mustafaozbag.org

TASAVVUF VAKFI MERKEZ MİRAÇ KANDİLİ (MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER) - 21 MART 2020

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 22 Mart 2020 · 2:37:52

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Bugün mübarek Miraç kandili, Ümmet-i Muhammed'in Miraç kandili mübarek olsun. Tabi bu Miraç kandili Ümmet-i Muhammed için biraz buruk, biraz tabiri caizse sıkıntılı, imtihanlı geçen bir Miraç kandili. Tabiri caizse Türkiye'de bütün camiler kapatılmış vaziyette, karantinadan dolayı.
Muhakkak ki doğru ve haklı gerekçeleri var. O yüzden doğru ve haklı gerekçelerine girmek istemiyoruz. Biz bugün tasavvuf vakfı olarak kardeşlerle, dinleyicilerle, internet üzerinden beraber olmanın mutluluğunu yaşayalım dedik. Miraç sohbetini böyle internet üzerinden yapmayı, internet üzerinden kardeşlerle sohbet etmeyi murat ettik. Malum Miraç kandili Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin İsra'a yani gece yürüyüşüyle başlayıp sonra göklere doğru yükselmesiyle alakalı. Biz tabiri bu akşam Miraç ile alakalı Allah Celle Celaluhu ile görüştü mü, görüşmedi mi? Bu noktada İslam dünyasının görüşü ne?
Bir kısmı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Rabbimi gördüm hadis-i şeriflerini kabul ediyor. Bir kısmı kabul etmiyor. Hz. Ayşe annemizin naklini kabul ediyor. O yüzden bu konuyu biraz açmak istedik. İki yay kadar yahut daha da yakın oldu. O vakit kuluna vahyedeceğini etti. Onun gördüğünü gönül yalanlamadı. Onun gördüğü şey üzerinde de kendisiyle tartışacakmışsınız. Necm Suresi ayet 9 ile 12 arası. Cenab-ı Hak Miraç ile alakalı Necm Suresi'nde en önemli ayet-i kerimeler. 9 ile 12 arasındaki ayet-i kerime. İki yay kadar yahut daha da yakın oldu. O vakit kuluna vahyedeceğini etti. Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
Onun gördüğü şey üzerine de kendisiyle tartışacakmışsınız. Bu konuda Müslüm'ün sahihinde İbni Abbas'tan rivayete göre Muhammed Rabbini kalbiyle iki defa gördü demiş. Ve bunu o ikiden biri kılmış. Yani daha önce Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Rabbini görmüş. Bu ikinci görüşü olarak nitelendirmiş Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah. Malum Hz. Abbas Efendimiz'in oğlu Abdullah için yürüyen Kur'an denilirdi. Yani Kur'an-ı Kerim'e çok hakim, Arap diline çok hakim. Bu noktada dört Abdullah'tan birisi. Hatta İslam dünyasının ilk tefsiri Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah radıyallahu anh Hazretleri'nindir. Tek ciltlik böyle bir tefsiri vardır.
İnşallah o tefsir dilimize çevrilir de insanlara faydalı olur. Bu fakirde onun Arapçası var. İnşallah tabii böyle engin bir Arapça dil bilgisine sahip olan bir kurul veya şahıs. İnşallah onu Türkçe'ye çevirir. Ve yine Enes radıyallahu anh'dan rivayet var. İsra hadisinde şöyle deniliyor. Sonra Cebbar ve Aziz Rabb yaklaştı ve derken sarstı. Yine Müslim'den başka bir kanaldan, yine İbni Abbas'dan rivayetine göre onun gördüğünü gönül yalanlamadı ve and olsun ki onu bir de diğer inişte görmüştü. Ayetleri hakkında şöyle demiştir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu kalbiyle iki defa görmüştür. O yüzden normalde Hz. Abbas radıyallahu anh hazretlerinin nakillerinde görmeyi herhangi bir şeye sınırlamamıştır.
Ve sınırlamaksızın zikretmiştir. O yüzden bu rivayet sadece kalple sınırlandırılmış bir rivayet değildir. Tabii bu ikinci rivayet onu kalbiyle iki defa gördü diyor. Ama birinin normalde bu kalbiyle iki defa gördü dediğinde bu normalde görmediği noktasında değil. Kalbiyle iki sefer gördü diyor. Burada normalde sadece kalbiyle gördü olarak nitelendirmeyelim. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu miraç meselesi yeryüzündeyken vuku buluyor. Bu yüzdendir ki bu ayetten sonra and olsun ki onu bir diğer inişte görmüştür. Sıdret-i müntehanın yanında buyurulmuştur ki bu İsra gecesinde olanıdır. Birincisi ise yeryüzünde olmuştur.
Allah-u Teala onun gördüğünü gönül yalanlamadı. Onun gördüğü şey üzerinde de kendisiyle tartışacak mısınız? Buyurur ki bunu tartışmak yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Rabbısını gördü mü? Gördüyse kalp gözüyle mi gördü? Yoksa vücut gözüyle de mi gördü? Buradaki Rabbisini görmekteki keyfiyeti, buradaki Rabbisini görmekteki idraki, buradaki Rabbisini görmekteki anlamı, manayı tartışmak, bunun üzerinde fikir yürütmek, daha doğrusu fikir yürütmek demeyelim de bunun üzerinde tartışmak, bunun üzerinde bir tarafın bir tarafı reddetmesi çok hoş bir şey değil.
Çünkü bir kısım alimler Hz. Aişe annemize soruyorlar Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretler için o Allah'ı gördü mü diye, onu kim söylerse ona iftira atmış olur diyor. O yüzden normalde Hz. Aişe annemiz tabii henüz daha Mekke'deyken evli değil ve henüz daha Mekke'deyken Miraç hadisesinde bu meselelere vakıf bir kimse de değil. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona ne dedi ne demedi bu da ayrı bir tartışma konusu. Ama sonuçta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Miraç'ta Cenab-ı Hakk'ı gördüğüne dair bu manada rivayetler var. Yine Tirmizi der ki, yine İkrim'e'den onun da İbn-i Abbas'tan rivayet ediyor.
O da şöyle diyor, Muhammed Rabbini gördü. İkrim'e diyor ki, ben Allah-u Teala ona gözler ona erişemez. O ise bütün gözleri erişir. En'am yüzüç, buyurmuyor mu diye sordum. İbn-i Abbas şöyle cevapladı, yazık sana. Bu Allah-u Teala kendi nuru ile tecelli ettiği zamandadır. O Rabbini iki defa gördü diyor. Buradaki hadis-i şerifte de onu kalben gördü demiyor. O Rabbini iki defa gördü diyor. O yüzden normalde sadece kalben gördü demek, yine diğer hadis-i şeriflerle alakalı bir tenakuz gibi anlaşılmasın. Demek ki kalben de görmüş, normal olarak da görmüş. Yine Tirmizi'nin, yine İbni Ebu Ömer kanalıyla, bu sefer de Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah kanalından geliyor.
Şabi'den rivayetine göre o şöyle anlatıyor. İbn-i Abbas, Ka'b ile Arafa'da karşılaştı. Ona bir şey sordu. Ka'b tekbir getirdi. O kadar yüksek sesle tekbir getirdi ki, dağlar yankılandı. İbn-i Abbas, bizler Haşimoğullarıyız dedi. Ka'b, şüphesiz Allah görülmesini ve kelamını Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile Musa aleyhisselam arasında paylaştırdı. Musa ile iki defa konuştu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de onu iki defa gördü dedi. O yüzden kıymetli kardeşler, bu hadis-i şerifler, sahih hadis-i şerifler. Bu hadis-i şerifler üzerinden biz eğer ki Necm Suresi ayetten 9'a ve 12'ye kadar bu surelere baktığımızda demek ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Rabbisini gördü.
Burada ince detay şu, Allah'ı gördü diye bir söz yok, Rabbisini gördü diyor normalde bunu söyleyenler. Yine İbni Ebu Hatim'den Ebu Said El Eşeç kanalıyla geliyor. Muhammed İbni Ka'b'dan rivayetine göre o şöyle demiştir. Ey Allah'ın elçisi, Rabbini gördün mü demişlerdi. O da dedi ki, onu kalbimde iki defa gördüm buyurdu. Sonra da onun gördüğünü gönül yalanlamadığı ayetini tilavet buyurdu. Yine hadisi İbni Cerir İbni Humeyd kanalıyla Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından birisi rivayet ediyor. Şöyle anlatmış, o Allah'ın elçisi Rabbini gördün mü? Ey Allah'ın elçisi Rabbini gördün mü? Demiştim. Onu gözümle görmedim ancak iki defa kalbimle gördüm buyurup sonra da sonra yaklaştı derken sarkıverdi ayetini okudu.
Yine İbni Ebu Hatim der ki, bize Hasan İbni Muhammed İbni Sabah'ın Abbad İbni Mesur'dan rivayetine göre şöyle anlatıyor. İkrime'ye onun gördüğünü gönül yalanlamadığı ayetini sormuştum. İkrime, Resulullah'ın onu gördüğünü sana haber vermememi istiyorsun diye sordu. Evet dedim. Şüphesiz onu gördü, sonra bir daha gördü dedi. Buradaki ikrimenin naklinde ise onu şüphesiz onu gördü, sonra bir daha gördü diyerekten kalbiyle gördüğü sınırlaması burada da yoktur. Yine Ravi der ki, bunu Hasan'a da sordum. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinden olma evladı Resulullah'ın büyüğü Hz. Hasan radıyallahu anh hazretlerine soruyor.
O da cevap veriyor. Celalini, azametini ve ridasını gördü dedi. Yine İbn-i Ebu Hatim der ki, bize babanın yani Ebu'l-Aliye'den rivayete göre o şöyle demiştir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve selleme, Rabbini gördün mü diye sorulmuştu. Bir nehir gördüm, nehrin arkasında bir hicab gördüm. Hicabın arkasında da bir nur gördüm. Bunun dışında bir şey görmedim buyurdu. Ve o yüzden İmam Muhammed'in Esved bin Amir kanıyla İbn-i Abbas'tan rivayet ettiği ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem aziz ve celil olan Rabbimi gördüm buyurduğu hadisine gelince bu hadisin isnadı Buhari ve Müslümin şartlarına uygun olarak tespit edilmiş. O yüzden İmam-ı Hanbel bu hadis-i şerifi alırken bunu Buhari ve Müslümin şartlarına uygun bir hadis olduğunu söylemiş.
Yani sahihliğinde herhangi bir şeyh şüpheye yer bırakmayacak bir hadis-i şerif olarak görmüş. Aziz ve celil olan Rabbimi gördüm diye buyuruyor. Normalde bu tabii bir meşhur uzun bir uyku hadisi var. Bu uyku hadisinden alınan bir parça bu. Yine İbn-i Abbas'tan bir rivayet var. Bu biraz da işte bu az önceki bahsettiğim hadis-i şerifle alakalı. Rabbim bu gece öyle sanıyorum ki uykuda olduğunu kastetmiştir. Öyle güzel şekliyle geldi ve ey Muhammed mele-i âlâdakilerin hangi hususta tartıştıklarını bilir misin diye sordu. Ben hayır dedim. Elini iki küreğimin arasına koydu. O kadar ki soğukluğunu memelerimin arasında veya göğsümde hissettim.
Hemen o anda göklerde ve yerde olanları bildim. Sonra ey Muhammed mele-i âlâdakilerin hangi hususta tartıştıklarını bilir misin diye sordu. Ben evet kefaretler ve dereceler hakkında tartışıyorlar dedim. Kefaretler ve dereceler nelerdir diye sordu. Ben namazlardan sonra mescitlerde kalmak, cumalara yürüyerek gitmek, zor durumlarda abdesti en mükemmel bir şekilde almaktır. Her kim böyle yaparsa hayırla yaşar, hayırla ölür, anasından doğduğu gündeki gibi hatalarından kurtulur dedim. Buyurdu ki ey Muhammed namaz kıldığın zaman şöyle de Allah'ım senden hayırları isterim. Münkerleri terk etmeyi, yoksulları sevmeyi isterim. Kulların için bir fitne murat ettiğin zaman beni fitneye duçar kılmamış olarak ruhumu kavzeyle.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, dereceler bol bol yemek dağıtmak, selamı yaymak ve insanlar uyurken geceleyin namaz kılmaktır buyurdu. Yine başka bir kanaldan İbn-i Abbas yine rivayet eder, Rabbimi en güzel şekliyle gördüm der. Ve normalde az önceki okuduğumuz, naklettiğimiz hadis-i şerife ilave eden der ki, Rabbim hiç şüphesiz sen İbrahim'i dost edindin, Musa ile konuştun, şöyle şöyle yaptın dedim.
Senin göğsünü açmadın mı, yükünü üzerinden atmadın mı, sana şunu yapmadın mı, şunu yapmadın mı buyurdu. Bana öyle şeyler verdi ki, onları size nakletmeye mezun değilim buyurdu. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. İşte Allah-u Teala'nın hitabındaki sonra yaklaştı derken sarkıverdi. İki yay kadar yahut daha da yakın oldu. O vakit kuluna vahyedeceğini etti. Onun gördüğünü, gönül yalanlamadı. Kavlinin manası budur. Gözlerimin nuru kalbime konuldu da, onu kalbimle baktım buyurdu. Yine Müslim İbni Şakik'ten rivayet eder. O şöyle anlatıyor. Ebu Zer'e şayet Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Allah Resulünü görmüş olsaydın, ona sorardım dedim.
Ebu Zer dedi ki, ona neyi sorardın? Ben ona Rabbini gördün mü diye sorardım. Ebu Zer şöyle dedi. Ben sordum da bir nur gördüm buyurdu dedi. Kıymetli dostlar, buraya kadar olan bu sohbetimizde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin değişik rivayetlerde Rabbini iki sefer gördüğünü, bunun bazı rivayetlerde kalbiyle olduğunu, bazı rivayetlerde ise kalbiyle görmeyi sınırlamadığı görülür.
O yüzden biz bunun tartışmasını yapacak noktada değiliz. Ben kendim olarak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Cenab-ı Hakk'ı hem normal müşahede ettiğini, Rabbisini hem de kalbiyle müşahede ettiği noktasındayım. Beni böyle bu noktaya getiren şey bu okuduğum hadis-i şeriflerdir. O yüzden bu okunan hadis-i şeriflerde hepsinde de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin direkt kendinin sözleri ve nakdi vardır. Oysa Hz. Ayşe annemizin sözünde Hz. Ayşe annemizin iştahı vardır. Hz. Ayşe annemiz belki de başka rivayetlerde buna denk gelmedim yoktur deme lüksüm yok. Belki de olabilir Hz. Ayşe annemiz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nakledip o Rabbisini görmedi diye bir hadis-i şerif bana denk gelmedi.
Belki de vardır başka hadis kaynaklarında. Ama Hz. Ayşe annemizin onu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alakalı onu normalde görmediğini gördüğünün Cebrail aleyhisselam olduğuna dair Hz. Ayşe annemizin sözü vardır. Ha bir kimse kalkar Hz. Ayşe annemizin bu tespitini kabul edebilir mi? Evet ama bir kimse de kalksa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Rabbisini gördü dese ona herhangi bir şey lazım gelmez.
O bu noktada tekfir edilmez. O bu noktada aşağılanmaz. O bu noktada küçümsenmez. Çünkü bu normalde Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Rabbımı gördüm hadis-i şerifini nakleden sahabelerin içerisinde önemli sahabeler. O yüzden önemli sahabeler bu meselenin bilincinde ve ilmine vakıf olan hem kalbi ilme hem zahiri ilme vakıf olan sahabeler. Böyle olunca onların bu nakillerinin doğru olduğuna inanıyorum ve onların bu nakillerini daha sağlam, daha sahih olarak görüyorum. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin miras hadisesinde ve miracın haricinde de Rabbisini gördüğüne dair olan rivayetleri kabul ediyorum. Ve ehl-i sufilerin büyük bir çoğunluğu böyle kabul eden.
Ama son dönemlerde ne yazık ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini insanların içerisinde biraz daha böyle normal insanmış seviyesinde görme, sanki asker arkadaşıymış gibi, sanki ne bileyim o kadar kıymetli değilmiş gibi, işte ne bileyim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini böyle üstün görmeme, gafilliğine düşen Müslümanlar var. Ve daha da ilerisi hadis-i şeriflerini reddeden, hadis-i şerifleri toptan reddedip, hadis-i şerifleri inkar eden ne yazık ki yeni Müslümanlar türüdü. Onlar da kendilerini Müslümanımız diye nitelendiriyorlar. Bir kimse kendisini Müslüman olarak nitelendirdiği müddetçe, bizim onlara siz kafirsiniz deme hakkımız yok. Ama hadislerin hepsini inkar ediyorsa, evet imamların iştahatları var, onlar kafirdir.
Veya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin faziletine, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin küçük düşürücü sözler söyleyenler de, bu noktada yine imamların iştahı vardır, onların da küfrüne fetva verilmiştir. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sıradan bir insan, sıradan bir peygamber değildir. Onu sıradanlaştırmaya çalışanlar, ne yazık ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine zulmediyorlar. Ve Müslümanlara zulmediyorlar. Müslümanların içerisinde fitne çıkarıyorlar. Müslümanların içerisinde ayrılık çıkarıyorlar. Müslümanların içerisinde ne yazık ki fitili çekilmiş bir el bombası atıyorlar. Ve muhakkak ki bunlar tarih boyunca bu tip müşrikler, bu tip kafirler çıkmışlar.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alay etme, onu sıradanlaştırmaya çalışmışlar. Ve tarih bu tip kafir ve münafıklarla doludur. Bu kafir ve münafıklar eksilmeyecek. Çünkü normalde yeryüzünde sağlam duran bir tek İslam kaldı. Ve sağlam duran dinlerin içerisinde İslam'ı alaşağı etmek için, İslam'ı bozmak, İslam'ı bu noktada dağıtmak için kafirler, münafıklar, mürtedler, müşrikler içimizde dışımızda. Bütün alanca kuvvetleriyle bunun üzerine yüklenmiş vaziyetteler. O yüzden bakın kıymetli dostlar, bu normalde büyük bir oyun. Bu büyük bir oyunun içerisinde birinci derecede önce Ehl-i Sufi'ye saldırdılar. Ehl-i Sufi'ye saldırarak'tan Ehl-i Sufi'nin eksikliklerini ve noksanlıklarını algı operasyonları yapıp büyütürekten Ehl-i Sufi'yi İslam dünyasının gözünde düşürdüler.
Ve ardından sıra mezheplere geldi. Ve mezhepleri de İslam dünyasının gözünde algı operasyonlarıyla düşürdüler. Ve ardından hadis-i şeriflere geldi sıra. Ve hadis-i şerifleri de şu anda İslam dünyasında sahih değil deyip, İmam Buhari'yi, İmam Müslimi, Tirmizi'yi yalancı olarak kabul eden ve onların hadislerinin komplesini inkar eden ne yazık ki neydi belirsiz türler üredi. Ve bunlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerine saldırdıktan sonra sıra Kur'an'a geldi. Bu büyük bir oyundu çünkü yavaş yavaş bu oyun buraya kadar geleceği belliydi. Şimdi Kur'an'ın üzerinde tartışmalar yapıyorlar. Kur'an'ın hükümlerinin üzerinde tartışmalar yapıyorlar. Kur'an'ın ayetlerinin üzerinde tartışmalar yapıyorlar.
Yok Kur'an'a yazılmayan ayetler mi vardı? Yok bazı ayetler yazılmadı mı? Yoksa yazılan ayetler çıkarıldı mı? Veyahut da Kur'an'a biz tarihsel mi bakalım? Yok evrensel mi bakalım? Kur'an'a biz tarihsel bakalım. Eee o zamanki hukuku, hüküm ayetlerini çıkaralım. Hukuk ve hüküm ayetlerini çıkararaktan Kur'an'ı bu hale getirelim, bunu kabul edelim diyen evrenselciler çıktı. Kıymetli dostlar bu oyun bitecek bir oyun değil. Bu Adem Aleyhisselam'dan beri kafirlerle inananların arasındaki büyük savaş. O yüzden bu büyük savaş ne yazık ki en acımasız bir şekilde devam ediyor. İnsanların inançlarına saldırılıyor, insanların imanlarına saldırılıyor, insanların bu noktada inanmış olduğu değerlere saldırılıyor.
Bakın öyle bir hale geldik ki sokaktaki 15 yaşındaki genç bir çocuk artık hadislerin sahih olup olmadığını tartışıyor. Bunu defalarca söylüyorum, gencecik bir çocuk hadislerle alakalı tartışmaya girince dedim ki Yavrum, evladım evinizde hiçbir hadis kitabı var mı? Yok. Hiç Kur'an-ı Kerim var mı? Yok. Herhangi bir İslami dini bir eser var mı? Yok. Yavrum hadisleri inkar ettin, okumadın, bilmedin bir şeyi nasıl inkar ediyorsun dedim de sustu kaldı. Bu konuda İmam Hatip okullarına büyük görevler düşüyor. İmam Hatip okullarında, İmam Hatip liselerinde, ortaokullarında, din dersi hocalarına, meslek dersi hocalarına çok büyük görevler düşüyor. Birkaç tane işte böyle zayıf hadis-i şerifi kendi dillerine dolayarak gencecik çocuklarının normalde hadisler üzerindeki kafalarına hadisler üzerinde şüphe koymayın.
Bunun vebalini ileriki dönemlerde siz çekeceksiniz. Mahşere çıktığınızda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yüzüne bakamazsınız. O yüzden İmam Hatip'teki veya ilahiyattaki hocalarımız, öğretmenlerimiz, profesörlerimiz, Allah rızası için, Allah için çocuklarımızın kalplerine, gönüllerine, akıllarına, hadislerle alakalı şüphe koymayalım. Çocuklarımızın akıllarına, gönüllerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alakalı şüphe koymayalım. Eğer elimizde sağlam bir ilim var ise o ilimle gelin ilim insanlar olarak konuşun, tartışın. Eğer elinizde şüphe götürmeyecek bir ilim varsa oturun risaleler yazın. Biz de sizin o risalelerinize bilebildiğimiz kadar cevaplar yazalım.
Bilir bilmez öyle işte Allah görülmedi. Özür dilerim Allah demeyin. Bir insan Rabbisini görmedi, Rabbisinin tecelliyatlarını bilmedi, Rabbisinin tecelliyatlarından uzak diye bir söz söylemeyin. Allah haşa isim olarak hiçbir şeye benzemez. Ama Allah sıfatlarıyla zahirdir. Allah zatıyla batındır. Allah zatı bütün her şeyden münezzehtir. O yüzden tecelli eden Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarıdır. Ama nur olarak, ama kudret olarak, ama cemal olarak, ama celal olarak, ama semî, basîr olarak. Ama normalde bütün kudretiyle, kuvvetiyle, ilmiyle, alimliyle, Cenab-ı Hak her türlü sıfatlarıyla ne yapar? Tecelli eder.
Ve bir kimse o tecelliyi idrak ettiyse, o tecelliye karşı bir kendisinin kalbinde bir ilim oluştuysa, bunu reddetmek cahillikten başka bir şey değildir. Tabi normalde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Rabbısını gördüğünü inkar edecekler ki, Ümmet-i Muhammed'in salihlerinin rüyalarında Rabbilerini görmesini de inkar etsinler. Şimdi o moda oldu. Hani İzmir İlahiyat Fakültesi'nde bir sohbet vardı. Orada Cenab-ı Hak rüyada görülür mü, görülmez mi, rüyetullah hak mıdır, değil midir diye, oradaki profesörlerle bir tabiri caizse sohbet olmuştu. O sohbette de ben rüyetullah haktır. Bir kimse rüyasında Rabbisini görür. Rüyasında Rabbisini görmesinde bir sıkıntı yoktur.
Bu hadis-i şeriflerle de sabittir. Bu İmam-ı Azam'ın iştahatıyla sabittir. Bu normalde ehli sünnetin iştahatlarıyla sabittir diye böyle bir konuşma olmuştu, böyle bir sohbet olmuştu. Bu sohbetin son kısmını ben bir kardeşe rüyasını anlattırmıştım orada. O kardeş de rüyasında işte Allah'a yalvarıyor aklımda kaldığı kadarıyla. Seni görmek istiyorum diye. Onu da normalde bu fakiri görüyor. Benim Allah'lıkla ne iddiam olabilir? Böyle bir şey olabilir mi? Allah'lık iddiasında bulunanın aklı yoktur zaten. Din bilmez, cahil bilmez, cahildir hiçbir şey bilmiyordur. Haşa. Ama bunu aldı bir gazeteci. Kesti, kırttı, koydu orta yere. Allah'lık iddiasında bulundu dedi.
Ortalığı yaygaraya çevirdi. Ne bu adam gazeteci. Din ilmine mi sahip? Hayır. Tasavvuf ilmine mi sahip? Hayır. Ama normalde Türkiye'de herkes her noktada böyle bir hüküm yürüttüğü için, Türkiye'de sosyologlar din üzerine konuşuyor. Tarihçiler din üzerine konuşuyor. Tıpçılar din üzerine konuşuyor. Genetikçiler din üzerine konuşuyor. Tasavvufçılar din üzerine konuşuyor. Hatta işte gazeteciler din üzerine konuşuyor. İlgisi, alakası olan olmayan herkes din ve tasavvuf hakkında konuşuyor. İlgisi, alakası olsun olmasın. Din üzerine, tasavvuf üzerine eleştiri koymak, konuşmak herkesin hakkı sanki. Başka hiç kimsenin hakkı değil. Ya tasavvufsa söz konusu, tasavvufsa söz konusu gidin bir şeyh bulun.
Onun dizinin dibinde oturun, ondan tasavvufu öğrenin. Veya söz konusu olan tıp ise gidin tıp fakültesine, tıp fakültesinde tıp öğrenin. Eğer din üzerine konuşmak istiyorsanız gidin ilahiyat fakültesine, ilahiyat fakültesini bitirin. Din üzerinde bir doktora yapın, bir öğretim üyesi olun. Gidin o öğretim üyesi oldunuz ama fıkıhtan, ama hadisten, ama kelamdan, ama tefsirden. Ne üzerinde siz bir ilim gördüyseniz onun üzerinden konuşun. Ama ne yazık ki müftüsü, hacısı, hocası, alimi olanı olmayanı, gazetecisi, sosyoloğu, tarihçisi, sokaktaki vatandaş, bütün herkes büyük bir din alimi Türkiye'de. Bütün bir herkes bir şeyh, bir tasavvuf üstadı sanki. Herkes bir konuda ne yapıyor?
Kendince bir hüküm yürütüyor. Din cahili bir toplumda yaşıyoruz. Ben rüyetullah haktır derken herkes ayağa kalktı. Kıymetli kardeşim neden ayağa kalkıyorsun? Diyanet işlerindeki bazı müfte efendiler bile ayağa kalktı. Diyanet işlerinin hazırladığı İslam ansiklopedisinde geçen hadis-i şeriflerden ve yorumlardan haberi yok. Düşünebiliyor musunuz? Bir Diyanet İşleri Başkanlığındaki bir müftü, İslam ansiklopedisinde rüyetullahla alakalı geçen hadislerden ve bilgilerden haberi yok. Bu kim? İl müftüsü. Bakın bu kim? İl müftüsü. İnsanların dinlerini öğreneceği kimse. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Cenab-ı Hak'ı görmesinden işaretle oradan yola çıkaraktan rüyetullah haktır diyoruz.
Ve bunu ben demiyorum. Bunu İmam-ı Azam hazretleri fıkıh ekberinde diyor. Rüyetullah'ın Allah'ın rüyada görülebileceğini İmam-ı Azam hazretleri söylüyor. Tirmizi söylüyor. Ve normalde bu noktada hadis-i şerifler var. Hadis-i şerifler bunu bize beyan ediyor. Darimi'den hadis-i şerif. Hz. Peygamber ve İslam ansiklopedisinden alınma. Dikkat edin. İslam ansiklopedisini açın. Orada rüyetullah var. İsterseniz internete İslam ansiklopedisi var. Diyanet'in normalde kendi sayfalarında da var. Oradan rüyetullah kısmını tıklayın, görün. Hz. Peygamberin Allah'ı rüyada gördüğü ve Rabbini rüyada gören kimsenin cennete gireceğini, müjdeleceğini nakletmişlerdir.
Darimi'den alınmış. Ve kıymetli dostlar, bu söz konusu olan, şimdi okuyacaklarımın hepsi de İslam ansiklopedisinin rüyetullah kısmından alınma. Bakın yine alimlerin bir kısmı, Hz. Peygamberin yanı sıra salih müminlerin de Allah'ı kalp gözüyle rüyada ve ruhen görebileceğini ile sürmüş ve bu konuda bazı hadisleri delil getirmişlerdir. Kaynak, müsnet, yine İslam ansiklopedisinden alınma. Yine bazı kelam alimleri Allah'ı rüyada da görmenin mümkün olduğu kanaatindedir. Nurettin Es Sabuni sayfa 43. İbni Teymiye, iman ve itaat derecesine göre salih müminlerin Allah'ı rüyada görebileceğini, fakat imanı ne kadar kamil olursa olsun Allah'ı rüyada gördüğü gibi tasavvur edemeyeceğini söyler.
Mecmul fetava, ikinci cilt sayfa 390 yine kaynak olarak İslam ansiklopedisinden alınmadır. Kıymetli dostlar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hem miraçta hem rüyada her şekilde Rabbisini gördüğüne dair aziz ve celil olan Allah'ı gördüğüne dair rivayetler var. Yine başka rivayetlerde Allah'ın rüyada görüleceğine dair rivayetler var. Buna rağmen Allah rüyada görülmez diyenler, ben onlara kalkıp da herhangi bir laf söylemek istemiyorum. Ama Allah rüyada görülmez diyenler, ya cahiller ya da bu noktada belli bir ilme sahip değiller, o da cahillik sınıfına giriyor. Yine bakın bizim Hanefilerin çok önemsediği, Alil Karri'nin şerh ettiği fıkh-ı ekber vardır.
Bunu şimdi okuyacaklarımın hepsi de fıkh-ı ekberden alınmadır. E tabi elinde bu kitap olanlar vardır, olmayanlar vardır. İnternetten fıkh-ı ekberi indirebilirler, Alil Karri'nin şerhini indirebilirler. Oradan bu bölümü okuyabilirler. Bu okuyacağım yer fıkh-ı ekberden. Rüyada Allah-u Teala niteliksiz, cihetsiz ve karşılıksız olarak görülmesini bizim mezhebimizin mensubu. Bazı alimler caiz görmüşlerdir. Bunlar seleften rivayet edilen düşüncelere dayanmaktadırlar. Nitekim Ebu Yezid'den şöyle rivayet edilmiştir. Rabbimin rüyada gördüm deyince kendisine bu nasıl olur denildi. Bunun üzerine Ebu Yezid nefsini bırak ve gel cevabını verdi dedi. Yine Ahmet bin Hanbel'in de rüyada Allah'ı gördüğü rivayet edilmiştir.
Rivayete göre Ahmet bin Hanbel rüyada Allah'ı görmüş ve kendisine Ya Ahmet bütün insanlar benden isterler. Ebu Yezid başka o yalnız beni ister buyurmuştur. Bunun sebebi de şu olsa gerekir. Ebu Yezid'e ne istiyorsun denilince istememek istiyorum cevabını vermiş. Bunu normalde Allah'ın rüyada görüleceğini söyleyenler ve gördüklerini iddia edenler Hamza Ezzeyyat, Ebu'l-Farişşah bin Şuca, El-Kirmani, Muhammed bin Ali, El-Hakim, El-Tirmizi ve Alleme, Şemsül Eymme, El-Kaharderi'nin de Allah-u Teala'yı rüyada gördükleri rivayet edilmiştir.
Yine İmam-ı Azam Hazretleri ben Rabbimi rüyamda 99 köz gördüm der. Yine başka bir hadis şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ben Rabbimi rüyamda genç bir delikanlı suretinde gördüm der. O yüzden rüyetullah haktır. Bir kimse rüyasında ben Rabbimi Allah ona rüyasında tecelli edebilir ve Allah rüyada görünebilir ama gördüğü şey Allah değildir. Hak mıdır? Evet. Ama gördüğü şey onun sıfatlarının tecelliyatıdır. Bakın bu şimdi okuyacağım yer de Diyanet İşlerinin baskısı Sabuni'nin akaid kitabından. Sabuni'den meşhurdur. İmam Maturidi, İmam-ı Nesefi, ondan sonra Sabuni böyle akaid imamlar olarak gelirler. Bu Sabuni'nin akaid kitabını da Diyanet İşleri Başkanlığı bahsettirmiştir.
Bekir Topaloğlu'nun tercümesidir. Yüce Allah'ın ahirette görüleceğini kabul eden alimler, onun dünya hayatında da rüyada görülüp görülemeyeceği konusunda ihtilaf etmişlerdir. İçlerinden bir grup bunun muhal olduğunu kabul etmiştir. Çünkü uykuda görülen şey bir hayal veya bir misalden veya benzer bir taklitten ibarettir. Bunların her ikisi de kadim olan Allah hakkında muhaldir. Bazı alimler de keyfiyet, yön, karşı karşıya geliş, hayal ve misal olmaksızın bunun mümkün olduğunu söylediler. Nitekim geçmiş birçok zevatın bu şartlarda Allah'ı gördükleri rivayet olunmuştur. Nitekim Hazreti Ömer radiyallahu anh, kalbim Rabbimi gördü buyurmuştur.
Nurettin Es Sabuni, Maturidiyakı, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları sayfa 96. Şimdi kıymetli dostlar, burada Miraç hadisesinden hareket ederekten, Cenab-ı Hakk'ın Allah'ı hem rüyasında hem kalben gördüğünü, hem normal şekilde gördüğünü ve Müslümanların, müminlerin iyi itikad sahibi, salih kimselerin Allah'ı da rüyalarında görebileceğine dair delillerimizi sunduk. Ve hadis-i şerifleri komple burada naklettik. Akayet imamlarının akayet olarak sundukları delilleri, kitap ve sayfa numara olarak naklettik. Bunun tartışmasının inşallah bitmesini istiyoruz. Bu çünkü normalde tartışılacak bir mesele değil. İlim bu, rüyetullah hak. O yüzden İmam-ı Azam, Ebu Hanife ve Ehl-i Sünnet büyük bir çoğunluğu Allah'ın rüyada görülebileceğine dair hükmetmişler.
Ve sahabelerin büyük bir kısmı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin hem Miraç'ta hem Mirac'ın haricinde uykuda, Cenab-ı Hakk'ı gördüğüne dair nakilleri burada hep beraber okuduk, inceledik. Bunu böyle bir size çok teknik sohbet etmek istemezdim. Ama bu mesele böyle teknik bir mesele olduğu için işte bütün hadis-i şerifleri toplamaya ve hadis-i şeriflerin hepsini de okumaya gayret ettik. Miracı kutlarken, miraca bakarken bu hadis-i şeriflerin ışığında ve Cenab-ı Hakk'ın görülmesiyle alakalı hem hadis-i şeriflerin hem İmamlarımızın iştahatlarının ışığında bakmanızı talep ederim. Doğru kimden gelirse gelsin kabul edilir. Bu kim olursa olsun eğer doğru Kur'an ve sünneti uygun ise, bu noktada imamların iştahı var ise insanlar bunu kabul etmek zorundadırlar.
Ha birisi şunu diyebilir, işte benim görüşüme göre bu böyle değildir diyebilir ama din herkesin görüşüne göre değildir. Eğer bir meselede Kur'an hükmettiyse, sünnet-i seniye hükmettiyse yani hadis-i şerifler hükmettiyse, insanların o hükümlerin üzerinde ben böyle düşünüyorum demesi heva ve heveslerine uymasıdır. Ben bunu kabul etmiyorum demesi heva ve heveslerine uyduklarını işarettir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri değişik hadis-i şeriflerinde ve değişik zamanlarında, bilhassa veda haccında çok önemli bize uyarıda bulundu. Size iki şey bırakıyorum, kim bunlara sımsıkı yapışırsa asla sabıtmayacaktır. Bu birisi Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim, ikincisi benim sünnetlerim demiştir.
Yine başka bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri size iki şey bırakıyorum, kim bunlara sımsıkı yapışırsa asla sapıtmaz demiştir. Bunun birincisi Kur'an-ı Kerim, ikincisi de ehli beytimin yoludur der. Kıymetli dostlar, ehli beytin yolundan, ehli beytin yolunun bu noktada imamı, piri, ehli beytin yolunun başı Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri görmedim, Rabb'a secde etmen diye buyurmuştur.
O yüzden kıymetli dostlar, Cenab-ı Hak rüyada görülür. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de görüleceğine dair hadis-i şerifler vardır. Hadis-i şeriflerle sabit olan bir şeyi inkar etmek ilim değildir. Ha bir kimse diyebilir, ben Hz. Ayşe annemizin sözüne itibar ediyorum diyebilir, bu onun hakkıdır. Ama diğer hadisleri inkar etmesi onun hakkı değildir. Eğer normalde ben, o da benim hakkım der ise, büyük bir yanılgı içerisine girer, büyük bir ne yazık ki aldatmacının içine girer. O yüzden kıymetli dostlar, bu miraç gecenizi inşallah ibadetle, zikirle, duayla, salatu selamla geçirmenizi isteriz, niyaz ederiz. Malum bu virüs illeti bütün dünyayı sarmışken ve hepimiz de evlerdeyken, bol bol Allah'ı zikredelim, namaz kılalım, itikafa niyet edin, evlerdesiniz, itikafa niyet edin, itikaf ibadeti yapın, tevhid çekin bol bol, Allah'ı zikredin, dua edin, tövbe edin.
Bakın Cenab-ı Hak bir musibet gönderdi, bu musibetle dünya sarsılıyor, ülkeler sarsılıyor, koca koca ülkeler, ne yazık ki ufacık ülkeler haline geldiler, perperişan oldular, önlerine geçemiyorlar virüsün. Memleketimize bulaşmaması için, memleketimize girmemesi için, memleketimize bu melanetten, bu musibetten uzak tutulması için Allah'ı zikredelim, dua edelim, tövbe edelim. Bakın bütün herkes şimdi, bugün birkaç arkadaşa söyledim, kadınları, erkekleri görüyorum, herkes yüzüne maske takmış, öyle dolaşıyor. Kadınlara biz deseydik ki ağzınızı, burnunuzu kapatın, ayağa kalkardı bütün herkes. Cenab-ı Hak kapatıyor, biz abdesti dirseklerinize kadar yıkayın, şimdi bütün profesörler diyorlar ki virüsten kurtulmanın yolu, kollarınızı dirseklerinize kadar yıkacaksınız.
İşte abdeste parmak aralarını hilalleme var, yani biz hilallemeyi Müslümanlar olarak bile unuttuk, Cenab-ı Hak hatırlatıyor bize. Şimdi virüsle alakalı, temizlikle alakalı konuşulurken, diyorlar ki parmak aralarınızı hilalleyin. Bakın Cenab-ı Hak bizi dize getiriyor. Ey kullarım, siz hepiniz de azdınız, saptınız, beni unuttunuz, Allah'ı unuttunuz. Siz ekonominize güvendiniz, siz siyasetçilerinize güvendiniz, siz hacılarınıza, hocalarınıza, şeyhlerinize güvendiniz, siz kurmuş olduğu sistemlerinize güvendiniz, siz paranıza güvendiniz, pulunuza güvendiniz, harika villalarınız, harika işte binalarınıza güvendiniz, harika arabalarınıza güvendiniz, siz şatata, şatafata düştünüz.
Bir virüs bütün her şeyi halletti. Hadi arabanıza binin, o lüks arabalarınıza binemiyorsunuz. Bakın o lüks evlerinizden dışarı çıkamıyorsunuz. Bakın o lüks avameler kapanmak zorunda kaldı teker teker. Dünya heva hevesmiş, boşmuş. Herkes gördü. Bakın herkes gitti kapandı. Bu bir tuvalet kağıdı için marketleri yıktı insanlar. Şimdi Avrupa taharetlenmeyi öğrenecek. Neden? Yani kağıtla silinmekle temizlenmenin olmadığını gördü. Rahmetli şeyhim derdi, Allah rahmet eylesin. Nevşeli Abdullah Gürbüz Efendi derdi ki, kağıtla temizlenmeyin. Kağıtla temizlenmek hem israf hem tam temiz hükmünde olmaz. Su bulunmadığı yerde kağıt geçerlidir derdi. Biz hep beraber sosyette olduk.
Kağıtla taharetlenmeye başladık. Bakın kağıtla taharetlenme olmuyormuş demek ki. Suyla taharetlenecekmiş. Virüs neden kaynaklanıyormuş? Pislikten. Temizlenmemekten. E İslam temizlenmeyi o kadar önemsemiş, o kadar önemsemiş ki. Demiş ki, işte temizlik imandandır. E ne oldu? Biz temizliği de kaybetmişiz demek ki. Yeniden temizliği öğreniyoruz. Bu normalde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın cuma ve vakit namazlarıyla alakalı fetvalarıyla çok tartışıldı. Özür dilerim. Tabi Diyanet İşleri Başkanlığı bunu belki de bilmiyorum yayınlarında geniş bir şekilde bunu anlattığına inanıyorum. Ama cami imamları bunu böyle daha geniş bir şekilde camilerinde anlatabilirlerdi.
Mesela camilerinde gelen cemaate bunu hadislerle, bunu fetvalarla aktarabilirlerdi. Bunu bilgilendirebilirlerdi. Veyahut televizyonlar bu konuda daha ilmi bir şekilde bunu bilgilendirebilirlerdi. Bunu böyle Diyanet bunu böyle istediği gibi bunu böyle söylemek sonradan bilgilendirmeler gelse de çok yerini tutmadı. Kıymetli dostlar. Bu normalde afetler yani bu tip hastalıklar, bu tip tabiri caizse bulaşıcı hastalıklar. Yeni dünya bunlarla yeni karşılaşmıyor. Tedavisi olmayan bir tip virüsler hep tarih boyunca olmuş. Böyle toplu ölümlere sebep olmuş. Bunu Hz. Aişe radıyallahu anh hazretlerinden rivayet ediliyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme tavun hastalığını sormuş.
O da ona şöyle cevap vermiş. Bu Buhari'de geçiyor. Buhari'yi açarak bakarsanız evinizde Buhari varsa İmam Buhari'nin bir hadis kitabı. Bu Mustafa Kemal Atatürk'ün millet meclisinin hükmüyle kararıyla yazdırmış olduğu Buhari tefsiri. Bunu da böyle söylüyorum. Atatürkçüler biraz Atatürk'ün yazdırmış olduğu, Atatürk'ün zamanında yazılmış olan, öyle düzeltmiş olayım. Atatürk'ün zamanında yazılmış olan Buhari tefsirini okusunlar biraz İmam Buhari'nin hadislerini. Tavun hastalığı, Allah-u Teala'nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu müminler için rahmet kıldı. Bu sebeple ta ona yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah'tan bekleyerek bulunduğu yerde ikamete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse, onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.
Demek ki bu azap, kimin için azap? Mümin olmayanlar için azap. Müminler için bu ne? Rahmet. Biz geçen perşembe sohbetinde bu Müslümanlar için bir rahmettir. Bizde bu noktada korku, yeis yoktur. Biz bu noktada korkuya ve yeise düşmeyiz dediğimde, işte bazı mail attılar, işte bazılar böyle değişik kanallardan bana ulaşmaya çalıştılar. İşte hastalığı nasıl rahmet görürsünüz, hastalığı nasıl böyle bakarsınız diye. Evet kıymetli dostlar, Müslümanlar için, müminler için baş ağrısı bile rahmettir. Karın ağrısı bile rahmettir. Müminler için, inananlar için, bu noktada ben bu mümin, inanan deyince böyle salih müminler için bunu söylüyorum. Yani namazını kılan, orucunu tutan, Allah'ı zikreden, Allah'a yaklaşmaya çalışan kimseler için nitelendiriyorum.
Çünkü o müminler başlarına gelen bela, musibet, sıkıntı, hastalık, darlık, yokluk hepsi de bunlar rahmettir. Sabrettikleri müddetçe, onların varsa günahları günahlarına kefaret olur. Yoksa günahları, yani az ise Allah'a yaklaşmada vesile olur. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu hastalıklarla, yani devası olmayan hastalıklarla, kafirleri cezalandırılır, müminleri de ne yapar?
Rahmete nail kılar. Ve o yüzden biz bu tip salgın hastalıklara karşı muhakkak ki tedavimizi alacağız, önlemlerimizi alacağız. Ama bu noktada da ne yapacağız? Biz bunun Allah'tan geldiğine inanaraktan yapmamız gerekenleri yapıp sabredeceğiz. Bakın burada Allah'tan bekleyerek bulunduğu yerde ikamete devam eder. Bulunduğumuz yerde ikamete devam etmek. Yani şehri değiştirmek yok, köyünü değiştirmek yok, kasabanı değiştirmek yok. Devlet şimdi ne yapmış? Bir genelge yayınlamış. Demiş ki işiniz yoksa çarşıya, sokağa, oraya, buraya çıkmayın. Bir işin yok. Bir işin yoksa evinde otur kardeşim. Sen şimdi evinde oturmakla mükellefsin. Hadis-i şerifte var. Hatta başka bir hadis-i şerif var.
Ebu Zerif gifariyle alakalı. Fitne çıkınca ne yapayım deyince o da diyor ki sen evinde otur, evinden dışarı çıkma. Bakın bu da büyük bir fitne. Bu hastalık büyük bir fitne. Bütün dünyayı kaosa sürükledi. Bütün dünyayı kargaşaya sürükledi. Dünyanın parası, pulu, teknolojisi, uçakları, tankları, topları, dünyanın gemileri, teknolojisi, bilgisi yetmiyor bakın. Allah'la kim yarışır ya? Allah'la kim yarışabilir? Yetmiyor. İtalya'da bir gecede 700 kişi birden ölüyor. Yetmiyor bakın. Yetmez. Allah'la yarışılmaz. İman edin, tövbe edin, Allah'ı zikredin, Allah'a yönelin. Biz azdık, saptık. Biz eşcinselliği, fuşu, haramları makul ve malum görmeye başladık.
Öyle ki haramın içerisinde yüzerken, bunun farkına varmadık. E şimdi Cenab-ı Hak bize farkına vardırıyor. Diyor ki, ey insanlar, mümkün sahibi Allah, kudret onun kuvveti benim. Cenab-ı Hak öyle diyor. Kuvvet benim, cebbar olan benim, kahar olan benim. Sizi istediğim yerde yakalarım diyor. Ve yakalıyor Cenab-ı Hak. Ve yakalıyor. Hani çok gelişmişti Avrupa. Hani teknolojinin ve bilginin içinde yüzüyordu. Sokaklarda ölüyor insanlar. Sokaklarda. Herkes birbirinden kaçıyor. Sanki kıyamet günü. Sanki mahşer günü. Çocuklar anne babalarından, anne babalar çocuklarından kaçıyor. Herkes birbirinden uzaklaşıyor şu anda. Hani çok seviyor da insanlar birbirlerini.
Nasıl Cenab-ı Hak uzaklaştırıyor herkesi birbirinden. Hani çok eğlenceleriniz nerede kaldı? Hadi toplanın hadi. Toplanamazsınız. Neden? Ölüm korkusu var hepinizde. Ve dağıldı. Ve dağıldı. O kapitalist deccalist sistemin mabetleri dağıldı. Allah bize hidayet eylesin inşallah. Yine Ebu Darda'dan rivayet olundu. Kuşkusuz Allah hastalığı da şifayda yarattı. Ve her dert için bir derman yarattı. Allah'ın yarattığı bu şifalı ilaçlarla tedavi olmaya çalışınız. Fakat haramla tedavi olmaya kalkışmayınız buyurmuştur. O yüzden hani bunu hadis-i şerife aldım ki evet her şeyin bir devası vardır. Hatta Cenab-ı Hak başka bir hadis-i şerifte Allah derdi yaratmazdan önce devasını yaratır der.
İnsanlar onu bulmaktan uzak. Bakın böyle bir dert çıktı. Devası bulunmuyor. Şimdi haramla tedavi olmaya kalkışmayınız sözünü bu hadis-i şerif şu sebepten aldım. Dinliyoruz haberlerde. İşte bu korona virüsini tedavi eden neymiş? İçkiymiş, rakıymış, işte alkolmüş. Millet alkol içmeye çalışıyor. Alkol ile tedavi olmaya çalışıyor. Bu şeytanın vesvesesi kıymetli kardeşler. Haramla tedavi olmaz. Haramla tedavi yasaklanmış. O yüzden asla ve asla haramla tedavi yoluna hiç kimse gitmesin. Bu bir de karantinayla alakalı. Buhari'den bakın bu hadislerin büyük bir çoğunluğu. Yine karantinayla alakalı.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sizler bir yerde taun hastalığı çıktığını işittiğiniz zaman o taunlu yere girmeyiniz. Taun sizin bulunduğunuz yerde meydana gelirse sakın sizler oradan dışarı çıkmayınız buyurdu. Hani devlet şimdi karantina alıyor ya. Hani devlet kapılarını kapatıyor. Veyahut da sokağa çıkmayın diyor. Veyahut da şöyle bir karantina yönergesi, hukuku koyuyor. Kıymetli dostlar, hadisi şerif var. O yüzden böyle bir hastalık, böyle bir virüs, böyle bir salgın hastalık söz konusu ise bir başkasına bulaştırmama adına biz devletin yönergelerini, devletin bu noktada çıkardığı kanuna, hukuka uymak zorundayız. Veyahut tıbbın vermiş olduğu karara uymak zorundayız.
Adam yurt dışından gelmiş, ömreci, kardeşim sana 14 gün çıkma, kimseyle de görüşme deniliyor. Ya bırak ömre ziyaretine 14 gün sonra başla. Ondan sonra gelsinler hurmanı yemeye, zemzemini içmeye. Veyahut da bir kısmı Konya'da kaçmaya kalktı. Yakıştı mı ömrecilere bu? Yakışmadı. Zaten insanlar haç ve ömreye gidenlere, Müslümanlara laf söylemek için yer arıyor. Ve mübarek insanlar, oturun oturduğunuz yerde sabredin, Allah'a tövbe edin, Allah'ı zikredin. Mübarek yerlerden gelmişsiniz. Biraz daha sükunetli davranın. Ama ne yazık ki bunlar ülkemizde görülüyor. Veyahut da haberlerde görüyoruz. İşte bir yerde illaki vakit namazında cemaat yapmaya çalışanlar. Yapmayın arkadaşlar. Yapmayın.
İslam bu değil. İslam'ı böyle de Müslümanları, siz halkın önünde küçük düşürmeye hakkınız yok. O yüzden herkes devletin almış olduğu kararlara uyacak, uymak zorunda. Yine Abdullah İbni Abbas o rivayet ediyor. Ömer bin Haddab Şam'a doğru yola çıktı. Nihayet Yermük yakında bir köy olan Sera'a vardığı zaman ordu kumandanları, Ebu'l-Übeyde, İbn-ül Cerrah ve arkadaşları kendisini karşıladılar. Ve Şam arazisinde veba hastalığı vuku bulduğunu ona haber verdiler. İbn-i Abbas dedi ki, Ey Ömer, ilk muhacirleri bana çağır dedi. Onları çağırdı, onlarla istişare etti ve onlara Şam'da veba vaki olduğunu haber verdi. Onlar gitmek veya geri dönmek hususunda ihtilaf etti. Bazısı bir iş için çıkmışsın, o işten geri dönmeni doğru bulmayız.
Bazısı da insanların bakiyesi, Resulullah'ın arkadaşları seninle beraberdir. Onları şu veba üzerine götürmeni doğru görmeyiz dediler. Ömer onlara yanından çıkın dedi. Sonra Ensar'ı bana çağırın dedi. Ben onları gittim, Ömer'in yanına davet ettim. Ömer onlarla da istişare etti. Onlar da muhacirlerin yoluna girdiler. Ve onların ihtilafları gibi ihtilaf ettiler. Bunun üzerine Ömer onlara dedi ki, yanından çıkın. Sonra dedi ki, Kureyş ihtiyarlarından, Fetih muhacirlerinden buraya bulunanlar çağır dedi. Ben onları çağırdım. Onlardan ikisi bile Ömer'e karşı ihtilaf etmedi. Onlar insanları geriye döndürmeni ve halkı şu veba üstüne götürmemeni doğru görürüz dediler. Bunun üzerine Ömer, insanlar arasında şöyle nida etti.
