mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı - Karabaş-i Veli Tekkesi - 1 Aralık 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Aralık 2018 · 49:19

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Miras hukuku nasıldır, mirası nasıl taksim edilir? Dedemden kalan tarlaları 25 yıl önce dayımlar, dayımla annem taksim etmişler. Bize düşen tarlaya devlet el koydu, 60 bin TL para yatırdı.
Tapu dedemin üstüne olduğu için, dayım, annem dik yara aldığı için bu tarlada benim hakkım var deyip paranın yarısını aldı. Dayım bizim tarlada hak sahibimdir. Dayımla bu yüzden küsür. İslam hukukunun olmadığı bir yerde, İslam hukukunun herhangi bir bölümünün icra edilmesi, uygulanması mümkün değildir. Şu anda biz ülke olarak bu ülkede yaşarken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisinde yaşarken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hukuku İslam hukuku değildir.
İslam hukuku olmadığı için, herhangi bir noktada, herhangi bir dairede İslam hukukunu uygulamaya kalkmak, uygulamak uygun değildir. Bakın bunu devlet açısından veyahut da devletin bu noktadaki kanunundan, maddesinden, korktuğundan dolayı söylemiyorum. Bu bir İslami kaidedir. Bakın bu İslami bir kaidedir. Bir yerde İslam hukuku yok ise, orada İslam'ın hukukunu ilgilendiren herhangi bir şeyin icra edilmesi, uygulanması uygun değildir.
Mekke-i Mükerreme'de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine İslam hukukuyla alakalı hiçbir şey indirilmemiştir. Hiçbir şey, ne miras hukuku, ne evlilik hukuku Mekke-i Mükerreme'de, ne ticaret hukuku, ne savaş hukuku, hiçbir hukuk yoktur Mekke-i Mükerreme'de indirilen ayet-i kerimelerde. Orada hep Allah'ın varlığı, birliği, sıfatsal boyutları, müşriklerle alakalı meseleler, inançla alakalı, imanla alakalı meselelerdir. Hukuki meselelerin hepsi de Medine-i Münevvere'dedir. O da Medine-i Münevvere'de zaman içerisinde tamamlanmıştır. Hepsi de bir seferde değildir. O yüzden bizim gibi ülkelerde mesela evlilik hukuku İslami değildir, ticaret hukuku İslami değildir, miras hukuku İslami değildir, ceza hukuku İslami değildir. Böyle bir yerde sizin işte ceza hukukunu uygulama, evlilik hukukunu uygulama, ticaret hukukunu uygulama, borç alacak, ticareti olunca borç alacak hepsi de giriyor işin içerisine.
Bunları uygulama, ee iş miras gelince erkekler iki alacak, kadınlar bir alacak. İş mirasa gelince böyle işte abuk subuk şeyler çıkıyor ortaya. Yok kardeşçiler yok, miras hukuku da devlet nasıl bir hukuk tayin ettiyse öyle devam edeceksiniz, gideceksiniz, alacaksınız. Ya işte erkeğe iki değil mi? E senin hanımın alıyor mu öyle? Sen hanımını ikiye bir mi aldırdın? Aldırmış olsan ne olacak ki? Onun abisi var, onun babası var, onun danası var, giriyor o içinin içerisine. Doğru değil. O yüzden tapu kimin? X kimsenin üzerine. Öldü mü, öldü. Mirasçılar eşit derecede devletin hukukuna göre tanzim edecekler, taksim edecekler, alacaklar. Sen şimdi bir kadını dini olarak yüz on sekiz sefer boşadım de resmi boşamadıktan sonra boşamış sayıyor mu devlet seni?
Hayır. Devlet seni boşamış saymıyor. Devletin seni boşamış sayması için gideceksin, işte müracaat edeceksin mahkemeye, çıkacaksın mahkemenin huzuruna, diyeceksin ki taraflar anlaştırılarsa anlaşmalı, anlaşmalıysa anlaşmasız yani çatışmalı. Ne diyorsunuz ona? Anlaşmalı olmazsa ne deniliyor ona?
Nizalı boşanma. Öyle mi? Çekişmeli pardon. Çekişmeli boşanma. Öbür türlü çekişmeli boşam oluyor. Uğraş işin yoksa. Doğru yanlış ayrı mesele. Ha bu hukuku bu millet istedi istemedi ayrı mesele. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda yani İslam hukukundan böyle bir hukuka geçiliyor deyince millete referandum mı yokturdular? Hayır. Milletin isteği bu muydu değil miydi diye baktılar mı? Hayır. Bu ayrı bir tartışma. O zaman için paket programı, ceza hukuku İtalya'dan, işte medeni hukuku İsviçre'den, biraz Almanya'dan, biraz Fransa'dan toparlamışlar. İngilizler bu işleri iyi bilirler.
İngilizler bu işlerde ustadırlar. Bir devleti yıkarlar. Yeniden oraya kendileri bir devlet kurarlar. İngilizler bu konuda büyük ustadır. Ustaysa bir kimse elini öpcek. Koca Osmanlı'yı yıktılar. Koca Osmanlı'yı yıktıktan sonra oturtturdular. Cetvelle çizdiler. Cetvelle çizdikten sonra bütün her yere küçük küçük küçük devletçikleri kendileri, kendi elleriyle bizatihi kurdular.
Onların normalde kime ne lazımsa kendilerine göre, hukuklarını da belirlediler, devam ettiler, gittiler. O yüzden normalde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hukuku, bu millet bunu istedi, istemedi. Böyle bir hukuk içerisinde mi istiyorlar, istemiyorlar mı? Bu ayrı bir tartışma. Bakın düşünebiliyor musunuz? Yüz yıl geçmiş üzerinden, yüzüncü yıla doğru yaklaşıyoruz. Yirmi üçte yüz yıl olacak. Yüz yılda yüz yıl olacak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ben devletin diliyle söylüyorum, siyasetçilerin diliyle söylüyorum, demokratik bir şekilde bir anayasa düzenleyip, tertipleyip, milletin önüne koyamıyorlar. Kimin anayasası? Darbecilerin. Kaç? 80. Ondan önce gene darbecilerin. Ondan önce gene darbecilerin. Ondan önce ilk kurulduğunda iddia ediyorum.
Bakın tekrar iddia ediyorum. Bugünkü veya yarınki, on yıl sonraki mevcut siyasetçiler bir anayasa yapamazlar gene. İçinden kanun maddelerini değiştirirler. Sebep? Sebep. Hadi yapın. Hadi bir referandum yapsınlar. Bu insanlar, örnek, idamı kaldırdılar. Referandum yaptılar mı?
Suçları belirleseler şimdi. Suçları belirleyecekler. Ben örneğin, kasti, suçsuz yere adam öldürenlerin idam edilmesini istiyorum. Teröristlerin, askeri, ne bileyim, polisi, sivil insanları, böyle katliam eden bu katillerin ben idam edilmesini istiyorum. Bu nereden olursa olsun. Bunun adına ne dersek diyelim biz.
Uyuşturucu satıcılarının, uyuşturucu üreticilerinin idam edilmesini istiyorum. Tecavüzcülerin zorla bir kadına, bir kıza tecavüz eden erkek, zorla bir erkeğe tecavüz eden kadın idam edilmesini istiyorum. Hazırlasalar, hazırlasalar bunlara hayır diyecek olan bir kimse var mı? Yok. Bu toplumda var mı? Yok. Herkes böyle bir anayasa değişikliğini kabul eder mi? Ben kendimi vicdanen, kendi kendime soruyorum. İnsanların bunları kabul edeceğine inanıyorum. Kabul eder mi? Evet. Karşılığı var mı bunun? Bunu normalde yasallaştırırlar mı? Hayır. İnsanı insan yapan nedir? İnsanı insan yapan iman, insanı insan yapan imandan sonra en güzel ahlaktır.
Başka bir şey değildir. İnsanı insan yapan mı? İnsan nefsini nasıl yenmelidir? Nefis bir varlık olduğunu biliyorum çünkü gördüm, bana benziyordu. İnsan nefsini iman edip farzları yerine getirmekle yener. Sekiz yıldır üniversite kadrosunda çalışmaktayım. İki küçük bebeğim var ve kendi aileme de, eşimin ailesine de çok uzağız. Çocukları büyütmek konusunda çok zorluk çekmekteyiz. Israrla istememize rağmen en doğal hakkımız olan tayinimizi yapmamaktalar. Araya birini soktuk, eğer tayininizi yaparsam bana 15 bin verin dedi. Bu şekilde tayin yaptırmak caiz olurum. Acı şeyler bunlar.
Böyle bunu sorduğunuz zaman benim damarıma basıyorlar. Diyorlar ki gabar iyice, daş bir yerlere. Allah bize selametlik versin. Bunlar acı şeyler arkadaşlar. Bunları duydukça, gördükçe, öğrendikçe. Şimdi işte yaklaşık 10 tane şehre gidiyorum.
Kazalarıyla, onlarıyla, bunlarıyla 15'tir. 3 aşağı, 5 yukarı her yerde aynı şeyleri duyuyorum. 57 yaşındayım. Hani derler ya, eleye astık oraya diye. Eleye astık. Üzüldüm bir tek bir şey var. Gelecek nesillerimize tertemiz bir ülke bırakamamak. Ben kendimi kaybolmuş bir nesil olarak görüyordum. Yani diyordum ki, evet Mustafa Özbağ, sen kaybolmuş bir nesilsin. Biz çünkü ortaokuldayken siyasetle karşılaştık. Bu ülke bir tarafta solcular, bir tarafta sağcılardı.
Ardından ihtilal oldu, 12 Eylül ihtilali. 12 Eylül ihtilali olduğunda, hani diyorlar ya, bir günde anarşi bitti diye. Bir günde değil, bir saatte bitti. Gün sürmedi. Hasan Mutlucan yine de şahlanıyor, onbaşının atı diye. Türküler, radyolarda. Bizde baya asker varmış, maşallah, subhanallah. Her sokağı, caddeye asker. Her askerin elinde bir düdük. Sokağın bizim cadde, Gümüşpala Caddesi. Bir caddesinde bir başında bir asker, bir başında bir asker. Ben böyle kabadayılık yaptım. Kapının önüne çıktım. Düz bir düdük, gir içeri. Ben içeri girmiyorum.
Ulan biz bir düdük de içeri girecek insan mıyız? Çapraz su üstü. Küt, küt, küt, … asker koşa koşa geldi. Bana baktı böyle. Beledhar gir içeri dedi. Ulan iş ciddi. Ben kapı açık, bir çıt içeri girdim. Bir adım içeri girdim. Bitti. Kapı açık ama seyrediyorum ortalığı. Oraya bir şey demiyorum. Bu kadarmış. Bitti. Bir saatte bitti. İhtilal olduğunda eceliyle ölenler acaba izin aldılar mı, almadılar mı? Ölebilir miyiz diye bilmiyorum. Bir sokak mı? İki sokak ne? Yukarıdan birisi ölmüş. Ne selah cumayedi günlerden ne herhangi bir şey. Duyuldu ölmüş diye böyle.
Nasıl duyulduysa işte. İşte ben böyle uzaktan gördüm. Dört kişi mi? Beş kişi mi? Ne? Şeyi ne o? Cenazeyi götürüyorlar. Sessiz sedasız. Bir saatte bitti şey. Ne o? Anarşi. Anarşi bir saatte bitti. Bir saatmiş. Biz o günleri gördük. İşin acı tarafı. Ya şu rüşvet 15 bin lira ne o? Tayin için istediler. Vermem caiz mi? Değil mi? diye sorular bitmiyor benden. Bu yeni değil yalnız. Onu da bunu da belirtmek lazım. Ben kendimi bildim bileli.
Kafam çalıştığından beri siyasetin içindeydim. 12 Eylül'e kadar. Ondan sonra da dervişlikle alakalı. Örneğin işte etrafımızda Allah bizi affetsin. 40 senedir arkadaşlar var. Bunun 32 yılı dervişlikle geçti. 32 yıldır bu caiz mi? Değil mi? diye soru alıyorum ben. 32 yıldır. 32 yıldır. Tayin için rüşvet istiyorlar. Vermem caiz mi? 32 yıldır. İşte sınavlarla alakalı ne o? Böyle uydur kaydır işler yapacaklar. Caiz mi? Sınav sorularını almamız. 32 yıldır 32 yıldır özür dilerim hepiniz. 32 yıldır rüşvetle alakalı 32 yıldır soru alıyorum. Bu şunu gösteriyor.
Ben 32 yıldır din anlatıyorum. 32 yıldan beri problem bitmemiş. 32 yıldır evlilik hukukuyla alakalı problemler bitmiyor. Miras hukukuyla alakalı problemler bitmiyor. Yani çözüm üretilmiyor bunlara. İnsanların bir inancı var. bir imanı var. Bir dini var. Çatışıyor. Dinin koymuş olduğu hukukla devletin koymuş olduğu hukuk birbiriyle çatışıyor. İnsanlar iman etmişler. İman ettikleri dinin bir hukuku var. İman ettikleri din hukuksuz değil ki. E dinin hukukunu yok edemiyorlar.
Kur'an'da duruyor. Sünnette duruyor. Çatışma devam ediyor. Ben sanırdım alem içine bana hiç yer kalmadı. Ben beni terk eyledim. Bildim ki ayar kalmadı. Cümle eşyada gördüm. Har var. Gülizar yok. Hep gülistan oldu alem. Şimdi hiç har kalmadı. Gece gündür zar-ı efkan eyleyip inlerdi dil. Bilmezem ne oldu kesildi ah ile zar kalmadı. Gitti kesret, geldi vahdet, oldu halvet ile dost. Hep hak oldu cümle alem. Şehri pazar kalmadı. Din, diyanet, adet-i şehret, kamu vardı yele.
Ey Niyazi ne oldu sende? Kaydı dindar kalmadı. Niyazi mısır. Üstadım bu şiiri lütfen açıklar mısınız? Olur. Tabii. Ne demek. Bu şiirden bir beyt ne anladı acaba arkadaşlar? Bunlar normalde Niyazi mısır'ın divanından.
Niyazi mısır'ın divanın bu tip topluluklarda böyle özel bir hazırlıkla yapılıp okunması gereken divanlardan birisi. Sen açıklayacaksan açıkla. Ha? Açıklayacaksın mı? İlim nereden geleceği belli mi? Mırıldanıyor da orada mırıldanmasın yani açıklasın dedim. Açıklayacaksan açıkla sen. Ne diyor? Ben sanırdım alem içre bana hiç yar kalmadı. Ben beni terk eyledim. Bildim ki aa yar kalmadı. Ha? Ahlak kalmadı öyle mi? Bak. O da diyor ki ahlak kalmadı. Şimdi ben ta yıllar önce Niyazi mısır'ın divanını Melami'lerden duyduk biz.
Melami'lerden okurduk. Melami'ler Niyazi mısır divanını çok okurlar. Onun normalde şerhleri vardır ayrıca. Ayrıca oradan şerhlerinden de okurlar. Şimdi buna zaman kalmayacak ama inşallah kalsın şimdi onu da incitmeyelim bu soruyu buraya getiren kimseyi. Bak böyle konuşmayacaksın. Konuşacaksan alacaksın mikrofonu konuşacaksın. Ben sanırdım alem içre bana hiç yar kalmadı. Ben beni terk eyledim. Bildim ki aa yar kalmadı. Normalde ben sanırdım ki diyor. Bu alemde normalde hiç dost kalmadı. Benim bir yarim kalmadı. Benim herhangi bir sevdiğim kimse kalmadı. Kendimi terk edince. Kendimi terk edince.
Bildim ki diyor. Her şey bana dost demiş. Kendini terk edince ama. Önceden bu alemde bana dost yok. Benim sevebileceğim bir şey yok. Bu alemden hiçbir şeyi sevmeyeyim. Ama diyor ben kendimden vazgeçince, kendimden geçince baktım ki diyor. Bu alem komple bana dost demiş. Bu ne demek? Allah bu alemi insana amade yarattı. Sizin gözünüzün gördüğü, görmediği her şey sizin için. O yüzden bu alemde sevilecek hiçbir şey yok diyen kimse kabız halindedir. Onun şeyhi yoktur.
Ya da o şeyhini dinlemiyordur. Bu sufilikte farklı bir yol ayrımıdır. Öyle diyeyim. Cümle eşyada görürdüm. Har, var, gülü zar yok. Cümle eşyayı ben ateş görürdüm. Gül bahçesi değil. Her şeyi ateş görürdüm. Neden? Hani diyor ya bu alemde sevilecek hiçbir şey görmezdim. Aynı şekilde bu alemi komple ben diyor. Dokunulacak bir şey istemezdim. Neden? Hepsi de ateş gibi gelirdi bana. Ama diyor hep gülistan oldu alem şimdi. Hiç har kalmadı. Ben kendimden geçince bütün her taraf gül bahçesi oldu. güllük gülistanlık oldu.
Şimdi ateş kalmadı diyor. Gece gündüz zar-ı efkan eylip inlerdi dil bilmezem ne oldu kesildi ah ile zar kalmadı. Ne anladın ne anladın ne anladın bilmezem ne oldu kesildi ah ile zar kalmadı. Ben kendimden geçince ben normalde ah zar kalmadı bende hiçbir şey ah edici hiçbir şey üzülücü hiçbir şey kahırlanıcı bir gam kasvet hiçbir şey kalmadı.
gittik כל Ama ben kendimden geçince kendimden geçince kendimi terk edince bunların hiçbirisi de kalmadı. Kesret, geldi vahdet oldu, halvet ile dost, hep hak oldu cümle alem, şehru pazar kalmadı. Ben kesretten kurtulunca, çokluktan kurtulunca, ikilikten kurtulunca, ikilikten kurtulunca vahdet oldu.
Vahdet olunca ben sevgiliyle halvet oldum, onunla dost oldum, onunla sohbet eder hale geldim. Öyle olunca cümle alem hak oldu. Ben öyle olunca cümle alemde ne oldu? Hak oldu. Din, diyanet, adet-i şöhret, kamu vardı yele. Dinle, diyanetle uğraşanlar şöhret ehli olmuşlar. Dinle, diyanetle uğraşanlar şöhrete kaptırmışlar kendini. Bütün hepsi de yele vardı. Yani yel oldu gitti. Bu şöhrete koşanlar, dinle, diyanetle şöhret bulanlar, sohbeti beş bin liraya yapanlar. Kamu yele vardı. Hepsi de yel oldu gitti.
Hiçbir şeyleri yok. Ey Niyazi ne oldu sende? Kaydı dindar kalmadı. Sana ne oldu da diyor, sana ne oldu da senin kayıtlı bir dinin, kayıtlı bir din algın kalmadı. Kendinden ne o? Geçince böyle olmuş. Evet. Şimdi gelelim asıl konumuza. Bu son sayfa. Bitiyor bu. İhlas ve takva, hakikatleri bakımından yaşananlar birer bilimsel ve akadematik tartışma konusuna ya da sıradan insanları aldatma aracına dönüşmüştür. Dönüşmüştü.
Büşşani'nin zamanına gelindiğinde, biz de şimdiki zaman diyelim ise ilk dönemin dönüştürücü gücü kaybolmuştu. İhlas ve takva, hakikatleri bakımından yaşananlar birer bilimsel ve akademik tartışma konusuna ya da sıradan insanları aldatma aracına dönüşmüştü. Evet, zaman zaman dinle, diyanetle, ihlas ve takvayla insanlar aldatılmış mıdır?
Evet. Bu Adem'den itibaren böyledir. Bu yeni değildir. İnsanlar Adem'den itibaren dinle, diyanetle, ihlasla, takvayla aldatılırlar. Gerçek sufiler bu aldatma ve aldanma noktasında uyanık olmaya çalışırlar. Mesela bir kimsenin takvasını konuşması, bir kimsenin ihlasını konuşması, sufiler aracında edepsizlik oluşmuştur.
Bir kimsenin beş vakit namazını kaçırmadan kıldığını söylemesi dahi edebe mugayir görülmüştür. Gerçek sufiler bu manada kendi dini hallerini, kendi dini yaşantılarını gizlerler, saklarlar. Bu da sünnet-i seneye de vardır. Nafileleri insanların gözünün önünde yapmak sünnet-i seneye uygun değildir. Veya bir kimsenin nafilesini konuşması, bir kimsenin takvasını konuşması, ihlasını konuşması, bir kimsenin işte kimlere nasıl iyilik yaptığını, kimlere nasıl cömertlik yaptığını, kimlere ne yaptığını anlatması uygun görülmemiştir.
Bilhassa sufilerin yetişme çağında bu hiç uygun değildir. Ancak bu üstadlara müsaade edilmiş. Sebebi de şudur, üstad bunları söyler ki insanları teşvik amacıyla, yani bakın böyle yapın, teşvik olsun, örnek olsun diye. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri nasıl yapmış olduğu ibadetleri teşvik etme açısından, örnek olma açısından insanlara ayan beyan gösterdiyse, aynı üstadlar da bu sünnet-i seneye yerine getirip yapmış olduklarını ayan beyan yapmaya çalışırlar.
Bunların ayan beyan yapmaya çalışması, onların nefisle olan mücadelede belli bir noktaya geldiklerinden dolayı şöhret için değildir artık. Onlar sırf örnek için yaşarlar. Öyle olduğu için onlara müsaade edilmiştir. Başka bir kimseye müsaade edilmez. O yüzden dervişler genelde kendi takvalarını, kendi ihlaslarını, kendi samimiyetlerini asla dışarı normalde belirtmezler, göstermezler, anlatmazlar. Bu etraftaki insanların ihlasla veyahut da takvayla aldatılmasını da önler. Hadis-i şerif vardır ya, bir kimsenin normalde ibadetlerine bakmayın, siz onun muamelesine bakın der. Yani beş vakit namaz kılabilir, otuz ramazan oruç tutabilir, o kimsenin biz nesline bakacağız, muamelesine bakacağız. Ahlakıyla alakalı veyahut da genel gidişatına bakacağız.
Allah muhafaza eylesin. Gazali, insanlara imanla ilgili ilimler öğrenmek kadar, imanlarını sağlam kılmalarının da kendilerine farz olduğunu söylerken, çok kapsamlı bir düşünceyi temsil ediyordu. Gazali de tabii evet, yani ister ihyasını alın, ister o küçük risalelerini alın. Normalde iman, muhakkak imanı ilimler de var. Ama önemli olan bir kimsenin imanını koruması, muhafaza etmesidir. İman etmek değil, imanı korumak, muhafaza etmek, iman etmek kadar da önemlidir. O yüzden sufiler iman etmek kadar imanı korumayı da ne yapmışlardır? Kendilerini ölçe edinmişlerdir. Soru, imanları sarsılmaya başladıkça insanlar daha fazla izaha ihtiyaç duymaktadırlar.
Hadis konusunda da durum böyle. Bu kargaşayı sufilerin çözeceğini söylemiştiniz. Bu bir orta yol bulmakla mı olacak? Ya da bazı hadisleri, sahih olsalar bile günümüzde geçerliliği olmadığını söyleyecek birileri, yine sufiler mi olacak? Bu yolu sufiler çözecekler. Hadislerle alakalı bu meseleleri. Sufilerin çözmesi ne hadislerin bir kısmının bu zamanda yaşanıp yaşanmayacağıyla alakalı, ne de bir kısmının sahih veya değil tartışmasıyla alakalı. Sufiler, bu benim Mustafa Özbağca. Sufiler her dönem, her dönem nerede olurlarsa olsunlar, nasıl bir noktada dururlarsa dursunlar, söz konusu olan din ise dinin sarsılmaz iki doğrusu, sarsılmaz iki temel direği olan Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırlar.
Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışaraktan hadislerin üzerinde bir tartışma oluşturmazlar. Hadis şeriflerin üzerinde bir suizan, mühtan, acaba doğru mudur, yanlış mıdır? Hadislerin üzerinde herhangi bir açık tartışmaya girmezler. Sadece hadisleri muhafaza etmek, hadisleri korumaya çalışırlar. Bakın, hadislerin üzerinden bir hüküm çıkarılacaksa, bu hüküm alimlerin yani fıkıhçıların işidir.
Bir hüküm çıkarılacaksa, bu kelamcıların işidir, akayetçilerin işidir. Otururlar sabahtan akşama kadar onlar, akayetçiler, ne bileyim işte fıkıhçılar, hangi hadiste neye hükmedeceklerine bakarlar. Kıymetli dostlar, mesele bu değildir. İslam dünyasındaki mesele, bir fıkıhi meseleyi çözüme kavuşturamamak, akayidi bir meseleyi çözüme kavuşturamamak değildir.
Bakın, böyle bir şey değildir. Bu, dünya üzerinde deccaliyetin çıkarmış olduğu bir savaştır. Bu savaş nedir? Deccaliyet, İslam'ı yok etme, Müslümanları yok etme. Bu yok etme derken, bireysel olarak, şahıs olarak öldürme değil, felsefi olarak yok etme mücadelesi veriyor. Kapitalist dünya, İslam dünyasının bireysel olarak, fiziki olarak yok etmeye çalışmıyor.
Bunun altını çiziyorum. Kapitalist dünya, İslam dünyasını felsefi, kültürel, sosyal, ekonomik olarak esir almış vaziyette. Son adımlarını atmaya çalışıyor. Son adımları. İslam dünyası esir. Kültürel olarak esir. Sosyal olarak esir. Ekonomik olarak esir. Askeri olarak esir. Siyasi olarak esir. Bildiğiniz esir. Dini olarak da esir.
Dini olarak da esir. Bir tek dinin orijinalliğinin bozulması kaldı. Dinin orijinalliğini bozmaya çalışıyorlar. Burada bir tane hadis sahihmiş, değilmiş. On tane, elli tane hadis, yüz tane, bin tane hadis sahihmiş, değilmiş. Bunların umrunda değil.
Sokaktaki insanın umrunda değil bu. Kimsenin derdi değil bu. Ama birilerinin derdi. Bakın birilerinin derdi bu. Ülkede uyuşturucu yüzde dört yüz altmış. Dört yüz artmış. Ülkede suçlar yüzde dört yüz artmış. On yıl içerisinde. Dört yüz elli, dört yüz otuz, dört yüz yirmi, dört yüz otuz, dört yüz kırk, dört yüz yetmiş. Suçların konumuna göre ortalaması yüzde dört yüz elli artmış. Bu ülkede on yıl içerisinde, tekrar söylüyorum, ülkede yüzde dört yüz elli suçlar artmış.
Suç işleyenlerde patlama var. Suçlarda patlama var. Başta uyuşturucu, başta fuhuş, başta hırsızlık, yan kesicilik, yağmacılık, haksız yere adam öldürme, tecavüz. Cinsel suçlar, çocuk yaştaki çocuklara tecavüz. Çocuk yaştaki çocuklara tecavüz. Beş yaşla on bir yaş arasındaki çocuklara tecavüz. Yüzde dört yüz kusur artmış. Girin Adalet Bakanlığı'nın istatistiklerine bakın. İki bin on yedi istatistiklerine bakın Adalet Bakanlığı'nın. Girin. İnternette var. Tabii bizim insanımız neye bakıyor?
Kim kimle boşanmış, kim kimle ayrılmış, kim kimle yemek yemiş, kim kimle basılmış, kim kimle sevgili olmuş. Vay o ondan boşanıyormuş, ne kadar bilmem ne almış. Haydi, birisi birine silah çekmiş. Günlerce o konuşuluyor. Arkadaşlar, dikkat edin. Uyuşturucu, uyuşturucu. En fazla artan şey. Yani biz oturuyoruz şimdi Müslümanlar olarak. Adam eline utanmadan, çekinmeden bir tane devesidi alıyor, televizyona çıkıyor. Diyor ki işte hadis bu, devesidi şifaymış diyor. İnsanların tutundukları bir din kalmış. Tutunacakları bir din kalmış. Biz sülaleyi yıkmışız, aileyi yıkmışız, dergahları, tekkeleri yıkmışız, medreseleri yıkmışız.
Yıka yıka geliyoruz biz. Yıkmakla övünen bir ülkeyiz. Yıkmakla övünen bir millet haline gelmişiz. Yıkıyoruz boyna. Allah'ınızı severseniz sülale mi kaldı? Allah'ınızı severseniz, nerede amca çocuklarınız, nerede teyze çocuklarınız, nerede kalabalık aileleriniz, akrabalarınız nerede? Yılda bir sefer görüyorsunuz, doğru mu? Bazıları onu da görmüyor. Ben kendim için söylerim, benim akrabamda, ailemde derviş kardeşler olmuş. Yok kimsemiz başka. Herkes heva hevesle, herkes nefsinin atına binmiş gidiyor. Gelin buraya da yıkın. Bakın gelin buraya da yıkın.
Yıkıyoruz biz boyna. Cemaatleri yıkıyoruz, tarikatları yıkıyoruz, sufiliği yıkıyoruz, hadisleri yıkacağız, fıkıhı yıktık, mezhepleri yıktık. Yıktık. Elimizde dinin olmazsa olmaz olan hadisleri kaldı. Onu da yıkmak istiyorlar. Diyorlar ki bu kaleyi yıkacağız biz. Namazı yıktılar, orucu yıktılar. Yıktılar, namaz yıkıldı, oruç yıkıldı, cuma yıkıldı. Yıkıldı. Günden güne yıkılıyor. Tesettür yıkıldı. Kadınların tesettürü yıkıldı. 28 Şubat'ı gör... Gelin şimdi... Yani 28 Şubat'ı yaşayanlar var. Burada içimizde yaşayanlar da var.
Tefekkür edin. 28 Şubat'a gelinceye kadar kadınların tesettürünü tefekkür edin. 28 Şubat'tan sonra kadınların tesettürünü tefekkür edin. Hepimizin eşi, bacısı, kardeşi, kızı, hepimizin bu. Bu yabancı değil. Kimseyi kötülemiyorum. 28 Şubat'tan önce bayanların örtüleri bire birden kesilirdi. Bir metreye bir metreden, kareden veya bir metreden bir buçuk metreye örtü kesilirdi. Allah'ınıza, dininize, erkekler ilgilenmiyor olabilirler. Şimdi bire bir örtü yok piyasada. Birkaç tane üretici tanıdım var. Soruyorum.
Kaça kaç işliyorsunuz diyorum ben. Bire bir örtü işliyorsunuz mu diyorum ben. Ah bu hocam diyor. Mendil gibi örtü işliyoruz ya diyor. Nasıl mendil gibi işliyorsunuz diyorum ben. Oho örtüler indi diyor. 50'ye 50'ye 70'e 70'e indi diyor. Bire bir çalışan var mı diyorum ben. Soruyorum. Bire bir çalışan var mı? Bana ne söyledi biliyor musunuz? Hocam bire bir çalışan Türkiye'de bir tek vakko kaldı dedi. Yapıyorsunuz mu ona mal dedim. Ona yapıyoruz. Özel yapıyoruz ona dedi. Bire bir bir tek o çalışıyor dedi. Bu arkadaş çiğci. Örtü de Bursa'nın en büyük çiğcilerinden birisi. Markalara çiğ verir. Markalara özel üretim yapar. Bir tek vakko kaldı dedi. Bire bir çalışan dedi.
Yani bir metreye bir metreye. Kadınlar bilir şimdi bire bir örtüyü. Mendil gibi örtü kaldı. Bunu küçümsemek için, ayıpsamak için söylemiyorum. Böyle bir derdim yok. Sakın ha kimseye böyle bir şeyim yok. Millet istersen mendille örtüsün kafasını. Beni ilgilendirmez. Ben Hanefi'ye göre tesettürü söylerim. Derim ki vücut hatlarınız belli olmayacak. İçi görünmeyecek. Yüz, el, ayak hariç örtüneceksiniz derim. Allah'ın emri bu. Biri nasıl örtünüyor? Örtünmüyor. Beni ilgilendirmez. Evet. Ama bakın günden güne biz boyuna yıkıyoruz. Gömüyoruz biz. Gömüyoruz. Şimdi sıra hadislere geldi.
Benim böyle agresif duruşumun sebebi bu. Ben hadislerin üzerinden, insanların derdinin ilim olduğunu, onların dertlerinin, ya hangi hadisler sahih, hangisi değil, böyle bir konu var. Bu konunun içerisinden çıkmak istiyoruz ama, ya biz bu konunun üzerinden çıkarken hadislerin üzerinde eğilmemiz lazım. Eee bu hadislere eğildiğimizde bu meselenin içerisinden, ya beş tane hadis bulduk. Bu beş hadisinin içerisinde hangisini biz kendimiz örnek almalıyız, ölçü almalıyız? Böyle bir dertleri yok adamların. Dertleri ne? Dertleri şu. Hadisleri komple inkar edelim. Hadisler komple inkar edilirse, orta yerde din diye bir şey kalmayacak çünkü. O şunu diyecek.
Ben bu ayeti kerimeden bunu anladım. O da diyecek ki ben bunu anladım. Öbürkü diyecek ki ben bunu anladım. Herkes kendi kafasına göre bir şey anlayacak. Bunu özgürlük zannedecek herkes. Bunu özgürlük zannedecek. Diyecek ki ben özgürüm istediğim gibi anlamakta. Benim çekincelerim bunlar. Bunun üzerinde insanların birliğini, beraberliğini, bütünlüğünü bozacaklar. Bunun üzerinde İslam dünyasını daha iyi sömürme, emperyal düşüncelerini daha iyi icra etme noktasına gidecekler. Yetmiyor onlara, doymuyorlar. Bu emperyaller doymuyorlar. Sömürgeci bunlar. O yüzden her şeyi sömürecekler. Ya mesela bizde bir vatan duygusu var ya bunu sömürmek istiyorlar.
Vatan duygusu olmasın. Sizde bir millet duygusu var. Millet duygusu olmasın. İşte bir Kur'an duygusu var. Biz Kur'an'a sahip çıkacağız. O diyor ki böyle bir şey, sahip çıkılacak bir şey değil ki. Biz diyor sünnete sahip çıkacağız. Diyor ki bunlar sahip çıkılacak meseleler değil. Bunun arkasında çok büyük oyunlar var. Yaklaşık işte uzun zamandan beri biz de bunun üzerinde çok konuşuyoruz ya. Daha konuşmaya devam edeceğiz. Savunmaya da devam edeceğiz. Bu işin savunucusu, bu işin sımsıkı, bağlı kalıcısı Sufiler olacak. Çünkü Sufiler metafizik olarak gönül kapıları ve gönül dünyaları öte aleme açık olduğundan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gördükleri müddetçe ve onunla alakalı sohbetleri devam ettikleri müddetçe onlar hadislere sahip çıkacaklar.
O yüzden asla ve asla hadislere dokundurtmayacağız kimseye. Geceniz hayır olsun. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi