TASAVVUF VAKFI MERKEZ (MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER) 30 NİSAN 2020
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Mayıs 2020 · 4:42:10
Selâmünaleyküm, hayırlı akşamlar, hayırlı Ramazanlar, Allah oruçlarınızı kabul eylesin, Cenâb-ı Hakk ibadetlerinizi, hayır hasenetlerinizi kabul eylesin inşâAllah. Bir Ramazan günü, bir korona günü inşâAllah beraberiz yine. Çok alışık değiliz böyle kameraların karşısında sohbet etmeye, alışmışız hep böyle kalabalıklarla sohbet etmeye, zikrullah etmeye. Tabii bize de biraz şey geliyor, tuhaf geliyor, biraz böyle kendi kendimize de biz de tacip ediyoruz, böyle kendi kendine konuşur gibi oluyor. Ama inşâAllah her programdan sonra biraz daha bu meseleyi üzerimizden atıyoruz. Herhalde yavaş yavaş buna alışacağız, böyle giderse çünkü Ramazan sonuna kadar, bayrama kadar yasaklar devam edecek gibi görünüyor.
Hatta belki de bayram sabahı, bayramlaşma bile yapamayacak gibi görünüyor şu anda çünkü bayramı da yasaklarının içerisine alabilirler. Allah hayırlısını eylesin. Bunların hepsi de bu vatanın, bu milletin birliği, beraberliği, selameti için, sağlığı için önemli şeyler. Devlet yetkilileri böyle bir karar alırlarsa bize de uymak düşer. Başka yapacak bir şeyimiz yok inşâAllah. Bu korona ile mücadelede elimizden geldiğince devletimize yardımcı olmaya, devletimizin elini hafifletmeye gayret edeceğiz. Çünkü bu koronanın arkasından ne geleceği belli değil. Koronanın arkasının ne olacağı belli değil. Uluslararası arenada hangi devletlerin bayrakları değişir, hangi şirketlerin bayrakları değişir, hangi askerlerin bayrakları değişir.
Bu bayağı tartışma götürür. Koronadan sonra dünya siyasi çalkantılara gebeymiş gibi görünüyor. Eğer korona biterse tabi bir değişim bu tarafı var. Çünkü bu salgınların kolay kolay geçeceğini, biteceğini, bir müddet devam edeceğini tahmin ediyorum. O yüzden bu salgınla mücadelede ciddiyetimizi muhafaza etmemiz gerektiğine inanıyorum. Rabbim inşâAllah her türlü bela, musibet, sıkıntıdan, anının akıyla çıkan kullarından eylesin inşâAllah. Malum biz geçen hafta oruçla alakalı meselelere devam ediyorduk. Özür dilerim. Tabi oruçtan sonra tasadduk etmeyle alakalı konulara başlamıştık.
Ramazan ayı, cömertlik ayı, hayır hasenat ayı. Ramazan ayı ağzımızı kapama, gözümüzü kapama, kulağımızı tıkama, burnumuzu tıkama, edep yerlerimizi tıkama ama eli açma ayı. Yani cömert olmayı. Bütün duyu organlarımızı her türlü harama karşı kapatıp cömertlik noktasında elimizi açmayı. İnşâAllah kaldığımız yerden tasadduk etme ve oruçla alakalı çok fazla hadis kalmamıştı hazırladıklarında.
Onlarını da okuyup inşâAllah bu geceki sohbetimizi tamamlayacağız. Müslim rivayet etmiş bu hadis-i şerife. Sizden hiçbiriniz hariç kalmamak üzere, hepinizde Allah-u Teala arada tercüman olmaksızın konuşacaktır. Hadis-i şerife dikkat edin. Sizden hiçbiriniz hariç kalmamak üzere, hepinizde Allah-u Teala arada tercüman olmaksızın konuşacaktır.
Kişi sağına bakar, önceden gönderdiği iyiliklerini görür. Soluna bakar, ancak önceden gönderdiği kötülüklerini görür. Önüne bakar, tam karşısında cehennemi görür. O halde bir hurmanın yarısı ile de olsa cehennem ateşinden korunun. Yine ayrı bir rivayette de, sizden biriniz bir hurmanın yarısı ile de olsa kendini cehennem ateşinden korusun buyurulmuş. Kıymetli dostlar, insanların önünde, insanların kendi elleri ile işledikleri vardır. Yani bu tabi hadis-i şerif cehennemi görür dediğinde bize mahşeri anlatıyor. Bu tabi mahşeri, mahşerde görecek olanlar için geçerli. Nasıl? Ölmeden önce ölünün sırrına ermediyse bir kimse, mahşeri bütün insanların yaşadığı zamanda yaşayacak.
Ve bu hesap kitapla, hesaba çekildiği, din günü denilen zamanla alakalı hadis-i şerif. O zaman kişi sağına bakıyor, sağında hayır hasenat defterleri yazılmış, soluna bakıyor, kötülükler yazılmış. Ve hepsi de enteresan, önceden gönderdi. Yani onu biz kendimiz gönderdik. Onu biz kendimiz yaptık, biz kendimiz icra ettik. Yani birisi bizim kafamıza onu dayatıp da kötülük yaptırmadı bize. Veyahut da birisi zorla bizi nefsimize uydurmadı, şeytana uydurmadı. Biz kendimiz nefsimize uyduk. Biz kendimiz şeytana uyduk. Biz kendimiz o kötülüğü işledik. Bu noktada kendimizce, ya bizim kaderimiz de böyleymiş, böyle yazmış bizim kaderimizi deyip, kaderiyeciler noktasında da değiliz.
Sebep çünkü biz kendi mükellefiyetliğimizi kendimiz icra ettik. Biz ne hayır işlediysek onun karşılığını göreceğiz. Ne de şer işlediysek onun da cezasını göreceğiz. Zerrece hayır yapan, hayrının karşılığını alır. Zerrece şer işleyeninde şerrin cezasını çeker. Ve önüne bakacak, önünde de cehennem bütün kızgınlığıyla, bütün dehşetiyle önünde duruyor. Ve o esnada o kimsenin kurtuluşu yarım hurmal ile de olsa birisini doyurması. Yani açı doyurması. Kıymetli dostlar, bakın açı doyurmak önemli. Yani bizim hiç aklımıza geliyor mudur günlük 30 bin kişinin dünya üzerinde açlıktan öldüğü, hiç aklımıza gelmiyor. Bakın koronadan işte dünya üzerinde günlük şu kadar insan ölüyor diyoruz biz.
Biz televizyonlarda seyrediyoruz, koronadan ölenlerin bütün haritaları var, ev ev neredeyse. Ama dünya devletlerinin içinde hiçbir devlette açılar nerede yaşıyor, nerede açılar var diye dünya devletleri bir haber. Bu emperyalist devletler açlardan bir haber. Çünkü bir haber olmaları lazım, onları aç bırakan da onlar. Bu sömürgeci devletler, bu ABD olsun, bu Rusya olsun, bu İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika.
Yani bu gibi sömürgeci ülkeler ne yazık ki dünya vatandaşlarını sömüren ülkeler. Ve dünya vatandaşlarını aç bırakan, açıkta bırakan, çıplak bırakan, bakımsız bırakan, sağlıksız bırakan, ilaçsız bırakan devletler. Ve bu devletlerin içerisinde oluşmuş olan, işte ben diyeyim iki bin tane şirket, siz deyin üç bin tane şirket. Bu şirketler bütün dünyayı sömüren, bütün dünyanın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ve insan zenginliğini, emperyalizmle üten, katleden, bunları el koyan zalim devletler ve şirketler. Ve dünya üzerindeki bu açlıktan hiç kimsenin haberi yok. Ve biz ne acı bir şey ki, İslam dünyası da bu dünyanın içine girdi. Ve İslam dünyası da kendi açını, kendi çıplağını doyuramaz hale geldi.
İslam dünyası da adaletsizliğin pençesinde, hukuksuzluğun pençesinde, İslam dünyası da zalimlerin pençesinde inim inim inliyor. Ve işin en acı tarafı, İslam dünyası açlardan bir haber olarak yaşıyor. Yani kısmen Türkiye'deki Müslümanlar ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunlarla ilgilenmeye gayret ediyor son dönemlerde. Ama nereye kadar yeterli, nereye kadar yeterli değil. Bu da gözümüzün önünde. Ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, yarım hurmayla da olsa açları doyurun diyor. Biz bu konuda ne yazık ki İslam dünyası olarak üzerimizdeki vazifeyi tam olarak idrak etmiş değiliz. Ve acı bir şey bundan çok çok uzağız. Oysa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin o kadar çok hadis-i şerifleri var ki açları doyurun diye.
Ve veda hutbesinde dönüp dönüp açları doyurmamızı, fakirleri gözetmemizi söylüyor bizim. Kıymetli dostlar, devasa evlerimiz var, devasa villalarımız var, devasa arabalarımız var. Ama devasa da açlıktan ölenlerimiz var. Bakın açlıktan ölen bir kimsenin dini ne? Diyaneti ne? Irkı ne? Cinsiyeti ne? Çocuk mu? Değil mi? Bundan bir haberiz. Ve zaten açın dini sorgulanmaz ki. Aç insan ve aç. İnsan ve çıplak. İnsan, Cenab-ı Hak onun yeryüzünü halife olarak yarattı. Ama aç ve çıplak ve sağlıksız ve bakımsız. Ve bunu düşündüğümüzde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri o gününde toplumların yarası, toplumların sıkıntısı, toplumların büyük handikapı olan açlığı, bize söylüyor ve o hadis-i şerifler bugün de geçerliliğini devam ettiriyor.
Ve bugün dünya üzerinde düşünebiliyor musunuz? Günlük 30 bin kişi, ben ortalama rakam söylüyorum. Yuvarlak rakam söylüyorum. Sadece açlıktan ölen, açlıktan ölen bakın günlük 30 bin kişi. Bu müthiş bir rakam. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de o cehennem ateşini söndürecek tek bir ilaç söylüyor bize. Cehennem ateşini söndürecek tek bir ilaç. Nedir bu? Yarım hurmayla da olsa cehennem ateşini söndürünüz. Yani bir açı doyurunuz, bir açı doyurunuz, bir çıplağı giydiriniz. Bize bunu söylüyor. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden kıymetli dostlar bu Ramazan ayına mütalik olmasın bu. Kendimize şiar edinelim. Gücü yeten insanlar en az bir kişiyi doyurmaya gayret etsin her gün.
Veyahut da işte bir fukaraya yardımda bulunsun. İlaki işte zekat, nisap miktarı 80 gram altın. İşte 80 gram altın atıyorum 400 lira olsa 4, 8, 32. İşte 30 lirası olan zekat verecek. İşte 30 lirası olmayan zekat vermeyecek. İyi 30 lirası olmayan hiç mi tasadduk etmeyecek? Bir kişiyi de mi doyurmayacak? Yani aylık 4 lira, 5 lira, 6 lira, 7 lira geliri olan bir kimse para arttırmıyor olabilir kenara. Arttırmaması da güzel bir şey. Kabul edelim. Peki o kimse bir kişiyi, iki kişiyi de doyuramaz mı? 5 lira, 10 lira birilerine harçlik veremez mi? Bir fukarayı sevindiremez mi? Evet, sevindirebilir. Öyle olunca o zaman ne yapacağız biz? Yarım hurmayla da olsa cehennem ateşimizi söndürmeye gayret edeceğiz. Burada hadis-i şerifin başında sizden hiçbiriniz hariç kalmamak üzere hepiniz Allah-u Teala arada tercüman olmaksızın konuşacak.
Yani bir tercümana ihtiyaç kalmayacak. Bir tercümana olmayacak. Bir aracı olmayacak. Yani Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla görüşmeyecek. Melekler vasıtasıyla görüşmeyecek. Peygamberler vasıtasıyla görüşmeyecek. Ya Cenab-ı Hak vasıtasız bütün mahşer halkıyla hepimizle de görüşecek. Vasıtasız. Biz vasıtasız onunla konuşma şerefine ulaşmış olacağız. Yani ben bu vasıtasız konuşmanın sadece müminlere has olacağına inanmıyorum. Bütün mahşer halkıyla vasıtasız konuşacak. Bütün mahşer halkıyla. Bunu tabii itiraz edenler olabilir. Şimdi malum Allah rüyada görülür mü, görülmez mi meselesinden kıyamet koptu. İşte müftülükler girdi devreye. İşte gazeteciler girdi devreye.
Bilen bilmez cahil cühela herkes devreye girdi. Allah rüyada görülmez gibisinden nereden çıkıyor böyle şeyler diye. Ne yazık ki Bursa İl Müftüsü'nün, Diyanet'in bastırdığı kendi ansiklopedisinden haberi yok. O ansiklopedide geçen hadis şerrilerden haberi yok. Ne yazık ki Bursa İl Müftüsü'nün, Diyanet işlerinin bastırdığı Sabuncu'nun akaitle alakalı kitabından haberi yok. O yüzden Sabunin'in özür dilerim, akaitle alakalı kitabından haberi yok. Maturidiler, Hanefiler bu meselede ittifak etmişler. Demişler ki Allah rüyetullah haktır, Allah rüyada görülür diye konuşulmuş. O zaman Allah rüyada görülürse aynı zamanda da görülen şeyle de konuşulur. O zaman bu sadece mahşerde Allah onunla konuşur sözü, doğru bir yaklaşım olmaz.
Bunu tefsir ederken Cenab-ı Hak zamandan, mekandan münezzeh bir şekilde, kullarıyla bir şekilde ama vasıtalı ama vasıtasız konuşur. Tabi, Araf suresi ayet 144, Ey Musa, risaletim ve kelamımla seni insanlar arasından seçtim. Cenab-ı Hak Musa aleyhisselamla konuştu. Musa aleyhisselama bazı rivayetlerde zeytin ağacının arkasından, bir rivayette ateşin arkasından ona hitap etti. Ben bu mevzulara çok girmek istemiyorum ama bilinsin istedim. Yine Şura suresi ayet 51, bir beşer için Allah'ın kendisiyle konuşması olacak bir şey değildir. Meğer ki bir vahiy ile veya perde arkasına yahut bir elçi gönderip de izniyle dilediğinin vahyesi. Bu tabi biraz daha böyle Şura 51 suresi meal olarak aldım ben buraya.
Şimdi, peki kullarda bizim gibi, onlar peygamber, bizim gibi kullarda bu işler nasıl tecelli eder? Sufiler arasında bu nasıl konuşulur? Sufiler kalpten gelen seslere bakarlar. Bütün ehli sünnet ittifak etmiştir. Kalpte dört pencere veya dört kapı vardır. Ve bu normalde havatır olarak geçer tasavvuf dilinde. Kalbe gelen ilham, kalbe gelen konuşmalar ve insanların içine yani kalbine gelen bir hitaptır bu.
Bu hitap bazen bir meleğin, bazen şeytanın, bazen de nefsin boş şeyler olur. Bazen de kişinin Rabbi tarafından husule gelir. O zaman hitap var ise konuşma da vardır. Hitap kimden? Birisinden birisine hitap gelir. Bir varlıktan başka bir varlığa hitap gelir, konuşulur. O zaman bizim kalbimizde dört tane pencere var. Veya dört tane kapı var. Veyahut da biz dört tane dil var, öyle diyebiliriz. Veya dört tane suret var. Bunu normalde yukarıdan aşağı gelecek olursak, işte bu Rabbani ilham kapısı diyebiliriz bunu vahiy olarak. Veyahut da meleki ilham kapısı da diyebiliriz. Veyahut da şeytani ilham kapısı diyebiliriz. Veya nefsani ilham kapısı da diyebiliriz.
Biz bunları sıralamaya kalkarsak, böyle sıralamamız mümkün. Ama ben müsaade ederseniz, nefis kapısından itibaren şeytan, ardından melek kapısı, ardından Rabbani kapı olarak bu kapıları tarif etmeye çalışacağım. Çünkü mümin kendi iç aleminden bu dört kapıdan hitap alır. Bu dört kapıdan ona seslenir. Bu dört kapıdan ona tecelliyat olur. Bunu normalde inkar etmek, bunu yok görmek, bu meselede kocaman bir ilmi yok görmektir, inkar etmektir. Ya Allah bir kula hitap eder mi, etmez mi? Ya etmez dediğimizde kocaman bir ilmi yok etmiş oluruz. O zaman biz bu kapıları tanımaya çalışalım. Birinci kapımız ne? Bu avam Müslümanlarda, avamdan daha, avamdan da aşağı olan insanlarda bu kapı açıktır.
Bu kapı ne? Nefsani ilham kapısı. Bu nefsani ilham kapısı, özür dilerim ama, yani eğer bazı insanlar vardır, insanlıktan çıkmıştır, artık onlar hayvanat derecesinden de aşağı inmiştir. Onlar zaten bizim sohbetimizin konusu değil bu gece. Bu gece biz neyle alakalıyız? La ila illallah Muhammeden Resulullah demiş, iman etmiş Müslüman ama ondaki nefis kapısının onun üzerine hücumu, nefis kapısından, nefis dilinden gelen sesler.
Nefisten gelenin çoğu da bunu insanın şehvete uymaya, yani haram şehvete uymaya veya kibreye veyahut nefsin vasıflarına, has şeylere sarılmaya sürükler. Bu nefis kapısı hep insanı harama sürükleyen kapıdır. Bu nefis kapısı, bu manada terbiye edilmezse, insanı haramdan harama, haram perdesinden, haram perdesine, kötülük perdesinden, kötülük perdesine dair sürükler. Ve devamlı nefis ona kötülükleri emreder. Ayet-i kerimede de o kötülükleri emreden nefis olarak nitelendirilmiştir. Bu nefsi emmarenin halidir aslında. Ve bu nefis makamında olan kimse, nefis derecesinde olan kimse, Allah'ın emir ve yasaklarına uymamaya, kötülüğü yaşamaya ve o kimsenin üzerinde Allah'ın emirlerini yaşatma ve kötülüğü yaşatma noktasında hilesi hiç bitmez nefsin.
Ve nefis ona devamlı vesvese eder, devamlı, pardon özür dilerim, devamlı ilham eder. Bu nefsin ilhamıdır. Namaz vakti gelir, kılma namazı. Allah yoksa der, işte oruç tutacak, ne oruç tutuyorsun, kendini aç bırakıyorsun, tutma orucu der. Veyahut da o kimse işte tövbe edecek, yarın edersin, şu günahı da işte der. Şunu da yap, bunu da yap, her türlü sana insanlık ilkelliği yaptırır. Bu onun nefis kapısı açık. Nefis kapısı açık olduğundan dolayı nefsinden gelen bütün her şeyi alıyor, kabul ediyor. Ve nefsi neyi, nasıl istiyorsa onu öyle icra ediyor. Onda her türlü kötülük, her türlü melanet, her türlü sıkıntı var. Dedikodu, gıybet, iftira, süizan, bühtan, haram yeme, rüşvet alma, rüşvet verme. Aklınıza gelebilecek her şey ve normalde o nefsin kapısı açık olan kimse sanki hiç ölmeyecekmiş gibi dünya lezzetlerine, dünya zevklerine kapılıp bütün nefsine uyacak olan ne var ise hepsini de yapmaya çalışıyor.
Çevremizde bu tip insanlar vardır, belki de hayatları çok güzeldir, dünye olarak baktığımızda biz istediklerini yiyorlardır, istediklerini içiyorlardır, istedikleri gibi çıplak dolaşıyorlardır, istedikleri gibi işte plajlarda, parklarda, orada, burada heva, heveslerine uyup bu dünyanın cennetini yaşıyorlardır kendilerince. Ve onlar için sınır yoktur. Hani bu son zamanlarda özgürlük, özgürlük, özgürlük, her şey özgürlük, eşcinselliği özgürlük, işte lezbiyenliğe özgürlük, işte her türlü fuhşa özgürlük, içkiye, kumara, her türlü günah kebayları özgürlük, herkes özgür. Beden bizim değil mi? İstediğimiz gibi icra ederiz. Sanki ciğeri kendisi yarattı, sanki kalbi kendisi yarattı, sanki böbrekleri kendisi yarattı, sanki o böbrekleri çalıştıran o.
Beden bizim değil mi? İstediğimiz gibi biz onu tasadduk eder, istediğimiz gibi yaparız, fuhuşta yaparız, her şeyi yaparız gibi söylemler. Ve bu dünya üzerinde, bu batıdan gelen bu kirlilik, batıdan gelen bu pislik, batıdan gelen bu necaset, ne yazık ki İslam dünyasını da sarmış, çevrelemiş oldu. Ve düşünebiliyor musunuz? Lezbiyenler günü kutlanıyor Türkiye'de. Eşcinseller günü kutlanıyor Türkiye'de. Ve lezbiyenler günü harıl harıl kutlanıyor. Ve bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Diyanet İşleri Başkanı, eşcinsellikle ve fuhuşla alakalı Allah'ın lanet ettiği, livata Allah'ın lanet ettiği, fuhuş Allah'ın lanet ettiği eylemlerdir dediğinde, Ankara barosu, İzmir barosu ayağa kalkıyor.
CHP'liler ayağa kalkıyor, layıklılar, Atatürkçüler ayağa kalkıyor. Nasıl böyle bir şey söyleyebilirler? Nasıl böyle bir şey nefret diliymiş? Kime nefret dili ailelerimizi perişan edecek olan, ahlakımızı perişan edecek olan, çoluğumuzu, çocuğumuzu, gelecek sürriyetlerimizi perişan edecek olan, Allah'ın lanetlediği, meleklerin lanetlediği, dört kitabın dördünde haram olan ve dört kitabın dördünde de lanetlik olarak görülen bir fiiliyatı, Allah'ın dininin kitabından Hz. Muhammed Mustafa'nın hadislerinden nakledildi diye linç edecekler neredeyse.
Bakın bu nefsani ilham öyle bir şeydir ki hiçbir sınır tanımaz ve sizi nereye kadar sürükleyeceği, ne hangi hayvani noktadan daha da aşağı götüreceği belli değildir. Bir kimse nefsine uyduğu anda onun nerede duracağı belli değildir. Velev ki ona birisi dini nasihat etsin, velev ki birisi ona insanlığı nasihat etsin, velev ki birisi ona doğruyu, iyiyi, güzeli nasihat etsin. Eğer o nasihat zaten dinlerse inşallah kurtuluşa erenlerden olur. Ve geri dönerse, tövbe ederse muhakkak ki Allah günah işleyen kimselerin tövbe ederlerse tövbelerini kabul eder. Ve bu nefis öylesine boş bırakılırsa, şehvete dalar, öyle bir boşluk bırakılırsa, fahşiyata dalar ki o en sonunda küfre doğru yol alır. Ve bir müddet sonra artık hani ayeti kerime var ya, onların kulakları vardır duymazlar, yani mühürlenmiştir.
Gözleri vardır görmezler, yani perdelenmiştir. Onların kalpleri mühürlenmiştir der. Artık onların bu imani kalbi, kalbi akıl dediğimiz şey en sonunda yaptıklarından dolayı mühürlenmiş olur. Mühürlenince ne olur? Artık o kimseye ne nasihat edersen et, o kimseye ne tavsiyede bulunursan bulun, artık o halinden kendisine vazgeçmez. Ve hani siz cahilleri gördüğünüzde onlara sırt çevirin, ayet-i kerimesi mucibince artık o hiçbir şeyden anlamıyor. Artık o heva ve hevesine düşmüş, o nefsine gitmiş ve ona artık nasihat bir çare değil. O nasihatı dinlemiyor çünkü. Allah muhafaza eylesin. Ve ne yazık ki bu sosyal medya dediğimiz, bu internet dediğimiz, bu YouTube dediğimiz, işte ne bileyim her türlü bu sosyal medyanın haram noktalarını dinliyor çocuklarımızda, kadınlarımız, erkeklerimiz, gençlerimiz.
Ve çok acı bir şekilde oradan zehirleniyorlar. Ve acı bir şekilde çocuklar heva ve heveslerine oyup her türlü haramı kendilerine mübah görmeye çalışıyorlar. Her türlü yanlışı kendilerine bir özgürlük alanı olarak görüyorlar. Ve asıl özgürlüğün ne olduğunu, asıl özgürlüğünün hangi noktada olduğunu bilmiyorlar. Nefse zebun olmak, nefsin hegemonyasının altına girmeyi özgürlük zannediyorlar. Oysa nefis onlara kötülüğü emrederken, nefis ona şeytani yolları emrederken, nefis onlara cehennemlik yolunu tarif ederken, ne yazık ki gençlerimiz, ne yazık ki yaşlılarımız, orta yaşlılarımız cehennem yolunu kendilerine özgürlük görüyor. Bu nefsin ilham etmesi bir kimseye. Nefsin vahyetmesi ona. Nefis ona şimdi, nefis ona bunları vahyediyor hep.
İkincisi ne? Şeytani ilham kapısı. Yani, hani ayet-i kerimede şeytan da onlara vahyeder diyor ya, şeytan da onlara vahyeder. E şeytanın da demek ki vahyetti, yani hitap etti. Şeytanın da konuştuğu kimseler var. Bu arada, bu nefsin, bu oyunlarının, arzularının sonu yoktur. Mezara girinceye kadar nefisle mücadeleye, nefisle cihad etmeye gayret edecek insanlar.
Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, nefisle cihad en büyük cihattır buyurdu. Ve ölünceye kadar bu cihad devam edecek. Böyle biz nefsimizi temize çıkardık. Biz olgunlaştık, biz kemale erdik. Nefsimiz bize kötülüğü emretmez. Biz işte kurtulmuşlardan olduk. İşte böyle bir şey yok canım kardeşlerim. Sufilerin bir kısmının vartıya düştüğü noktalardan birisi bu. Bir kimsenin kendisini, kendi nefsini terbiye etmiş görüp, sanki fahşiyattan, fuhşiyattan, kötülüğü emredici noktadan uzaklaşmış gibi gösteriyorlar. Nefis, her nefis meratibinde sana üfleyecek, sana hitap edecek bir çatlak bulur. O yüzden nefse güven olmaz.
Asla nefisle mücadelede hiçbir zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifini unutmayalım. Gözümü açıp kapatıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma. Hadis-i şerifini unutmayalım. Yani göz açıp kapaması insan vücudunda en dar zamanda yapılan bir ritmik harekettir. Bu kısacık zaman diliminde dahi beni nefsime bırakma diye. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dua etmiş. Bu ne? Bize şunu gösteriyor. Yani siz kendi kendinize nefsimizi biz terbiye ettik. Bizim nefsimiz günahlardan sıyrıldı. Günahlardan temizlendi. Veyahut da benim şeyhim hiç günah işlemez. Benim mürşidim hiç günah işlemez. İşte bizim şeyhimiz zamanın kutbul azamıdır.
O yüzden o günahta münezzehtir. Günahlardan kurtulmuştur. Bu sözler doğru sözler değil. Hatta ve hatta insanı küfre götürecek sözler. O yüzden müminler, sufiler, ehli tarikat bu sözlerden uzak durması lazım. Bu şatavatlara, bu şatafatlara kanmaması lazım. Veyahut da bir işte dervişin, bir sufinin ben yok üçüncü makamdayım, yok ben beşinci makamdayım, yok ben işte altıncı makamdayım, yok ben halife makamındayım. Kendisine böyle bir makam atfetmesi ve etrafına böyle söylemesi doğru bir ölçü değildir. O yüzden sufiler kendilerini hep ben derviş olamadım noktasında tutmaları gerekir. Nefisle mücadelede ben derviş olamadım, ben derviş olamadım, ben derviş olamadım deme noktasında olmaları gerekir. Asla şunu söylememeleri gerekir.
Ben şeyh oldum, ben mürşid oldum, ben şöyle oldum, ben böyle oldum, ben şöyle halife oldum, ben böyle nakip oldum, ben böyle zakir oldum. İşte ben şöyle zakirim, ben böyle nakibim, bunlar doğru sözler değildir. O yüzden bir makamda, kendini bir makamda gören hiçliğe ulaşmamıştır. Kendisini bir meratipte gören hiçliğe ulaşmamıştır. Sufilik hiçlik yoludur. Sufilik ben olamadım deme yoludur. Ben hakkıyla sana kulluk edemedim ya mabud diyen bir peygamberin ümmeti kalkıp da ben şöyle bir nefis meratibini geçtim, ben şu oldum, ben bu oldum demesi gerçekten Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o hadis-i şerifi dururken büyük bir küstahlık olmuş olur.
Allah muhafaza eylesin. İkinci kapımız neydi? Şeytani ilham kapısı veya şeytanın o kimseye hitap etmesi. Şeytan o kimsenin kalbine hitap eder mi? Evet. Şeytan o kimsenin kalbinden konuşur mu? Evet. Ve bu şeytandan gelen de devamlı günah işlemeye teşvik etmektir. Devamlı heva heves noktası. Devamlı vesvese noktasıdır. Şeytan çünkü devamlı kıldığı namazdan vesvese verir, tuttuğu oruçtan vesvese verir, yaptığı hayırlı işten vesvese verir, zikullahından vesvese verir, mürşidine olan bağlılıktan vesvese verir, anne ve babasına karşı vesvese verir, eşine karşı vesvese verir, çocuklarına karşı vesvese verir, etrafındaki bütün herkese karşı şeytan vesvese verir.
Ve o vesveseyle onları günah işlemeye teşvik eder. Her daim onları Allah'a isyana, her daim haram şehvete, haram kibire, haram şirke götürmek için gayret eder ve boyuna vesvese eder. Yani o kimse namaz kılarken dahi vesvese verir onun. İşte ya Allah yoksa namazını üç mü kıldın, beş mi kıldın? Ha bire vesvese verir. O yüzden o kimsenin şeytan nefsini azdırmak, nefsini pohpahlamak, tabiri caizse nefsini körükler. Şeytanın işi budur. Ve şeytan o kimseye habire hitap eder. Ve şeytan insana bu noktada değişik yönleri vardır. Şeytan sağdan girer, üfler insana. Ne yapar? Senin kıldığın namaz gibi hiç kimse namaz kılmıyor. Bak bugün sen muhteşem bir oruç tuttun.
Vay ağzını haramlardan sakındın, kulaklarını, dillerini, her şeyini haramdan sakladın, sakındırdın. Senin gibi oruç tutan olmadı bugün. Der şeytan sana sağdan girer. Bu cemaat sen olmazsan olmaz. Sen burada durmazsan bu cemaat dağılır. Sen burada yürümezsen burada herkes donar kalır, susar kalır, hiçbir şey olmaz. Senin üzerinden bütün her şey yürür der. Şeytan sana sağdan girer. Sen olmazsan bu ev olmaz. Sen olmazsan bu eş olmaz. Sen olmazsan bu çocuklar olmaz. Erkeklere böyle vesvese verir. Kadınlara da vesvese verir. Sen bu evde durmasan bu adam da dağılır. Bu çocuklar da dağılır. Bu evde dağılır. Senin yüzüsü hürmetine bu ev ayakta duruyor. Bu adam ne seni böyle dinlemiyor?
Neden senin sözlerine kulak asmıyor? Bak yine kendi bildiğini yaptı. Şuna bir isyan et. Veya erkeğe der ki bu kadın senin nasıl bir kadının ki? Şunu şöyle güzel yapmıyor, bunu böyle güzel yapmıyor, şunu şöyle yapmıyor. Şu kadına bir şaplak çek. Bir bağır çağır şuna. Veya bu çocuklar seni neden dinlemiyor ki? Bir çocuk babayı dinlemesi lazım değil mi? Anneyi dinlemesi lazım değil mi? Bir bağır şunlara, bir hakaret et, bir döv şunlara. Şeytan ha bire vesvese verir. Bakın Kur'an ve sünnetin yasakladığı, Kur'an ve sünnetin ne kadar yasakladığı bir şey var ise hepsinin olması için şeytan insana vesvese verir. Ve yapmış olduğunuz ibadetleri gösterişe sokar ki şirk olsun, riya olsun.
Bakın gösterişe sokar. Gösterişe sokmak için sana her türlü vesveseyi, hile ve desiseyi yapar. İşte şeytanın da hitap etmesi budur. O yüzden şeytan insanı kendi fıtratında bulunan arzularının üzerinde yürür. Ve şeytan sizin damarlarınızda dolaşır diyor ayet-i kerimede. O zaman şeytan bizim damarlarımızda dolaşır. Şeytana karşı ve nefse karşı her daim uyanık olmak, şeytana karşı ve nefse karşı her daim şedid bir şekilde karşı durmak lazım.
Bu neyle mümkün? Bu zahiri ilimle mümkün. Bu Kur'an ve sünneti iyi bilmekle, fıkığımızı iyi bilmekle mümkün. Çünkü şeytandan mı o vesvesenin nereden olduğunu ancak fıkıh bilgisiyle, ancak kelam bilgisiyle, ancak Kur'an bilgisiyle, ancak hadis bilgisiyle zahiren biliriz. Çünkü eğer nefsin ve şeytanın vesvesesi heva ve hevesi ise, Kur'an ve sünnete karşı olması lazım onun. Çünkü biz onun başka türlü başka bir ilimle zahiri olarak bilmemiz mümkün değil. İkinci ilim ne? Batın ilmi. Yani kalbi ilimle biliriz. Kalbi ilimle bilebilmemiz için hangi kapının açık olması lazım? Melek kapısının açık olması lazım. Bakın nefis ve şeytana karşı gelen vesveseleri, nefsin ve şeytanın bizim kalbimize üflentilerini karşılayacak olan meleğin ve Allah'ın kapısıdır.
O zaman meleki ilhamı konuşalım. Meleki ilham ne? Melekten kalbe gelen bir ses, bir hitap. Bunun da doğruluğu neyle mümkün? Yine Kur'an ve sünnetle mümkün. Şeriat ilmiyle mümkün. Bakın kıymetli dostlar, ya siz bu şeriat ilmini çok iyi bileceksiniz, ya da sizin bir mürşidiniz olacak, bir şeyhiniz olacak. O yüzden büyük üstad, büyük veli, beyazlı, bestami dedi ki, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. O yüzden Abdülkadir Geylan Hazretleri dedi ki, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. O yüzden Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretleri dedi ki, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. O yüzden Yunus Emre Hazretleri dedi ki, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.
O yüzden Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri, Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri, Üftada Hazretleri gibi büyük zevatların hepsi de ittifak ettiler. Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. O zaman bir kimse bir zahiri olarak şeriat ilmiyle gelen vesveseyi ayırt edecek. Bu melekuttan mı, melekten mi, şeytandan ve nefisten mi? Bunu ayırt edebilmesi için iyi bir şeriat bilgisine ihtiyacı var. Ya da iyi bir mürşidi kamile ihtiyacı var. Ve eğer o kimsenin şeyhi mürşidi kamil ise, o zaman o direkt ondan bu bilgiyi alabilir. Bu da neyle? Üstadına kalben rabıta ederekten, üstadına zahiren rabıta ederekten, üstadına bu noktada rabıtasıyla bu bilgiyi, bu ilmi alabilir. Bunun dışındakiler muhakkak şeriat ilmini çok iyi bilmeleri gerekir.
O yüzden melekten gelen her söz bize melektenmiş gibi gelebilir. Çünkü şeytanın hitabını biz meleğin hitabı olarak da anlayabiliriz. Tehlikeli bir nokta. Tehlikeli bir nokta olduğu için bir kısım sufiler burada aldanırlar. Bakın bir kısım sufiler de burada aldanır. Üstadıyla bağını koparırsa, heva hevesine düşerse, üstadıyla manevi bağı kopar. Manevi bağı kopunca melekten geliyormuş zanneder hitabı, ama hitap ona şeytandan gelir. Bu sefer yolunu istismar eder. Tarikatını istismar eder. Şeyhini istismar eder. Sufiliğini istismar eder. Dervişini istismar eder. Şeyhini de istismar eder.
Bakın ayrıyeten bir şeyhi istismar etmek ayrıdır. Yani kendince ama bir de özür dilerim bir yolu istismar etmek farklı bir şeydir. Bir de şeyhini istismar etmek farklı bir şeydir. Bu istismardan sadece kendini zarar görse iyi. Bu istismarcılar etraflarına da zarar verir. O kimse normalde melekle şeytanın sesini ayırt edemez. Hatta görüntüsünü de ayırt edemez. Şimdi ona da geleceğim. Bunlar normalde kalbe ilham olarak geldiği gibi, rüyada geldiği gibi bir de zahirde de görünür. Bunları size anlatacak olan kolay kolay hiç kimse yoktur. Nasıl böyle zahirde de gelir? Bu normalde şimdi meleğin havatırı dediğimiz şeyler rüyada da, hani salih rüya dedi ya, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri mübeşşirattandır dedi.
Rüyalar bir hitaptır. Bu ayrı bir hitap dalıdır. Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Ve Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz olduğu için, o kimse rüyasında Allah'ın hitabına da mazhar olur. Dikkat edin buraya. O kimse meleğin hitabına da mazhar olur rüyasında. Buraya dikkat edin. Mesela şeyhinin hitabına, pirinin hitabına, sahabelerin hitabına, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ve diğer peygamberlerin hitabına rüyasında mazhar olabilir. Şimdi peygamberlerin şekline, şemaline şeytan giremez. Mürşid-i kamillerin, velilerin de şekline, şemaline şeytan giremez. Ama normalde başka türlü, başka kimselerin şekline, şemaline şeytan girer mi? Evet. O zaman bu havatır dediğimiz veya bu hitabı ayırt etmek için o kimsenin ya bir iyi bir şeriat bilgisi olacak ya da o kimsenin üstadıyla manevi bağı tam sağlam olacak.
Eğer tam sağlam olmazsa sıkıntı olur. Bu rüyada gördü. Rüyasını neden gidecek bir mürşid-i kamile, bir salihe? Üstadını anlatacak. Sebep? Çünkü rüyasını kendi kendine yormayacak. O rüya şeytani mi? O rüya bir şeyin etkisinde kalınarak da mı görüldü? O rüya rabbani mi? Onu ancak çözecek olan o kimsenin şehidir, üstadıdır. Bu üç, mesela bir kimse kendince rüyasının üç aşağı beş yukarı şeriat ilmi var ise şeytani olduğunu belki de tespit edebilir. Veyahut da şeriat ilmi varsa üç aşağı beş yukarı bir şeyin etkisinde kalanaktan görülen bir rüya olarak bunu tespit edebilir. Ama rüya rabbani mi, müjdeci mi? Ne rüya bunu normalde kendisi tespit etse dahi tevil etmesi mümkün değildir.
Sebep? Rüyalar rumuzlarla yol yürür çünkü. Rüya ilmi rumuzun üzerine kuruludur. Bunu hadis-i şerifte böyle beyan edildiği için böyle beyan ediyorum. Hani süt ilme vuruldu. Dedi ki, süt içti o ilimdi dedi. Bunun gibi o zaman rüyada rumuzlar olduğu için her dönemde görülen rüyaların rumuzları farklıdır. Yani siz kalkıp da bundan bin yıl önce yazılmış bir rüya ansiklopedisinden rüya yorumlamaya kalkmayın.
Hata edersiniz. Bakın hata edersiniz. Üstadım sana ulaşamadım da anneme anlattım. Ulaşama canım kardeşim benim. Ulaştığın zaman anlatırsın. Anlatmak zorunda değilsin illaki. Zorundasın ama bir başkasını anlatmak zorunda değilsin. İşte yok abimi anlattım. Yok ben kardeşimi anlattım. Yok ben arkadaşımı anlattım. Nefsine uydun. Neden? O güzel rüyayı gördün ya kendince sen. Etrafta hiyerarşi oluşturmak için heva ve hevesine uydun. Sen üstadınla manevi bağını kestin. Ve kalktın rüyayla insanları istismar etmeye kalktın. Gördüğün hal ile istismar etmeye kalktın. Hatta o haller hayal miydi? Psikolojik perdenin arkasından gelen, beyin gerisinden gelen görüntüler miydi?
Sen mi kurguladın onu? Yoksa gerçekten hal mi gördün? Bunu tespit edebilecek seviyede değil senin anlattığın kimseler. Bunu tespit edebilecek olan kimse çok ender. Bunu tespit edemez. Daha şatavatvari gibi gelecek size ama şeyhim diyenler dahi bunu tespit edemezler. Bugün Türkiye'de veya dünya üzerinde şeyhim diye dolaşanların büyük bir kısmı hallerde görülen hallerin, hava tırların, piseşik psikolojik beyin gerisinden gelen kurgulama bir hal mi?
Yoksa gerçekten Rabbani ilham kapısından gelinen hal mi? Bunu tespit edemezler. Bunu bilemezler. Ve bunu bilemeyecekleri için hep dervişanı ve sufileri eksik yönlendiriyorlar. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, bu manevi halleri tarif etmek, manevi hallerin içinden çıkmak, manevi halleri insanlara anlatmak herkesin işi değil. Bu bir ilmi ledündür. Bu ilim herkese kitaptan verilmez. Bu ilim yoldan geçene verilmez. Siz aha burada el hidaye alır okursunuz, fıkhınızı tamamlarsınız. Ve bunu okuyaraktan dininizi yaşamaya gayret edersiniz. Ama bunda kalp bilimi yoktur. El hidayede kalp bilimi yoktur. El hidaye senin dünyanı, senin zahirini tanzim eder.
El hidaye senin kalbini tanzim etmez. Senin kalp ilminle alakalı bir şey öğretmez sana. Bu ancak rüyalarla, hallerle ama yakazada ama tecelliyatlarda öğrenilen bir ilimdir. Ve bu ancak ehline aittir. Ama normalde sen gider böyle ona buna söyler, ona buna anlatır. Bu gördüğün rüyalarla, hallerle kendine bir hiyerarşi oluşturmaya çalışırsan ve bunları olur olmaz anlatırsan bu seni helaka götürür.
Allah muhafaza eylesin inşallah. O yüzden bu melekten mi, şeytandan mı gelecek olan bu havatırı, bu hitabı ayırt etmek ancak ya bir şeriat ilmi tam olan kimse de, o da çok zordur da, ya da ne olacak? O kimse muhakkak ki bir mürşide tanışmış olacak. Şimdi artık Rabbani ilham, Rabbani vahiy dediğimiz noktaya geldik. Bakın basamak basamak, dört basamak koydum. Siz isterseniz bunu şeriat, tarikat, hakikat, marifet olarak tanımlayın. İsterseniz siz bunu nefsi ve şeytanın bir kategori yapıp, ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin olarak tanzim edin. Nasıl tanzim ediyorsanız dedim ben bunlarla uğraşacak benim zamanım yok. Benim zamanım ne kadar kaldı ben onu da bilmiyorum. Bunu da söyleyeyim.
Şimdi Rabbani ilham, bu nedir? Bu peygamberlere vahiy kapısıdır. Peygamberlerde biz bunu velilerle, peygamberlerin arasına ehl-i sünnet harika bir şey yapmışlar. Peygamberlere vahiy demişler, velilere de ilham demişler. Bu muhteşem bir yol ayrımı. Aslında Kur'an-ı Kerim'de de geçen veya başka hadislerde de geçen hep vahiydir. Ama ehl-i sünnet bunu ayırt etmiş. Vahiy peygamberlere özel bir tecelliyattır. Vahiy peygamberlere ait özel bir tecelliyat olduğundan dolayı onların adı vahiy. Onlara Cebrail aleyhisselam vahiy indirdi Hazreti Muhammed Mustafa'ya, diğer peygamberlere. Bazı peygamberlere Cenab-ı Hak vasıtasız bir ağacın arkasından, ateşin arkasından, taşın arkasından seslendi.
Peygamberlere bu kapının adı vahiy. Bu kapı Allah'ın veli kullarında da açık mı? Evet, Allah'ın veli kullarında bu kapı ilham kapısı. Kime ait? Rabbani ilham kapısı olarak nitelendirebiliriz. Rabbani dil olarak nitelendirebiliriz. Bu kapı bir kimse de açıldığında buradan gelen seste hata payı yoktur. Buradan gelen seste yanılma payı yoktur. İster peygamberine vahiy olarak gelsin, ister velilere ilham olarak gelsin. Bu kapıdan geldiyse bu kapıda hata, kusur, yanlışlık, eksiklik yoktur. Bu kapıda artık her şey süt gibi berraktır. Pırıl pırıldır. O kapıdan görünen her şey aynı şekilde tecelli eder. Aynı şekilde gün verildiyse günde tecelli eder, saat verildiyse saatte tecelli eder, dakika verildiyse dakikada tecelli eder.
Bu kapıdan gelen o ilham, o hitap asla sapmaca, hatası, kusuru olmayan bir hitaptır. O yüzden bu o kimsenin, kişinin Rabbisinden gelen hitaptır. Sadece velilerde o kimseye mi bağlar? Evet. Velilerin etrafındakileri bağlar mı? Evet. Eğer o üstad, o veli, o mürşid gerçekten o kapıdan dervişlerine, o kapıdan müritlere bir emir geldiyse, yapılması gereken bir şey geldiyse, onu dervişlerin harfiyen yerine getirmesi gerekir.
O yüzden Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretleri, müritleri tarif ederken ve mürşidin müridinden hakkıdır dediği şey, müridin mürşidine gassalın, hani alay ederler ya, yani mevtin gassala teslim olduğu gibi teslim olması gerektir dediği hal bu haldir. Yani artık velinin ağzından çıkan, Rabbinden gelen bir nefestir, Rabbinden gelen bir hitaptır. O yüzden derviş, o velisinden, şeyhinden, mürşidinden gelen söze otomatikman itaat eder. Tabii biz bu itaati Kur'an ve sünnette çevreliyoruz. Bugünkü zamanda çünkü bu meselenin istismarcıları çok, bu hadisenin ne yazık ki aldatıcıları çok, insanların parasına, malına, mülküne, canına, usuna, busuna kasteden insanlar çok.
O yüzden diyoruz ki, biz bunu Kur'an ve sünnet dairesinde olarak söylüyoruz. Buna eskiler hiç şek şüphe etmemişler. Eskiler buna Kur'an sünnet dairesinde dahi bakmamışlar. Hatta Hz. Mevlana Celalettin Ruma Hazretleri, senin velinin ağzından çıkan hata, senin yaptığın farz ibadetlerden daha evladır manasında konuşmuş. Enteresan bir şey. Yani o yüzden bu Hz. Mevlana Celalettin Ruma Hazretleri'nin bu noktadaki sözü de muhteşem bir sözdür. Öyle kenara atılacak bir söz değildir. Çünkü Hz. Mevlana Celalettin Ruma Hazretleri bu meseleyi o kadar çok öne almış ki, bir kimse de o sözü okumak istiyorum ya. Hz. Mevlana'nın sözünü bulabilirsem çok hoşuma gitti.
Bak bir sözü daha. Ey gamlı, ey perişan adam, ya bizim gemimize gir, ya o gemiyi bu gemiye bağla. Yani ey kendini bir şey zanneden kişi, ya bir mürşide bağlan, yahut da gemini mürşidinin gemisine bağla der. Sana rehberlik etsin der. Evet. Yine Hz. Pir'in sözü, ey hak yolcusunun yolunun yolcusu, kendine pir seç. Çünkü bu yolculukta pirsiz olursan pek büyük afetler, korkular, tehlikeler vardır der.
Bulamadım, borcum olsun. O yüzden o kimse, o Rabbani ilham kapısından gelen o söze, o hitaba harfiyen uyması gerekir. Ve harfiyen. Ve müritler de bu noktada, o söz müritlere açıklanırsa, onlar da harfiyen uyması gelir. Çünkü Allah'tan gelen, kişinin Rabbisinden gelen, o havatır, o hitap, asla ve asla kulun karşı koyması söz konusu değildir.
Ve zaten kul karşı koyacaksa, istidadı bu noktadaysa, o da bu hale gelmez zaten. Şimdi, sohbetimizin başında olan, sizden hiçbiriniz hariç kalmamak üzere, hepiniz de Allah-u Teala arada tercüman olmaksızın konuşacaktır. Evet, sufilerde bu Rabbani ilim kapısı, Rabbani ilham kapısı açılırsa, bu konuşma o zaman bu dünyadayken ne olur? Gerçekleşir. Biz yine oruçla alakalı sohbetimize devam ediyoruz inşallah. Yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri naklediyor. Ey Acure'nin oğlu Ka'b! Haramdan biten kan ile et cennete giremez. Onlara yaraşan cehennemdir. Evet, demek ki haramdan bitiyorsa, bir kimse haramdan besleniyorsa, o kimse o etiyle, o kanıyla cennete giremez.
Kıymetli dostlar, önceden bir dergaha derviş olacak olan kimse, bütün o güne kadar kazandıklarını normalde hibe edermiş bir yere, parasız pulsuz dergaha teslim olurmuş. Şimdi tabii öyle bir şey yapmayın asla da, bu sözleri şimdi insanlar kendilerine mal mülk edinmek için kullanıyorlar. Kıymetli dostlar, sizden birisi parayı istiyorsa, ücret istiyorsa, sizden birisi tasavvuf adına, tarikat adına, yol adına, din adına para istiyorsa, aldanmayın, vermeyin. Allah bizi affetsin inşallah.
Ey Acure'nin oğlu Ka'b! İnsanlar iki sabah yolcusudur. Bir sabahçı var ki nefsinin kurtarılması peşindedir. O kendisini azat ettirir, diğer de kendisini helak ettirir. Demek ki insanlar iki sabaha uyanıyorlar. Birileri nurlu yolda gidiyor. Hani üstad demiş ya, oluklar çift, birinden nur akar, diğerinden kir. İnsan bu sumus hale kıvrım kıvrım akar ya, bir yanda akan benim, öbür yanda sakar ya. Su iner yokuşlardan hep basamak basamak. Benimse alın yazım yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, insan ve fikir. Oluklar çift, birinden nur akar, diğerinden kir. İşte insanlar bu iki sabaha uyanırlar. İnsanlar iki olukta yürür, iki yolda yürür. Ya bir kimse sabaha nurlu yola uyanır, ya da bir kimse sabaha necaset yoluna uyanır.
Eğer Kur'an ve sünneti uyuyorsan, Kur'an ve sünnetle haşır neşir olduysan, ailenin, eşinin, çoluğunun, çocuğunun geçimiyle haşır neşir olduysan, ve Kur'an ve sünnetin sana emrettiği bir şekilde hayat yaşamaya çalışıyorsan, sen nurlu sabaha uyandın. Ya da günlük hayatınızda necaset sabahına uyandın. Kur'an'dan uzak, sünnetten uzak, hayır hasenetten uzak, iyilikten uzak, ibadetten uzak. O zaman sen necaset sabahına uyandın. Bunu mahşere devşirelim. Ya sen mahşer yerinde uyandığında cehenneme doğru yol almak için uyandın, ya da mahşerde cennete doğru, cemalullaha doğru yol almak için yeniden uyandın. İkisinden birisi. Namaz Allah'a yakınlık. Oruç ise perdedir.
Sadaka ise yalçın kaya üzerindeki çiğin kaybolması veya suyun ateşi söndürmesi gibi hataları söndürür. Namaz ne yaparmış? İnsanı Allah'a yaklaştırırmış. Ayet-i kerime ankebut. Namaz seni kötülüklerden alıkoyar. Sen beş vakit namazı kılarsan namaz seni kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek de en büyük iştir. Bakın namaz orada birinci de birinci ayet-i kerimede salat olarak geçer. Ondan sonraki ayet-i kerimede zikir olarak geçer. Şimdi bunu kalkıyorlar, mealciler değiştiriyorlar. İşte en büyük namaz zikirdir diyorlar. Kıvırmayın, aldatmayın, bükmeyin, değiştirmeyin. Allah'ın kitabını değiştirmeyin. Ayet-i kerimelere bugüne kadar verilmemiş manaları vermeye çalışmayın, zorlamayın. Namaz insanı kötülüklerden alıkoyar.
Allah'ı zikir en büyük iştir. Çatlasanız da, patlasanız da, isteseniz de, istemeseniz de Allah'ı zikir en büyük iştir diye ayet-i kerim orada duruyor. Evet, namaz insanı kötülüklerden alıkoyar. Kıymetli dostlar, bakın bu korona günlerinde ne güzel beş vakit namazınızı evlerinizde kılıyorsunuz. Ne güzel Ramazan'la beraber korona birleşti. Gerçekten deruni bir Ramazan yaşanıyor. Herkes oruçlarını tutuyor, herkes namazlarını kuruyor. Harika! Gönül arzu eder ki, bu Ramazan ve korona günleri bittikten sonra da insanlar Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp ibadetlerine devam etsinler. Ne yapıyormuş? Namaz Allah'a yakınlık peydah ediyormuş. Sen Allah'a yakın mı olmak istiyorsun?
Farzları yerine getir. Hadis-i Kudsi meydanda farzları yerine getirmek Allah'a en sevimli gelen şeydir. Sen yakınlık mı istiyorsun? Orucunu tut. Sen yakınlık mı istiyorsun? Sen muhakkak ve muhakkak Allah'ı zikret. Zikretmekten uzak durma. Ve diyor ki, oruç ise perdedir. Neye perdedir? Cehenneme perdedir. Neye perdedir? Senin günah keballerine perdedir. Ardından sadaka da ne yapıyor? Senin bütün hatalarını ve günahlarını affettiriyor. Sildiriyor. Sadaka vermek. Zekat vermek. Cömert olmak. Cömert olmak. Cömert. Kıymetli dostlar cömert olun. Allah cömertleri sever ayeti kerime. Allah cömerttir ayeti kerime. Cömertlik Allah sıfatıdır.
Direkt. Hatta cömertliğin cud ehli olmak vardır ki, direkt Cenab-ı Hakk'ın zatullahından gelir. Nedir? Bir kimsenin ihtiyacı olduğunu rüyanda görürsün, halinde görürsün, kalbine gelir. Sen onu işte tahmin edersin. O kimse istemeden onun ihtiyacını görürsün. Bu cud ehlidir. Sufiler cud ehli olması gerekir. Yani bir kimsenin ihtiyacı olduğuna dair kalbine bir ilham gelirse. Bakın meleğin kapısı böyle çalışır. Ben bazen arkadaşlara diyorum. O sadece işte zikrullahta Allah Allah Allah zikrediyor. Oh Geylan Hazretleri de geldi. Geylan Hazretleri ile de sarmaştı. Harika bir hal gördü. Neşesi, zevki on numara. Akşamına da sen rüyanda halinde fukara bir kimseyi gördün. O zaman hal on numara mı?
O önemli. Yani sen o rüyanda gördün, o halinde gördün. Kimseye gidip onun durumunu ortadan kaldıracak mısın, kaldırmayacak mısın? Herkes halim açılsın diye bakıyor. Ben de herkesin hali açılsın diye dua ediyorum. Diyorum ki Ya Rabbi bu kardeşlerimize rüyalarında, bu kardeşlerimize hallerinde nerede fakir var, nerede fukara var, nerede kimsesiz var, nerede neye ihtiyacı olan bir kimse varsa onlara rüyalarını da göster, hallerini de göster diye ben de dua ediyorum.
Asıl dervişlik bu, asıl sufilik bu. Ne yapayım sen halden hale geçiyormuşsun, bir Müslümanın faydasına bir işin yok. Ne yapayım sen ha bire rüya görüyormuşsun, uçuyorsun, yeşilliklere gidiyorsun, bir kuş o daldan kalktı, efendim işte başka bir dala kondu, hikmeti nedir? Aha rüya sana. Haa işin yok senin. Bir kuş bir daldan kalkmış, başka bir dala konmuş, bunun hikmeti ne? Demiyor hiç kimse, efendim ben rüyamda bir fukara gördüm, şu adreste oturuyormuş, ihtiyacı varmış. Efendim ben rüyamda gördüm, filanca evlenecekmiş, ihtiyacı varmış. Benim halim malum, ben ona böyle bir rüya gördüm, ona ben buzdolabı alıyormuşum.
O iyi, hadi al buzdolabını, gördüğün rüyayı. Onu anlatmıyorlar. Kuş konmuş bir dala onu anlatıyorlar. Bunu sormuyorlar. Ne soruyor? Saç boyası, guslü bozar mı, bozmaz mı? Tırnak boyası, abdesti bozar mı, bozmaz mı? Kurtulamadık. Sakız çiğnemek, orucu bozar mı, bozmaz mı? Ramazan sorusu, kurtulamadık. Ulan çiğnemeye ver ya o sakızı ya. Her Ramazan'da o sakızı çiğneme. Yok çiğneyecek ya. Kendine yol arıyor. Kendine yol arıyor. Onları soruyoruz biz. Biz kalbin hallerini soramıyoruz. Neden? Onu yaşamıyoruz çünkü. Biz ilmin ledününü soramıyoruz. Nasıl gelir? Nasıl açılır? Yolu nedir? Bunu soramıyoruz. Neden? Bilemiyoruz çünkü. Böyle bir halimiz yok. Allah bizi affetsin.
Ve ne yapıyormuş? Sadaka. Yalçın kaya üzerindeki çiğin kaybolması veya suyun ateşi söndürmesi gibi bizim hatalarımızı, günahlarımızı söndürüyormuş. Allah bizi onlardan eylesin. Bakın bu sadakanın, hayır hasenat yapmanın azı çoğu yok. Hadis-i şerif çok muhteşem. Çok hoşuma gider. Nesaide bu hadis-i şerif. Bir dirhem yüz bin dirhemi geçti buyurdu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, bir dirhem yüz bin dirhemi geçti buyurdu. Asla bu nasıl olur ya Resulallah diye sordular. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, iki dirhemi olan bir adam bir dirhemini ayırıp tasadduk etmiştir. Çok malı olan bir adamla malından yüz bin dirhemi tasadduk etmiştir.
Böylece iki dirhemi olan kimsenin tasadduk ettiği bir dirhem, bu yüz bin dirhem tasadduk edeni geçmiştir. Neden? Çünkü o malının yarısını verdi. Onun iki dirhemi var, o bir dirhemi verdi, malının yarısını verdi. Bir adamın yüz lirası var. O adamın yüz lirası var, başka parası yok. Kalktı, elli lirasını tasadduk etti. Parasının yarısını tasadduk etti. Öbür günün bir trilyonu var. O bir trilyondan yüz lira tasadduk etti. Halbuki o elli lira, bu yüz lira değil mi? Ama o bir trilyondan yüz lira tasadduk etti. O yüzden onunki küçücük kaldı. Allah bizi halimize göre tasadduk eden kullarından eylesin. İnşallah, kıymetli dostlar. Çok uzun bir hadis. Malum, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ya, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde, Allah yedi insanı arşının gölgesinde barındıracak.
Başka rivayetleri kendi gölgesinde barındıracak diyor. Allah'ın gölgesi olur mu? Olmaz. Tabi burada bir müteşabihlik giriyor işin içerisine. Kimisi bu Allah'ın gölgesini işte arşının gölgesi olarak, işte olarak nitelendirmişler. Öyle şerh etmişler. Ama hadisin metni Allah'ın gölgesi. Burası normalde müteşabih olduğundan, biz Allah'ın gölgesi diyelim, buna farklı peygamberin dilini kullanalım. Sallallahu aleyhi ve sellemin. O yüzden müteşabih, biz onu tevil etme noktasında değiliz. Orayı nasıl kastetti, o nedir? Onu bu noktada, o kastı bilme noktasında değiliz. Bir uyarıda bulunmak istiyorum. Hani peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyorum ya, sakın ha, televizyonlarının başında işte herhangi bir iletişim aracından programı seyredenler, her peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin adı geçtiğinde, salatu selam getirin.
Muhakkak. Ne meşhurdu ya, üç adım attı. Bir adım attı, lanet olsun dedi Cebrail aleyhisselam. Amin, amin, amin. Üç tane amin dedi. Geçen ders nakletmiştim bu hadis-i şerifi. Ne dedi? Birincisinde anne babası yanında ihtiyarlar da, o kimse cennete giremezse, Allah ve melekler ona lanet etsin. Hazreti Peygamber amin dedi sallallahu aleyhi ve sellem. Ramazan ayı gelir de, o cennetlik olmazsa, Allah ona lanet etsin. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri amin dedi. Neden? Ramazanda oruç tutarsa, geçmiş günahlarda affolacak çünkü. Ey Muhammed dedi sallallahu aleyhi ve selleme. Senin adın bir mecliste anılır da sana salatu selam getirilmezse, Allah ve melekler ona lanet etsin dedi.
O da amin dedi. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ismi geçtiğinde, gaflette olmayalım, muhakkak salatu selam okuyalım. Muhakkak. ona Allah ve melekler ona salatu selam okuyor. Ey iman edenler siz de ona salatu selam okuyun. Diyerekten, Hazreti Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, salatu selam okumak farzdır kardeşler. O yüzden muhakkak, böyle biz günlük virklerimiz var, en az yüz tane salatu selam okuyoruz. Bunlara dikkat edelim. Ve gün içerisinde çokça Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam edelim. Hatırlayalım Peygamberimizi. Rabıtanın başlangıcıdır bu. Hazreti Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine rabıtanın başlangıcıdır.
O kimse bol bol salatu selam getirir. Her hareketinde sünnet-i seniyeye uyar. Her hareketinde. Çünkü önce işte fenafi derviş, dervişleri sevmek, dervişlerde fena olmak ve derviş kardeşlerine normalde böyle kendi nefsinden üstün tutmak. İkincisi ne? Üstadını sevmek. Üstadını bu noktada bütün gözünün gördüğü bütün insanlardan daha fazla onu sevmek. Fenafi şeyh olmak, onun dediklerini yerine getirmek, onun çizdiği istikamette yürümek. Fenafi şeyhtir. Bu noktada gözünün gördüklerinden fazla sevmek, fenafi şeyh olma yolunda götürür insanı. Ardından neydi? Fenafi resul. O kimse üstadından da fazla. Gözünün gördüğü görmedi. Abdülkadir Geylhanesinden de, Ahmet Er Rufayesinden de, sahabelerden de, geçmiş peygamberlerden de fazla Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sever.
Kanından, canından, malından, mülkünden, eşinden, çoluğundan, çocuğundan, her şeyinden fazla Hz. Muhammed-i Mustafa'yı seviyordur artık o. O yüzden habire ona salatu selam getirir. Ve onun nuraniyetini, onun ruhaniyetini, gözünün gördüğü her yerde, baktığı her yerde görür. Bir müddet sonra artık onun ruhaniyetini ve nuraniyetini görmeye başladıktan sonra onun cemaliyetini de görmeye başlar. Her yerde artık Hz. Muhammed-i Mustafa'nın cemalini görür. Bazı yerlerde böyle zerrelerde bile görmeye başlar. Ve bütün artık o salatu selam getirdiğinde bütün o gözünün gördüğü, bütün Muhammed-i cemallerin hepsi de salatu selam okumaya başlar. sana dua etmeye başlar. Öyle bir hal alır ki sen salatu selamdan kendini alamazsın.
Öyle bir hal olur ki sen artık Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cemalinden kendini alamazsın. Öyle bir hal olur ki Hz. Muhammed-i Mustafa'nın heybetinden kendini alamazsın. Artık gözünün gördüğü yerde, artık duyduğun her şeyde, baktığın her şeyde Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti, nuraniyeti, cemaliyeti tecelli eder. Artık senin adım atmanda dahi bakarsın kaşını kaldırdı mı, kaldırmadı mı, yüzünü ekşitti mi, ekşitmedi mi, yüzünü sana döndürdü mü, döndürmedi mi, öyle bir hal gelir. Bu hallere gelirken o kimse nefsiyle cihad edecek, nefsinin dediklerini yerine getirmeyecek, hem nefsinin dediğini yerine getirecek, hem Muhammed-i Mustafa ile cemalleşecek.
Yalan olur o. Doğru değil o. Hem haramları, gözünün gördüğü haramı, duyduğu haramı lüpürtek lüpürtek götürecek, hem de Hz. Muhammed-i Mustafa ile cemalleşecek. Olmaz. Olmaz. Bir harama devam ederken, bu olmaz kıymetli dostlar. Böyle yetişmez derviş. Sufiler böyle yetişmez. O yüzden bütün Sufilere sözüm, sadece kendi kardeşlerimize değil, bakın üstadlar değişik değiştiktir. Bazı üstadlar vardır, sadece sohbet ederler. İnsanlar giderler, onların sohbetlerini dinlerler, onlar bir ağlarlar, bir ağlatırlar, cüş-i huruş içerisinde sohbet ederler. Kapıdan dışarı çıkar, her şey biter. O üstadla bağda biter. O sohbet şeyhidir, sohbet üstadıdır. O böyle sohbette insanları böyle halden hale geçirir.
Harikadır. Bir kimseye faydası var mıdır? Evet. Bazı üstadlar vardır, zikir şeyhidir. Zikir üstadıdır. Ha bire insanlara zikir verir. Ha bire insanlara zikir verir. O kimseler öyle bir hale gelir, gördüm onları. Gündük 30 bin tevhid çekeceğim, 50 bin tevhid çekeceğim. Artık böyle zikirden kendilerini baş edemezler. Böyleleri de var. Bazı üstadlar vardır. İşte babadan oğula geçer, babadan oğula, babadan oğula. Bazı üstadlar vardır. Normalde işte değişik noktalarda üstadlık şeyhlikler yapar. 4-5 çeşit üstad vardır. Bunların içerisinde en önemlisi mürşidi kamillerdir. Bunlar da hem sohbet vardır, hem zikir vardır, hem de terbiye vardır. Terbiye. O kimse seni terbiye etmeli.
O kimse senin nefsini terbiye etmeli. O kimse seni bir yola çizim çekmeli. O kimse seni bir yolda istikamet verdirmeli. Gerekirse sana kızmalı. Gerekirse sana celallenmeli. Gerekirse sana müşrik bir baba rolünde olmalı. Gerekirse sana bu noktada ağabey olmalı. Gerekirse sana baba olmalı. Gerekirse sana arkadaş olmalı. Ama seni terbiye etmeli. Seni doğru yola götürmeli. Seni işin doğrusuna, işin hakikatine götürmeli. Senin paranda, senin pulunda, senin zekatında, senin malında, senin mülkünde gözü olmamalı. Dikkat edin. Senden zekat dilenmemeli. Senden para dilenmemeli. Senden kurban dilenmemeli. Senden deri dilenmemeli. Senin iaşeni dilenmemeli.
Yok her ay 100 lira getireceksiniz. Yok her ay 500 lira getireceksiniz. Yok her ay 1000 lira getireceksiniz. Böyle diyen kimseler, Mürşid-i Kamil değillerdir. Mürşid-i Kamiller para toplamak için yola çıkmaz. Mürşid-i Kamiller Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin ayak izlerini kendilerine rehber ederler. Mürşid-i Kamiller Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin sözlerini kendilerine rehber ederler. Mürşid-i Kamiller Kur'an'ı, Allah'ın kelamını baş tacı ederler. Mürşid-i Kamiller Kur'an ve sünnetin sohbetini yapmakla kalmazlar. onu yaşarlar bil fiil. Bil fiil yaşarlar. O yüzden herkes bir Mürşid-i Kamil bulmalı.
Bir Mürşid kendine bulmalı. Ve gidip o Mürşide teslim olmalı. Yoksa bu nefis ve şeytanın desisesinden kurtulmak mümkün değildir. Yoksa bir Mürid'in seyr-i sülük etmesi mümkün değildir. İşte Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin adı anıldığında herkes ona salatu selam getirmeli. Ve o salatu selamla Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin maneviyatıyla bağ kurmalı. Onun ruhaniyetiyle bağ kurmalı. İlk önce konuşma böyle başlar. Bu hadis-i şerifte de der ya Kim bana ümmetimden, kim bana bir salatu selam getirirse benim mezarımın başında duran bir melek vardır. O der ki, ey Muhammed Sallallahu Aleyhi Vessellem ümmetinden falanca sana salatu selam getirdi. Hz. Peygamber diyor ki Sallallahu Aleyhi Vessellem ben de ona salatu selam getiririm.
Ya Hz. Peygamberle Sallallahu Aleyhi Vessellem'le selamlaşmak istemez misiniz? Size selam vermesin. İstemez misiniz? İyi. Bunu önce ne yapıyor? Bir melek aracılığıyla yapıyor. Sonra aradan melek kalkıyor. Sonra sen Allahümme salli ala seyyidine Muhammed dediğinde o sana selam veriyor. Ne muhteşem bir şey ya. Düşünebiliyor musunuz? Ve onu bütün zerrelerinizde görüyorsunuz, yaşıyorsunuz. Bu muhteşem bir şey. Allah hepinize nasip etsin. İşte Cenab-ı Hak kendi gölgesinde gölgelendirecek yedi sınıf insan var. Allah'ın gölgesinde gölgelendirecek. Allah'ın gölgesi nedir, ne değildir. Allah hepinize yaşatsın. Hepinize yaşatsın inşallah. Bir kimmiş?
Adil devlet başkanı. Bulmak zor bu ara. Bulunmayanlardan. Bu şu anda dünya üzerinde bulunmayanlardan. Adil devlet başkanı. Ya da bizim tanıdığımız yok. Allah bizi affetsin. Bu neredeymiş? Bu Allah'ın gölgesinde gölgelenecek. İki, gençler iyi dinleyin. Ergenlikten yeni çıkanlar. Ergenliği tamamlamış olan, kendisini genç hissedenler. Burayı iyi dinleyin. Ne diyor? Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç. Kadın erkek. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç. Bu gençler var ya, yani şimdi işte barlara yakışır, kafelere yakışır, pastanelere, postanelere, AVM'lere, her türlü her yere yakışıyorlar ya gençler şimdi.
Kılık kıyafetleri yerinde, giyimleri, süsleri yerinde, her şeyleri yerinde. Anneler, babalar, kul köle onlara zaten. Onlar evlerin efendileri. Bu gençler şimdi gençliklerini ibadetle geçiriyorlar. Ben açık konuşmak gerekirse, öyle imreniyorum ki onlara. Hem bayanlar olarak, kızlar olarak, genç kızlar olarak, hem de genç erkekler olarak. O bizim semazen genç erkek çocuklar var. Böyle işte 7 yaşında, 8 yaşında başlıyorlar. Kimisi semazenlikte büyüdü, asker oldu, komutan oldu, subay oldu, işte ne bileyim polis oldu, bir yere amir oldu, memur oldu. Büyüdüler, evlendiler. Hala da semazenlik yapacağız diye uğraşıyorlar, işte dervişlik yapacağız diye uğraşıyorlar.
Onlar böyle gençlikleri dergahda Karabaş Veli Tekkesi'nde geçti. Her ne kadar böyle bir ağzı istenmeyen olaylar yaşandıysa da tekkede inşallah bu korona günleri biter, tekrar o gençler, o çocuklar orada çark dönmeye devam ederler. İşte onların gençlikleri semazenlikte, dergahla geçti. O genç kızlar, onlar da böyle 8-9 yaşlarında, 7 yaşlarında semaya başlayıp evlenen çoluk çocuk sahibi olanlar oldu. Bakıyorum ben şimdi onların kucaklarında çocukları var kimisinin. İşte eskisi gibi çok böyle semazenlikte koşamasalar dahi böyle gelmeye gayret ediyorlar, can atıyorlar. İşte ilahiciler, neyzenler, gudümzenler, bayan erkek hepsi de. Bakıyorum ben o neyzenlere küçücük kız çocuklarıydı, küçücük erkek çocuklarıydı, büyüdüler.
O ilahicilere bakıyorum büyüdüler. Aslında yani bu sufi yolu, dergah gençken alıyor insanı, eğitiyor. Bakıyorsun o, bakıyorum ben onları hala da çocuk gibi görüyorum onları ama böyle hani evlenmişler, çoluk çocuk sahibi olmuşlar. Kendi kendime diyorum ki ya bunların gençlikleri, hele böyle peşime düşenler vardı benim. Hala var da işte böyle sohbetten sohbete, semadan semaya, zikirden zikire. Bazen böyle işte tahmin ediyordum, hayal ediyordum, gözümün önüne geliyordu. Otobüste bakıyordum o küçücük çocuklar uyuyorlar, yanlarındaki abilerinin omuzlarına yaslanıyorlar. Daha küçükler 10 yaşında, 12 yaşında, 15 yaşında. Yol gitmişler 4-5 saat.
Orada işte sohbetti, zikirdi, sema indi bir daha 4-5 saat yol geliyorlar. Sabaha karşı 3'te, 4'te burada oluyorlar. Şimdi onlara baktığımızda kendi kendimize hani insan gerçekten böyle etkileniyor, duygulanıyor. Diyorsun gencecik çocuklar şimdi gençliklerini böyle ibadetle, işte zikirle, sohbetle, semayla geçiriyorlar. Hadis-i şerifte diyor ki temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç. Onlar böyle gençliklerinde kadına bayanlar da erkekler de. Şimdi evlenenler var. Tabi arkadan yeniden gençlik geliyor. Yeniden o çocuklar geliyorlar. Yeniden o çocuklar cıvıl cıvıl. Ve onlar yeniden neşvi neva buluyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Yolun kıymetine bakın, yolun değerine bakın.
Yani bir çocuğu 10 yaşında, 7 yaşında, 6 yaşında çünkü her daim dünyanın en küçük semazeni elhamdülillah bu topluluktan çıkar her sene. Ve o küçücük o çocuklar normalde büyüyüp serpiliyorlar burada. Evleniyorlar, çoluk çocuk sahibi oluyorlar, iş sahibi oluyorlar. Bir bakıyorum ben kucaklarında çocukla geliyorlar. İşte çocuğumuz oldu. Bakıyorum diyorum ya bu tekme atar gibi çark ediyordu. Şimdi diyorum çocuk sahibi olmuş. İşte o kızın ilk geldiği zamanları biliyorum 9 yaşında, 10 yaşında. Bakıyorum şimdi çocuk sahibi olmuş. Veyahut da bakıyorum böyle işte bayanın kardeşlerinin semazen başları vardı. Her biri evlendiler, çocuk sahipleri oldular. Diğerleri yanıyor şimdi.
Eskisi gibi ilgilenemiyoruz. Eskisi gidip gidip gelemiyoruz diye. Gönlüm, kalbim sizlerle merak etmeyin. Siz çocuklarınızı iyi bakın, iyi yetiştirin. Eşlerinizle iyi ilgilenin, evlerinizle iyi ilgilenin. Sizin evlerinizde iyi birer eş olmanız benim medari iftarım. Ben öyle diyorum. Yani semazenlikte veya dervişlikte gelmiş, yetişmiş. Bu dergah onu büyütmüş, evlenmiş. Kadın erkek hiç önemli değil. İyi bir evlilik kurmuş. Çocukları var, evliliğini devam ettiriyor. Benim medar-ı iftarım onlar. Ben diyorum ki bunlar benim medar-ı iftarım. Ve kalbim, gönlüm onlarla. Onların ciğerleri yanıyor. Onları ben kendi ciğerim gibi tanıyorum onları. Onların içleri akıyor.
Onların içleri akıyor. Yapamadık, edemedik diye üzüntülerinden içleri akıyor. Ama onlar Rablerine kulluk ederekten temiz bir gençlik geçirdiler. Ben öyle biliyorum. Ben hüsn-ü zanehliyim. Temiz bir gençlik geçirdiler. Gerçekten de. Kızlar da erkekler de. Çünkü biz onlara hep böyle gözlerimiz onların üzerinde. Abilerinin, semazen başlarına abla ve abiler olup gözleri üzerinde. Aman bir haram işlemesinler. İşte kızlarla konuşmak yasak. Kızlara erkeklerle konuşmak yasak. Sevgili edinmek yasak. Aman sevgili edinmeyin. Bakın elbisenizi çıkarırız, elbisenizi alırız. Aman haramlara dalmayın. O çocuklar kendilerini korudular. O kız çocukları, o kızlarımız kendilerini korudular. Semazeni, mıtırbanı, neyzeni hepsi de kendilerini korudular.
Haramlardan uzak durdular. Gerçekten o böyle nesil böyle devam ediyor. Geliyor arkadan daha. Şimdi ablalar büyüdüler. İşte çoluk çocuk sahibi oldular. Arkadan küçükleri yetiştiriyorlar. Bu muhteşem bir şey. Bu çark muhteşem bir çark. Erkekler de aynı. Büyüdüler. Onlar her biri yaşlandı. Kırk oldu, kırk beş oldu. Kimisi otuz oldu, kırk oldu. Semazen başlığı yapıyor. Şimdi onlar grup başlığı yapıyorlar. Gencecik çocukları onlar eğitiyorlar. Allah hepsinden de razı olsun. Ve bu noktada Rablerine kulluk ederekten temiz bir hayat içerisinde büyüyen gençler. Evet siz de Allah'ın gölgesinde gölgelendirileceksiniz. Ardından kim geliyor? Kalbi mescidlere bağlı Müslüman.
Kalbi mescide bağlı. Ezan okunsa da hemen mescide gitse, camiye gitse. İşte ezandan on dakika önce, ezandan yarım saat önce camiye gidip camide beş vakit namazı camide kılanlar. Şimdi kalbi mescitte böyle camiler açılsın, cumalar kılınsın, harıl harıl namazlara gidelim diye düşünen kimseler bunlar. Ve ardından çok önemli birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan. Bunu mürid-mürşid ilişkisine bağlarım ben. Allah için birbirini sevmişler. Allah için birbirini ziyaret ediyorlar. Allah için birbirlerini seviyorlar. Allah için bakın birbirlerini ziyaret eden. İlla ki mürid-mürşidi ziyaret edecek diye bir kaide yok. Mürid de mürşid, mürşid de mürid. Bakın mürid de mürşid, mürşid de mürid.
O yüzden herkes birbirini ziyaret edecek. Bazen beni kınarlar işte ne ama dervişlerin ayağına gidiyorsun. Kardeş ben derviş olamadım ki ya. Biz tabii derviş olmak için yola gidiyoruz. Bizim de muhakkak öğreneceğimiz vardır. Muhakkak. Muhakkak. O zaman birbirlerini Allah için sevenler. Kardeşler, derviş kardeşlerinizi Allah için sevin. Üstadınızı Allah için sevin. Eşinizi, çocuklarınızı Allah için sevin. Bakın Allah için sevmek muhteşem bir şey. Zakirler, mürşitler, şeyhler, uçanlar, kaçanlar hepiniz de o kardeşleri Allah için sevin. Herkes birbirini Allah için sevsin. Allah için bir araya gelip Allah için de olasınlar. Evet en önemlisi güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteyene ben Allah'tan korkarım diye yaklaşmayan yiğit.
Çok zor bir şey. Değil mi? Yani böyle güzel bir kadın, mevki sahibi, herkes tanıyor, herkes biliyor. Ve o kadın bir erkekle beraber olmak istiyor. Erkek de ona hayır diyor. Şimdi dikkat edin bu zamanda bu geriye döndü. Çevrildi bu. Ben şimdi bunu tefsir ederken, bunu tevil ederken diyorum ki Bu bir erkek, bir kadın da olabilir, bir erkek de olabilir. Yani bir kadın da bir erkeğe, bir kadın bir erkeğe söylediği gibi, Erkek de bir kadına söyleyebilir bunu. Her iki tarafta birbirine söyleyebilir. Her iki tarafta birbirine söylediğinde, O da normalde ben Allah'tan korkarım deyip de, Harama yanaşmıyorsa, yaklaşmıyorsa, O da ne olacak? Arşalan'ın gölgesinde gölgelenecek.
Bu geceki konumuzla alakalı. Sağ elinin verdiğini, Sol elinin bilemeyeceği, Kadar gizli sadaka veren kimse. Demek ki sağ elinin verdiğini ne yapacak? Sol eli bilmeyecek. Bunu normalde anlamayacak. Yani sadaka verirken, zekat verirken, Ortalığı dümbür düdük etmeyecek. Bayındır tabiriyle. Bizim orada öyle derler. Ortalığı dümbür düdük ettin. Yani bir şey yaptın, herkese söyledin. Herkese gösterdin. Veyahut da yaparlar ya bazen işte, Herkesin içerisinde bir hediye verecek ona. Canım kardeşim, Hediye vermenin adabı o değil. Herkesin içerisinde hediye vereceğim diye uğraşma ona. Veyahut da herkesin içerisinde ona zekat verecek.
Çok önemli ya o. Ona sadaka verecek. Çok önemli. Gösterecek illa ki, Bakın ben ne kadar cömertim. Ben filancaya sadaka veriyorum. Verme. Verme. Verme canım kardeşim. Verme öyle vereceksen. Neden? Onun bir sevabı yok. Verme. Karşıdaki kimseyi rencide ediyorsun. Yapma. Yani o sadaka alan, zekat alan, o yardım alan kimseyi rencide ediyorsun. Buna hakkın yok. Verme ya. Verme. Buna hakkın yok. O kimseyi utandırmaya hakkın yok. Hiç kimsenin görmediği yerde yapacaksın onu yapacaksan. Hiç kimsenin bilmediği yerde yapacaksan yapacaksan onu. Birine hediye mi vereceksiniz? Alın hediyenizi. Evine mi gidiyorsunuz? Evine gidin. İşte iş yerine mi gidiyorsunuz? İş yerine gidin.
Hediyenizi orada verin. Veya işte bayanlar birbirleriyle hediyeleşecek. Dergahta mı hediyeleşiyorsun kardeşim? Herkesin içerisinde ona ne hediye veriyorsun? Herkesin içerisinde ona ne sadaka vermeye kalkıyorsun? Yapma. Kimseyi utandırma. Hele dergahta. Yapmayın canım kardeşlerim. İnsanlar orayı zikretmeye gelmişler. Ya böyle hiç kimsenin anlamayacağı şekilde onun çantasına koy, cebine koy, eline ver veya bir şekilde ver ya yapabiliyorsan. Ya da yapma canım kardeşim ya. Allah rızası için böyle yapmayın. Allah rızası için. Birine bir şey verirken onu rencide etmeyin. Birine bir şey verirken kendi kendinizi illaki tanıtacağım diye uğraşmayın. Sağ elinizin verdiğini sol eliniz bilmesin. Sonuncusu, tenhada Allah'ı anıp gözyaşı döken kişi. Tenhalarda ne yapacak?
Allah'ı zikredecek, gözyaşı dökecek. Tenhada Allah'a dua edecek, Allah'a istiğfar edecek, gözyaşı dökecek. Herkes uyumuş, o kalkacak, Allah için iki rekat namaz kılacak ve gözyaşı dökecek. O herkes uyumuş, alacak, tesbih eline dersini çekecek. Tenhada tek başına kalmış, Allah'ı zikredip gözyaşı dökecek. O gözyaşı, cehennem ateşini söndüren gözyaşı. Allah hepinize nasip eylesin. O gözyaşı kimden çıkar biliyor musunuz? Kalbi yumuşak olanlardan çıkar. Kalbi sertleşmiş olanların gözünde yaş olmaz. Olsa da gösteriş olur o. Kalbi sert olan, kalbi mühürlü olanın gözünde yaş olmaz. Kalbinizin yumuşak olup olmadığını gözünüzün yaşından bilin. Kalbinizin yumuşak olup olmadığını gözünüzün yaşından bilin.
Allah'ın size merhamet ettiğini, rahmet ettiğini, Allah'ın size lütfettiğini, ikram ettiğini gözünüzün yaşından bilin. Neden Allah'ı merhamet etmez, lütfetmez? Sen çünkü haramların içindesin. Sen çünkü günah kebanın içindesin. Sen çünkü kibrin içindesin. Sen çünkü şataatın, şatafatın içindesin. O yüzden senin kalbin yumuşak değil. O yüzden senin kalbin sert. Allah'a yalvar, Allah'a yakar, tasadduk et, sadaka dağıt. İnsanları sev, üstadını sev, dervişleri sev, Allah'ı sev, Resulünü sev ve Cenab-ı Hak'tan dile. De ki, Ya Rabbi benim gönlümü yumuşak gönüllerden eyle. Benim gönlümü tatlı gönüllerden, lütufkar gönüllerden eyle diye dua et. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
Bu konuyu bitirivereyim kıymetli kardeşler. Bir daha dönmeyeyim. Yani aslında var birkaç tane daha hadis ama ben inşallah bu hadis çok önemli. Bu konuda bunun bazı rivayetlerde hadisi kutsu olarak da geçer. Herhangi bir Müslüman, çıplak olan bir Müslümanı giydirirse, Allah-u Teala ona cennet yeşilliklerinden giydirir. Herhangi bir Müslüman, aç olan bir Müslümanı doyurursa, Allah ona cennet meyvelerinden yedirir. Susayan bir Müslümana su içireni de Allah cennet sularından içirir. Tirmizi Nesai İbni Mace Son hadisi kutsu, uzun, affınıza sığınarak önemli. Allah kıyamet günü şöyle buyuracak.
Ey insanoğlu ben hastalandım fakat sen beni ziyarete gelmedin. İnsan der ki ya Rabbi ben seni nasıl ziyaret edebilirim? Sen alemlerin Rabbisin. Allah buyurur bilmez misin ki falan kulum hastalandı da sen onu ziyaret etmedin. Ve yine bilmez misin ki eğer sen onu ziyarete gelseydin, and olsun beni onun yanında bulacaktın. Dikkat edin. Vahd-i vücut felsefesinin en önemli hadisi kutsilerinden birisidir bu. Yüce Allah yine soracak. Ey Ademoğlu ben senden yiyecek istedim sen vermedin. İnsan diyecek ki ya Rabbi sen alemlerin Rabbisin ben sana nasıl yemek verebilirim? Yüce Allah buyuracak ki bilmez misin ki falan kulum senden yemek istedi. Sen onu doyurmadın.
Yine bilmez misin ki eğer sen onu doyursaydın and olsun ki beni onun yanında bulacaktın. Bak beni onun yanında bulacaktın. Ey Ademoğlu ben senden su istedim sen ise bana su vermedin. İnsanoğlu der ki ya Rabbi sen alemlerin Rabbisin ben nasıl olur da sana su verebilirim? Allah buyurur ki falan kulum senden su istedi sen ona su vermedin. Bilmez misin ki eğer sen ona su vermiş olsaydın and olsun ki beni onun yanında bulacaktın. Kıymetli dostlar bunun başka rivayetler var. Musa aleyhisselamla alakalı söyler Cenab-ı Hak. Musa aleyhisselama der Cenab-ı Hak. Ey Musa ben açtım doyurmadın. Ben çıplaktım giydirmedin. Ondan sonra der ben hastaydım ziyaretime gelmedin.
Bunu böyle rivayette de bir yerde okursunuz. O yüzden söylüyorum bunu. Musa aleyhisselam der ki ey Rabbim sen bunlardan münezzehsin. Sen aç kalmazsın çıplak kalmazsın. Ben seni nasıl doyurayım? Ben seni nasıl giydireyim? Ben nasıl sen hasta olmazsın ki? Ben sana nasıl ziyaret edeyim? Deyince Cenab-ı Hak Musa'ya der ki ya Musa bir açı doyurmuş olsaydın beni doyurmuş gibi olacaktın. Bir çıplakı giydirmiş olsaydın beni giydirmiş olacaktın. Bir hastayı ziyarete gitmiş olsaydın beni onun yanında görecektin der. O yüzden kıymetli dostlar aç bir kimse var ise rahatınızda rahat uyumayın. Yatağınızda rahat uyumayın. Ve biliyorsanız rahat uyumayın. Gidin onu doyurun. Çıplak bir kimse biliyorsanız yatağınızda rahat uyumayın.
Gidin onu ne yapın? Onu normalde gidin onu giydirin. Bir hastanız var ise yatağınızda rahat uyumayın. Ona gidin yardımcı olun, ona destek olun. Hiç önemli değil. Bakın bir başkası için senin üzerinde olamayan bilir. Bu istismara çıkmış ama istismar etmeyin inşallah. Senin doyuracak parampulun yoktur ona vesile olun. Senin giydirecek parampulun yoktur ona vesile olun. Senin dağıtacak erzağın olmayabilir. Sen ona vesile olun veya erzak dağıtılan bir yere deyin ki ya al iki kilo pirinç de benim için bunu dağıtın. Örnek bu insanlar kendilerine bir yol bulabilirler inşallah Allah'ın izinden. Bu oruçla alakalı birkaç mesele kaldı. Eğer Allah nasip ederse cumartesi ona devam edebiliriz.
Ya da cumartesi başka bir konu seçersem ona devam edeceğiz inşallah. Şimdi sıra geldi sizin sorularınıza. Allah'tan bir şey gelmezse inşallah. Şimdi sorularınıza geçeceğiz. Merak etmeyin sorularınızın sonuna kadar inşallah bitirmeye gayret ediyorum burada. Allah izin verirse. Yine baştan söyleyeyim. Kardeşlerimiz rüya yazdılarsa onlar rüyalandı sizsinizler.
Yeni kardeşler rüya yazabilirler. Allah razı olsun hepinizden de. Ben biraz böyle boğazımı hem rahatlatmış olayım. Selamun Aleyküm ben dokuz yıl önce ders aldım. Elimden geldiğince dersimi çekiyorum, namazımı kılıyorum ama sizi rüyamda göremiyorum.
Dersimi alacaksınız diye korkuyorum bana dua eder misiniz? Kıymetli kardeşler biz ders almak için yola çıkmadık. Ders vermek için yola çıktık. Neden dersinizi alalım? Bakın dersi almanın nasıl sayılır, ölçüsü bellidir. Bir, çok önemli bir meselede bir kimse üstadın yap dediğini kasten yapmaz. O zaman ders alınır. Yapma dediğini yapar. O zaman ders alınır. Veyahut da böyle çok ince, hassas bir noktada duran kimseler vardır. Onlar olmaması, yapılmaması gereken bir şeyi yaparlar. Yine ders alınır. Veyahut da bir kimse bir hata yapıyor, bir kusur işliyor. O hata kusur işleyince ona bir daha yapma diyorsun, o bir daha yapıyor örneğin.
O zaman da dersi alınır. Allah bizi affetsin inşallah. Selamun Aleyküm buradan soru sorabiliyoruz değil mi? Evet. Bir, merhaba. Ben Bekri Mustafa. Bursa'da malum Ulu Cami'de AK Parti Büyükşehir Başkanı Ramazan programı yaptı. Bu konu çok konuşuldu.
Ama İslam kültüründeki uygulamaya göre cami devlet işlerinin de konuşulduğu bir mekandır. dahası peygamber uygulaması da böyledir denilerek savunmaya geçildi. Bu konuda İslam fıkıhı nerede durur bilgilendirirseniz mutlu olurum. Evet, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin döneminde devlet işleri Mescid-i Nebevi'den idare edildi. Eyvallah. Cumhurbaşkanının, eğer cumhurbaşkanının sarayı yoksa gider bir camiden devlet işlerini idare edebilir. Bu normal. Bu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine de uygun. Eğer cumhurbaşkanı böyle bir yol seçerse kendine, söyleyecek bir laf yok tabii. Ama belediye başkanı Ulu Cami'de belediye işlerini yönetecekse bu gülünç bir şey olur.
Bunun savunması doğru bir nokta değil. Nereden çıkarmışlar bunu bilmiyorum. Yani belediye başkanlık binası dururken belediyenin işleri camilerden mi yönetilecek, yönlendirilecek? Bu savunma doğru savunma olmamış. Yani bunu savunanlar körü körüne savunmuşlar. Bunu kim diyorsa belediyeden nem alanıyordur bunlar. Belediyeden nem, büyükşehir belediyesinden nem alananlar ancak böyle bir savunma yapabilirler. Bunu dini de istismar ederekten savunmuşlar. Bu doğru bir savunma değil. Bizce belediye başkanının belediye binası var. Valilerin valilik binaları makamları var. Yani o zaman valilik binalarını, belediye başkanlık binalarını kapatacaklar. Gidip Ulu Cami'ye yerleşecekler o zaman. Ulu Cami'den yönetecekler. Böyle bir mantık var mı?
Doğru değil. 2.26.04.2020 günü, lezbiyen görünürlülük günü altında Türkiye'de sosyal medyada kutlama yapıldı. Hatta bir şahıs, hoşlandığınız bir kadınla rızası varsa öpüşebilir, sevişebilirsiniz. Bu bir fantezi ya da fetiş değil. Kadınlardan hoşlanıyor olmanız doğal, anormal ya da sapık değilsiniz. Cinsel yönelimi kabullenmek zaman alan zor bir süreç. Yalnız değilsiniz. Lezbiyen görünürlük günü diye bir paylaşım yaptı. Bununla alakalı görüşleriniz nedir? Bu hem Kur'an'ın, hem İncil'in, hem Tevrat'ın, hem Zebur'un lanetlediği bir şeydir. Eşcinsellik lanetlenmiştir. Ama ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu konuda bir yasaklaması yok.
Eşcinsellik devlet kanunlarına göre suç değil. Acı bir şey bu. Suç olmadığından dolayı bu ahlaksızlık, bu iğrenç bir fiiliyatı insanlar met ediyorlar. İnsanlar övüyorlar. Hatta bunu geçen gün ben internet haberlerinde gördüm. Hatta baktım daha doğrusu özellikle. Çünkü gece yarısı haberleri dolaşırken Doğu Perinçek'in açıklamasına şahit oldum. CHP, Kadıköy Belediyesi ve Şişli Belediyesi bu çocuk lezbiyenlikle alakalı broşürler dağıtmış herhalde. Doğu Perinçek'ten ben bunu duydum. Allah Allah dedim ya. Yani böyle bir şey mi yaptılar ki Doğu Perinçek bunu dillendiriyorsa ve bir de çağrı yapıyordu. CHP bu lezbiyenliği met etmekten vazgeçsin diye. Bu sefer ben internet haberlerine girdim.
Gerçekten Şişli ve bir belediye daha. İşte az önce bahsettiydim hangi belediyedi ya o. Şişli Belediyesi ile bir belediye daha böyle çocuk lezbiyen ilişkilerine böyle eşcinsellik eğilimleriyle alakalı yayınlar yapmışlar. Gerçekten bu böyle iğrenç bir şey. Yani bir de bunlar tabii Diyanet İşleri Başkanı da bu lanetlik bir şey deyince Topyok'un Diyanet İşleri Başkanı'na karşı savaş açtılar. Yani Diyanet İşleri Başkanı'nı eleştiren bir kimseyim. Diyaneti eleştiren açıdan yaklaşan bir kimseyim. Ama doğruyu bir kimse savundu diye de biz onu eleştirecek veyahut da onun yerin dibine batıracak değiliz. Diyanet İşleri Başkanı'nın söylediği doğruydu, haktı. Bu noktada Diyanet'in bu hadisede de duruşu doğru ve hak.
O yüzden bu gerçekten bizim bu İstanbul Sözleşmesi'nden kaynaklanan cesaret edici şeyler hükümetin hızla İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmesi lazım. Bu sözleşmeyi tedavülden kaldırması lazım. Bu sözleşmede hala da neden inat ediyorlar bunu da anlamış değilim. Üç, bir yetkili VİP Cuma için birileri VİP dedi. Hayır, o Müslüman ülke olmanın gereğiydi. Cuma'nın ne olduğunu bilen bir devlet başkanımız var. Namazın ne olduğunu bilen bir devlet başkanımız var. Bu meseleyi böyle anlayalım. Herkes böyle bilmeli bu konuyu. diye Türkiye bir İslam dedi. Türkiye bir İslam ülkesi mi? İslam ülkesi diyebilir miyiz? Türkiye, vatandaşları olarak Müslüman vatandaşları olan bir ülke.
İçinde Hristiyan oranları var. İçinde Yahudi olanlar var. İçinde dinsiz olanlar var. Farklı inanışlara, farklı dinsel yönelimlere sahip bir ülkeyiz biz. O yüzden biz bu ülke, normalde İslam ülkesi, daha doğrusu İslam devleti dememiz mümkün değil. Sebep, Türkiye çünkü zannediyorum anayasanın ikinci maddesi olması lazım. İkinci maddesi, Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk milliyetçiliğine, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, layık, sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlar. Aklımda kaldığı kadarını söylüyorum. Eksiğim fazla mı olabilir? Eksiğim olabilir yani. Fazla mı olmaz da? Eksiğim olabilir. Bildiğim kadarıyla böyle.
İkinci madde ve değiştirilemez madde zaten. Bir, ikinci ve üçüncü maddeler anayasanın değiştirilemez maddeleridir. Burası beni ilgilendiriyor, ilgilendirmiyor ayrı mesele. Şimdi böyle olunca, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir İslam devleti değildir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devlet başkanı da bir İslam devlet başkanı değildir. Bunun da altını çizelim. O yüzden o kardeş burada şey de göndermiş, haber nerede geçtiğini haber yayınını da göstermiş. Yayını buradan görebilirsiniz demiş. Din İşleri Yüksek Kurul üyesi Sabri Akpolat bu açıklamayı yapmış. Ben bu açıklamanın doğru bir açıklama olduğuna katılmıyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırlarının içerisinde Müslümanlar var, Yahudiler var, Hristiyanlar var, ondan sonra puta tapanlar var, ondan sonra ateistler var.
Her türlü dini ve dinsizlik eğilimi içinde barındıran bir ülkeyiz biz. O yüzden Türkiye bir İslam devleti veya Türkiye bir İslam ülkesi, çoğunluğu Müslüman bu noktada bir sıkıntı yok. Ama devlet başkanı, Türkiye İslam devlet başkanı olarak ben göremem. Hakkınızı helal edin inşallah. Selamun Aleyküm Hocam Rabbimin bir hikmetiyle bundan beş ay önce çok güzel bir rüyanın peşine düşerek önce rüyamda gördüğüm ayetin anlamını araştırdım. Bunun üzerine Kur'an'ın Türkçesinden iyice okudum. Kur'an sürekli Allah'ı zikredin dediği için yattım, kalktım, oturdum, yürüdüm.
Allah, Allah diye zikrettim. Özür dilerim. Sonra göğsümde bir ateş oluştu. Bağrım cayır cayır yanmaya başladı. Araştırırken tasavvuf kitaplarından öğrendim. Bu ilahi aşkın ilk basamağının oluşuydu. Sonra esmaları öğrendim. Her bir esmada tefekkürüm ve hayretim arttı. Daha bir hayran oldum Rabbime. Namazı öğrendim. Namaza başladım ve Kur'an'ı okumaya devam ettim. Bir süre sonra derin bir pişmanlık ve üzüntü içinde günlerce tövbe namazları kıldım. Gözyaşlarım içinde nice sözler verdim geri dönmeyeceğime dair. Çok sonraları öğrendim ki nasıl tövbesi bu şekilde oluyormuş. Ve örtündüm. Hiç de zor gelmedi. Öyle bir hal içinde oluyorum ki yokluk içinde varlık.
Tismen varım ama ruhen hiçbir beşeri duygum yok. His yok. Sadece Allah var. İnsan halini anlatamaz ki. Hz. Mevlana'nın dediği gibi ben ol ki bilesin. Hocam Hz. Mevlana İbnül Arabı Gazali gibi birçok alimin eserlerini okudum. Okudum her eserde göğsüm daha da harlandı. Şimdi benim beş aydır kendimce Allah'ın yardımıyla bugünlere geldim. Din bilmez, namaz bilmez kafirlerden daha zelil bir haldeydim. Şimdi elhamdülillah müminim diyebiliyorum. Hocam seyr-i sülûk ediyormuşum. Nefis mertebeleri oluyormuş. Hiç anlamam. Merak da etmem. Yalnız bazen fena hali derler ya öyle oluyorum. Tefekküre daldığımda yani bazı hallerimi anlayamıyorum. Bu yüzden bilen biri gerek bana.
Bir öğretmen, bir pusula nasıl bulabilirim? Rüyasına da yattım, dualar da ettim. Acele davranıyorum biliyorum. Ancak mürşidsiz yola çıkan mürşidi şeytan olur derler ya. Hani çok korkuyorum hocam. El medet yahu. Kimi zahiri ilimle meşgul olur, ispatı halkadır. Kimi batını ilimle meşgul olur, ispatı Allah'adır. İspatı Allah'a da değildir. İspatı kendinedir. O yüzden normalde batın ilmiyle uğraşan kimsenin ispatı Allah'a değildir. İspatı kendinedir. Cenab-ı Hak inşallah bir mürşide ulaştırsın Rabbim seni. Sen bir hayli kendi kendine bir yol almışsın. İnşallah en kısa zamanda Rabbim sana mürşidini ama rüyanda ama halinde tanıştırsın kalbine. İnşallah mürşidinin halini, ahvalini tecelli ettirsin.
Duamız bu olur. Allah yardımcınız olsun inşallah. Güzel. Allah mübarek eylesin. Cenab-ı Hak daim eylesin. İstikametle eylesin inşallah. Selamün aleyküm. Geceniz hayır olsun. Aleyküm selam. Allah razı olsun. Sorum. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki kim Ramazan orucunu tutup da Şevval ayında da ona altı gün katarsa tüm yıl oruç tutmuş gibi olur. Hadis-i şerifine göre Şevval ayında altı gün oruç tutsak tüm yıl oruç tutmuş gibi sayılacağımız için kaza oruçlarımızın yerine de geçer mi? İnşallah ama biz normalde kaza oruçlarını da tutmaya gayret edelim. Çünkü kaza oruçlarına Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tutulması için tavsiye etmiş, emretmiş.
Biz kaza oruçlarından kendimizce böyle fazla akıllılık yapıp kendimize yol açmaya çalışmayalım. Şevvalde de tutalım. Kazalarımız da mümkün olduğunca tutmaya gayret edelim. Bütün yıl oruçlu geçirmiş gibi olalım. Allah en az 1'e 10 veriyor ya 30 günde 300. 6 günde 60, 360 etti. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Selamunaleyküm. Allah affetsin inşallah. Günlük virdimi çocuk doğduktan sonra bir süre çekemedim. Sonra her gün kazasını çekmeye başladım. Ama ne zaman bitecek hesabını bilmiyorum. Ne yapmam gerekir? Kalbine göre, kalb ama salih, sahih bir şekilde kalbine danış inşallah. Bittiğine hükmettiğinde inşallah bitmiştir. Selamunaleyküm, saygıdeğer hocam.
Ben de sizden ders almak istiyorum. Eskişehir'de ikame etmekteyim. Bana yardımcı olursanız çok sevinirim. Allah'a emanet olun. Selamunaleyküm. Hocam yardımcı olsanız demiş. Kusura bakmayın, rahatsız ettim. Eyvallah. Ama ben telefonumu yanıma almadım. O yüzden benim kendi telefonumu da buraya bir mesaj bana yaz. Kusura bakmayın, ben kendi telefon numaramı bilmediğimden dolayı attın mı?
Dervişin bir çayı, bir hayı varmış. İçermiş çayı, çekermiş hayı. Sen atı koy, ben de devam et. Attın mı? Evet. Eskişehir'den ders isteyen kardeş, sana cep telefon numaramı attım.
İnşallah oraya mesaj çek, kendini tanıt. İnşallah görüşelim. Fatiha'da sen bize doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapanlarınkine değil.
Duamızdaki nimet verilenler, Nisa 69'da şöyle açıklanıyor. Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği, enam etti, peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kişilerle beraberlerdir. Bunlar ne güzel arkadaştır. Bu durumda peygamberlerin yolu Kur'an ve hadise sabitken, şehitlerin yolu cihat, peki sıddıklar, salih kimseler bulmak farz mı? Evet, onları nasıl tanırız, nasıl buluruz? Normalde salih kimseler, onlar iman ederler, namazlarını dostlar kılarlar, oruçlarını tutarlar, yeryüzünde tevazu ile dolaşırlar, Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışıp yaşarlar ve yaşatma mücadelesi verirler. Kısaca. Selamun Aleyküm, Ramazanız şerifiniz mübarek olsun, Allah razı olsun size bir rüyamı anlatmak istedim.
Rüyamda Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Necm Suresi 4. Ayet-i Kerimesini okuyordu. Ne demektir bu? Allah mübarek eylesin. Necm Suresi malum, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin miracını anlatır. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni görmek berekettir, lütuftur, ikramdır, hidayettir en önemlisi. Necm Suresi'ni görmek de inşallah Allah'a vuslattır. Allah seni onlardan eylesin inşallah. Bayanlar canlı tavuk kesebilir mi? Yasaklanmış bir şey değil ama eğer orada kesebilecek erkek bir kimse varsa, sünnet olan erkeklerin kesmesi. Allah Resulü'nün selamı ve bereketi üzerinize olsun.
Benim 9 yaşında doğum sendromlu oğlum var. İsmi Aziz Ömer. 3 yaşındayken birçok kelimeler konuşuyordu. Sonra bir ameliyat oldu kulağından. Sonra yavaş yavaş kaybetti. Şu an anne dahi diyemiyor ama her şeyi anlıyor. Dediklerimi yapıyor. Sizden ricam oğlum için dua etseniz. Allah yardımcınız olsun. Rabbim en hayırlı yöne çevirsin. Cenab-ı Hak korusun muhafaza etsin inşallah. En hayırlı yöne çevirsin. Allah şifa versin. Bütün Ümmet-i Muhammed'in çoluğuna, çocuğuna. Selamun Aleyküm efendim. Sosyal Çalışma Bakanlığı'nın belgesinde koronavirüs sebebiyle her aileden bir kişiye yardım yapılıyor. Bu yardıma başvurmamız helal midir? Evet. Yani sonuçta devlet yardım ediyor.
Bu konuda yardıma ihtiyacı olanların hepsinde müracaat etmelerinde bir beis yok. Bunu yapmamızda bir sakınca var mıdır? Yok. Biz de başvurabilir miyiz? Tabii. Diş ağrısı çoksa adetliyken diş dolgusu yapılır mı? Evet. Selamun Aleyküm. Bu mübarek günlerde evlerimizin kapısına sadaka isteyen kimseler geliyor.
Bu kimselere yardımda bulunmak uygunluğu. Bunlar dilenciliği şey haline getirmişler. Meslek haline getirmiş kimseler. Bunda iki rivayet var. Bir rivayet var isteyene verin diye. Bir rivayet de var. Yani normalde bunlar İslam ülkesinde dilenmek caiz değildir. Ama az da olsa kapıdan çevirmeyin bu muharek günlerde. Az bir şey de olsa verin. Ben verilme taraftarı değilim. Böyle dilenmeyi çünkü bunlar meslek haline getirmişler. Ama insan işte hadis-i şerifte var ya hani az da olsa yarım hurma da olsa verin gibisinden. O yüzden o hadis-i şerifi binaen az da olsa verilebilir. Eşim belli miktar bana para veriyor. Ev ihtiyaçları ve kendi ihtiyaçlarım için.
Bu paradan tasattuk edilse ve bundan eşimin haberi olmasa uygun olur mu? Haberi olsa daha iyi olur mu? Veya erkekler genelde bu konuda eşlerine eve bıraktıkları paradan özgür bırakırlarsa daha hoş olur. Hem onların paralarından tasattuk edilecek nasıl olsa bir sıkıntı olmaz. Rabbim için, efendim Rabbiniz içinize, dışınıza, çevrenize sağlık, sıhhat versin inşallah. Amin. Benim sorularım şöyle, emekliyim, engelliyim, borçlarım var. Mesleğimle ilgili ilgisiz, iş aramam, işsiz olan kişilerin hakkına girmiş olur muyum? Yok. Bir kimse çalışmaya ihtiyacı varsa iş arar. Neden bir başkasının hakkına girmiş olsun? Emekliler de çalışabilirler. Bu noktada bir sıkıntı yok. İhtiyacınız varsa çalışın, iş arayın.
Diğer sorum, kredi parası ile ev veya çevre halkına yedirilip içirilir mi? Normalde böyle ev filan alacaksanız, işte ihtiyacınız varsa olabilir. Ama böyle ev halkına yedirip içirmekten uzak durun kendinizce. Mecbur kalmadıysanız. İsmim Halil efendim demiş. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak iyilik versin inşallah. Esselamün aleyküm. Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun. Aleyküm selam. Allah razı olsun inşallah. Selamün aleyküm. Hayırlı akşamlar hocam ve aleyküm selam. Size iki sorum olacaktı. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Birincisi, üç yıl önce kendi kayınıma iki bilezimi borç olarak vermiştim. Ama verdiğim sırada mehrim olduğunu ve yine bilezik olarak geri istiyorum demiştim.
Fakat bir yıl sonra bilezik olarak değil de para olarak altın hesabına eşimin adına bankaya yatırmış. Ve bundan razı olmadığımı eşime belirttiğim halde bankada kalmasını zaten orada arttığını söylüyor. Ben bu konuda ne yapmam gerekir? Sana borcunu ödememiş o kimse. Yani eğer bir kimseye sen iki tane bilezik verdin, bu kaynın olabilir, başkası olabilir, iki tane bilezik olarak istedin, iki tane bilezik olarak gelmedi.
O yüzden sana borcu ödenmedi. O senin kocana banka hesabına bir para yatırmış, para yatırmış. Seni ilgilendiren bir şey değil. İkinci soru ise bir eşin hanımının mehrini aldıktan sonra söz vereceğim deyip de vermezse gidip kendi hesabına yatırsa bunun vebali ne olur? Bir kimse mehri vermemek üzere mehir söylerse zina etmiş gibi olur. Hadis-i Şerif'te Allah muhafaza eylesin. Selamünaleyküm, oğlum 20 aylık geceleri bir iki defa uyanması gerekirken sabaha kadar en az 10 defa uyanıyor. Bazen tamamen kalkıyor, evimizde teyve yok, sürekli Kur'an ve zikir sesleri duyuyor ama ağlayaraktan uyanıyor. Çok yıprandım, bitki çayları denedim. Hiçbiri işe yaramıyor, tavsiyeniz var mıdır?
Allah razı olsun. Normalde bazı çocuklarda böyle bir huzursuzluk oluyor, böyle şeyler görüyorlar. Bir doktora gösterseniz iyi olur inşallah. Bir sorum daha olacak. Ben din görevlisiyim, eşcinsellik üzerine araştırma yapıyorum. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum. Sapkınlıktan ibaret olan bu akımın yanı sıra Allah'ın gerçekten çift cinsiyetli yarattığı kulların yaratılış hikmeti nedir? Biz şu anda kopam sapkınlık kuruyasına karşı nasıl bir duruş sergilemeliyiz? Normalde bir kısım insanlarda DNA'larında, genetiğinde sıkıntı oluyor. O DNA'ların da genetiklerinde sıkıntı olduğu için bazı kimselerde çift cinsiyet uzu olabiliyor. Bu çift cinsiyet uzu olanlar böyle bir genetik rahatsızlıktan kaynaklanan bir şey, genetiksel bir şey bu.
Bu yani böyle işte bak Allah da eşcinsel yaratıyor falan değil bu. Bu genetiksel bir şey. Bununla alakalı eski dönemlerde de böyle genetik bozuklukları olmuş. Genetik bozuklukları olduğu için imamlar bu konuda fetva vermişler. Mesela Hanefilerin bu konuda İmam-ı Azam'ın fetvası var. Bunu normalde çok kişi bilmez. Örneğin bunun nasıl hani o kimsenin kadın hükmünde mi, erkek hükmünde mi nasıl olacağıyla alakalı tespit ederken İmam-ı Azam'ın muhteşem bir iştahı var.
İmam-ı Azam der ki o kimse küçük abdestini hangi uzuvdan yapıyorsa oradan sayılır der. Yani o çift cinsiyet uzuvda olsa o kimsede eğer küçük abdestini erkeklik uzuvundan yapıyorsa erkek sınıfındandır. Eğer bayan uzuvundan yapıyorsa bayan sınıfındandır. Bunların ameliyatla düzeltilmesi mümkün ise ameliyat edilip düzeltilebilir. Şu anda cerrahi müdahale bunlar için mümkün. Ama eşcinsel eğilimi direkt bir sapkınlık, direkt bu noktada hatta Amerikalı bazı araştırmacılara göre bu bir hastalık, tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak görmüşler. Bu konuda çok böyle şeyler okudum, yayınlar okudum. Çünkü böyle konuşmak istemiyorum. Bizim sayfada Mustafa Özbağ.com'da herhalde o eşcinsellikle alakalı bir yazı vardı.
Yenisinde yok mu şimdi? Ekle onu da normalde yenisine. Eşcinsellikle alakalı böyle küçük bir yazı vardı, risale vardı. Onu inşallah arkadaşlar ekleyecekler. Oradan onu faydalanabilirsiniz. O yüzden İslam'ın bu noktada bütün bugüne kadar gelmiş olan sahih kitapların hepsinde de eşcinsellik lanetlenmiş. Yani Lut Aleyhisselam kavminin durumu meydanda hem yeni ahitte hem eski ahitte geçer. Yani hem İncil'de hem Tevrat'ta geçer. O yüzden bizim bu noktadaki duruşumuz şu. Bu bir psikolojik bir rahatsızlık. Bu bir sapkınlık. Bakın bazılarında rahatsızlık. Bazılarında sapkınlık bu. Bazılarında sapkınlık. Bununla mücadele edilmesi gerekiyor. Selamun Aleyküm Üstadım.
Hazreti Ayşe Validemizin tesettürü nasıldı? Okuduğum bir hadise göre Efendimiz Ayşe Validemize levvahi geldikten sonra yolda yürürken sahabiler kim olduğu hususunda yanlış anlaşılmasın diye Ayşe Validemiz olduğu vurgusunu yapmış. Bu durumda tesettürü nasıl anlamalıyız? Bu yalnız bildiğim kadarıyla böyle akşam karanlığında olan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yanında Hazreti Ayşe annemiz de varken böyle dışarı çıkınca hani sahabeler böyle gece karanlığında Hazreti Peygamber'in yanında bir kadın o zaman diyor bu Ebu Bekir'in kızı diyor.
Hatta sahabeler üzülüyorlar hani böyle bir şeye sebep oldukları için. Aynı buna benzer bir de Hazreti Ömer Efendimiz radiyallahu anh hazretlerinin kızı Hafsa ile alakalı var. Onunla da alakalı da gece böyle dışarı çıktığında bu Ömer'in kızıdır diye böyle bir hadis-i şerif var. O yüzden bayanların tesettürü Hanefi'ye göre tarif ediyorum. Yüzleri, elleri, ayakları açık olmak şartıyla içleri görünmeyecek. Vücudun bütün şekliyle örtünmeleri emredilir. İçi görünmeyecek, ince olmayacak yani. Vücut hatları belli olmayacak. El, yüz ve ayaklar açık kalarak örtünebilirler. Selamun Aleyküm.
Bir uyuz hastalığı için bir tavsiyeniz var mı? Bir tavsiyem yok bilmiyorum. Bununla alakalı mevcut doktorlara gitmenizi, görünmenizi tavsiye ederim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem başın bir kısmını tıraş edip bir kısmını perçem olarak bırakılmasını yasakladı. Nasıl yorumlamalıyız? Yani normalde işte yanlarını kazıyorlar böyle komple kafasından bırakıyor ya bir kısmını. Bununla alakalı veyahut da işte böyle orta yerden sipsivri saç bırakanlar var. Kazıyorlar bir tarafını, bir tarafını böyle bırakıyorlar. Bunlarla alakalı böyle saç bırakılmasını yasaklamış. Geceniz mübarek olsun. Müslüman, mümin, sufi aralarındaki fark ne boyutta? Müslümanca yaşam, mümince yaşam, sufice yaşam nasıl olur, nasıl olmalı, saygı ve övürmetler.
Aslında müminle sufinin arasında bir fark yok ama sufi diyoruz ya bir üstada bağlı yani bir şeyhe bağlı o. Mümin yani o sufi kadar derinleşmemiş olsa da dinini tam olarak yaşamaya çalışan kimse. Müslüman bütün hepsini de içine alır aslında. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen kimse Müslümandır. Namaz kılsa da kılmasa da, oruç tutsa da tutmasa da Müslümandır. Bu genel bir ibadidir, ifadedir. Bakın biz ehli sünnet olarak tekfir etmeyiz ibadetten eksiklik, noksanlık yapanlara. Bu çok muhteşem bir anlayıştır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, la ilahe illallah ehlini tekfir etmeyiniz der. O yüzden la ilahe illallah diyeni biz tekfir etmeyiz. Yani onu İslam dışı görmeyiz, onu kafir görmeyiz, onu küfür ehli görmeyiz.
Velev ki farzlardan hiçbirisini yapmamış olsun. Velev ki bütün haramları haram olarak işlemiş olsun. Ama bu haram değil derse o zaman küfür ehlidir. O yüzden Müslüman dediğimizde hemen hemen onun dairesi çok geniştir. Mümin, o Müslümanlığı yaşamaya çalışan, yaşamaya gayret eden kimsedir. Sufi de onu takva noktasında yaşamaya çalışan, bir üstadı olan kimselerdir. Çok ayrıştırmak hoş değil ama mesele anlaşılsın diye böyle anlatmaya çalışıyoruz. Hakkınızı helal edin. Selamünaleyküm. Çevrem benim yanımda gıybet yapınca direkt gidip olayı eşime anlatıyordum. Eşim de gerekeni yapınca tabii hepsinin bundan haberi oluyordu. Şimdi ise gidip yine eşime anlatacağım diye kimse yanımda gıybet edemiyor.
Kimseden bahsedemiyorlar. Ben bu durumdan çok müminim, bu konuda yanlış mı yapıyorum? Yani eşinize söylemeseniz daha iyi olurdu. Çünkü gıybeti taşımış oldunuz. Ama yapmışsınız normalde, bu noktada da gıybet durduysa da Allah selam etti karşısına inşallah. Selamünaleyküm. Ağabey ben 1997 senesinde dergaha geliyordum. Sonraki yıllarda ders aldım. Sonra nefsimi uydum, dersimi bıraktım. Çok tövbe ettim, etmeye de devam ediyorum. Sizin sohbetinizde günah işleyip de tövbe eden bizim kardeşimizdir sözünüzden ümitlenerekten. Ramazanın ilk günden itibaren dersi çekiyorum. Rüyamda dersimin alınıp alınmadığını görmedim ya da hatırlamıyorum ağabey.
Dersi çektiğim üçüncü günü sabahı evinizden misafirler çıkıyor. Ben de kapıda uzun boylu biri. Ben onunla konuşuyorum. Ne konuştuğumu hatırlamıyorum. Ve siz daire kapısını açıp gülerek, Haydi bakalım sen de gir içeri diyorsunuz. Benim yüreğim yerinden çıkacak gibi oluyor. Hemen ablamın yanına gidiyorum. Mutfakta yemek ve temizlik yapıyor. Bana hadi bakalım. Bahriye tembellik yapmak yok diyor gülümseyerek. Ben de ya abla hiç tembellik yaptım mı dedim. Bunu temizlik üzerine dedim. Sonra balkonda tam kırmızı olmayan büyük leğende içi köpüklü deterjanlı su ile bardakları yıkamaya başlıyorum. Yıkadıklarımı koymak için tepsi gibi bir şeyler bakınırken uyandım.
Derslerimi çekebilir miyim ağabey? Beni kardeşliğe kabul eder misiniz? Allah mübarek eylesin. Cenab-ı Hakk'ın derslerine devam et inşallah. Allah yar ve yardımcın olsun inşallah. İrtibata gir. İrtibatsız kalma. Seni tanıdım. Allah müminin olsun. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamun aleyküm. Üvey kız ve erkek kardeşlerin aynı evde durmalarında bir sakınca var mıdır? Bir de bunlara nikah düşer mi? Nasıl üveylikler var? Onlara çıklamamışsın. Mesela bir kadının başkasından olma kızı vardır. Başka bir erkekten. Başka bir ondan boşanır.
Başka bir erkekle evlenir. O erkeğin de başka kadından olma oğlu vardır. Onların ikisinin birbirine nikahı düşer. O yüzden bu üveylik nasıl onu bilmemiz lazım. Merhaba hayırlı Ramazanlar. Ben birkaç gün önce öğle ile ikindi arasında rüya gördüm. Rüyamda dergahtayım. Bir hikmeti var mıdır bilmiyorum. Yorumlayabilir misiniz? Dergahlar Allah'ı zikredilen yerler. Allah'ı zikredilen yerlerde bulunmak sizi zikre davet ediyorlar. Ben içeri giriyorum. Ve girdiğimde sema yapılan alan birden bahçeye dönüşüyor. Ve etrafını büyük küçük taşlarla çevrili alan. Ben etraftan dolaşıyorum.
Biraz ilerledikten sonra bastığım yer çöküyor. Hızlı hızlı üstadım bulunduğu kısmın arkasına kadar geliyorum. Arkamı dönüp baktığımda ayak izlerim, toprağa iz bırakmış oluyor. Kendime kızıyorum. Güzelim yeri bozdum. İnsanlar düzeltmiş buraya diyorum. Sonra oradan bir dal bulup düzeltmeye çalışıyorum. Son bastığım yerlerde çok derin çukurlar oluşmuş. Dalla etrafındaki toprağı içine atınca doluyor. Bu şekilde bastığım yerleri düzeltiyorum. Sonra arkamı döndüğümde tekkenin yan kapısında oluyorum. Ve kapıda görevli var. O da benim teyzemin kızıymış. Sen ne yapıyorsun burada diyorum. Tekkede çalıştığını söylüyor. Ve bir kız kardeşi var. O da orada çalışıyormuş. Çok seviniyorum.
Benim burada Semazen Hocam aslı var. Tanıyor musun burada mı diye soruyorum. İçeri girerken odada üstad birkaç kişiye sohbet ediyormuş. Seninle arka odada karşılaşıyoruz. Ben kapanmışım bir iki gün olmuş. Beni tanımıyorsun. Önce başımı açınca tanıyorsun. Sonra içeri insanlar girmeye başlıyor. Erkek, kadın, çocuk namaz kılacaklarmış. Diyorum kalabalık oldu. Bu şekilde namaz kılmak yasak değil mi? Salgın var diyorum. Uyandım. Uzun oldu. Hakkını helal et. Helal olsun inşallah. Maşallah. Allah mübarek eylesin. Cenab-ı Hakk'ın derslerine devam ettirsin. Derslerine devam et. Dergaha devam et. Tekkeye devam et. Her ne varsa hepsine devam et inşallah. Selamünaleyküm.
Ramazan'da sabah namazını ezan okunduğu gibi namazı kılabilir miyiz? Evet. İftar açarken ezan Allahu Ekber der demez mi açmak lazım? Yoksa biraz beklemek mi gerek? Der demez hemen iftar edeceksiniz. Bakın sabahleyin ezan okunduğu Allahu Ekber dedi. Daha A harfini söyledi. Yemeği içmeyi keseceksiniz. Ezan akşam namazında Allahu Ekber dedi. A dedi. Hemen iftar edeceksiniz. Üstadım ben bu yola gireli bir yıl olmadı. Bu yolda hızla yol almak için olmazsa olmaz şeyler nelerdir? Kısaca bahseder misiniz? Farzları yerine getir. Haramlardan uzak dur. Allah yolu Allah'ı sev. Resulünü sev. Yolda koştur. Selamünaleyküm. Peygamber Efendimiz iftarı nasıl yapar idi? Bizler az yemeğe niyet ettik.
Lakin alışkanlıklardan dolayı yemek artıkları çöpe gidiyor. Efendim sorum israf edenler için iftarda hem farzı hem de atık yemeklerde haram mı işliyoruz? Tavsiyeleriniz nelerdir? Müslüman az yer, az konuşur, az uyur. O yüzden bayanlar evlerinizde fazlaca yemek yapmayınız. Fazlaca böyle iftarlık, fazlaca sahurluk yapmayınız. Attığınız, kokuttuğunuz, bozduğunuz her şeyden sorumlusunuz. Allah muhafaza eylesin. Selamünaleyküm. Mazereti olmadan oruç tutmayan kimselere yiyecek hazırlamak uygun mudur? Normalde evde ise mazereti olmadan da oruç tutmayabilir. Ona da yiyecek hazırlanmayacak diye bir kaide yok. Ama ve lakin o oruç tutmayan kimse hiç olmazsa oruç tutanlara saygılı olup böyle biraz daha makul yaşaması lazım, edeb etmesi lazım.
Selamünaleyküm. Ramazanız mübarek olsun. Amin. Ben yakın zamanda size intisap ettim. Öncelerden vakfınızın sohbetlerini ve etkinliklerini zaman zaman severek takip ediyordum. İntisap ettikten sonra size karşı olumsuz düşüncelere girdim ve anladım ki büyük hata yaptım. Siz her şeye rağmen yardıma ve nasihetlerinize devam ettiniz. Sohbetlerinizdeki hikmeti anlayamadım. Üstadım bilerek veya bilmeyerek yaptığım tüm hatalarım için hakkınızı helal ettiniz. Helal olsun. Bizim bütün kardeşlerimize haklarımızı helal ettik biz. Bizden helallık isteseler de istemeseler de bütün kardeşlerimize hakkımız helal olsun. Selamünaleyküm.
Hayırlı geceler. Amin. Merak ettim ve içimi kemiren sorum şu. Başta Amerika ve diğer Avrupa ülkeleri, Güneydoğu ve Kuzey Suriye'de, PKK, YPK, PYD, YPJ, SDP... Harf kalmadı şeyde. Ne o? Alpabede. Şu Güneydoğu'da kurulan bu terör örgütleri ne kadar harf varsa hepsini kullandılar ve eskittiler. Harf bırakmayan bu teröristlere her türlü yardımı, mühimmatı, silahı, roketi, bombayı göz göre göre burnumuzun ucuna soka soka gönderirken, şimdi bizim onlara sağlık malzemesi, maske vs. yardımı yapmamızı hazmedemiyorum.
Biz gönlü yüce bir milletiz ya. Bize kötülük yapana biz iyilikle karşılık veririz. Bu gönlü yüceliktir. O yüzden biz düşmanımız dahi dardaysa biz ona ekmeğimizi veririz. Çanakkale'ye örnek alsanıza. Çanakkale'de savaş biterdi. Savaş bittikten sonra Anzaklar'a Türk askerleri kure ekmeklerini paylaşırlardı onlarla. Biz öyle gönlü yüce bir milletiz. Bize kurşun sıkana biz gül atarız. Bunları uçan kuşlar bile bilirken neden devletimiz masraf yapıp bu yardımları, kuyumuzu kazan fitne nifak tohumları iken ve yüzlerce şehidimize mal olan devletlere yapıyor. Bence de iyi yapıyor. Yani o Ali Cenab-ı'nı gösteriyor. Siz ne kadar bize arkadan hançerleyip çok affedersiniz, bize nemrutluk yaptınız, firavunluk yaptınız dese de biz size delikanlılık yaptık diyor.
Bu konu hakkında kıymetli fikirlerinizi merakla bekliyoruz Allah razı olsun. Dik kaldırımlar, selamlar, saygılar ve aleyküm selam. Hep bütün kardeşlere selam olsun inşallah. Selamun aleyküm. Fitremi iki yetim annesi Dul ablama vermek istiyorum. Ama yaşadığımız şehirler farklı. Yine de ona verebilir miyim? Verebilirsin. Yoksa bulunduğum şehir içinde olan birine mi vermeliyim? Kardeşine verebilirsin. Bunda bir sıkıntı yok. Her ne kadar hanefiler sekatın ve fitrenin bir şehirden bir şehire taşınmasını uygun görmemişler. Ama versen bir sıkıntı olmalı. Bir problem değil. Selamun aleyküm. Ben daha önceleri sohbetlerinizde bulundum. Çok feyiz aldım.
Allah razı olsun. Sonrasında üç yüz bebek sahibi olunca gelemedim. Allah mübarek eylesin inşallah ya. Maşallah. O dönemler sizi rüyamda görmüştüm. Ben sizin karşınızda oturuyordum. Ve benim iki kaşımın ortasına kaş hipnozu yapıyordunuz. Ben acıyacak diye korkarken siz hiç acı vermiyordunuz. Bu rüyanın yorumunu öğrenmek istiyorum uygun olursa. Allah mübarek eylesin. Derslerine devam et. O aslında o kaş hipnozu değil. Farklı bir şey o. O yüzden sen derslerine devam et inşallah. Allah mühinin olsun. Hayırlı akşamlar. Bir süredir sanki rüya görüyormuş gibiyim. Gerçeklik duygusu kaybetmeye başladım. İçimde engel olamadığım büyük bir sıkıntı var. Sürekli dua ediyorum.
Bunu anlatmak için hangi duaları okumalıyım. Bunlar dua ile geçecek olan şeyler değil. Bırak tecelliyata ne yaşanacaksa yaşansın inşallah. Selamun aleyküm. Bir hadiste Allah-u Teala kıskanır. Onun kıskanması kişinin Allah'ın haram kıldığı şeyleri yapmasından dolayıdır diyor. Buhari. O normalde onun kıskanması kişinin Allah'ın haram kıldığı şeyleri yapmasından dolayıdır şeyi. Tevhili onun o. Burada ne demek istiyor? Onun kıskanması kişinin Allah'ın haram kıldığı şeyleri yapmasından kasıt nedir? İşte tevhili etmişler bunu. Normalde aslında öyle değil ama o da var işin içerisinde. Allah kıskançtır sözü yani Allah kıskançtır kulunu korur, kuluna muhabbet besler, kulunu muhafaza eder. Oradaki kıskanmaktan kasıt kulunu koruması, muhafaza etmesi.
Yani kul harama gidecek olsa dahi onun haramını Cenab-ı Hak muhafaza eder, korur onu, harama göndermez. İşte o haram işleyecek harama karşı onun içindeki isteği kırar. Harama karşı onun içindeki arzusunu kırar. Bu onunla alakalı hadis-i şerif. Allah'u alem. Selamun aleyküm. Kalpleri zikirle huzur bulmayan kimseler var mıdır? Evet. Kalpleri zikirle huzur bulmaz. Onlar da normal zikir direkt dillerindedir. O bir müddet Allah'ı zikretmek ister ama Allah'ın lanet ettiği, Allah'ın istemediği şeyler de onların üzerinde bulunur. Her ikisi de bir arada olmaz. Her ikisi de bir arada olmadığından dolayı o kimsenin kalbi zikirle unutmayın olmaz. O yüzden mesela şeylerde, virtlerde, derslerde tövbe vardır.
Tövbeden sonra salatu selam vardır. Salatu selamdan sonra zikrullah başlar. Bu sıralama çok önemli. Neden? O kimse tövbe ediyor. Neye? Bütün günahlarına. Çünkü o kiriyle, pasıyla temiz olan, pak olan, Allah'ın ismi anılmaz. Kiriyle, pasıyla temiz olan, pak olan Hz. Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam getiremez. Tövbe eder, ruce eder, geri döner. Ya Rabbi ben bütün günahı keballelerden geri döndüm der. Salatu selam okur. Salatu selam vesiledir. Allah da ona salatu selam getirir diyor ya. Allah da ona salatu selam getirir. Yani peygamberine. O zaman orada Allah ve meleklerle beraber o da salatu selam getirdi. Onlardan oldu. Onların yanında oldu.
Onların hizminden oldu. Sonra Allah'ı zikreder. Sonra Allah'ı zikredince zikrullah onda oturur, yerleşir. Ama bir kimse inanmıyorsa zikrullah onda yerleşmez. İstidadı yoksa zikrullah onda yerleşmez. Allah istidadı geniş olan, istidadı derin olan, zikrullahla bağı tam olan kullarından eylesin. Çünkü Allah'ı az zikretmek münafıklık alametidir. Hiç zikretmemeyi kafirlik alametidir. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm. Bir işçi çalıştığı iş yeri dışında ek iş yapabilir mi? Yapabilir. İş yerinde patron ve eleman arasında mesafe nasıl olmalıdır? Bu işine bağlı, patronuna bağlı, işçisine bağlı. Onda şu şöyle olur, bu böyle olur. Deme normunu koymamız mümkün değil.
Yani o iş yerlerindeki duruma, konuma göre değişir. Normalde bazı iş yerlerinde patronlar vardır. Mesela işte dengesi yoktur o kimsenin. Bir arkadaş gibi olur, bir patron olur. O dengesiz bir patron. Ya arkadaş gibi götürecek, ya patron ise patron gibi götürecek. Veyahut da bazı elemanlar dengesizdir. Bir böyle orada çalışan eleman, yarın gidecekmiş gibi çalışır. Bazı eleman vardır, oranın kalıcı elemanı gibi dört elle sarılır işine. Öyle sarılır. O yüzden normalde benim tavsiyem şu olur. Patron, patrondur. Patronla böyle çok özel ilişki içerisine girmenin bir anlamı yok. Sebep, döner bir gün patronluk yapar, incinirsiniz, kırılırsınız. Beklemediğiniz bir hareket olur. O yüzden patronu patron gibi görmekte fayda var.
Konuşurken ölçülü konuşmak, davranışlarınızla ölçüde davranmakta fayda var. Sebep, döner patronluğu aklına gelir adamın. Allah affetsin biz patronluk yapamadık tam olarak ama yani öyledir genelde. Bir bakmışsın, o senin işte elini omuzuna koyar, yok koluna girer, yok seninle yemek yer, inanma. Bütün patronlar için söylüyorum. Çünkü o bir gün gelir patronunun önüne gelir. Gelir. Ve size bir gün gelir patronluk yapar. O zaman da siz böyle hani ya dün sarmaş dolaştık bugün patronluk yapıyor, mesafe koyuyor aramıza der, incinir kırılırsınız. Siz incinir kırılırsınız. Ya normalde bunu iyi analiz eden bir kimse incinir kırılmaz der ki ya işte şimdi patronluk yapıyor, ondan kaynaklanıyor.
Şu anda patronluk elbisesini giydi dersin, patronluk elbisesini bırakırsın. Aynı şey ama çalışan elemanlar için de geçerli. Bir bakarsın eleman olur o. Yani eleman olmak ne demektir? Sabah işe kaçta başlayacak? Sekiz buçukta. Kaçta bitiyor işi? Beş buçukta. Saate bakar. Beş buçuk doldurdu gitti. Elemandır o. Ben öyle tanımlarım. Ama öbür ki eleman değildir. O böyle çalışıyordur. O beş buçuk olmuş. Hiç önemli değil. Şu işi de bitireyim gideyim. Şu işi de bitireyim çıkayım. Kendi işi gibi sarılır. Ben bütün çalışanlara tavsiyem şu. Bu benim kendi hayatımdan örnekleme. Her ne iş yapıyorsanız dört elle sarılın. Kendi işiniz gibi yapan. Gelecek size aittir.
Kendi işi gibi yapanlar. Bir işi kendi işi gibi sarılan, dört elle sarılan bir kimse bir gün muhakkak kendi işini kurar. Veyahut da o çok sevilen ve istenilen eleman olur. Ben hep öyle derim ya. Sen öyle bir çalışan eleman ol. Sensiz orası dönmesin. Öyle ol. Yani normalde sen olmayınca batsın orası ya. Tabiri caizse. Öyle eleman ol. Yani ama öyle eleman ol. Senin varlığın da yokluğun da orasında bir anlamı yok. Sen olmayınca da orada işler yürüyorsa sen elemansın orada. Sen istenen aranılan bir eleman değilsin. Bakın sen olmadığında da orada işler yürüyorsa sen aranılan bir eleman değilsin. Senin oraya bir katkın olması lazım. Yani Allah affetsin biraz şatahatvari olacak ama sen öyle bir şey yap.
Senin arkandan gelenler ona yetişemezsin. Sen öyle bir şey yap. İşte ne yapıyorsun? Diyelim ki mal satıyorsun. Sen öyle bir mal sat. Senin gibi satan olmasın. Sen öyle bir kar ettir. Senin gibi kar ettiren olmasın. Sen öyle bir koştur veya koşturttur. Senin gibi koşan ve koşturtan olmasın. Ve sen bir şeyden elini çektiğinde oradakiler desinler ki ya tüh ya bak o elini çekti bu hale geldik desinler. Ben bu yöndeyim ben. O yüzden bir işçi çalıştığı iş yerin dört elde sarılmalı. Dosdoğru iş yapmalı. İki, mesai saati belli. Kaç da bitti? Altı da bitti. Altı buçuk da bitti. İşinin konumuna durumuna göre işinizi bilmiyorum. O yüzden desem yalan olur. Bilmiyorum desem yalan olur. O tahminim kuvvetli ya.
Mesai saatiplerinizin haricinde ayrıca iş yapabilir misiniz? El cevap evet. Selamun aleyküm. Bazı pay, daha pay varken de pay gelmiş mesela. Musa pay geldiğinde şu ay pay da paymiş. Bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz? Böyle olmasının özel bir sebebi var mı? Her adı peygamber olarak kastettiniz. Yarım yarım yazılmış çocuk mu yazmış bunu bilmiyorum ama. Pey'den peygamber anladım. Olabilir aynı zamanda iki tane, üç tane peygamberin olduğu zamanlar var. Mesela Lüt kavmine melekler giderken İbrahim Aleyhisselam'a uğruyorlar ya.
İbrahim Aleyhisselam'a diyorlar Lüt'a gidiyoruz diye. Yani durumlarına bakaraktan İbrahim Aleyhisselam Lüt kavmine helaka gittiklerini anlıyor. O yüzden aynı zamanda birkaç tane peygamberin yaşadığı zamanlar var. Pey'den peygamber olarak anladım. Öyle söyleyeyim. Herhalde çocuk yazdı onu. Çocuk yazısı çünkü. Selamünaleyküm, hayırlı Ramazanlar, hayırlı sohbetler, amin. Oruç fitresini oğlumuzun eşine verebilir miyiz? Yani normalde geline zekat ve fitre verilebilir. Bunda bir beis yok. Hanefiler bu noktada ittifak etmişler. Yani böyle şöyle söyleyeyim. Böyle para dışarı gitmesin. Parayı böyle işte kaçırmayalım bir yere deyip de. Böyle olması çok hoş değil. Ama gerçekten bazılarının hani babasıyla oğlunun işi ayrıdır.
Oğlan ayrı iştedir. Babası ayrı iştedir. Oğlunun da durumu iyi değildir. Gelinine zekat verebilir mi? Evet. Fitre verebilir mi? Evet. Verilmesinde bir sakınca var mı? Yok dinen. Hiçbir sakınca yok. Ama şimdi şey yaparmış onu. İmam-ı Yusuf'un yaptığı söylenir. Böyle parasını zekat vermemek için. Dini çok iyi. İnceliklerini bilmenin de bazı böyle sıkıntıları var. Dini çok iyi bildiği için onlar. Fıkıhı da çok iyi biliyorlar. Mesela parayı yılı dolmadan eşine tasadduk edermiş. Ne kadar parası var? Nisaf miktarı parası var. Gider eşine tasadduk edermiş. O sene zekat vermiyor tabii. Normalde kendisinin parası yok ya. Bir dahaki seneye de eşi ona tasadduk edermiş.
Fıkıhen hukuk olarak doğru mu? Evet. Ama içsellik olarak doğru mu? Bence değil. O yüzden gelinine bir kimse zekat verebilir mi? Fıtra verebilir mi? Evet. Gerçekten ihtiyacı varsa, senin de durumun çok yerinde değilse. Öyle ya ama kenarda adamın milyonu, trilyonu var. Ya oğluna bak ya. Sen de fıtraya, zekata, oğlunu, geline muhtaç etme. Allah bizi affetsin. Selamun Aleyküm. İki sorum var. Eyvallah. İsterse üç sorunuz olsun. Bu noktada sıkıntı yok. Birisi geçmişte nefsime uyup gıybet ettiğim insanlar oldu. Ancak gıybetini ettiğim bazı kimselerle de artık görüşmüyorum. Bazılarıyla da yıllar oldu görmeyle. Ancak ahirette kimseyle hesabım olsun istemiyorum.
Ben gıybet ettiğim için çok pişmanım. Tövbe ettim. Keşke yapmasaydım diyorum. Bu günahlarından ötürü kendime de çok kızıyorum. Tövbe bu konuda yeterli olur mu? Biz tövbe edelim. Cenab-ı Hak affetsin inşallah. Allah'ım o gıybet ettiklerimizle helallaşmamız lazım. İşin sıkıntılı tarafı bu. Ama tövbeye devam edelim. İkincisi Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin külliyatında sebeplere bağlı kalmayın. Sebepleri yaratan Allah'ı düşünün. Allah ne takdir ettiyse sabredin. O sizin durumunuzu her şeyden daha iyi biliyor diyor. Çalıştığım meslekteki bazı bölümler gerek dünyevi gerek sufilik hayatıma oldukça müsait. Mesela sohbetlerinizi rahatlıkla dinleyebiliyorum. Ve kendime daha rahat vakit ayırabiliyorum. Ama bazı bölümlerde de aksine problem yaşama durumum olabiliyor.
Böyle durumlarda çalışma yerlerimizi ayarlayan kişilerle durumumu iletip yerimi kendime uygun yere aldırmak için görüşmem yanlış bir davranış mı olur? Yoksa sabır gösterip sadece dua edip neresi belirlendiyse orada mı olmaya razı olmalıyım? İkisi de doğru. Birisi normalde gelen tecelliyatın hepsini kabullenip onunla alakalı mücadele etmemek. Öbürkü de sebepler dairesinde sebeplere bağlı kalarak mücadele etmek. Birisi normalde orta müminlerin yaptığı iş birisi de hasların yaptığı iş öbürkü hasül hasların yaptığı iş. Biz sebeplere bağlı kalalım. Bu doğru bir şeydir. Çünkü istemeden ve bilmeden kimsenin hakkına da girmek istemiyorum. Ayrıca görev yerimi belirleyen kişilere durumumu anlatıp uygun yere aldırdığımda da bu tabağın Allah'tan başkasına güvenmek mi olur?
Öyle bir şey olmaz. Ama benim tarzım tecelliyata rağm olmaktır. Sufinin hali budur. Tecelliyata rağm olmak. Ben bazen kardeşlere derim işte tayin olacak. Bırakın diyorum ben tecelliyata rağm olun. Yazın siz yazacağınız yerleri. Nereye tayininiz çıkarsa çıkın gidin. Çünkü o sufiliğin kendi içsel dengesidir o. Tecelliyata rağm olmak. Onunla alakalı bize bir şey geldiyse biz tecelliyata rağm oluruz. O güzel bir şeydir. Aslında hayatımda buna benzer çok çoğu konuda ikileme düşüyorum. Ve nasıl düşünüp davranmam gerektiğini anlayamıyorum. Hangi davranış doğru? Hangi Saptülkadir Geylan Hazretleri'nin sözüne uygun? Onu anlayamıyorum. Bu konularda Allah'a teslimiyete uygun düşünmek ve davranmak için nasıl bir yol izlemeliyim?
Nasıl düşünmeliyim? Uzun olduğu için özür dilerim. Evet uzun olmuş. Şimdi hani Hazreti Ömer Radiyallahu anh Hazretleri uzaklaşınca vebalılardan demiş ki sahabe sen Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun? O da demiş kazasından kaderine kaçıyorum. Şimdi sebeplere tutunmakta fayda vardır. Biz sebeplere tutunalım. Sebepler daresinde çalışalım. Başımıza gelenlere de tecelliyat buymuş diyelim. Kabullenelim. Selamun Aleyküm. Köpek ve kedi gibi hayvanların bedenlerinin dışı ileti. Elbisemizin temas etmesi halinde o elbiseyle namaz kılır mı? Köpek necaset hükmünde. Hanefilerde kedi necaset hükmünde değil. O yüzden köpeğin artığı yenmez içilmez dolaştığı yerlerde necaset olur.
Silmek gerekir. Selamun Aleyküm. Eşim için akşamları hazırlanıp bakım yapıyorum. Kendisine hoş görünmek istiyorum. Fakat kendisi sürekli beni yokmuş gibi sayıp görmezden gelmesi, beğenmemesinden mi kaynaklanmaktır? Yoksa sevilmeye değer bir kişi görmemesinden mi? Yoksa kendisine yakıştıramamasından mı? Yoksa kendisinin aşağılık bazı komplekslerini yenmek için bu şekilde eşine hiç değer vermeyerek onu ezmeye çalışmasından mıdır? Onu bilemeyiz. Yani eşinizle konuşmamız lazım. Eşinizle konuşarak bu analizi yapmamız lazım. Bizim şimdi burada yapacağımız her türlü analiz sizin aranıza girmek gibi olacak. Sizin aranızı soğutmak gibi olacak.
Sizin aranızı bozmak gibi olacak. O yüzden asla ve asla o noktada durmak istemeyiz. O yüzden eşinizi tanımadığımdan ve sizi de tanımadığından dolayı bu konuda size söyleyecek bir noktada değilim. Gönül arzu eder ki eşler birbirlerini istesinler, birbirlerini arzu etsinler. Birbirlerine olan davranış biçimlerini anlasınlar ve birbirlerine daha saygılı, daha sevecen, daha sevgili davransınlar. İslam'ın istediği eş profilleri de kadın ve erkek için de böyle. Siz yine aynı şekilde davranmaya devam edin. Eşinize derli toplu görünün. Zannediyorsam bayansınız herhalde. Eşinize derli toplu davranın. Eşinize bakımlı durun. Siz üzerinize düşeni yerine getirmeye çalışın. Ama bu konuda eşiniz bir şey yapmıyorsa, bu konuda size karşı bir davranışta bulunmuyorsa, o onun bileceği iş.
Allah ona da hidayet eylesin. Sonra iki eşim ne zaman kendisini sevsem, değer versem beni uzaklaştırmak için sürekli şunu getir, bunu getir veya şuram ağrıyor ya da buram ağrıyor şeklinde ifadeleri kullanması. Anlamıyorum neden. Bir insan neden sevilmeyi istemez ki. Sevemeyeceği için mi? Kendisine zahmet mi olur? Emek mi harcamış olur? Zor mudur? Konuşulmuyor, konuşturmuyor. Soruyorum, cevap vermiyor. Yine tekrar aynı şeyi söyleyeceğim. Yani bunları normalde, bunları analiz etmek, şu anda benim buradan bunları analiz etmem sizi yönlendirmek olur. Doğru yönlendiremeyebilirim. Yani erkeği tanımıyorum, sizi de tanımıyorum. O yüzden bu konuda size söyleyebileceğim fazla bir söz yok.
Yani şunu sevmediğinden mi yapar, istemediğinden mi yapar, fiziki bir rahatsızlığı var size söylemek istemiyor. Yani genelde bu tip davranışları, böyle konuşmak istemiyorum diyeceğim ama konuşacağım yani tahmini söylüyorum. Bu tip davranışları erkekler genelde iktidarla alakalı, iktidarlarında cinsel iktidarsızlık yaşıyorlarsa, cinsel iktidarlarında zikzaklar çiziyorlarsa, o zaman kadınlara karşı böyle davranırlar. Yoksa bir erkeğin cinsel iktidarlıkla alakalı bir problemi yoksa, o zaman kadına düşkündür genel olarak. Ama cinsel iktidarlık sıkıntısı var ise veya hatta erkek kadından soğuduysa veya bütün kadınlardan soğuduysa, yani bir kadından soğumak vardır bir de bütün kadınlardan soğumak vardır. İkisi de farklı farklı psikolojidir.
Bir erkek vardır, bütün kadınlardan soğumuştur. Eşi de onların içindedir, o yüzden ona cinsel olarak soğuk davranır. Bir erkek vardır, eşinden soğumuştur. Yapılanlar, edilenler, konuşulanlar, işte herhangi bir anlaşılmazlıklar, yanlış anlaşılmazlar erkeği eşinden soğutabilir. O zaman da erkek bunda noktada problem çıkarabilir. Veyahut da erkeğin cinsel iktidarsızlıkla alakalı fiziki bir yetersizliği vardır. Fiziki bir yetersizliği olunca erkek kadından kaçar. Bu da olabilir. Allah muhafaza eylesin. Bazı, şimdi girdim nasıl olsa, bazı erkekler vardır. Mesela çok kadına düşkün değildir. Böyle hani Fırat Nehri gibi akmaz kadına karşı. Bu böyle cinsiyle alakalı.
Gerçekten. Yani bu, o soy, sop, cinsiyet vardır ya. Aynı şey, bazı erkekler vardır mesela. O cinsleri öyledir, öyle söyleyeyim. Veya işte soyu, sopu öyledir mesela. İşte bir kadınla ayda bir sefer cinsel ilişkiye girer. İki ayda bir, üç ayda bir cinsel ilişkiye girer. Kadına karşı bir istek duymaz. Kadına karşı bir arzu duymaz. Ama onun babası da öyledir. Mesela onun babası da öyledir. Öyle kendilerince bunu doğru görürler. Aldıkları eğitim de odur. Böyle olunca o kimseyi, hani çok affedersiniz, yaşlı öküzü bir yere çifte sürmek zordur ya. Git dersin gitmez. Yürü dersin yürümez. Fırla dersin fırlamaz. Onun gibi. Yani o adam normalde kadına karşı, o normaldir onun için.
Oysa hani İslam dini bu noktada çok aktiftir. Aktifliği öngörür. Mesela İslam, karı koca arasındaki ilişkiyi aktifleştirir. Denilebilir ki dinlerin içerisinde, karı koca arasında cinsel ilişkiyi aktif tutan yegane din, İslam dinidir. Gerçekten eğer İslam'ı öğrenirse bir kimse, İslam'ın kendi içerisinde kaide, kural, öngörülerine bakarsa, görüşlerine bakarsa, erkeklerin de kadınların da eşlerine karşı cinsel olarak çok aktif olmaları gerekir. Bakın, çok aktif olmaları gerekir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem erkekler için der ki, aklınıza geldiğinde evinize koşunuz. Yani bir kadın aklına geldi, o kimsenin aklına kadın geldiğinde evinize koşunuz der. Yani bu kadar aktiftir. Hatta kadınlara der ki, eşleriniz sizi arzu ederlerse, siz onlara hiç hayır demeyin der.
Yani İslam dini aktifliğin üzerinde döner. Erkeklere de der ki, kadınlarınızın istekli olduğu zamanları gözetiniz. Hadis-i şeriftir bunlar. Yani kadınların istekli olduğunu gözet. Erkek eşinin istekli olduğunu gözetir. Bu konuda onun isteğine cevap verir. Yani bu sadece kadınlar erkeklere cevap verecek diye bir kaydı yok. Erkeklerin de kadınlara cevap verme bir noktada mecburiyeti var. Çünkü Hz. Ali Efendimiz'in iştihadına göre bir kadının dört günde bir cinsel ilişkiye girme hakkı var. Erkek bunu yerine getiremiyorsa, eşine diyecek ben bunu yerine getiremiyorum, benden boşanabilirsin. Veyahut da tedavi olacak varsa bir hastalığı, rahatsızlığı.
O yüzden İslam bu noktada çok aktif. İslam bu noktada çok aktif olmasına rağmen, İslam'ın bu yönünü de konuşmak istemezler. Edep olarak görürler, edep olarak düşünürler. Aslında bunun edepsizlikle alakası yoktur. Hadisler var çünkü bu meseleyle alakalı. Ve Ali Rıza Demircan Hoca'nın böyle enteresan bir de eseri var. İslam'da cinsel hayat diye. Yeni İslam'la tanıştığımızda bu 1986'larda falan çok modaydı bu kitap. Zannediyorum belki de Türkiye'de çokça baskısı olan yegane kitaplardan birisidir bu. Aslında Ali Rıza Demircan Hoca, onun normalde kendi kafasından yazdığı bir şey değil. Bütün bu konudaki hadis kitaplarındaki hadisleri toplayıp, bu konuda İslam'da cinsel hayat diye böyle bir güzel bir eser, ben okunmasını tavsiye ederim, güzel bir eser çıkardı orta yere.
Mesela evlenecek olan kadınların ve erkeklerin, evli olan kadınların ve erkeklerin, eşlerin muhakkak okuması gereken eserlerden birisi. İslam'da cinsel hayat. Ben hiç okumadım ama kitabı biliyorum, hiç incelemedim ama kitabı biliyorum. Ben genel olarak benim söylediğim hadisler, Buhari'de var, Müslüm'de var, Tirmizi'de var, Kütüb-i Siddede var benim az önce söylediğim hadisler. O yüzden o hadisleri hadis kitaplarından bulabilirsiniz, farklı farklı yerlerden bulabilirsiniz ama o İslam'da cinsel hayatı zannediyorum hepsi de cem edilmiş vaziyette. Onu okuyabilirsiniz. Bakın, şu anda İslam dünyasının en büyük handikaplarından birisi, dinini yaşamaya çalışan kadın ve erkeklerin İslam'daki cinsel hayatın aktivitesini ve bu noktadaki coşkunluğunu, aşkınlığını bilmemesinden kaynaklanıyor.
Bunu bilmiş olsalar, bunları uygulamış olsalar, evlilikleri daha farklı noktada olur. Evlilikleri daha iyi olur, daha güzel olur, daha neşeli olur, daha içsel olur, daha derin olur, daha kapsayıcı, daha kavrayıcı olur. Çünkü cinsel hayat, evliliği en fazla etkileyen en önemli unsurlardan birisi. Bunu göz ardı etmek, bunu görmemezliğe gelmek, insanların evlilik kurumlarına olan bağlılığını ve saygınlığını eksiltiyor. Kadınlar da, erkekler de buna çok iyi dikkat etmeleri lazım. Kadınlar bu noktada, birinci derecede eşlerine karşı istekli ve hazır, erkekler de eşlerine karşı istekli ve hazır olmaya gayret etmeleri lazım. İnşallah. Değerli hocam, durumun çok kötü, şu an çalışamıyorum ama iki ay sonra çalışacağım. İhtiyacım var, kredi çekmek istiyorum ve hiç kimsem yok, bu caiz midir?
Gönül arzu eder ki, hiç kimse kredi çekmesin, hiç kimse bu noktada, bu noktalara düşmesin. Ama yapacak bir şey yoksa da, ben yine de bu noktaya gelmemeni isterim. Selamun Aleyküm, geceniz hayır olsun inşallah. Oruç tutamayan, yaşlı bir teyze tutamadığı orucun fidyesini çalışamayan, ihtiyaç sahibi erkek kardeşine verebilir mi? İzmit'ten selamlar. Ve Aleyküm selam, bütün İzmit'e selamlar. Evet, çalışamayan, ihtiyaç sahibi erkek kardeşine verebilir. Bunda bir sıkıntı yok, bir beis yok. Selamun Aleyküm, önümüzdeki on seneyi değerlendirecektiniz. Bununla ilgili sohbetiniz olacak mı? Geceniz muarek olsun.
İnşallah diyelim, inşallah diyoruz, onu boyuna tehir ediyoruz. Böyle bir zaman olmuyor, fırsat olmuyor, inşallah. Aslında sohbetlerde ara ara konuşuyorum bu mevzularla alakalı. Dağınık bir şekilde bu konuştuğum şeyler ama, bir derleyip toparlanabilir ama fırsatımız olmadı. Selamun Aleyküm, benim alt komşum, kocası simit satıyor. Üç tane çocuğu var, kadın da engelli. Doğum esnasında kalça çıkıklığı olduğu için engelli maaş alıyor. Kalçasında platini var, evi kira, karı koca sigara kullanıyor. Bu aileye fitre ve erzek yardımı olabilir mi? Normalde sigara kullanıyor, haram işliyorlar ama yapılabilir de, daha ihtiyaç sahipler olursa onlara da yapılabilir.
Yani bir kimsenin işte ihtiyaç, ben hep şunu söylüyorum. Madem ihtiyaç sahibisin, ne yapmaz sigara içiyorsun? Karı koca günlük birer paket sigara içmiş olsanlar, bilmiyorum sigaranın paketi kaç para şimdi, en kötü sigara kaç para? Bilginiz var mı? İçiyor, hükmüne sokmayacağım sizi. 18-19 var, 20 lira kaç para ucuza? Hadi 15 lira olsun ya, biz az diyoruz. 15-15, 30 lira ya. Yani 30 günde 900 bin lira ya, sigara parayı verecek ya onlar ya. Yazık. Sizi gördüğüm rüyayı anlatmak istedim, Ramazan'da gördüm bu rüyayı. Geceydi bir mağaran içinde sizin bayan dervişleriniz ve iki ablamla beraber oturduk, duaya başladık. Sonra bir ablam dedi ki, üstad seni bekliyor, seni soruyor, neredesin?
Sonra köpekler geldi, garip insana varlıklar geldi. Garip insani varlıklar geldi ve biz onlardan biraz korktuk. İnsani varlıklar yumuşaktılar bedenleri, bizi korkuttular. Sonra ben başladım onların üzerine Allah, Allah nidarlığıyla yürümeye. Sonra uyandım, ne yapmalıyım? Allah, Allah nidarlığıyla yürümeye devam et. Allah muayinin olsun inşallah. Maşallah. Akşamınız hoş olsun. Eyvallah. Sizin de akşamınız hoş olsun inşallah. İzmir Limontepe'den sevgiler dilerim. Ülkemizi İslam'ı bir ülke değil diyorsunuz. Müslüman bir ülkeyiz ama bazen siz İslami liderlerle yürümeyi tercih ediniz dediniz. Bazen yanılmıyorsam o halde liderimiz İslami ama hırsızlıkla, sahtekarlıkla, yalancılıkla suçlanıyor.
Ne düşünüyorsunuz? Sağlıklı kalın inşallah. Normalde ülkenin insanları Müslüman, çoğunluk olarak ama bizim devlet sistemi olarak İslami değil. O yüzden İslami olmayan devlet sisteminde biz kendimizce dinimizi yaşamaya çalışıyoruz. Seçenimiz insanlarda da biz en azından içlerinden, içlerinden en iyisini seçmeye çalışacağız. Bu bizim vatandaşlık görevimiz. Selamunaleyküm. Malum bu korona günlerinde hepimiz evdeyiz. Siz Ramazan'da bir gününüzü nasıl geçiriyorsunuz merak ettim. Sorumda yanlış bir şey varsa hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Valla biz günümüzü nasıl geçirdiğimizi biz de bilmiyoruz ki ya. Sarhoşa gününün nasıl geçti diye sorsan ne anlatacak ki Allah bizi affetsin inşallah.
Hayırlı Ramazanlar Mustafa Hocam. Eğer siz de uygun görürseniz ders almak istiyorum. Rüyalarımda önce Peygamber Efendimiz'i gördüm. Yüz yüze yatıyorduk ve çok güzel sohbet ediyorduk. Daha sonra da sizi gördüm. Bana bir sohbette tövbe tesbihatı verdiniz. Bu hafta da Azrail Aleyhisselam'ı gördüm. Beni almaya gelmişti. Sevdiklerimle helallaşıp ruhumla bedenim semaya doğru yükseldi. Sonra da ruhumu soğuk üfleyerek öldüm. Ve sonra kabrime girdim. Odada da karanlıktı. Orada da karanlıktı. Ve sürekli tövbe istifarı okuyordum. Hakkınızı helal edin. Biraz uzun oldu. Yazdım kusura bakmayın. Helal olsun. Allah mübarek eylesin. İnşallah sana ders veririm. Telefon numaramı da sana buraya attım. Normal telefon numaramla inşallah bana ulaş.
Allah mübarek eylesin inşallah. Maşallah. Bunlar mübeşşirat rüyaları. Allah mübarek eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Erkek çocuğu olmayan kimselerin yaşlılığında, hastalığında ve bakımında kızlarınla mı bakım hüküm düşer ya da hiç çocuğu olmayanlar kimler bakmalıdır? Bir de her yerin karlarla kaplı olduğunu gördüm rüyamda.
Affedin kısacık yazdım demiş. Normalde anne babaya bakmak birinci derece erkek çocuklara farzdır. Evli olan kadınlar kocalarının izniyle bakarlar. O yüzden normalde erkek çocuğu olmayanın da kaderiymiş. Öyle diyelim. Allah onlara da hayırlı damat nasip eylesin. Hayırlı damat olursa eğer erkek çocuğunu aratmaz. İşte eşlerine anne ve babalarına bakmalar için müsaade ister, müsaade verir. Onlar bu noktada bakmalar için teşvik eder. Bu da iyi bir damattır. Öyle bir damadın da kıymeti bilinmesi lazım. Öyle ya. Bazı damatlar vardır. Göndermez mesela işte eşine, annesine, babasına bakması için. Onların eksiklerini, gediklerini görmesi için. Allah herkese hayırlı damat nasip eylesin inşallah. Bir de her yerin karlarla kaplı olduğunu gördüm rüyamda.
Affedin, kısacık yazdım demiş. Eğer rüyayı bu yeni gördüyseniz biraz tövbe edin. Bu böyle tövbe gerektiren bir rüya. Çünkü kar, onu da açıklayayım da şimdi kalbinize şey gelmez. Kar mevsiminde yağarsa, mevsiminde yağdığını gören, mevsiminde karı gören kimse için bereket, lütuftur, ikramdır, ihsandır. O kimsenin sıkıntılardan kurtulacağını işarettir. Ama karı mevsimsiz görürse biraz sıkıntı vardır. Allah sıkıntı göstermesin inşallah. O yüzden tövbe edelim biraz. Selamun aleyküm. Bir derviş üstadiyle manevi bağının koptuğunu anlar mı? Üstadiyle manevi bağı koptu ise üstadiyle tekrar o manevi bağı nasıl kurar? Yani bu dervişler genel olarak kendi kendilerine manevi bağlarının koptuğunu düşünebilirler.
Böyle düşündüklerinde tövbe edip üstadla helallaşmaktan fayda var. Ama bazen şeytan bunu vesvese verebilir. Yani işte senin manevi bağın koptu, bak senin manevi bağın yok der. Şeytanın bu vesvesesini kapatmak için, bu vesvesesini durdurmak için, üstad çok uzak yerde değil ki, hani ulaşılmayacak yerde de değil. Yani üstadların müritleriyle görüşmesi, müritleriyle konuşması lazım. Bu bir müridin hakkıdır. Eğer ben kendimce söyleyeyim, ben üstadıma ulaşamıyorsam ben problem yaparım onu. Yani derim ki kendi kendime benim üstadıma ulaşmam lazım kardeşim. Bu noktada üstadın kapısı açık olmalı. Ne bileyim işte kapısı açık olmayan bir kimsenin, vardır işte zaman zaman böyle özel durumlar, özel haller bunlar ayrı.
Ama üstad muhakkak kapısı açık olmalı. Müritler onunla irtibata girebilmeli. Müritler onunla bir konuyu istişare edebilmeli. Yani görüşebilmeli. Eğer bu konuda üstadın kapısı açık ise, üstadın iletişim kanalları açıksa, derviş kendi kendine benim bağım koptu diyorsa o nefsine uymuş. Şeytanın vesvesesine kanmış o. Onun muhakkak bir telefon kadar uzaklık bir telefon kadarsa, bir mesaj kadarsa, mesele o zaman o kimsenin nefsine uyduğunu, şeytanın vesvesesine kandığına işaretir.
Tövbe edecek, üstadına telefon açacak, helalaşacak, bitecek. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Dün mide rahatsızlığı geçirdim, orucumu bozdum birebir mi, 61 mi? Birebir bir kimse rahatsızlıktan dolayı orucunu bozarsa, mesela hangi rahatsızlık yaşarsa yaşadığı, rahatsızlıktan dolayı orucunu bozan bir kimse birebir tutar. tutar, kefaret tutmaz. Kefaret, keyfiye oruç bozan kimse. Kefaret tutmak, keyfiye oruç bozdu. Yani işte, nefsine hakim olamadı, eşiyle cinsel ilişkiye girdi. 1.61 olacak. İşte, ya ben aç kaldım da, bak karnım acıktı da, ben yedim. 1.61 tutacak. O yüzden normalde, bu ayrı. Keyfiye oruç bozarsa 1.61. Ama rahatsızlıktan dolayı orucunu bozdu.
Aşırı derecede tansiyonu düştü, kafası gitti, karıncalaştı. Yani böyle kaldı, artık böyle grogi durumunda bozdu orucunu. O rahatsızlıktan dolayı. Bunda bir sıkıntı yok, o birebir bunlar. Mide rahatsızlığı geçirdi, işte başına migren ağrısı geçti, kalbi tuttuğu veya şeker hastası, şekeri yükseldi, dili damağa tutuldu. Benim şimdi mesela, itiyorum ya boyuna, şekerle alakalı. Yani sebep, işte şeker şimdi birden iftar edince, şekerin dengesi birden bozuldu. Ha bire, içeceksin bir şeyler, şeker dengeye gelecek. Onun gibi, normalde bir kimse rahatsızlıktan dolayı, eğer orucu bozarsa, birebir. Kahvemi kaptırmayacağım, tutuyorum elimde.
Ne kupamı kaptırırım, ne de kahveyi kaptırırım. Selamun Aleyküm. O, biz artık dün diye, düne dönmüşüz şeyde, değil mi? Saat 00.35 olmuş. Selamun Aleyküm, hayırlısı illa sizinle, kardeşlerimle en kısa zamanda konuşabilmek için dua ediyorum. Dergahımızı çok özledim. Allah yar ve yardımcınız olsun, hürmetler ederim. Efendim, Gazemir'den Pınar Alibeyoğlu. Aleyküm selam, herkese selam söyleyin. Efendim, benim dikkat sorunum var. Dersimizin bağışlamalarındaki Pirefendilerimizin hepsini ezberleyemiyorum. Her şeyi ezberledim ama o bölümü ezberleyemediğim için istediğim her yerde dersimi yapamıyorum.
Ders kağıdımı sürekli yanımda taşımayı unutuyorum. Saz Yepir Efendilerimiz desem ya da ne yapsam. Ezberlemeye gayret et inşallah. Yani ben bir rahatsızlık varsa, bir şey varsa onun üstüne üstüne gitmeyi severim. O yüzden bir şeyi ezberleyemiyorsam onun üstüne üstüne giderim, ezberlemeye çalışırım ki o bende galip gelmesin. İnşallah. Sizin görevlendirdiğiniz rüya dinleyen zakirlerimize, rüyalarımızı anlatmamız, size anlatmamız gibi olur mu? Anlatabilirsiniz. Bunda bir beis yok. Hangi rüyalarımızı size, hangi rüyalarımızı rüya dinleyen zakirlere anlatmamız gerekir? Yani sonuçta rüyalarınızı rüya dinleyen zakirlere ve üstadınızın dışında kimseye anlatmayın yeter.
Selamun aleyküm. Benim aklıma sürekli gelip duran bir eski ilişkim vardı. Ramazan geldi sanki kafam tertemiz oldu. Ne aklıma geliyor, ne canım acıyor. Acaba bu şeytanın bir hissi de Ramazan'da şeytanın bağlı diye mi rahatladım? Olabilir. Ya da bundan kurtulmayı çok istiyordum. Sizinle de paylaşmıştım. Duanız da Allah'ın izniyle tamamen kurtulur mu acaba? Rabbim kurtarsın inşallah. Merhaba hocam, ben mürşidimi nasıl edinirim, nasıl bulunurum? Arayan bulurmuş, bulan tanırmış, tanıyan severmiş, seven aşık olurmuş. Arayacaksın inşallah. Müslümanlar cehennemin azap verici katına gider mi? Gider. Toplum ve dergah olarak Kur'an, sünnet, vatan, millet prensibinin neresindeyiz?
Bu ilkenin hayatımızda yer almayışı, kulağa hoş gelen sloganlık bir söylemden öteye geçmez gibi mi geliyor? Yani olabilir, bazıları öyle görebilir, siz öyle görebilirsiniz. Ben kendimce Kur'an, sünnet, vatan, millet prensibinin içinde olduğumu düşünüyorum. O yolda olduğumu düşünüyorum, o yolda koştuğumu düşünüyorum. O yüzden benim için kulağa hoş gelen bir slogan değil, benim için bir ülkü, bir ilke, bir felsefe benim nazarımda. Ve gerçekçiliği olan bir ülkü, bir felsefe. Selamun aleyküm. Halde veya rüyada şeytanı şeyhimizin yerine geçmiş görebilir miyiz? Çok ender olabilir bu kapıyı kapatmış olmayalım biz. Bu şekilde bizi aldatabilir mi? Çok ender olabilir duanıza talibiz. İnşallah hidayete varanlardan oluruz. İnşallah cümlemiz öyle oluruz.
Rabbimizi öyle olanlardan eylesin inşallah. Allah size uzun sağlıklı ömür versin inşallah. Bizi gaflet uykusundan uyandırın. Siz konuştukça eksikliklerimi görüyorum. Vallahi utanıyorum. Allah affetsin inşallah canım kardeşim. Rabbim bizi hakkın dili eylesin. Sizi de hakkın diline tabi olanlardan eylesin. Selamun aleyküm. İlmi ledin sahibi nasıl olunur? Ledin ilmi Allah'a yakın olmanın da bir yolu, bir belirtisi midir? E sormadınız dedim, şimdi sordunuz artık. O yüzden böyle kopya çekmiş gibi oluyor. Ama kısaca söyleyeyim. Allah'ı çok sevmekle alakalı. Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin izini takip etmekle alakalı. İnşallah.
Hocam iyi akşamlar. Üniversite sınavına hazırlanıyorum ve devlet sistemi değiştiriyor. Oruçta olmak da az çalışmama sebep oluyor. Bu sene kazayı bıraksam faydası olur mu? Sınav çok yoruyor. Yani bence oruç insanı dinginleştirir, berraklaştırır, yormaz daha. Orucu böyle yorucu bir şey olarak görürseniz oruç sizi yorar. Ama yorucu böyle, orucu böyle dinginleştiren, insanı temizleyen, insanı olgunluğa erdiren, insanın hem kalbini hem aklını tedavi eden, şifa eden, zararlı virüslerden temizleyen, koruyan olarak görürseniz Allah'ın izniyle daha hoş olur. Selamun Aleyküm. Fena fi derviş olmak ne demektir?
Tecelliyatları nelerdir? Yani bütün derviş kardeşlerine hoş geçinmektir. Onlara yardımcı olmaktır. Onlara da hata, kusur aramamaktır. Onların özel hallerini araştırmamaktır. Gönlünü, kalbini, evini kardeşlerine açmaktır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Kalbim, içim hiç rahat değil. Sürekli bir iç sıkıntısı. Ne gidecek bir yerim, ne kalacak bir yerim. Ne Allah'a layık kul, ne Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme layık ümmet, ne de şeyhime layık bir dervişlik yapıyorum. Kocaman bir boşluk girdabında. Nefsimle baş başa kimsesiz bir çare hissediyorum. Bana nasihatta bulunur musunuz? Bir insanın şeyhi varsa, dergahı varsa, yolu varsa neyi yoktur ki ya?
Şeytan vesvese vermiş. Bir kimse Allah'ı tanıdıysa, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tanıdıysa, neyi yok ki? Neden boşlukta bulunsun? Şeytan vesvese vermiş. Tövbe et inşallah. Selamun Aleyküm. Benim çocukluk arkadaşım korona zamanında çok darda kaldı. Kira da ödeme yapamıyor. Arkadaşım şu an namaz kılmıyor. Halbuki önceden camiden çıkmıyordu. Eşi de gayrimüslim. Zekatımı ve annemin tutamadığı oruç fidyesini verebilir miyim? Biz de çay içiyoruz. Ailece sizi izliyoruz. Normalde eşinin gayrimüslim olmasında bir sıkıntı yok, bir problem yok. Verebilirsin ona yani inşallah namaz kılmasına, tekrar geri dönmesine, tövbe etmesine vesile olur.
Selamun Aleyküm. Televizyonda hocalar devamlı orucu bozan şeyler anlatıyor. Peki imanı bozan şeyler nelerdir? Bir kişinin imanı ne yaparsa bozulur. Normalde bir kimse Kur'an-ı Kerim'den herhangi bir ayet-i kerimeyi inkar ederse imanı bozulur. Sadece iman edilmesi gereken şeyleri değil. Normalde iman edilmesi gereken şeyler. Çünkü biz kitaplarına iman ettik dedik, Kur'an'a iman ettik. O zaman Kur'an'dan bir ayet-i kerimeyi inkar etmek imanı bozar. Günah hastalığının ilacı nedir? Bir daha işlememektir, tövbe etmektir. Yani Allah'a sımsıkı sarılırsa bir kimse ve nasuh tövbesiyle tövbe ederse bir daha günaha geri dönmez. Nefsi nasıl ıslah edeceğiz?
Nefis öyle bir bela, öyle bir imtihan, öyle bir şeydir ki o insanın peşini hiç bırakmaz. O yüzden nefisle mücadelede onun isteklerinin hep zıddını yapacaksın. Ne istiyorsa onun zıddını yapacaksın. O diyecek ki sana yorgunsun zikrullah'a gitme zikrullah'a gideceksin. O diyecek ki bak eşinin şu hatası var, bir kusur var, bir yanlışlığı var. Sen diyeceksin ki eşimi ben çok seviyorum. Gel bir sarılayım sana diyeceksin. O senin nefsin diyecek ki bak şunun şu eksikliği var, bunun bu eksikliği var. Sen diyeceksin ki onların hiçbir eksikliği yok, ben onların hepsinin de kardeşiyim diyeceksin. Hepimiz Turik-i Ali ise Ali'ye nasıl varırız, severekten. Derviş özür dilemez bir gönüle girer derler, peki o gönüle nasıl girilir?
Derviş özür dediler, neden özür dilemez, teşekkür eder, özür dediler bir gönüle de girer. Seversek her gönüle gireriz. Bakın, bütün insanlığın sıkıntısı sevebilmekle alakalı. Bütün herkes sevilmeyi arzu ediyor. Bakın, bütün herkes sevilmeyi arzu ediyor. Bu nefse tatlı gelen şeydir. Siz nefsinize muhalefet edin. Sevilmeyi değil, sevmeyi seçin. Bu işin en zor tarafıdır. Sevilmek işin en kolay tarafıdır. Öldüğünüzde çok sevilen bir kişi değil, çok seven bir kişi olarak analın. Desinler ki, çok severdi. Eşini çok severdi, çocuklarını çok severdi. Arkadaşlarını çok severdi. Etrafını, eşini, dostunu çok severdi. Mahallesindeki insanları çok severdi. Bakın, sizin hakkınızda, siz öldükten sonra size söylenecek olan söz bu olmalı.
Demeli ki, eşiniz beni çok severdi. Demeli ki, anneniz, babanız, ya evet ya, çok severdi bizi. Yani, sizin arkanızdan konuşan herkes şunu demeli. Bizi çok severdi. Yani, bizde tersi konuşuluyor Türkiye'de. Nasıl tersi konuşuluyor? Bizde deniliyor ki, etrafı tarafından çok sevilen bir kimseydi. Ya, neden çok seven bir kimseydi denmiyor. Biz, Hz. Üftadi için o aşıkların piri diyoruz. Hz. Mevlana için aşıkların piri diyoruz bakın. Seven insanlardı çünkü. Bütün veliler çok seven insanlardır. Evliyalığın, dervişliğin, sufiliğin, velinin kapısı çok sevmekten geçer. Çok sevilmekten değil.
Kulumun kaderini çabasına bağladım. İsra 13 ayetinde ne denmek istemiştir? Bizim yaşadığımız hayatla alakalı bu. Biz yani bu kaderiyecilere ve cebriyecilere bir cevap gibidir. Çünkü İslam öncesi de kaderiyeciler ve cebriyeciler vardı. İslam öncesi yani Muhammed'den önce de, sallallahu aleyhi ve sellem'den önce de kaderiyeciler ve cebriyeciler vardı. Cenab-ı Hak onlara Kur'an'la cevap veriyor. Biz diyor, sizin kaderinizi çalışmanıza bağladık. Yani çalışırsanız Allah sizi görüyor, biliyor. Sizin önünüze getirecektir. Önünüzde sizin elinizin emeği vardır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin adı geçince oturuşumuzu toparlamalıymız. Çok iyi olur. İkinci sorun, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ismini zikir çekerken, ilahide geçerse sallallahu aleyhi ve sellem getirmemiz gerekir mi?
Evet. Hocam çocukken şöyle bir şey duymuştum. Rahmetli anneanneme hocası yedi göbek Ahmet Er Rıfay cemaatindesiniz. Demiş. Ben o yedi göbekten biriyim. Allah mübarek eylesin. Bunu duyduğumu teyit ettirecek sağ kimsem yok. Gerek yok ki. Gerçekliliğinden nasıl emin olurum? Ne yapmam gerekir? Demek ki böyle bir şeymiş. Yedi göbek Rıfay imişsiniz. Allah mübarek eylesin. Sen de inşallah Rıfay eline devam et. Cenab-ı Hak senin Rıfay dergahına, Rıfay yoluna layık eylesin. O yolda yürütsün inşallah. Efendim son günlerde gündem olan UFO görçeği nedir? Cinlerin bir oyunu mu? Bir diğer sorum. Kanser ve benzer hastalıklarda ölen Müslümanlar şehit midir?
Sorgusuz cennete mi gideceklerdir? Hayırlı akşamlar. Hangi hastalıktan ölürse ölsün bir kimse iman ehli, namazında abdestindeyse, isyan etmeden öldüyse, şehit hükmündedir. Yani bu UFO gerçeğiyle alakalı, bu meseleyle alakalı daha çok konuşulacak, çok şeyler var. Bir kısmını UFO diyerekten aldatıyor. Değişik uydular atıyorlar dünya üzerine. Ve haber uyduları, haber gezegenleri atıyorlar. Onları UFO olarak uyduruyorlar. Ama dünyanın dışında da farklı varlıklar var. Selamun Aleyküm. İşimden emekli oldum. Evimdeyim. Namazımla, Kur'an'ımla, dinimi yaşayıp derviç kardeşlerimle sohbetlerinize katılıyorum. Huzurluyum. Dört yıl önce namaza başlamıştım.
Bu yılda örtündüm. Bunun haricindeki etrafımdaki arkadaşlar vesaire kimseyle sohbetim uymuyor. Keyif almıyorum. Kimseyle görüşmek istemiyorum. Akrabalarımızın Kur'an yağsın günlerinde dahi. Onlara göre ben daha genç olmama rağmen daha keyif alıyorum. Kendimi bu yolda yetiştirmeye, öğrenmeye adamışken etrafıma nasıl faydalı olacağım görüşmek dahi istemiyorken yani benim gibi hisseden kardeşlerimin haricindeki insanlara nasıl faydam olur ki ben dahi bir şey bilmiyorken bir harf dahi öğrenseniz etrafınızdaki o harfi öğrendiğiniz harfleri nasihat edebilirsiniz, söyleyebilirsiniz.
Bu noktada geri çekilmek, hayattan kopmak, toplumdan kendinizi geri çekmek, siz toplumla irtibatınızı kesmek benim tasvip edeceğim bir şey değil. Siz dini hayatınızı herkesin içerisinde rahat bir şekilde yaşamalısınız. Kınanabilirsiniz, incinebilirsiniz, sizi incitebilirler, size laf söyleyebilirler ama siz bu noktada geri adım atmadan hayatınız olduğu gibi İslami bir şekilde devam ettirmenizi tavsiye ederim. Derviş kardeşler, rüya yazmasınlar demiştim. Selamünaleyküm, vefat eden anne babamızın yerine yapamadıklarımızı farz ibadetlerden hangilerini yapabiliriz? Onlar adına niyet ederek sadaka verilebilir mi?
Sadaka verin, yani normalde eğer herkes anne babasının yapamadığı ibadetleri yapmaya kalkarsa o zaman anne babalar ibadet etmesinler. E şimdi bir de bu taraf var ama bazı şeyler olabilir belki de ufak tefek ama bunları böyle yapamadıklarını komple yapmak olarak algılamak biraz meseleyi şey yapar, sıkıntıya sokar. Allah'ım hayırlısını eylesin inşallah. Hayırlı geceler hocam. Çok sevdiğimiz birinin kalbini kırdıktan sonra onunla barışmak istediğimiz halde o kimse bizimle barışmazsa bizim Allah'a adakta bulunmamız, yani o kişi benimle yeniden barışsa on büyük baş kestirip dağıtacağım veya on bin lira bağışlayacağım gibi adakta bulunmamız doğru mu? Ya da Kur'an-ı Kerim'i hatmedip hayrını ona ve ölmüşlerine bağışlamamıza bir sakınca var mı? Teşekkür ederim.
Önce şu ibareyi yerli yerine oturtturalım. Yani bir kimse çok sevdiği bir kimsenin kalbini nasıl kırar? Bu nasıl sevmektir ki sevdiği kimsenin kalbini kırmış? Nasıl çok sevmektir? Bu bir ikincisi normalde biz o kalbini kırdıysak onunla gönlünü almanın yolunu bulalım. Yani bu tip adaklar adayabilirsiniz, sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Biraz kredi borcumuz var, düzenli ödememiz ve düzenli maaşımız da var hamdolsun. Etrafımıza tasadduk etmekte bir sakınca var mı? Yok. Selamünaleyküm. Bir erkeğin hanımını babasından, dayısından her şeyden aşırı derecede kıskanması nasıl terbiye edilebilir ve böyle bir eşe sahip bir bayan eşine karşı nasıl davranmalıdır?
Yani o kıskançlık da biraz ileriye gitmiş ama onu böyle tatlı bir şekilde hanımını babasından ve dayısından yani hanımın kendi babasından insan neden kıskansın ya normal değil bu. Bence tedavi olmalı. Bir kimse, eğer benim anladığım gibiyse yani bir erkek evli eşini kendi babasından kıskanıyorsa yani kadının kendi babasından kıskanıyorsa sıkıntı var orada. Psikolojik problem var. Efendim günümüzde ya da dergah içine bakılınca çoğunluk anlattığınız videoları bakınca lefsil nefsil levvamede. Yani siz nasıl bu hükme vardınız ki maşallah şeyh olmuştunuz o zaman. Herkese hükmediyorsanız böyle maşallah. Ve nefsi levvamede zikri Allah lafzı.
Maşallah subhanallah. Bak şeyhliğe devam ediyorsunuz. Tevhid ve salavat zikrinin yanında Allah lafzı da çekilecek mi? Ya da bu tespitim hepsi mi yanlış? Kıymetli kardeşler, dervişler dervişliklerini bilir. Mürşid mürşitliğini bilir. Derviş mürşitliğe soyunduysa haddi aşmıştır. Kaldı ki bir dergaha derviş ise, yok bir dergaha derviş değil ise o dergahın üzerine hükmetmesi yine haddi aşmaktır. Hakkınızı helal edin ama, yani herkes haddini bilecek. Yani bir dergahın hepsinin levvamede olup olmadığını hükmetecek olan o dergahtan dersli olmayan bir kimseye mi düştü? Veyahut da o dergahın zikrinin hepsinin ne çekeceğini dergahda dersli olmayan bir kimseye mi düştü? Lütfen canım kardeşlerim, hükmetmeyin. Bir topluluğe de hükmetmeyin, bir kimseye de hükmetmeyin.
Bu doğru değil. Yaklaşık üç yıldır balkonuma her sabah ezan sonrası yemlediğim çeşitli kuşlar var. Çoğunluk güvercin, bazen otuz tane oluyorlar. Kuşlarla ilgili bir hadis söylemiştiriz. Bunun hükmü nedir? Devam ettirmemde bir beis var mı? Hayvanları yemliyorsanız yemleyin, sıkıntı yok. Öyle kimseler vardır ki ve öyle çok haram ve günahla iştigal etmiştir ki zikrederken Allah keşke şu sussa der dediniz.
Bu zikir sohbetinde bunu duyunca ben zikir yaparken şüpheye düştüm ve hiç rahat zikir yapamıyorum. Çok üzülüyorum bu konuda anladın hatırlarsınız. Normalde o insanlar hem günah keballere açıktan bir şekilde devam eder ama o günah keballerine tövbe edip geri dönmezler. Zikir halakasını ve dervişliği istismar etmek için orada bulundumlar. Onlarla alakalı bu. Tam zikir yaparken gözyaşıyla kendimden geçiyorum. Bir anda bir ses duysam ya da kendiliğinden korkup yere gelecek bir şey olacak diye bütün büyü bozuluyor. Belki de öyle olmasa çok güzel şeyler olacak. Bu bağıntının kopması için ne yapmalıyım bir engel olup korkutan nefsiniz ama dervişlerle alakalı hükmünüzden tövbe edin.
Evet selamünaleyküm kız kardeşimin nisap miktarı altını var ama maddi durumları iyi değil. Mali olmuş yeğenimin adına annelerine zekatımı eline verebilir miyim? Yeğenine vereceksin annesine normalde kardeşine kız kardeşine de zekat kırdı. Kız kardeşinin nisap miktarı altını var. Kız kardeşinin nisap miktarı altını varsa yeğenine vereceksin annelerinin eline değil. Hastayım efendim hastayım evde yatıyorum duanı ve himmetini istiyorum manevi şahsiyette tüm hastalıklar için duanı istiyorum. Allah razı olsun amin Mehmet Aslan. Mehmet Aslan Allah şifa versin ama sen hastayım dediğim müddetçe hep hasta kalırsın.
Ben hasta değilim de. O yüzden sufi ben hastayım demez. Hamdolsun iyiyim der. Hamdolsun afiyetteyiz. Hamdolsun şifadayız der. Bir kim sufi hastayım dedikçe hastalık bitmez onun. Allah muhafaza eylesin. Ben hastayım deme. Hamdolsun ben iyiyim de. Hamdolsun Cenab-ı Hak bana şifa verdi de. Hamdolsun benim huzurum rahatım yerinde de. Kalk, silkelen hastalık psikolojisini at üzerine. Selamun aleyküm. Rabıta nedir? Bir derviş üstadına ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e nasıl rabıta kurabilir? Bu rabıtayı genelde bir nakşibendi disiplinidir. Ama bu nakşibendi disiplini deyip de sadece nakşibendilere ait değildir.
Onlar daha bu konuda disiplinlilerdir. Zahiri zikir erbabı rabıtayı onların düşündüğü gibi düşünmez. Burada rabıta zahiri zikir erbabında üstadının ölçüsüne uyma, her an onun böyle sevgisini, muhabbetini kalbinde hissetme olarak uygulanır. Ondan sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretine rabıtaya geçilir. Hocam selamun aleyküm. Allah'ın evveli yok. O hep vardı. Başlangıcı yok. Ve bir an geliyor. İnsan yaratıyor. Bunun sebebi nedir? Bilinmeklikle alakalı. Yani siz çok zengin olsanız ama zenginliğinizi kimse bilmese sizin zenginliğinizin bir anlamı var mı? Yani Uludağ'ın altı komple altın olsa ve onlar senin olsa ama hiç kimse bilmese ne anlamı var?
Siz oradan harcamadıkça, zenginliğinizi göstermedikçe, zenginliğinizi etrafa anlatmadıkça, göstermedikçe, yaşamadıkça, yaşatmadıkça bir anlamı var mı o zenginliğin? Yok Allah da ben bilinmez hazine edeyim diyor. Bilinmekliyi istedim. Bunun gibi. Allah bizi neden yarattı? Bilinmekliyi istediği için biz bilelim diye yarattı. Bazılarımızın kötülük edip cehenneme gideceğini bile bile neden insan yarattı? Kötülük yapmasınlar. Cehennemi de var Cenab-ı Hakk'ın. Neden? Onu bilmemek, onu tanımamak, ona iman etmemek, ona karşı en büyük nankörlük. Onun hiçbir şeye ihtiyacı yok. Yok. İnsanın bu dünyada imtihan için ya da Allah bilinmek istedi diye yaratıldığı bana çok mantıklı gelmiyor.
Bu soruya yıllardır cevap bulamıyorum. Yardımcı olursanız sevinirim. Çok mantıklı. Kendinizden bilin. Bakın size mantıksız gelen bir şeye siz cevap arıyorsunuz. Mantıklı gelen bir şeyi bilginizi dışarı işsar etmek istemez misiniz? Siz çok biliyor olsanız bu bilginizi göstermek istemez misiniz? Örneğin. Bu da onun gibi bir şey. Hocam tabi olup Rabbimin hangi ismiyle zikretmek bana düşer? Celal'den olma, sayesteden doğma dilek kulu. Maşallah. Yani normalde tabi olmanız için rüya göreceksiniz. Rüyanıza göre tabi olacağınız veya olmayacağınız biz onu bileceğiz. Ondan sonra sizin zikriniz, fikriniz neyse çıkacak meydana. Ama siz la ilahe illallah'a bence devam edin.
Efendim ben çok hata ettim biliyorum ama sizden af diliyorum. Lütfen elimi bırakmayın. Benim başka kimsem yok ne olur gelseniz bir gül cemanesi gör isterseniz çok ihtiyacım var. Ben sizi sevemedim hakkıyla, kıymet bilemedim. Biliyorum ne derseniz razıyım lütfen affedin. Bütün dervişi kardeşlerimize hakkımız helal olsun. Ama güzel bir anlayış bu ya. Gelseniz görsek iyi, güzel çok hala. Siz gelmeyin ben geleyim. İnşallah. Ben seni çok seviyorum gelir misin? Gelirim. Hiç merak etme. Gelirim gelirim. İşin latifesi. İnşallah gelirim. Selamun aleyküm. Maşallah. Sübhanallah.
Her zamanki gibi muhteşem görünüyorsunuz. Rabbim ömrünüzü bereketle eylesin. Amin. Ya yapmayın, beni medet etmeyin. Allah'a mümininiz olsun. Allah'a yardımcınız olsun. Allah'a iyilik versin. İnşallah cümleye. Selamun aleyküm. Rüyamda üç tane erkek çocuğum olduğunu gördüm ama çocukların olmasına memnun değil gibi söylenti içerisindeyim. Erkek çocuk hayra işarettir ya. Öyle düşünme. Nefsine oymuş. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Ben ilk yaptığım zikri hiç unutamıyordum. Bir daha öyle zikir yapmadım ve sizi rüyamda göremiyorum. Çok üzülüyorum. Bana dua eder misiniz? Allah muininiz olsun inşallah. Selamun aleyküm.
Eşim vefat etmeden önce büyük kızıma büyüyüp baba derse kurban keseceğim dedi ama kesemedi. Bu durumda ne yapmalıyım? Ha vefat etmiş zaten bir şey yapmanızı gerek yok. Allah bir ömür vermiş olsaydı onu yapacaktı. O yüzden ömrü olmadığından olmamış, yapamamış. Ha arzu ederseniz eşinizin adına bir adak kesin, dağıtın olabilir. Mürşid-i kamillerin, velilerin şekline, şemaline şeytan giremezdiniz. Bununla ilgili ayet, hadis bulunuyor mu? Hadis-i şerif var. Normalde benim ve raşid halifelerimin şekline, şemaline şeytan giremez diye hadis-i şerif var. Selamun aleyküm. Ben 13 yaşındayım. Geçen hafta rüyamda ailemle...
Bu hadis-i şerifi şeyde, kütüb-i siddede bulabilirsiniz. Hadis kitaplarında benim ve raşid halifelerimin şekline şeytan giremez diye. Selamun aleyküm. Ben 13 yaşındayım. Geçen hafta rüyamda ailemle yola çıktım. Yol sonunda araçtan indim. Ailem yoktu. Siz vardınız. Karşımızda Ravza, Kabe ve Bosna'da büyük bir tekke vardı karşımızda. Ben size sordum. Buralar birbirine bu kadar yakın mıydı efendim diye sordum. Siz de evet çok yakın dediniz. Sonra Bosna'daki tekkeye girdik. Siz bana burada çok büyük şey efendim diye çok önemli bir şey söyleyeceğiz dediniz. Elime bendiz verdiniz. Karşımda beyaz kıyafetli, beyaz sarıklı biriyle bendir vurmaya başladık.
Etrafımızda 5-10 derviş vardı. Bendir birden elimde kırıldı. Vurmaya devam ettim. Sonra birden ses geldi. Şeyh Efendi geldi. Durun dendi. Durduk ve ayağa kalkarken uyandım. Siz hep yanımızdaydınız. İzmit'ten Sinan, Seymen. Maşallah. Seymen'in ne oğlu demek o. Maşallah Sinan. Allah mübarek eylesin. Aferin ya. O bana söyleseni Bosna'ya götürsün inşallah. Selamun Aleyküm hocam. Benim size bir sorum olacaktı. Zekatla ilgili bizim fındık bahçemiz var. Her yıl fındığı hasat ettikten sonra ne kadar üşür veya zekat vermemiz gerekir. Zekatı verirken borçlarımızı fındığa harcanan gübreyi, ilacı, yakıtı şeyleri düşünüp, ürünleri düşünüp öyle mi zekat veririm? Yoksa ürünü hasat ettikten sonra hiçbir şey düşmeden direkt paraya sahipleri mi vermemiz gerekir?
Bunun en güzel şeyi şu. Ürünü çıkardınız, yaptığınız masrafları düşün. Ondan sonra kalanın kırkta birini verin. Nasip nedir? Nasip de nasip midir? Nasiplenmek nedir? Harikasın ya. Nasip normalde bir kimse çalışır, çabalar. Cenab-ı Hakk'ın ona karşı takdir ettiği şeydir. Selamun Aleyküm. Evlenmek istediğimiz halde karşı tarafın anne babası başka şehirlerde yaşadığımız için kabul etmiyor. Bizim için dua eder misiniz? Ya başka şehirlerde yaşamak evliliğe engel bir şey değil ki ya. Boş muhabbet bu. Seni istemiyorlar herhalde o yüzden. Bir şey daha sormak istiyorum. İlk olarak hangi hadis kitabından başlamalıyım?
Riyay-ı Salih'in oku. Diyanetin üç ciltlik Riyay-ı Salih'in var. Yani onu edinebilirsin. Her yerde var. Hadis olarak onu okumaya başla. Selamun Aleyküm. Hayırlı geceler Konya'da. Mehmet Koç. Üstadım, imanla küfür arasındaki ince çizgiyi nasıl yakalarız? Biz insan oluk ya küfür ya da iman üzerine oluyoruz. Allah'ı hiç unutmayıp daim zikrettiğimiz zaman bundan kurtulmuş olur muyuz? Allah'ı unutmamamız, gaflete düşmememiz küfür müdür? Allah razı olsun. Aleyküm Selam bir kimse iman ettiyse iman etmiştir. O neden küfre düşsün ki? İman ettiği meselelerde şüpheye düşerse, iman ettiği herhangi bir mesele, Kur'an-ı Kerim'den herhangi bir şeyi inkar ederse, o zaman küfür olur. Öbür türlü iman ettiği halde küfür şüphesi şeytanın vesvesesidir.
Tevbe-i Zikrullah'a devam edecek inşallah. Selamünaleyküm. Annem bir hata yaptı, eşimle görüşmek istemiyor, benimle görüşmemi istemiyor. Ben ne yapmalıyım bu durumda? Herkes hata yapar, herkes yanlışlık yapar, herkes eksiklik yapar. İnsanın annesi de hata yapar. O yüzden eşinin annenle görüşmek istememesi doğru bir davranış değil. Seni de görüştürmek istememesi doğru bir davranış değil. O yüzden bir kadın annesiyle görüşmeli, ailesiyle görüşmeli. Yani bir kadının kocası da ne olacak yani, bayramdan bayramı görüşsün o zaman.
Yani gitsin kayınvalidesiyle görüşsün, bunda bir sıkıntı yok. Veyahut da ne bileyim, işte en azından eşinin görüşmesine müsaade etsin. Selamünaleyküm. Kayseri'de öğrencilik yaparken birkaç defa Bursa'ya dergaha gelmiştim. Malatyalıyım, inşallah kendimi hatırlatabilmişimdir. Bu konuda sizinle istişare etmek isterim. Fakat numaranıza ulaşamadım. Yardımcı olunursanız sevinirim. Malatyalı bir bayan kardeş vardı ya. Neydi ismi şimdi? Evet, yani Kayseri'de okumuştu sonra o. Zannediyorum evlenmiş olmuştu. Evlenecekti galiba. Bir yerde okuyordu. Evet, numaramı attım inşallah size. Görüşürüz. Hatırladığım kardeş o Malatya'dan Kayseri'de okuyan o vardı. Bir tek o vardı ya.
Rüyamı size nasıl sorabilirim? Buradan yazmayın dediniz. Evet, derviş kardeşler buradan rüyalarını yazmasınlar. Selamun Aleyküm dersi alınan kişi aynı dersi çekmeye devam ederse bundan zarar görür mü? Çekmemesi daha mı hayırlı? Burada ismini yazınca okumak zorunda kalırım. Evet, vuslat dersi çekebilir yeni bir şeyhi intisap edinceye kadar dersini çekebilir bir kimse.
Ama bir yeni bir şeyhi intisap edinceye kadardır zikirsiz kalmasın diye veya tevhid çekebilir zikirsiz kalmasın diye. Yeni bir şeyhi bulunca ona da gider intisap eder inşallah. Selamun Aleyküm, hayırlı Ramazanlar. Sorum, kuşluk evvabim ve teheccün namazları dörde rekat kılınır mı? Evet, eğer kılınırsa yazsanız sünneti gibi mi kılınacak? Evet. Soru 2. 20 aylık bebeğimi emzirmeye devam ediyorum. Okuduğumuz Kur'an-ı Kerim hatminin bebeğe sütten faydası geçer mi? Kur'an her şeye şifadır ama normalde bu kadar da bebeğe sütten geçer mi? Yapmayın ya. Şaban ayında kaza orucu tutmaya çalıştım. Gece sahura kalktım, halsizdim. Niyetime öğle vaktine kadar, öğle vaktine kadar başlarırım.
Geçerse kaza orucunu niyet etmekti. Ağrım olduğu için niyet etmedim. Öğlen sonu yemek yemeye devam ediyorum. Niyet etmemişsiniz, siz oruçlu değilsiniz. Bu şekilde kaza orucu bozulmuş olur mu? Olmaz. Soru 4. Kur'an-ı Kerim okuyup bağışladığımızda birinci derecede akramalarımızın ismini söyledim. Diğerlerinin akrabaları da bağışlamaya dahil olur mu? Hayırlı Ramazanlar. Dahil ederseniz olur. Belli bir yaştan sonra helal gözetmeden yaşadıktan sonra virt aldım. Dergahın içinde doğmadım. Anlattıklarınızdan bu yoldan nasibim olmadığını mı anlamalıyım? Yok. Normalde herkesin her yoldan nasibi vardır. Yeter ki o yolda yürümek istesin kimse.
Karanlıkta oturanlar nasıl gerçek ışığı görürler? Her karanlığı aydınlatacak bir ışık vardır. İki gündür hedef ve adab ile ilgili rüya görüyorum. Akşam ve yatsıyı cem edince teravih namazı kılınır. Nasıl kılınır? Akşam ve yatsıyı cem ettiyse vakti geldiğinde zamanı geldiğinde veya müsait olduğunda teravih namazını kılar. Mustafa Hoca'nın mı telefon numarası? Evet Eskişehir'den arayan kardeş telefon numarası bana aydı. Selamun Aleyküm. Geceniz hayırlı olsun. Oruca niyet ederek yattım ama boğazımda rahatsızlık olduğu için uyuyamadım. İki saatlik uyudum. Uyandım ise gitmek için kalktığımda boğazım daha kötüydü. Akşama kadar kuru kalacağından daha kötü olmasından korktum.
ve doktora gittim ilaç içip orucumu Allah'ın lafına sığınarak bozdum. Bu durumda kazası nedir? Bir gün. Sakarya'dan selamlar ve aleyküm selam. Selamun Aleyküm. Kulağından ameliyat olmuş çocuğun ailesi sizden dua etmişti, istemişti. Eğer ailesi isterse işitme ve dil eğitimi konusunda yardımcı olabilirim. Ben Şirin öğretmen. Bu numaradan bana ulaşabilir. O normalde kulağından ameliyat olmuş çocuğun ailesi, o çocuk Almanya'da. Almanya'da bir kardeşimizin çocuğu. Eğer irtibat kurarsa, Şirin Hoca sizin telefonunuzu verebilirim. Ama Almanya'da yaşıyorlar. Telefonla eğer irtibat kurulursa, telefonla yardımcı olabilirseniz inşallah. Veyahut da buraya geldiğinde yardımcı olabilirseniz inşallah.
Teşekkür ediyoruz Şirin Hocam. Hayırlı akşamlar inşallah. Selamun Aleyküm. Ramazan ayı itikafı mevcut şartlarda nasıl olur, bilgi verebilir misiniz? Yani normalde camiler koronadan dolayı cemaatle namaza kapalı ama itikafa müsaade ederler mi? Erkekler için etmezler mi bilmiyorum. İtikaf ibadete çünkü camilerde olması lazım erkekler için. Ama ne yapar, diyanet bu konuda nasıl bir önlem aldı, nasıl bir tavır takındı bilmiyorum. Bir sormakta fayda var. Bayanlar itikaflarını evlerde yapabilirler ama erkekler için sünnet olan camide. Selamun Aleyküm hocam. Ben ev sahibimin sayesinde sizi tanımaya çalışıyorum.
Benim eşim öldü. Dün gece kızın babasının rüyasında görmüş. Küstüm size demiş. Kızım da çok üzülüyor. Yorumlarsanız çok memnun olurum. Ev sahibinin selamlarıyla saygılar hocam. Adım Ömür demiş. Allah mübarek eylesin. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak iyilik versin inşallah. Normalde bu kızınız babası hakkında, babasının iyi olması için biraz onun hakkında sadaka, tasadduk ederse iyi olur inşallah. Onun için biraz hayır hasenat yapsın. Ona niyet etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Biz beş kardeşiz. Farklı üstadlara intisaplıyız. Son yıllarda bir araya gelsek de sohbet ettiğimizde herkes gergin patlayacak bomba gibi. Aslında özlüyoruz eski günleri. Çocuklarımız büyüdü. Kimimizinki ehli, kimimizin üniversitede biz bu durumu nasıl atlatabiliriz?
Hayırlı geceler. Yalnızlaşıyoruz samimiyeti özlerken. Yani insanlar bir araya geldiklerinde üstad sohbeti etmezlerse, tarikat sohbeti etmezlerse aralarında hiçbir sıkıntı olmaz. Bir araya geldiğinizde senin üstadın, benim üstadım, senin tarikatın, benim tarikatım konuşmayacaksınız. Bu konuda kardeşler olarak karar alacaksınız. Konuşanı da uyaracaksınız. Yapma, etme, konuşma kardeşim. Üstadını anlatmamız. Herkesin üstadı var deyip meseleyi bitireceksiniz inşallah. İkinci sorum. Anne babası farklı üstadlardan dersli olan yeğenim üniversite son senesinde açıldı. Çocuklarıyla alakalı bir aileydiler. Üstadın dindal ilgili bir ailede yetişen bir gençti.
Çocuklarımızı nasıl imanlı koruyacağız her türlü tehlikeden. Geçer bu tip şeyler. Yavaş olun, sakin olun. Sonuçta o insanlar belli bir zaman sonra belki de yaşamış oldukları dinden dolayı değil, o dini çevreden sıkılıyorlar. Belli şeyler yaşıyorlar. Onun psikolojik arkasına bakmak lazım. O yüzden normalde işte veya o dindar olan aileler bir araya geldiğinde belli problemler yaşayınca normalde çocuklar o dindan değil, dindarlıktan soğuyabiliyorlar. O yüzden psikolojik arkasına bakmak lazım. Bir de biz adet geleneği görenekle dini karıştırıyoruz. Biraz da sıkıntı onlardan çıkıyor.
Allah yiyesin. Anadolu'da bilhassa ve Anadolu ailelerinde bu çok fazla. Rabbim korusun inşallah. Selamun Aleyküm. Ben Abdullah Baba'nın dersine bağlıydım. Malumunuz, Üstadım Hakk'ın rahmetine kavuştu. Kendisi ömründe, sohbetlerinde ölüden şeyh olmaz. İstarenizi yapın, şeyhinizi bulun dediğini kulaklarımla işittim. Şu anda düzenli zikirler yapılsa da kendimi cami cemaatinden farklı hissedemiyorum. Vefat eden üstadımda mı takılıp kaldım? Ben bir adım öteye geçemedim mi? Sizin gönlünüzde Abdullah Baba'nın yerini duymuştum. Sizin ağzınızdan doğrudan öğüt almak istedim. Ramazan ayınız mübarek olsun. Şeyh Efendi, Abdullah Efendi hepimizin şeyhidi.
Allah rahmet eylesin. Ben de hep aynı şeyi duydum ondan, sağlığı boyunca. Hatta benden bu konuda söz almıştı. Oğlum ben öldükten sonra bütün dergaha bunu söyle. Herkes istare yapsın, istaresinde gördü. Kim ise ona intisap etsin diye. Sonradan hastalığının son döneminde, hastalığının ağır olduğu dönemlerde işte zakirlere tabi olun, dağılmayın diye bir söz söylediği söylendi. Öyle olunca zakirler de bunu işte kendilerine bir pay çıkardılar. İşte kendilerince dediler ki işte bize tabi olacaksanız Mehdi gelecek, Mehdi gelince kadar biz sizi Mehdi'ye ulaştıracağız diye böyle bir söylem çıkardılar. Sonradan bu iş daha da büyüdü. Kimisi dedi ki ben rüyamda gördüm, bana zakirlik verdi. Haydi üveysi oldular, ben de öyle duyuyorum.
Üveysi olmuşlar şimdi. Üveysilik yolu olarak gidiyoruz diyorlar. Ama Şeyh Efendi, Kaderi, Rufai, Bedevi, Dusuki, Şazeli, Nakşibendi, Mevlevi hatta bu fakirce hem de Bayrami idi. Yani 12 pirde destekliyordu onu. Hatta ben bir gün ona dedim efendim 12 pirde sizi destekliyor ders kağıtlarında 12 pirde yazalım mı dedim. Yok Mustafa Efendi yazma oğlum dedi. Öyle kaldı yani Şeyh Efendi Hazretleri üveysi değildi. Yani üveysi yolu çıkardılar şimdi. Böyle bir şeyhe intisap etmeyi nefislerine yediremeyen, bir şeyhin terbiyesine girmeyi nefislerine yediremeyen. Biz üveysiyiz deyip çıkıyorlar. Bir de yetmedi, bir de üveysi şeyhleri türedi. Ya üveysiliğin şeyhi olmaz zaten bu yolun adabına, erkanına aykırı.
Yolun adabı erkanı belli bir kimse şeyhi vefat ettiyse bu yeniden gidip bir şeyhe intisap edecek. Bakın Cüneydi Bağdadi'den, Beyazdi Bestami'den, Abdülkadir Geylani'den ondan sonra Hazreti Mevlana'ya kadar bütün pir efendiler mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır diye emir buyurmuşlar. Şimdi bir burada parantez açmak istiyorum. Mesele şu, eğer ki bir derviş beşinci esmayı aldıysa ve beşinci esmada ise, orada oturduysa, yerleştiyse, o kabir ehlinden cevap alır, hitap alır. O zaman o kimse bir şeyhe intisap etme zorunluluğu duymayabilir. Şimdi benim bildiğim beşinci esmayı alan Şeyh Efendi'nin zamanında dört beş kişiydi.
Bu beşinci esmayı alan. Bu dört beş kişinin bir tanesi vefat etti zaten. Ahmet Uran Gümüş ağabeyimiz vardı. O vefat etti. O beşinci esmada idi. Nakib-i Nükabba'ydı. Onun beşinci esmada olduğunu biliyorum. Daha birkaç arkadaş daha vardı beşinci esma. Bunlar da normalde beşinci esmadaydı. Bunlar bir şeyhe intisap etmeseler, bu dediğim beşinci esmayı alan kimseler. Onların hakkıdır. Ama diğerlerini, diğerleri, hepsinin de istihara yapıp, mür üstada intisap etmesi gerekir. Ama ne yazık ki Şeyh Efendi'nin bu nasihatlerine, bu sözlerine uyan tabi olmayan kardeşlerimiz oldu. Onlar şimdi değişik yerlerde, değişik noktalarda toplanıp zikir yapıyorlar. Kimisi kendisini nakib-i Nükabba ilan etmiş, kimisi kendisini zakir ilan etmiş.
Zaman zaman oradaki sohbetlere, derslere gidenler gelip bana soru olarak soruyorlar çünkü. İşte filanca abi varmış, ben diyorum tanımıyorum. Ama o diyor Şeyh Efendi ona nakiplik vermiş. Yavrum işte bütün nakip icazetleri ve nakib-i Nükabba icazetleri Bursa'da yazıldı. Bizatihi o vazifenin başında ben vardım. Kimlere nakiplik icazeti yazıldı, kimlere nakib-i Nükabba icazeti yazıldı, onları ben biliyorum. Şeyh Efendi'nin sağlığında nakipler belliydi, nakib-i Nükabba'lar belliydi. Bundan Şeyh Efendi vefat ettikten sonra bir sürü nakib-i Nükabba, zakir-i Nükabba'lar ne ararsan çıktı. Tabirimi hoş görün. Bunlar hatta bazı bayanlar bana rüyamda Şeyh Efendi zakirlik verdi. Kimisi demiş ki bana rüyamda bayan olarak, bana halifelik verdi.
Bu işin ipin ucu kaçtı velhasıl kelam. Ben böyle söyleyince de bana kızıyorlar. Bana böyle değişik sosyal medyalardan hakaretler ediyorlar. Ben doğruyu söylemeye çalışıyorum. Abdullah Efendi Hazretleri, onların olduğu kadar benim de Şeyhimdi. Ve işin bir de daha acı yönü var. Şeyh Efendi Hazretleri'nin sağlığında yanında bulunmayanlar, sağlığında yanında dolaşmayanlar, sağlığında aktif olmayanlar ve sağlığında hiçbir onunla ilişkisi olmayanlar, faaliyette olmayanlar öldükten sonra onun kıymet vermeye başladılar.
Bir şeyhe kıymet verecekse bir kimse sağlığında verecek. Sağlığında neden kıymet veremez? Neden yanında duramaz? Çünkü fedakallık lazım. Çünkü insanın hiç olması lazım. Nefsinden geçmesi lazım. Otur, oturacaksın. Kalk, kalkacaksın. Yürü, yürüceksin. Gel, geleceksin. Git, gideceksin. Bunu yap, yapacaksın. Bunu yapma, yapmayacaksın. Bu insan nefsine çok zor gelir. O yüzden sağ bir üstada bağlanmak gerçekten nefse çok zor gelir. Bizim Bayındırda Oktay diyor. En güzel şeyh, ölü şeyh diyor. En güzel bağlılık, ölü şeyhe bağlanmak diyor. Kafana göre takılıyorsun diyor. O yüzden şimdi ne yazık ki bizim arkadaşlarımız, eski kardeşlerimiz en güzel şeyh ölü şeyh deyip kafalarına göre takılıyorlar.
Ondan sonra kendi kendilerini zakir ediyorlar, kendi kendilerini nakip ediyorlar, kendi kendilerini nükabba ediyorlar. O kendi kendini nakip eden, elinde senin nakiplik icazetin şeyh efendiden var mı? Yok. Kendi kendini nakibi nükabba eden şeyh efendiden senin elinde icazetin var mı? Yok. Kendi kendini zakir eden şeyh efendi seni sağlığında zakir mi etti? Hayır. Yani gitseniz dergan kendi içerisindeki herhangi bir nakip nükabba'ya müracaat etseniz, o size burada sen ders yaptırabilirsin dese şeyh efendinin adına ama bir şeyh buluncaya kadar ancak onu yapabilirsiniz. Bir şeyh buluncaya kadar şeyh efendinin dersini çekebilirsiniz. Bir şeyhi bulmak zorundasınız. Bunu tekrar şeyh efendinin tabiriyle söylüyorum.
Şeyh Efendi Hazretleri böyle tarif ederdi. Eskiler bunu bilirler. Müteahhitsin, bir inşaat yapıyorsun, bu inşaat, yedi katlı inşaat yapacaksın, üçüncü katında usta ölse, müteahhit ölse, senin inşaatın duracak mı, yedinci kata çıkmayacak mı derdi. Demek ki öldü, vefat etti. Abdullah Efendi Hazretleri vefat etti. Öldü. Mustafa Efendi gibi öldü. Hacı Elaydar Efendi Hazretleri gibi öldü. Hacı Ebu Bekir Efendi Hazretleri gibi öldü. Geçmiş pirefendiler gibi öldü. Ta Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine kadar öldü. Bu dünyadan gider oldular. Bu dünyadan göçtüler. Size canlı faal bir şeyh lazım diyor Hazreti Mevlana. Sen diri faal bir mürşid bul.
Diri faal bir şeyh bul. Diri faal bir veli bul diyor. E siz bu kardeşler pirefendileri de dinlemiyorlar. Abdülkadir Geylana Hazretlerini dinlemiyorlar. Ahmed Ar-ı Rıfa Hazretlerini dinlemiyorlar. Hazreti Mevlana'yı dinlemiyorlar. Beyazlı Bestami'yi dinlemiyorlar. Cüneydi Bağdadi'yi dinlemiyorlar. Maruf-ı Kerhi'yi dinlemiyorlar. Muhasibi'yi dinlemiyorlar. Bütün pirefendileri dinlemiyorlar. E kimi dinliyorlar? Heva heveslerini dinliyorlar. Onu iyi dinliyorlar. O yüzden bu bütün herkes için geçerli. Bu bütün herkes için geçerli bakın. Beşinci esmayı almadıysa bir kimse şeyhinden. O gidip bir şeyh bulup intisap edecek. Şeyhinden beşinci esmayı almış.
Düşmüş ama. Bir de işin bu tarafı var. Sana şeyh efendi beşinci esmayı vermiş. Tamam. Ama sen kabre gidip kabirdeki kimseye soru sorup cevap alabiliyor musun? Alamıyor musun? O halini korudun mu? Koruyamadın mı? O halini koruyamadıysan aldatma kendini beşinci esma adayım diye. Bak kendini aldatma. Kendini sınamak istiyorsan git Emir Sultan Hazretleri'nin kabri şerefinin başına. Selamun Aleyküm de Aleyküm Selam diyecek mi demeyecek mi? Ama kendini aldatma yine. Kendi kendine hayalini hal görme. Çünkü eğer düştüysen sen hal ile hayali de ayırt edemezsin. Bunu unutmayın. Eğer beşinci esmadan düştüyse bir kimse hal ile hayali de ayırt edemez. Çünkü beşinci esma tehlikeli bir esmadır. Her an için bir kimse aşağı düşmesi muhtemeldir.
Çok üzülürüm ben beşinci esmadan aşağı düşen bir kimseye. Dervişlikte en fazla üzüldüğüm şeylerden birisi odur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden şimdi Şeyh Efendi Hazretleri vefat etti. Ama işte arkasından bir kısım arkadaşlar bir şeyhe intisap etti. Kimisi intisap etmedi. Kimisi istare bile yapmadı. Bazı zakirler kendilerini şeyhin yerine koydular. Bakın bu büyük bir hastalıktır. Zakir şeyhin yerine kendini koyar. Ama bilinçli ama bilinçsiz. Ben size yeterim, ben sizi terbiye ederim, ben size esmanızı veririm, rüyalarınızı da bana anlatırsınız diyorsa zakir şeyh olmuştur. Bu şuna benziyor. Peygambere tabi olmayın. Kime tabi olun? Peygambere tabi olmayana tabi olun.
Peygambere tabi olmayın, bana tabi olun. Peygambere tabi olmak varken sana neden tabi olayım? Ama peygamber geçti. Eee yeni peygamber sensin o zaman. Bu ona benziyor. Bütün hadisleri inkar et, peygambere tabi olma. E kime tabi olacağım? Sen o zaman yeni peygambersin, sana tabi olalım. Kur'an'ı senin dediğin gibi yorumlayacağız. Kur'an'ı senin istediğin gibi yorumlayacağız. Kime göre yorumlayacağız? Kur'an'ı taslamama göre yorumlayacağız. Neden? Bütün hadisleri inkar etti. Eee Kur'an'ı neyle yorumluyorsun o zaman? Kendi heva hevesiyle yorumluyor. Bütün hadisleri inkar etti. Kim? İşte x kimse. Şimdi isimlerini verip de Ramazan mübarek gün günaha girmek istemiyorum.
Ama bunların tanınanması lazım, bilinmesi lazım. Yani bir kimse hadisleri komple inkar ediyorsun. Küfür ehli yerine peygamber olarak kendini koydu. Eee bir kimse de dedi ki bir şeyhe intisap etmenize gerek yok. Zakirim ben kardeşim. Eee burada toplanacağız, zikrullah devam edeceğiz. Ben sizi Mehdi'ye götüreceğim. İyi hoş geldin ya. Kendini şeyh ilan etti o. Bakın şeyhi vefat etmiş olan bütün zakirler eğer bir şeyhe intisap etmiyorlarsa kendilerini şeyh yerine koymuşlardır. O yüzden bunlar şeyhin sahtesidir. Biz şeyhiz diyemezler. Ben şeyhim de diyemez. E ne yapacak? İşte biz şeyhefendinin yolundayız. Kardeşim şeyhefendinin yolundaysan, şeyhefendi nasıl Çorum'un Hacı Mustafa Efendi'den sonra şeyhlik yaptıysa, seninle bir şeyhlik yapan bir şeyhe gidip intisap etmen gerekir.
Ama etmezler, nefislerine yidiremezler. Eee bir de yani öyle bir demek ki rüyalarında görmüyorlar, hallerinde görmüyorlar kapalı. Artık nasıl bir hata kusur işledilerse yola karşı rüyalarında, hallerinde görmüyorlar. Muhakkak, bunu defalarca söylüyorum, şeyhi kim olursa olsun, şeyhi vefat eden bir kimse istare yapıp bir şeyhe intisap edecek. Veyahut da çıkacak yola, istaresini de görmüyor. Nerede Kur'an ve sünnete bağlı icazetli bir şeyh var ise gidip ona intisap edecek. Ya işte icazetli şeyh mi var bu zamanda? Var canım kardeşim, neden yok deyip atıyorsun bir kenara. Ya işte bir yerlerden bulmuşlar. E hadi sen de bul o zaman, bir yerlerden bulunuyorsa öyle, git sen de bul.
Sen de bul as dergahına. Sen de bulmuyorsun. Küçümseme kimseyi. Allah muhafaza eylesin. Tabi onlar küçümsedikçe farkında değiller, manevi helak içindeler. Allah muhafaza eylesin, Allah korusun. O yüzden herkese söylüyorum, şeyhi vefat ettiyse istare yapıp bir şeyhe intisap edecek. Geri kalan boş. Geri kalan boş. Heva hevesten ibaret. Allah muhafaza eylesin. Bir de böyle bazen şunu 5-6 aydan beri ben böyle söyledikçe artık gelengiden yok. Bir de bir korona olunca temelli gelengiden yok. Bana normalde ulaşıyorlar. İşte yurt dışından da telefonumu tespit edip arayanlar var. İşte Fransa'dan, Almanya'dan, Hollanda'dan arıyorlar. Belçika'dan arıyorlar. Eski Şeyh Efendi'nin dervişlerinden.
İşte ya bize böyle söyleyen olmadı, bize böyle diyen olmadı. Ne yapayım kardeşim diyorum. Ben Şeyh Efendi'den böyle duydum. Siz şimdi zakirlere tabisiniz. Eee, ee zakiriniz şeyhlik yapıyor. Sen rüyanı kime anlatacaksın? Zakire, rüya yorumlama hakkı yok onun. Neden? Vermedi Şeyh Efendi. Bunu şataat olarak söylemiyorum. Abdullah Efendi Hazretleri'nin dergahında rüya ve hal yorumlama iki kişideydi. Bir, Tire'de köfteci Hacı Kamil Efendi'deydi rüya ve hal yorumlama. Şeyh Efendi Hazretleri bu kulağımla duydum. Rüyalarınızı ve hallerinizi Tire'de köfteci Hacı Kamil'e anlatabilirsiniz dedi. Bir de bu fakire verdiydi. Rüyalarınızı ve hallerinizi Mustafa Efendi'ye anlatabilirsiniz.
Bu fakirin esmalarını değiştirmeye, esma vermeye filan işte ders almaya vermeye hepsinde bana bu icazeti verdiydi. Ve bütün dergah da bunu bilir. Kim yorumlayacak onların şimdi rüyalarını? Hiçbir kimse. Yorumlayamaz. Yorumladıkları heva ve heveslerinden olur. Hata yapıyorlar ama söyleyecek bir lafımız yok. Allah hepsini de bizi de affetsin inşallah. Allah razı olsun cevapladınız ancak ben herhangi bir tarikata bağlı değilim. Derse devam edin dediniz. Günlük okudum Kur'an meali ve dualarıma. Evet günlük ne yapıyorsanız. Yani normalde siz kendi kendinize ondan sonra kendi içinizde ders yapıyorsunuz. Kendi içinizde virt yapıyorsunuz.
Kendinize bir şeyler yapıyorsunuz. Onlara devam edin. Bir dergaha bir tarikata bağlanıncaya kadar. Selamun Aleyküm. Fıkıhla alakalı bir soru sormak istemezdim. Fakat kudüreye baktım bulamadım. Sorum oruç esnasında ağzımda çok fazla tükürük oluşuyor ve bunu yutmak benim orucumu bozuyor mu diye şüpheye düşüyorum. Ne tavsiye ederseniz hakkınızı helal edin inşallah. Tükürükten oruç bozulmaz. Diğer sorum da bir sohbetinizde kalbi hallerini sizi aldatmasın demiştiniz diye hatırlıyorum. Buradaki kalbi hal nedir? Normalde haller geçicidir. O manada söylemişimdir herhalde. Selamun Aleyküm. İlk defa itikafa girme niyeti edindim. Üç günlük itikafa girebilir miyim? İtikaf ibadetlerimle şekilde olmalı.
Teşekkür ederim. Arkadaşlar bizden dersli olan kardeşler Ramazan boyunca bir günlük, iki günlük, üç günlük, üç saatlik, beş saatlik, on günlük ne kadar itikafa girecekseniz hepinize müsaade var. İtikafa girebilirsiniz. Ayrıca müsaade almanıza gerek yok. Allah mübarek eylesin inşallah. Her itikafa giren normal günlük dersini çekecek. Bir de yetmiş bin tevhide niyet edecek. Yetmiş bin tevhid. Eğer on günlük itikafa girecekse her gün yetmiş bin, yetmiş bin, üç günde bitirecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görürse, işte onunla alakalı bir rüya, bir hal yaşarsa, dördüncü gün on bin salavat-ı şerif okuyacak. Yetiştirebilirse yüz bin lafze-i celal okusun.
Ya da beşinci gün yüz bin lafze-i celal okucak. Ya Allah altıncı gün tevhid, yedinci gün lafze-i celal, sekizinci gün tevhid, dokuzuncu gün lafze-i celal, onuncu gün tevhid olarak itikafını bitirecek. Selamünaleyküm. Ben çok sıkıntılı bir durumdayım. Ne karar versem bilmiyorum.
Size anlatmıştım, sıkıntı yok demiştiniz ama sürekli kafamı kurcalıyor, içim rahat değil. Nikahlı yaşadığım kişiyle ilgili çocukları var, eşleri var. Onun ve benim çocuklarım öğrendiğinde gönülleri kırılacak. Şu anda haklarına giriyorum. Arkalarından iş çeviriyoruz diye kendi kendime savaşıp duruyorum. Ayrılmaya karar veriyorum. Zor da olsa unutup çocuğu olmayan başka birisiyle ya da bekleyip karşıma çıkacak birisi olur belki diye. Sonra ayrılmayalım, ne olacaksa olsun diyor. O da ayrılmak istemiyor ama ben bir türlü kararda kalamıyorum. Çocuklarımızı ve eşlerini arkamdan isyan edip üzüp perişan edersen ben de perişan olurum. Kimseyi üzemem sonra.
Kendimle mücadele ediyorum. Çok sıkıntıdayım. Bu konuyla ilgili hata yapmaktan korkuyorum. Başkasıyla nikahlansam kucaktan kucağa koşar gibi mi olacağım sizden ve Rabbimizden uzaklaşmaktan korkuyorum. Ne yapıyorum? Beynim yandı demiş. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak en hayırlı yöne çevirsin. Vercek olduğunuz karar Kur'an sünneti arasında helal bir karar oldu müthişe bir sıkıntı yok. Evlenmek de helal, boşanmak da helal bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm ben namaza yeni başladım. Abdest alırken sadece farzlarını alıyorum. Bu abdest ile namaz kılmamda bir sakınca olur mu? Olmaz.
Bu noktada bir problem yok ki. Yüzlerini yıkacaksın, kollarını yıkacaksın, başını mesleteceksin, ayaklarını yıkacaksın. Zaten ne kaldı ki geriye? Ağzını burnuna su versen bu kadar. Ağzını burnuna su vermek mi zor geliyor muvarek insan. İkinci sorun bir kimsenin gıybetini yapsak sonra o kimseye yaptığımız şeyi söylemeden. Genel olarak hakkın varsa helal et desek gıybetin günahı kalkar mı? E normalde böyle biraz şey oluyor. Söyle senin hakkında böyle böyle dedim de hakkını helal et de öyle helalaşın inşallah. Selamünaleyküm hafızlığını bitirmiş birisi olarak namaz, oğlum hafızlığını bitirmiş birisi olarak namazlarını kılmıyor. Şu mübarek namazını da dahi kılmıyor.
Kaç kere tatlı tatlı konuştum öğretiniz sebebiyle üzerine gitmek istemiyorum. Hem dua edin inşallah hem de bana bu konuda ne yapmam gerektiğini söyler misiniz? Sen üzerine düşen vazifeyi yapmışsın, hafız olmuş oğlun. Sen anne baba olarak üzerinize düşen vazifeyi yapmışsınız. Büyükse oğlunuz akıl balidir yani hafız olduğuna göre. Yapacak bir şey yok. Allah iyi etsin inşallah. Allah hidayet eylesin. Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Gördüğümüz rüyaları anlatmaya korkuyorsak ne yapabiliriz? Sanki anlatınca her şey bitecekmiş gibi geliyor. Bu korkuyu nasıl yenebiliriz? Korku nefisten bu korku. 20 aylık bebeği olan emziren anne oruçtan tamamen muaf mı tutulmalı?
Bir kimse normalde çocuğunu emziriyorsa oruç tutup tutmamakta serbest. Tutabiliyorsa tutacak. Tutamıyorsa sonra çocuğunu sütten kesince tutabilir. Selamünaleyküm, aklıma sürekli bir dersi bırakma hissiyatı var. Duanızı istiyorum. Tam olarak nasihatlerinizi yapamıyorum. Hatta yapmıyorum. Hayata karşı bir muhabbetim yok. Size de yok. Hatta sizi eleştirdiğimi fark ettim. Tövbe ettim. Geçti sandım ama ara sıra yine size kibir yapıp laf ediyorum kendi kendime. Ve işten içe. Allah affetsin. Halbuki sohbetlere, namazlara, virgilerime devam etmeye çalışıyorum. Sizin nasihatlerinizi çoğu zaman kulağımın üstüne yattım.
Zamanla geçer dersimi çekeyim geçer vesaire dedim. Ama silkinip kendime gelmek istiyorum. Hakkınızı helal edin. Toparlayamadım. Uzun yazdım. Ama zahiren de size başvurmak istedim. Hakkımız helal olsun. Allah yardımcınız olsun inşallah. Kolay değil. Yani ben bir kimse sufilik yolunda zorlansa makul karşılarım. Sufilik yolunda sıkıntı çekse makul karşılarım. Dini yaşamak, dinini yaşarken zorlansa makul karşılarım. Neden? Gerçekten dini yaşamak kolay bir şey değil. Yani dinin emirlerini yerine getirmek kolay bir şey değil. Kaldı ki sufiliğin adabını, erkanını, icablarını yerine getirmek daha da zor. O yüzden gerçekten zor bir yol. Bu noktada zorlanan kimseleri hiç hor hakir görmem.
Onlara hak veririm. Empati yaparım kendimce. Derim ki ya zor bir şey, kolay bir şey değil. İnsanlar annesini, babasını dinlemekten inticap ederken, ne bileyim işte eşler birbirlerini dinlemekten inticap ederken, bir işte üstad kabul ettiği bir kimseyi dinlemek kolay bir şey değil. Nefis patlar, şeytan çıldırır. Bunlar kolay bir şey değil. Nefis bir kimsenin peşini bırakmaz. Tabiri caizse böyle katilliği meslek etmiş gibi, nefis öylesine insana saldırır, öylesine insanın üzerine gider ki, nefes aldırmaz insana. Gerçekten nefes aldırmaz. Ve nefis istediğini yaptırıncaya kadar o insanı törpüler de törpüler, üzerine çiğner de çiğner. Tabiri caizse onun kafasında eşelenir, kalbinde eşelenir onun.
Nefis öyle bir emmare nefsi, öyle bir mahlukattır, öyle bir hin oğlu hindir veya hin kızı hindir. Öyle söyleyeyim. Yani o böyle kolay bir şey değildir. Yedi başlı canavar gibi her başında yedi şart değil, yetmişer tane ayrı yetten başlardır. Nefis öyle bir şeydir. O yüzden dini kolay kolay yaşatmaz, namazı kolay kolay kıldırmaz, orucu namazı kolay kolay tutturmaz. Bir üstada kolay kolay hiç bağlatmaz. O yolda kolay kolay rahat yürütmez insanı. Allah Allah Allah … Neler yapar, neler yapar. Onun kafasını kesen, onu törüştüren, onu durduran ancak Allah aşkıdır, Resulullah aşkıdır, üstad aşkıdır. Onu başka bir şey durdurmaz nefsi. Perişan eder insanı. Allah muhafaza eylesin. O yüzden aşkı ziyan eder insan.
Bakın aşkı ziyan eder. Neden ziyan eder? Nefsini uydundan ziyan eder. Her nefsine uyan aşkı ziyan eder. Yani bu karı koca, iki sevgili arasında da sevmekten inticap eden, yorulan, geri düşen, nefsine uyan aşkı ziyan eder. Yani iki aşık düşünün. İki kadınla erkek düşünün. Kadın erkek işte o sevgi yoluna girmişler. Öyle değil mi? Birisi aklına uyup, birisini eleştirse, birisine karşı muhabbetini kesse, aşkı ziyan etmiştir o. O dünya üzerinde, bu benim kendimce, dünya üzerinde en büyük nankör, en büyük hain odur. Sebep, Cenab-ı Hak onun gönlüne bir muhabbet vermiş, gönlüne bir sevgi vermiş, bahşetmiş. Çünkü sevgi Allah'ın lütfudur.
Sevgi Allah'ın ikramıdır. Neyi seversen sev. O sevgi Allah'ın lütfu, ikramıdır, ihsanıdır. İster bir kadını sev, ister bir çocuğu sev, ister bir çiçeği sev, ister bir böceği sev, ister bir kediyi sev, ister bir köpeği sev. Bir şeyi sevdin ya, sevmek Allah'ın lütfu, ikramıdır. Ve siz o sevgiden geri dönerseniz, en büyük nankörlük budur. İşte aşkı ziyan etmek budur. Ve hatta her sevginin bir icabı vardır. Her sevginin bir kaidesi vardır. Her sevginin bir önermesi, bir yönergesi vardır. Çiçeği seviyorum diyorsanız, çiçeği besleyeceksiniz, sulacaksınız, ilaçlayacaksınız. Neden? Seviyorsunuz onu çünkü. Benim tarasımda ufak tefek bitkilerim var. Ben bitkilere devamlı bakıyorum, gözlerim onun üzerinde.
Neden? Onlardan alacağım meyveye mi ihtiyacım var? Hayır. Onlardan alacağım bir şeye mi ihtiyacım var? Hayır. Onlar birer canlı. Ben onları seviyorum. Onlarla vakit geçiriyorum. İşte çıkıyorum, kafamı dağıtıyorum. Onların diplerini eşeliyorum. Ve onların ilaç zamanı, işte bizim tarımdan sorumlu devlet bakanları olan, işte iyidir muhtarıyla bizim Fatih, Ercan'la Fatih diyorum ki, gelin bir benim bahçeme bir bakın. İşte geliyorlar onlar, ilaç lazım diyorlar, ilaç diyorlar, gübre lazım diyorlar, gübreliyorlar. Bakın, çiçeği sevmenin dahi bir yapılması gereken, uyulması gereken kuralları var. Bir kadını sevdin. Yapılması gereken, edilmesi gereken kuralları var. Bir erkeği sevdin. Yapılması gereken, edilmesi gereken kurallar var. Önergeleri var, yönergeleri var.
Yapman gerekenler var. Fedakallık gerekir sevmekte. Sevmek fedakallıktır. O yüzden bir üstadı sevdin. Fedakallıktır. Yapılması gerekenler var. Peygamberi sevdin sallallahu aleyhi ve sellem'e. Yapılması gerekenler var. Allah'ı sevdin yapılması gerekenler var. Şimdi, bir kimse bu sevmekten geri adım atarsa, veyahut da sevmenin getirdiği icap ve yönergelere uymazsa, küstahlık yapmıştır. Aşkı ziyan ediyordur o. O dünyanın, çok özür dilerim, en büyük kötülüğünü yapmıştır. Neden? Ya Cenab-ı Hak senin gönlüne bir sevgi koymuş. Lütfundan, ikramından, ihsanından. Çünkü bütün sevgiler Allah'tan gelir. Makul ve malum sevgilerin hepsi de, çıkış kaynağı Allah'tır. Kötülük sevgisinin çıkış kaynağı şeytandır. İyilik kaynağının çıkış noktası Allah'tır.
Bir kimsenin, işte nikahlı eşini sevmesi, nikahlı bir kadınını sevmesi, kocasını sevmesi, çocuğunu sevmesi, Allah'tandır. Allah koymuştur o sevgi ona. Hani, bir bedevi geldi, vakti ki, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti Hasan ile Hüseyin'i, iki dizine yatırmış, yatırmış. Dedi ki, yani ben çocuklarımı hiç sevmedim, hiç öpmedim dedi. Allah senin kalbine merhamet etmemiş dedi. Yani dikkat edin. Bir insanın bir şeyi sevmesi, Allah'ın merhametidir. Allah'ın onun kalbine sevgi koymasıdır. Ve o kimse, Allah'ın koymuş olduğu sevgiye ihanet ediyorsa, Allah'ın koymuş olduğu sevgiye, normalde o kimse, hainlik yapıyorsa, nankörlük yapıyorsa, ondan daha kötü kim olacak ki ya?
Ondan daha kötü kim olacak? Yani gitsin, o kimse günahı kebar işlesin, ondan daha azdır. Sevgiye nankörlük yapmasın. Bunun ilacı yok. Bir kimse, günahı kebar işledi, tövbe eder, geri döner. Sevgiye ihanet eder, nankörlük edersen, sevgi damarın kopar, sevgi perden kapanırsa, sen bu dünyadan hayvan olur, göçer gidersin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, kıymetli dostlar, kalbinizde oluşan sevgiye ihanet etmeyin. Ona nankörlük etmeyin. Allah sevgisine hainlik yapmayın. Resulullah sevgisine hainlik yapmayın. Hangi üstad olursa olsun, üstad sevgisine hainlik yapmayın. Hangi eş olursa olsun, eşler birbirlerine, sevgilerine hainlik yapmasınlar.
Çocuk sevgisine hainlik yapmayın. Baba sevgisine hainlik yapmayın. Kardeş sevgisine hainlik yapmayın. Arkadaş sevgisine, dergah sevgisine, dergih sevgisine, hainlik yapmayın. Allah muhafaza eylesin. Rabbi muhafaza eylesin inşallah. İnşallah bütün kardeşlerimiz toparlarlar kendilerini. Selamun aleyküm. Ey oğul, bağı çöz, azat ol. Ne zamana kadar altın ve gümüşün esiri olacaksın, diyor. Mesnevi de. Ama kendi halime kalınca, işler bitme noktasına geldi. Ne olacak bu durum diye kaygılanıyorum. Şeytan beni buradan mı vuruyor? Bu kaygı, günah sayılır mı? Kaygılanırız. Normal iş yapanlar, ticaret yapanlar bu kaygıya düşerler. Ama kaygı bizim psikolojimizi bozmasın.
Kaygı bizim günlük hayatımızı bozmasın. Kaygı bizim ibadet hayatımızı bozmasın. Kaygı bizim dergah hayatımızı bozmasın. Kaygı bizim eşimizle, çoluğumuzla, çocuğumuzla olan hayatımızı bozmasın. Buna müsaade etmeyelim. Bu şeytan olur sonra. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm üstadım. Bir ricam istirhamım var. Haftada bir gün canlı yayın veya Whatsapp görüntülü zikrullah akşamı gerçekleştirseniz. Bizler de dostlarla kendi şehirlerimizden katılsak olmaz mı acaba? Bursa'daki gibi canlı haftada bir gün kendimi affettirmeye çalışıyordum. Allah'ıma inanın ben çok arıyorum. Tek konsantre olamıyorum. İzmir'den Derya. Derya Allah muinin olsun. Selam söyle herkese inşallah. Cenab-ı Hak muinin olsun. İnşallah. Yoruldunuz.
İyisiniz. Yorgunluk yok diyorsunuz ya. Biz Lombardini motoru gibi açıldıkça açılıyoruz ya. Selamun aleyküm. Ankara'dan selamlar. Allah gecenizi hayır etsin. Tez zamanda kavuşmak ümidiyle. İnşallah Allah sizin de gecenizi hayır etsin. Hanımım sizin dervişiniz değil. Fakat sizi rüyasında gördüğünü söylüyor. Nasıl bir yol uygulamalıyım. Hakkınızı helal edin. Su akar yolunu bulur canım kardeşim. Allah muinin olsun. Sen iyi dervişlik yap. Güzel dervişlik yap. İyi eşlik yap. İnşallah eşinde ders alır. İnşallah. 13 yaşındaysan o yüzden uykun gelebilir yatıyor. Allah yardımcını olsun inşallah.
Fidye ve fitre ihtiyaç sahibi olan kendi çocuğuna verebilir mi? Kendi çocuğuna veremez. Anne ve babalar çocuklarına bakmakla mükellefler çünkü. Selamünaleyküm sizinle bağımın koptuğunu düşündüm. Hakkınızı helal edin.
Helal olsun. Selamünaleyküm hocam. Ben sizi ve Peygamber Efendimiz'i rüyamda gördüm. Yıllar önceydi. Sene 2003-2004'lerde. Hocam rüyada bir camide cenaze başında bekliyordum. Ve taputta yatan mefta kalktı. Ve Peygamber Efendimiz'in karşısından gittiğini söyledi. Ve peşinden koştum. Ve sizle karşılaştık. Size söyledim. Peygamber Efendimiz buraya geldi diye. Siz de Peygamber Efendimiz hep burada dediniz. Hakkınızı helal edin. Efendim uzun yıllar oldu. Hiç aklımdan çıkmıyor. Allah mübarek eylesin. Allah mu'inin olsun inşallah. Cenab-ı Hakk'ın içine sindirsin, kandırsın. Hidayete vesile inşallah. Selamünaleyküm efendim. İzmir Bucca'dan selamlar.
Aleyküm selam. Allah'a emanet olun. Selam söyleyin. Bütün kardeşlere inşallah. Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamünaleyküm danışmam gereken birkaç konu için telefon numaranızı alabilir miyim? Tabii. Attım sana telefon numaramı canım kardeşim. Efendim içim kötü oldu şimdi.
Ben bu rüyayı yeni gördüm dersiyim. Karlarla kaplı olan. Bunun dışında günlük hangi tövbeyi kaç tane çekeyim? Sen normal dersine devam et. Hayatını böyle bir kendin bir gözden geçir. İnşallah. Allah muhafaza eylesin inşallah. Hayırlı geceler. Cuma geceler. Mübarek olsun. Amin. Ben Fatih Hava. Bir sorum var size. Ben dersimi değiştirdim. Yeni dersi geçtim. Fakat bu yeni ders bana hafif geliyor. Ben eski dersimi çekmek istiyorum. Tekrardan eski dersime geçiş yapabilir miyim? Fatih nefsine uymuşun. Hafif geliyormuş Fatih'e. Fatih. Allah muinin olsun inşallah.
Selamun aleyküm. Manavgadan çetin inanç. Çetin. Aleyküm selam. Bir seneden fazladır annem vefat etmiş. Yokluğuna alışamadım. Hazmedemiyorum. Sabah, öğlen, akşam aklımdan çıkmıyor. Çok özlüyorum. Bu kan hakkında nasıl sakinleşirim. Ellerinizden öptüm saygılar. Onun ruhaniyetine tevhid çek inşallah. Hayırlı geceler. Ben sürekli pişman olmama rağmen, tövbe etmeme rağmen aynı günahlara düşüyorum. Artık pişmanlık yaşamaktan, tövbe etmekten de utanmaya başladım. Nasıl sadık olabilirim? Bir kul günah işler, tövbe eder. Allah der ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Affettim. Kul yine günah işler, yine tövbe eder. Allah der ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Affettim. Kul yine günah işler, yine tövbe eder.
Allah der ki, kulum kendisini affedecek Rabbisini hatırladı. Affettim der. Tövbeye devam. Şeytanı çatlatırcasına, şeytanı patlatırcasına tövbeye devam edeceğiz. Biz günah işleyeceğiz. Günah hatamız olacak, kusurumuz olacak. Tövbe edeceğiz. Cenab-ı Hak da bizi affediyor. Vaat etmiş bunu. Bugün günah işledik, bugün tövbe ettik yine. Cenab-ı Hak affedecek. Affediyor. Yeter ki biz ona tövbe edelim. Şeytana uymayalım. Selamünaleyküm. Namazları kılarken sanki yanında biri varmış gibi hissediyorum. Kur'an okurken bir anda birisi beni izliyormuş gibi hissediyorum. Ve çokça kulaklarım çınlıyor. Sebebi ne olabilir? İzleniyoruz. Melekler bizi izliyor. Devamlı, devamlı yazıyor.
İzleniyoruz. Ayrıca gece nöbet tutarken bazen ürperti geliyor. İçime hata mı yapıyorum diye düşündürüyor. Beni sebebi ne olabilir? Tevhide devam et. Tevhid çek inşallah. Allah muhafaza eylesin inşallah. Derviş değilim ama sohbetinize katılma fırsatım oldu. Rüyamda sizi de göremedim. Ama müsaadenizle rüyamı anlatmak istiyorum. İki defada rüyamda filler görüyorum. İlkinde apartmanda ailemle otururken camdan fil sürüsünün hızla olduğumuz yere koştuklarına bazısının evimize girmeye çalıştığını görüyorum. İkincisinde müstakil bir evde yine ailemle birlikteyim. Sokakta filler koşuyor. Bir yavru fil ısrarla evime girmeye çalışıyoruz.
Her iki rüyadan da çok korkuyorum. Psikolojik etki altında kalınan rüyalardan. Bir de hocam uzun zaman önce uykuyla ve naklik arasında Efendimiz'i baş yücünde görünmeyen sağlam bir sandalye otururken algıladım. Ayak ucumda da kızı Fatıma annemiz vardı. İkisinin de yüzünü göremiyordum. Yalnız Efendimiz bana kızgındı. Yoğun bir kızgınlık ama neden kızgın olduğunu yıllar içinde bir türlü anlayamadım. Kur'an ve sünnete sımsık yapışırsan inşallah o kızgınlığı geçer. Onu Kur'an ve sünnete sımsık yapışmaya gayret et. İnşallah. Selamun Aleyküm. İstare namazını tarif edebilir misiniz? Gecemiz, akıbetimiz hayır olur. Allah rızası için iki rekat namaz kılacaksınız. Birinci rekatta işte kafurun ikinci rekatta ihlas okuyacaksınız.
Ve son oturuşta selam verdikten sonra istare duası yapacaksınız. Kalbinize gelene göre hareket edeceksiniz. Selamun Aleyküm. İstanbul'dan Muhammed ben nasihatlerinizi dinlemeden önce sizi ilk bildiğimde dini yaşayabilmek için evde, odamda, iş yerinde, insanlardan uzak dini beynimde sorgulayıp tek başıma yaşamaya çalışıyordum. Nasihatlerinizden sonra insanların içine karışık elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Tebliğ konusunda ama beni anlamayanlar olduğunda konuşmamın nefsine şekle geçtiğini, konuşmamamın nefsane şekle geçtiğini görüp tövbe ediyorum. Beni anlamadıkları için çevremdekiler üzülüyorum, dua ediyorum. Kendimi de çok üzüyorum nefsane konuştuğum için ama geri çekilmeyip üzerine gidiyorum.
Hatalarımı da gözetip geri durup kendimi terbiyemi edeyim. Yoksa başka bir nasihatınız var mı? etrafına nasihat et, kabul etmediler tartışma, sus, hayatına devam edin. Selamun Aleyküm, ben kilolu bir insanım, karantina günlerinde iyice aldım, eşim de sürekli beni aşağılıyor, bir türlü kendimi disiplin edemiyorum, ne yapmam lazım bu konuda lütfen dua edin, kendimi disiplin edeyim. Normalde yemeyin canım kardeşlerim, az yiyin, az yiyin, az yiyin, ekmeği kesin, hamuru kesin, ne bileyim işte bulgurdur, pilavdır bu tip şeyleri kesin. Öyle ben su içsem yarıyor. Laf onları yiyorsunuz, yiyorsunuz, yiyorsunuz, sonra su içsem yarıyor diyorsunuz. Yemeyeceksiniz. Çocuklarım küçük olmalarına rağmen hiçbir şey öğretemiyorum.
İyice TV, tablet bağımlısı oldular, vermeyince unutmuyorlar da nasıl namaz kuran öğreteyim? Yavaş yavaş tatlı tatlı öğret inşallah. Ama canım kardeşlerim dikkat edin, yemeyin, yemeyin, yemeyin. Tekrar söylüyorum. Estağfurullah el-Azim. Özür dilerim tüm dervişler adına fakat ben hüküm anlamında haşa sormadım soruyu. Cümle kurmakta zorlandım. O şekilde sormuş bulundum. İsteyerek olan bir şey değildi. Affınıza sunuyorum. Hadsizliğim için tekrar özür dilerim. Allah muayeneğine olsun inşallah. Çoğu zaman dünyalık işlerimde ve ahiretlik amellerimde çok büyük iştiyak buluyorum. Niyet edip başladığımda beni zorlayan bir durumla karşılaşınca çok sinirleniyorum ve devam etmeyi bırakıyorum.
Bu halim beni çok üzüyor. Tekrar tekrar başlıyorum ama her seferinde pes etmiş olarak buluyorum kendimi. Nasıl oturtabilirim? Devam, devamlılığı sağlayacaksın. Mücadeleye devam edeceksin. Selamun Aleyküm. Ben geçen gün Facebook'ta sizin sohbetinizi paylaştım. Ondan sonra bana tanıdık biri bana mesaj attı. Sen bunu niye dinliyorsun? Ben de dedim tanımadan dinlemeden neden yargılıyorsunuz dedim. İnsanlar bana bir şeyler attı. Ben de dedim bunlar hepsi yalan ve iftiradır dedim. Fazla bir şey demek istemedim. Karşımdaki erkek olduğu için kesip attım. Ama acaba doğru mu yaptım? Erkeklerle fazla haşır neşir olmayın sosyal medyada. Benim durumum çok kötü.
Faturalarımı ve kiramı da ödeyemiyordum. Ama bir tane abimiz yardım etti. Ve ben bu duruma çok sevindim. Allah kimse düşürmesin. Bence Ramazan ayı fakirlerin ayıdır. Ben buna çok inanıyorum. Allah muhineniz olsun inşallah. Selamun Aleyküm ben yaptığımda birer tabak yemek komşulara veririm. Ama oruç tutmuyorlar ve bana diyorlar ki sen günaha giriyorsun diyorlar bana. Yok hayır açı doyurun boş verin. Komşularınıza değdi. Selamun Aleyküm benim eşim zamanında çalışmış ama hakkını çok yemişler. O da helal etmiyorum diyor. Ben doğru değildir diyorum. O da bana kızıyor. Kendi bileceği iş. Helal etmeyebilir. Selamun Aleyküm bir kişinin namaz kılarken tuvalete ihtiyacının gelmesi durumunda sev secdesi mi yapmak gerekiyor?
Yoksa namazının kaza mı yapması lazım? Selam verecek namazdan çıkacak. Dünya kelamı konuşmazsa eğer abdestini alacak kaldığı yerden devam edecek. Ama dünya kelamı konuşursa bu sefer yeniden başlayacak. Tay-i mekan nasıl yapılır? Sizi gelip öyle görelim. Bütün yollar kapatılar. İnşallah yum gözünü aç gözünü yapacaksın. Allah mübarek eylesin inşallah. Selamun Aleyküm geceniz ne olsun? Annemle sizi dinliyoruz. Bize ne tavsiye edersiniz? Tevhide devam. Sikrullah'a devam. Ey oğul bağı çöz azad ol. Bu kabuğu nasıl kırarız? Normalde bağı çöz demiş. Neyi bağ olarak görüyorsan onu çöz inşallah. Allah iyi etsin inşallah.
Selamun Aleyküm. Riyad-ı Salih'in içerisinde ayet-i kerimeler de mevcut. Adetliyken okuyabilir miyiz? Hayır. Dergahınızda büyümüş olup da evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış, nefsine uymuş, dergahına, kardeşlerine faydası kalmayanlardan olarak gerçekten ciğerimiz yanmakta. Bugünümüze de hamdolsun. Fakat Rabbim tekrardan koşturmayı, hizmet edebilmeyi, faydalı olabilmeyi nasip etsin. İnşallah Allah yardımcınız olsun. Geçer bugünlerde çocuklarınız büyür, koşturursunuz inşallah. Bir arkadaşımın sorusu, ayın beşinde altı ay olacak doğum yapalı, adetlerim on günden uzun sürüyor. On iki gün falan oluyor neredeyse. Ama ilk altı yedi gün kanama sonrasında, kahverenin akıntı var sürekli. Ne zaman oruç tutup namaz zaman kılabilirim?
On günü sayacak, on günden sonra namaza ve oruca başlayacak Hanefi'ye göre. Hamdolsun, iyiyim, Allah razı olsun, amin, Mehmet Aslan. Hayırlı sabırlar demiş. Allah razı olsun Mehmet Aslan. Evet. Bu şeyhi vefat eden dervişin, istare yapmasının gerekliliği, Sival Yeşil Camii sohbeti var YouTube'da. Öyle mi? Şeyh Efendi'nin sohbeti. Benim YouTube kanalımda da var. Evet. Şeyhi vefat eden dervişin, istare yapmasının gerekliliğiyle alakalı, Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Sivas Yeşil Camii sohbetini, YouTube kanalından bulup izleyebilirler arkadaşlar. Allah razı olsun Salim. Selamun Aleyküm.
Bundan dokuz sene önce gördüğüm bir rüya sonucu, bana Hu Esması çekmemi söylemiştiniz. Bir ara nefsime uyup çekmeyi bırakmıştım. Şimdi tekrardan çekiyorum. Yaptığım uygun mu? Uygun. Efendim, silsilemizdeki Hacı Ali Haydar Efendi Hazretleri, İstanbul'da kabri bulunan ahıs kalli Allah Haydar Efendi midir? Onun kabri, ben şeyde, bakayım, Çorum'da mıydı? Ya Çorum'da ya İstanbul'da. İkisinden biri. Şimdi tam bir şey diyemeyecek. Selamun Aleyküm. Benim sorum, bir dervişin hal görmek istemesi, ilim olarak keşif etmek istemesi nefsinden midir? Evet. Efendim, sizleri bu saate kadar yoruyoruz.
Dört saat yakın anlatıyorsunuz bizlere Kur'an, sünneti hakkınızı helal edin. Dört saat yakın dedim, beş saat olacak. Allah sizden razı olsun demiş. Amin. Olsun. Bana da telefon numaranızı atar mısınız? Atayım. Selamun Aleyküm. Evimizde ailemize ve anne babamıza evine harcama yaparken, ihtiyaçları belirlerken bazen aşırı mı gidiyorum diyorum. Acaba ihtiyaçlarımızı nasıl belirleyip israfa düşmeyiz? Yetecek kadar yeterli. Tavsiyeleriniz nelerdir demiş. Yetecek kadar. Gazemir'den Serkan Çolak. Hayırlı akşamlar. Allah işin gücün rast gelsin.
Allah muinin olsun inşallah. İzmit Sakarya. Geceniz hayır olsun. Allah'a emanet olun inşallah. Bir sorun daha var. Müsaadenizle çok çekinerek soruyorum. Ben on yıldır evliyim. Eşim Abdullah Baba'dan beri dergaha bağlı. On yıllık evliyiz. Nikahımızda siz kıymıştınız hocam. Bundan yedi yıl önce sizden ders aldım. Bir konuşmanızda sizi eleştirdim. Yaşımın verdiği cahillikle aradan zaman geçti. Bayanların sohbetinde ilk defa katılmıştım. Ve orada aklıma takılan şeyi açıkladınız. Sanki bana söyler gibi. Aklına takılanlar var dediniz. Ben ondan sonra söylediklerimden çok pişmanlık duydum.
Dersim düştü mü, kovuldu mu bilmiyorum. Ama ben dersime devam ediyorum. Bu konuda rahatlatırsanız çok memnun olurum. Dersine devam et kardeşim. Eğer bir kimsenin dersini alırsak onun yüzüne söyleriz. Yüzüne kimseden korkumuz, çekintimiz yok. Canım kardeşlerim biz derviş kardeşleri geçim aracı yapan kimselerden değiliz. O yüzden bir kimseye öğreti neyi gerekiyorsa onu söyleriz. Ders alınması gerekiyorsa dersini alırız. Dergattan gönderilmesi gerekiyorsa göndeririz. Ders verilmesi gerekiyorsa veririz. Esma alması gerekiyorsa esmasını veririz. Esmasını almamız gerekiyorsa esmasını da alırız. Bu yüzden normalde kimseden bu noktada dervişlik noktasında korkumuz, çekintimiz yok.
İsteriz ki herkes Allah'ı sevsin, Resul'ünü sevsin. Bu kadar. Selamun Aleyküm. Dedemin erkek kardeşi yetmiş kusur yaşında yanında başörtüsüz olunabilir mi? Hanefilere göre normalde çok yaşlı olduğu için olunabildiğini söylemişler. Ama olunabilir bunda bir sıkıntı yok. Yıllardır dersim bazen bir adım ileri gitmediğimi düşünüyorum. Bir insan bir adım ileri gitmez mi diye bazen kahrolur ve kendime çok kızıyorum. Mücadele edip aynı noktaya düşmek ve o noktada kalmak mümkün müdür? Normalde biz olamadık diyelim. Sen derviş olamazsın demiş ya Yunus kendi için. Biz de öyle diyelim inşallah. Üstadım Allah'a, yola, Üstadımıza, Resulullah'a sallallahu aleyhi ve selleme ihanet etmemek, Kur'an, sünnete uymak ve Üstadımıza tabi olmak mı oluyor?
Gibi. Allah yiyesin inşallah. Evet kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar. Gecenin sonuna geldik. Cenab-ı Hak Ramazan'ınızı mübarek eylesin. Gecenizi mübarek eylesin. Gününüzü mübarek eylesin. Mutfaktaki kardeş de gelsin. Sen de şuraya dikel. Ondan sonra biz son şeyde ne o? Hatta kalanlarla beraber üç tane tevhid çekelim. Perşembeyi zikirle kapatmış olalım. Eftali zikir fâle menne hû. La ilahe illallahum. Hak Muhammed'e Resulullah cemiyen enbiya-i vel mürselin.
Velhamdülillahi rabbil âlemin. El-Fatiha ma selavat. Amin. Eşme eylesin. Geceniz mübarek olsun. Hayırlı sahurlar hepinize de inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.