Ben sabahleyin bineğime binip geri döneceğim. Binaenaleyh siz de buna göre hazırlanıp sabahlayın dedi. Ebu Ubeyde İbn-i Cerrah, Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun dedi. Ömer, keşke bunu senden başka söyleseydi. Ya Ebu Ubeyde, evet Allah'ın kaderinden, yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Şuna ne dersin? Bakın burası çok önemli. Dikkat edin. Şayet senin develerin olsa, iki yamacı olan bir vadiye inseler, yahut indirsen, o yamaçlardan biri münbit, diğeri ise otsuz olsa, sen develeri bir tek yere güçsen, Allah'ın kaderiyle gütmüş, otsuz yere güçsen, yine Allah'ın kaderiyle gütmüş değil misin dedi. İbn-i Abbas dedi ki, Abdurrahman bin, dedi.
Bakın, burada yine Allah'ın kaderi. Şimdi akıl sahibi olmak lazım. Siz hastalık olan yere mi gitmek istersiniz? Hastalık olmayan yere mi gitmek istersiniz? Demek ki hastalık olmayan yerde duracaksınız. Bir yer hastalıklı, oraya gitmeyeceksiniz. Karantina uygulayacaksınız. Veya bir kimse hasta, evin içerisinde de olabilir bu. Grip olmuştur. O evde kendi kendisini karantinaya almalı. Biz çünkü gribin arkasından ne geleceğini bilemeyiz. Evin hanımıdır, evin babasıdır, evin çocuğudur. Eğer böyle bir bulaşıcı hastalığı varsa, evinin içerisinde dahi maskesini takıp, eldiveni takıp, evinin içerisinde öyle dolaşmalı, kendini karantinaya almalı. Bu bir hak, bu bir vazife, hatta bu bir ibadet.
Yine İbn-i Abbas dedi ki, Abdurrahman bin Avf, bir haceti yüzünden ortalıkta yok iken, bu sırada çıka geldi. Yani Hz. Ömer raddallahu anh hazretleri, ben geriye gideceğim dediğinde çıka geldi. Bu hususta, bende bir ilim vardır, ben onu Resulullah'tan işittim. Şöyle buyuruyordu, Bu hastalık, hastalığın bir yerde çıktığını işittiğiniz zaman, oraya girmeyiniz. Hastalık sizin bulunduğunuz yerde vaki olursa, ondan kaçmak için sakın, o yerden dışarı çıkmayınız buyurdu, dedi. Abdullah, bunun üzerine Ömer Allah'a hand etti, sonra ayrıldı demiştir. Bu da bu halde geçer. O yüzden kıymetli dostlar, biz bu noktada, bir yerde hastalık var ise, biz o hastalığa karşı ne yapacağız? Önlemlerimizi alacağız.
Biz o hastalığa karşı önlemlerimizi alacağız. Önlemlerimizi aldıktan sonra, tövbemize, zikrimize devam edeceğiz. Eğer hastalık gelir, bize bulaşırsa, o zaman şehit hükmündeyiz. Bakın, önlemlerimizi aldık. Yani temizliğimize dikkat ettik. Evden dışarı çıkmıyoruz. Mümkün olduğunca, işimiz gücümüz yok, evdeyiz. Ve mesafemizi koruyoruz. İşimiz yoksa hiçbir yere gitmemeye gayret ediyoruz. Tokalaşmıyoruz, sarmaşmıyoruz. Ondan sonra yakın durmuyoruz. Bakın, bütün bu noktada önlemlerimizi aldık. Önlemlerimizi almamıza rağmen, hastalık bize bulaştı. Bakın onunla da alakalı hadis-i şerifi okuyorum yine. Bunu İbni Malik rivayet etmiş. Soruyor.
Kardeşin Yahya İbni Şirin ne hastalığından öldü diye sordu. Ben de Taun'dan öldü diye cevap verdim. Enes radiyallahu anh dedi ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden işittim. Taun, Taun yüzünden ölen her Müslüman için şehitliktir buyurdu. Demek ki, bir hastalıktan eğer normalde biz bütün önlemleri aldık, bütün önlemleri almamıza rağmen o hastalık bize bulaştı. Biz o hastalıktan ölürsek şehidiz. Hatta bütün önlemlerimizi aldık. Karın ağrısı hastalığı, birden karnımız ağrıdı öldük. Şehit hükmündeyiz. Veya midemiz ağrıdı, midemiz patladı, mide kanaması yoldu öldük. Şehit hükmündeyiz. Veyahut da bir beyin felci geçirdik, bir beyin kanaması geçirdik, öldük. Şehit hükmündeyiz. Veya Allah için yola çıktık.
Bir yerde sohbet vardı, sohbete gidiyorduk. Bir yerde zikrullah vardı, zikrullaha gidiyorduk. Allah için yola çıktık. Allah için yola çıktığımız esnada, yolda, bütün önlemlerimizi almamıza rağmen bir trafik kazası geçirdik, öldük. Şehit hükmündeyiz. O yüzden kıymetli dostlar, Müslüman için ölürse, evet, şehit hükmündedir. Ama ne yapacak Müslüman? Üzerine düşen, o konuda yapması gereken her türlü vazifeyi yerine getirecek. Tedavi olması gerekiyorsa, evet, tedavi olacak. Ama normalde tedavi olamadan, aniden öldü. Bunda yapacak bir şey yok. Yine bakın, Ebu Davud İbni Vaci, Tirmizi'den bu hadis-i şerif. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, bedeviler geldiler, dediler ki, Ey Allah'ın Resulü, hastalanırsak tedavi yoluna gidelim mi?
Dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Evet, tedavi görün. Ey Allah'ın kulları, tedavi olunuz. Çünkü Allah yarattığı her bir hastalık için mutlaka şifasını, ya da devasını yaratmıştır. Ancak bir hastalık müstesna buyurdu. Bunun üzerine o bir hastalık nedir? Ey Allah'ın Resulü dediklerinde, o da ihtiyarlıktır buyurdu. Demek ki, ihtiyarlığın tedavisi yok. Başka, bütün her şey tedavi edebilirsiniz. Ölüme çare yoktur. Eğer eceliniz geldiyse, neyden ölürseniz ölün, ecel gelmiştir. Ha biz üzerimize düşen tedavi şartlarını, üzerimize düşen bizim işte, korunmamız gereken ne olması gerekiyorsa onları, bizi muhakkak uygulamamız gerekir.
Bize bir şey olmaz. Bana bir şey olmadı bugüne kadar. Bundan sonra da olmaz. Yok kardeşim öyle bir şey. Devlet böyle bir şeyi açıklamış. Biz inşallah ne yapacağız? Tedavi yoluna gideceğiz. Bir de kardeşler işte, toplu zikirlerimizi ne yapacağız? Canım kardeşim, devlet açıklama yapmış. Demiş ki, insanlar bir yerde toplanmayacaklar, düğünler iptal olmuş, işte eğlenceler iptal olmuş, işte vakıfların eğitimleri, her türlü toplantılar iptal olmuş, o zaman da biz kalkacağız, şimdi toplu zikrullah yapacağız.
Hayır. Bu doğru değil. Bu, hadis-i şerifin metinlerine de aykırı. Şimdi bu hastalığın icabı neyse, bu virüsün icabı neyse, bu salgının icabı neyse, korunma yöntemleri neyse, biz onları yerli yerine getirmekle mükellefiz. E bu hastalıktan korunma yönünü, teması, aza indirmek. Birbirlerimizle ne yapacağız? Teması, aza indirmeye gayret edeceğiz. İnşallah. Allah izin verirse, Whatsapp hattına gelen sorularınıza geçmek istiyorum. Kıymetli dostlar, bir şey rica edeceğim, lütfen uzun uzun sorular yazmayın, uzun uzun rüyalar anlatmayın.
Burada onlara fırsat bulamayız. Biz bu sohbetler böyle devam edebilir diye düşünüyoruz. Belki de bu virüs, bu hastalık bittikten sonra, işte cumartesi günleri, bu vakfın merkezinde yaptığımız sohbetlerde, bu Whatsapp hattından, böyle internetten devamlı soru alabiliriz diye düşünüyoruz. O yüzden ama sorularınız kısa olursa, öz olursa, inşallah, biz de memnun olacağız.
Allah izin verirse, inşallah. Bir kardeş kızmış, bize madem cevap vermeyecektiniz, niye sorularınızı buradan yazıp diyorsunuz demiş. Bu altı çizili, bu geçen altı çizili namaz kıldık diyoruz ama, nasıl namazın hakikatını Mevla Ta'la kılıyor demiş. Ben bu soruya cevap verdim. Neden cevap yok dediniz. Ben normalde bu tip, bu normalde, ahiskalı Mahmud Efendi sohbetlerinin altıncı cildinden alınan bu normalde soru. Bu ahiskalı, bu zat ahiskalı, işte Mahmud Efendi'nin sohbetlerinden alınmış soruyu, bu zata sormanızı isterim. Yani veyahut da bu zatın yolundan gidenler vardır.
İnşallah, normalde buna sormanızı isterim. Normalde, çünkü, bu tip sözleri söyleyen kimseler, hangi maksatla yazdı, hangi maksatla bunları dile getirdi, ancak o kendisi bilir. Benim bir sözüm olmuş olsa, ben kendi sözümü açıklamaya gayret ederim. Veya bir hadis-i şerif olsa, o hadis-i şerifi açıklamaya gayret ederim. Ama işte, Hallâc-ı Mansûr enel hak demiş, herkes üstüne bir yorum yapıyor. Ve Hallâc-ı Mansûr nasıl enel hak dedi. Bu zat da burada öyle bir şey söylemiş. İsteyen o, istenilen o, bilen o, bilinen o, şahit o, meşhut o, akıl ermez bu işlere demiş. Akıl ermezse bu işlere o zaman, bu akıl erecek bir söz değil demek ki. Ben şimdi geçen perşembe gün, bunun üzerinde konuşmak istemedim. Bunun üzerinde böyle hani, konuşmak istemediğim için, böyle es geçtim.
E madem kızdınız bana, konuşmadım diye, e ben de konuşayım. Mübarek insan, akıl ermeyen bir iş varsa, o dinden değil zaten. Din akıl sahiplerine. Yani bu mübarek insan, burada akıl ermez bu işlere deyince, aklın ermediği iş dinden değil. Cenab-ı Hak Kur'an'ında birçok ayeti keriminde, akıl sahiplerine hükmediyor. Akıl ermeyecek hiçbir şey yoktur. değilse söz konusu, Kur'an meydanda, sünnet meydanda, imamların iştahatları meydanda, tasavvuf meydanda. Normalde o zaman, madem ki akıl ermeyecekti, o zaman neyi anlayacağız ki biz? Neyi anlayacağız?
Allah bilinmekliği istedi. Allah bilinmekliği istedi ise, bir bilen olacak onu. Allah tanınmaklığı istedi. O zaman onu bir tanıyan olacak. Bu da akıl sahibi olacak. Birisi bir yazı yazıyor, kendince, buna akıl sahiplerinin, buna akıl ermez diyor. E buna akıl ermezse, o zaman ne yapacağız? Biz zatın akıl ermez dediği şeye, biz akıl mı yetiştirmeye çalışacağız şimdi? Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden normalde, vahdedi vücutla alakalı, meselelere de akıl erer. Vahdedi vücut meselelerine de akıl erer. İslam'da akıl ermecek hiçbir şey yoktur. Siz en iyisi bu kitabı okumayın. Çünkü akıllara yazmamış bu.
Akıl ermeyecek olan şeylere, ne yapma okuyorsunuz ki. Ben çok üzülüyorum böyle bir şeye. Hani bunu akıl sahipleri, buna akıl erdiremez. Söyleme, sen akıl üstü bir kimse misin? Allah mısın? Allah dahi insanların, akıllarının ermeyeceği bir şeyi emretmezken, insanların akıllarının ermeyeceği bir şeyi tecelli ettirmezken, sen kimsin kardeşim, akıl sahiplerine laf söyleyecek, buna aklınız ermez diyecek. Buna sizin ilminiz yetmez demek farklı bir şeydir. Buna sizin ferasetiniz yetmez, farklı bir şeydir. Bunun sizin kalbi ilminiz yetmez, akli ilminiz yetmez. Bu konuda sizin bir ilminiz yoktur demek farklı bir şeydir. Bu da kibirdir de. Ama farklı bir şeydir. Ama bunu akıllı erdiremezsiniz demek. Bu farklı bir şey. Allah bizi affetsin.
Akıllı erdiririz kardeşim. Kur'an ve sünnettense, imamların iştahındansa, eğer sufilin kendi içerisindeki bir şeyse, akılsız değiliz, akıllı erdiririz Allah'ın izninden. Ama bizim akıllı erdirdiğimizde sizin ilminiz yeter mi? Onu bilmem. Bizim akıllı erdirdiğimizde sizin bu zatın kitabından alıntı yapmışsınız. Bu zatın aklı yeter mi? Onu bilmem. Bu ayrı mesele. O yüzden, Mevla-ı Teala, Allah ibadet etmez. Allah'ı ibadet eden yerine koyan bir kimse, küfür ehlidir. Kendinize gelin. Burada çünkü, Mevla-ı Teala'nın kıldığı namaz diyor. Bunları söylemek istemedim. Bunlar, Sufilere söz getiren sözler.
Bunlar zevki var ise, o zevk insanın kendi içerisinde. Allah iyi etsin inşallah cümlemizi. Evet. Ben Ankara'dan, Muharrem Işık, ben Konya'da sohbetinize katılmıştım. Gökhan Yılmaz'ın arkadaşıyım. Eğer sizinle izniniz olursa size yaşadığım bir hadiseyi, bir iki hadiseyi anlatmak istiyorum. Kıymetli kardeşler, lütfen, ben buradan rüya okumaya başlarsak, biz bunun sonunu getiremeyiz. Hakkınızı helal edin. Ama şimdi buraya geleni de okuyorum ya hep. Ama ben bu hani, uyarıda bulunayım.
İnşallah kardeşimizin gönlü incinmesin. Okuyayım. Rüya mı yoksa uyanıklık mı? Tam bilmiyorum. Sizi gördüm. Sohbetinize katılmıştım. Sohbetin konusu, anne ve baba hakkı sohbet esnasında, siz bana diyorsunuz ki, anana babana sahip çık, hakları ödenmez diyorsunuz. O esnada görünmez bir el, beni sizden uzaklaştırmaya uğraşıyor. Bir de şu hadise oldu. Bu görünmez el, sizi uzaklaştırmaya çalışıyor. Bu şeytan. Çünkü anne baba hakkı haktır. Kur'an'la, sünnetle, imamların iştahı ile sabittir. Bu Kur'an'ın ve sünnet-i seneğinin emrettiği bir şeyden, size tavsiyede bulunan bir el, sizi uzaklaştırmaya çalışıyorsa, o şeytanlar. Oda gibi bir yerdeyim, etrafında kırık butlar var, sağıma bakıyorum, soluma bakıyorum, odanın her yeri onlarla dolu.
Bu gördüklerimin hikmeti nedir? Allah tövbe etmeyi, imanı kamil size nasip eylesin inşallah. Kıymetli dostlar, buradan kandil tebriği göndermişsiniz. Teşekkür ederiz. Ölmüşlerimiz aklımıza gelince, onların ruhaniyetlerine ne bağışlamalıyız? Üç ihlas bir fatiha bağışlayın. Aklınıza geldikçe onlara dua edin. O böyle sonradan çıkan, böyle hani ne yüzyı belirsiz kimseler çıktı, öldükten sonra arkalarından dua geçmez, işte Kur'an geçmez diye. O yalancılara bakmayın. Siz bu konuda hadis-i şerif var, ölülerinizin arkasından dua ediniz. Yine kandil tebriği göndermiş.
Arkadaşlar, burada telefon numaralarınız çıkıyor sadece. Hiç kimsenin ismi çıkmıyor. O yüzden kandil tebriği veya farklı tebrikler göndermeyin. İnşallah sadece soru sorun. İnşallah. Sufi hayal, rabıta ile üstadını, Kabe'yi düşünerekten görebilir mi? Bu hal midir? Yoksa sadece düşünce midir? Kandil'iniz mübarek olsun. Düşünce ne zaman hayal, ne zaman rabıta olur? Telefon numaranızı verebilir misiniz? Yeni numaranız yok sevgilerimle. Arkadaşlardan alabilirsiniz. Yani normalde hayal ayrıdır, rabıta ayrıdır. Bir kimse kendi kendine hayal kurabilir, hayal kurduğu, bildiği, tanıdığı, ilminin yettiği şeylerdir. Normalde bu bir hayaldir. Rabıta ise bir kimsenin bir şeyi kendisine rabdetmesi, devamlı gözünü oraya dikmesidir.
O yüzden normalde bunlar, düşünce farklı bir şeydir. Allah iyi etsin inşallah. Hakkel yakin boyutuna nasıl ulaşabilirim? İlmel yakin noktaya ulaşanlar, ondan sonra aynel yakin, ondan sonra hakkel yakin noktaya ulaşabilirler. Bunun yolu ben hep hadisi kutsiyi söylerim. Bir kimsenin farzları yerine getirmesi, haramlardan uzak durması, bu normalde o kimse için ilmel yakin noktadır. Aynel yakin noktası, nafilelerle Allah'a yaklaşmasıdır. Hakkel yakin noktası da, normalde o kimsenin Allah'ı çokça sevmesidir. Bu normal, bizim gibi düz Müslümanların ilmel yakini, aynel yakini, hakkel yakini olabilir. Bazı zamanlarda ibadetlerini Allah için yapmıyorsun, kendi gönül rahatlığın için yapıyorsun, gafletle yapıyorsun gibi vesveseler geliyor.
Ben yine de devam ediyorum. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Gönlünüze gelen hiçbir vesveseyi kale almayın. İbadetlerinize devam edin. ibadet eden, Kur'an ve sünnet noktasında yaşayan insanların vesvesesi hiç bitmeyecektir. Şeytan onlarla uğraşmaktan hiç geri durmayacaktır. O yüzden muhakkak ki bu tip vesveselere karşı Allah'ı çokça zikredin. Hemen böyle bir vesvese geldiğinde, la ilahe illallah zikrine devam eden, la ilahe illallah benim kalamdır, kim o kalama sığınırsa, ne metin kalaya sığınmıştır diye hadisi kutsi vardır. O yüzden kalbinize gelen vesveselerden kurtulmanın yolu, la ilahe illallah zikrine devam etmektir. Rüyamızda gördüğümüz Pir Efendimiz bizi yolda eğitir mi?
Bir kere gördükten sonra Pir Efendimiz'i görmemesi nedir, nedir, nedir? Normalde Pir Efendileri rüyada görmek, yolun sahihliğine işarettir. Normalde o kimsenin, o Pir Efendinin yolundan gittiğine işarettir. Ama normalde yol eğitimi muhakkak ki, yaşayan bir üstada imtisap edip, onun gözetiminde devam etmeniz gerekir. Muayyen zamanlarda, Felak, Nas ve Fatiha sureleri okunabilir mi? Normalde muayyen zamanlarda, kadınların Kur'an-ı Kerim'den ayetler okumaları caiz değildir. Bu konuda Hz. Ayşe annemizden nakledilen hadis-i şerif vardır. Hanefilerin bu noktada ittifakı vardır. Ehl-i sünnetin ittifakı vardır. Ancak Kur'an-ı Kerim'i öğrenen ve öğretenler için, İmam Malik'in bu noktada bir iştahı var. Kur'an-ı Kerim'i öğrenenler ve öğretenler, normalde muayyen zamanlarında da, Kur'an-ı Kerim'i öğretmeye ve öğrenmeye devam ederler diye.
Bu konuda hadis-i şerif var, fetvası var. O yüzden İmam Malik'e göre bu fetvadan yararlanırken, Kur'an öğreticileri ve öğrenici, bayanların kız çocuklarımızın, öğrenmeye ve öğretmeye devam edebilirler. Fatiha-i şerifeyi dua niyetiyle, bölüm bölüm, ayet ayet, dua niyetiyle yapabilirler. Askerde nasıl abdest, namaz kılınır demiş. Normalde biz askere giden kardeşlere diyoruz ki, sabah kalktığınızda, hızla, nasıl olsa lavabolara gidiyorsunuz, abdestinizi alın. Sabah abdestinizi aldıktan sonra, botlarınızı giyin. Zaten gün içerisinde botlarınızı hiç çıkarmıyorsunuz. Botlarınızı çıkarmadığınız için, botlarınızın üzerine mesh ederekten, abdestiniz bozulduğunda, devamlı abdestli olursunuz.
Namazlarınız da mümkünse, sünnetlerini normalde ve farzlarını riayet ederek kılabilirsiniz. Eğer mümkün değil ise, sadece farz namazlarınızı, görevde olduğunuzdan dolayı cem edebilirsiniz. Bunlar normalde korumalar, polisler, devlet erkanı, önemli işleri olanlar, ameliyat doktorları, hemşireler. Bakın şimdi, bu virüsle alakalı, sağlık personeli istim üzerinde, onlar mesela namazlarını, öğle namazı vakti girdiğinde, hemen ikindiyi kılıp cem edebilirler.
Akşam namazını kıldıktan sonra, hemen yatsı namazını kılabilirler. Veya akşam namazını kılamadılar. Cem-i Tehir denir buna. Normalde ne zaman işte, saat gece 11'de, 12'de müsait oldu. O zaman 11'de, 12'de, önce akşam namazını kılıp, sonra yatsı namazını kılabilirler. Bu da cemi-i Tehir etmektir. O yüzden, askerde de olanlar, bunları böyle ibadetlerini edebilirler. Aman askerler, bütün ümmet-i Muhammed, inşallah, namazlarını kılmaya gayret etsinler. Allah'ın izniyle, inşallah. Kandil orucu, bugün mü, yarın mı tutulması lazım? Bugün tutulması lazım, gelen, normalde genel olarak usül bu. Cevşen-i Kebir'in anlamı nedir? Rüyada görmenin anlamı nedir?
Normalde, tabii son dönem, Cevşen-i Kebir, Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin, normalde, Rüyamda Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, bana bu zikri, talim etti dediği, Allah'ı zikirdir. Anlamı nedir? Zikirdir. Allah'ı zikretmektir. Başka bir şey değildir. Rüyada görmenin anlamı nedir? Rüyasında gördüyse, o kimse, Cevşen-i Kebir'i okuyabilir. Kabir azabı ne demek? Aa, bunu normalde daha önce, bugün mü? Daha önce bunu cevaplamış. Öncelikle, kandiliniz mübarek olsun, sosyal medyada bir ses kaydı dolaşıyor. Bir kişi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, rüyasına girdiğini ve ona yakın zamanda, bir salgın hastalık, hastalığın yayılacağından ve, Türkiye'ye de geleceğinden bahsettiğini söylüyor.
Normalde bu tip meseleler çıkınca, bu arkadaşlar, bu kardeşler, bu rüyalarını söylüyorlar. Madem ki böyle bir rüya gördüler, bunu bu hastalık çıkmazdan önce, neden ilan etmediler, neden söylemediler? Bunlar biraz, ben kendimce bunlara, çok itibar etmiyorum. Allah bizi affetsin. Bu hastalık çıkmış, hastalık çıktığı zaman da, yok işte, içine bal koyacaksın, ayva koyacaksın, ayvanın çekirdeğine koyacaksın, muhakkak işte, bal şifadır, ayva kalbe rahatlık verir, hadis-i şerif var, Kur'an ve balla şifa arayınız, eyvallah,
bunda söyleyecek bir lafım yok, ama, ben böyle şeylere itibar etmiyorum, hakkınızı helal edin. Urfa'da açılsın diye, cami kapısını tekmeleyen adamın haberlerini, esef ile izledik. Bu konuda düşünceniz nedir? Vallahi bu mevzuya değindim az önce, gerçekten biz de çok üzüldük, hatta utandık. Yani olmaması gereken şeyler, sanki, bakın kardeşler, hiçbir ümmete nail verilmeyen, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni, ve ümmetine verildi.
Bizim için bütün arz mescittir. Biz namazı her yerde kırabiliriz, her tarafta kalabiliriz. Namazı illaki camide kılınacak diye, bir kaide yok. O yüzden arz bize mescidse, arz da bize tekkedir diyoruz biz. O yüzden kardeşler, gerek yok böyle şeylere. Bu gece nasıl dua etmeliyiz? Dua edin, nasıl dua ediyorsanız edin. Allah'a yalvarın, Allah'a yakarın. Allah kendisine dua edilmesinden, kendisinin istenilmesinden, memnun olur. Dua edin inşallah. Şüphesiz Allah ve melekleri, peygambere salat ediyorlar. Ey iman edenler, siz de ona salat edin, selam edin. Ahzab 56. Allah Hz. Muhammed'e salat-ı selam ediyor. Bu Allah'ın zikri mi? Kimse böyle bir şey söyleyemez.
Allah'ın onu salat etmesi, Allah'ın Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni, övmesidir, met etmesidir. Allah-u Aleyhi Vesselam. Salat nedir? Övmektir, met etmektir. Allah yarattığına karşı ne yapıyor? Onu met ediyor. Biz kendimizden üstün olan Allah'ı zikrediyoruz. Evet. Oysa Allah'ta durum farklılaşıyor mu? Hayır. Buradan kendimize alt yaratılışta olana salat edebilir miyiz? Hayır. Allah peygambere salat ediyor. Biz de Hz. Peygamber'in ümmeti olarak bize de salat etmesi mümkün olabilir mi? Siz Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne salat edin. O da size dua etsin inşallah. Bir kardeşimiz, Selamünaleyküm, bir kardeşimize karşı kızgınlık ve kırgınlık hissediyorsak eğer, ona karşı kalbimizi yumuşatacak bir yol var mıdır?
Normalde kime kızıyorsanız, kime kırgınlık hissediyorsanız, ona dua edin. Mümkünse verebiliyorsanız, ona hediye verin, ona yemek yederin, onunla sohbet edin inşallah. Soru uzun olacak demişsiniz. Evet uzun. Selamünaleyküm, Miraç Kandil'iniz mübarek olsun. Sorum biraz uzun olacak. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Ben İstanbul'dan birlikte çalışan kazancı ortak olan bir ailenin geliniyim. Çoğu zaman bana, eşime ve çocuklarıma adaletli davranılmadığını düşünüyorum. Eşime aile reisi diyorlar ama bu sözde kalıyor. Onu hiç kimse ciddiye almıyor. Bizi ensesine vur lokmasını kendi verir, gözüyle bakıyor.
Böyle davranıyorlar. Bunları yıllarca yaşadım. Her an bana her türlü yalanı söylüyorlar. Dürüstlükle ilgili ve gerçekten adaletli olmakla ilgili bir şey görmedim. Ve hiç güvenim kalmadı. Yoluma devam etmek için dünya onların olsun. Sonuçta her türlü yalanları dünyalık işler için kullanıyorlar. Ve bu ailede bir derviş kardeşim de var. O da kendi aile huzuru için mi tam bilmiyorum. Ama onlara uyuyor. Son zamanda ona da güvenim kalmadı. Eşim ise kendi ailesiyle şen şakrak olmamı istiyor. Ama yüzler bana hep sahte geliyor. Çok zorlanıyorum. Kimseye tam uyum sağlayamıyorum. Ben gerçekten bu aileye haksızlık mı ediyorum? Bu düşünceler hep kafamda tekrarlanıyor.
Bu durumda kurtulmak istiyorum. Bana yol gösterir misiniz? Böyle ortak iş yapan ve normalde kazançları ortak olan aileler kendi içlerindeki hukuku iyi dizayn etmeli. Bir öneri olarak söylüyorum bunu. İşte normalde kaç kardeş çalışıyorlar? Üç kardeş haftalıklarını eşit almalı birbirlerinden aldatmadan. İşte üç kardeş aylıklarını eşit almalı birbirlerini aldatmadan. O zaman belki de bu daha uygun bir zemin üzerine gider. Yoksa insanlar kendi kendilerine vesvese edip buğz ederler. Allah muhafaza eylesin inşallah. Ben İstanbul'daki yeraltı caminin içinde sahabeden Amr bin As Radullah'ın, Veh bin Huşeyre ve Süfyan bin Uyeyni'nin türbelesini ziyarete gitmiştim. İçeri girerken bir uzun boylu adam etrafında Allah'a ekber diye tavaf eder gibi dönüyordu.
Sonra mübareğin türbesinin sallandığını gördüm ki sanki benden başka kimse öyle görmüyordu. Neden mübareğin türbesinin sallandığını gördüm anlamadım. Siz öyle görmüşsünüzdür ama bir kimsenin türbelerinin etrafında tavaf eder gibi dönmesi caiz değil. Hayırlı akşamlar. Ben İstanbul'dan Enes. Koronavirüsten dolayı Cuma'ya gidemeyiz. Peki Cuma'mızı nasıl eda edebiliriz? Normalde Cuma hanefilere göre üç kişi yani cemaatle kılınan bir namaz. O yüzden normalde üç kişi hane halkında mesela baba iki oğul varsa evlerinde Cuma'yı eda edebilirler. Eğer Cuma'yı eda edemiyorsak o zaman normal vakit namazı kılarız.
Bundan sorumlu değiliz. Bu gece ibadetimizi nasıl yapalım? Namaz kılın, Allah'ı zikredin, tövbe edin. Allah'ı rüyada görmek derken onun nurunu ya da ruhunu mu görmek demek istediniz? Nuru olabilir, celali olabilir, cemali olabilir, sıfatlarından bir sıfat olabilir. Allah'ın görülmesi onun keyfiyetiyle mi ilgilidir yoksa istemenin etkisi var mıdır? Normalde istenen muhakk kim Allah'a kavuşmayı isterse Allah da ona kavuşmayı ister. Kim Allah'a kavuşmayı dilemezse Allah da ona kavuşmayı dilemez. O yüzden biz Allah'a kavuşmayı dileriz, isteriz. Rabbi görmekle Allah'ı görmenin arasında fark nedir? Aslında orada Rab derken Allah kastedilir ama normalde Rab Allah yerine geçmez.
Allah bütün sıfatların cemidir, Rab eğiticidir. O yüzden normalde arada ince bir fark vardır. İyi itikad sahibi olabilmem için ne yapmalıyım? İyi itikad sahibi olmanız için inşallah fıkıhınızı, akaidinizi iyi öğrenin. Mesela işte fıkıh-ı ekberi okuyabilirsiniz. Böyle bir fıkıh-ı ekber gibi akaid kitaplarından birisini okuyabilirsiniz. O zaman itikadınız daha sağlam olur inşallah. Böyle bir günde bu şartlarda bizlere yayın yaptığınız için teşekkür ederiz. Biz sizlere teşekkür ederiz. Nefsini bilen Rabbini bilir, hadis-i şerefini anlayamıyorum. Açıklayabilir misiniz? Bunun ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin dereceleri var. Nefsini bilen Rabbini bilir.
İlmel yakin noktasında nefsinin kötü arzularını, isteklerini dur diyen bir kimse, evet Allah'ı bilme, Allah'ı tanıma yoluna gitmiştir. Yani haram isteyen nefsini bu noktada durdurabilirse, harika Allah'ı tanıma yoluna gitmiştir. O yüzden biz hani önce süt içeceğimiz yerde meyve yemeye kalkmayalım, et yemeye kalkmayalım. Önce biz haramlardan uzak durmanın yolunu arayalım inşallah. Haftalık evde yaptığımız zikrullah öncesi hadis tersi kaç saat ya da kaç dakikalık olması lazım. Bilgilendirirseniz Allah yardımcınız olsun, Allah sizden razı olsun, Allah cümlenizden razı olsun. Oradaki normalde arkadaşların bu konuda gayreti, ilgisi, alakası muhakkak önemli.
Ama işte iki hadis olur, üç hadis olur, beş hadis olur. Bunun arkadaşlar kendileri tayin edecekler. Sufinin miracı olur mu? Olursa nasıl olur? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ayak izlerini takip etmek lazım. İkinci sorum, çalıştığım okuldaki din kültü öğretmeni ben kandil kutlamam diyor. Ayetlerde sadece beş kutsal geceden bahsediliyor. Onlarda kandil yok diyor. Ama hadisler var dediğimde olsun ayet yok diyor. Bu gibi tepkilerle çok karşılaşmaya başladım. Etrafımdaki namaz kılan insanlar bu şekilde düşünceleri yıldan yıla artıyor.
Ne yapmalıyız? Evet yani az önceki sohbette de dedim bu din kültürü öğretmenleri, bu ilahiyatçılar bunlar böyle ümmet-i Muhammed'in içerisine fitne koyuyorlar. Her şeyde ayet-i kerime arıyorlar. Ezan da ayet-i kerimede yok. O zaman ne yapacağız? Ezanı da mı red edeceğiz? Veya namazın rekatları ayet-i kerimelerde yok. Ne yapacağız? Namazın rekatları ayet-i kerimelerde yok diye red mi edeceğiz? Yani Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin ayet-i kerimesinden ne anlayacağız ki? O zaman Resulüne itaat edin, o zaman onun sünnetlerini terk mi edeceğiz? Ayette olmayan bir şey yok mu kabul edeceğiz? Bu saçmalık, bu sapkınlık, bu cahillik başka bir şey değil.
Bunlar okumuş cahil. Bakara suresi 165. ayeti açıklar mısınız? Çok güzel, harika. Valla açalım bakalım şimdi biz burada. Bakara ayet 165 ne diyor? Ondan sonra sana cevap verelim. Ne diyelim şimdi buna gelene bakacağız ya, sorulara cevap veririz. Bakara 165. Tamam. İnsanlardan bazıları Allah'tan başka varlıkları ona eş koşarlar. Onları Allah'ı sevdikleri gibi severler.
Müminler ise en çok Allah'ı severler. O zalimler azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve onun azabının çok şiddetli olduğunu bir bilselerdi. Evet, yani normalde insanlar gerçekten Allah'tan başka varlıkları ona eş koşuyorlar. Mesela Allah'ın hukuku var, Allah'ın hukukunu bırakıp insanların hukukunu uygulamaya kalkıyorlar, eş koşuyorlar. Allah haramları belirtmiş, Allah'ın haramlarını ortadan kaldırıyorlar, şeytanı ona eş koşuyorlar. Evet, insanlar o kadar haramı seviyor, haramı koyanları seviyor ki Allah'a bu noktada eş koşuyorlar. Bunu normalde öylesine ki bu mesele, bunu sadece bu ayeti kerimeye bir de sufilere örnek gösteriyorlar. İyi mi? Yani sufiler Allah dostlarını seviyor, velileri seviyorlar.
Hadisle sabit, ayetle sabit, hadisle sabit, hadisi kutsiyle sabit, imamların iştadıyla sabit. Yani normalde bunu Bakara 165'e diyorlar ki sufiler için, siz şeyhlerinizi, velilerinizi, işte kendinizce, alimlerinizi Allah'a eş koşuyorsunuz. Ne alakası var kardeşim ya? Siz sufilere laf söylemek için kendinizce yer arıyorsunuz. Allah'a şirk koşan sufiler değil, Allah'a şirk koşan Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler. Allah'a şirk koşanlar, Allah'ın haram dediklerini helal sayanlar. Allah'a şirk koşanlar, normalde Allah'ın son indirdiği Kur'an-ı Kerim'i kitabı kendisine kitap görmeyenler. Allah'a şirk koşanlar, son peygamber Muhammed-i Mustafa'ya uymayanlar.
Onun sünnetini reddedenler, onun hadislerini reddedenler. Allah'a şirk koşanlar, Allah ve Resul'ünün yolundan gitmeyen insanlar. Evet, Bakara 165 bunları, şart koş, Bakara 165 bunlara söylemiş. Demiş ki, siz Allah'tan başka varlıkları kendinize eş tutuyorsunuz. Ama o müminler ki, Allah'ı şedid bir sevgiyle severler. Ve müminler şedid bir sevgiyle sevdikleri için müminleri deli hükmünde görüyorlar. Ve şedid bir sevgi, bir kimse Allah'ı çokça severse, sevdiğinin işaretidir, farzları yerine getirir. Sevdiğinin işaretidir, nafilelerle ona yaklaşır. Sevdiğinin işaretidir, onu zikreder. Sevdiğinin işaretidir, ona dua eder, ona yaslanır, ona dayanır, ondan ister. Sevdiğinin işaretidir, onun hükmünün haricinde hüküm aramaz.
Sevdiğinin işaretidir, onun hukukunun haricinde hukuk aramaz. Allah'ı sevdiğinin işaretidir, Allah'tan başka hiçbir şey gözü görmez. Bu işin en yüksek, en hakikat noktasıdır. Ve sufiler buna ulaşmayı dilerler. Gözlerini açıp kapatıncaya kadar nefislerine uymamayı, gözlerini açıp kapatma noktasına kadar Allah'ı her canahta sıfatlarıyla görmeyi ve sevmeyi dilerler. Ama ne yazık ki Allah'a eş koşanlar, şirk koşanlar, sufiler değildir. Ya Allah'ın hükmünün ve hukukunun dışında, Allah'ın hükmünün ve hukukunun dışında yaşayanlardır. Allah cümlemizi onlardan eylemesin inşallah. Hayırlı akşamlar, bugün on dört yaşında oğluma peygamberimizin miraca çıkmasını konuşurken, miraçta altmış rekat kılınması istenilen namaza, altmış rekatın Allah'ın kullarına zor geleceğini söylüyor.
Peygamberimiz ve beş vakit olarak belirleniyor. Peygamberimizin bildiğini Allah'ın da bilmesi gerekiyor. Mantıklı mı dedi, oğlum ne söyleyeceğimi bilemedim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine altmış rekat namaz söylenince, Musa aleyhisselam dönüşte diyor ki, ey Muhammed buna senin ümmetinin gücü yetmez, o yüzden Rabbine yalvar bunu aşağı çeksin diyor, o söylüyor.
Selamun aleyküm, iyi kandiller. Nişanlım bundan altı sene önce yasak ilişki sonucu bir çocuğu olmuş ve bu çocuğu aldırmış. Ben bunu yeni öğrendim. Nasıl davranmalıyım ya da ne yapmalıyım, iyi akşamlar. Bu zor bir şey. Bu oldukça zor bir şey. Bunu ama bir, o bayan kardeş bunu açık açık size söylemiş. Onun, yani ben dürüstlüğünü de bu noktada hakkını vermek lazım. O yüzden dürüst bir şekilde söylenmiş. Evlenmiş, boşanmış hükmünde görebilirsiniz. Evlenmiş, boşanmış bilmiyoruz çünkü o bayanla konuşmamız lazım. Aralarında dini nikah yaptılar mı, yapmadılar mı, neyi, nasıl yaptılar bunu bilemiyoruz. O yüzden bunu bilemediğimiz için hükmetmemiz zor.
Diyanete sorabilirsiniz bunun hükmü ne diye. Hoş, diyanet buna hüküm verir mi, vermez mi, verebilir mi bilemem ama. Bu bayan kardeşle görüşürsek, o zaman neyin ne olduğunu öğrenirsek, o zaman hükmetmeye çalışırız inşallah. İşimiz olmadığı halde özel aracımızla doğal açık bir alana dışarı çıkmamız, devletin dediğinden aksine hareket etmek olur mu? Evet. Devlet, işi olmayanlar evlerinde otursun demiş kardeşim ya. Haberlerde dinliyoruz mu, net pikniğe çıkmış. Ya pes ya. Yayın kalitesi harika, görüntü güzel, ses güzel, emeği geçenlere teşekkür ederiz, hayırlı kandiller, Oktay başarır. Oktay, hayırlı kandiller, selam ederiz bütün kardeşlere, dostlara. Sizce sokağa çıkma yasağı gelmeli mi?
Bunu normalde bu noktaya getirmesin insanlarımız. İşi olmayanlar boş boş avare avare dolaşmazlarsa sokağa çıkma yasağı gelmez. Neden sokağa çıkma yasağı gelmesini istiyorum? Ekonomisi var bu işin. Yani sokağa çıkma yasağı gelince fabrikalar duracak, üretim duracak, her şey duracak. Ülke duracak, ülkesini seven, ülkesinin insanlarını seven, işi yoksa evinde oturacak kardeşim. Sen ülkeni seviyorsan, bu ülkenin vatandaşıysan, sen bu ülkenin vatandaşı olarak bu ülkede ekmek yiyorsan, su içiyorsan, barınıyorsan, bunu yapmaya hakkın yok. Bu haksızlık, bu zulüm, bu zalimlik, bu hainlik. Açık açık söylüyorum. İşin gücün yok, otur evinde ya. Ne dolaşıyorsun parkta, bahçede, sokakta, o caddede, orada, burada?
İlla ki virüs bulaşsın, bunlar bakın, bilinçli yapılanlarsa vatan hainliği bu. Sebep, virüs ortalığı bulaşsın, salgın ortalığı bulaşsın, Türkiye zora girsin diye bekleyenler var. Dört göz daha. Bir müddet sonra sokakta dolaşanlar, eğer bu salgın hastalık böyle bir salgın haline gelirse bu virüs, valla sokakta dolaşanlara bu hastalığı bulaştıranlar döverler onları. Anarşi çıkar bu ülkede. O yüzden sokaklarda, caddelerde, çarşılarda işi olmayanlar dolaşmasın. Kardeşler, koca koca fabrikalar üretimden duracak. İş yerleri üreten, üreten, üreten iş yerleri, fabrikalar üretimi kapatmak zorunda kalacaklar. Bu ülke ekonomisi için büyük bir zarar. Şimdi normalde iki tane, çok özür dilerim, etek satan, örtü satan, belki de bir ay, iki ay para kazanamayacak.
Onun bir ay, iki ay para kazanamaması, işte aylık yirmişerlerden elli lira zarar ettirecek. Örnekliyorum bunu küçük esnaf için. Ama bir fabrika için düşünebiliyor musunuz? Bin tane, iki bin tane, üç bin tane, beş bin tane işçisi olan fabrikalar var. Bunlar üretimi kapatırlarsa, sokağa çıkma yasağı uygularsa, Türkiye'nin ekonomik darboğazını kim ortadan kaldıracak? Biz çok zengin bir ülke değiliz ki. Bugün zengin ülkeler dahi perişan olmuş. Arkadaşlar, kıymetli dostlar, bizi dinleyen kardeşler, Allah rızası için, Allah için, vatanını seven, milletini seven, Kur'an'ını seven, dinini seven, arkadaşlarını, dostlarını, kardeşini, akrabalarını seven, evdeki ailesini seven, işi yoksa çıkmasın dışarı.
Çünkü dışarıdan virüs getirecek. Evde anneniz var, evde eşiniz var, evde çocuklarınız var, işiniz yoksa çıkmayın kardeşim. Çocuklarınıza virüs getirmeyin, bulaşıcı hastalık getirmeyin. Ailelerinize bulaşıcı hastalık getirmeyin. Evdeki annenize, babanıza, yaşlılarınıza bulaşıcı hastalık getirmeyin. Az yiyin ya, ne olacak ya? Az içiverin ya, ne olacak? Ha gezdiğiniz yetmedi mi? Bunca yaşa kadar gezdiniz, tozdunuz, heva ve hevesinize kapıldınız. Ne AVM'ler bıraktınız, ne restoranlar bıraktınız, ne caddeler bıraktınız, ne yollar bıraktınız, ne kaldırımlar bıraktınız. Arşınladınız da arşınladınız, arşınladınız da arşınladınız. Ha on beş gün dinlenin evde ya.
On beş gün ailenizle, çocuklarınızla, eşinizle zaman geçirin. Yapmayın. Gerçekten bu ülkede eğer sokağa çıkma yasağı uygulanırsa ve o hale gelirse, bu sokaklarda avare avare dolaşanlar, bunun hakkının altından kalkamazlar. Bütün milletin hakkına girmiş olurlar. Sokaklarda avare avare dolaşanlar, eğer bu ülkede bir salgın olursa, bu salgına sebep de bu sokaklarda avare avare dolaşanlar olursa, her ölenden tekrar söylüyorum, hastalık bulaştırdığı her kimsenin vebali onun olur.
İnsan, bir insanın ölümüne sebep olduğu için katil hükmünde olur manevi olarak. Hastalığı bile bile bulaştıran, hastalığı bile bile yayan, hastalığı bile bile taşıyan kimse katil hükmünde olur. Aklımızı başımıza alalım. Bu ne cehallik ya? Bu ne cehalet? Ben görüyorum, sokakta orada burada işi gücü yok adamın. Normalde dolaşıyor ortalıkta. Sözde kahvehaneler kapatılmış, adam kahvehanenin camını açmış, çay ocağına kendisi oturmuş. Kahvehanenin önünde bir sürü insanlar toplanmış. Bugün kaç yerde gördüm? Kahvehanenin önünde insanlar toplanmış, çay cigara yapıyorlar orada. Allah'tan da korkmuyorlar, milletten de utanmıyorlar. Kendilerinden de utanmıyorlar. Kendilerine de saygısı yok, ailelerine de saygıları yok, bu millete de saygıları yok, bu devlete de saygıları yok.
Hiçbir yerlere saygıları yok. Sanki vatan aynı insanlar. Yapmayın kardeşim. İşinin gücün varsa, işinin gücünü bitir, git evine. İşinin gücünü bitir, sokaklarda dolaşma. İşinin gücünü bitir, hiçbir yerde dolaşma. Git evine, işin gücün varsa. İşin gücün yoksa otur evde ya. Koskoca 60-70 yaşında adamlar dışarıda dolaşacağız diye uğraşıyor. Evdeki kadınlar, ev hanımları, eşleriniz evde oturacak, onları zorlamayın fazla. Rahat ettirmeye çalışın. 15 gün onlara biraz budı budıyı kesin, lafı kesin. Evde budı budı eden adamlar, eşlerinizi fazla rahatsız etmeyin. Onlara da budı budı etmeyin. 15 günü böyle sevgililer gibi geçirin. Sevgililer gibi evin içerisinde sohbet edin, eskileri anlatın, daha da eskileri anlatın.
Yalnız kavga etmeyin. Yok sen istemeye bana geldiğinde evleneli 40 yıl olmuş. İstemeye geldiğinde o senin teyzenin bakışı ne nemruttu deyip de birbirinizin etini didiklemeyin. Muhabbet besleyin, evinizin tadını çıkarın inşallah. Bile bile tedbir almayan, alınan tedbirleri önemsemeyen kimse intihar etmiş hükmünde olur mu? İntihar etmiş hükmünde olur, aynı zamanda da başkalarının ölümüne sebebiyet olduğu için hakka girer, katil hükmünde olur. Çünkü devlet bunun normalde kendisi almış önlemini. Demiş ki işi olmayanlar evden dışarı çıkmayacaklar. İşi olanlar kimseyle sarmaşmayacak. Yakın dairede bir metre mesafeye geçmeyecek. Bunu herkes dikkat edecek.
Dikkat etmeyen, tekrar söylüyorum, hastalığı bir başkasına taşıyor. Hakka giriyorlar. Hazır evdeyken disiplinli olalım, ders çalışalım istiyoruz ama gün çabuk bitiyor ve hiçbir şey yapamamış oluyoruz. Ne tavsiye edersiniz? Kendinize program yapın. Öğrenciler sizin için büyük fırsat. Sabah namazına kalkın. Bütün aileyi sabah namazına kaldırın. Sabah namazından sonra oturun. Çok özür dilerim. Sabah namazından sonra biraz Allah'ı zikredin. Biraz Kur'an-ı Kerim okuyun. Ondan sonra namaz kılın. Sonra kendinize bir ders programı yapın. Harika bir şekilde günlerinizi geçirin inşallah. Eğer falanca adamı görürseniz onu öldürün.
Sakın yakmayın. Çünkü ateşin Rabbi ancak ateşle azap eder. Ebu Davud. Bu hadise göre yakarak öldürmek caiz olmadığı anlaşılır. Ancak Hz. Ali Efendimiz kendisine ilah diyen rafızileri ve lutileri yaktığı bilinmektedir. Hatta İbn-i Abbas Hz. Ali Efendimiz'in rafızileri yaktığını duyunca ben olsaydım onları ateşle yakmazdım. Çünkü Resulullah Allah'ın azabıyla yani ateşle tazip azap etmeyin buyurdu diyor. Bu rafızileri yaktığını dair ve lutileri de yaktığına dair ilk defa burada böyle bir şey okuyorum. Bu gönderen kardeşle alakalı. Yani bu noktada Hz. Ali Efendimiz'in lutilerin yakılmasına fetva vermedi. Lutilerle alakalı bu normalde Halid bin Velid radıyallahu anh hazretlerinin valilik yaptığı yerde ilk böyle luti yani iki erkek birbiriyle cinsel ilişkiye girdiğine dair bu yakalandı.
Bunların ikisi de itiraf etti. İtiraf ettikten sonra Halid bin Velid ne yapacağını Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in halifeliğinde olan bir şey bu. Oraya mektup yazdı. Dedi ki böyle iki tane mesele yakalandı. Bununla alakalı nasıl bir ceza verelim ne yapmamız gerekiyor dedi. Hz. Ebu Bekir Efendimiz daşere-i bin Beşere'yi topladı. Bununla alakalı bir bilginiz var mı dedi. Herkes bir şeyler söyledi. Bunun fetvasını Hz. Ali Efendimiz verdi. Lut Aleyhisselam'ın kavmine yaptığının üzerinden Lut Aleyhisselam'ın normalde kavmi bu pis işi bu lanetlik işi yapıyordu. Cenab-ı Hak onların üzerine taş yağdırarak onları yerin dibine batırdı. Hz. Ali Efendimiz de o evin onların üzerine yıkılaraktan öldürülmelerini emretti.
Buradaki bilgide benim bildiğimle alakalı bir tenakuz var. Bu arkadaş bu bilgiyi nereden aldıysa bize tekrar atarsa memnun olurum. Hocam tesbihatlarım televizyon seyrederken çekilince kabul oluyor mu? Ben bunu böyle biraz kendimce mizansen yapıyorum. Benim gibi yapmayın diyorum. İşte ne o? Tesbihiniz elinizde. Tesbih elinde. Ondan sonra diyorsun ki işte La ilahe illallah, la ilahe illallah ama şey ne o? Diziyi izliyorsun. Yok işte haberleri izliyorsun. Yok başka bir şeyi izliyorsun. Yok böyle dersini çekerken böyle otur kıbleye karşı. Secda deneyen at. Onun üzerine bir otur bir huzur ile Allah'ı zikret. İnşallah. Ama öbür türlü nafilelerini yapabilirsin.
Bir şey diyemem. Selamlar. Bu devirde kızlar geç yaşta evlenmeyi tercih ediyor. Biz de onlarda evde kalıyoruz. Ne tavsiye edersiniz? Bekledikçe günaha dalma oranımız artıyor. Tavsiyeleriniz nelerdir? Ne yazık ki bu hastalık bize batıdan bulaştı. Batıda insanlar geç evleniyorlar. Bizimkiler de geç evlenmeye başladı. Bakın batının düştüğü hale bakın hiç genç nesil yok. O yüzden çocuklarınızı evlendirin. Evlenme yaşına gelen çocukları hızla evlendirelim. İnşallah. Bu sünnet-i seneye aykırı bir şey. Kandillere bidat diyenlere ne cevap verebiliriz? Ya bunlar zaten çarşı her şeye karşı gibi bunlar her şeye karşı. Onlar önlerine gelen her şey iyi bir şey olsun.
Hemen bidat deyip patlatıyorlar. Boşların takılmayın hiç. Fabrikalarda çalışanlara virüs bulaşıp da ölürlerse o zaman da şehit hükmü geçerli midir? Evet. Çünkü bir yanda da çalışmak zorundayız. Evet bir kimse bir fabrikada çalışıyor. Devlet fabrikaları şu anda tatil etmedi. Orada fabrikada çalışıyor. Normalde kendini korumaya çalışıyor. Bu esnada virüs bulaştı ona. Öldü. Evet şehit hükmünde. İnşallah. Ahbar-ı Zaman adlı kitaptan alıntılar iki rakam eşit olunca 20'ye 20. Zamanın hastalığı yayılınca, hacılar ziyaretten men edilince, çekirge istilası olunca, Rum Meliki ani bir hastalıkla ölünce, temelleri yıkan Mayıs depremini bekleyin yazıyor. Sosyal medyada böyle şeyler paylaşılıyor.
Ne kadar itibar etmeliyiz. Kıymetli kardeşler, bu kardeşiniz 1986'da dinle, İslam'la tanıştı. 1986'dan beri o kadar böyle şeyler duyduk, öğrendik, o kadar böyle şeyler okuduk, o kadar böyle şeyler yaptık ki Allah muhafaza eylesin. Hiçbirisine itibar etmeyin. Anı yaşayın, günü yaşayın. Ne zaman kıyamet kopacaksa kopacak, Mehdi ne zaman çıkacaksa çıkacak. Biz bu noktada yapmamız gerekenleri yapalım. Müzzemmi Suresi 2-3-4 ayetlerinde mealen gece biraz ilerleyip yarıya gelince, bundan biraz önce veya sonra namaza kalk ve Kur'an'ı da en güzel şekilde oku buyuruluyor. Bu kapsamda Kur'an-ı Kerim'in mealini üzerine düşünerek okumak mı faziletlidir yoksa Arapçasını ibadet maksadıyla mı okumak daha faziletlidir?
İkisi de faziletlidir. Hem biz Kur'an'ı kendi diliyle okumayı öğrenelim, hem öyle okuyalım, hem de aynı zamanda da mealini okuyalım. Bu noktada bilgi edinelim inşallah. Hamilelikte dini yönden ne yapmalıyım? Benim hamileliğimde ki iyi veya kötü yaşantım karnında doğacak olan çocuğuma yansır mı? Yansır. O yüzden ben hep arkadaşlara derim, hamileliğinizi daha hamile olmazdan önce disipline edin. Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışın, haramlardan uzak durun, kavgadan, stresten, gürültüden, her türlü yanlış ve eksik şeylerden uzak durun. Çocuklarınızı negatif olarak etkilemeyin inşallah. Namazdaki vesveselerden çok korkuyorum ve kasılıyorum. Omzum, boynum tüm gün kasılmış şekilde kaygı içindeyim. O vesveseler yine gelecek mi diye gün içerisinde ve benzeri düşünceler olursa da kasılıyorum, korkuyorum.
Siz perşembe günü imanın göstergesidir. Bir zararı vermez dediniz. Ama bazen de kapılıyorum o sözlere, çok legal yaklaşıyor. Çoğu zaman benim fikrimi mi, vesvese mi bilemiyorum, ne yapmam lazım. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, biz namazı Allah harz kıldığı için kılarız. O yüzden namazda bize nasıl vesvese gelirse gelsin, hiç nazara itibarı almayız. İki rekat mı, üç rekat mı kıldık diye düşündüğümüzde kendimizce az olan rekatı iki rekat kıldık deriz, iki rekat daha kılarız, dört rekat namazda biteriz. O yüzden normalde her daim bize vesvese gelecek, biz vesveseye itibar etmeyelim. İkinci sorum, namazı ve tesbihi çekerken kendimi vererekten çekemiyorum. Gün içinde dua ederken, bağışlama yaparken de bakıyorum, dua, bağışlama bitmiş farkında değilim.
Ne yapmam lazım? Devam et, bu noktada vesveseye uyma, tesbihatını çek, duanı et. Evet, normalde bağışlamanı yap, Allah yardımcın olsun, geçecek inşallah. Günümüzde mürşidi kamilimizle hangi ölçüde nasıl iletişim kurmalıyız? Saygı çerçevemiz ne olmalı? Normalde insani bir saygı çerçeve olacak, illaki çok harikulade bir şey olmayacak. Muhakkak edep, adep dairesinde, insani bir çerçevede normalde iletişim kurulur, başka bir şey değil. Namaz kılarken odaklanamıyorum, başka şeyler düşünmekten namaz kıldığımı bile unutuyorum. Sonra tekrar fark ediyorum, bu sırada kılmaya devam ediyorum. Devam et, namazı bırakma. Önceki sohbetinizde Yecüc ile Mecüc'ün en ufak varlıklar olduğunu, insanları yiyeceği gibi ya da buna benzer sohbetiniz oldu, virüsler olabilir mi?
Sorun bu alem, alametler, Hz. Mehdi'nin çıkışı yakın mı? Ben Yecüc ile Mecüc'ün çok ufak varlıklar olduğunu hiç söylemedim, hatırlamıyorum. Böyle söylüyorlar, ben öyle söylemedim. Yecüc Mecüc benim için çok ufak varlıklar değil. Bu virüsün normalde Yecüc Mecüc olduğuna da inanmıyorum. Bu insanların başına bir musibet. Mehdi'nin çıkışı yakın mı? Allah bilir, herkes Mehdi'nin çıkışını bekliyor. Mehdi çıktı desek ne yapacaksınız ki? Ne yapacaksınız? Mehdi çıksa namazı kılmayacaksınız mı? Yoksa Mehdi çıkınca mı namaz kılacaksınız? Boş muhabbet. Hakkınızı helal edin inşallah. Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar.
Sizi dört defa rüyamda gördüm. Ders almak için geleceğim inşallah. Perşembe akşama mı müsait oluyorsanız, yok cumartesi akşamları mı ya da ofisinize mi gelebilirim? Ofisiniz Karabaş, Veli Tekkesi'nde mi yoksa namazgahta mı? Şu anda derslerimiz helal oldu. Yani tehir edildi, öyle söyleyeyim. Normalde şu anda perşembeleri ve cumartesileri toplu ders yapmıyoruz. O yüzden perşembeleri ve cumartesileri Karabaş, Veli Tekkesi'nin üstünde vakfımızın merkezi var. Orada, buradan canlı yayın yapıyoruz. İnşallah bu virüs meselesi biter, hayırlısıyla. Bittiğinde gelebilirsiniz inşallah. Erkek çocuklarımın ideal sünnet yaşı kaçtır? En son yedi yaşına kadar inşallah.
İnsanoğluna çip takma projeleri var. Ulus devletlerini kendi tasarladıkları sanal paraya zorlayacaklar. Kağıt parayı tedavülden kaldıracaklar. Herkesin ekonomisini direkt takip etmeyi planlıyorlar. Görüşünüz nedir? Allah'ın planını unutuyorlar. Allah'ın da bir planı var ya. Her gün az da olsa Kur'an okumaya çalışıyorum. Okurken Yasin, Tebarek-i Amma gibi sureleri mi yoksa yavaş yavaş baştan sona doğru okumayı tavsiye edersiniz. İkisi de olabilir. Ama baştan sona doğru okursanız daha hoş olur. Selamun Aleyküm. Hocam cevaplarsanız sevinirim. İlk insan ve ilk peygamber Hazreti Adem ile ilk din teorisini ortaya atan Hazreti Musa arasında birçok peygamber geldi.
Lakin hiçbiri dinden bahsetmedi. Bu süreçte sadece insan yaşam ve ahlak Allah'ı tanıma üzerine geldi. Peygamberler soruma gelince insanlar ahlaki değerlerin dışına çıktığı için mi Allah emir ve yasaklarını din adı altında yolladı? Yoksa önce insan sonra din diye mi böyle bir yol izlendi? Normalde buna katılmıyorum. Çünkü Hazreti Adem yeryüzüne indirilirken on emirle indirildi. Bunda bütün dinlerin, ilahi dinlerin ittifak ettiği bir şey var. O yüzden Adem aleyhisselam ile Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretindeki bütün peygamberler Allah'ın dinini anlattılar. Böyle bir din teorisi diye bir şey yok. Teori dediğiniz şey gerçekleşmemiş, hukua bulmamış, ispatlanmamış bir şeydir.
O yüzden Hazreti Adem ile Hazreti Muhammed Mustafa arasında gelen peygamberler bir din teorisi veya Musa'ya kadar din teorisi diye bir şey yoktu. Dindi. Hocam üç hafta önce babam vefat etti onun için bu gece nasıl dua edebilirim? Normalde onun affı mağfireti için ona dua edebilirsiniz. Onun için hayırlı hasanet edebilirsiniz. Selamun aleyküm hocam. İki sorum olacak size. Birisi babam namazını beş vakit kılan bir insandı. Kendisi üç hafta önce vefat etti. İnşaatta çalışırken vefat etmeden beş on dakika önce namazını kılmış. Şehit gitmiş midir? Bir kimse normalde çalışırken veyahut da abdestli bir şekilde. Abdestli ölmek şehit hükmündedir. O kadar söyleyeyim.
İkinci sorum ise hocam üç hafta önce babam vefat etti. Sevgili babam için bu gece bunu normalde söyledim. Bazı hastalıkların tedavisinde domuz yağı kullanılıyor. Bu caiz midir? Değildir. Bu ancak şöyle olur. Yani ölümcül bir hastalık vardır. Bu ölümcül bir hastalıkta helal dairede kullanılabilecek hiçbir şey yoktur. Böyle haram bir ilaç oluştuysa buna bazı imamlar böyle çok naçar bir kimsenin azası helak olacak veya ölüm söz konusu olacak.
O zaman müsaade edenler var ama helal yoldan hiçbir tedavisi mümkün olmayan bir şey olması lazım. Selamun aleyküm bazı anlarda kardeşler ile otururken muhabbet esnasında birden göğsüme sanki bir ağırlık giriyor. Nefesim hızlanıyor. Sizin o an oraya geldiğinizi hissediyorum. Aklıma birden bu geliyor ama sizi göremiyorum. Bu gerçek mi yoksa ben öyle bir düşüneceğime kapılıyorum. Allah selametlik versin inşallah. Öyle bir göğsüne darlık geldiğinde Allah'ı zikret inşallah. Tevhide devam etti. Şeytani ve cinni vesveseler peşimi bırakmıyor. Kendi kendimi konuştuğum oluyor. Rüyada uyutmuyorlar.
Rüyada uyutmuyorlar. Tesadüf bir arkadaşım beni namaz kılarken yine vesveselerin üzerinde olduğunu anlamış. Nasıl anladı bilmiyorum. Daha sonra rüyasında beni uyardığı için onu tehdit etmişler. Korkmuyorum bu sefer de sen güçlü bir insansın. Vesvesesini veriyor. Yaklaşık on gündür kavga ediyoruz. Nasıl baş edeceğim? İbadete devam et. Namazına devam et. Zikrullah'a devam et. Allah'ı zikret. Tevhid. Allah'ı zikir şifadır. Maddi manevi her şeye. İslam dinini diğer dinlerden ayıran özellik nedir? Hepsi de İslam dini. Adem aleyhisselam'dan Muhammed-i Mustafa'ya kadar gelen bütün dinlerin hepsi de İslam. O yüzden birbirlerinden muhakkak ayıran özellikleri var.
Ama hepsi de İslam. Gönlünde zerre kadar kibir olan cennete giremez adet şerifindeki kibri açıklar mısınız? Kendinizi bir başka kimseden üstün görmek. Kibrin bir Allah'a olan kısmı var. Bir peygamber olan kısmı var. Bir de insanlar olan kısmı var. Allah'a kibirlenmek, Allah'ın herhangi bir ayeti kerimesine karşı gelmek, O'na karşı imani noktada durmamak, Peygamber'e karşı gelmek, O'nun hadis ve sünnetlerini reddetmek, O'na karşı gelmek, insanlara kibirli olmak, onları kendinden daha faziletli ve daha üstün görmek.
Geceniz mübarek olsun. Perşembe ve cumartesi sohbet ve zikirler Bursa'da toplu yapılmıyor. Devletimizin çıkardığı genelge ile devletimize tabi olduk. Bazı il temsilciliğinde yine toplanıp toplu ders yapılıyor. Bu noktada başımızdaki görevli olan abilere tabiyetimiz nasıl olmalı? Biz vakfımızın resmi yerlerinde, resmi olan noktalarda sözümüz geçer. Oradaki derslerin hepsini iptal ettik. Bazı illerde böyle ders yapıyorlarsa sözümüzü dinlemiyorlar. Demek ki dinlemeyen bizden değil. Herkes bizi dinleyecek diye bir kaide de yok. Normalde bizim haberimizde olanlardan birisi varsa bu ayrı mesele. ama haberimiz olmayan böyle vakfın resmi temsilciliklerinde ders yapıyorlarsa bizi dinlemiyorlar demektir.
Bizi dinlemeyen de bizden değildir. Güneşin doğudan doğması, batıdan batması durumu kıyamet yaklaştığında tersi olacak deniliyor. Bu durum mecazi bir durumudur. Günümüzde yaşanan yanlışların doğruluğunu savunması gibi düşünülebilir mi? Normalde güneşin batıdan doğması, hadis-i şerifte kıyamet elameti olarak verilmiş ama son gün o. Nefes almak bu bedene mi ait? Ölüm anında nefesin kesilmesi bu bedene mi ait? Yoksa ruh almaya devam eder mi? Teşekkür ederim. Bedene ait. Zira-i ilaç satıyorum, eşim haram işliyorsun diyor. Güya Allah'ın yarattıklarını öldürüyormuşuz. Bu konu hakkında düşünceler nelerdir? Zira-i ilaç satmaya haram diyemeyiz. Bir malda iki fiyat olmaz durumuyla vade kaç ay olmalı?
Vadeyi uzatın, faize eşdeğer oluyor mu? Esnaf verebileceği vadeyi verdiği zaman neden vade farkı koysun? Normalde bir malda iki fiyat olmayacak. Son fiyatı anlaştığınızda bu mal beş ay vadeli beş lira dediğinizde bu faiz olmaz. Ama peşin alırsan bir lira, beş ay vadeli alırsan beş lira dedin bu aradaki fark faiz oldu. Koronavirüsün sona ermesiyle ilgili nasıl bir öngörünüz var? Hiç bir öngörüm yok. Ben günümü, anımı yaşarım. Bu koronavirüsün de tahmini söylüyorum. Öyle hemen on beş yirmi günde bir ayda biteceğini zannetmiyorum. Çünkü normalde bu virüsler, hastalıklar bizim vücudumuzda dolaşıyor zaten. Normalde bu vücutta bu koronavirüs bir müddet sonra kendimce tahmini söylüyorum bunu mutasyona uğrayacak.
Mutasyona uğrayınca da normalde eskisi gibi ölüm noktasını bütün herkesi getiremeyecek. İnsanlar belki de grip olacaklar, hastalanacaklar ama öldürücü kuvvetini yitireceğine inanıyorum. Ama şu anda en etkili olduğu zaman İtalya'da da çok etkili. İtalya'da çok etkili olmasının sebebi o tekstil bölgesindeki Çinli çalışanlarla alakalı. Çin'deki tatil bitti, hepsi de İtalya'ya geldiler. Virüs başladığında tahmini konuşuyorum bunu da hem haberlerden öyle resim tamamlıyorum. Hızla onlar gelince o tekstil fabrikalarında çalışmaya başladılar. Virüsü bulaştırdılar. İtalyan hükümeti de bunları da normalde önlem almakta geç aldı. O yüzden normalde virüs tam öldürücü darbeyi İtalya'da vurdu şimdi.
Ardından öldürücü darbeyi yine işte Fransa, İspanya, İngiltere vuruyor öldüre öldüre gidiyor. Normalde dolaşırken mutasyona uğrarsa o zaman bir sıkıntı olmaz. Ben örneğin işte Türkiye'de de koronanın olduğuna inanıyorum insanlarda ama Anadolu halkı temiz bir halk. Öyle olunca virüs fazla bizde belki de etki yapmıyor, belki de geçiriyoruz o hastalığı. Ama normalde inşallah ülkemiz bu noktada biz eğer yasaklara uyar, kendimizi kontrol altında tutarsak bizim ülkemizde inşallah çok zarar vermeden bu mesele biteceğine inanıyorum inşallah. Bu ülkenin insanlarına bağlı. Eğer ülkelerini, vatanlarını seviyorsa, insanlarını, milletlerini seviyorlarsa devletin yönergelerine uyacaklar.
Devletin yönergelerine uyarlarsa inşallah daha az bir hasarla çıkarız. Daha az hasarla çıkarsak üretime dayalı bir bizim inşallah ihracatımız var. Bunun artacağına inanıyorum ve ülke inşallah bundan sıkıntısız bir şekilde devam eder. Sıkıntısız bir şekilde buradan çıkar. Bir kardeş, bir arkadaş buradan şey yapmış, biz peygambere dua etmek nasıl oluyor, bu hadis onun sağlığında mı geçerliydi diye.
Ondan sonra bu hadis-i şerif peygambere salatu selam getirmekle alakalı. Bol bol ona salatu selam getirin. Üzerimizdeki gevşeklik ve tembellikten nasıl kurtarabiliriz? Samimi ve ihlaslı nasıl tövbe edebiliriz? Biz tövbe edelim, ihlaslı ve samimi olalım. İhlas ve samimi, tövbe ettiğiniz günaha bir daha geri dönmemektir. Biz geri dönmeyenlerden olalım inşallah. Risale-i Nur okuyanlar yaşayan mürşidi kabul etmek istemiyorlar. Risale okuyarak Said-i Nursa Hazretleri mürşitlik etmek ne demektedirler? Mürşitlik etmekte demektedirler. Nefis meratiplerinden geçerken yaşanacak hallerde yaşayan mürşid olması gerekmez mi? Bu yolda şeytanın tuzaklarından nasıl korunacaklar?
Bunu hep söylüyorum, mektubat 29. mektup 8. kısım 9. telvih, tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında öyle nuran, öyle şirin bir yol vardır ki diye devam eden mektubatın 29. mektup 9. kısım 8. telvihi okusunlar. Orada der ki, bir kimse muhakkak alim zat olsa, tarikattan hissesi olmasa, kalbi de harekete geçmemiş olsa, bugünkü zındıkanın karşısında imanını koruması müşkülleşmiştir.
Ama samimi ehli tarikat, mürşidine duyduğu sevgi ve itimattan dolayı asla zındıkaya düşürülmezler. Camiler kapatıldı, fabrikada çalışıyoruz, her zaman yan yanayız, mescitlerde cemaat yapmakta bir sakınca var mı? Mescitlerde caminin yani fabrikanın mescidinde cemaat yapmanın bir sakıncasının olduğunu zannetmiyorum. Farz-ı zanlı nedir, vaciple aynı hükümde midir?
Hemen hemen. Kişinin, zakirinin rüyasında birbirlerine sarılması ne anlama gelir? Maşallah, böyle mi rüya tabir edeceğiz artık? Allah iyi etsin inşallah. Kardeşler, çok uzun. Allah dualarınızı kabul eylesin inşallah. Mübarek. Bu koronavirüsünden kurtulacak mıyız? Ne zaman? Teşekkürler. Haramlardan kurtulursak, haram işlemekten de kurtulursak, bundan da kurtulursun. İslam'da gün gece mi başlar, gündüz mü? Buna hitap eden hadis-i şerife geçtiğine göre siz skandillerde gecenizi ibadetle, gündüzü oruçla geçiriniz de, bugün gündüzü oruçlu geçirdik, gecesinde ibadetle geçiriyoruz.
Odaklanma problemini nasıl çözebiliriz? Tevhidle. Kadınlar muayyen günlerinde korunmak amaçlı ayet-i kürsü okuyabilir mi? Hayır. İkilikten kurtulup tek olanı görmemek, la mevcide illallahı kabul etmemek, hadisleri inkar etmelerine ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in Allah'tan ayrı görmelerine sebep mi oluyor? Ayrıca Muhyiddin İbn-i Arabe'nin biz bizimle bizdeydik, biz bizimle bize geldik, biz bizimle bizdeyken bizi bizden mi sorarlar demesi ne anlama gelir? Harika bir anlama gelir. Kadının rahmi kocasına mı aittir?
Bir de çocuk istemek kadının mı, erkeğin mi hakkıdır? Hayırlı geceler. Evet çocuk babaya aittir çünkü İslam hukukunda muhakkak kadının da hakkı vardır ama çocuk istemeyecekse erkek istemez. O manada kadının rahmi erkeğe aittir. Bir kimsenin Allah'ı bilme noktası Allah'ın kendi kendisini bilmesi gibi olabilir mi? Allah kendini bildiği gibi bildirebilir mi? Bir kimsenin Allah'ı bilmesiyle Allah'ın kendini bilmesi aynı değildir. İçimizden gelen seslerin vesvese olduğunu nasıl idrak edip uyanık olabiliriz? Kur'an ve sünnetin dışında bir şeyse vesvesedir. Anne ve babamıza kandilleşmeye gidebilir miyiz? Hayır, devlet yasakladı. Çıkmayın dışarı dedi. Birkaç kez sizin sohbetinizi dinlemiştim.
Rüyamda sizi gördüm. Kalabalık bir mekanda vaaz veriyordunuz. Bir anda ortamda olmayan bir dış sesler salavat getirmeye başladı. Ve o kalabalıkta siz benim yüzüme doğru hu esmasını söylediniz. Bütün azalarım titrerek uyandım. Allah mübarek eylesin. Benim sorum yok. Merhaba benim sorum yok. Sadece yazmak istedim. Ben bir sağlık çalışanıyım. Halkımız tarafından sürekli şiddete uğradığımız günleri geride bırakıp kıymet verilmeye başlanıp alkışlanmaya başladık derken bugün korona ile enfekte hastanın yakını İstanbul'da hastane güvenlik görevlisini bıçakladı. En son kalp masajı ile geri döndürülmeye çalışılıyordu. Ne oldu sonra bilmiyorum.
Ünlü filozofun Büyük İskender'e söylediği söz aklıma geldi. Gölge etme başka ihsan istemem. Öldürüleceksek alkış olan istemiyoruz. Bizi bıraksınlar artık. Mesajımı okuduğunuz için teşekkür ederim ve lütfen zorunlu olmadıkça evden çıkmayalım. Hayırlı geceler, hayırlı kandiller. Devletimize karşı suç işlememek için hastalığın seyrini ve hastaların durumumu paylaşmıyoruz. Ama ekranlarda bize korona etki etmez, korona yalan diyen yaşları gördükçe kendimi zor tutuyorum. Arkada bu yapan o koronavirüsü, hastanın yakını böyle bir şey yapmış gerçekten. Büyük cahillik, büyük edepsizlik, büyük ahlaksızlık. Artık buna söyleyecek bir laf yok. Allah muhafaza eylesin. İnsanlarımız bu noktada gerçekten çok cahil.
Allah iyi etsin bizi. O yüzden bu sağlık çalışanlar. Bu ülkemizde bizim her tarafta bu cehalet var. Bilir bilmez herkese saldırıyoruz. Bilir bilmez herkese kaba kuvvet uygulamaya çalışıyoruz. Cehaletten başka bir şey değil. Eşimizle evli zikrullah yapabilir miyiz? Edeb adabı nasıl olmalı? Allah razı olsun. Devam et zikrullah. Sizi ve kardeşleri zikrullah halakasının sohbetleri çok özledim. Kendimi tuhaf hissediyorum. Tuhaf hissediyorum. İnşallah en kısa zamanda bu sıkıntı da biter. Bunu söylemek istemem. Ben 1986 yılında ben sufilikle tanıştım. 1986 yılından bayramlar hariç hiçbir perşembe, 28 Şubat da hariç hiçbir perşembe dersini biz zikrullahını kesmemiştik.
Yani şimdi en tuhafıma giden benim. Ama onu da bu perşembeleri de işte burada sohbetle bunu atlatmaya çalışıyoruz. İnşallah gelişecek. Ümmet-i Muhammed'in selameti için orucu niyet edebilir miyiz? İnşallah. Herhangi bir sıkıntı içinde oruç tutunca niyet etmekte sıkıntı olur mu? Olmaz. Eşim iş sebebi şehir içi şehirler arası eşya taşımacılığı yapıyor. İster istemez sokakta ve dışarıdaki lavaboları kullanmak zorunda böyle bir durumda hakka girer mi? Hayır. Virüsle vefat eden kişiler yıkanıyor mu? Yıkanmıyorsa bunun dinde hükmü nedir? Normalde eğer devlet yıkanmamasını, çünkü hastalık ve virüs bulaşacaksa yıkanmamasını emrediyorsa yıkanmaz. Bunda dinen bir sıkıntı yok.
Annemgil'e gitmemde veya annemgilin gelmesinde sıkıntı var mı? Ya bu İzmirli mi yoksa ya? Valla ya. Tam İzmirli şivesiyle söylemiş. Evlerinizden dışarı çıkmayın. Kadınlarımızın birçoğu eşinin eve gelir gelmez uyuduğundan veya hiç sohbet etmeyip TV'ye kilitlendiğinden muzdarip ne yapmalı, nasıl davranmalı? Gündüzleri yorgun olabilirler. Eve geldiklerini küçük bir kaylıyla yapabilirler. Kadınlar bu noktada uyanık davranacaklar. Bir 15-20 dakika, yarım saat onun kaylilesine müsaade edecek. Ondan sonra uyandıracak. Evde olduğumuz bu günlerde günlerimizi nasıl daha kaliteli hale getirebiliriz? Ben ibadet noktasında söyleyeyim. İbadetlerinizi tam anlamıyla yapmaya çalışın.
Tövbe edin. Allah'ı zikredin. İnşallah bu günleri böyle geçirin. Allah öyle geçirenlerden eylesin inşallah. Yabancı dil için ücretsiz bir uygulama üzerine yabancılarla görüşerek dili pratiği yapmada sıkıntı var mı? Yok. Salgından sonra şu anda yurt dışındaki vatandaşların getirilmesi, getirilmeye çalışılması, taşınması ne kadar doğru? Ne yapsın vatandaşlarını yurt dışından bıraksın? Olmaz. Devlet kendi tebaasının sağlığından sorumlu. Normalde beş tane büyük sorumluluk var ya, normalde aklını koracak, canını koracak, malını koracak, dinini koracak, namusunu koracak, devletin vazifesi. O yüzden vatandaşının da canını koracak. O yüzden zaten vatandaşının canını koracağı için yasaklar ve önergeler ve yönergeler sunuyor.
Bu gece için farklı bir ibadet var mı? Miraç namazı diye geçiyor, böyle şeyler duyuyoruz. Kardeşler, nafile namaz kılın, Allah'ı zikredin, dua edin. Rafizileri yaktığıyla ilgili kaynak kendisine ilahlık istant eden rafizilerde sebeyiye koluna bağlı adamları yakmıştır. İbn-i Hacer bu rivayetin hasen olduğunu bildirmiştir. İbn-i Hacer Fethülbari olabilir. İbn-i Hacer bir hadis alimi çünkü. Evet. Ben öyle bir şey olsa dahi ben Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerini bu noktada hata yapmıştır diyebilecek noktada değilim. Hakkınızı helal edin. Arkadaşın bebeğini dini öğretmeyeceğini, zamanı gelince kendisi sorguladığında cevap vereceğini, aksi halde iman taklidi olarak kalacağını düşünüyor.
Bu konuda hakkında ne söylersiniz? Normalde kendince böyle bir yol seçmiş olabilir. Ben doğru bir yol olduğuna inanmıyorum. İster inanın ister inanmayın ben inananlarla beraberiyim, inanmayanlarla tartışmayacağım. Eyvallah. Bir şey demedik zaten. Burada başka bir şey yok çünkü bu kadar yazmış bu arkadaş.
Can nedir? Teşekkür ederim. Gemlikten selamlar. Can, Cenab-ı Hakk'ın bizlere bahşettiği, ana rahmine düşer düşmez bahşettiği bir olgu. Can kaybı 21 olmuş şu anda. Bir arkadaş atmış. Allah rahmet eylesin hepsine de. İtikafı niyet ederken sadece tevhid mi çekebiliriz? Salvat için itikaf niyeti yapılabilir mi? Yapılabilir. Ellerim ve ayaklarım çok terliyor. Doktor da krem veriyor ama bir faydası olmuyor. Hadislerde ya da size böyle bir hastalığa tedavi etme yöntemi var mı? Bir yerde böyle bir şey okuduydum ama şu anda hatırımda değil.
Yani hatırıma gelirse o kardeşi kim tanımıyorum ama bilmiyorum. Hatırıma gelirse inşallah söyleyelim bir sohbette. Sevgi, karşılık beklemek bu durumlarda kalbim çok bozuluyor. Hayatımdaki insanlara bu noktada çok takılıyorum, aşamıyorum. Bu konuda ne yapmalıyım? Normalde sevin kardeşim, annenizi sevin karşılıksız, babanızı sevin karşılıksız, çocuklarınızı sevin karşılıksız, eşinizi sevin karşılıksız. Yani normalde bir şeylerde karşılık beklediğiniz anda hep sıkıntı yaşayacaksınız. O yüzden hiç kimseden hiçbir karşılık beklemeden sevin inşallah. Selamun Aleyküm. İlk önce kandilinizi kutlar, ellerinizden öperim.
Benim sorum Peygamber Efendimiz'e vahiy geldikten önce namaz var mıydı? Sonrası namaz kaç sene sonra, beş vakit kılınmaya başladı. Hayırlı geceler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri normalde namaz kılıyordu. Peygamber olduktan sonra namaza devam. Peygamber olduğunda namaz kılıyordu. Peygamberlikten önce de İbrahimiler namaz kılıyorlardı. Kadim bir ibadet namaz. Güneş doğunca denilince namaz vakitlerinde güneş saati yazan saati mi anlamalıyız? Yoksa güneşin tamamı doğana kadar yaklaşık 40 dakika geçeceği söyleniyor. Hangisini algılamalıyız? Ama yani güneş doğunca, güneşin doğması vakitlerde belli. Ben onu anladım bir tek.
Ara sıra uykuda virt yapıyorum. Ders kağıtlarında yazılı olan bağışlamaları ya da içindeki sureleri ya da salavat-ı selam çekiyorum. Kendime geliyorum, ben virtimi yapmıştım diyorum. Geri uyumaya çalışıyorum. Devam et. Miraç Kandil'in mübarek olsun. Virüs nedeniyle dindarlara, Müslümanlara saldıran bir kitle oldu. Bu düşmanca tavır takınanlara karşı ne şekilde hareket etmeliyiz? Bu Türkiye'de böyle bir kitle var. Yani esen rüzgardan dahi Müslümanlara sataşan, Müslümanlara bağırıp çağıran, olan her hadisede Müslümanlara laf söyleyen, Müslümanlara değişik iftiralar atan bir kitle var. Hatta geçenlerde birisi demiş ya, işte bu virüsle alakalı şifayı gitsinler, Tilyo'daki şeyhefendiler bunun virüsün ilacını bulur demişler.
Filan fişman. Ya canım kardeşlerim, bu adamlara sesleniyorum. Yani bu virüsü şeyhlerle ne alakası var? Bu virüsü sizler şifasını buldunuz da biz red mi ettik? Veya şimdi patlayacağım şimdi, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri layık, demokratik bir cumhuriyet. Yani virüslerin bu normalde şifasını buldunuz da, normalde üniversiteler bu konuda çalıştı da, normalde Müslümanlar mı engelledi? Yani siz normalde üniversitelerde layıklığı savundunuz yıllardır ve üniversiteler bu noktada ne kadar acaba bilgi üretti, ne kadar bu konuda bir şeyler üretti? Yapmayın Allah rızası için. Ama yani Müslümanlara saldırmak moda oldu, dindarlara saldırmak moda oldu. Ellerine bir fırsat geçmesin, bir yerde çıt diye bir şey çıkmasın.
Bütün işleri, güçleri, dine, Müslümanlara ve Türkiye'deki mütedeyin kesime saldırmak ne olursa olsun, ne yazık ki bunlarla alakalı yapılabilecek fazla bir şey de yok. Kanunlar, ne bileyim işte yönetmelikler bu noktada bütün herkesi bağlıyor. Adamlar her şeyde saldırıyorlar, kitle halinde saldırıyorlar. Sohbetteyken 65 yaş üstü ve Kur'an'i kastalı olanlara dışarı çıkma yasağı geldi. Ölüm vakası 21 oldu. Allah yiyesin inşallah. Resulullah Efendimizin yatsı namazı ile vitir namazını birlikte kılmadığını öğrendiğinden beri ayrı kılıyorum. Bazen huyuya kaldığım oluyor, kaza borçlarımı da bitirdim. Yıllardır İmam Muhammed'e tabiğim, sünnet olduğu için de kılmadığım vitirlere kaza etmiyorum. Bu doğru mudur? İmam Muhammed'e göre vitirler, evet sünnet.
Miraç Peygamber'imizin göğe yükselmesine verilen isim mi yoksa Peygamber'imizin göğe yükseldiği yer midir? İsim nasıl zakir oluruz Allah'ı zikrederikten. Neden bütün her şeyler üst üste geliyor? Korona, depremler, Avusturya'da yangınlar, çekirge sürüsü neden? Biz yeteri kadar tövbe etmiyoruz, zikretmiyoruz. Kabahat bizde. İş yerinde annem yaşında bir ablayla tanışmıştım. Yurt dışından Türkiye'ye gelmiş ama Türkiye'ye gelmeden önce sizi rüyasında sürekli görüyormuş. Zikri bırakınca hemen sizin rüyasında onu uyarıp zikretmesini söylüyormuşsunuz. Türkiye'ye geldikten sonra dergahtan biriyle tanışıp ilk tekiye geldiğinde sizi görünce rüyada gördüğü kişinin siz olduğunu görünce ağlamaktan size bakamamış bile.
Bana anlatırken de ağlayarak anlattı. Böyle ders alınca daha mı evli ağlıyor? Herkesin nasibi neyse öyle olacak. Hasta sayısı bine yaklaşmış. Allah hayırlı şifa versin. Bu aralar kısa süre içerisinde olayları ve isimleri unutuyorum. Ne yapmalıyım? Bol bol su iç, kan devir daimin yüksek olsun. Harama bakma. İnşallah. Beni meddetmeyin. Meddettiğiniz şeyleri okumuyorum. Hz. Mevlana ile Şemsi Tebrizi arasındaki muhabbeti kişiler birbirlerine arasında yaşayabilir mi? Yaşayabilir. Yoksa bu muhabbet yalnızca bir kimsenin şeyhiyle mi olur? Genelde şeyhiyle mi olur? Gözlerin şehvetle arama bakılmasının ardından namaz, tövbe, dua yapılması ne kadar doğru.
Biz yapmamaktansa yapmayı tercih edelim, devam edelim. 16 yaşındaki oğluma namazı öğrettim. Çok şükür. 4 yıldır kılıyor ama bir aydır namazı bıraktı. Çok üzülüyorum, çok uğraşıyorum, mücadele ediyorum. Teheccül namazında dua ediyorum. Bu konuda çok üzülüyüm. Bana tavsiye edebilir misiniz? İnşallah yeniden başlar, sevdirmeye gayret edelim, dua etmeye devam edelim inşallah. Misal sabah namazına kadar itikafa niyetlenmek istersek haber vermemiz gerekir mi? Bütün kardeşler bu gece itikaf edebilirler. Bütün kardeşler bizim kardeşlerimiz itikafa niyet edebilirler. İstedikleri zamanlarına tevhid çekecekler inşallah. Sorular bitti. Geceniz hayırlı olsun. Allah mübarek eylesin. Herhalde benim bu mikrofonun da pili bitmiş zaten.
Oradan da işaret ediyor. Salim bizim pil bitti, değiştirelim diye. Ama sorular bitti. Allah gecenizi mübarek eylesin. Allah gündüzünüz mübarek eylesin. Tez zamanda inşallah memleketimizi felaha çıkarsın. Haklarınızı helal edin. Geceniz hayırlı olsun inşallah. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi