sonra 30 yıl boyunca Cezayir'i yöneten tek parti yönetimi vardır. Ve Cezayir'de layık bir devlet sistemi modeli kurulur, layık devlet sistemi modeli kurulur ve tek partidir. Ve seçim de yoktur. Seçimle iş başına da gelmek yoktur. Ceberrut bir tek parti sistemi vardır. Ve Ceberrut bir tek parti sistemi, 1830'lardan 1930'lara gelinceye kadar 100 yıllık bir İslami uyanış, İslami cihat anlayışı, İslam'ın yeniden yaşanması ve yeniden devletleşmesi için mücadele eden anlayış, bu 30 yıllık zaman içerisinde köreltilir, bu 30 yıllık zaman içerisinde ne yazık ki Cezayir'de pasifize edilir.
Bu nasıl pasifize edilir? Bu 30 yıl boyunca, orada da bir Diyanet İşleri Başkanı'na kurulur. Diyanet İşleri Başkanı'na kurularaktan Cezayir Devleti'ndeki bütün dini hareketler, bütün dini eğitimler, bütün dinle alakalı her şey Cezayir Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülmeye başlar. Ve Cezayir Diyanet İşleri Başkanlığı yürütürken de o tekelci zihniyetle ülkedeki İslami direniş, İslami uyanış ve ülkede Fransızları ülkeden çıkmaya zorlayan İslam cihat düşüncesi, ne yazık ki yine Cezayirlerin devleti ve Diyaneti ile ortaklaşa köreltilir,
ortaklaşa 30 yıl içerisinde ne yazık ki perperişan edilir. Ve o zaman Cezayir, Orta Doğu'da yaygın olan, daha doğrusu Mısır'da başlayan, Suriye'de devam eden, Ürdün'de devam eden ve Kuzey Afrika ülkelerini de içine almaya başlayan İhvani Müslüman, yani işte Müslüman kardeşler veya özellikle Hasan Benna'nın, Seyyid Kutub'un ve devamiyeti gibi görülen Muhammed Kutub'un etkileriyle orada Arapçayı çok iyi kullanan, çok iyi bilen entelektüellerin arasında yaygınlaşmaya başlar.
Ve Müslüman kardeşler veya ihvan-i Müslüm'ün Cezayir'deki İslami direnişin, İslami hareketliliğin bir böyle merkezi hükmüne gelir. Aslında bunlar tek başlarına değillerdir. Normalde işte enteresan bir şeydir. Kuzey Afrika'da ve Orta Doğu'da, mesela bana çok ters gelen Müslüman sosyalizm de oluşmaya başlar. Enteresan bir şeydir. Sosyalist Müslümanlar vardır. Hatta böyle daha ileri komünist Müslümanlar vardır. Bunlar Orta Doğu'da vardır. Mesela Filistin Kurtuluş Örgütü'nün çıkış noktası da sosyalist İslam'dır. Enteresan bir şeydir. Feyköy'ünün başındaki Yasser Arafat da bir sosyalist solcu bir kimsedir. Ha ben bunu biraz böyle tuhaf karşılarım, reddetmem tuhaf karşılarım.
O yüzden normalde tabi Cezayir'de Müslüman kardeşler etkili olmaya başlayınca 1970'li böyle normalde 80'li yıllarda o esnada da İslam dünyasında işte İran İslam Cumhuriyeti'nin veyahut da İran İslam devriminin etkileri de vardır. Bütün İslam dünyasında, bütün bu İran'ın aslında örtülü olarak Fransa'nın desteklediği, İslam devrimi bakın örtülü olarak Fransa'nın desteklediği diyorum.
Sebep çünkü Şah İngiliz yanlısı, Amerikan yanlısı bir yönetime sahipti. Ve İran İslam devrimi Fransa'nın etkisiyle olmuştur. Çünkü Fransa Suriye'de de çok etkilidir. İran Şiasına benzemese dahi Suriye'de de Şia kuvvetlenmesi vardır. O yüzden Suriye'deki Fransa etkinliği İran'da da gösterilmiş olur, görülmüş olur. Ve İran İslam devrimi birçok Müslüman ülkede olduğu gibi Cezayir'de de İslami uyanışı üzerinde etkiler olmuştur. Ve normalde Afganistan'daki Sovyet işgaline karşı olan Afgan-İslam direnişi, öyle söyleyelim, ben onu katılmıyorum ama, Afganistan'daki İslam direnişi de bu Cezayir, Fas, Tunus, Mısır gibi, hatta Ürdün, Suudi Arabistan, Suriye gibi ülkelerde zemin bulmuş Müslümanlar kendilerince böyle bir ümit etmişler, umut etmişler.
Ve İran'da başarılıyorsa, Afganistan'da başarılıyorsa, buralarda olabilir ümidiyle bir heyecanlandılar. Ve 80'ler, 90'lara gelirken, çünkü ben 80'lerde artık siyasetin içindeydim, 80 ihtilalinde filan, ihtilalden sonra İran devrimi olmuştu bizim 80 ihtilalinden sonra, 12 Eylül ihtilalinden sonra olmuştu. Bütün Müslüman dünya büyük bir heyecanla İran İslam devletini ayakta alkışladı, destekledi sünnisiyle, şiasıyla.
İşin rengini tam bilmiyorlardı, bazıları bunun rengini biliyorlardı. O bazıları da konuştuklarında Müslüman, sünni Müslümanlar tarafından ne yazık ki boğuluyordu. O zaman da 94'lerde, 95'lerde, bu Türkiye'de de çok konuşulan, tartışılan bir meseleydi. Türkiye'de, bunlar şia, bunların normalde işte milliyetçi bir akım, bu milliyetçilik üzerine kurulu dediğimizde, benim o zaman İslam'la çok bağlantım yoktu, bizi boğmaya çalışıyordu.
Boğmaya çalışan gruplar da enteresan bir şey. Bunları açık açık konuşacağım şimdi. Bunları boğmaya çalışan kimseler de bizim bölgemizde, bizim etrafımızda olan milli görüşçülerdi. Bu milli görüşçüler İran İslam devletini çok hızlı bir şekilde destekliyorlar. Türkiye'deki milli görüşçüler bu Müslüman kardeşleri çok hızlı, fanatik bir şekilde destekliyorlardı. Ve Fars'ta, Tunusça, Cezayir'de, Mısır'daki Said Havva'nın, ondan sonra Hasan el-Benna'nın, o Seyit Kutub'un kitapları hızla Türkçe'ye çevrilip, Türkiye'de milli gazete tarafından bedava dağıtılır. Ve normalde bunlar böyle Risale'leri hızla dağıtılırdı. Ve Türkiye'deki milli görüş yapılanması da, Müslüman kardeşler, Said Havva, Hasan Benna, Muhammed Kutub üçlüsünden fazlaca etkilenip, ülke içerisinde bunların kitapları bedava dağıtılırdı.
Şimdi normalde, tabi o zamanlar 90'lara gelindiğinde, 93, 94, 95, 96'lara gelindiğinde, İslam dünyası bunlar çok hızlı bir şekilde aktivite edildi. Ve Müslümanlar kendilerince bir moral motivasyonuna girip, kendi içerisindeki bulundukları devletlere karşı alternatif bir güç noktasında görülmeye başlandı. Ve Cezayir'de de, Cezayir o fisi konuşmamız lazım. Aslında bir psikoloji dalında öğretim üyesi olan Cezayir, o katı cebarut layık devleti, Cezayir'deki katı cebarut layık devletinin eski bir mahkumudur. Doktor Abbasi Medeni, o yakın zamanda Katar'da zaten tedavi gördüğü bir hastanede vefat etti. Allah rahmet eylesin.
Bu medeni yine daha önce, yine cebarut, Cezayir layık devleti tarafından zindanlarda yatmış olan, yine Cezayir'in başkent camilerinin birisinde imam olan Ali Belhaç vardır. Bu hareketin önde gelen liderleridir bunlar. Normalde cuma hutbeleri olur, mitingler olur. Biz o zamanlar bunları dışarıdan izleyen bir insandım ben. O mitinglerde, o cuma hutbelerinde çok ateşli hutbeli olur, çok ateşli mitingler olurdu. Ve o layık sistemin, o müfsit ve cebarutluğuna saldırırlar. O layık sistemin ülkeyi soyup soğana çevirdiği, belli bir rejime bağlı kimselerin lüks bir hayat içerisinde yaşadığı ve o layık sistemin sanki küçük dağları biz yarattık edasıyla bütün Cezayir halkına ve bilhassa Müslümanlara çok ağır hareketlerde bulunması ve Müslümanları cezaevlerine atması ve Müslümanları biraz din ve diyanetten bahsedenleri zalimane bir şekilde, zalimce onları cezalandırması
ve tüm devlet işlerinin gayri İslami hukuksuz bir şekilde yönetilmesi, bu oradaki Müslüman kardeşler hareketinin güçlenmesini sağladı. Açlık var, yokluk var, yolsuzluk var, adaletsizlik var, ondan sonra insanları kimliksizleştirme var, insanları bu noktada köklerinden koparmak var, her şey var. Yani öyle olunca o Cezayir layık sistemi Fransa'nın güdümündeki bir layık sistem, Fransa'nın güdümündeki bir devlet sistemi oradaki yerel halka zulmetmekte, yerel halka her türlü kötülüğü yapmakta ve devlet idaresi de her türlü yolsuzluğa, her türlü ayrımcılığa, her türlü kayırımcılığa açık.
Böyle olunca Cezayir nüfusu da genç bir nüfus, yıllardır savaşmışlar, halkın yaşlıları, orta yaşlıları, o kendilerince milli mücadele dönemlerinde şehit olmuşlar ve geriye kalan genç nüfus, o genç nüfusta açlıkla, baskıyla, ayrımcılıkla, genç nüfusta yoklukla baş başa kalınca o Müslüman kardeşler örgütü veya Müslüman kardeşler hareketi Cezayir'de yer buldu.
Tabi her İslami düşünce sonunda devletleşmeyi kendisine yolda bir basamak olarak görür. Yani Müslüman kendince bir müddet sonra devletine sahip çıkacaktır ve devletine kuracaktır ve devletini kurduktan sonra da oradaki hukuk sisteminden tutun her şey bir İslam hukuku üzerine yürüyecektir. Çünkü Mekke ve Medine süreçlerine baktığımızda süreç böyle ileri gelmiştir. Mekke'de bir devlet kurma düşüncesi yoktur. Medine-i Münevvere'ye hicret edilir, Medine-i Münevvere'de baskılar ve savaşlar arttıkça İslam güçlenir. İslam orada güçlenince sonuçta Medine devleti kurulmuş olur ve bu burada devam etmez. Hz. Ebubekür Ömer Osman zamanında Medine devleti ne yapar? Orta doğuda topraklarda yayılmaya başlar, zenginleşir, kuvvetlenir ve İslam bu noktada her yönüyle icra edilmeye başlanır.
İşte normalde oradaki Hasan el-Benna Seyyid kutup fikir yapısındaki İslami yapılanma da böyle yola çıkar. Aslında başka İslami hareketler de mevcut mudur o esnada? Cezayir'de mevcuttur. Mesela işte Mahvuz Nahnan'ın liderliğini yaptığı İrşad ve İslah, ondan sonra yine Doğu Cezayir bölgesinden bir avukat olan ve imam olan, Abdullah Ceballah'ın lideri olduğu Ennak'ta, Ennak'tay sonradan çok olaylar olmuştur, Ennak'ta çok duyulmuş, uluslararası popüllerisi olan bir örgüt haline, bir topluluk haline gelmiştir.
Ve bu her iki lider de işin enteresan noktası, o 30 yıllık Ceborut Cezayir layık devleti tarafından cezaevlilerine atılmış, onlar da haksız bir şekilde adaletsizliklere duçar kalmışlar ve o cezaevli layık devletinin hışmına uğramış kimselerdir. Ve bunlar değişik hapis cezalarına çarptırılmış, bu iki cemiyet de ıslahatçı kültürel ve eğitimsel bir hareket olduklarını, yine siyasetten uzak kalacaklarını iddia etmişler.
Müslüman kardeşler de kendilerini siyasetten uzak kalacaklarını iddia etmişlerdir. Aynı şey mesela Türkiye'de de risaleleri yazan Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin deyimi de aynıdır. Bediüzzaman Said Nursi de Türkiye'de risalelerle Cumhuriyet'in ilk yıllarında orta yere çıktığında asla siyasetle ilgilenmeyeceğini, siyasetten uzak duracağını, siyasi bir teşkilat olmadığını, siyasi bir yapılanma olmadığını söyleyerekten bu söylemle yola çıkar.
Tabi normalde Cezayir'deki olgu da oluşum da Müslüman kardeşler olsun, isterse el nakta olsun, bunların hiçbirisi de siyasetle ilgilenmeyeceklerini söyleyerekten yola çıkmışlar. insanları, Kur'an'ın sünneti, İslami değerleri, İslami ölçüleri anlatmaya başlamışlar. Ve Cezayir, layık devlet sisteminin yanlışlıklarını eleştirerekten komple bir tutunma, Cezayir, layık devletlerini reddederekten yola gitmişlerdir. Ve bunlar bir cephe oluştururlar. İşin en enteresan tespitini söylemek istiyorum sizlere. Cezayir'de de bizde de tanıdık bir cephe veya parti kurulur. Adına da İslami Selamet Cephesidir adı. Bu normalde size çok tanıdık gelir. Böyle resim tamamlamanız için, resim tamamlamak için bu isimlerin üzerinde duruyorum.
Cezayir'deki kurulan cephe İslami Selamet Cephesidir. Türkiye'de kurulan parti Milli Selamet Partisi'dir. Milli Selamet Partisi ile İslami Selamet Cephesi'nin arasında fikri bir bağ da vardır. Gerçekten Milli Selamet Partisi de gençlerine o zaman için Hasan el-Benna'nın Seyyid Kutub'un kitaplarını dağıtmaktadır. Onlarla eğitim vermektedir. Risalelerini okumaktadırlar. Ve tabi İslami Selamet Cephesi Cezayir'de o kadar çok baskın bir hale gelir ve o kadar çok kuvvetlenir ki Cezayir o Ceberut layık devleti İslami Selamet Cephesi'ni siyasi bir cemiyet olarak gayri resmi olarak ilan eder. Ve cephenin liderliğini de, Abbasi Medeni ile yardımcılığını da Ali Belhaç üstlenir.
İşin en ilginç noktası bu. Şimdi bunu böyle bir giriş olarak yaptım İslami Selamet Cephesi olarak. Ve hani Oliver Roy ondan sonra burada mantelizme doğru kayışına yol açtığı, bunun protipi İslami Kurtuluş Cephesi FİS dediği için ben normalde bunun böyle bir Cezayir'deki bu yapıyı biraz açmak istedim. Biraz uzun oldu belki de ama hakkınızı helal edin.
Şimdi yine devam ediyoruz Oliver Roy'un tespitlerine ve bu son para raf. Bununla birlikte İslamcılığı getiren sosyoekonomik gerçekler ortadadır ve silinmeye yüz tutmuş değildir. Sefalet, köksüzlük duygusu, değer ve kimlik bunalımı, eğitim sistemlerinin bozulması, göçmenlerin gittikleri ülkelerde bütünleşme sorunları, İslam devrimi, İslam devleti, İslam ekonomisi birer efsanedir. Ama İslamcı muhalefet konusunda bir çözüme varmış değiliz. FİS gibi hareketlerin iktidara gelmeleri İslami devlet hayalinin boşunalığını somutlaştırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır demiş Oliver Roy. O zaman yeniden biz şimdi Cezayir'deki FİS hareketine geçeceğiz. Cezayir'deki o FİS hareketi çok kuvvetlenince bakın tarihler de birbirini tutar yaklaşık olarak.
FİS adayları 1990'da yerel seçimlerde. 90 yerel seçimleri. Türkiye'den de siz bunları bağdaştırın. Cezayir'de FİS 90'da yerel seçimlere giriyor. Ama yerel seçimlere girerken belli bir oranda milletvekilli seçimlerinde belli bir mecliste milletvekilleri var. Ve yerel seçimlerde belediye ve yerel meclislerde sandalyelerinin büyük bir kısmını kazandılar. Ve böylece siyasi, ekonomik ve sosyal aşamalarda muhakeme edilmeye başlandılar. Ve FİS adaylarının başarısının Cezayir'de İslami tercihin başarısı olduğunu iddia ediyorlardı. FİS'ciler ve Cezayir halkının 1990 yılında yapılan seçimlerde diğer seçenekler önünde İslami çözümü tercih ettikleri iddiasındaydılar. Ve bu iddia da doğruydu.
Çünkü Cezayir Müslüman halkı Cebarut layık devlete yakasitmiş. Cebarut layık devletin o yönetim hataları, hukuk hataları, zalimlikleri ve Cebarut o layık devletin halkına kan kusturması, din ve diyanetle alakalı her şeyi baskı altında tutması, zaman içerisinde mesela Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de de bir müddet uygulandı kadınların başörtülü dışarı çıkmaları dahi yasaktı. Yani iş bu noktaya kadar gitmişti. Bu Fas'ta da, Tunus'ta da, Cezayir'de de layıklık çok katı bir şekilde uygulanıyordu. Türkiye'de de uygulanıyordu. Bunu da söylemek lazım. Ve normalde insanlar orada böyle bir fırsat oluşunca hızla o İslami cepheye, FİS'e tabiri caizse bir kurtarıcı gördüler. Ve onu desteklemeye başladılar.
Ama normalde işin Müslümanlar için en büyük handikap o zaten. Bütün İslam dünyasında en büyük handikap bu. Bu İslami cepheler veya İslami partiler veya muhafazakar tabanlı partiler kuvvetlenince, işte yerel meclislerde, belediyelerde kuvvetlenince, meclis üyeleri veya belediye başkanlıkları veya milletvekilleri veya hükümet ortaklığı olmaya başlayınca, normalde finansçılar maddi kaynaklara ulaşabilmek için, ondan sonra, ne bileyim işte böyle işi bozulanlar, ne bileyim işte müteahhitlik yapacak olanlar, bunlar size çok tanıdık gelir.
Yani normalde daha önce ceberrut devlet sisteminden nemalanamayan ikiyüzlüler, ceberrut laik devlet sisteminde zenginleşemeyen menfaatperestler, o İslami cephelerin içerisine girip, orada normalde iş yapmaya başladılar. Çünkü bunları içine alan, yani işin enteresan noktası bu, zaten FİS bir müddet sonra değişik açıklamalarda bulunmaya başlamıştı.
Ve FİS önceden açıklamalarında demokrasiye inanmadığını, demokrasinin doğru bir sistem olmadığını, işte sistem olarak İslam devleti sistemi kurulması gerektiğini söyleyen bir söyleme sahip, bir FİS, siyasi bir hareket olarak kabul edilince, seçimlere girmeyi, milletvekili seçilmeyi, belediye başkanlıklarını almayı hedefledi. Ve bu normalde hedefledi ama belediye başkanı oldu. Fakat belediye başkanı olunca, mevcut Cezayir Anayasası ve hukukuyla çatışmaya başladılar. Mevcut Cezayir Anayasası ve hukukuyla çatışmaya başlayınca, bu sefer belediye başkanları veya milletvekilleri veya meclis üyeleri mevcut anayasa ve hukuka çarparaktan mahkemelerde ne yazık ki yeniden cezaevlerine girmeye başladılar.
Çünkü Cezayir'in hakim rejimi onlara rahat hareket etme imkanını sağlamıyordu. Ve belediye başkanları, FİS meclisleri, yerel halkın talep ettiği ihtiyaçları aynı zamanda karşılamaya kalksalar, legal sistem olan ve görünen Cezayir devletiyle karşı karşıya kalıyorlar. Ve ne yazık ki önde gelen üyeleri, hatta bazı belediye başkanları kanuna aykırı davranmak suçuyla tutuklanmaya başladılar. Ve FİS liderliği sonuç olarak başarılı yerel seçim sonuçlarının devletin bir tuzağı olduğunu, hatta muhtemel milli seçimlerde FİS'in uzun dönem başarısına karşı bir komple kurulduğunu sonradan anladılar.
Ve bu başarı gelirse aslında ardından İslami bir devlet kurulması ihtimaline karşı hakim rejim ortaya koyduğu bir gizli, bu benim tespitim, gizli bir komplo olarak bunları yerelde ve bazı milletvekilliklerini seçtirerekten, o tezgaha onları düşürdü. Ve zaman içerisinde FİS liderliği, işte demokrasiye karşı olmadığını, zaman içerisinde FİS liderliği, mevcut devleti tanıdığını, o laik sistemi tanıdığını söylese de, zaman içerisinde FİS liderliği çok tavizler verdi ve sonuçta FİS liderliği, Cezayir'de şunu gördü. Gördüğü şey şuydu, hata yaptılar, yanlış yaptılar, eksik yaptılar, asla ve asla seçimlere girmeyeceklerdi.
Ve asla ve asla seçimlere girmeyerekten yerel bir güç olarak, dini bir güç olarak kalacaklardı. Çünkü mevcut devletin anayasası ve hukuku orada dururken, belediyeleri ele alan veyahut da değişik meclis üyeliklerini ele alan FİS yöneticilerinin, mevcut anayasa ve hukukla bir iş yapamayacağını göremediler. Onlar belki de iktidara geldiklerinde veya iktidardan ortaklık aldıklarında o anayasadaki hukukları veyahut da anayasayı veyahut da hukukları değiştireceklerini tahmin ettiler.
Ama o da olmalı. Ve sonuçta Cezayir'de bir iş savaş çıktı, Cezayir'de bir iş savaş çıkınca çok kan döküldü. Ve ne yazık ki FİS üyeleri ve FİS mensupları bütün dünya dilinde kafa kesen, kol koparan, ondan sonra bütün dünya göndeminde değişik anarşik hareketlere, terör hareketlerine girmiş bir hareket oldu. Ve FİS başlangıç noktasında sırf Kur'an'ı ve sünneti ve insanların normalde dini bir eğitim olarak yola çıkarken, sonunda terör örgütü oldu.
Bakın sonunda terör örgütü oldu. Bu fakirin kendince bir tespitidir. Ne zaman ki herhangi bir İslami hareket partileşir, bakın partileşir ve siyasete bulaşırsa sonuçta o hüsrana uğruyor. Hakkınızı helal edin. Buradan Oliver Ruh'un siyasal İslam iflası olarak normalde analizlerinin bir kısmına katılıyorum. Tabii son kısım olan İslami devlet hayalinin boşunalığını somutlaştırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır demiş.
Bu normalde hareketlerin sonuç olarak fiyaskoyla sonuçlanması hiçbir Müslümanı İslami devlet felsefesinden veyahut da İslami devletin himayesinde idare edilmekten geri bırakmayacaktır. Allah-u Alem uzun oldu hakkınızı helal edin ama bu paragrafı bitirmek istedim. O yüzden bu paragrafta 27. sayfa da bitti. Önümüzdeki hafta cumartesi günü 28. sayfadan başlayacağız inşallah. Biraz uzun oldu. Uzun olduğu için de sizlerden özür diliyorum. Şimdi sorularınızı cevaplandırmaya gayret edeceğiz inşallah. Ona başlayacağız. Allah izin versin inşallah.
Tekrar özür dilerekten uzun sorular sormamanızı, burada okunması için metinler paylaşmamanızı, yani bazı kardeşler, bazı arkadaşlar uzun metinler, burada okumam için bir metin hazırlamışlar. Canım kardeşlerim, ben muhakkak ki sizin düşünceleriniz, sizin paylaşacağınız metinleri önemsiz görmek değil, önemsiyorum. Ama burada sorulara cevap vermek, program bu zaten. Kısa bir mutat, bizim cumartesi sohbetlerimiz vardı. Buna devam, perşembe sohbetlerimiz mutattı. Bunlara devam ediyoruz. Bu mutat sohbetleri takip edenler bilir, biz ardından soru cevap da alırız. O soru cevaplarımıza devam edeceğiz. O yüzden kardeşler, takipçiler, takip edenler bir sorular varsa ben saati çok önemsemiyorum.
Gücümün yettiğince burada sorularınıza cevap vermeye gayret edeceğim inşallah. Kardeş, Cuma mübareğe göndermiş halinde. Çok uzun bir soru var. Çok uzun.
Hakkına helal etsin o kardeş. O normalde, o kardeş, İstanbul'daki kardeşlerden benim telefonumu alsın. Oraya yazsın inşallah bu uzun sorusunu. Selamun aleyküm. İlmi muktedir ne demektir?
İlme muktedir demek. Yani belli bir ilme muktedirliği var. O demek. Malum günlerden dolayı eşinizden helallık istesek, diliyle helal olsun ama kalbiyle demediğinin farkındaysak, acaba hangisi makbul? Diliyle söylenen mi yoksa kalbinden geçen mi? Şeriat'a göre diliyle söylenen geçerli. Ama siz eşinizden doğru bir helallık alıp kalbiyle de helallık almanlardan olun inşallah.
Birbirlerinizden helallık alın kalbiyle, birbirlerinizle zulmetmeyin inşallah. Özür dilerim. Selamun aleyküm. Sizin sohbetlerinizi sosyal medyada 28 bin üyesi olan Tasavvuf Yolu adlı grupta paylaşıyordum. Perşembe sohbetinizden itibaren de canlı yayınlamaya başladık. Gruptan size çeşitli sorular soruldu. Müsaade ederseniz sormak istiyoruz. Bir Nur Erden sormuş, mürşid kimdir? Medyada adı sanı olan, el etek öptüren, zengin, son model arabalara binen midir? O eski mürşitler gibi hiçbir şeyi olmayan, yokluya bolluk gören, adı sanı bilinmeyen, şanı şöhreti olmayan mürşitler nerede?
Bu vaziyette bizler hangi mürşidin yolundan gidebiliriz? Mürşid şart mıdır? Hakiki mürşid nasıl bulunur? Mürşid kimdir? Mürşid Allah'tır. Birinci derecede. Normalde asıl gerçek mürşid Allah'tır. ve gerçek mürşid Allah olduğu için Allah'ın yolunu, Allah'ın koymuş olduğu hukuku, sistemi anlatanlar da Allah'ın mürşid sıfatıyla sıfatlanmış kimselerdir.
O yüzden asıl mürşid, gerçek mürşid Cenab-ı Hak iken, yeryüzünde, insanların arasında en önemli bu noktada Allah'tan sonraki mürşid de Hazreti Peygamber'dir. Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Çünkü asıl ilim Allah'ı bilmektir. Asıl ilim Allah'ı bilmekse o zaman yeryüzünde, insanların içerisinde geçmiş ve gelecek en fazla Allah'ı bilen Hazreti Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri.
Ve sonra Adem ile her ikisinin arasında gelmiş geçmiş peygamberlerdir. Ve sonra peygamberlerden sonra Ashab-ı Resulullah'tır. Ondan sonra zamanın velileridir, mürşitleridir. O zaman buradaki zamanın velisi veyahut da velileri, mürşitleri Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin yolunu kendine yol eden, Kur'an'ı kendisine kitap eden kimselerdir. Böyle olunca medyada adı sanı duymuş, duymamış, zengin olmuş, fakir olmuş bu önemli değildir. Ama gerçekten Allah yolunda olan kimseler şataattan, şatafattan, gösterişten uzak durmaları lazım. Normalde gösterişten, süsten uzak durmaları lazım. Bu sufilik yolunun disturlarıdır. Yoksa bir Müslüman zengin olabilir, bir Müslüman kendince malı, mülkü, parası, pulu olabilir.
Bunda bir beyiş yok ama velakin normalde mürşitler illaki fakir olacak diye de bir kaide yoktur. Yani bizde şöyle bir ibare var, mürşitlerin hepsi de fakir olmalı. Değil kardeşim, mürşitler zekat veren olmalı hatta. Sebep, yani fakir olurlarsa şehen illah diyecekler, isteyenlerden olacaklar. Bu bir mürşid için uygun bir şey değildir. Çünkü zekat farzdır. Bütün Müslümanlar zekat verme noktasında yükselmek için çalışıp gayret etmeleri lazım. Veren el, alan elinden üstün görüldüğü hadis-i şerifte bu. Bir kere şu ibareyi yıkalım. Yani normalde siz Abdülkadir Geylan Hazretlerinin fakir olduğunu mu düşünüyorsunuz? Veya siz Ahmet Er Rufayi Hazretlerinin beş parasız olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Veya siz Hazreti Mevlana Cereddin Ruma Hazretlerinin beş parasız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Veya Mahmud-i Deayi Hazretlerinin beş parasız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Değiller. Veya siz Hazreti Hüseyin Efendimizin beş parasız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Veya Hazreti Hasan Efendimizin beş parasız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Medine-i Münevvere'de Hazreti Hasan Efendimiz kadar tasattuk eden bir kimse yok kendi zamanında. Medine gençlerinin içerisinde en fazla para tasattuk eden, mal tasattuk eden Hazreti Hasan Efendimiz çok cömert. Ve Hazreti Hüseyin Efendimiz de ha keza öyle. O zaman normalde şunu kafanızdan çıkarın. Türkiye'de bu çok konuşuluyor.
Bu anlamsız. Yani işte bütün mürşitler fakir olmalı. Nerede o eski mürşitler? Kıymetli dostlar. Ne yapsın? Şeyenillah deyip el mi açsınlar? Size muhtaç mı olsunlar? Yani böyle insanlara el açan bir mürşid olabilir mi ki? Ha şuna katılıyorum. Yani üstadımın bana vermiş olduğu bir distur vardı. Mustafa Efendi, oğlum senin evine gelen bir derviş demeli ki, ya benim evimde bu eşyalardan daha lüksü var.
Yani orta yolu tercih edecek Müslümanlar. Ben de rahatsızım bir kısım Şeyh Efendilerin lüks hayatlarından. Çünkü o şatafata, şataata yönelik o lüks hayatları gerçekten sufi yoluna zarar veriyor. Bunu kabul ediyorum. Ama bizim insanımız da ne yazık ki böyle kendisinden istenen, kendisinden dilenen bir mürşid, bir sufi pro tipi bekliyor. Bu da doğru değil, bu da yanlış. O yüzden işte siz eski mürşitleri aramayın. Siz bugünün mürşitlerini arayın. Siz eski mürşitlerin fukara olduğunu düşünüyorsanız bu manada, maddesel bir anlamda bunda da yanılıyorsunuz. Her biri dergah yaptırmış, her biri tekke yaptırmış. Bugün Karabaş-ı Veli Tekkesini siz hangi parayla yaptıracaksınız?
Örneğin. Veyahut da siz bugün Mahmud-u Hüdayet Tekkesini hangi parayla yaptıracaksınız? Veyahut da herhangi bir tekkeye gidin İstanbul'da veya Anadolu'nun herhangi bir yerinde. O tekkeyi hangi parayla yaptıracaksınız? Sonuçta mürşitler dilenmezler. Şeyenillah demezler. Mürşitler şeyenillah demiyorlarsa, dilenmiyorlarsa o zaman bir beis yok. Onlar Kur'an-ı Sünnet tarihinde devam ediyorlardır. Gerçek mürşitler dilenmezler. Gerçek mürşitler talebelerinden, müritlerinden para toplamazlar. Gerçek mürşitler, bakın bu noktada biz mürşitlerin ölçülerini konuşalım. Gerçek mürşitler dergahların içerisinde zekat memurları tayin etmezler. Gerçek mürşitler dergahlarında dersi parayla satmazlar.
Gerçek mürşitler işte dervişlerini birer ticari meta olarak görmezler. Bunda hemfikirin, bunu kabul ediyorum. Ama bir kimse işte ben de duyuyorum. İşte bir şeyhin işte eteğini öpüyorlarmış. Cübbesini öpüyorlarmış. Yok etrafında tavaf ediyorlarmış. Gerçekten bunları kabul etmiyorum. İşte normalde son model lüks arabalarda dolaşıyorlarmış. Ben de kabul etmiyorum bunları. İşte gidip lüks otellerde kalıyorlarmış. Ben de kabul etmiyorum bunları. Allah bizi affetsin. Yani ben üstadımdan o tip tavırlar, o tip davranışlar hiç görmedim. Allah bizi affetsin. Ama böyle davranan şeyh efendiler, onlara mürşid demiyorum ben. Böyle davranan şeyh efendiler var mı? El cevap var.
Ama onlar mürşid değildir. O yüzden siz bir mürşide bağlanacaksanız, bu noktada onun gideceksiniz Kur'an sünnet tarihinde bildiğiniz kadarıyla, zahiri olarak onu ölçüp tartacaksınız. Ve en önemlisi onu rüyanızda göreceksiniz. Mürşid şart mı? Tasavvuf yolunda gidecek olana şart. Eğer bir kimse tasavvuf yolunda gidecekse, sufilik yaşayacaksa ona mürşid şart. Hakiki mürşid nasıl bulunur? Az önce söylediğim gibi. O kimseyi Kur'an ve sünnet tarihinde normalde yol olarak, yol düsturları olarak bir sapkınlığı olmayacak. Ve aynı zamanda da siz onu rüyanızda göreceksiniz inşallah. Cengiz Gürsan sormuş. Gizli şirk nedir? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çok önemsediği, çokça hadis-i şerifte bahsettiği, ümmetimin gizli şirkinden korkarım dediği şirktir.
Bu gizli şirk, Allah'ı ikilemekten tutun, Kur'an-ı Kerim'deki herhangi bir ayet-i kerimeyi reddetmekten tutun, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sahih sünnetlerini reddetmekten tutun, onu sonra işte kibirlenmek, riyada'yı bu gizli şirkin içerisine girer. Rümeysa Muhlis sormuş. Türkiye'deki bütün akayet kitaplarına bakın şirk diye bir başlık yoktur. Bu tasavvuf ve tarikata özel bir durum mudur? Hayır, bu noktada akayet kitaplarında da geçer. Şirk, gizli şirk, hadis-i şeriflerde de geçer, ayet-i kerimelerde de geçer. Muhammed İsmail Ferah, selamun aleyküm. Hz. Mehdi aleyhisselam kimdir? Adı sana bilinir mi? Hangi devirde, ne zaman ve hangi minnetten çıkacağı ile ilgili hadis-i şerifler var mı?
Hz. Mehdi aleyhisselam ile ilgili geniş bir sohbet yapabilirlerse memnun oluruz inşallah. Normalde Hz. Mehdi aleyhisselam, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin müjdelediği ve kendi soyundan geleceği, kendi adından olacağı, Annesinin adı da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin annesinin adından olacağını beyan ettiği, kıyamete yakın Müslümanlara önderlik yapacak olan kimse.
Adı sana bilinir mi? Bu noktada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin adından olacağına dair hadis-i şerifler var. Hangi milletten çıkacağına dair kesin bir sahih bir hadis-i şerif bildiğim kadarıyla yok. Geniş bir sohbet yapılabilirse inşallah yapmaya gayret edelim. Bu konuda çok soru soruluyor. Bu perşembeye hazırlayabilirsek inşallah Mehdi aleyhisselam ile alakalı, Salim bana hatırlat inşallah, Mehdi ile alakalı bir sohbet bu perşembe veya önümüzdeki perşembe inşallah yapalım.
Bu konuda çok soru geliyor çünkü. Geniş bir şekilde Mehdi ile alakalı bir sohbet oluşturalım inşallah. Cemil Başpınar sormuş, bütün haklar Allah'ınken kulun hakkım olur. Bütün haklar Allah'ınken kulun hakkım olur. O çok bağışlayandır. Bendeki açığa çıkaran ama çoğu hacı hocalar kul hakkı yiyene Allah karışmaz gibi bütün günahları affeder, kul hakkını affetmez gibi söylemler diyorlar.
Aydınlatırsanız mümin olur. Kul hakkı kul hakkıdır. Normalde kullar birbirlerine zulmederlerse birbirlerine kul hakları olur. O yüzden normalde bu dünyada birbirlerine zulmettiklerinden dolayı helallaşmazlar. Birbirlerinin zararlarını bu noktada zarar verenin o zararı telaf etmezse, yani mahşerde bunun normalde Cenab-ı Hak tarafından adaletle hükmedilecektir. Bu noktada kul hakkı var mıdır? El cevap vardır. Ondan sonra öyle hacı hoca kul hakkı yiyince bir şey olmaz diye bir şey yok. Kul hakkı kul hakkıdır. Herkesin helallaşması gerekir. Hatta kul hakkıyla benim huzuruma gelmeyin diye hadisi kutsi de mevcuttur. Selamun Aleyküm.
Cuma günü tırnak kesmek sünnet olduğu için her cuma kesmeye gayret eden biri. Bayan özel günlerinde de kesmeye devam etmeli mi? Evet, temizlendiği zamanı mı ertelemeli? Yok, cuma sünnetidir, devam edebilir. Çocuklarımızı eğitirken nelere dikkat etmeliyiz? Ceza ve ödül sistemini nasıl kullanmalıyız? Ne ceza ne ödül yapmamız gerekeni yapalım. Çocukların ne cezayla ne de ödülle olması gerektiği bir şekilde inşallah. Ödüllendirilecek yerler olur, ödüllendirebiliriz. Cezalandırılacak yerler olabilir, cezalandırırız. Ama onları ceza ödül ikileminin arasında yetiştirmemeye gayret edelim bence. Hayızlı günlerde ayet-el kürsi, nas felak okunabileceğine dair bir açıklama okudum.
Bu konuda bilgi verebilir misiniz? Sünnet-i Resulullah'ta Hazreti Aişe annemiz nakleder. Hanefiler, Şafiler, Malikiler, Hanbeliler hepsi de ittifak halindedir. Kadınlar hayızlı günlerinde Kur'an-ı Kerim'i okuyamazlar, büyük mescidlere, camilere giremezler. Beytullah'ı tavaf edemezler, Medine-i Münevvere'deki de camiye de giremezler. Ama Malikilerde bir fetva vardır. Kur'an-ı Kerim'i öğrenen ve öğreten bugünlerde de öğrenmeye ve öğretmeye devam ederler. Çocuklarım namaz kılmıyor, onlara nasıl namaz kılmalarını nasıl sevdirebilirim? Bir duası var mı demiş. Tatlı tatlı sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz, müjdeleyiniz, korkutmayınız. Sadı-ı Şeriflerin ölçü alarak inşallah biz çocuklarımıza Kur'an ve Sünnet'i öğretmeye gayret edeceğiz inşallah.
Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Teheccüd namazında, secdede, Rabbiyel Alâ'dan sonra üç kere Rabbil Firli demenin fazileti nedir? İlk defa duyuyorum, hakkınızı helal edin. Böyle bir Rabbil Firli'de ne olduğunu da bilmiyorum. İlk defa okudum. İki, Kur'an-ı Kerim'i devamlı okuyorum ama mealini okumak nasip olmamıştı. Şimdilik mealini okuyorum. Sadece meali de hatim yerine sayılır mı? Sayılmaz, meali ayrı. Kur'an'ın kendi kelamı ayrı. Kendi kelamıyla okursanız hatim olur. Mealini okumak hatim olmaz ama mealini okumaya devam edin. Soru üç, kuşluk ve işrah namazından sonra duha namazı da var mı?
Normalde kuşluk namazıyla duha namazı aynı namazdır. İşrah namazı hemen güneş doğarken kılınan, güneş doğduktan sonra kılınan namazdır. Eşimle birbirimize ben senden razıyım, Rabbim de senden razı olsun diyerek dua ediyoruz. Rabbim kendine kul, habibine ümmet eylesin diyoruz. Birbirimize bu şekilde ettiğimiz dualar günahlarımıza kefaret olur mu? İnşallah olur. Sevap da yazılır inşallah. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Hadis-i şerifi var, var. Fakat namazlarını kılmaya çalışan, Allah'a yakınlaşmaya çalışan biri olsak da, beşeriyetten kaynaklanan günahlara düşebiliyoruz. Tövbeye sarılıyoruz. Müslüman gibi yaşamaya çalışsak da, ölünce, sekerat anı denilen anda imanımı kaybetmekten çok korkuyorum.
Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Normalde biz elimizden geldiğince dinimizi yaşamaya gayret edeceğiz. Farzları yerine getirmeye gayret edeceğiz. Haramlardan uzak durmaya gayret edeceğiz. Allah'ı daim zikretmeye gayret edeceğiz. Nasıl yaşıyorsak inşallah öyle öleceğiz. Ümidimiz, umudumuz bu. O yüzden normalde muhakkak ki son nefesimizden korkacağız. Ama ümidimizi de hiç yitirmeyeceğiz inşallah. Selamun aleyküm hocam. Ben Ömer sağlığınıza duacıyım. Benim bir sorum olacaktı inşallah. İleride ömreye gitmeyi düşünüyorum. Fakat malumunuzdur ki Amerika ve Arabistan çoğu yerde ortak hareket ediyorlar. Neden Müslümanların parası Amerika'ya geçsin ki diye düşünüyorum. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?
Canım kardeşim, insanın ömrü hayatında bir sefer hacca gitmesi eğer parası ve sağlığı yerindeyse farz. Bunu normalde ömreye gitmesi de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifince methedilmiş. O yüzden biz bu noktada ibadet kastıyla gideriz. Parayı kim kazanıyor, kim kazanmıyor? Bunlar ayrı tartışma konuları. Selamun Aleyküm. Yıllar önce çocukken gördüğüm bir rüyamda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bana 41 tane Yasin-i Şerif okumamı söylemişti. Ama o zaman o niyetle tamamını okuyup okumadığımı hatırlamıyorum. Ve ara ara bu rüya gönlüme düşüyor. Vicdanın kendimi kötü hissediyorum. Ne yapmalıyım?
Oku inşallah zor bir şey değil. Kırpırta niyaz-ı şerif oku. Niyet et oku inşallah. İnsanın bazen konuşması esnasında başka bir gücün ya da kişinin kendisi yerine konuştuğunu fark etmesi durumunu nasıl izah edersiniz? Kızma canım kardeşim. Sen bunu böyle bir zan üzerine düşünüyorsun. Böyle bir şey olmaz. Bir insanın içinde başka biri konuşabilir mi? Hayır. Özellikle manevi konu muhabbetlerde ben katılmıyorum. Selamun Aleyküm. Bulunduğumuz odada Kur'an-ı Kerim var ise o odada yatmak uygun mu? Canım kardeşim o odada yatmakta bir sakınca yok. Kur'an-ı Kerim'e uymak önemli yalnız.
Biz Kur'an'a uyalım inşallah. Selamun Aleyküm. Akşam dersimi çektikten sonra uyudum. Uyandığımda ise içimden bir şey, itikafa girmem gerektiğiyle alakalı bir şey yaşadığımı hissi geldi. Rüyamı gördüm veyahut da ders çekerken yaşadığım bir şey miydi? Veyahut da kendi kendime mi? Öyle geldi bilemedim ne yapayım. Bir şey yapmana gerek yok. Kırmak mı kötüdür, kırılmak mı? Muhakkak kırmak kötüdür. Sesim çok azmış, alamıyorlarmış. Ben bugün bağırmıyorum o yüzden mi? Sizi rüyamda görmedim, günlük viridi çekebilir miyim?
Tevhid çekin siz. La ilahe illallah çekin inşallah. Selamun Aleyküm. Tüm sağlık çalışanları olarak hamdolsun. Görevimizin başındayız. Başta üstadım ve tüm kardeşlerden dua bekleriz. Hasan Şanlı. Allah yardımcınız olsun inşallah. Gerçekten sağlık çalışanları her türlü riski ve tehlike altındalar. O yüzden bugün bir bayan kardeşimiz vardı İzmit'te. O da pozitif çıkmış koronavirüs noktasında. Onu da yoğun bakıma aldılar. Allah tüm çalışanlarımıza, tüm milletimize yardım etsin. Şu virüs belasından muhafaza etsin, korusun inşallah.
50 yıl kadar önce boşadığım iki eşimin mehirlerini vermedim. Şu anda hayatta değiller, çocukları da yok. Ne yapmalıyım? Mehir borcun var. Cenab-ı Hakk'ın mahşerde hesabını alır senden. O yüzden bir şekilde helallaştırman lazım. Bu da mümkün değil. Her ikisi de ölmüş. Müslümanlar, müminler mehir paralarını önemsemiyorlar, ödemiyorlar. Bu gerçekten eğer helallık almazlarsa, boyunlarında bir borç olarak mahşerde bunu Cenab-ı Hak, bunların, kadınların hakkına alır. Selamun Aleyküm, geceniz hayır ve mübarek olsun. İki sorum olacak. Bir günlük üyedimizde sonuna kadar üstadımızı rabıta etmemize bir sıkıntı olur mu?
Veya buradaki ölçü ne olmalı? Bize tavsiyeniz nedir? Her sufi yolunun kendince burada bir ölçüsü vardır. O yüzden her sufi yolu kendince rabıta ölçüsünü de koyar. O yüzden bunu genelleştirmek mümkün değil. Bunu genelleştirmek benim de haddim değil. Yerdiğimizde İhlas-ı Şerif okurken her defasında besmele çekmeli miyiz? Çekerseniz iyi olur. Öğle, selamun Aleyküm, öğle ikindi ve yazsın namazında sünnet niyetine, sünnet yerine kaza namazı kılınır mı? Kılınır. Hanefiler buna çok müsaade etmemişler. Ama Şafii Maliki, Hanbeli uleması ve Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin günyetül talibinde de geçer, kılınabilirler.
Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar. Benim sorum iki senedir tavsiye üzerine derslerinizi çekiyorum. Çok sıkıntılı dönemlerde bana sığınak oldu. Bir hastalık veya başka bir neden dolayı çekmezsem başıma bir şey gelir mi? Allah razı olsun. Başına ne gelsin canım kardeşim? Allah yardımcı olsun. Nafile, ibadet sonuçta. Selamun Aleyküm, namaz kılmak için abdest alıyorum ama içimde süper oluyor.
Ama namaz kılarken de oluyor. Ne yapmam gerekir? Bana bir yol gösterir misiniz? İçimde süper oluyor anlayamadım. Herhalde yazım hatası olmuş. Süfyan-ı Servi'nin birkaç tespiti evlenen dünyayı evine sokmuştur. Dünyayı evine sokan ise iblisin kızıyla evlenmiş demektir. İblisin kızıyla evlenin de evinde, evine de pek tabii kızını görmek için iblis sık sık gidip gelecektir. Öyle ise siz evlenmemeye bakın. Bu Süfyan-ı Servi'nin tespiti ise buna katılmam mümkün değil. Çünkü bu hadis-i şerife karşı, ayeti kerimeye karşı, o yüzden insanın yaratılış fıtratına karşı, Süfyan-ı Servi'nin bu noktadaki tespitine katılmam mümkün değil. Evlenin, çoğalın. Ben sizin mahşerde çokluğunuzla övüneceğim diyen bir Hazreti Peygamber var.
Evlenmiş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Hem de çok evlilik yapmış Medine döneminde, Mekke döneminde değil Medine döneminde. O yüzden evlenmek sağlıklı bir ve maddi gücümü yerinde, sağlıklı bir erkek için, kadın için, bu noktada bazılarında farz, bazılarında vacip hükmündedir. Evlilik bazı erkek ve kadınlar da nafile hükmündedir. Evlilik bazı kadın ve erkekler de haram hükmündedir. Nasıl? Eğer bir evliliği götürebilecek maddi ve manevi yeterliliği yoksa, o kimse evlenmesin. Eyvallah. Ama öbür türlü o insanlar evlenecekler. Evlenmeyi yasak eden bu noktada, yani değişik farklı unsurlar olması lazım. Bu Süfyan-ı Servi'nin bu tespiti, nereden bu kardeş almış, göndermiş bunu, buna katılmam mümkün değil.
İmam-ı Şarhani ise evlenip çoluk çocuk sahibi olmuş. Peygamberle ile evliyaları bu kategoride değerlendirmek, onları istisna tutmak, Servi'nin sözlerinin bu şekilde yorumlaması kaçınılmazdır. Peki diğer Müslümanlar bu kategoride değilse, iblisin kızıyla mı evlenmiş olur? Katılmıyorum. Müslümanlar iyi bir evlilik kursunlar, evlensinler. Bu noktada gün geçtikçe Müslümanlar Kur'an-ı Sünnet distüründen uzaklaşıp evlenmeyi geciktiriyorlar. Evlenmeyi geciktirmesinler, hızla evlensinler. Selamun Aleyküm Hocam. Dün gece rüyamda sizi gördüm.
Ben la ilahe illallah çekiyordum. Bir anda siz belirdiniz evin içinde, Bismillah çekmem gerektiğini söylediniz. Ben de Bismillah diye çekmeye başladım. Siz evzü besmele şeklinde çekmemi söylediniz. Sonra ben size sarıldım, çorba soğurdum. Mercimek mi, tarhana mı yapayım dedim. Mercimek dediniz, sonra üşüdüğünüzü hissettim. Size hırka verdim, giydiniz. Sonra çok mutlu bir şekilde uyandım. Hakkınızı helal edin. Biraz uzun oldu, detaylı anlattım. Allah mübarek eylesin. İnşallah sen ders alacağına işaret. Tevhide devam et. İnşallah benimle irtibat kur. Bu telefon da bende durmuyor. Ama ben sana buradan şimdi kendi telefonumu da ne yazık ki ben ezberimden bilmiyorum.
O yüzden telefonu da ben şimdi kendi telefonumdan bakıp sana telefon numaramı yazacağım. Sen inşallah bana bu noktada kendini hatırlat. İnşallah sana normal bir vüyt verelim. Allah'tan bir şey görmezse. Hakkınızı helal edin. Benim biraz böyle ezber problemim var. Ben kendi telefon numaramı ne yazık ki herhangi bir şey daha doğrusu ezberleyemiyorum. Hakkınızı helal edin. Telefon numaramı yazıyorum sana. İnşallah sen buradan bana mesaj çeki. Allah doğru yazmışımdır. Selamun aleyküm hocam.
Zamanında bir kişinin iki defa arkasından o kişi hakkında doğru olmayan şeyleri konuştum. Helallık istemeye çekiniyorum. Ne yapmadayım? Kardeşim nefis terbiyesi bu. O doğru olmayan şeyleri konuştuysanız. Bir, konuştuğunuz mecliste onların doğru olmadığını tekrar orada söyleyeceksiniz. İki, o kimseyle de helallaşacaksınız. Üç, ayrıca tövbe edeceksiniz. Birisinin arkasında iftira etmek çünkü, gıybet etmek çok büyük bir nâ kebâet. İftira ne? O kimsenin üzerinde olmayan bir şey. Gıybet ne? O kimsenin üzerinde ama o kimse ondan konuşulmasını hoşlanmıyor. O zaman gıybet ve iftiradan dilimizi koruyalım inşallah. Zikir öncesi tövbe etmemiz gerekiyor demiştiniz.
Bu her farklı zikir öncesi mi olacak? Örnek tevhid de ayrı, salavat da ayrı gibi. Normalde zikrullahı oturan bir kimse önce tövbe ederse, sonra salatu selam getirir, sonra da Allah'ı zikrederse, bu usulü devam etirse güzel olur. Bipolar rahatsızlığım var, ilaç kullanıyorum fakat ilaçlarımda o yük ilacı olmadığı halde bedenimde uyuşukluk ve aşırı uyku hali var. Gece gündüz devamlı uyuyorum, ben ilaçtan uyuyorum desem, kızım da gününün çoğununu uyuyarak geçiriyor. Bu uyku hali benim ibadetimi aksatıyor ve devamlı bedenimde bir uyuşuk hal, ağrı, sancı bu konuda öneriniz nedir? Normalde rahatsızlığınız varsa doktorunuza buna müracaat edeceksiniz, doktorunuza soracaksınız inşallah.
Selamun aleyküm, koronavirüs hastalığı istatistikleri sayı her gün geçen gün artarak ilerliyor. Türkiye'de sayı İtalya gibi olur mu? Olursa ekonomik olarak, sosyal olarak, yaşam olarak nasıl önlemler alabiliriz? Bu koronavirüsün inşallah bu 15 günlük süreç içerisinde bunun bir hali aşağı ineceğine inanıyorum. Hatta normalde bu 15 günlük 20 yaşa kadar ve 15 günlük normalde daha öncesinden devam eden 65 yaş ve 20 yaş bu uygulamalara tam harfiyen uygulursa ve insanlar normalde devletin önerdiği, bu bilim kurulunun önerdiklerine dikkat ederlerse
bu 15 gün içerisinde bunun iyice yavaşlayacağını, bu ayın sonuna doğru da bu meselenin hallolacağına inananlardanım. Direkt söyleyeyim. Ama bu konuda bizim insanlarımız Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifine uyusunlar. Bir yerde bulaşıcı hastalık varsa, tabi bu veba olarak geçiyor hadis-i şeriflerde, daha doğrusu vebaya yorumlamışlar. Ama biz bunu normalde güncelleyelim. Bir yerde eğer ki bir fitne var ise, bir hastalık var ise, eğer bir kimse bir şehirdeyse başka bir şehre gitmeyecek. Bu bizim insanımız ne yazık ki bunu uygulamadı. Hadis-i şerifi dinlemedi. Biz bu salgının başlangıcından beri bütün kardeşlere biz bunu defalarca haykırıyoruz. Bütün sosyal medyada, Twitter'da, Instagram'da, ben sohbetlerde hep söyledim.
Veba nasılsa bu da onun gibi. Bir kimse şehrini terk etmeyecek, ülkesini terk etmeyecek. Hangi ülkede durursa dursun, orada duracak. Ölürse orada ölsün. Neden? Hastalık taşıyor. Hastalık taşıyorlar. Hani Ebu Zerri Gifari'ye fitne zamanında evinden dışarı çıkma otur evinde diyor ya. Ebu Zerri Gifari'ye nasıl fitne zamanında otur evinde diyorsa, evinde oturması gerekenler oturacak.
Yok canım sıkılıyordu, yok içim daraldı da, yok bir kibrit alacaktım da, yok bir sakız alacaktım da, şuraya kadar gidiyordum da. Ayıp ya, yazık ya. Kendilerini düşünmüyorlar, ailelerini düşünmüyorlar, devletini düşünmüyorlar, milletini düşünmüyorlar. Ben daha ilerisini söyledim. Bakın daha ilerisini söylüyorum. Devletin, bilim kurulunun koymuş olduğu kurallara uymayan bir kimse, vatanını, milletini, ailesini, çoluğunu, çocuğunu sevmeyen, dikkat etmeyen kimseler.
Uy kardeşim, senin bizi hasta etmeye hakkın yok. Senin insanları hasta etmeye hakkın yok. Senin toplumu hasta etmeye hakkın yok. Senin bu toplumu ekonomik darboğaza katmaya hakkın yok. Senin ailelerin içerisine ateş düşürmeye hakkın yok. Koronavirüsü bulaştıran insanlar, bir insanın ölümüne sebep oluyorsunuz. Bu az bir şey değil. Katil hükmüne giriyorsun bilerek veya bilmeyerekten. Bu az bir şey değil. Oturun kardeşim evlerinizde. Devletin çizmiş olduğu kurallara uyun. Ondan sonra devlet suçlu oluyor. Ondan sonra hükümet suçlu oluyor. Ondan sonra birileri suçlu oluyor orta yerde. Ben böyle konuştum diye de ben de suçlu oluyorum. Ondan sonra diyorlar da yok hükümet yanlısıymışım da yok devlet yanlısıymışım da yok akşehmişim de ben.
Kardeş hadis-i şerif var diyorum sana. Devlet bunu uygulamasa daim Müslümansan bu hadis-i şerifi uygulayacaksın. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gideceksin, sözünü dinleyeceksin. Salgın bir hastalık var ise şehrini terk etmeyeceksin. Aynı şehirde oturacaksın, aynı kazada oturacaksın, aynı kasabada oturacaksın, aynı mahallede oturacaksın, hatta aynı evde oturacaksın, hatta aynı odada oturacaksın. Uyun kardeşim ya. Yoksa hakka girmiş oluyorsunuz ha. Hakka giriyorsunuz. Genelde de bu memur kesim ve devlet işçisi kesin bu yasakları çiğnedi. Çünkü fabrikalarda çalışan işçiler çalışıyor zaten veya normal esnaf dükkanını açmak zorunda adamın vergisi var, algısı var, borcu var, çeki var, senedi var. Okullar tatil olunca, devlet memurları da değişik şekilde tatil olunca yürüdüler oraya buraya gittiler.
Oturun kardeşim oturduğunuz yere, devlet sizin maaşınızı veriyor. Dolaşmayın, gezmeyin. Selamünaleyküm. Bir buçuk yaşındayken ölen kardeşim bana şefaat edebilir mi? Yani onu çokça ana alsam. Hayır, öyle bedavacılık yok. Çocuklar ancak anne babalarına. İkinci olarak dört, mezhep imamlarımızın neden görüş olarak birbirlerinden ayrı kurallara dinlerini icra ettiklerini ve görüş ayrılıklarını biraz özet vermişsiniz. Bunlar zenginlik, bunlar kolaylık. O yüzden normalde zenginlik ve kolaylık olarak görün mezhep imamlarının iştahatlarına. İbadet ederken Şafii, Hanefi, Hanbeli ve Maliki mezheplerinin ayrı görüşlerinin olmasını kavrayamayan insanlara nasıl açıklayabiliriz?
Tek İslam, tek dinin için dört mezhep deniliyor. Ne olmuş? Dört mezhep yok ki zaten. Otuz tane mezhep var yaklaşık dört tanesi ayakta durmuş tabileri fazla. Normalde bu zenginliktir. Bütün dinlerde bu mezhepler vardır. Bunu büyütülecek bir mesele değil. Size intisap etmek isteyen bir kişi sizi gördüğü rüyaları tevhil ettirmeden sitenizdeki viltlerden başlayabilir mi? Tevhil ettirmesi lazım. Normalde rüyasını anlatması lazım. Ondan sonra rüyasını tevhil ettirdikten, anlattıktan sonra da ondan sonra onunla ders olarak biatlaşması lazım. Başka türlü bunun olması mümkün değil. Öyle söyleyeyim. Çünkü ders almak biatlaşmaktır. O biatlaşmayı sağlaması lazım inşallah. Selamünaleyküm hocam. Eşim her zaman benim konuşurken aniden parlamamdan rahatsız olduğunu söylüyor.
Ama her zaman sakin konuşarak beni aşağılıyor. Sonra sinirlenince sakin ol diyor. Anlatamıyorum. Derdimi anlamıyor. Bir kocanın eşini sürekli aşağı olarak konuşması dinen yeri nedir? Sizi dinliyor hocam şu an. Normalde kim olursa olsun herhangi bir kimsenin aşağılanması doğru bir şey değil. Aşağılayan insan ne yazık ki kendisini aşağılamıştır. Doğru hareketler değil. Kim olursa olsun kimseye aşağılamayın. Allah muhafaza eylesin. Selamünaleyküm sohbetiniz hayırlı olsun. Ölümden kaçılır mı veya kaçmak engellemek olur mu? İzmir sizi seviyor. Allah razı olsun inşallah. Ecel ne bir adım öne ne bir adım sonraya. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir bedevi geliyor.
Devemi bağlayıp da mı yoksa bağlamadım mı tevekkül ediyorum diyor. Deveni bağla diyor ya. Biz de normal ölçülerde sebepler daresinde devemizi bağlarız. Benim bir sorum olacak. Burada çoğu kişi aşırı kiloda mide ameliyatı oluyor. Bu yüzden mide ameliyatı olmalarının dinen bir günaha girmiş oluyorlar mı? Az yesinler mide ameliyatı olacaklarına. Az yesinler az. Çok yemek sünneti Resulullah'a aykırı. Selamünaleyküm Peygamber Efendimiz'e salavat getirirken onu rabıt etmek nasıl olmalıdır? Salavattaki mana ve maksat nedir? Teşekkür ederim. Allah ve melekler sana salatu selam ederler. Ey iman edenler siz de salatu selam edin. Farzdır. Biz de salatu selam ederiz. Önemli olan rabıta burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerine uymak.
Sabahtan akşama kadar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri düşünmüşsün, sünnetini işlememişsin. Bu noktada şey değil, ölçü değil. Selamünaleyküm. Uzay'daki Sumatra adasının batısında iç işlerinde özerk olan Aceh, Darül İslam vilayetinin İslam şeriatına göre yönetildiği söyleniyor. Kur'an ve sünnete aykırı olan şeylerin hepsi yasakmış. 16. yüzyılda Portekizlilere karşı Osmanlı Aceh Sultanına filah göndermiş ve filahdakilerin bir kısmı geri dönmeyip oraya yerleşmişler. Türkleri çok seviyorlarmış. Bu konudaki görüşlerinizi rica edecektim. Buraya Darül İslam diyebilir miyiz? Eğer öyleyse hadis-i şeriflere göre buraya göçmek gerekir mi? Eğer oraya Darül İslam ise Müslümanlar ya bulundukları yeri Darül İslam'a çevirecekler ya da gidecekler Darül İslam olan bir yere hicret edecekler.
Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem kendisine bir şey yedirilmediği halde yedim diyen, bir şey verilmediği halde kendisini doymuş gibi gösteren kimse iki kere yalan söylemiş olur buyurdu. Bu hadis-i şerifte iki kere yalan söylemekten kastediler nedir? Hem yedim dedi hem de doymuş gösterdi. İki yalan oldu. Selamünaleyküm. Ebu Bekir radiyallahu anh Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet etti.
İşleyene daha dünyada cezası çabucak gelmeye en layık günah zulüm ve akrabalık bağlarını koparmaktır. Bu cezanın dünyada verilmesi ahiretteki ceza kefaret değildir. Ebu Davud edep 43 Hala oğlum ve ablamın evliliği, çocuk sorunu ve akabinde zenginliğin verdiği özgüven ile ablamın üstüne kuma getirmeye çalışmaları üzerine son buldu. Sülale bu konuda ikiye bölündü. Yarısı bizimle yarısı onlarla görüşmüyor. Biz hala çocukları ve bu organizasyonu yapanlar hariç sülaleden yüz çevirmiş değiliz. Bu hadis-i mucibinde bizim hadiseyi yaşadığımız insanlara karşı bir sorumluluğumuz var mı? Bu insanları akrab olarak görmememiz bize bir zarar verir mi? Bir kimseye karşı duracaksanız, karşı duracağınız kimsenin Kur'an ve sünnete aykırı bir şeyse gidin nasihat edin, Kur'an ve sünnete ona geri çevirin.
Hala da Kur'an ve sünnete aykırı noktada duruyorsa ama kafirlik ama müşriklik noktasında o zaman onunla bağınızı kesebilirsiniz. Selamun Aleyküm. Soru 1. Mehmet Zahit Kotku Hoca Necmettin Erbakan'ın siyasete girmesini istememişti. Lakin kendisi girdi ve mevcut yetiştirdiği kişiler şu an iktidarda. Mevcut iktidarın başarısızlığını Mehmet Zahit Kotku Hoca'nın dinlenmemesi, bundan dolayı mevcut iktidarın içinde maneviyatın olmamasının sebebi bu mudur?
Ben Mehmet Zahit Kotku ile Hoca Efendi ile Necmettin Erbakan'ın arasındaki meselenin ne olduğunu bilmiyorum. Buna şahit edeyim. Böyle rivayetler var. Ne kadar doğru ne kadar doğru değil. O yüzden bunu yorumlamam mümkün değil. Ama Mehmet Zahit Kotku üzerine ama Necmettin Erbakan'ın üzerine suizam beslemişimdir, beslemiş olurum. Veyahut da bilmediğim bir konuda konuşmuş olurum. Bu da beni maddi manevi olarak rahatsız eder. Soru 2. Bir insan hem Müslüman hem de demokrat ve layık olabilir mi? Bu benim kendimce, ben bunu söylerim. Ben Müslümanım, İslamım, ben demokrat değilim. Bugünkü mevcut dünya üzerindeki demokratlığı kastedersek, ben demokrat değilim.
Bugün mevcut Türkiye'de veya Fransa'daki, Türkiye'deki layıklığa baktığımda ben layıklı değilim. Soru 3. Siyasal İslam için demokrasi ve layıklık sadece bir sandık mekanizması mıdır? Yoksa devamlı bir yaşam biçimi olarak da kabul edilebilir mi? Ben dünya üzerinde siyasal İslam'ın olduğunu da kabul etmiyorum. Ne yazık ki Müslümanlar sonradan siyasallaşıyorlar. İslam kendine münhasır, hem ibadeti hem imanı, ibadeti, siyaseti, devleti olan bir dindir. İslam sokağa da karışır, devlete de karışır, aileye de karışır, bireye de karışır, ticarete de karışır. O yüzden batıyla çatışmasının sebebi de budur zaten. Eğer İslam ailenin hayatına karışmamış olsa, bireyin hayatına karışmamış olsa, sokağa karışmamış olsa, ekonomiye karışmamış olsa, devletin çalışma sistemine karışmamış olsa, siyasete ve hukuka karışmamış olsa, batıyla çatışmayacak zaten.
Batının çatışmasının sebebi İslam'ın hayatın her alanına karışmasından kaynaklanıyor. İslam doğumdan ölüme kadar insanı ilgilendiren, toplumu ilgilendiren, devleti ilgilendiren, doğayı ilgilendiren, her şeye karışıyor. Batılıların problem olarak gördüğü şey bu. Biz Müslümanlar olarak, ben bundan memnunum. Din benim doğumuma da karışsın, benim gençliğime de karışsın, benim hayatıma da karışsın. Ben iman etmişim o dine. O yüzden işte faizle iştigal edenler, mezarlarından şeytan çarpmış gibi kalkarlar. Bu faizle iştigal edenlere karışıyor. Ticarette, alımda, satımda hile yapanlar, tartıda hile yapanlar, İslam karışıyor. Adaletsizle hükmedenler, adaletsizliğin içerisinde bulunanlar, İslam karışıyor. Zulmedenlere İslam karışıyor.
Zalimlere İslam karışıyor. Diyor ki zalimlerle, zulmedenlerle mücadele edin, cihad edin. Bakın karışıyor İslam. Veyahut da işte haramları nitelendirmiş, haramları sınırlamış, haramları koymuş ve bu haramları işleyen kimselerle mücadele edin demiş. İslam karışıyor. İslam eşcinselliği haram etmiş. Karışıyor. İçkiyi haram etmiş. Karışıyor. Uyuşturucu haram etmiş. Karışıyor. Bakın karışıyor. Aileler arasında zulmetmeyin diyor. Karışıyor. İslam işte tesettürsüz diye karışıyor. Kadınlarınızı diyor, işte belli bir tesettür normlarında dolaştırınız diyor. Karışıyor İslam. Bu karışmasından batıcılar memnun değiller. Ama sonuçta İslam karışıyor. Ve İslam'la layıklığın, İslam'la demokrasinin normalde bağdaşlayacağına da inanmıyorum.
Bunu her sohbette de söylerim. Hiçbir zaman İslam eşittir demokrasi, İslam eşittir laiklik bağdaşmaz, olmaz, mümkün değil. Bize öğretilen laiklik ne? Din ve devlet işlerinin ayrılması. Bizde yaşanan laiklik ne? Cebarut bir devlet. İnsanların inancına karışan, örtüsüne karışan, okuluna karışan, eğitimine karışan, yaşantısına karışan cebarut bir laiklik yaşadık biz. O yüzden İslam bunlara karşı, İslam haramlara karşı, İslam kadınların satılmasını istemez, İslam faizi iştigal edilmesini istemez, haram. İslam uyuşturucunun rahat bir şekilde dolaşmasını istemez, haram. İslam içki üretilmesini ve içkinin satılmasını ve içkinin normalde tüketilmesini istemez, haram. O yüzden karışır İslam.
Türkiye'de siyasal İslam çöktü mü? Var mıydı ki çöksün? Bakın bunu hep devamlı söylüyorum. Dünyanın hiçbir yerinde siyasal İslam yoktu. İslam'ın kendisi siyasi zaten. Siyasal İslam olarak ayrı bir ölçü olmasına gerek yok. İslam'ı biz neyle nitelendireceğiz? Mekke ve Medine dönemiyle nitelendireceğiz. Mekke döneminde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin devlet kurmaya gücü yoktu. Devlet kurmadı. Medine-i Münevvere'ye hicret edince devlet kuruldu. Sonuçta İslam devleti kuruldu. Süreç bu. İslam'ın sürecine baktığınızda Mekke dönemi imanla alakalı, Medine dönemi İslam ve devletle alakalı. İslam bir devlet kurmuş sonuçta.
Bunu yok görmek, bunu örtmek, bunu ötelemek mümkün değil. O zaman dinin belli bir bölümünü reddetmiş oluruz. Allah muhafaza eylesin. Soru 5. Mevcut iktidar siyasal İslam'la gelirken şu anda pelikan örgütü dediğimiz liberal kesimle hareket etmektedir. Tabandaki ve tabandan gelen siyasi İslamcılar bu konu hakkında nasıl mücadele etmelidir? Ben mevcut iktidarın siyasal İslam'la iktidara geldiğini düşünmüyorum. Çünkü böyle bir açıklamalarını duymadım. Var ise de bu kendilerini bağlıyor. Bir, ikincisi ben bugünkü siyasal iktidarı yorumlama noktasında değilim. Pelikan örgütünü yorumlama noktasında değilim. Yani liberal kesim kim? Onları yorumlama noktasında değilim.
Tabandaki ve tabandan gelen siyasi İslamcılar bunlar kim? Bunları da bilmiyorum açık ve net söyleyeyim. Yani tabanda ve tabandan gelen siyasi İslamcılar var mı Türkiye'de? Bunu bilmiyorum. Çünkü böyle bir şeyin var olduğunu da bilmiyorum. Yok çünkü. Türkiye'de siyasal İslamcı yok. Ben öyle görüyorum. Allah'a fesne.
Selamun aleyküm. Ben Recep Karataş. Filistin'le Türkiye'deki sosyalist solcular savaşmıştı ve orada olan kişiler vardı. Şu an ne değişti de şimdi inanılmaz karşılar. Bunun nedenleri nelerdir? Rahatsızlık verdiğim için özür dilerim. Normalde Türkiye'deki sosyalistler de böyle bazıları, hepsini söylemek mümkün değil, akça kavak yaprağı gibi. Yani dünya üzerindeki siyasi akımlar zaman zaman böyle esen rüzgara göre yön değiştiriyorlar. Esen rüzgara göre değişik noktalara gidiyorlar. O yüzden sıkıntılı bir durum. Ben şu an 16 haftalık hamileyim. Geçtiğimiz çarşamba günü bebeğimizin kafatasının oluşmadığı, omurgasında boyun kısmının birleşmemiş olduğu ve kordonda iki damar olması gerekirmiş bir damarı varmış.
Bu üç sıkıntısı olduğu tespit edildi. Bebeğimizin doğduğunda en fazla iki gün yaşayabileceği ve ilerleyen amilelik sürecinde oluşacak durumlardan kaynaklı, beni öldürebilecek derecede riskli olduğu, bu nedenle gebeliğin sonlandırılması gerektiği söylendi. Bu durumun genetik yollamı yoksa başka besin, benim besin almamın eksik olmasından mı kaynaklı olduğu araştırılacak. Ammion sentez ve kan testleri yoluyla genetik tarama yapılacak. Ammion sentez karnında iğneyle su alınarak yapılıyormuş. Gebelik sonlandırması ise rahim ağzına ilaç koyularak doğumun başlatılmasıyla yapılacakmış. Virüs nedeniyle refakatçe almıyorlar hastaneye. Zahiren yanımda olabilecek kimse mi? Olmayacak. Bu durumlar beni korkutuyor.
Sizden dualarınızı istiyorum. Allah muaynin olsun, Allah yardımcınız olsun inşallah. Bebeğimizin cinsiyetinin erkek olduğunu öğrendim. Cenaze işlemleri nasıl yapılmalı? İsim koyulup mu gömülmeli? İsim koyulması gerekirse ismini ne koyalım demiş. Normalde doğduğunda nefes alırsa bir çocuk, o zaman ona isim koyulur, nefes alınmazsa öyle gömülür. Normalde isim koymaya gerek kalmaz. Zannediyorum sünni doğum yaparlarsa zaten o çocuk ölü doğar. O yüzden ona da isim koymaya gerek olmaz. Selamun Aleyküm Hocam. İki yıldır tasavvuftayım. İlk zamanlar rüyalarımda haliler yaşadım. Artık o haliler gitti benden. Halden öte artık maneviyat olarak da çok zayıf hissediyorum.
Kendimi bu durumu nasıl anlamanıyım? Bendeki eksikliklerden dolayı mıdır maneviyatı nasıl yüksek tutabilirim? Hocam saygılar, elinizden öperim. Bunun değişik sebepleri olabilir, değişik şey olabilir. Ama sonuçta bizim kendi tembelliğimizdir, kendimizdendir. Biz yeteri kadar Kur'an'a, sünnete tam sıkı bağlanmamışızdır. Haramlara tam olarak karşı duramamışızdır. Günah işlemişizdir. Böyle işte bir küçük günah, bu küçük günah büyümüştür. Büyüdükçe de biz onunla mücadele etmemişizdir. Bu hale gelebiliriz. Selamun Aleyküm. Ben çok çabuk sinirleniyorum. O zaman şeytana çok çabuk kanıyorsun. Çocuklarıma bağırıyorum, sonra pişman oluyorum. Hadis-i şerifte annelerin, kadınların kötüsü çocuklarına bağırandır diyor.
Hadis-i şerifte. O yüzden bir kadın çocuğuna bağırıyorsa kötü bir annedir. Sonra pişman oluyorum, bunu nasıl aşabilirim? Yani normalde pehlivan odur ki sinirlendiğinde sinirlerine hakim olan. Selamun Aleyküm. İslam tarihinde günümüzde yaşanan ilk midir? Beytullah, Mescid-i Nebevi, camiler, mescitler, meclislerden ayrı kalmak zorunda kalındı. Zaman zaman böyle şeyler olunmuş ama bu böyle en büyük şekilde herhalde tahmin ediyorum ilk. Sizden dersi biri Allah ismiyle zikretmek için sizden izin almalı mıdır? Bir yere intisap etmiş bir kimse şu isimle bunu zikredebilir miyim demez. Onun bir zikri vardır.
Zikrine devam eder. Ben şu esmayı çekebilir miyim demez. Bu doğru değildir. Selamun Aleyküm. İyi yayınlar. Müslüman ile mümin arasındaki fark nedir? Müslüman genel bir ibaredir. Kim La ilahe illallah Muhammed'e Resulullah derse Müslüman olur. Mümin, dinin emirlerini yaşamaya çalışan, haramlardan uzak duran, Allah ve Resulünün çizgisini bu noktada takip eden kimsedir. Mümin kimse direkt cennete girecek mi? Ya normalde sorgusuz, sualsiz cennete girecek olan insanlar çok az insanlar.
Beraat kandili yapılacak ibadetleri söyler misiniz? Tövbe edin, zikredin, namaz kılın, gündüz hayır hasenat edin inşallah. Bir yakınımız hadislerin bir kısmına laf söylüyorsa, kendisine öldüğünce cenaze namazını kılalım mı, kılmayalım mı dediğimizde cevap vermekten kaçınıyorsa, o yakınımız küfre düşmüş olur mu? Biz La ilahe illallah Muhammed'e Resulullah diyen bir kimseye, hadislerin bir kısmını da böyle laf söyleme, hani hadiseyi kabul etmiyorsa biz ona kafir diyemeyiz.
Ben diyemem. Merhaba hocam, hocam namazı başlayalı üç gün oldu, sabah namazına kalkarken zorlanıyorum. Kalkma, öğlene kazasını kılarsın, bir şey olmaz. Allah affeder gibi kendi kendime söylen tilal oluyor kendime. Şeytanın vesvesesi, namazını kalk, kıl inşallah. Selamun aleyküm, benim sorum, Diyanet açıklama yaptı. Cuma namazı sembolik olarak her hafta başka bir ilde kılınacakmış. Görüşlerinizi lüt eder misiniz? Allah hidayet eylesin. Yani sembolik olarak il il mi dolaşacaklarmış? Yani gelecekler yani Bursa'ya işte 30-40 kişi, 50 kişi seçilmiş insanlar seçecek. Öyle Cuma mı kılacaklarmış? Allah selametlik versin ya. Yani o zaman birileri de kalksa, herhangi bir yerde 20 kişi biz seçtik, Diyanet yapıyor ki, kardeşim biz de yapsak dese, 20 kişi toplantısı Cuma kılsa nasıl onlara hayır diyecekler?
Gerek yok. Bir ülkede madem ki koronavirüsü var, madem ki camiler siz bu noktada devlet kararıyla, devlet kararıyla, Diyanet karar aldı, fetva verdi. Dedi ki vakit namazları cemaatta kılınmayacak. Cuma namazları da cemaatta kılınmayacak. Camiler açık kalacak, isteyenler gidip orada ferdi olarak namazlarını kılacak. Bu karara kendileri de uyacaklar. E Diyanet bu karara, kendi vermiş olduğu fetvaya, kendi vermiş olduğu karara, kendisi uyumazsa, vermiş olduğu kararın neresi doğru ki? Ondan sonra da vip Cuma namazı kılındı dendiğinde kızıyorlar. Malzeme veriyorlar milletin eline.
Kardeşim bir karar vermişsin, kararına uysana sen de uyun. İki sorun var. Bir, İslam'ın gelişmesi dönemi dediğiniz Hazreti Osman döneminde, Halife Hazreti Osman'ın evinin günlerce muhasara edilmesi ve bunun sonucu şehit edilmesinde o güçlü İslam'ın askerleri neredeydi ki? Buna müdahale etmediler, seyrettiler. Hazreti Osman'ın evi onların ulaşamayacağı bir yerdeydi. Yani normalde tabi Hazreti Osman Efendimiz'in şehit edilmesiyle alakalı çok konuşulması lazım. Ama normalde halifeler korumasızdılar. O yüzden halifeler korumasız olduklarından dolayı çok rahat bir şekilde hepsi de şehit edildiler zaten. Tabi bu korumasızlık Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem'den geliyordu.
Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri de bu noktada korumasızdı. Bir sohbetinizde Hazreti Adem'in gömleğinden bahsettiniz. Bunu bir yerde bulamazsınız dediniz, bulamadık. Bunu Mehdi Aleyhisselam giyecek dediniz. Soru benim derim ki bu elbiseyi bilen bu elbisenin de nerede olduğunu bilir bizimle paylaşmanız mümkün mü? Oooo Hazreti Cebrail Aleyhisselam'ın Dıhye suretinde görülüp Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'e soru sormuş. Bu zamanda da birinin suretine girip soru sorup bizlere konuşuluyor mudur? Olabilir. Hayırlı akşamlar ben kendimi sürekli yetersiz hissediyorum. Yetersiz bir anne, yetersiz bir eş, aileme karşı bu duygudan nasıl kurtulabilirim?
Bu psikolojik bir vaka haline gelebilir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden böyle gerek yok. Evet biz hakkıyla bir şey yaptık demeyelim ama kendimizi bir psikolojik vakanın içerisine de atmayalım. Bebeğimi uyuturken bazen hu hu hu Allah, hay hay hay Allah diyorum. Harika! Zikirle uyutunuz çocuklarınızı. Selamun Aleyküm. YouTube'da selefilerin itibar ettiği Mehmet Emin Akın'ın sohbetinde denk geldim. Sohbetinde Ahmet el-Rufay, Ahmet el-Bedevi, Ebul Hasan Şazeli ve Mevlana Hazretleri'nin Şii ajanları olduğunu, Ehl-i Sünnet akidesine şirk ve bidatları sokmak için görevlendirdiklerini söyledi. Hatta Mevlana Hazretleri için, affedersiniz, cellü-i rumi deyip dalga geçerek bahsediyordu.
Bu adamın Allah dostlarını böyle iftira edip dalga geçtiği için küfür ehli görmemizde bir mahsur var mı? Küfür ehli göremeyiz ama saygısız bir kimse. Yani normalde o Ahmet el-Rufay'e, Ahmet el-Bedevi'den, bu Hasan Ali Şazeli'den hepsinden de helallık alması lazım. Çok zor. Allah muhafaza eylesin. Selamun Aleyküm hocam. Namaz kılıyorum, tehfiz, salavat, ya hafız, estağfurullah el-Azim çekiyorum. Her gün daha önceleri ilaç da kullandım. Bıraktım, iyiydim. Ne olduysa sonra her şeyden sıkılır hale geldim. Huzursuz hissediyorum kendimi. Sevdiğim dua bile artık ilgimi çekmiyor. Ne yapmam gerekiyor? Allah razı olsun hocam. Allah'a emanet olun.
İsmim Tayfun hocam. Başta yazmayı unuttum. Özür dilerim. Estağfurullah Tayfun kardeş. Bak sen namazlarına devam et. Tehvide, la ilahe illallah'a devam et. Hayat öyle boş bırakılacak noktada değil. Hayatı sev, eşini sev, akrabalarını sev. Etrafındaki insanları sev, hayata sımsıkı bağlan inşallah. E şimdi panik atak var. Bu durumdan nasıl kurtulabilir? Abdesti olacak, devamlı tevhid çekecek. Arkadaşlar her türlü hastalığın şifası, la ilahe illallah zikrine devam etmek. Yani bunu böyle basit, boş görmeyin. Hani Musa aleyhisselam diyor ya, ben neyle seni zikredeyim? O da diyor ki, la ilahe illallah. Musa aleyhisselam diyor ki, bunu herkes yapıyor.
Cenab-ı Hak Musa'ya diyor ki, hadisi kutsi bu. Ya Musa, tevhidimi bir kefe koysan, bütün varlığı, yaratılmışları bir kefe koysan, la ilahe illallah ağır gelirdi diyor. O yüzden tevhidi, la ilahe illallah hafif görmeyin. Kim la ilahe illallah derse, benim kalama sığınmıştır. O kalan ne metin kaladır der. O yüzden bütün kıymetli dostlarımıza, kardeşlerimize, rahatsız olsun olmasın, herkese tavsiyem şu. La ilahe illallah zikrini çokça yapın inşallah. Buraya gelenleri genelde okuyorum ama böyle, benim hakkımda olanları böyle, yani, olumsuz olsa okurdum da, olumlu olanları okumak istemiyorum, hakkınızı helal edin. Yazmış bir kardeş çünkü, o hakiki mürşid arayan kardeşlere seslenmek istiyorum diye.
Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamun Aleyküm. İnfak nedir? İnfak, karşılıksız dağıtılan, hediye edilen bir şeydir. İnfak, karşılık beklenmeksizin, işte birisine yarım hurma da olsa, siz cehennem ateşinizi söndürünüz, infak ediniz. İnfak et, yarım hurma da olsa birisine yeder, bir açı doyur, bir öksüzü sevindir, bir çıplağı giyindir, bir kimsesizin kimsesi ol. Birisinin odunu yoksa odununu al, kömürü yoksa kömürünü al. İşte birisinin şimdi odun, kömür kalmadığı, doğalgaz parasını ödeyemediyse, git ödeyiver, doğalgazını açtır. İnfak et, yemeğini paylaş. Çoluğunun, çocuğunun rızkını ayır, geri kalanından insanlara dağıt. İşte zekatını dağıttıktan sonra da sadaka dağıt. Bu normalde infak etmek bu.
Müslümanlar bu konuda zayıfladılar. Ve Müslümanlar zekatlarını da dosdoğru hesaplayıp vermiyorlar. Bu umumi belalardan, musibetlerden uzak durmak için, Müslümanlar zekatlarını bir tamam fakir fukaraya dağıtsınlar. Müslümanlar zekatlarını düzgün hesaplasınlar. Müslümanlar etraflarında işlenen haramlarla mücadele etsinler. Müslümanlar haramlarla mücadele etmekten sakınmasınlar. Ve haramlarla mücadele etmek için yola çıkıp sonra haramlara da batmasınlar. Nerede, hangi mevkide, hangi görevde olurlarsa olsunlar, var güçleriyle haramlarla mücadele etsinler. Bir yerde yönetici olanlar, bir yerde yönetimde olanlar, devlet dairelerinde çalışanlar, devlet dairelerinde memurlar, işçiler, müdürler, amirler, memurlar, harama bulaşmayın.
Haram işlerin içerisine girmeyin. Haramla ilginizi ve alakanızı kesin. Bu memleket bizim, bu insanlar bizim. Biz bu memleketi ihya etmenin, bu memleketi kalkındırmanın yolunu arayalım. İşverenler, muhakkak ve muhakkak zekatlarınızı iyi hesaplayıp, fakire fukaraya geçecek şekilde dağıtın. Oturduğunuz yerden neydi belirsiz, herhangi bir yerlere zekatlarınızı göndermeyin. Gidin o fakir fukaranın halini, ahvalini görün. Gidin o fakir fukaralarla beraber yaşayın. Türkiye'nin zenginleri gidip lüks villalarınızda, lüks dairelerinizde fakir fukarayı görmeden yaşamayın. Bunlar sizin ahiretinizi helak edecek olan şeyler. Sizin lüks villalarınızda gözümüz yok, lüks dairelerinizde gözümüz yok, lüks arabalarınızda gözümüz yok, sizin zengin olmanızdan gözümüz yok.
Benim kendi nefsim adına söylüyorum. Biz sizin zenginliğinizden, biz sizin para pul sahibi olmanızdan mutluluk duyarız. Ama siz el fahri fakri, ben fakirlerle beraberim diyen, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan gidin. Sofranızda fakirler otursun, meclisinizde fakirler otursun. Gidip işte normalde lüks lokantalarda, lüks otellerde yaşamayın. Oralarda akşam yemekleri yiyeceğiz diye uğraşmayın. İsraf etmeyin. Gidin varoş mahallelerde sofralar kurun. Varoş mahallelere, fakir mahallelere gidin, tasadduk edin. Gidin onların gönüllerini alın. Gidin onların gönüllerini yapın. Fakir fukarayla hemhal olun. Yediğiniz sizin olsun, içtiğiniz sizin olsun. Hayat standartlarınız sizin olsun.
Bunlarda gözümüz yok ama gelin bu memleket bizim, bu insanlar bizim, bu fukaralar bizim. Bunların gönüllerini yapın. Bunlara tasadduk edin, bunları dağıtın. Kıymetli kardeşlerim, infak edin, infak edin, infak edin. Ama gidin kendi elinizle dağıtın. Gidin kendi o lüks arabanızla gidin varoş mahallelerde dolaşabilecek misiniz? Dolaşın. Dolaşamayacaksanız o arabalara binmeyin. Gidin o lüks villalarınıza gidin bakalım varoş mahallelerden otobüs tutun. Kırk kişi, elli kişi götürün. O villalarınızda yemek edin. O lüks tarihlerinizde açın onlara, onlara yemek edin. Orada onlar yemek yesinler, iftar etsinler. Orada oruç bozsunlar, orada namaz kılsınlar.
Orada Allah'ı zikredin, zikresinler. Ey Müslümanlar, size mamur ev ile mamur olmayan, harabe olan ev arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. İçinde Allah'ı zikredilen evler harabe de olsa mamurdur. İçinde Allah'ın zikredilmediği evler, muhteşem, ihtişamlı görünse de harabedir. Evlerinizi harabeye çevirmeyin. Evlerinizi zikre, ibadete, namaza, tövbeye açın. Evlerinizi sohbetlere açın. Çağırın millet o evlerde sohbet yapsın, zikrullah yapsın. Çağırın o evlerde fakir fukara yemek yesin. Bakın Ramazan geliyor. Şimdi Ramazan gelirken genellikle gidip lüks otellerde iftar vermeyin. Ramazan geliyor, gidip de insanlar işte körler sağırlar, birbirlerini ağırlar, zenginler birbirlerini ağırlamasınlar.
Gitsinler fakirlere, fukaralara tasadduk etsinler. Onların ihtiyaçlarını görsünler. İnfak bu. Bunları da gösterişle yapmasınlar. Kocaman bir kamyon gür gür gür gür bir köye girip onun da ortasına kocaman bir tane de ne o afiş filanca iş adamının zekatıdır. İslam'da böyle bir öğreti yok, İslam'da böyle bir kültür yok, böyle zekat dağıtılmaz filanca iş adamının zekatıdır diye kamyonuna zekat dağıtılmaz.
Sen alırsın sağ elinin verdiğini, sol elin görmeyecek. Gösterişe, riyaya ihtiyaç yok, gösterişe gerek yok. Allah bizi onlardan eylesin. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin hallerin neler. İlmel yakin, suyun buz halidir. Aynel yakin, buzdan çözülmüş su halidir. Hakkel yakin, buhar halidir. Öyle diyelim. Veyahut da haydi, hep eskiler öyle tarif etmişler ya, bir beldenin dışarıdan Kabe'yi var olduğunu biliyor musun? Evet, bu ilmel yakin, gittin Kabe'yi gördün, yukarıdan tepeden baktın, bu aynel yakin, gittin orada yaşadın, bu hakkel yakin, öyle diyelim. Bursa Közlüören Köyü'nden sizi izliyoruz.
Hacı Hanne'nin size selamı var. Vâ aleyküm selam. Allah razı olsun. Allah mübarek eylesin inşallah. Siz de selam söyleyin inşallah. Selamun aleyküm. İnsanları elinden geldiğince kalplerini kırmamaya çalışıyorum. Ama karşı taraf çok kırıcı olabiliyorum. Ben görmezden gelirim diyorum, kırılmak, küsmek iyi değil diyorum. Bu sefer bu insanlar daha kırıcı, daha kaba, daha vurdum duymaz oluyor. Ben doğru davrandığıma emin olduğum zamanlarda nasıl davranmalıyım? Bu bazen annem, bazen arkadaşım olabiliyor. Yakın dairense geç ya başlar. Bir sufi şahsıyla ilgili meseleler konusunda herkes hakkına elan mı etmelidir? İster eder, ister etmez.
Her şeyi Allah'tan istemek var. Bir de Allah'tan başka bir şey istememek var. Bizim çimiz hangi mi olmalı? İkisi de olmalı. Hayırlı geceler, selamun aleyküm, hayırlı geceler. Ben evliyim ve ailem ile aynı şehirde yaşıyoruz. Evimde bir yemek olsun, başka bir şey olsun. Yaptığımız zaman ya da eşim bir şey aldığı zaman ilk olarak anne babama ve abim evli olanlara bölüşüp gönderiyoruz. Eşimin ailesi burada yok ve bu noktada komşu ya da başka birine paylaşımlarda bulunmak yerine ilk olarak onlara göndermeyi düşünüyoruz. Kendi hallerimizde, kendi yağında kavrulan insanlarız ama ben bu konuda bazen kendimi cimri ya da bencil olarak hissediyorum. Aileme gönderiyorum, konu komşu pek paylaşımlarda bulunmuyorum diye.
Yanlış mı yapıyorum? Ben ilk aile içini düşünmek, düşünmekte yanlış mı yapıyorum? Yok. Aileni düşünmen gayet normal, ailene tasadduk etmen de normal. Allah yardımcın olsun inşallah. Sufi üstadının rüyasında görmüyorsa, tekrar görebilmek için nelere dikkat etmeli, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i hiç görmüyorsa ne yapmalı? Tövbeye, zikrullaha, ibadete devam, haramlardan uzak durmaya devam. Selamun Aleyküm hocam, rüyasında üstadını görmeyen ders almış kişi, derviş olmuyor mu? Böyle bir şey yok. Bir kimse ders aldıysa mesele bitmiştir. Selamun Aleyküm. Biz kardeşlerim ile 70 bin tevhid atma yapıp, önce milletimizin başındaki bu virüs hastalığına bağış yaptık ve ardından ailemize, herkese sırayla hitim yapıyoruz.
Uygun mudur? Harika. Bir sorun daha olacak. Küçük kızım var, bazen namazlarımı kılarken namaza kendimi veremiyorum ve bazen de vakit namazlarımı kaçırıp kılamıyorum ve bu beni kendimi veremediğimi huzursuz ediyor. Kılamadığım zaman hepsini gece kızım uyuduğunda hepsini sakin kafayla kaza etmek mi makul yoksa vaktinde ne engel olursa olsun kendimizi tam veremeden de olsa kılmak mı makbul? Vaktinde kıl inşallah. Bu şimdi 70 bin tevhid atma yapıp, önce milletimizin başındaki bu virüs hastalığına bağış yaptık, bunu duysalar, oh oh oh … Tefe koyarlar, siz nasıl böyle virüse tevhid atma mı yapılır, siz dua mı ediyorsunuz, böyle şey olur mu, bilim varken, ilim varken nasıl böyle şeylere tevessül ediyorsunuz diye tefe koyarlar.
Ama Amerika Temsilciler Meclisi'ni açarken Fatiha ile açar, işte normalde Avrupa'nın bütün şehirlerinde ezanlar okunur, işte Avrupalı doktorlar, hemşireler güne başlarken dua ile başlarlar, avantgalistlerin imamı defol git korona diye şeanslar yapar. Bizim ülkemizin insanları da böyle dua ettik, işte virüsten kurtulmak için 70 bin tevhid atma yaptık deyince vay vay vay … ortalığa ayağa kaldırıyorlar. Arkadaşlar bizim elimizden bu dua edenlere, zikredenlere, selalara, ezanlara, ne bileyim işte değişik şekilde İslami ritüellerini yerine getirenlere, kızanlara sesleniyorum. Bakın, kardeşler bizler teknik olarak doktor değiliz, profesör değiliz, kimyager değiliz, formoloji uzmanı değiliz, neyse o ilaçları üreten, ilaçları, aşıları bulan kimseler değiliz.
Yani sizler buldunuz da, yani bu bilim insanları bir ilaç buldu da, bizler oturduğumuz yerden fetva mı verdik bunları kullanmazsınız bilime karşıyız diye. Sizler kalktınız, koronanın aşısını buldunuz da, biz fetva mı verdik ya oturduğumuz yerden bunu kullanmazsınız diye. Biz dua edenlere, biz zikredenlere, biz selat-ü selam getirenlere, bir virüsten, bir beladan, bir müsibetten Allah'ın bizi kurtarması için dua edenlere hangi akılla saldırıyorsunuz ya?
Ya gerçekten sizin zekanızdan, bilim adamlarınızdan şüphe duyuyorum artık. Sizin akıllı olmanızdan şüphe duyuyorum. Ya hangi Müslüman, hangi ilme karşı çıkmış ki? Hangi Şeyh-i İslâm, hangi Şeyh, hangi Mürşid, hangi Diyanet İşlerinin görevlisi, hangi Diyanet İşleri Başkanı, hangi bilime karşı çıkmış kardeşim? Bana bir tane örnek gösterin ya. Bir tane örnek gösterin. Deyin ki biz şu aşıyı bulduk, bu aşıyı filanca Şeyh Efendi, filanca Mürşid tanınmış olanları söylüyorum. Veyahut da filanca İl Müftüsü, filanca Diyanet İşleri Başkanı buna karşı geldi deyin. Ya bu ne saçmalık? Dua edenlere kin, Allah'ı zikredenlere kin, Allah'ı ibadet edenlere kin, sela okuyanlara kin, ezan okuyanlara kin, minarelerden dua edenlere kin.
Bu ne ya kardeşim ya? Ne alıp veremediğiniz var Müslümanlarla? Ne alıp veremediğiniz var? Yani birisi de kocaman profesör yayınlıyor. Allah'ınızı, dininizi severseniz hangi hadiste var? Selallardan salatu selam okumak. Hangi hadiste var içkiye, kumara, zinaya evet demek? Hangi hadise bakaraktan kaderin, imandan esasını inkar ettin? Onu soran yok sana. Camilerden okunan selalar kimi rahatsız etti? Camilerden okunan salatu şerifler kimi rahatsız etti? Camilerden okunan ezanlar kimi rahatsız ediyor? Camilerden okunan dualar kimi rahatsız ediyor? Ne gördünüz kardeşim ezandan, salatu selamdan, duadan, zikirden? Ne zarar gördünüz?
Sizin ilminizi mi durdurdu? Sizin bilminizi mi durdurdu? Siz bir şey icat edecektiniz de, ezanı şerif okununca ezan mı engel oldu? Siz çok önemli bir aşı bulacaktınız da, ramilerden yükselen salatu selamlar mı sizi durdurdu? Akılsızlık yapmayın. Zulmetmeyin Müslümanlara. Ve İslam'la, dinle, dinin hükümleriyle alay etmeyin. Din ve dinin hükümleriyle alay edenler ne yazık ki küfre düşüyorlar. Ve bu Müslümanların bu toprakları toprak eden, bu toprakları diniyle, imanıyla, aşkıyla, muhabbetiyle yoğuran o ecdada vefasızlık ediyorlar. Siz bu toprakların üzerinde yaşıyorsanız, şehitlerin yüzlüsü hürmetini yaşıyorsunuz. Hiç kimse gelip de dışarıdan bu vatanı, bu memleketi kurtarmadı.
Bu vatanı, bu memleketi, vatan aşkıyla, millet aşkıyla, Kur'an aşkıyla, sünnet aşkıyla şehit olan kimseler kurtardı. Bu dinsizliğiniz ne ya? Allah muhafaza eylesin. O yüzden arkadaşlar, İslam dini hiçbir ilme, hiçbir bilime karşı bir din değildir. İslam'ın kendi içerisindeki fıkıhçıları, akayetçileri, hiçbir zaman hiçbir fıkıhçı, hiçbir akayetçi herhangi bir bilime, herhangi bir ilime karşı gelmemiştir.
Bir tane ama İmam-ı Azam'dan, ama İmam-ı Şafi'den, İmam-ı Malik'ten, İmam-ı Ahanbeli'den, herhangi bir mezhep imamından, herhangi bir ilime karşı, herhangi bir bilime karşı ve bilgiye karşı karşı bir fetva getiremezsiniz. Hiçbir hadis getiremezsiniz ilime ve bilime karşı çıkan. Hiçbir ayeti kerime getiremezsiniz ilime ve bilime karşı çıkan. Hiçbir büyük mürşid-i kamil getiremezsiniz ilime ve bilime karşı çıkan. Hatta ben bugünkü insanların ilimsiz olduğunu, bilgisiz olduğunu iddia ediyorum. Bugünkü doktorların, bugünkü sağlık kesiminde çalışanların bilgilerin ve ilimlerinin yetersiz olduğunu iddia ediyorum. Hekim değiller, ilaç sanayinin memurları gibi çalıştıklarını iddia ediyorum.
Bakın bir salgın oldu, bütün dünya harcı merç oldu. Bu salgına karşı neden ilim dünyası, bilim dünyası kendini önceden dizayn etmedi? Neden önden koşmadı ilim ve bilim dünyası? Neden hastalıkları tedavi etmede, hastalıkların önüne geçmede, daha olağanüstü çalışmalar yapmıyorlar da, ilaç satmanın ve ilaç sermayesinin adamı oluyorlar? Ben bunları iddia ediyorum. Gelin kardeşim, ilimle uğraşın ilim ehli. Gelin bilgiyle, bilimle uğraşın bilgi ehli. Yeni yeni icatlar bulun. Yeni yeni ilaçlar bulun. Ve insanları tedavi edici ilaçlar bulun. Siz hala da bir gribin ilacını bulamadıysanız, bir sarsın ilacını bulamadıysanız, bir ebola virüsünün ilacını bulamadıysanız, bugün dünyayı kasıp kavuran korona virüsünün ilacını bulamadıysanız, bunun sebebi, bunun suçlusu, la ilahe illallah deyip Allah'ı zikreden Müslümanlar mı?
Bunun suçlusu, ibadet eden Müslümanlar mı? Namaz mı engel oldu? Oruç mu engel oldu? Kadınların tesettürü mü engel oldu? Sizin bu icatları, bu buluşları yapmanıza. Geçin Allah aşkına ya. Hangi ayeti kerime engel oldu? Geçin kardeşim ya. Müslümanları rahat bırakın. Ellemeyin. Bu ilim ehli olarak, bilim ehli olarak Müslümanlara laf söyleyenlere söylüyorum. Bu Müslümanlara laf söyleyenlere diyorum. Ellemeyin. Siz hiç olmasa ilimle, bilgiyle beceremediniz. Bu Müslümanlar Allah'a dua etsin, Allah'ı zikretsin de Allah bu bela ve musibeti üzerimizden kaldırsın. Yoksa sizden bir hayır yok. Siz bilgiyi atom bombasına kullanıyorsunuz. Siz bilgiyi gidiyorsunuz, Hiroshima'ya bomba olarak atıyorsunuz.
Siz bilgiyi gidiyorsunuz, Afrika'yı aç bırakıyorsunuz. Siz bilgiyle gidiyorsunuz, insanlara zulmediyorsunuz. Bağdat'ı yerle bir ettiniz. Orta Doğu'yu yerle bir ettiniz. Tonlarca bombalar attınız. Afrika'yı aç bıraktınız, yerle bir ettiniz. Sizin bilginiz ona çalışıyor, zulme çalışıyor. Siz bu yerli iş birlikçileri var, onlar da bunların goygoyculuğunu yapıyor. Susun ya, susun. Susun, ellemeyin. Gerçek bilim ehleri çalışıyor bakın. Geçen gün bir profesörümüz diyor ki, 45 gün beni unutun. Haberlerde okudum. Ben diyor, bu korona aşısını bulacağım. Beni 45 gün unutun. Kaç tane böyle çalışan profesörlerimizi ayakta alkışlıyorum. Ama öbür tarafta çalışmayan, üretmeyen, bilgi üretmeyen, ilim üretmeyen, sırf Müslümanlara satışan, sırf Müslümanlara küfreden, sırf Müslümanlara hakaret eden, Müslümanların ibadetiyle, duasıyla, zikriyle alay edenleri, ne yazık ki onları da Allah'a havale ediyorum.
Allah onlara hidayet eylesin. Onlar karışmasınlar, sussunlar, otursunlar oturdukları yerde, oturdukları yerde otursunlar. Hiç olmazsa dua edenlere, zikredenlere de karışmasınlar. Allah cümlesine hidayet eylesin inşallah. Birisi kalktı, devlet yardım istiyor diye. İban Suresi, İban Nuh ayet 1 dedi. Küstah, küstah. Allah'ın ayetiyle ne alay ediyorsun ya? Devlet yardım topluyor. Vermeyeceksen vermeyeceğim de. Allah'ın ayetleriyle ne alay ediyorsun ya? Bu hakkı nereden buldun?
Bu küstahlık, bu küstahlık hakkını nereden buldun? E ne olacak? Müslümanlar sessiz. Allah hidayet eylesin inşallah. Kur'an-ı Kerim okumaya gayret ediyorum. Ama yeni öğrendim, harfleri yanlış okuyabiliyorum. Okuduklarımı kontrol edecek, onun yine beni dinleyebilecek bir hanım arkadaşı var mı acaba? Varsa beni yönlendirebilir misiniz? Vardır kardeşler, arkadaşlar etrafında da vardır. İnşallah bir kardeş, bir arkadaş bunu bilir. Sen okumaya devam et yalnız. Allah düzeltir onu. Hadis-i Şerif var, bir kimse kasıtlı değil. Yeni öğrenirken harfleri tam çıkaramazsa melekleriyle onu düzeltir der. Allah iyi etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Bir kimsenin hoca takımından duyduğu bir virdi.
Kırk gün boyunca suya kırkar felak nas. Ayet-i Kürsü okunup içilmesi. Bir dervişin okuması uygun mu? Açıklama yapılmasına rağmen lütfen oku diye yol varıyor. Ben böyle şeylere hiç takılmam, hiç de okumam. Benim kendimce üstadım bana bir virt vermişti. Ben o virtten başka bir şey çekmem. Sayısız tevhid çek derse, sayısız tevhid çekerim. Salat-ı selam çekerim. Hadis-i Şeriflerde ne zikirler, virtler varsa onları çekerim. Geri kalan kimsenin demesiyle bir şey yapmam. Selamun Aleyküm. Beraat gecesinde yüz rekat namazı varmış. Yapmamız uygun mu? Allah'ın yüz rekat mı varmış? Hiç haberim yok.
Yirmi yaşındayım. Cinsel noktada sıkıntılarım var. Bazı zamanlar nefsime yenilip karşı cinste irtibata geçebiliyorum. Evlenmek istiyorum. Ama benimle evlenecek biri olmadığı için ailem bu noktada bana izin vermiyor. Çok sıkıntı çekiyorum. Ne yapmalıyım? Evlen kardeş lazım. Evlen. Ailene de söyle beni hızla evlendirin de Allah ailen seni hızla evlendirsin inşallah. Kız çocuklarının anne babalarına beni evlendirin deme hakları var. Anne babalar da kız ve erkek çocuklarına evlenmek isterlerse hızla evlendirecekler. Anne babaları, anne baba çocuk evleneceğim dedi. Anne baba evlendirmezse anne baba günah işlemiş olur. Selamun Aleyküm. Düşük yapan bir bayanlı olsa hükmünde midir? İbadetlerine başlaması için kırk gün beklenmeli mi?
Kırk gün tamamlanmadan kanaması bittiyse namazla diğer ibadetlerine başlayabilir mi? Kanaması bittiyse birkaç namaz vakti beklesin ondan sonra devam edebilir. Selamun Aleyküm hocam. Bir, Netflix'te Mesih'a adında Hazreti Mehdi filmi çıktığı yapımı ABD'ye aittir.
Ne yapayım? Yani filmin ne olduğunu bilmiyorum, neyi anlattığını da bilmiyorum. Yorumlamam mümkün değil. Zaten bir soru da yok burada. İki, Şii ile Selefi akımı aynı mıdır? Değildir. Şii akımı ile Selefi akımı ayrı ayrıdır. Şimdi ne o Selefi denilen, Selefi Vahabi akımı da daha ayrıdır. Birinci soru hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Bilmediğim bir konuda bir hükmetmem mümkün değil. Netflix seyretmiyorum. Seyretmeyi de, Netflix'e üye olmayı da tavsiye etmiyorum. O yüzden ne olduğunu da bilmiyorum canım kardeşim. Selamun Aleyküm. Mehir parasını boşanınca mı vermeliyiz? Yoksa evliyken de mehir parasını verecek miyiz? Mehir kadının hakkı. Aslında kadın ona evlenmeden isteyebilir.
Hadi kolaylaştırıyor, evlendikten sonra ver diyor. Vereceksiniz şimdiden, boşalırsan zaten vereceksin. Selamun Aleyküm. Hayırlı akşamlar. Benim sorum, eşimin sakallarını kesmesini istiyorum ama kesmiyorum. Kendisi sünnet olduğu için kesmediğini söylüyor. İyi akşamlar doğru. Sünnet olarak bıraktıysa eşinin sözüyle sakallarını kesmemesi hak.
Selamun Aleyküm. Bir önceki sohbetinizde Oliver Ruh'un, Neo-Selefilerin siyasal İslam modelini evrensel İslami sistem, İslam'ı temsil ettiğini, fakat siz bunu kabul etmediğinizi, İmam-ı Azam Efendimizin İslam portresi duvarda dururken kabul edemeyeceğini sözlemiştiniz. Neo-Seleflik nedir? İmam-ı Azam Efendimizin istişare ve yetkin kimselerden oluşan kişilerin seçeceği, idarecilerin getirdiği İslam yönetimi tarifi ve tatbikine ne kadar farklılık gösteriyor.
Bugünkü sohbete bakacak olursa, İran, Arabistan, Afganistan siyasal İslam yönetimi Neo-Selefilik ile birleşen veya ayrışan yerleri var mıdır? Evet, birleşen ve ayrışan yerleri var. Neo-Selefilik olarak nitelendirilen şey, bugün Neo-Yeni demek, yeni Selefilik demek. Çünkü hani Selef dediğimiz, Selef İmam-ı Azam Selef İmamı'dır. İmam-ı Malik Selef İmamı'dır. İşte Selef İmam'ın imamları dediğimiz, tabiinden sonra teba-i tabi olanlar, teba-i tabinin eğittiği kimselerdir. Mesela İmam-ı Azam Selef İmamı'dır örneğin. Şimdi Neo-Selefilik dediğimiz şey, Vahabi-Selefi takımı. Bu Vahabi-Selefi takımı, işte Batılıların bu noktada oyununa, tezgahına gelen, bu ihvan-ı Müslümden, Müslüminin evrimleşmiş hali.
Eline silah alan, normalde mevcut işte eline silah alarak terör faaliyetlerine katılanlar. Bunların da arkalarında bir kısmında Suudi Arabistan var. Suudi Arabistan olduğu için bunların bir kısmının arkasında. O yüzden onlar Suudi Arabistan'ın böyle gezici teröristleri gibi. Ama bunların hiçbirisi de Suudi Arabistan yönetimiyle alakalı bir laf söylemezler. Bu Neo-Vahabi takımı, Selefi-Vahabi takımı Suudi Arabistan yönetimiyle alakalı bir şey söylemez. Sebep? Çünkü Suudi Arabistan yönetiminde seçim yoktur. Veyahut da işte erdemli insanların toplanıp da bir yönetici seçmesi yoktur. Babadan oğula geçen krallık sistemidir. İslami bir sistem değildir kısacası. Rüyamda semadan yüksek sesle hay esmasını duydum.
Siz de benim ismimi zikrederekten sema ediyordunuz. Bir diğer rüyam, efendim diye hitap ettim. Uzun saçlı, sakallı, mübarek zatın cenazesini yıkamak için hazırlık yapan iki kişi beni odadan çıkarmak istiyorlardı. Ben de manen o zata, efendim beni içeri almıyorlar. En azından size abdest kolanıza bir mahşaba su atayım, bir katkım olsun, müsaade eder misiniz dedim. Tebessü de ederek kafasına olur dedi. Allah muhinin olsun, insaallah. Uzun rüyaları es geçiyorum, hakkınızı helal edin. Uzun soruları da tabii. Selamun Aleyküm, bağışıklık sistemini güçlendirmek için arı ürünleri tavsiye ediliyor.
Bunların içinde de propolis en çok faydalı olduğu söylüyorlar. Ancak bu ürün hakkında yaptığım araştırmalara göre piyasada bulunan birçok kimyasal ilaca göre üstün faydaları olan bir arı ürünü. Fakat bu ürünü elde etmek için, elde etmek ve tam şekilde faydasını sentezlemek için etil alkol ile üretilimi gerektiriyormuş. Su ile çözülen bir ürün değilmiş ve alkolden başka bir madde ile de çözüm çözülmediği söyleniyor. Etil alkol ile üretilen propolisin ilaç olarak kullanılması uygun mudur? Valla bilmiyorum. Bende de 3-5 kovan arı var. Propolis bizim hali getiriyor bana. Ama böyle şey, bizimkiler böyle nasıl söyleyeyim, çok albeneli bir şey değil böyle.
Ondan sonra hiç öyle sizin anlattığınız gibi değil, çok ihtidai. Bizim şey var, İsmail var. İsmail de getirmiş ben rahatsızlığım, rahatsızlığım için. Yani öyle şey değil, ihtidai şeylerdi. Bilmiyorum bir bilgim yok. Selamun Aleyküm. Hiçbir şerif duası nedir, okuyabilir miyiz? Valla ben bilmiyorum ki ben böyle şeyleri için. 12 yaşımdayken sizden ders almıştım. O zaman yaşın kadar çek demiştiniz. Şimdi 22 yaşındayım. Günlük dersimi nasıl çekmem gerekiyor? Normal şekilde çek artık. Allah iyisin inşallah. Selamun Aleyküm hocam.
İslam dininde reform, yenilik, değişiklik yapılabilir mi? Saygılar. Sohbetinizi çok beğeniyorum. İyi akşamlar. Selamun Aleyküm hocam. Kaç yaşından itibaren ders alınabilirler? İyi akşamlar. Şimdi reform ayrı, yenilik ayrı, değişiklik ayrı. İslam dini iştahda açıktır. İştahat bir meselede yeni bir iştahat edilebilir. Ama reformistler, yani daha önceki reformculara bakarsan bazı ayeti kerimeleri yok hükmünde, bazı hadis-i şerifleri yok hükmünde saydılar.
Böyle bir reformsa mümkün değil bu. Değişiklik dediğimizde eğer normalde ibadetlerin şekli, şemali değişecekse bu da mümkün değil. Yenilik dediğimiz şey eğer İslam dünyası önüne gelen yeni meseleleri, yeni problemleri çözümlemek için yeni iştahatlar vermekse bu evet bunda bir sıkıntı yok. Çocuk kaç yaştan itibaren ders alınabilirler? Normalde yaş yok ders almak için ama çocuklara sonuçta ders verilmiyor çocuk hükmünde olanlar. Ama normalde on yaşı, on bir, on iki yaş oldu mu küçük küçük dersler verilebilirler. Koronavirüsü ile ilgili, ile alakalı hasta olan müminlere dua eder misiniz? Allah cümlesine inşallah şifa nasip eylesin. Gerçekten Cenab-ı Hak onlara sabır ihsan eylesin inşallah.
Selamun Aleyküm. Daha önceden yüz defa Allah esması çek demiştiniz. Daha sonra yüz defa Hu esması çek dediniz. Bir müddet sonra da yüz defa Hay esması çektiniz. Şimdi bu verdiğin esmaların hepsini mi çekeyim? Yok, günlük vidyini çekeceksin. Ondan sonra yüz tane de Hay esması çekeceksin inşallah. Beraat kandili programı olacak mı?
Yani normalde Beraat kandili ile burada sohbet yapacağız yine inşallah. Salı günü akşam buradayız. Salı günü akşam sohbetimiz olacak Beraat kandili ile alakalı inşallah. Selamun Aleyküm. İttikafa girerken komşu da girmek istedi. Hocasını aramış, o da giremezsin demiş. Çok üzülüyor girmediği için. Pişman oldum diyor bu durumda doğru olan. Bir yere intisaplıysa, bir şeyhi varsa ondan müsaade alması iyi olur, hoş olur. Bak, selamun Aleyküm, geceniz mübarek olsun. Hep kendi kendime hayal kurarım. Bir gün Avrupa'ya sizin geldiğinizi bize zikrullah yaptırmak için ve size sarılmayın. Acaba bu hayalin bir gün gerçekleşecek mi?
Gönül arzu eder gelmeyi. Yani isteriz bütün kardeşlerimizi gidelim, bütün kardeşlerimizle hemhal olalım. Ama normalde Avrupa'ya karşı biraz şerhim var, öyle söyleyeyim. Avrupa'daki Müslümanlar çok ütüldüler. Bu Türkiye'den giden, değişik yabancı ülkelerden gidenler, hepsi de oradaki Müslümanları üttüler, para topladılar, aldattılar onları. Artık oradaki Müslümanlar dışarıdan gelen hoca efendilere, şeyh efendilere hep şüpheyle bakıyorlar. O yüzden ben biraz çok yurt dışına gitme taraftarı değilim. Hakkınızı helal edin. İşte Fransa'dan davet ediyorlar, Almanya'dan, Belçika'dan, Hollanda'dan davet ediyorlar. Orada da kardeşlerimiz var illaki diyorlar gel.
Yani vaktimiz yok, zamanımız yok. Allah iyi etsin inşallah. Teşekkür ederiz davetiniz için yine de. Selamun Aleyküm. Yurt dışında yaşayan bir Türk gömülmek istememiş ve yakılmış Allah muhafaza. Yakınlar çok üzgünler bu durumdan. Ölmüş kişinin arkasından dua edip onun faydaları dokunur mu? Yakılmak İslam ritüeli değil. Yakılmayı istemek de İslam ritüeli değil. Belki de o kimse Türktür ama İslam değildir. Yapacak bir şey yok. Rabıta nasıl yapılır? Bu soruyu çok soruyorlar.
Bugün birkaç tane soruyu geçtim böyle rabıtayla alakalı. Bu bir aslında nakşibendilerin, nakşibendilerin disiplinidir. Onlar otururlar genel olarak işte her namazdan sonra veya her vir çekeceklerinde işte üstadlarını rabıta ederler. Böyle çokça düşünürler ve rabıtayla hızla yol alacaklarına inanırlar. Bütün sufi terbiyelerinde üç aşağı beş yukarı bu vardır. Ama ben bunu böyle bir disipline haline getirilmesinden çok hoşnut değilim. O kimse sevdiği kimseyi zaten düşünür hiç aklından çıkarmaz ki. Asıl rabıta bu zaten. Nefsim karşımdaki kişiyi haksız görüyor ve sinirleniyor. O kişiye beslediğim kin kalbimi karartıyor. Bir kimsenin normalde haksız görüyorsanız ona nasihat edin.
Ona doğruyu anlatın. Yok doğruyu anlatamıyorsanız, ona doğruyu söyleyemiyorsanız, nasihatınızı dinlemiyorsanız yapacak bir şey yok. Neden kim besleyeceksiniz ki? İnsanların gözünde nasıl göründüğüm beni etkiliyor. Hiç insanların sizi nasıl gördüğünüze bakmayın. Siz dinsel Kur'an ve sünnet tarihinde dosdoğru hareket yapmaya gayret edin. İnsanların bakışına göre kendinizi değiştirmeyin. Hayırlı geceler.
İşimiz için mecburen daha arılarda olmak zorundayım. Fazla kimseyle de görüşmüyorum. Benim için inşallah sıkıntı olur mu? Olmaz, sen dağda kal hep. Senin aşağı inmen sıkıntı. Sen durabildiğin kadar dağda dur. Aman benim arlarıma iyi bak. Ali Karadağ. Allah seni iyi etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Herkes psikolojik olarak çökük. Neden bizi de kattın kardeşim işin içerisine? Biz psikolojik olarak çökük değiliz hamdolsun. Ayaktayız, dipdiriyiz. Her sabah kalkıyoruz.
Ondan sonra namazımızı kılıyoruz. Sonra gidip işte büromuzu açıyoruz. İşimiz varsa işimizi takip ediyoruz. Ondan sonra ticaretimizi takip ediyoruz. Sonra sohbet olacak. Bak sohbete hazırlık yapıyoruz. Hayat devam ediyor. Hayatı bir köşesinden yaşamaya devam edeceksiniz. Özellikle ticaretle uğraşanlar sıkıntıda birçok iş dalı olumsuz etkilendi. Eyvallah ticaretle uğraşanlar gerçekten çok sıkıntıda. Yani kolay bir şey değil. Bu daha da artarsa daha da sıkıntılı olacak. Bu normalde sokağa çıkma yasağı isteyenler bu ticaret erbabı değil zaten. Ticaret erbabı sokağa çıkma yasağını istemez. Sebep? Yani Türkiye'de bir aylık, iki aylık bir sokağa çıkma yasağı küçük esnafın perperişan olması demek.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde olumsuz etkileniyoruz. Hepimiz olumsuz etkileniyoruz. Hele bu çekte, senetle iş yapanlar, vadeli iş yapanlar daha da tedirgin. Ama yani bu dünyanın uğraştığı bir sıkıntı. Devlet bunlarla alakalı değişik önlemler almaya çalışıyor. Yardımcı olmaya çalışıyor. Gayret ediyor onlarda. İnşallah hep beraber düzlüğe çıkarız. Dua ediyoruz şu 15-20 gün iyi geçsin ve bu koronavirüs tedbirleri biraz daha gevşesin. İnsanlar ticaretine, alışverişine inşallah devam etsin. İnşallah iyi olacak. Dua edelim inşallah. Selamun aleyküm. Hayatta en hakiki mürşid ilimdir sözüyle ilgili düşünceler nedir? Dinimizin dışında bir söz müdür?
Değildir. Yani ilim bir öğreticidir. Bu noktada gerçekten ilim doğru bir yerde kullanırsa bu noktada sıkıntı yok. Onun normalde hani Atatürk'e atfedilir, hayatta en hakiki mürşid ilimdir diye. Evet ilim bir öğreticidir. Normalde o ilme sahip olan kimse mürşittir zaten. Siz ilmi kimden öğreneceksiniz? İlmi bilenden öğreneceksiniz. O bilen mürşittir zaten. Normalde bunu neden tarikata atfediyorsunuz? Bir kimse kendi kendisine tıp ilmini öğrenebilir mi şimdi? Öğrenemez. O zaman ona tıp ilmini öğretecek olan kim? Öğretmen. O da mürşid. O profesör tıp ilminin mürşidi. Yani ilim bize kalkıp da yerden lahana toplar gibi toplamayacağız.
Onu da bir insandan öğreneceğiz. O da bir mürşid. O bir öğretmen. Bunu din karşıtlarında kullanmanın bir anlamı yok. Buna üzülüyorum. Selamun aleyküm. Annemle beraber yaşıyorum. Her ikimizin kendine ait parası var. Fakat bu paraları ayrı ayrı hesaplarsak zekat düşmüyor. Ama birleştirirsek 80 gram altın parasını tekabül ediyor. Bu noktada nasıl hareket etmek gerekir? Normalde sen kazancını götürüp annene veriyorsan, parayı annene tasattuk ediyorsan, para annenin, yok herkesin kendi kendine, kendi hesabıysa o zaman ayrı ayrı. Selamun aleyküm. Eşi vefat eden bir kadının altı çocuğu var. Biri altı, biri on üç yaşında. İkisi bekar ve diğer iki çocuk ise evli iken, babadan kalan mirası paylaştırabilir mi?
Evli olan, kendine düşen mirası kullanabilir mi? Ve bunlara küçük çocukların hakkı geçer mi? Eğer normalde evli olanlar babadan kalan miraslarla, babadan kalan miras mallarıyla evlendiler, büyüdülerse, en son çocuk evlenip büyüyünce kadar mirasları paylaşmayacaklar. Bakın tekrar söylüyorum. Evli olan o iki çocuk, evliliklerini ve belli bir noktaya gelişlerini babadan kalan miras malların gelirleriyle yaptılarsa, son çocuklar evlenince kadar, işlerini kurunca kadar paylaşmayacaklar mallarını.
Selamun aleyküm. Benim iş yerinde tıbbi maske var. Bu maskeyi iş yerinde kullanmam doğru olur mu? Eğer normalde o tıbbi maskeyi, mesela devlet sana orada kullansın diye verdiyse veya o tıbbi maskeyi iş yerinde sana kullansın diye verdiyse, sadece iş yerinde kullanabilirsin. dışarıda kullanamazsın. Selamun aleyküm. Şu an solcu kesimde, İslami kesimlere hitap etmek amaçlı olarak devrimci Müslüman, sosyalist Müslüman gibi akımlar baş gösteriyor. Bununla ilgili görüşünüz nedir? Müslüman Müslümandır. Müslümanın devrimcisi, sosyalisti, ne bileyim işte fundamentalisti, yok sağcısı, solcusu olmaz. Müslüman Müslümandır. Benim bildiğim bu.
Kur'an öğrenmek konusunda mesaj atan arkadaşa ben yardımcı olmak isterim. Tamam, senin numaranı ben o arkadaşı şimdi, o arkadaş dinliyorsa hemen, ne bakayım bu kardeş de, aa tamam, ben senin numaranı şimdi bu kardeşe atıyorum. Bu kardeş seninle inşallah irtibata girsin. O da dinliyor şu anda, şey olarak ne o? İnşallah attım. Ne kadar güzel oldu bak. Aa bak, anında o da bekliyorum demiş. Attım numarayı.
Onunla, o kardeşle görüşebilirsin. Hafızdır kendisi, bayan Hafız. İnşallah sana öğretir. Mübarek etsin. Hadi bakalım. Selamun Aleyküm. Bu koronavirüs dünyada altı ay kalacak süresi varmış. Dünyayı soğutma sistemi üzerine Birleşmiş Milletler çalışması, Nisan ayından sonmuş gibi paylaşım var. Herkes bir şey der ya. Selamun Aleyküm.
Ve bunları anca Netflix'te buluyorum. Bu durumda izlemeyi bırakmalı mıyım? Ben karışmam, ben izlemiyorum. Selamun Aleyküm. Hazreti Ömer dizisi var. Yeni çıkmış dizide Peygamber Efendimiz, hariç, tüm sahabeler, halifeler de herkese net bir şekilde gösteriyor. Bu diziyi izlemek uygun mu? Hiç bilmediğimden, izlemediğimden, içeriğinde bilmediğimden bir şey diyemeyeceğim. Çok rüya soruyorsunuz, o yüzden rüyaları es geçiyorum. Sorduğum soruların yanlışlık ve eksiklikleri yüzünden hakkınızı helal edin demiş.
Helal olsun. Sizden ders alanların büyük bir çoğunu rüyasında görüp ders alıyorlar. Bunun bir sebebi var mıdır? Merak ediyorum. Yan, normalde rüyalarında görüp de ders almaları, sufi adabı, erkanı ölçüsünce doğru. Biz genelde rüyasında gören kardeşlere ders vermeyi arzu ediyoruz zaten biz de. Görmeden de ders alabilir mi? Alabilir. Ama rüyada görmesi daha hoş. Selamun Aleyküm. Eşim sizden dersi var diyemeyi. Uyduğu zaman zikirlere katılmaya çalışıyorum. Ben de ders almak istiyorum. Onun dersini çeksem olur mu? Olur. Allah muarek eylesin inşallah. Mesaj sayfamı oradan siler misiniz?
Eski sorular sayfada birikmiş. Sanki çok ve uzun soru sormuşum gibi sorularım es geçiliyor. Allah yiyesin inşallah. Bu nereden silinir, nereden ne olur bilmiyorum. Siz kendiniz sileceksiniz. Hem hani var ya benden de sil, senden de sil diye. Öyle siliniyor değil mi Salim? Sen sil canım kardeşim. Benim ona burada fırsatım olmuyor. Hakkını helal et. Selamun Aleyküm hocam. Hayırlı sohbetler dilerim. Bir rüya gördüm. Bugün çok kafama takıldı. Rüyamda bir arkadaşımı gördüm. Rahmetli bir arkadaş. Camideydik beraber. O arkadaşım çok mutluydu. Mutluydu ve sonra camiden ayrıldım. Camiden yalın ayak çıkmışım. Ve geri yalın ayak camiye döndüm. Bunun bir anlamı nedir?
Çok kafama takıldı. Teşekkür ederim. Namazına devam et inşallah. Namazına asla es geçme. Bir de hocam ben Hazreti Ali'yi görmeden çok sevdim. Resmen aşık oldum. İnşallah ahirette komşu oluruz. Dünyada da gör inşallah. Sadece ahirette kalmasın. Hayırlı geceler kullanmadığım, eski eşyaları atmaya kıyamadığım için ileride belki lazım olur diye istifliyorum. Bunun günahı var mı? Kullanmadığınız eşyaları tasadduk edin, dağıtın. İnfak edin, biriktirmeyin. İnfak edin, biriktirmeyin. Doğru değil. Kullanmadıklarınızı infak edin. Bir fakir fukaraya iş görsün inşallah. Sorularınız bitti. Cevaplayamadığım, zamanımın yetmediği, rüyalarını, eski eşliklerim, haklarını helal eylesin inşallah.
Geceniz hayır olsun. El Fatiha. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi