mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Merkez Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 12.08.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Ağustos 2023 · 52:11

Euzûbillâhi bineşşeytanurrejim! Bismillahirrahmanirrahim! Eften zikrfâle supplementarine hu! Lasrapirselim veElhamdülillâhi rabbilâhu reformem! Bismillahirrahmanirrahim! Selâmünaleyküm!
Aleykümselâm! Allah gecenizi hayırlı eylesin! Amin! Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin! Amin! Dayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin! Amin! Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Allah razı olsun inşallah. Uzaktan yakından gelen bütün kardeşler, hepinize hoş geldiniz. Allah hepinizden de razı olsun inşallah. Bu arada malum birkaç haftadır bir türlü aşure yapamıyoruz. Geçen hafta yapacaktık. Geçen hafta bir iki eksiklik noksanlık olmuş. O yüzden son dakika kaymakamlık o eksikliklerin tamamlanmasını istedi.
Biz de tamam dedik. Bizim kanuna ve hukuka karşı saygımız var. Devletle karşı karşıya gelmemek gibi bir şiarımız var. O yüzden biz de o eksiklikleri tamamladık bu hafta için aşuremizi yapalım diye. Ama bu birkaç gün içerisinde aşırı derecede bir baskı söz konusu oldu. Bir gizli el var kimse bu. Hiçbir şey dinlemiyor. Hukuk dinlemiyor. Kanun dinlemiyor. Malum bu karşıdaki boşlukta benim bir satın aldığım bir yer var. Ayrıca kiraladığım bir yer var. E tabi oraya işte böyle fiili işgal söz konusu oldu. Tabi buradaki memur kardeşlerim konuda bir suçu yok, kabahatı yok. Onlara birileri emrediyor.
Birileri birilerini emrediyor. Birileri birilerini emrediyor. Onlar da ne yapsınlar? Memur. Ben daha önce orman işletmesinde çalıştım. Memurluğun ne olduğunu bilirim. Ne yapsın? Amirine hayır mı desin? Amirine hukuksuz mu davranıyorsun desin? Diyemezler. Türkiye'deki memuriyet böyle bir şey. Başındaki amir bunu yap der. Sen de yapmak zorunda kalırsın. E yapmazsan amir seni taciz eder, tahkir eder. Ne bileyim işte beni dinlemiyorsun der. Mobbing uygular. E yapsan haksız, hukuksuz oluyor. Bu sefer de bir Mustafa Özba çıkıyor. Onu da dava ediyor. İşte bu Karabaş-ı Veli tekkesini böyle usulsüz ihaleye fesat karıştırarak da bu Tuğrul İnançer ve sonradan Ahmet Öztürk'ün vakfına vermişler mesela.
Usulsüz, hukuksuz, haksız, kanunsuz. Ben yaptım oldu gibisinden. E Danıştay da bozdu yapılan işlemi. Ardından tabii biz suç duyurusunda bulunduk. Vakıflar bölge müdürü dahil 6-7 tane memur, herhalde memurlukları yanacak gibi. Benim hukukçu değilim ama bilirkişi raporuna göre ihaleye fesat var, görevi kötüye kullanmak var, bilmem ne var. Bizim Mehmet Emin Bey öyle dedi, 4-5 tane suç var dedi. Bu arkadaşların memurlukları gidecek gibi dedi. Bunu söylüyorum, sevincimden değil. Yani bir başındaki amir, altındaki memura suç işletiyor. Memur garibim zorla üniversite bitirmiş, ondan sonra KPSS'ye girmiş, memur olmuş, tırmalamış. Sonra amirinin bir baskısıyla, sözüyle bir yere imza at, sonra memuriyetten ol.
Eş, çoluk, çocuk hepsi de yıkılacak şimdi ortalıkta. Buna üzülüyor. Yazık değil mi insanlara? Bir heves için usulünle yap, uygun yap. Yok. Ne yazık ki Türkiye bunları henüz daha aşamadı. Aşamadı. E attılar imzaları şimdi. E ne olacak şimdi? Gitti memuriyetlere. Mehmet Emin Bey'in, benim bildiğim yok. Mehmet Emin Bey avukat dedi ki, bunların büyük bir ihtimali memurlukları gidecek dedi. E yazık değil mi şimdi onlara? Çoluklarına, çocuklarına yazık değil mi? İnsanlar adaletli davranacaklar, zulüm etmeyecekler, zulüm ediyorlar. E şimdi de işte, geçen hafta onca aşure hazırlığı yap, malzemeyi yap, malzemeyi tedarik et, ıslat.
Tam pişirilecek her şey. Son dakika acele bir kağıtla elden bir de ya da on gün önceden sana müracaat edilmiş. On gün. Sen ver kararını yapabilirsin de yapamazsın da veyahut da şuyun eksikliğini tamamla da son dakika golü attılar bize hesapta kendilerince. İyi, biz şunu unutmayın. Hiçbir zaman devletle karşı karşıya gelmeyin. Emniyetle karşı karşıya gelmeyin. Bu devlet bizim. Bir hukuksuzluk mu oldu? Gidin mahkemeye verin. Ahir zaman hadislerini iyi okuyun. Çatışma yok ahir zamanda.
Eline sopa almak yok, eline taş almak yok, eline silah almak yok, elini birine kaldırmak yok. Kim olursa olsun bu, isterse eşin olsun, isterse çocuğun olsun, elini kaldırma. İsterse arkadaşın olsun, elini kaldırma. Bunu ondan bundan korktuğun için değil. Hadis-i Şerif'e uy, sünnet-i Seniyye'ye uy. Hatta Ebu Zer-i Gifari gibi bir sahabeye diyor. Ebu Zer-i Gifari Hazretleri diyor ki, beni öldürmeye gelirlerse ben ne yapayım? Diyor ki, kılıcının pırıltısını sakla. Ebu Zer-i Gifari, bahadır sahabe. Savaşlarda en önde. Yaka paça meydanda Ebu Zer-i Gifari'de. Ne kalkan var, ne miğfer var. Ebu Zer-i Gifari öyle bir kimse.
Ve geçimi, geçimi dikkat edin. Cihattan, ganimet. Evet. Öncesi ne? Eşkıya. Öncesi eşkıya. O soruyor, savaşacak yani, o vuruşacak. Vuruşmaktan yana o. Diyor ki, ne yapayım? Diyor ki, kılıcının pırıltısını sakla. Üstüne diyor, çulunu. Başından aşağı geçir. Habilin yolunu seç diyor. Kabilin değil. Habilin yolunu seç. Haa, evet. Yani ahir zaman, öyle bir zaman gelecek. Zalimler, sizi öldürmeye dahi gelebilirler. Sen anarşi çıkarma. Nefsine uyma. Senin elinde silah yok, bir şey yok. O zaman ne yapacaksın?
Sakın kavga etme kimseyle. Sakın dövüşme. Sakın ülkenin emniyet kuvvetleriyle didişme. Asla. Sakın kolluk kuvvetleriyle didişme. Asla. Dağılın, dağıl. Benim adım Mustafa Özbağ. Benim yerim fiili işgal altına girdi dünden beri. Fiili işgal edildi. Kim? Emniyet kuvvetleri. Fiili. Parasını saymışım, yeri almışım. Parasını saymışım, yeri kiralamışım. Fiili fiili. Devlet yani emniyet, kolluk kuvvetleri benim yerimi geldi, işgal etti. Ne girişe müsaade etti, ne çıkışa müsaade etti.
Bak ne girişe müsaade etti, ne çıkışa müsaade etti. Ben arkadaşlara dedim ki, arkadaşlar rahat olun. Hiçbir olay çıkmayacak, hiçbir sıkıntı çıkmayacak, hiçbir problem çıkmayacak. Çaylarınız için keyfinize bakın dedim. Ben şimdi gidip orada olay çıkarabilir miydim? Çıkarabilirdim. Kardeşim işte kira kontrolatım, işte evraklarım. Ben gireceğim içeri. O girmeyeceğim diyecek. Çünkü amiri ona sokmayın içeri dedi. Ben gireceğim diyecek. O diyecek ki ben seni katamam. Ben gireceğim diyecek, o katamam diyecek. Saatlerce bunu tartışacağız mı orada? Tartışacağız. Bir işe yarayacak mı? Yaramayacak. Neden? Amir ona öyle söyledi. Amire de birisi söyledi.
O birisinin de başka birisi söyledi. O başka birisine kim söyledi? Gizli. Bilmiyoruz. Bize gizli. O yüzden gizli bir el var. Müdahale ediyor. Hukuksuzluk yapıyor. Burayı da kapatmışlar diye. Mühürledi. E dava açtık. Davayı kazandık. Açtırdık. Ertesi gün bir daha mühürletti. Gizli el bu. Bir daha dava açtık. Bir daha kazandık. Anarşi var mı? Yok. Şey varız yaptırmadı. Yasakladı. Dava açtık. Benim hakkımda 72 sayfa rapor gönderdi. 72 sayfa. 72 mi?
74. Mehmet Emin daha iyi biliyor. 72. Okumadım bile ben. Ne yazmışlar burada diye okumadım. İhtiyaç duymadım. Ben meydanda bir insanım. Açık benim her şeyim. Mehmet Emin'in deyişine göre Google dedim dedi. Bir sürü şeyler toplamışlar dedi. Öyle mi Mehmet Emin? Google'da iyi de yazan var. Kötü de yazan var. Yani düşünebiliyor musunuz? Bu tip bürokratla devleti ayağı düşürüyor. Devletin şahsi maneviyatını ayağı düşürüyor. Acı olan bu. Vatandaşın önünde devlet mahkum oluyor. Davayı kazandım ben. E ne oldu şimdi? Ben devlet düşmanı bir kimse olmuş olsam bunu yaygarayı basarım kullanır mıyım?
Evet. Ben devletimi düşünüyorum. Benim ailem beni devlet düşmanı olarak büyütmedi. Biz devlet düşmanı olarak büyümedik. O terbiyeyi almadık biz. Ben de kardeşlere hiçbir zaman öyle bir terbiye vermedim. Dedim ki devlet bizim devletimiz. Eksikliklerini biliyoruz, noksanlıklarını biliyoruz, yanlışlıklarını biliyoruz. Hukuki sistemini biliyoruz, hukukinin yanlışlığını biliyoruz. Saklamıyoruz. Devletin içerisine çöreklenmiş olan, devletin içerisine çöreklenmiş olan, sütü bozuk, kanı bozuk, cibilleti bozuk, cinsiyeti bozukları da biliyoruz. Bunlar devletin içine çöreklenmiş ta Osmanlı'dan itibaren. Bırakmıyorlar. Sülük gibi bunlar. Bunlar babadan oğula, babadan oğula, babadan oğula, sülük gibi bunlar.
Bunlar böyle bırakmıyorlar. Hani var ya öyle milletvekilleri var, öyle bürokratlar var. Bu önceden dış işlerinde bu böyleydi. Yani birisi dış işlerinde baron, onun oğlu da baron. Onun oğlu da onun olsun. Onun oğlu. Halbuki baktığın zaman köklerine ya Yahudi bozması ya Ermeni dönmesi. Öyle. Ama bu Osmanlı'dan itibaren böyle. Bunları bilmeyen insan değiliz. Ama devlete karşı cephe alınmaz. Biz bu terbiyi almadık. Ben az önce dışarıdaki memur arkadaşlara dedim. Arkadaşlar biz devlete karşı bir şeyimiz olmaz. Haklı, haksız da aramayız. Bakın haklıyım, haksızım aramam. Ben haklıyım. Şimdi gider oturur muyum oraya?
Otururum. Oradaki memurlar da zor duruma düşer mi? Düşer. Benim amacım onları zor duruma düşürmek de değil. Neden? Yukarıdan birisi diyor katmayacağınız kimse içeri. Ne yapsın adam? Hani az önceki o vakıflardaki gibi o da memuriyetinden mi olsun? Üzülüyorum. Bir insanın devlet memuru olma sürecini bildiğimden dolayı üzülüyorum. Üniversite bitir. Çalış, üniversite kazan. Sonra üniversite bitir. Sonra KPSS'ye gir. Sonra KPSS'ye atan. Atandın yerde amire, memura ona buna bir sürü onlarla iyi geçineceğim diye uğraş. Sonra gelsin amirin birisi. At buraya imza desin. Atsın adamın memuriyeti son bulsun. Merhametsiz, vicdansız bunlar. Bunlar merhamet yok.
Bunlar da vicdan yok. O yüzden kısacası geçen hafta tabii iptal etmek zorunda kaldık. Dilekçe verdik, müracaat ettik. Hemen dedik ki cumartesi yapacağız. İyi. Bugün de o kapıyı açacaklarına dair hani demişler ki kapıyı açarız. E onlar da açmadılar. Oradan bir emir gelmedi kapıyı açın diye. E biz de sürtüşmek istemedik şimdi. O yüzden iptal edelim dedik. İptal ettik. Ne olacak? Bir daha dökülecek malzemeler. E bir daha müracaat edeceğiz biz de. Diyeceğiz ki böyle böyle. Hem suç duyurusunda bulunacağız şimdi pazartesi gün. Diyeceğiz ki yerimizi işgal etti. Yani işgal edilmiş vaziyette. Yani düşünebiliyor musunuz? Osman Gazi Belediyesi'nin iş araçları orada.
Tahtanın etrafına döndürülmüş. Kaçıncı yüzyıldayız. Bildiğiniz tahta. Beşinci element. Meşhur oldu benim tahta. Orada duruyor. Nöbet tuttular iki öğündür başında. Benim nefesim o kadar kuvvetli değil. Tahtayı havalandırayım başka bir yere götüreyim. Halbuki benim yerim orası. Orada kalacak. O tahta orada kalacak. Yer benim. Ne yapacaklar şimdi? Her gün nöbet mi tutacaklar orada şimdi tahtanın başında? Ne acı bir şey. Ülkede PKK'lıcılar var mı? YPG'liler var mı? Dayışçiler var mı? DHKB'ciler var mı?
Uyuşturucu baronlar var mı? Uyuşturucuyla alakalı çeteler var mı? Gayrimeşru çeteler var mı? Her gün bir tanesi bir TikTok yapıp veya bir yerden böyle el sallayarak devleti de devlet adamlarını tehdit ediyorlar mı? Kimisi yurt içinde, kimisi yurt içinde o ona kaykılıyor, bu ona kaykılıyor. İçişleri Bakanı'na laf söylüyorlar. Tayyip Erdoğan'a laf söylüyorlar. Öyle mi? Peki. Uyuşturucu ülkenin içerisinde kol geziyor mu? Bir araştırmaya göre hem de bu yeni değil eski Bursa'da 500 bin kişi uyuşturucu kullanıyor. 500 bin kişi. 4-5 yıl öncesinin araştırması. Bursa'da bu kadar uyuşturucu yaygın mı? Yaygın.
Sen kalk. Bunca suç örgütü varken, bunca terör örgütü varken, bunca insanlara zarar veren çeteleşme ve oluşumlar var iken sen kalk, tahtanın peşine düş, tahtanın etrafını sar, bütün emniyet kuvvetlerini ayağa kaldır, bir aşure, bir kap aşure dağıtacak, yenilecek. 500 tane memuru evlerinden kaldır, mahalleler dahil her tarafa dağıt. Benim tahmini konuşuyorum. En az 500 memur. Getir. Ne ya? Terörist miyiz arkadaş? Ben 1990'dan beri bu Bursa'da sohbet edip zikrullah yapan insanım. 90'dan beri.
28 Şubat'ı da gördük. 28 Şubat'tan farkı mı kaldı şimdi? Bir oran taşanlar vardı Bursa'da, valiydi o zaman. İmam hatiplerinin önünde, ondan sonra polisleri yığıyordu, kendisi de geliyordu. çocukların başlarını açmak için. Polisleri de yığıyordu imam hatiplerinin önüne. Nerede oranı taşanlar şimdi? Bizim zikrullahları basıyorlardı, dersleri basıyorlardı. Alıp götürüyorlardı beni. Neredeler şimdi? Yazık değil mi? Bu insanlara, bu enerjiye yazık değil mi? Bu devletin parasına yazık değil mi şimdi? Devletin nefesine, enerjisine yazık değil mi?
Sen 500 tane kolluk kuvveti kaldır, aşurenin peşine düşür. Arabası, benzini, onların masrafı, yemesi, içmesi, ne o, yollu, mesaisi, bilmiyor mu nedir şeyleri, hukuku. Eee, yorgunluğu, ne ya aşure ya, aşure aşure. Aşure ya aşure. Ne zamandan beri aşure terörist oldu ya? Ne zamandan beri sema terörist oldu? Ne zamandan beri dua terörist oldu? Ne zamandan beri tahta ya, tahta, tahta, bildiğiniz tahta. Tahtanın etrafında günlerce nöbet tutuluyor.
Yazık değil mi? Devlete yazık ya. Devletin parasına yazık. Devletin enerjisine yazık ya. Ülkenin her tarafında konserler oluyor mu? Belediyelerin hepsinde konserler var mı? Ya konsere müsaade ediyorsun da aşure dağıtacak ya. Bir topluluk oturmuş aşure dağıtacak. Ta Adem'den itibaren gelen bir kültürü, bir geleneği, bir ritüeli yaşayacak. Adem'den beri gelen. Adem'den beri. Yeni değil. Adem'den beri. E üzerine bir de Ümmet-i Muhammed'in acısı var. Bir de Heyid-i Kerbela var bir de. Aşure günüyle alakalı. Ya başka didişecek, uğraşacak bir şey yok mu? Ama var.
Mustafa Özbağ sendromu var. Buradan Türkiye'deki psikologlara ve psikiyatrilere sesleniyorum. Ciddi ciddi. Mustafa Özbağ sendromundan kurtuluşun bir reçetesini bulmaları lazım. Gelip beni incelesinler, araştırsınlar. Beni tanısınlar ki sendromundan kurtulmanın yolunu bulsunlar. Ve sabah akşam bir hap olarak mı verecekler? Bir şırıngada mı verecekler? Bu psikolojiler milletin kurtulması lazım. Bir sendrom halinde. Bakıyorum arkama bir sürü sendrom var. Millet kafayı yemiş. Mustafa Özbağ'la yatıyorlar, Mustafa Özbağ'la kalkıyorlar. Ya ben fakir, garip bir insanım. Bayındır'ın yanık dağlarından kopmuş gelmişim buraya. Benim önümde bir siyasetçi yok, arkamda bir bürokrat yok.
Benim önümde, arkamda, sağımda, solumda Allah var. Ben buna inanıyorum. Ya bu sendrom sizi üzer. Psikiyatrilik olursunuz, bozulursunuz. Kafayı kıracaksınız. Buradan bütün ülkenin psikiyatrileri, profesörler, doçentler toplansınlar. Bu sendromdan kurtuluşun yolunu arasınlar. Bu sendrome yakılanan bir daha kurtulamıyor bundan. Bir sendrom. Dost olan da kurtulamıyor, düşman olan da kurtulamıyor. Düşman saçını başını yolluyor. Nasıl düşmanlık yaptım ben bunu diyor. Başıma iş açtım diyor. Dosta nasıl dost oldum diyor. Ben bunu sevmekten kurtulamıyorum diyor. Ben ne yapayım, benim suçum ne? Allah da beni böyle yaratmış.
Ya canım kardeşim. Hiç olmazsa dost bari ol da. Ahiretini kurtar. Gönlün selamet bulsun. Dostluktan al alabileceğin kadar. Mustafa Özman sofrası geniş. Ne yenileni sorar, ne içileni sorar, ne alınanı sorar. Ye, iç, bak keyfine. Hayatını yaşa. Ama yok. Şeytan dürtüklüyor ya. Onun sütü, onun silsilesi şeytani. Silsile şeytani olunca, silsile şeytani. Yani Kabil soyundan o. Yani Nemrut soyundan. Yani Firavun soyundan. Yani Utbe'nin, Şeybe'nin soyundan. Öyle olunca düşman oluyor. Ondan sonra bir sendrom başlıyor. Her tütsü, bütün gece benden uğraşıyor adam. Ulan yat, yattığın yerde değil mi? Bak keyfine. Sen orada uğraşıyorsun, benim haberim yok mu zannediyorsun?
Sen plan program kuruyorsun. Sabahleyin Deccal'ın Semeri gibi yıkılıyor bütün plan program. Bak işine. Allah'ı zikret benim o kadar benden uğraşacağını. Yok. Düşmanlık yapacak. Sadece Bursa'da değil ha. Nereye gittiysem. Çanakkale'si, İzmit'i. Sonra pişman oluyorlar ama iş işten geçiyor. Tekirdağı, Ankara'sı. Her tarafta var bu. Her tarafta var. Böyle bir virüs gibi dolaşıyor bu sendrom. Yakalanan kafayı yiyor. Yapma kardeşim ya. Bırak, boş ver, muhabbet et, sev. Benim çayım, çorbam içilir. Ben kendi iyiliğimin farkındayım. Ahmak değilim. Ben güzel insanım. Ben güzelliğinin farkında olmayan ahmak insanlardır. Ben ahmak değilim.
Ben güzelliğimin, iyiliğimin farkındayım. Bunu övünmek olarak alıyorsanız alın. Umurumda değil. Ben ne olduğumun farkında değilim. Farkındayım ben. Öyle bu ne olduğunun farkında değil diye düşünmeyin. Her şeyimin farkındayım. Her şeyimin. Yani şey yok. Eee? Eee bırak, uğraşma. Bak işte ne işte. Yok bakmıyorlar. Ben ne yapayım? Benim suçum değil bu. Ben yine hukukun içinde kalıyorum. Yasaklıyor. Ben mahkemeye veriyorum. Dava açıyor. Vardı ya meşhur benim Allah'lık davam. Hacı Erkan'ın rüyası vardı ya. Hali. Hali miydi, rüya mıydı Hacı Erkan? Rüyada hal yaşadıydın.
Evet. Yani Türkiye'nin gündemi oldu ya. Sarstı ülkeyi ya. Koca koca bürokratlar, yüksek bürokratlar o CD'yi diğer bürokratlara gönderiyorlar. Bak Mustafa Özbağ gör. Heee o gizli el gönderdi bütün herkese o CD'yi. Bir de şey taktılar ona. Ne o? İftira Allah'lık plaslıyor diye. Koca Diyanet gibi görünen Diyanet küçüklüğünü de gösterdi.
Onlar da Mustafa Özbağ sendromu var ya atladılar. Dava açtılar. E kaybettiler davayı. Koca Diyanet iftiraya kurban gitti. Bir de benim kadın istismarcısı diye iftira attılar. Evet. Eee ne oldu? Şimdi bunu konuşmuyordum. İnsanların nezdinde, vatandaşların nezdinde Diyanet kurumu küçülmesin diye.
Baktım, yok bunlar devam ediyorlar azgınlığa. E söylüyorum şimdi. İftiracı bir Diyanet var. Benim nezdimde bana iftira attılar. Hem de namusuma iftira attılar benim. Şeref katli amcası bunlar. Benim haysiyetime iftira attılar. Şerefime iftira attılar. Namusuma iftira attılar. E ne oldu? Kaybettiler davayı. İslami düşünüyorsan dön özür dile değil mi? Bir yazı değil mi bu? Dön de ki özür dileriz senden. Sana böyle bir iftira attık. Mehmet Emin Bey'e söyledim. Dedim bunun davası açılıyor mu? Açılmıyor dedi.
Hani bunlara bir ceza davası açılıyor mu? Açılmıyor dedi. Enteresan bir şey bir de. Bakın ülke demokratisi yok ülkede. Hukuk farklı çalışıyor ülkede. Mehmet Emin Bey dedi. 1946'dan beri dedi bir tane valiye dava açılmamış dedi.
Sonra bir gazetede bir yerin valisinin bulunduğu yerde bilmem kaç trilyonluk bir usulsüzlük olmuş. Meydana çıkmış. O valiyi merkeze çekmişler. Dava açılmamış yine ona. Bu ne demek? Valilerin dokunulmazlığı var. Mehmet Emin Bey söyledi sonra. 1946'da çıkmış dedi. Valilikle alakalı yasa bir dedi. Genelge dahi yok dedi hakkında. Hiçbir şey değişmemiş dedi. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Böyle olunca hukuk tanımıyor hiç kimse. Aç dava açıyorlar. Gidiyorsun hakimin usuluna.
Önce tabi ahlak masasına gittik. Mehmet Emin Bey benim kendi kendime yazdığım savunma dokuz sayfa mıydı? Vardı değil mi? Daha ben onlar beni çağırmadan ben oturdum savunma yazdım dokuz sayfa. Mehmet Emin Bey dedi ki bir ona dedi şeye ne diyorsunuz siz bu USB ne? Flaş bellek ona dedi yükle. Gittim oraya tabi kameraları da koymuşlar böyle içeri. Öyle ya kadın tacizcisi gitti yani. Tabi oradan soruyorlar ben şaka diyorum. Onun cevabı orada flaş bellek de var şu kısımda. Bakıyor memur. Nasıl yani diyor. Bak diyorum orada yazıyor. Seni soracağın soru cevabı. Bakıyor şimdi böyle bıraktı çekildi kenara bir. Hocam dedi çok ne o dört eşlilikle alakalı ne diyorsun dedi.
Öyle değil dedim. Nasıl dedi. Dört eşlilik demeyeceksin dedim. Sayısız eşlilik diyeceksin dedim. Nasıl yani dedi. Yazabilecek misin benim söylediklerimi dedim. Bu durdu şimdi. Peki dedim. Geçen dedim taksiye bindim gece dedim. Araba arızalıydı dedim. Gece taksiye bindim. Yoldan gidiyorum dedim. Bir yer gösterdim. Ama buraya sana da masaj sorularını yapmışlar dedim dedim taksiciye. Taksici bana şunu dedi dedi. Dedi ki Hacı Baba. Bursa'da dedi 80 tane merdivenin altı gece kulübü var dedi. 80 tane. Masaj sorularının sayısı bilinmiyor dedi. Kendi kendime dedim 80 tane gece kulübü.
Zarar etmemesi için en az 10 masası olacak. 10 masa 4'er tane'den 40 kişi olacak. 80 tane var. 4, 8, 32. O su, bu su bir aradı da şeye ne o. Görük'te karakolunu almışlardı beni. Çanakkale'den sohbetten gelirken. Orada bir polis memuru beni tanıdı. Bu ne dedim burası böyle. Bana dedi ki hocam sadece görükle de devletin şeyine düşmüş hani kaydına düşmüş. 5 bin tane fuhuş yapan kadın var dedi. Üniversite okuyormuş gibi görünüyor dedi. Bursa Bursa Ağzım yüzüm Bursa'da gece her gün fuhuş yapan 10 bin bayan var. O komisermiş.
Dedim 10 bin bayan var fuhuş yapan. Parana güven dedim. Ne 4 eşliliği dedim. Sayısız dedim kadın var. Sabahtan akşama kadar dedim. İstediğine gidebilir misin? Kaldı. Bu ülkede fuhuş yasak mı dedim ben. Değil dedi. O zaman bir adam dedim 10 bin tane kadını dolaşabilir mi bir gecede dedim ben. Sustu. Yazabilir misin bunları şimdi dedim ben. Yazamam dedi. Ya yazamazsın dedim. Daha genel evleri yok dedim. Ülkede 2013 yılının kayıtlarına göre 110 bin tane vesikalı genel evi kadın var. 110 bin tane. 110 bin tane de 2013 rakamlarına göre müracaat edilmiş. Ben vesik alacağım diye.
2013'ten sonra bunun kaydı yok. Bakıyorum internette bulamıyorum hani yeni kayıt ne kadar oldu diye. Açıklamıyorlar. Bunun açıklaması yok herhalde İçişleri Bakanlığı'nda da vardır artık bu. İçişleri Bakanlığı bunu açıklamadığına göre. Yani normalde ben bakanlık kayıtları benim için önemli. Dışarıda araştırmalar var. Araştırmalara bakarsa normalde Türkiye'deki Türkiye nüfusunun, Türkiye nüfusunun 7'de 1'i fuhuştan geçiniyor. İstanbul'da bu oran 7'de 2. Bu nerenin kayıtları biliyor musunuz? İNESKO'nun. Bu Türkiye kayıtı yok bundan. Bu İNESKO'nun kaydı. Türkiye nüfusunun 7'de 1'i fuhuştan geçiniyor. İstanbul 7'de 2 oranı. İNESKO'nun kaydı. Bunları da söyledim.
Yaz hadi bunlar dedim. Bunu savcılık sordu mu dedim. Ben sormadı dedi. Sen ne yapmaya sordun o zaman dedim. Irgılatma çalıyı, söyletme deliği dedim. O şimdi böyle düşürecek beni. Evet ya dört eşlilik Kur'an'da var, sinnet'te var. Böyle derler ya. Hep öyle bir cevap bekliyorlar. Evet Kur'an dört eşlilik demiş. Onu bekliyor. Kardeş, Kur'an'ın hükmü yok bu ülkede. Dört eşlilik diye aldatmasınlar seni. Seni takaze etmesinler. Seni dininle, imanınla sorgulamasınlar. Bu ülkede çok eşlilik var. İstediğin kadar. İstersen her gün 5 tane değiştir. İstersen her gün 2 tane farklı kadınla yaşa.
Seni durduracak bir kanun yok. Seni engelleyecek bir kanun yok. Bir kadın isterse günde 5 tane adamla yaşar. Onu durduracak bir kanun yok. Diyanete de gidersen, Diyanete diyor ki, senin resmi eşin kim filanca, nikahın duruyor ondan diyor. Bunu da kulağımla duydum. Böyle bir problemi olan bir kimse, birkaç kişiyi de gönderdim. Onlara da aynı cevap verdi. Bunu durduracak bir güç yok. Bursa'da 10.000 tane bayan var. Fuhuş yapan 3 aşağı 5 yukarı. Ülkenin 7'de 1'i fuhuştan geçiniyor. Biz aşurenin peşindeyiz. Bursa'da 500.000 uyuşturucu müptelası kullananı insan var.
Uyuşturucunun pençesinde. Bunlar uzaydan gelmiyor ya uyuşturucular. Satıcıları da var. Satıcıları da var bunların. Biz ama aşurenin peşindeyiz. Sen aşure dağıtamazsın. Uyuşturucu dağıtabilirsin. Evet. Fuhuşa göz yumabilirsin. Veya bir işte şarkıcı, türkücü getirebilirsin. Ona da şarkı, türkü söyletebilirsin. Sema edip aşure dağıtamazsın. Sema edip aşure dağıtamazsın. Sema edip aşure dağıtıp dua edemezsin. Kendi yerimde. Kendi yerimde. Parasını ödediğim yerimde.
Evet. Kendini bilmeyen bir insan olmuş olsa dökülür sokağa. Düşünün. Hepinizin kiralık ama kiralık değil. Değil mi? Bir evi var, bir yeri var. Var mı? Siz oraya giremiyorsunuz. Ne acı bir şey değil mi? Gidiyorsun kapıya bir tane polis aracı var. Bir de kilit var. Kilit de kimin olduğu belli değil. Soruyoruz iki gündür ya. Açın şuraya, kendi yerimiz girelim. Kilit bizde değil. Kimde? Kimde olduğu da belli değil. Kim kilit dedi? Uzaylılar geldi, kilitledi namussuzlar. Dediler ki bu tahta önemli. Beşinci element. Bulduk dediler. Uzayda olmayan bir element çünkü.
Evet. Geldiler, kilitlediler. Tahta bizim dediler. Evet. Ya kafa yapıyorsun? Kafa yapmıyorum kardeşim meydanda. Tahtanın etrafı Osman Gazi Belediyesi'nin iş makinaları ile. Çevirili mi? Çevirili. Vay be benim tahta. Ne tahta be ya? Tabii. Yürür mürür bakarsın yani. Kıyameti koparır. Bir de keramet ehli benim tahta. Üzerine 3-5 bin kişiyi de koyar. Uçan alı gibi heykelden doğru aşağı doğru gider. Düşünün herkes de peşinden koşar tutayım diye. Tutamazlar ki. Öyle bir tahta o. Tabii. 3-5 bin kişi ben böyle azdan söyledim. Aha doldur artık. Göğün sahibi Allah. Üst üste yığ hepsinde.
Kur halakayı. Tahta bu ya. Allah Allah. Dolaşmayacağı yer yok. Dolaşmayacağı yer yok. Böyle pşşşt pşşşt gidiyor. Nereye? Tahta gidiyor. Yakala yakalayabilirsen. O yüzden yani bu iş makineleri yetmez. Üzerine bir de zincirlemeleri lazım. Tahtayı sabitlemeleri lazım. Şaban kaynattın mı yere onu? Eyvah! Her an kafasına göre takılabilir o zaman Şaban. Şaban sen de uzaylılarla mı anlaşıyorsun yoksa? Tabii. O yüzden tahta beşinci element önemli. Bu gece de bak beşinci elementin kerameti. Tahtadan konuşuyoruz bak.
Nasıl konuşturuyor bizi oradan bak. Diyor ki benden bahset. Nasıl basbayağı muhabbeti oraya getir diyor. Ben önemliyim diyor. Nasıl önemsiz görürsün. Koca emniyet diyor geldi. Benim başımda nöbet tuttu diyor. Şimdi yarın da tutarlar onlar. Çünkü bu tahta normal bir tahta değil. Bakarsın yarın bir davul bir zurna getirir oraya. Tahta bu. Demirtaşlıları da çağırır. Varu patlasın çalınlasın. Ne oldu? Tahta coştu. Eyvah! Onun sağa solu böyle değil. Ertesi'ün bir bakmışsın zeybekleri çıkarmıyor. Ne? Tahta coşmuş, zeybekleri çıkarmış. Benim suçum yok. Ben burada oturuyorum. Hüseyin de diyor ne zaman zikrullah başlayacak tahta? Hatta ne diyor etmezse o kadar başında toplanır mı?
Toplanır. Tahta önemli. Bizim Hacı Cafer diyor ki Türkiye'nin iki tane en büyük problemi var diyor. Birincisi diyor senin tahta. İkincisi diyor Türkiye'nin 12 mil meselesi diyor Yunanistan'la. Cafer de Mustafa Özbağ'la açtı. Yani tahtayla 12 mili bir yere koydu. Tamam dedim Cafer dedim ya. İçimden dedim ki tamam. Cafer de tahtadan nasibini almış dedim. Türkiye'nin iki tane önemli. Tağıl mağıl onlar tağıl koridoru, Kuzey Irak öyle bunlar mesele değil. En önemli mesele tahta meselesi. Şükür hamdolsun. Tahta bugün günün favorisi. Tahta zirve yaptı. Yakında borsaya morsaya girerse kağıdı havada uçuşur. Tahtanın bu kadar zirve yapacağını ben bile tahmin edemezdim.
Lütfus da neredeyse diyecek ki bu tahta nerede bir öpeyim ben bunu. Öptürmüyorlar. Kapalı. Kimseyi dokundurmuyorlar. Kitli. Dokunmak yasak. Dokunan çünkü keramet ehli olacak. Evliyadan olacak. Enteresan bir tahta. Sakın çıkınca siz de ben tahtaya dokunacağım diye uğraşmayın yanarsınız. Dokunmak yasak görmüyorsunuz mu? Etrafı çevrili. Allah muhafaza. Kimisiyle elektrik çarpar gibi çarpar. Kimi ne yapacağı belli değil. Tahta bu. Sağı solu belli değil. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Bu akşamki sohbetimizde tahtasızlara tahtaydı. Size değildi bu. Benim sıkı takipçilerim var tahtasız olarak. Onlar tabii bu tahta muhabbetinden sonra belki de tahtaları yerine gelir.
Onlar benim tweetlerimi takip ediyorlar, sohbetlerimi takip ediyorlar. Dervişler takip etmiyor beni o kadar. Evet ben bir tweet atmışım dervişlerin umurunda değil. Bakıyorum kaç beğeni olmuş, 150 beğeni, 200 beğeni. Diyorum ya bizim dervişler vallahi diyorum ya ilgilenmiyorlar benimle. Bizim o gizli el nefes nefese takip ediyor beni. İyi bir takipçim var. Veya takipçilerim var. Ben bir tweet atıyorum. Diyorum ki tahta kuruluyor hemen geliyorlar dolaşıyorlar. Değil mi Şaban? Tahta önemli. Videoya çekiyorlar. Değil mi? Fotoğraf çekiyorlar. Tahta ne yapıyor diye. Evet. Bir de ziyaret ediyorlar tabii. Üzerine bir de kubbe koyacağım.
Yazacağız oraya. Tabii. Dua edenin duası kabul olunur. Tabii. Çaput bağlama yerleri. Tabii. Mum yakma yerleri. Tabii. Böyle hurafe yürüyor. Tabii. Tabii. Herkes gelecek. Çocuğu olmayanın çocuğu olur. Yeter ki tahtaya bir dokun. Tahta önemli. İşi bozuk olan, eşinden ayrılmış olan, evlenemeyen, evlenecek olan, çocuğu olmayan, işi olmayan. Herkes gelsin, bir tahtaya dokunsun. Tahta önemli çünkü. Allah muhafaza eylesin. Amin. Ama tahtaya da çarpılmasın. Dikkat etsin herkes. Tahtanın da tersi sakat. Çarpar atar. Allah muhafaza eylesin. Haklarınızı helal edin. Helal edin. Bizden yana da helal olsun. İnşallah sema olacak. Semadan sonra da dışarıdan kardeşler var.
Bayan kardeşler. Aslında sohbet etmeyecektim ama dışarıdan kardeşler olunca onlar da onca yol gelmişler. İnşallah onlar da kısa bir sohbet olsun. Ama arkadaşlar ya burada içeride oturacaklar ya da evlerine dönecekler erkekler ama tahtaya dokunmak yok. Çarpılmayın. Sonra ziyareti aşacağız tahtayı. Tahta olur mu ya? Millet yanmaz kefen çıkarıyor. Yanmaz nalım çıkarıyor da. Bizim tahta nasıl içine ya? Bizim tahtaya gelince mi yanacak yani? Demeyelim de. Bir de oradan mahkemeye girmeyelim. Halkın inancıyla oynamaktan diye.
Gel bakalım sen yanmayan tahta çıkarmışsın. Onun bunun ifadesini ver. Bir de işin o tarafı var ya. Aman onunla uğraşmayayım. Bu tahta başımıza dert zaten. Bir dert daha açılmasın bize. Demesinler. Bir de Mustafa Özbağ. Biliyorduk böyle olacağını. Yanmayan tahta demedik. Estağfurullah lesim. Tahta güzeldi. Evet. O yüzden inşallah tahta esaretten kurtulunca herkes sırayla oturacak bir fotoğraf çekilecek. Meşhur tahtanın üzerinde. Tabii. Fotoğraf çekilin. Ona müsaade eder. Herhalde tahtaya sorarız. Var mı müsaade fotoğraf çekilmeye? Var derse herkes sıralan bir tahtada fotoğraf çekilsin. Sonra müsaade isteriz.
Üzerinde lokma yenilebilir mi diye. Böyle böyle yavaş yavaş. Tahtadan yavaş yavaş müsaade isteyeceğiz. El-Fatiha. Allah'a selam. Amin. Valla biz de bu kadar kıymetli olduğunu bilmiyorduk ya. İşin doğrusu. Valla bilmiyorum. İstersen bir muska yap onunla. Sen murtaza. Sen hatta tüccarsın sen. Parça parça satarsın da onu sen. Tamam. Valla bilmiyorum. Bir sürtünmeleri lazım. Onlar hamuda kalkacaklar. Kafalarını tahtaya sürtecekler. Belki de tahtadan alabilirler bir şey. Hamuda kalkmak lazım yalnız. Tahtı öyle bir tahta. Kafasına göre takılıyor.
Namussuz. Bu muhabbet gider bizde ya. Şaban hep senden kaynaklandı. Artık nasıl okuduysan Şaban o tahtaya. Yine benim üstüm hatırlıken her şey. Benden bir şey yok diyor. Senden diyor ona. Tamam Şaban. Tamam. Yakında tahtayı da mahkemeye verebilirler. Tamam ya. Türkiye burası ya. Tahta gel bakalım sen bu kadar meşhur olmuşsun. Şu Mustafa Özbağ bir ölse der. Geç kurtulsa.
Dünya olarak kurtulacaklar. Ondan sonra öbür tarafta bir sıkıntı yok zaten. Diyecekler ya gel ya. Koş ver diyecekler. Biraz buralarda delilik yap. Allah iyisin inşallah ya. Tahta duruyor mu yerinde? Yürümemiş mi? Yürümemiş mi? İyi. Başında nöbetçi var mı? Yürümesin diye duruyor lan değil mi?
Dolu. Kamyonu da çevirmişler. Tahta esarette. Ya da kendisini merkeze aldı. Bütün herkesi ve her şeyi etrafında döndürüyor. Muhteşem bir şey. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi