TASAVVUF VAKFI MERKEZ (MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER) 14 NİSAN 2020
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 15 Nisan 2020 · 1:30:03
Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Bugün salı sohbeti, malum salıları değişik il ve ilçelere sohbete gidiyordum. Bir de cumartesi, pazar, geçen hafta sokağa çıkma yasağı ilan edilince, salı gününe sohbet alalım. Arkadaşlarla sohbetimiz, arkadaşlarla diyaloğumuz devam etsin istedik.
Onda da isabet olmuş, önümüzdeki cumartesi gün yine sokağa çıkma yasağı var. Sohbet edemeyeceğiz ama hiç olmazsa, hem salı hem perşembe sohbet edelim. İnşallah arkadaşlarla yarenlik edelim diye düşündük. Hepinize de hayırlı akşamlar diliyorum. Geceniz hayırlı olsun. İnşallah bu günler gelir geçer biter, yine bahar gelir, yine çiçekler açar, yine kuzular meleşir, yine herkes o baharın sevinciyle, mutlulukla, birbirleriyle kucaklaşır.
İnşallah bu günler de gelip geçer, inşallah. Geçmeyecek hiçbir şey yok. Bitmeyen dert, bitmeyen çile, sabahı olmayan bir karanlık hiçbir zaman olmamıştır. Zaman zaman dünya üzerinde böyle kavelsik zamanlar olmuş, zaman zaman dünya üzerinde bu tip sıkıntılı zamanlar olmuş. Ama savaşlar, ama hastalıklar, ama yokluk, ama sıkıntı. Bunlar bir mülte sonra geçip gitmiş. Hepsi de geçer gider. Önemli olan biz Kur'an sünnet tarihinde duralım. Önemli olan ailelerimizle, çocuklarımızla, eşlerimizle, dostlarımızla, akrabalarımızla, birlik ve beraberliğimizi devam ettirelim. İnşallah. Bu haftaki konuyu deccal olarak nitelendirdik. Çünkü geçen hafta Mehdi'yi konuşmuştuk en son.
Mehdi'yi konuşunca dedik, deccal'dan devam edelim. Madem ki ahir zaman işaretlerinin en büyüğüdü Mehdi, o yüzden ardından da dedik ki deccal'ı konuşalım. Bu akşam deccal'ı konuşacağız. Decal'ı konuşurken ana hatlarıyla, deccal ne değildir, tarif edip tanımlamaya çalışacağız inşallah. Bunu böyle özellikle söylüyorum, Mehdi'de de söylemiştim. Kimsenin o suyla bu suyla uğraşacak zamanımız yok, uğraşacak halimiz de yok. Bizim amacımız Kur'an ve sünnet tarihinde durup, Kur'an ve sünnetin içerisinde geçen ibareleri tanımlamaya çalışmak, Kur'an ve sünneti öğretmek, Kur'an ve sünnetin hayata, yaşantıya tecelli etmesini sağlamaya çalışmak bir nebze de olsa. Derdimiz bu, başka bir şey değil.
Hiçbir siyasi partinin, siyasi oluşumun ne altındayız, ne üstündeyiz, ne yanındayız. Bu noktada herhangi bir partisel bir duruşumuz yok. Vatanımızı severiz, milletimizi severiz. Vatanımıza ve milletimize hayırlı olan her şeyi alkışlarız. Vatanımıza ve milletimize hayırlı olmayan kimden gelirse gelsin, karşı dururuz. Bizim durduğumuz nokta bu. Eğer söz konusu olan şey Kur'an ve sünnete uygun ise, destekler alkışlarız. Bunu kim yaparsa yapsın. Eğer söz konusu olan şey, Kur'an ve sünnetin dışında karşısında insanların faydasına olmayan bir şeyse, ki öyle olur Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey, o zaman ona karşı dururuz. Onunla mücadele etmeyi kendimize farz görürüz.
Kısa bir açıklamada bulunmak istedim. Bizim siyasetimiz bu noktada, Kur'an, sünnet, vatan, millet noktasıdır. Biz böyle siyasetimiz yok demeyiz. Bizim siyasetimiz zordur. O yüzden siyasetimiz de, Kur'an, sünnetin, vatan, milletin üzerine kuruludur. Siyaset dairesi, böyle cahillere, ahmaklara, akılperestlere, putperestlere, dinsizlere, ateistlere, zararlı ve zararlı mahlukata bırakılacak bir şey değildir.
Asıl siyasetle ilgilenecek olanlar, bu noktada gerçekten ilmiyle amil olan alimler takımı olması gerekir. Şunu unutmayın, Emevi Devleti'nin karşısında duran en önemli figürlerden birisi İmam-ı Azam Hazretleri'dir. İmam-ı Azam Hazretleri, Emevi Devleti'nin o haksız, adaletsiz, baskıcı, zalimane duruşuna karşı mücadele etmiş, bu noktada siyaset geliştirmiş ve Emevi Devleti'ne karşı başkaldırmış muhteşem bir şahsiyettir.
O yüzden ben İmam-ı Azam'ı ve onun ekolini ve onun yolunu bu noktada severim, takdir ederim. O yüzden eğer bizi bu noktada siyasetsiz görmek istiyorsanız, yanılırsınız. Bizim siyasetimiz var, siyasetimiz zalime karşı mücadele etmektir. Siyasetimiz adaletsizliğe karşı mücadele etmektir. Siyasetimiz emperyalizme karşı mücadele etmektir. Siyasetimiz Kur'an ve sünnetin dışında her ne var ise onunla mücadele etmektir. Siyasetimiz vatanımıza, milletimize zarar verecek olan her şeyle mücadele etmektir. O yüzden bizim siyasetimiz kısır parti çekişmesi, kısır sağ-sol çekişmesi, kısır emperyalist devletlerin sözcüsü olmak değildir. Bizim siyasetimiz vatanımıza, milletimize, Kur'an'ımıza, sünnetimize, insanımıza, İslam toplumuna ve bütün insanlığa faydalı olmaktır.
Allah bizi o noktada, o dairede olanlardan eylesin inşallah. Böyle bir giriş yaptım, böyle giriş yapmamın bir sebebi de Deccal ile alakalı. Deccal ile alakalı konuya girerken, meselenin siyasi boyutunu da kendi siyasi dairemize bakarak da meseleye de siyasi boyut açısından yaklaşacağımdan dolayıdır. Deccal kavramı, iyinin, güzelin, adaletin karşısında olan ya da daha önce, yani bir hafta önce ele aldığımız Mehdi ve Mesih'in muhalifi olarak karşımıza çıktı görülmektedir.
Malum gelecekte olan kurtarıcı, Mehdi veyahut da Hristiyan ve Yahudi dünyasının isimlendirdiğiyle Mesih, ama bunun karşısında o gelecekte kurtarıcı veyahut da hidayete erdirici veya zamanında günümüzde anlayışa göre hidayete erdirici, hidayet bulmuş kimselerin karşısında duracak olan güç veya şahıs da Deccal olarak nitelendirilmiş.
Ve bütün dünyada bütün insanları memnun etmek, bir şekilde iman edip hayırla yaşadığı bir idare kurmak istenirken muhakkak bazı unsurlar bunu bozmaya çalışacaktır. Bu da dünya üzerindeki imtihanın sırrıdır. Siz iyiye, doğuruyor, güzele, hakka, adalete, sömürüye başkaldırmaya, emperyalizme karşı mücadele ederken, sizin bu mücadelenizi durdurmak isteyenler, sizin bu mücadelenize karşı bir duruş sergileyecek olanlar muhakkak olacaktır.
Dolayısıyla adaleti ve hakkı getirecek olan peygamberlerin, velilerin, salih kulların ve gelecekte gelecek olan kurtarıcı konumundaki kabul edilen Mehdi'nin de mutlaka bir muhalifinin, bir düşmanının olması meseleye bu açıdan baktığımızda zaruridir. En azından düşünce ve felsefi planında bu zahiren ortada olduğu gibi insanların iyiye, doğruya, güzele koşarken ayaklarına çelme takmaya çalışan kötü veya kötülüğün temsilcisi kimselerinde bulunması meselenin normalde apaçık ortada olduğunu gösteriyor.
Ve kurtarıcı motiflerin bulunduğu bütün dinler, daha kurtarıcıları gelmeden kendilerince o kurtarıcılara muhalif kimselerin de oluştuğunu görmüşler. O kurtarıcıya karşı oluşulan o muhalif güçleri de tanımlamışlar. O zaman normalde bu akşamki konumuzla yakın ilgisi olması sebebiyle dikkat çeken Deccal'ı kısaca tanımaya çalışmak veya Deccal'ı bir sistem olarak algılarsak, o sistemi dini kaynaklar açısından tanıtmaya çalışacağız bu akşam.
Tabi Deccal aldatıcı, yalancı özelliğiyle çok eski dinlerde de varlığı kabul edilmiş. Bu noktada tarihi araştırmalara göre varlığı kabul edilen Deccal ilk Zerdüş dininde görülüyor. Zerdüş dininde bu aldatıcı ve yalancı özelliğiyle çıkacak olan bir Deccal'dan bahsediliyor. Hani geçen Mehdi sohbetinde de Zerdüşlerde de bir Mehdi beklentisinin var olduğunu söylemiştik.
Ve nasıl Zerdüşlerde bir Mehdi beklentisi var ise onun karşılığında da bir Deccal beklentisi veya bir Deccal işlevini yerine getirecek olan insan veya insanlar var. Bu noktada Deccal sözlük anlamı olarak bir şeyi örtmek, yaldızlamak veya boyamak veya deveye katran sürmek, zina etmek, yerin her tarafını gezip dolaşmak, hilekarlık etmek, hakkı batılla karıştırmak gibi manalara gelen Decil kökünden türeyen bir sıfat.
Deccal yaldızlama manasında da batılı hak şeklinde sunma, birbirini karıştırma anlamlarına gelmekte. Deccal kelimesinin ifade ettiği manalardan bir tanesi de altın manasındadır ki bu durumda yeryüzü hazineleri kendi emrinde olacak demektir. Bakın yeryüzü hazineleri kendi emrinde olacak. Bu tanımlamalara dikkat çekiyorum. Siz bu tanımlamalarla yeryüzünün hazineleri şimdi kimin ellerinde, kimlerin ellerinde yani ekonomiye kimler hükmediyor? Yeryüzündeki paraya, zenginliğe kimler hükmediyor? Bunları da tefekkür etmeye gayret edin. Bu tabi sadece Zerdüşler'de değil, Babil mitolojisinde de sular ve dipsiz karanlıkların hakimi Tiamat'ın yukarıdaki tanrılara isyan edip Tanrı Ea'nın oğlu Marduk tarafından mağlup edilmesi mitine bağlanır.
Bazıları da eski İran inançlarında görülen iyilik ve şer güçlerinin muhalefetindeki dualizmde aramışlar deccalı. Şimdi Yahudi dini literatüründe de ilk defa M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren yani son günlerde ahir zamanda Allah'a karşı güçlü bir varlıktan bahsedilmeye başlanmış. Yahudi kutsal kitabındaki bazı anlatımların deccal kavramı için zemin hazırladığı kabul edilir.
Yahudi kutsal kitabının dışındaki metinlerden biri olan 12 kabile büyüğünün ahdinde Dan kabilesine mensup ve İsrail'in Allah'a ibadetten vazgeçmesine yol açtığı anlatılan şeytanı bir şahsiyet olan Boli Alda veya Boli Ar bir deccaldır. Levi kabilesinden çıkacak Mesih onu yenecek ve ateşe atacaktır. Levi dediğimizde bir önceki İsrail Bakanlar Kurulu'nda Dışişleri Bakanlığı'nın ismi mi soy ismi mi ne? Levi olmuştu. İşte o bir Levi İsrail Yahudi kültüründe önemli bir kabiledir. O kabile çünkü içinden Mesih'i çıkaracak olan bir kabiledir. O yüzden Levi soy isminde veya Levi adında İsrail'i çok şahıs görebilirsiniz. Levi kabilesi bu noktada meşhur bir kabile olup içlerinden bir hayli yüksek dereceli bürokratlar, dünya üzerinde yüksek dereceli siyasetçiler bulmak mümkündür.
Bunun tarihi mitolojik gerekçesi de kendi bu 12 topluluğun kendi içlerinden, Levi kabilesinden çıkaracakları bir Mehdi inancıdır. Ve menkübevi Yahudi dini literatüründe Mesih'in muhalifi deccal için Armülüs adı kullanılmıştır. Bu şahsın Roma'nın kurucusu olarak görülen efsanevi şahsiyet Romulus'tan geldiği düşünülmektedir.
Çünkü Romalılar putperestiler, putperist bir kavim olarak Yahudilerin topraklarında hakimiyet kurdular. Onlara işkence etmiş, mabetlerini yakmışlardı. Mesnevinin başlangıcında da o Yahudi kral aslında Yahudi olmayıp putperest olan o Yahudi kral da o Yahudi inananlarını zaten ateşe atıyordu hatırlarsanız. O yüzden deccal kötülüğü ve şer güçleri temsil etmektedir.
Bundan dolayı Armülüs yani İsraillerin, Yahudilerin kendi dillerince deccal Davutoğlu Mesih'in nefesiyle öldürülecek ve Tanrı'nın krallığı yeryüzünde hakim olacaktır. Onlar Armülüs'ün yani deccal çıkacağına inanıyorlar ve deccal çıktığında da onu yine Davut'un torunlarından gelecek olan bir Mesih'in nefesiyle öldürüleceğine inanıyorlar.
O yüzden İsrail'de Levi kabilesi ve Levi isimle, Levi soy isimleri çok önem arz etmektedir. Yahudilikte Mesih muhalefi için geliştirilen bu kavram, Hristiyanlıkta da Mesih'in ikinci gelişinden önceki muhalefi olan şeytanı ve yarı insani bir varlık ifade etmek üzere kullanılmıştır. Hristiyanlıkta Hristiyanlara göre Mesih'in düşmanı deccaldır.
Fakat deccan merhumu İsa'ya muhalefet edecek bir şahıs olmaktan ziyade Hristiyan olmayanları, Hristiyanlığa muhalefet eden herkesi içine alır. Hristiyan olmayan her kim var ise Hristiyan inancına göre deccal hükmündedir. Ve Hristiyan olmayan, Hristiyanlığa çalışmayan herhangi bir sistemde deccal hükmündedir. O yüzden Hristiyanlığa bakarken çok insancıl, çok sevecen, çok barışçıl bir din olarak bize sunmaya çalışırlar.
Aslında öyle değildir asla. Çünkü Hristiyanlar, Hristiyan olmayan milletleri, şahısları, toplulukları deccal görüp onlarla savaşarak onları yok etmekle kendilerini mükellef görürler. Hatta Kur'an-ı Kerim'de de sen onların dinlerine dönmedikçe onlar seninle mücadeleyi, seninle savaşı asla bırakmazlar der. Bu manada Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bunlar kimdir ya Resulullah diye sorulduğunda Hristiyanlar ve Yahudilerdir der Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
O yüzden Hristiyan olmayan şahıs ve bütün topluluklar Hristiyanlarca deccal hükmündedir. Öldürülmeyi hak ederler, sürülmeyi hak ederler, eşleri, paraları, pulları her şeylerinin alınması, soyulmasını hak ederler. Ve Hristiyan dünyanın ve Yahudi dünyanın bütün dünyayı nasıl emperyalizmin altına aldıkları ve dünyayı nasıl sömürdükleri ve dünyayı nasıl kana, kavusa, acıya sürüklediği meydandadır.
Önceden bu kadar basın yayın yok iken, önceden haberleşme bu kadar yok iken bu kadar apaçık görünmüyordu. Ama şimdi her şey apaçık. İnsanların gözünün önünde yaşanmakta. Her yer barıt kokusu, her yer kan, her yerde zulüm var. Bakın bir virüs çıktı, bu virüs dahi Batılıların geliştirdiği, Amerikalıların geliştirdiği, Amerika'da belli bir grubun geliştirdiği, o belli bir grubun bunu Çin'de geliştirdiği, milyon dolarlar verdiği ve oradan milyon dolarlar verilen o laboratuvardan dışarı çıktığı gibi şeyler söylenmekte.
Bunlar doğrudur, değildir, bizim işimiz değil. Bunu araştıracak olan araştırmacılar araştıracaklar. Çünkü Batı için yani Hristiyan ve Yahudi dünya için Hristiyan ve Yahudi olmayanlar öldürülmeyi hak ederler. Hristiyan ve Yahudi olmayanların malları el konulmaya hak eder. Hristiyan ve Yahudi olmayanların can emniyetleri, mal emniyetleri, namus emniyetleri kalmaz. Kalmamalı. Çünkü o anlayış ne yazık ki emperyal bir anlayış. Ne yazık ki dünyayı kana, dünyayı bu noktada acıya boğan bir anlayış. Ve Matta İncil'in 24-24'te bahsi geçen yalancı Mesih'in ismi Peşitta'da, Maşihe Daggale diye tercüme edilmiştir. Süryanice, Nebiye Daggala yani yalancı peygamber ve şehada Daggala, yalancı şahit gibi tabirler kullanılmaktadır.
Pavlus'un Selaniklilere yazdığı ve Deccal hakkında en eski ifadeleri içine alan 2. mektubunda 3. bab 12'de Deccal fesat adamı helak olduğu şeklinde nitelendirilir. Onun tanrılık iddiasında bulunacağı, ibadet edilen her şeye karşı çıkacağı ve ortaya çıkmasının kıyamet alameti olduğu belirtilmektedir. Yeni Ahid'in vahiy kitabında Deccal'ın 2 canavar şeklinde sembolize edildiği portreleri yer alır.
Bunlardan birisi denizden çıkan 10 boynuzlu 7 başlı bir canavardır. Onu başları üzerine küfür isimleri yer alır. Şimdi bu denizden çıkan 10 boynuzlu 7 başlı canavardır dediğimde siz Amerikan Hollywood yapımı filmlere gidin. Amerikan Hollywood yapımlı filmlerde ya maharaların derinliklerinden çok başlı bir canavar çıkar ya da denizin derinliklerinden çok başlı bir canavarlar çıkar.
Veya karanlık dehlizlerden çok başlı canavarlar çıkar ve bu çok başlı canavarlar masum insanları yok eder, katleder ve bir kurtarıcı gelir. O çok başlı canavarı, o masum insanları katleden o canavarımsı yarı hayvan, ondan sonra yarı insan, yarı makine gibi geliştirilen o canavarımsı mahlukları bir Amerikan Hollywood yapımı, bir kahraman gelir onu yok eder ve bütün insanlığı kurtarır.
Bütün dünyayı yeniden kurtarır. Hatta öyle oluşumlar olur. Bu oluşumlar adaletsizlikte, haddi aşmakta o kadar çok ileri giderler. Ve bir kurtarıcı kimse çıkar, o kurtarıcı kimse bütün dünyayı ve dünya insanlığını normalde kurtarırlar. İşte o çıkan boynuzlu, yedi başlı canavarlar ve onun başlarının üzerinde küfür isimleri, değişik isimler, normalde Daniel kitabında tavsif edilen dört canavarın birleştirilmiş halidir.
Şimdi bu dört canavara karşı da Hollywood'da çizgi filmleri veyahut da değişik filmlerde dört ana unsuru birleştirip, bu kötülere karşı savaşan himenler çıkar. Öyle değil mi? O himenler de ne yapar? İşte dört kişi ellerini, kollarını birbirine birleştirirler, bir güç oluştururlar. Bu güç de ışıktır bazen, bu güç bazen kılıç olur ve kötü ve kötülüklere karşı ne yapar?
Onlar mücadele eder. Onlar kendilerince, kendi dinlerinin figürasyonlarını bizlere gösterirler. Ve biz de çocuklarımıza, gençlerimize, yaşlılarımıza o figürasyonları ne yaparız? İzletiriz. Ve müthiş bir Yahudi, İngiliz, avangalist bir kültüre doğru saplantı halinde bütün dünya ne yapar? Gider ve yarın öbür gün onlar bir Mehdi çıkarılarsa, onlar bir İsa Mesih çıkarılarsa, bütün dünya ona karşı durmaması gerekir.
Ve batının çıkarmış olduğu Mesih'e, batının çıkarmış olduğu Mehdi'ye bütün herkesin iddia etmesi gerekir. Bu zaman içerisinde, batının paranoyasına göre değişir. Batının paranoyasına göre İsa Mesih'in ordusudur NATO. O yüzden gittiği yere barış götürecektir, kötülükleri yok edecektir. Amerika bunun başını çeker. O Amerika evangalist yapısı, insanlığın ve batının ve Hristiyanlığın savunucusu ve kurtarıcısılarıdır. Onlar Orta Doğu'ya, yani İslam dünyasını kana bularlarken, dünyanın diğer ülkelerinde ortalığı kana bularlarken, İsa Mesih için yaparlar. Veya Mehdi Mesih için yaparlar. Onların öldürdüklerinin hepsi de deccaldır.
O yüzden katlederler, öldürürler, yakarlar, yok ederler. Bundan ibadet ettiklerini, bundan sevap kazandıklarını, İsa Mesih'in çıkışına birer zemin hazırladıklarını düşünürler. Ve bu canavar, Daniel kitabında tavsif edilen dört canavarın birleştirilmiş hali, şeytandan hülül etmiş, kudret ve hakimiyet almıştır. İnsanlar arasında kendisine tapanların da bulunduğu bu canavar, Hristiyan alemince deccaldır.
Hristiyan kilisesinde deccal ile ilgili olarak gelenek, Yahudilikteki gibi şu veya bu şekilde asırlarca sürüp gitmiş ve hala da sürüp gitmektedir. Bununla beraber İslami gelenekte de Hz. İsa'ya da Mehdi tarafından öldürüleceğine inanılan deccal inancı, diğer iki semavi dindeki inançlara benzerlik gösterir. Yeni ahitin vahiy kitabında yer alan deccal ile ilgili açıklamalar, Yahudi kutsal kitaplarındaki Heza-i Kiel'de anlatılan Gok ve Mogok ile Daniel'deki anlatılanlar arasında bağlantıyı ve kök itibariyle benzerliğini ortaya koymaktadır.
Şimdi sıra geldi İslam'a. İslam'da deccal ne? İslam deccala nasıl yaklaşmış? İslam deccalla alakalı ne söylemiş? Burada kendimce, kendi fikirlerimden, kendi anlayışımdan uzak, biraz daha teknik olarak size bir İslam'ın deccal anlayışını ve deccalla alakalı söylediklerini aktarmaya gayret edeceğim. Az önceki diğer dinlerdeki anlattıklarımda da fazla bir yorum yapmak istemedim ama dinleyenler bir yerlere çağrıştırsın, bugünün günümüzdeki deccal iz düşümünün Avrupa'da nasıl, Hristiyan ve Yahudi dünyada nasıl tecelli ettiğini bir nebze de olsa göstermeye çalıştım.
Kur'an'da bu deccal isminden ve fitnesinden açıkça haber veren ayet olmamakla birlikte, Kur'an'da genel manada ahir zaman ve kıyamet ahvaline söz edildiği dikkate alınırsa, bir takım işaretlerin olması da muhtemeldir. Muhtemeldir. Yani bu son dönem şimdi ne yazık ki ülkemizde bir hastalık bulaştı ya, bir kelime, bir ibare veya bir oluşum veya herhangi bir şey söylüyorsunuz, bu Kur'an'da var mı diye hemen itiraz ediliyor ya, yani eğer o Kur'an'da kelime olarak yok ise, yani onu anlatan bir sürü ayet-i kerime de olsa,
o atıldır, batıldır. Ne kadar hadis-i şerifte geçerse geçsin, hadis-i şerifleri de biz haşa, tabiri caizse, çöpe atma alışkanlığına başladık. Yani öyle bir anlayış bizim içimize yerleştirdiler ki, hadis-i şeriflerin hiçbirisi de sahih değil. Hepsi de Buhari'nin uydurması, Ebu Hureyre'nin uydurması gibi haşa, birilerinin uydurmaları gibi. Hatta bir kısmı da diyor ki, bunu işte Emeviler bu hale getirdi, Emeviler bozdu. Ya Emevileri kızdığınız kadar ben de kızıyorum. Emevileri tasvip eden bir kimse yok, ben de tasvip etmiyorum. Ama Emevilere kızdık diye, bütün hadisleri çöpe atmak, Emevileri kızdık diye, normalde bütün hadislerin hepsini de reddetmek, akıl değil, bilgi değil, bilinç değil, bilim değil, doğru değil.
Evet, ben de zaman zaman hadis-i şerifleri incelediğimde, içinde değişik, benim için tuhaf gördüğüm hadisler de var. Ama onlarla hiç kimse amel etmemiş, onlarla o hadisleri ölçü alıp da, hiç kimse bir hukuk, bir hüküm koymamış onlardan. Ama o hadis kitaplarında geçiyor mu? Evet. Bunun belki de hikmetini şu an için insanlık çözemedi. Belki de insanlık bulamadı. Yani bugünkü ilmi, bugünkü bilimi, tanrılaştırmak, ilahlaştırmak, yani bugünkü bilime uymuyorsa, bunu çöpe atmamız lazım demek, ne kadar akıl işi. Bakın bugünkü bilim, küçücük bir mikrobun tedavisini bulamıyor. Bugünkü mikrob da değil, SARS'ın tedavisini bulamamış, Ebola'nın tedavisini bulamamış, aşısını bulamamış, gripin aşısını bulamıyor.
Her sene grip, mutasyon değiştiriyor. Her sene mutasyon değiştirince, siz grip aşısı diye, geçen seneki grip hastalığının aşısını vuruluyorsunuz. Ha, ben vurulun, vurulmayın diye bir şey söylemem. Ama Dünya Sağlık Örgütü denilen, o örgütün de yalancı olduğu, o örgütün de bilim örgütünün olmadığı, o örgütün de yapmış olduğu işlerinin, şüphe içerisinde olan, şüphe ile bakmamız gerektiğine dair, bir sürü makaleler okuyoruz, makaleler inceliyoruz. Bir taraftan baktığımızda, Dünya Sağlık Örgütü ile şu anda, trupta savaşıyor. Yani normalde demek ki, Dünya Sağlık Örgütü de, çok dört dörtlük bir örgüt değil. Mesela, zaman içerisinde bunu bizatihi yaşadık ya, bir domuz gribi meselesi çıkarmışlardı Türkiye'ye. İlla ki herkes aşı olacak, illa ki herkes aşı olacak diyorlardı.
Çok iyi ben hatırlıyorum o günleri. Ve herkesi bir korku, herkesi bir paniğe, herkesi bu noktada bir endişeye sevk etmişlerdi. Televizyonlarda cayır cayır, her gün domuz gribiyle alakalı, haberler domuz gribiyle alakalı, işte sohbetler, konuşmalar, ayyuka çıkmıştı her yerde. Nerede domuz gribi? Yok şu anda. Nerede domuz gribinin aşısı? O da yok şu anda. Onca bize aşı bir de sattılar son dönem. Zorla almak zorunda kaldık. Ve zorla almak zorunda kaldığımız aşılar, elimizde kaldı, patladı elimizde. Hiç kimse vurulmadı. Hiç kimse de vurulmayınca da, hiç kimse de hiçbir şey olmadı. Ama Dünya Sağlık Örgütü, böyle bir tezgahı kurdu, böyle bir tezgahı kurup, bütün dünyaya bu aşıları sattılar.
Ve aşıların arkasında, ben inanıyorum ki, deccal sistemi var. Bu ilaç sanayinin arkasında, inanıyorum ki, bu Hristiyan evangelistlerin, deccal sistemi var. Deccal onların içlerinde asıl. Evet. Şimdi Kur'an'da, deccal tam olarak geçiyor mu? İsim olarak? Hayır. Benim incelemelerimden bulamadım. Ben baktım bulamadım. Bu konuda, bir başkaları da bakmış mı diye baktım. Onlar da bulamamışlar. Ama, deccal ismi geçmiyor diye. Deccaldan bahsedilmemiş mi? Bahsedilmiş. Nasıl bahsedilmiş? Çünkü, Kur'an'da kıyamet alametleri var. Ve Kur'an'da ahir zamanla alakalı, ayetler var. Ve bu kıyamet alametleri, ve bu ahir zaman alametiyle alakalı, ayeti kerimeler, bunun delili. Çünkü, Cenab-ı Hak, insanların önüne, zamanla ne yaşayacaklarını, zaman içerisinde neler olacaklarını, kendi Kur'an'ında belirtmiş, ve Kur'an'ında belirttiği gibi, biz yine Kur'an'ında, biz Resul'lere hikmet verdik, buyururaktan,
Hazreti Peygamber'e, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, ayeti kerimenin mealen, biz ona, Kur'an ve iki hikmet verildi. O zaman, o iki hikmet de, peygamberlere verildiğine göre, o peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Kur'an'ın açılımı, Kur'an'ın tefsiri, Kur'an'ın yaşayan misali gibidir. O zaman, kıyametle alakalı, hadis-i şerifleri, ayeti kerimelerin, tefsirlerine, biz Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden, bakarsak, meselenin, doğru yörüngesini, buluruz diye inanıyorum.
Ve Cenab-ı Hak, ayeti kerimelerde, onlar, kıyamet saatinin, ansızın gelip, çatmasından başka, bir şey mi bekliyorlar? Şüphesiz, onun alametleri, belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca, ibret almaları neye yarar? Muhammed Suresi, ayet 18. Demek ki, bu kıyametin, alametleri belirmiş. Kur'an, 1400 yıl önce indirilmiş. 1400 yıl önce, Kur'an-ı Kerim bize diyor ki, kıyametin alametleri, belirmiştir. Tabi, en büyük alamet ne? Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ahir zaman peygamberi olarak, gönderilmesi. bu Muhammed Suresi, bu Muhammed Suresi'nde, alametlerin belirtildiği, beyan edilmekte. Yine, Gafir Suresi, ayet 84-85, baskınımızı görünce, yalnız Allah'a inandık ve ona koşturmuş şeyleri inkar ettik dediler.
Ama bizim baskınımızı görüp de, öylece inanmaları, kendilerine fayda vermedi. O zaman, bir kıyamet bastırınca, kıyamet kopunca, demek ki, insanlar, o baskını gördüklerinde, o kıyamet senaryolarının, ahir zaman senaryolarının, çalıştığını görünce, onların inanmaları, fayda vermeyecek. Yine, bazı tefsirlerde, bu ayeti, Enam Suresi, ayet 158'i almışlar. Enam Suresi, ayet 158, bunu normalde, ayet numaralarını veriyorum ki, mümkün olursa, bakabilirseniz, veya sonra bakarsanız, bu ayeti kerimeleri alıp, görüp, inceleyebilirsiniz diye. Yine, ayeti kerime, Enam, ayet 158, onlar hala, kendilerine, meleklerin gelmesini, yahut, Rabbinin gelmesini, veya, Rabbinin ayetlerinden, birisinin gelmesini mi bekliyorlar?
Rabbinin, ayetleri geldiği gün, kişi, daha önceden, inanmamış, veya, imanından, bir hayır kazanmamışsa, imanı, ona, hiç fayda vermez. De ki, bekleyin, doğrusu, biz de bekleyenlerdeniz. İşte, bu, taberi, cemül beyanda, bu ayette yer alan, bazı ayetler, ibaresinde, kast edilen, hususlardan, birisinin de, deccal olduğunu, ifade eder. ve, bu, taberi, cami-ül beyan isimli eserin, yedinci cildinin, 265. sayfasında, bunu bulmanız, mümkündür. Yine, aynı zamanda, İbni Kesir, yani, hadislerle, Kur'an'ın, tefsiri olan, hadislerle, Kur'an tefsiri olarak, meşhur, olan, bu, İbni Kesir, bu ayeti kerimeydi, hadislerle, tefsir ederken, normalde, bazı hadis-i şerifleri, kendisince, ölçü almış.
Yani, 158. ayetteki, bazı ayetler, ibaresinde, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, direkt ağzından, sahabe sormuş çünkü onlara. Sahabe sorunca, Hz. Peygamber'e, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerine, bu ayet 158'i, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, ve sellem hazretleri, kendisi tefsir ediyor. Bakın, kendisi tefsir ediyor. Ahmet, Mehmet değil. Ya, kendisi tefsir ediyor. Ahir zaman peygamberi, Muhammed-i Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, tefsir ediyor. Tabi, hadis-i şerifi, kendilerine, ölçü alanlar için geçerli. Hadis-i şeriflerin, hiçbirisini, ölçü almıyorlarsa, kendilerince, kendilerini, peygamber görüyorlarsa, hadis-i şeriflerin, hepsini reddediyorlarsa, ve kendilerini, bu noktada, hadis-i şerifleri, reddederekten, peygamber konumuna, sokanlar için, geçerli değil bunlar.
Allah, Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, şöyle buyurdu. Bunu açıkça söylüyorum, nerede geçtiğini, yine İbn-i Kesir'in, İbn-i Kesir'in, Enam suresinin, 158. ayeti kerimesinin, tefsirine bakabilirler. Eğer evlerinizde, İbn-i Kesir'in tefsiri varsa, bakabilirsiniz. Eğer evlerinizde, İbn-i Kesir'in tefsiri yoksa, bu manada, internet ortamında, indirebilir, veya okuyabilir, oradan da bunu, teyit edebilirsiniz.
Allah Resulü, şöyle buyurmuştur, Üç şey vardır ki, bunlar çıktığında, kişi daha önceden inanmamış, veya imanından bir hayır kazanmamışsa, ona imanı, hiç fayda vermez. Bir, güneşin batıdan doğması, Deccal ve Debbetül Arz, bunu, Buhari, Müslim, İbn-i Malik, bunu normalde, hepsi de, daha geniş aslında da, ben, kısaca aldım. Hepsi de bunu, nakletmişler. Dikkat edin kardeşler, üç şey vardır ki, bunlar çıktığında, kişi daha önceden inanmamış, veya imanından bir hayır kazanmamışsa, ona imanı hiç fayda vermez. Bir, güneşin batıdan doğması. Bununla da alakalı, çokça hadis-i şerif var. Nasıl tecelli edeceği, güneş batıdan çıktığında neler olacağı, eğer zamanımız olur, müsait olursa, gerekirse bu kıyamet alametleri, bu on tanı büyük alamet var.
Bunlarla alakalı, Mehdi'den başladık, Deccal'la gidiyoruz. Bunlarla alakalı da, hadis-i şerifler var. Gerekirse bunlarla da alakalı ders yapabiliriz. Güneşin batıdan doğması, Deccal ve debatül arz. Yine Hüzeyfe'nin İbni Asit, Ebu Seriha el-Gifari'den rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir. Biz kıyameti tartışırken, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, odasından çıkıp bizim yanımıza çıktı. Ve şöyle buyurdu. Siz on alamet görmedikçe kıyamet kopmaz. Güneşin batıdan doğması, Duman, Dabbetül Arz, Yecüc ve Mecüc'ün çıkması, Meryem oğlu İsa ve Deccal'ın çıkması, Biri batıda, biri doğuda ve biri Arap yaramadasında olmak üzere, üç yerin batması, İnsanların geceledikleri yerde geceleyecek, İstiharete çekildikleri ve ölü uykusuna çekildikleri yerde, Ölü uykusuna çekilecek ve insanları sürükleyecek bir ateşin, Aden çukurundan çıkması.
Bunu hem İmam-ı Hanbel, Hem Müslim, Hem Tirmizi ve diğer dört sahih sahibi olanlar da, Bu hadis-i şerifi nakletmişler. İslam dininde Deccal inancı, İtikadi açıdan, Kur'an'la değil, Hadislerle temellendirilmektedir. Yani, Mehdi gibi. Hadislere göre bu fitne, İnsanlığın en büyük fitnesidir. Hz. Nuh'tan bu yana, Bütün peygamberler, Ümmetlerini Deccal fitnesine karşı uyarmışlardır. Hatta başka bir rivayette, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Bütün peygamberler olarak nitelendirir. Deccal'ın iki gözünün arasında kafir yazılıdır. Bunlarla alakalı hadis şeritleri birazdan okuyacağım, Kısa kısa notlar bunlar.
Okuma yazmayı bilen de bilmeyen de, Bütün Müslümanlar bunu okur. Deccal'ın beraberinde ateş ve cennet beraber bulunur. Onun ateşi cennet, Cennet ateştir. Onun iki akan nehri vardır. Bakınca, Biri tatlı sudur, Diğeri yakıcı ateştir. Fakat, Kim buna kavuşursa, Ateş olan nehre gelmeli. Ondan içmelidir. Zira o aslında, Tatlı sudur. Deccal, Medine ve Mekke haricinde her beldeye ayak basacaktır. Alimler, Deccal'ın ayrı zamanda çıkacağına, Ve gökten inecek olan İsa'nın onu öldüreceğine, Yine bu alimler birden fazla Deccal'ın çıkabileceğine, Normalde, Bu birden fazla Deccal'ın çıkacağı konusunda, Bir ittifak halindeler.
Ve bunu kendilerince, Kendi eserlerinde ve şerhlerinde, Hep söylemişler. Deccal'lerin hepsi de, Allah ve Resulü hakkında, İftiralar düzerek, Küfre düşeceğini belirtmişlerdir. Ayrıca, Alimler, Hz. Ali'ye peygamberlik isnat eden, Aşırı şiirlerden, Abdullah bin Kurre'yi de, Hz. Ali'nin, Deccal olarak vasıflamasına, Buna örnek ve delil olarak sunmuşlardır.
Ayrıca, Firavun ve Nemrut gibi, Aşırı inkarcıları da, Deccal'lar arasında sayan, Alimlerimiz ve alimler var mıdır? Evet. Böyle konu konu başlıklar halinde gideceğiz şimdi. Yani Deccal ne zaman nerede çıkar? Çünkü bununla alakalı çokça hadis var. O kadar çok hadis var ki, Bu hadisleri, Hepsini de bu gece burada nakletmek, Biraz uzun zaman alacak. Ben takdir ederseniz ki, Zamanı daha faydalı kılmak için, Bu hadis şerhlerden seçtiğim hadisleri, Böyle konu başlıklarının altında topladım. Hem yavaş yavaş böyle, Meseleyin sonuna doğru giderken, O konu başlıkları altında gitmeyi daha uygun gördüm.
Deccal ne zaman ve nerede çıkar? Konu başlığımız bu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadisleri, Bu hadislerde, Yani okuyacak olduğum hadislerde, Kıyamete kadar vukuya gelecek, Dört mühim, Dahili fitneden bahseder. Bu fitnelerin umumi vasfı, Taberani'nin, İmran İbni Hüseyin'den yaptığı, Bir rivayette belirtilmiştir. Dört büyük fitne olacak. Birinci de kan helal ad edilecek. İkinci de hem kan, Hem de mal helal ad edilecek. Üçüncü de hem kan, Hem mal, Hem de fersler helal ad edilecek. Dördüncü fitne de deccal fitnesidir. Taberani. Burada şimdi, Dört büyük fitnenin, Birincisini ve ikincisini eş geçeceğim.
Üçüncü fitne. Üçüncü fitne ne? Hem kan, Hem mal, Hem de fersler, Helal ad edilecek. Yani, Fersler dediği insanların cinsel uzuvları. Son yaşadığımız haller, Son yaşadığımız, Suriye'de ve Irak'taki, Kendisini Mehdi ordusu gibi gösteren, Veya kendisini işte, İslam devleti gibi gösteren, Ve ne yazık ki, Ne yazık ki, Müslümanların geç uyandığı, Uyanmakta zorlandığı, Ve uykudan uyanmalarının gerçekten, Zaman aldığı, Bir, Daesh fitnesi vardı.
Bu Daesh fitnesi, Ne yapmıştı? Bunun arkasında, İlk çıktığı günden itibaren, Ben söylediydim, Demek istemiyorum ama, İlk zuhur ettiği günden itibaren, Söylediğim bir tespit vardı. Bunun arkasında, Kıymetli dostlar, Mossad var, CIA var, Avrupa var, Rusya var, Bunun arkasında Çin var, Dünya devletleri, Bu Daesh'in arkasında toplandılar, Ve bu Daesh'i, Müslümanların başına, Bir bela, Bir musibet olarak gönderdiler. Bunların silahları, Bunların paraları, Pulları, Bunların askerleri, Hepsi de, Normalde bunlar, Bunlar tarafından eğitiliyor diye, Bir, İbarete bulunmuştum. Hatta, Ben böyle söyleyince, Bazı kendini bilmezler, Ben Daesh'e karşı çıktım diye, Beni küfürle itham etmişlerdi. Hatta, Bir kısmı, Daha da ileri giderekten, Beni tehdit etme noktasına kadar götürmüşlerdi.
Kendimi böyle tehdit edilmiş, Vay işte böyle, Vay ya onu da tehdit etmişler deyip de, Böyle kendimi bir noktaya koymak için söylemiyorum bunu. Ben doğru gördüğümü, Doğru bildiğimi, Yapabildiğim müddetçe, Söylemeye çalışan bir kimseyim. Daesh o zaman için, Bir fitneydi, Ve büyük bir fitneydi. Ve Müslümanların içerisine atılmış, Büyük bir fitneydi. Ve, Irak'ın, Nasıl, Yerle bir edilmesini, Daha önce, Bu bir haçlı seferidir diyerekten, Irak'ı yerle bir ettiler. Ardından da Suriye'yi, Bakın Suriye'yi, Yerle bir ettiler. Neyle? Daesh'te yerle bir ettiler. Ve Suriye diye, Bir ülke kalmadı. Emperyalistler, Suriye ülkesini paylaştırdılar. Ve, Bu daesh fitnesiyle, Bütün İslam dünyasında, Bir kaos, Bir kargaşa söz konusu oldu.
Ve bütün İslam dünyasının, Hala da, Hem ekonomileri alt üst edildi, Hem kan akıtıldı, Hem de bu daeshçiler, Oradaki Müslümanların, Mallarına el koydular. Oradaki Müslümanların, Kadınlarını ve kızlarını, Kendilerine cariye ettiler. Ve kadınların ve kızların, Namuslarını, Perperişan ettiler. Ve, Bir kısmı, Türkiye'ye sığınmak zorunda kaldı, Suriyelilerin. Bir kısmı, Lübnan'a sığınmak zorunda kaldı. Bir kısmı, Ürdün'e sığınmak zorunda kaldı. Ve bu sığınanların içerisinde de, En iyi hayatı sağlayan, Türkiye oldu. Ve Türkiye, Bu meseleyi, İyi analiz ederekten, Bu, Suriye'nin üzerinde, Operasyonlar yaparaktan, Suriyelilerin, Hem orada kalmasını sağladı, Hem onların namuslarını, Şereflerini, Haysiyetlerini korudu.
İyi bir iş yaptı. Ve bu, Büyük, O üçüncü fitneden, Kendisini muhafaza etti. Kendisini korudu. Çünkü, O day işin arkasında, Şimdi şimdi, İnsanlar, Daha net görüyorlar, Batılılar vardı. Ve, Avangelistler vardı. O, Avangelistler, İslam dünyasını, Yerle bir etmek. İslam dünyasının, İçerisinde, En önemli unsur olan, Ve, İslam dünyasının, Aklı, Ve kalbi, Hükmünde, Ve hüviyetinde duran, Anadolu'ya saldırmak için, Yapmış oldukları, Bir tezgahtı.
Allah, Onların tezgahlarını, Kendi başlarına, Makus eylesin inşallah. Bakın, Bu üçüncüde, Hem kan akıtıldı, Hem mallar talan edildi, Hem de namuslar talan edildi. Bir ülke talan edildi. Ve bu ülke, Hala da talan edilmeye, Devam ediliyor. Yine, Zübeyir, İbni Adi'den, Naklediliyor. Hz. Enes, İbni Malik'in, Yanına girdik. Haccacın, Bize yaptıklarını, Şikayet ettik. Haccacın, Kim? Emevi hükümdarı. Haccacın, Bize yaptıklarını, Şikayet ettik. Sabredin, Buyurdu. Zira, Öğle günlerle, Karşılaşacaksınız ki, Her yeni gün, Gidenden daha kötü olacak. Bu hal, Rabbiniz'e kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Resulünüz, Aleyhisselatü Vesselam'dan işittim.
Buhari ve tirmizi. O zaman, Bakın, Hz. Enes bin Malik naklediyor bunu. Diyor ki, Ben bunu peygamberden dinledim. Ve bunu peygamberden duydum. Ve her gün, Geçmiş günü aratacaktır. Evet, Ne yazık ki, Müslümanlar için, Bu son 100 yıldır, Her gün, Geçmiş günü aratmaktadır. Hatta son 200 yıldır, Her gün, Geçmiş günü aratmaktadır. Bakın, Şu anda da, Evlerimize kapandık. Şu anda, Sokaklarımızdan çekildik. Şu anda, Bütün İslam dünyası, Evlerine kapanmış vaziyette. Ve şu anda, Beytullah'ta, Medine-i Münevvere'de, İbadetler askıya alındı. Şu anda, Bütün camilerimizde, İbadetler askıya alındı. Bütün tekkeler, Zaviyeler, Medreseler, Her yer, Kapatıldı.
Bakın, Her geçen gün, Bizi, Bu noktada, İyiye doğru götürmüyor. Bizi kötüye doğru götürüyor. Allah, Bizi kötü ve kötülüklerden, Muhafaza eylesin. Yine, Enes bin Malik, Naklediyor. Şu 6 şeyden önce, Ahirete bakan, İyi ameller işlemekte, Acele edin. Bakın, Şu 6 şeyden önce, Ahiretlik olarak, İyi ameller işleyin. Boğazımı, Tedavi etme maksadıyla, İçiyorum. Hakkınızı helal edin. Bu 6 şeyi sıralıyorum. 1- Güneşin battığı yerden doğması, 2- Duhan, 3- Dabbetül Arz, 4- Deccal, 5- Her birinize mahsus olan ölüm, 6- Sizin salih amellerinize mani olacak amme hizmeti. Yani sizin o salih amellerinize mani olacak amme hizmeti.
Bu 6 şey size ulaşmadan, Size çatmadan, Ahiretlik amellerinizi fazlaştırın diyor. Yine Ebu Hureyre naklediyor. Resulullah aleyhissalatü vesselam buyurdular ki, Vallahi Meryem oğlu İsa aleyhissalatü vesselam feccür rahva nam mevkiinde haç yapmak veya ömre yapmak yahut da her ikisini yapmak için telbiye getirecektir. Bu hadis-i şerifini için aldım ve İsa aleyhissalatü vesselam zuhuretinde tekrar, Demek ki Mehdi çıkmış olacak.
Hani Mehdi'nin ne zaman, pardon, Mehdi çıkmış olacak. Mehdi çıkınca da ne olacak? Deccal çıkmış olacak. Çünkü, Deccal ile Mehdi böyle hemen hemen ikisi aynı anda çıkar. Bugün Mehdi zuhur ederse, ertesi gün Deccal zuhur eder. Bugün Deccal zuhur ederse, bazı hadis-i şerifler öyle çünkü, Ertesi gün Mehdi zuhur eder. Ve Deccal'ın ve Mehdi'nin zuhur etmesinin hemen arkasından da İsa aleyhissalatü vesselam zuhur eder. Bunu şimdi, 3'ünü birleştiriyorum. Mehdi'nin zuhuru, Deccal'ın zuhuru ve İsa aleyhissalatü vesselamın zuhuru ardı ardına olur. Böyle olunca, hani geçen Mehdi dersinde söylediydim, Mehdi iddialıkta bulunanlara, ben her seferinde yıllardan beri onu söyledim. Filanca, Mehdi dediklerinde İsa'sı nerede dedim. Çünkü, Mehdi aleyhissalatü vesselam ile İsa aleyhissalatü zuhuru ardı ardınadır.
Evet, yalancı Deccal'lar gelecektir veya Deccal'ın çocukları gelecektir, babası sonradan gelecektir. Veya Mehdi'nin çocukları gelecektir, babası sonra gelecektir. Bunlar tamam, bunları kabul ediyorum. Ama, hadisi şeriflerde nakledilen Mehdi çıkacaksa veya çıktıysa, hemen yanında Deccal'ın da çıkması lazım. Hemen ardından İsa'nın da gelmesi lazım. Tabi bu sohbetler böyle yayılınca, ben işte Mehdi'lik iddia edenlere isim olarak isimlendirip, İsa'sı nerede dediklerimde, söyledikleri çok gülünç bir şeydi. İsa İstanbul'da kendinden habersiz dolaşıyormuş sokaklarda. Bunu söylüyorlardı. Acı bir şey bunlar. Yapmayın, kendinizi Mehdi göstermeye çalışmayın. Kendinizi Nebi, Peygamber göstermeye çalışmayın.
Son Peygamber geldi, vazifesini yaptı, bitti. Ondan sonra başka bir Peygamber gelmeyecek, başka bir Nebi gelmeyecek. Bunun aldatmasını ve kandırmacısını yapmayın. İslam inancını çürütüyorsunuz. İslam inancını çürütmeye çalışıyorsunuz. İslam inancını sulandırmaya çalışıyorsunuz. Hani geçenlerde birisi öldü gitti ya, bir de acı bir şey onu Bursa'ya gömdüler. Tabi gömülecek yer yok, getirdiler yine Türkiye'ye, Türkiye'de de Bursa'ya gömdüler. Adam neydi iddiası? Ben gençlik yıllarından biliyorum. Önce Mehdi olarak iddiasında bulundu. Ardından Nebi, Resul olduğunu söyledi. Ardından kendisine de vahiy geldiğini, Kur'an-ı Kerim gibi kendisine kitap indirildiğini söyledi. Ve ne yazık ki Türkiye bunu izledi.
Ne yazık ki bunu televizyonlara çıkardılar Türkiye'de. Kim çıkardı? Hülkü Cevizoğlu çıkardı. Ve Hülkü Cevizoğlu o zaman için kanal altı mı ne vardı? Orada çıkardı. Orada adamı meşhur etti. Aslında orada amaç sanki onu meşhur etmek gibi değildi de. İşte onu böyle açıya düşürmek, onu böyle perperişan etmek için çıkarılmış gibi gösterildi değil. Bunların arkasında hep deccalist oyunlar var. Bunların arkasında hep deccalist oyunlar olduğu için nerede böyle Kur'an ve sünnet inancının dışında kimseler var? Onlara televizyonlara çıkarıyorlar. Onları televizyonlarda konuşturuyorlar. Onları televizyon televizyon dolaştırıyorlar. Bakın şimdi televizyonlarda konuşan, televizyonlarda sohbet eden, televizyonlarda Ramazan ayında programdan programa, konuşmadan konuşmaya çıkanlara bakın.
Hepsi de büyük bir çoğunluğu hadis inkarcısı, büyük bir çoğunluğu kader inkarcısı, büyük bir çoğunluğu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleriyle alay edenler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkar edenler. Onları televizyonda çıkarıyorlar. Onları televizyonda konuşturuyorlar. Ve onların anlattıkları din ile insanlar amel etsin istiyorlar. Birisi çıkıyor, kadınlar ay hali olduğu zamanda da oruç tutabilir, kadınlar ay hali olduğu zamanda da namaz kılabilir, kadınlar ay hali olduğu zamanda da her türlü işlevlerini yerine getirebilir deyip insanlara sapkınlığı öğretiyorlar. Birileri çıkıyor, kadere iman, iman esaslarından değildir diyor, bu sapkınlığı anlatıyor.
Birileri çıkıyor, değişik sapkınlıkları anlatıyor televizyonlarda. Allah'ı zikredenler küçümseniyor, sünnet-i şeriflerine bağlı olanlar küçümseniyor, hadisi şerifi nakledenler küçümseniyor. Türkiye'de Kur'an ve sünnet diyen ve hadisi şerifleri kendisine ölçe eden ve Kur'an'ı hadisi şerifler ışığında yaşamaya çalışanlar, gerici, yobaz, bilgisiz, işte kale alınmayacak kimseler olarak gösteriliyor. Bu büyük bir sapkınlık, bu büyük bir deccaliyet. Deccaliyet bu manada içimizde dolaşıyor. Bu deccalistler din adamı kişisinde, din adamı noktasında bütün televizyonlarda dolaşıyorlar. Hepsi de deccalistlere hizmet ediyor, hepsi de deccalist. Hadisi şerifleri inkar edenler, hadisi şerifleri yok hükmünde görenler, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini ve sünnetleriyle alay edenler, deccalın vazifesini yapıyorlar.
Çünkü deccal, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine savaş açacak. Bütün peygamberlere savaş açtığı gibi, Hazreti Muhammed Mustafa'ya ve Hazreti Muhammed Mustafa'nın yolundan gidenlere savaş açacak. Bu, Mehdi geldi, paranoyasına katılanlar, Mehdi'nin geldiğini ilan edenler, Mehdi'nin gelip de vazifesini yerine getirdiğini söyleyenler de, deccalistlere çalışıyor. Ama bilerek, ama bilmerek. Çünkü Mehdi zuhur ederse, deccal da zuhur edecek. Deccal zuhur edince, İsa aleyhisselam da yeryüzünde vazifeye başlayacak. O zaman deccalın çıkışı İsa ile alakalı, delil. Deccal, şahıs, birey olarak meydana çıktığında, İsa aleyhisselam da birey olarak meydana çıkacak. Yine başka bir hadis-i şerif, Medine körük gibidir.
Bunlar uzundu, kıymetli dostlar. Bu hadis-i şerifleri bulursunuz. Kütüb-i siddetten de bulmanız mümkün bunları. Bunların büyük bir çoğunluğunu kütüb-i siddetten aldım. Teberhani'den aldığım var, İmam-ı Hanbel'den aldıklarım var. O yüzden bu hadis-i şerifleri orada bulursunuz. Bazı hadis-i şerifler uzun, zamandan tasarruf etmek için lazım olan yerleri de aldım. Böyle bilgiyi ketmetmek, bilgiyi tam olarak aktarmamak olarak algılanmasın. Medine körük gibidir. İnsanların kötüsünü atar, Sinesinde barındırmaz, İyisini tutar buyurmuş. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in adetleri. Yine başka bir hadis-i şerifte, Aynı şeyi Mekke için söylüyor. Ve Mekke ve Medine körük gibidir diyor.
Başka bir hadis-i şerifte. Peki, şimdi körük gibidir deyince bir şey söyleyeceğim. Körük çalıştı. Körük öylesine çalıştı ki, Mekke ve Medine'deki Müslümanlar dahi, Mekke'deki harem-i şerife ve Medine-i münevveredeki mescide giremiyorlar. Evet, körük gibi körük çalıştı. Hadis-i şerif diyor ki, Mekke ve Medine körük gibidir. İnsanların kötüsünü atar. Attı, hiç kimse kalmadı. Bir virüs temizledi. O zaman, bunu müteşabih bir hadis-i şerif olarak görsek, Ve müteşabih noktasından gitmiş olsak, Kıymetli dostlar, Körük her yerde çalıştı.
Camilerde kimse yok. Körük her yerde çalıştı. Tekkelerde hiç kimse kalmadı. Demek ki, Körük çalışıyor. Hadisteki bu hüküm, Deccal'ın zuhuru zamanıyla ilgili olduğu söylenmiş. Alimler öyle hükmetmişler. Zira Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem başka hadisinde, Ahir zamanda Deccal'ın Medine civarına ineceğini, Medine'nin ahalisini üç kere titreteceğini, Bu vesileyle Allah'ın oradaki kafir ve münafık herkesi Medine'den çıkaracağını, Bunların Deccal'a giderek Medine'yi terk edeceğini haber vermiştir.
Acaba birinci titreyiş mi? Mekke ve Medine'deki mescitlerin boşaltılması ve mescitlere hiç kimsenin şu ana gidememesi, Bu birinci titreyiş mi? İkinci titreyiş mi? Üçüncü titreyiş mi? Acaba bize bir uyarı mı bütün İslam alemine? Ey Müslümanlar, uyanın! Bakın, Kabe'de tavaf edeniniz yok. Bakın, Medine'ye, münevvere'de namaz kılanınız yok. Bakın, Mescitlerinizde cemaatle namaz kılınmıyor. Tabi, Cuma da kılınmıyor. Bir tek örnek, Vip bir Cuma kıldı ya Diyanet İşleri Başkanlığı. Vip Cuma olarak nitelendirildi ya basında. Onu tenzih ediyoruz artık. O özel seçilmiş kimseler, Orada bir Cuma kıldılar.
Tabi, Bu noktada, Kimseye söyleyecek bir sözümüz yok. Ama, Vip bir Cuma kıldılar mı? Evet. Ve, Ben Mekke ve Medine denildiğinde, Mescitler olarak el aldım bunu. Yani, Mescitlerde şu anda hiç kimse yok. E, Bütün yeryüzündeki camiler, Allah'ın mescidi, Allah'ın evi mi? Evet. Oralarda da Cuma kılınmıyor şu anda. Büyük bir çoğunlukta. En azından bizim ülkemizde kılınmıyor. O zaman, Kafir, Münafık, Her ne var ise, Bu, Birinci, Titreme de belki de gitti. Allah bize iman, İhlas ve samimiyet versin. Yine Ebu Hureyre anlatıyor. Resulullah, Aleyhisselatü Vesselam buyurdular ki, Medine'ye geçit veren dağ gediklerinde, Birbirleriyle kenetlenmiş, Melekler var.
Her gedikte, Kınından çekilmiş, Kılıçlarıyla bekleyen, İki meleğin korumaları sebebiyle, Medine'ye ne bir veba, Ne de deccal giremez diyor. Hadis-i şerif. Buhari, Müslim, Termizi, Evet. Bunlar da, Bu hadis-i şerif'i bulmak mümkün değil. Yine, Müslüm'ün rivayetinde fazlalık var. Resulullah, Aleyhisselatü Vesselam buyurdular ki, Meşih, Deccal, Doğu tarafından gelir. Hani, Nerede, Ne zaman çıkar dedik ya, Ne zaman nerede çıkar. Mesih-i Deccal, Doğu tarafından gelir. Kastı Medine'dir. Uhud'un arka tarafına iner. Derken, Medine'yi bekleyen melekler, Onun yüzünü Şam tarafına çevirirler. Ve orada, Helak olur.
Bu, Irak, Suriye meselesi, Çok gündemdeyken, Bu, Fazlaca gündeme geldi. Öyle değil mi? İşte, Amerikan ordusu, Suudi Arabistan'a iyice yerleşti. Ve, Suudi Arabistan'da, Büyük bir Amerikan ordusu, Büyük bir Amerikan kuvveti var. Ve, Olanca silahlar, Suudi Arabistan'a geldi. Ve, Bunların paralarını da, Suudi Arabistan'dan alıyorlar. Ve, Yemen'deki Şiilerle, Suudi Arabistan'ı savaştırıyorlar. Örtülü bir savaş var. Ve, Bu savaş bahanesiyle, Suudi Arabistan Krallığı, Kendini korumak, Kendini muhafaza etmek için, ABD ile, Ve İngiltere ile, Ve, Gavurlarla anlaştı. Ve, Oraya, Büyük bir, ABD ordusu, Ve, Yabancı ordu geldi. Ve, Yabancı ordunun geldiği yerde, Hiçbir zaman kargaşa bitmiyor.
Hiçbir zaman bitmiyor. Bizim, Ülkemizde de bir ara, Çekit güç, Konuşlandıydı. Biraz böyle, Yaşı bana yakın olanlar, Bunu hatırlarlar. O çekit güç, İncirli'ye konuşlandığında, PKK denilen o hain, O melanet, O büyük bir, Fitne, O zaman çıktıydı, Ülkemizin başına. PKK'ya saydırdığım için de, Kızıyorlar. İşte, Bir, Sufi, Böyle, İnsanlara, Ayırt eder mi, Diye. Evet, PKK, Lanet bir örgüttür. DAEŞ, Lanet bir örgüttür. Müslümanlara silah çeken, Müslümanların kanını aktan, Her ne kadar örgüt varsa, Hepsi de lanet örgüttür.
Hepsi de hain örgüttür. Bunların. Sakın, Bunlara sempatiyle bakmayın. Bunları sempatiyle bakan, Onlardan olur. Bunlar çünkü, Yeryüzünde, Kaos çıkaran, Fitne çıkaran, Yeryüzünde, Katliam yapan örgütler. Ne çocuk tanır bunlar, Ne kadın tanır, Ne sivil tanır. Bakın, Daha yeni, Diyarbakır'da, Oduna giden, Beş tane, Sivil vatandaşı, Bu şehit etti, Bu namussuz, Şerefsiz, Haysiyetsiz örgüt. O yüzden, Bunlar böyle, Kendince, Kendi dairesinde, Hafife alınacak olan şeyler değil. O yüzden, Bunlara dikkat edelim. Bu örgütlere de dikkat edelim. Nereden gelecekmiş? Şam'dan gelecekmiş. Yani, Doğu tarafından gelecekmiş. Yine, Çok uzun, Bir hadis-i şerif var.
Çok uzun, Dememiz sebebi şu, Bu, Hadis-i şerif, Şeyde, Söylenme, Veda hutbesinde, Söylenme. Orada diyor ki, Hayır, Doğu tarafındadır. Hayır. Evet, O Doğu tarafından, Zuhur edecektir. O Doğu tarafından, Zuhur edecektir. Buyurdu. Ve eliyle Doğu tarafına, İşareti. Hayır dediği şey, Hani, İşte, Denizden mi, Yemen'den mi, Diye bir, Kendisi söylüyor. Ondan sonra diyor ki, Hazreti Peygamber, Hayır. O diyor, Doğu tarafından, Zuhur edecektir. Bu da nereden? Müslüm'den, Ebu Davud'dan, Ve Tirmizi'den, Nakledilmiş bir hadis-i şerif. Yine, Nereden ve ne zaman, Çıkar ile alakalı hadis-i şerif. Hazreti Muaz, İbni Cebel, Radiyallahu anh anlatıyor. Resulullah, Sallallahu aleyhi ve sellem, Bir gün dedi ki, Beytül Maktis'in, İmarı, Yesrib'in harabıdır.
Yani, Beytül Maktis'in, İmarı, Yesrib'in harabıdır. Beytül Maktis dediği yer, Neresi? Kudüs. Kudüs, İmar edilince, Yesrib harap olur. Yani, Medine harap olur. Şimdi bakın, Enteresan hadis-i şerifler bunlar. Şu anda, Kudüs, İsrail'in başkenti olarak, ABD ilan etti mi? Evet. Ve, Kudüs'teki Müslümanlar, Katlediliyorlar mı? Evet. Oradan sürgün ediliyorlar mı? Evet. Evleri yıkılıyor mu? Evet. İbadethaneleri yıkılıyor mu? Evet. Ve, Kudüs'teki Mescid-i Aksa, Haraba eline getiriliyor mu? Evet. Bakın, Orası demek ki, Bir müddet sonra, İmar edilecek. İmar edilmesi ne demek? Kudüs, parlatılacak. Yani, İsrail'in eline geçecek. Ve, İsrail ve, Evangelistler, Kudüs'te, İsrail devletini, Büyük İsrail devletini, kurmaya çalışacaklar.
O zaman da diyor, Medine harabıdır. Medine'nin harap olması ne demek? İslam dünyasının bölünmesi, parçalanması, İslam dünyasının, bir gücünün ve kuvvetinin, kalmaması. Bakın, ABD ve, işbirlikçileri, Kudüs'ü, İsrail'in başkenti olarak, ilan etti. İslam dünyası, bunu durduramadı. İslam dünyası, hatta bunu durdurmak için, dahi mücadele etmedi. Bir tek, Türkiye'nin sesi çıktı. Arap dünyası sustu, Araplar sustu, diğer Müslümanlar sustu. Herkes sustu. Herkes sustu. Kabullendiler bunu. Bununla mücadele etmediler. Bununla savaşmadılar. Bakın, hadis-i şerif bunu anlatıyor bize. Diyor ki, Beytül Maktis, imar edilir. Enteresan bir şey. Ve, Yesrib'in harabı, melhame'nin, savaşın çıkmasıdır.
Melhame, İstanbul'un fethidir. İstanbul'un fethi, deccal'ın çıkmasıdır. Buyurdular. Sonra, elini konuşmakta olduğu, kimsenin dizine vurdu. Ve bu söylediğim, kesinlikle hakikattir. Tıpkı, senin burada oturman, hak olduğu gibi dedi. Bu da kim? Hazreti Muaz, bu hadis-i şerifi, naklediyor. Yani, o zaman, burada en önemli şey ne? Beytül Maktis'in, imar edilmesi. Beytül Maktis, imar edilecek. Ve, Yesrib ne olacak? Bu noktada, harap olacak. İbn-i Ömer, naklediyor. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri buyurdular ki, bakın, ne zaman, nerede çıkacağı, neler olacağıyla alakalı. Bu hadis-i şerifi, iyi dinleyin. İleri de, genç bir grup, ortaya çıkacak.
Bunlar, Kur'an'ı okuyacaklar. Ancak, okudukları, gırtlaklarından, aşağı geçmeyecek. Onlardan bir grup çıktıkça, kökleri kazınacaktır. İbn-i Ömer der ki, Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, onlardan bir grup çıktıkça, kökleri kazınacaktır. İbaresini, belki de, yirmi kereden fazla işittim. Yani, demek ki, İslam dünyasında, ve devam ediyor, hadis-i şerif. Nihayet, bu cemaatın, sürdürdüğü hile, ve aldatma esnasında, deccal çıkacaktı. Bakın, deccal, otuz taneye yakın, yalancı deccal, bazı rivayetlerde, kırk tane yalancı deccal, bazı rivayetlerde, yetmiş tane yalancı deccalın, çıkacağı söyleniyor. Ve, normalde, bu deccal ile alakalı, hadis-i şerifler, söylenirken, çok enteresan, bir ibare var.
Bir genç, bir nesil var. Bu genç nesil, ne yapıyor? Kur'an'ı, çok güzel okuyorlar. Ama, bunlar, normalde, okudukları, Kur'an, gırtlaklarından, aşağı geçmiyor. Yani, kalplerine tesir etmiyor. Okudukları Kur'an, onların hayatlarına tesir etmiyor. Okudukları Kur'an, onların normalde, İslam olarak, yaşamaları için değil. Ya, bunlar, normalde, zaman içerisinde, İslam dünyasının, tarihi süreci içerisinde, bu tip genç nesiller, bu tip genç topluluklar, çıkmışlar.
Hep bunlar, çıkmış, kökleri kazınmış, sebep, bunlar çünkü, Kur'an'ı okudukları halde, amel etmeyenler, Kur'an'a göre amel etmeyenler, Kur'an'a göre davranmayanlar, Kur'an ve sünneti, seniyeyi kendisine, rehber etmeyenler, hayat rehberi etmemişler bunlar. Bunlar, Kur'an'ı okumakla, geçiriyorlar, hayat rehberi haline, getirmiyorlar. Bunlarla alakalı, yine hadis-i şerifler gelecek, bu hadis-i şeriflere, dikkat edelim. deccan neye benzer? Öyle ya, bu giriş sohbetinde, işte bir gözünün görmeyeceği, şöyle olacağı, böyle olacağı, benzetmeyle alakalı, bir giriş yaptıydım. Bu girişi, bu girişi şimdi, hadis-i şeriflerle delillendiriyoruz. Huney Savaşı'ndan, elde edilen ganimetin, Cirane'de dağıtımı sırasında, cereyan etmiş, ve bu itirazcının adı da, Zülhü Veysira'dır.
Bir olay cereyan ediyor orada. Bu Cirane'de biliyorsunuz, Cirane Mescidi var. Orası da, ömreciler bilirler, orası da bir, mikat mahallidir. Cirane Mescidi'nde de, mikata girilir. Cenab-ı Hak'a hamdolsun, biz oradan mikata girmiştik. Bu rivayette, bir adam tasvir edilir. Bu, ganimet dağıtımı esnasında, bu çok meşhurdur bu hadise. Çünkü, Huney Savaşı'na katılan, hemen hemen sahabelerin, büyük bir çoğunluğu, bu olayı nakleder. Gür sakallı, elmacıkları çıkık, gözleri çukur, alnı yüksek, başı tıraşlı, başı tıraşlı, yani başı tıraşlı ne demek? İyice kafasını tıraş etmiş. Saçını kesmemiş. Bakın, saçını iyice tıraş etmiş. Başı tıraşlı demek bu.
Hacca gidenlerin, başlarını tıraş etmeleri. İlk hacca gidenlerin, başlarını tıraş etmeleri. Sonradan ikinci veya üçcü hacca gidenler, Hanefilerce derler ki, onlar saçlarını kestirebilirler. Ümreye gidenin, tavaftan çıkınca, işte başı tıraş etmesi. Veya hatta sonradan saçını kesmesi, kısaltması. Bakın, saçı kesmek farklı bir ibaredir. Başı tıraş etmek farklı bir ibaredir. Müslümanlar, bir hastalık, bir sıkıntı, bir bela, bir musibet yok ise, başlarını bir tek, haçta ve ömrede tıraş ettirirler. Başka bir yerde, başı tıraş ettirmek, sünnet-i seniyeti yoktur. Saçı kesebilirsiniz, kesebilirsiniz, kısaltabilirsiniz. Ama başı tamamiyetle tıraş etmek, haçta ve aynı zamanda da, ümrededir.
Veya hatta, işte, siz, beyninizden, beyin damarlarından, rahatsızlığınız var. Başınızdan, hacamat yaptıracaksınız. O zaman başınızı tıraş ettirebilirsiniz. Veya hatta, çok özür dilerikten söyleyeceğim, börtü böcek dolaşıyordur. Kafanızda, saçlarınızda. Ondan kurtulmak için, siz, başınızı tıraş ettirebilirsiniz. Sağlık söz konusu. Böyle bir zaruret olur, böyle bir sıkıntı olur. Başı tıraş ettirler. Veya sufiler, bir seyr-i sülûk geçince, önceden, başlarını tıraş ederlermiş. Veya hatta, Mevlevilikte bir gün bir gece yapan, işte, bin gün bin gece yapan, veya, sufiler, itikaf bitirince, böyle başı tıraş ederlermiş. Özel günlerdir bunlar, özel şeylerdir.
Öbür türlü başı tıraş edilir mi? Hayır. Sünnet-i Sene'ye bunlarla sabit çünkü. Bakın, Sünnet-i Sene'ye, hayatımızın her alanında lazım. Hz. Peygamber, sağında ve solunda olanlara vermişti. Henüz arkadakilere vermemişti. Arkadakilerden bir adam, kalkarak, ey Muhammed, Taksim'de adil olmadın der. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu söze çok öfkelenir. Ancak, hiçbir şey söylemez. Der ki, vallahi benden sonra, benden daha adil olacak birini bulamazsınız, demekle yetinir. Ve gerçekten de, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra, Müslümanlar hiçbir zaman bir ahadil, tam bir ahadil hükümdar veya bir sistemle yönetilmemişlerdir. Sonra şunu söyler, ahir zamanda bir kavim çıkacak.
Sanki bu onlardan biridir. Dikkat edin sözlere. Ahir zamanda bir kavim çıkacak. Sanki bu onlardan biridir. Onlar, Kur'an okurlar. Fakat, okudukları köprücük kemiklerini geçmez. İslam'dan, okun, avdan geçtiği gibi geçip giderler. Alametleri, tıraştır. Bunların arkası kesilmez. Sonuncuları, Mesih Teccal'le birlikte çıkar. Onlara rastladığınız zaman bilin ki, onlar halkın ve hayvanların en şerlileridir. Onlar halkın ve hayvanların en şerlileridir. Onlar bir, onlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, halkın ve hayvanların en şerlileri diyor. O zaman, onların alametleri neymiş? Başlarını tıraş etmeleriymiş.
Şimdi İslam dünyasını göz gezdirin. Kimler başlarını tıraş ettiriyorlardı? Komple, Vahabi Selefiler. Kimler? Bu dayışçiler. Dikkat edin, böyle bir göz gezdirin şimdi. Ve, bunlar ne yapıyorlar? Kur'an-ı Kerim okuyorlar mı? Evet. Hadis-i şerifte diyor ki, köprücük kemiklerini geçmez. Okun, avdan geçtiği gibi bunlar ne yapar? Geçip giderler. Ve bunların arkası da kesilmez. Bunlar bitmeyecek yani. Ya, ta deccal çıkıncaya kadar bunlar da devam edecekler. Yine Ebu Said el-Hudri anlatıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, deccaldan sormuş. Sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı vermiş ona. O deccal çıktığı gün, aynen bir insan gibi yemek yer.
Ben size onun hakkında, benden önceki peygamberlerden hiçbirinin kendi ümmetine anlatmadığı hususları anlatacağım. Bakın kendisinden önce diğer gelmiş peygamberler deccalla alakalı işaretler anlatmış. Deccalla alakalı bir şeyler söylemiş. Deccalla alakalı bir şeyler söyleyince, deccalla alakalı işaretler söylenince, deccalla alakalı bir şeyler söyleyince deniliyor ki, daha önce peygamberlerin anlatmadığı şeyi anlatacağım size.
Devam ediyor. Onun sağ gözü mesledilmiştir. Görmez. Pertlektir. Göz hadakası yoktur. Sanki hadakası çevrim içinde bir balgam gibidir. Sol gözü de inciden bir yıldız gibidir. Onun beraberinde sanki cennet ve ateşin birer misli vardır. Ancak hakikatte ateşi, cennet, suyu da ateştir. Haberiniz olsun, onun yanında iki kişi vardır. Köy halkını inzar ederler. Bu ikisi köyden çıkınca, deccalın ashabından ilki oraya girer buyurmuştur. Yine İbn-i Ömer anlatıyor. Hazreti Peygamber veda hutbesinde, halk susup dinlesin buyuruyor. Sonra Allah'a hamd ve senada bulunup, arkadan Mesih deccalın uzun uzun söz ettiler ve buyurdular ki, Allah'ın gönderdiği her peygamber ümmetini onunla inzar etti.
Nuh aleyhisselam ümmetini onunla inzar etti. Ondan sonra gelen peygamberler de, o sizin aranızdan çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayacak. Rabbinizin tek gözü olmadığı size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü sanki salkımdan dışa fırlamış, bir üzüm tanesi gibidir. İki gözünün arasında kefere, yani kafir yazılmış olacaktır. Bunu her Müslüman okuyacaktır. Buhari ve Müslüm. Bir saat yirmi beş dakika oldu. Daha deccal ve amanesiyle savaş var. Bununla alakalı hemen kısa kısa hadisler sıralayayım. Deccal ile olan sohbeti sonlandırayım. Çünkü bir buçuk saati bulacak. Deccal çıkıncaya kadar ümmetinden bir grup, Allah yolunda cihata devam edecektir.
Yine başka bir hadis-i şerif. Ümmetinden bir grup taife, hak üzerine savaşmaya devam edeceklerdir. Onlar kendilerine meydan okuyanlara karşı muzafferdirler. Öyle ki bunların sonuncuları, Mesih, Deccal ile savaşırlar. Yine onlar Deccal'a karşı ümmetimin en şiddetlisidir diye savaşacak olanları söylüyor. Ve yine Hazreti Enes naklediyor. Üç şey vardır ki imanın aslındandır. Bir, La ilahe illallah diyene saldırmamak. İş yediği herhangi bir günahın sebebiyle bu kimseyi tekfir etme. Herhangi bir ameli sebebiyle de İslam'dan dışarı atma. İki, cihat. Bu Allah'ın beni peygamber olarak gönderdiği günden bu ümmetin Deccal'a karşı savaşacak. En son ferdine kadar cereyan edecektir.
Onu ne imanın zalim olması ne de adil olması ortadan kaldırmayacaktır. Üç, kadere iman. Yani normalde demek ki üç şey imanın aslından. Bir, La ilahe illallah diyene saldırmamak. İki, cihat etmek. Nereye? Deccal çıkıncaya kadar Deccalistlere karşı. Üç, kadere iman etmek. Hani birileri şimdi kadere iman, imandan görmüyor ya. Evet. Bunlara da inşallah bu kapak olsun. Ebu Davud'dan bu hadis-i şerif. Deccal'ın neler yapacağı. Kıymetli dostlar. 22-27 oldu. Sohbeti burada sonlandırmak istiyorum. Hakkınızı helal edin. Geceniz mübarek olsun. En son ben şununla kapatayım inşallah. Şeyin, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Deccal'la alakalı duası.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kur'an'dan bir sure öğretir gibi şu duayı bize öğretmişti. Hep beraber amin diyelim. Allah'ım cehennem azabından, kabir azabından, Mesih Deccal'ın fitnesinden, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım. Amin. Sohbeti bu gece sonlandırıyoruz. Elimizde olmayan sebeplerden dolayı sorularınıza da bakamadık, bakamıyoruz. İnşallah Perşembe günü tekrar buluşuruz. Geceniz hayır olsun. Hakkınızı helal edin. Böyle aniden sonlandırdığımız için özür dileriz. Bunun sebebi biz değiliz. O yüzden inşallah bu konuyu da aşar. Sizinle tekrar beraber olmaya devam ederiz. Geceniz hayır olsun inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.