Üstad Mustafa Özbağ

Tasavvuf Sohbeti Karabaş-i Veli Tekkesi - 14 Ocak 2012

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 15 Ocak 2012 · 1:01:18

Nefesinizi hayırlı eylesin, inşâAllah. Derviş üstadının rüyasındaki oluyorsa, o rüya sahih ikramıdır. Rüyada, rüyadan üstadının haberi olur mu, o rüyayı tabi ettiniz de olur mu? Baksana, kaya gibi. Rüya, haktır. Hak olması, yani vardır manasından. Varlığında şek şüphe edilmez. Ayetle de, hadisle de sabittir. Rüyayı, üçe ayırmışlar. Salih rüyalar, salih olmayan şeytani rüyalar, bir de bir şeyin etkisinde kalaraktan görülen rüyalar.
Hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki, siz bir şeytani rüya gördüğünüzde, en ucdu besmele çizmekte, sonunuza üç sefer tükürdün demiş. Salih rüyayı da, ümmeti için mübeşşirat kapısıdır. Ahir zamanda, peygamberlik son bulmuştur ama mübeşşirat kapısı açıktır. Ya Resulallah, mübeşşirat kapısı nedir? Ahir zamanda, salih ümmetimi, salih insanlarının gördüğü salih rüyalardır demiş. Tirmizi'de bir hadis-i şerifte, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, salih insanlar salih rüya görür der. Arabi hatta bununla alakalı der ki, yani bir kimseyi siz görürsünüz, işte biraz ibadetleri eksiktir, noksanlık üzerinde eksiklikler vardır.
O kimse der, özünde gerçek manada salihlerdendir ki, salih rüya görür. Ama o özünde salihlerden olmasına rağmen, yani bu hakikatte o kimse salih, ama sahirde henüz daha salih değil. Bu neye benziyor? Hani sahabeden birisi namaz kılıyor, ama aynı zamanda bazı eksiklikleri de var. Geliyorlar, diyorlar ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, filanca namaz kılıyor ama bu tip eksiklikleri var. Namaz, insanı kötülüklerden alıkor diyor. Ve bir müddet sonra o kimse üzerindeki kötülükleri atıyor. Ve Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diyor ki, demedin mi ben size namaz, insanı kötülüklerden alıkor. Bir kimsenin bu noktada özü sağlam ise, salihlerden ise özü, o kimse orada burada biraz dolaşır, ama döner dolaşır o yine salih bir yola girer.
Bizim onun üzerindeki hükmettiğimiz şey, bizim ayağımızı havada bırakır. O yüzden derim ki, ben hiç kimseye hükmetmeyin. Kimin nerede olacağı belli değil. Şeytan aslında cinni taifesinden değil, ama melekler onu kendilerinden zannediyorlardı. Hakikatte o cinniydi. Onu ancak Allah biliyordu. Ne zamanki Adem'e secde emri gelince, şeytanın cinnilerden olduğu meydana çıktı. Aslında hakikatte neydi o? Cinniydi. Hakikatte Ebu Cehil, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, peygamberlikle müjdelenmezden önce, Ebu'l-Hikemdi adı. Hikmetin babası demek. Hikmetin babası olarak biliniyordu. Aslında hakikatte o Ebu Cehil'dir. Yani cehaletin babasıydı.
Ama ne zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, peygamberlikle müjdelenince, onun hikmetin değil, cehaletin babası olduğu çıktı meydana. Bunun gibi hakikatte nice cahiller vardır ki, zahirde alim gibi dolaşırlar. Hakikatte nice zalimler vardır ki, zahirde masummuş gibi dolaşırlar. Hakikatte nice kötüler vardır ki, zahirde iyiymiş gibi dolaşırlar. O bir imtihanla karşılaşıncaya kadardır. O yüzden hakikatte nice kötüler vardır, onlar da iyi olarak dolaşır içimizden. Kötüdür hakikatte. Veya hakikatte iyidir, o orta yerde kötü gibi görünür. Hakikatte halbuki iyidir o. Bunun gibi salih rüya, bu manada hakikat noktasında müjdedir.
Mübeşşerat kapısıdır. Ancak iyi insanlar görebilir. Salih rüyayı salih insanlar görür çünkü. O zaman bir mübarek zatı, bir piri, bir veli, bir peygamberi, bir ashab-ı Resulullah'ı, ancak salih insanlar rüyalarında görür. O kimsenin salih olması lazım. Şimdi meseleyi bu veçeden baktığımızda, bir pir efendinin şekline, şemaline şeytan giremezdi.
Bütün üstadlar derler ki, üstadımız da öyle derdi Allah rahmet eylesin. Oğlum, mürşid-i kamillerin şekline, şemaline şeytan girmez derdi. Ama bunun yazılım bir delili yok. Biz kimin mürşid-i kamil, kimin mürşid-i kamil olmadığını bilmiyoruz. Evet, hadis-i şerif var. Benim ve salih imamların, işte benim ve ehli beytimin, benim ve ümmetimin alimlerinin şekline, şemaline şeytan giremez diye.
Eğer bu hadis-i şerifleri ölçü ve delil alacak olursak, bir mürşid-i kamilin, bir velinin, şekline, şemaline şeytanın girmemesi gerekir. Bunlar biraz daha böyle ince bir perdeye doğru götürüyordum. Vücut olarak görünebilir. Mesela işte sakalının bir ucunu görür, dövüsünü görür, kollarını görür, elini ayağını görür. O tam değil de, yüzüyle beraber tam mükemmel bir şekilde, onun şekline, şemaline şeytan giremez. O zaman o rüya sahih midir? Er cevap sahihdir o kimse eğer mürşid-i kamil ise. Ama bütün dervişan, bunu böyle açık açık konuşuyorum, açık açık anlatıyorum, herkese ölçü olsun diye. Bütün dervişan, kendi üstadını mürşid-i kamil olarak bilir.
Bugün biz hangi tarikata gitsek, hangi üstadın talebelerine gitsek, herkes diyecektir ki, bizim üstadımız mürşid-i kamil'dir. Hatta daha ileri söyleyecektir. Herkes diyecektir ki, bizim üstadımız zamanın kutludur. Daha ileri söyleyenler var, bizim üstadımız resul'dür diyenler var. Bizim üstadımız mehdidir diyenler var. Bunlar tabii uygun şeyler değil bu söylediğim son iki şey. Ama bütün herkes diyecek ki, bizim üstadımız mürşid-i kamil'dir. Bunun ölçüsü şu, eğer bir üstad, bir veli, bir işte mürşid denilen kimse, şahıs, Peygamber, Salullah ve Selam Hazretleriyle beraber rüyada görenler var ise, ve Resulullah, Salullah ve Selam Hazretleri rüyada işaret etti ise, arada dervişlere, dervişin birisi böyle bir rüya gördü.
Onun yalan söylemediğine, bizim inanmamız lazım bile. Yani ya bu adam yalan söylemez ya, tamam. Bunun bir yalanını biz bugüne kadar bu tip meselelerde görmedik, tamam. Ve böyle tevatür noktasında böyle rüya görenler var ise, ve bir kimse o görülen rüyalara inanıyorsa, kendine delil ölçü kabul ediyorsa, evet o zat mürşid-i kamildir. Veya bir kimse, kendisi bu rüyayı gördüyse, evet o zat mürşid-i kamildir. Onun içindir ama. Şimdi insanlar kalkıyorlar, kendilerini böyle bir dava ile ilişkilendiriyorlar. Adam diyor ki, ben mürşid-i kamildim, ben bir veliyim, ben Resulüm, ben Mehdiyim.
Bunu söyleyenler var mı var? Eski sufilerin hiçbirisi bu yolu tercih etmemiş. Bir Cüneyd-i Bağdat'ı, bir Hasan-ı Basri, bir Sıvı Sakati, Habibi Acem'i, bunlar bu yolu tercih etmemişler. Ben mürşid-i kamilim dememişler. Biz olduk, biz Kemal'erdik, biz veliyiz dememişler. Bu yolu takip edenlerin birisi, bu noktada bir şey söylemek zorunda değil. Ama bu yolun haricinde bir yol var ki, o kimse diyor ki, ben mürşid-i kamilim. Diyor ki ben vereyim. O da hücceti peygamberin peygamberliğini ilan etmesine bağlıyor. Diyor, peygamber nasıl peygamberliğini ilan ettiyse, ben de mürşid-i kamilliğimi ilan ederim. Ben de veliliğimi ilan ederim. Kendine bunu bir hak olarak görüyor.
Yol mudur? Yoldur. Bunu inkar etmiyorum. Bunu eksik ve nakiz görmüyorum. Bir yol mudur? Evet yoldur. Bu yolu tercih edenler olmuş mu? Evet olmuş. Ama şunu unutmayın. Bu yolu herkes tercih ediyorsa, o yolun içerisinde yolu istismar edenler de çoğalıyor. Yolu istismar edenler çoğalınca, her diyen kimsenin, doğru söyleyip söylemediği noktasında şüphe söz konusu oluyor.
Biz 28 Şubat olmazdan önce, 28 Şubattan böyle az önce, Türkiye'de üstadlar, şeyhler toplanıyordu. Herkes yanına halifesini götürüyordu. Hasbelkader, Allah rahmet eylesin, şeyh efendi de beni götürüyordu yanında. Halifeler bir odada, bir salonda toplanıyorlardı. Üstadlar bir salonda toplanıyorlar. Alınan karar gelince, ya toplantıda alınan kararları, söylenilen şeyleri, herkes halifesiyle paylaşıyordu. Ola ki, üstada bir şey olur, gelemez, hasta olur, hepsi de yaşlı, öyle bir karar almışlardı. Onların yerine halifesi giriyordu toplantıya. Yaklaşık toplantının başlangıcında, 30'a yakın üstad vardı, toplantıya katılanları.
30'unun, 30'u da tam bir mürşilik amel. Bir tanesi eksik noksan değil. Ve 30'u da öylesine mürşid-i kamil ki, yanındakini dinlemiyor. Bir yerde 30 tane mürşid-i kamil olduğunu düşünün, orada 30 tane ses çıkar mı? Çıkmaz. Çıkmaması lazım. Şimdi, daldan dala atlıyormuş gibi oluyor, edeb olsun ortaya, bir şey çıksın. Padişah, padişahın hanımı, sufilerle alimlerin arasındaki farkı göstermek için, padişaha bir işaret vermek istemiş.
Masam günü, demiş ki, saraya bir alim alınacak, bütün alimler iftihatta toplantılıyor. Ve saraya hangi alimi alacağımıza karar vereceğiz. Herkes başlamış, gelen yazdırıyormuş ismini, ben filanca olup pişmanca alimim, filanca olup pişmanca alim, filanca pişmanca alim, filanca pişmanca alim. Sofralar kurulmuş, herkes yemekler kurulmuş, pardon, sofralar kurulmuş, yemekler yok, iftarlıklar yok. Herkes sofralar oturmuş, eczan okunmuş, yemek de yok. Başlamışlar, kaşıklarla, çatarlarla, tabaklara vurma. Kale ya Resulallah, namazdan önce iftar ediniz.
Herkes diyormuş ki, Kale ya Resulallah, namazdan önce iftar ediniz. namazdan önce iftar etmenin faziletlerini anlatıyorlardır. Bir curcuna, bir cahirti kopmuş ortalıkta. Padişah koşa koşa gelmiş demiş, bu gürültü ne? Hanıma demiş ki, iftar edecekler ya, Kale ya Resulallah, hadis söylüyorlar. Çorbalar gecikti, diyor. Demiş ya, derhal şunların çorbalarını verin, mübariş, çağırış, ne sarayda. Çorbaları vermişler, yemekleri yemişler. Herkes kendi başına dua ediyormuş. Herkes duasını etmiş, dışarı çıkarken diş kirası, herkes akçeleri almış, gitmiş. Ertesi gün, demişler ki, saraya sufi alınacak. Tüm dergahlar haber göndermişler. Herkes iftara gelsin, tabi daveti icap et, dergahlara haber gönderiyor.
Dergahlardan gidiyorlar, iftara. Yine aynı, estantene, sofralar kurulu, kaşıklar, çatallar var, yemek yok. ezan okunuyorlar, çıt yok. Herkes, huzur yapmış, rabıtada, tevhide devam. Tıt yok, çatal yok, kaşık yok, ses yok, seda yok. Çağırmış, hanım, kocasın demiş, bey gel, koşturmuş gelmiş, bey, bak demiş, sufilere. Bunlara sabaha kadar yemek versen, kale ya Resulallah, temezler demiş. üç dakika, beş dakika, on dakika, on beş dakika, kale ya Resulallah, diyen yok. Yemeklerini dağıtmışlar, yemeklerini dağıttıktan sonra, dua edilecek ya, herkes birbirinin içerisinde, huzur etmiş, en yaşlı sufi kim?
Teşmanca. Herkese, herkes edeb etmiş, ben dua edemem, en yaşlıya gelmiş, kalben, en yaşlıya demişler ki, sen kaldırın. O kaldırmış, amin demiş, herkes elbine kaldırmış. Elhamdülillahirrabbilalemin, amin. Bitmiş. Sufi alınacak ya, soruyorlarmış, her gelençiyormuş gibi, ben sufi olamadım daha. Akçe, ihtiyacım yok, ihtiyacı olana verin. Ben sufi olamadım, ihtiyacım yok, ihtiyacı olana verin. Ben sufi olamadım, ihtiyacım yok, ihtiyacı olana verin. Sufi olarak, hiç kimse ismini yazdırmamış. Hiç kimse de diş kirası, akçe olarak bir şey almamış. Hanımı çağırmış padişah. Demiş, sultanım, bak, sufilerle, alimlerin arasındaki fark bu demiş.
Şimdi 30 tane şeyh, 30'un üstündeydi hatta başladığında, 30 tane ses. Allah rahmet eylesin, şeyh efendi dedi ki bana, Mustafa efendi dedi, ne düşünüyorsun oğlum dedi, 30 tane dil var efendim, 30 tane dedim, kafa var dedim, kelle var, 300 tane dil var efendim dedi. başladı, başladı arabanın içerisinde, böyle güle gülemiyor da, sallanmaya, hayy, üniversite senin dedi bana. Oğlum, nereden buldun bunu dedim. Dedim efendim, her kafadan, 300 tane dedim, ses çıkıyor. 300 tane ses çıkıyor. Bizim evde namaz kılmıyor. Bunu da söyleyeceğim, bırakacağım. Namaz kılınacak. Öğle namazı kılınacak. Hepsi de evdeler. Salon büyük. Abdestler alındı. Kim namaz kıldıracak? Herkes namaz kıldıracak. Bana dediler ki, ey sahibi kıldırsın.
Ortak nokta. Ben şeyh efendiye baktım, ondan sonra, müsaade ederseniz efendim, bir şey söyleyebilir miyim dedim. Söyle Mustafa efendi. En yaşlıları kıldırsın efendim. Ben buna gayet değilim dedim. Şey, Ankara'dan bir, Nakşibeli şeyh vardı. Kulakları çınlasın. Baran efendi. Ya ne güzel söyledi ya. Kitabın ortasından söyledi. En yaşlısı kim? Bolu'dan bir Allah rahmet edersin. O da vefat etti. Bir zat vardı. Dedi o kıldırsın. O geçti şimdi imamete. Allah rahmet edersin. O da vefat etmiş. Seferiye. İki kıldırcanı dört kıldırdı. İki kıldırdı, kalktı ayağa. Allahu ekber diyeni mi ararsın? Arkadan. Sübhanallah diyeni mi ararsın? Oturanı mı ararsın?
Kalkanı mı ararsın? Neredesin gidip onu dövecek. Sübhanallah. Sübhanallah diyor herkes. Ben de namaza durmadım. Namazı kılmadım. Ben hizmet ediyorum. Gelene gidene bakıyorum. Eyvah dedim. Kavga çıkacak şimdi. Neyse. O zat namazı bitirdi. Arkasından tabi olmayanlar var. Tabi olanlar daha selamı verdi. Esselamun Aleyküm ve Rahmetullah. Esselamun Aleyküm ve Rahmetullah. Hürra adamın üzerine. Ben seyrediyorum. Diyum tutuldu beni. Biz Şeyh Efendi ile Allah rahmet eylesin. İkimiz hilal olduk. Bakıyoruz. Koca koca şeyler. Hipsi de. Arkalarında cemaatler var. Ona bir kızdılar. Nasıl sen dörde kalkarsın diye. O zat da kalktı. Siz nasıl imama tabi oldunuz? Ben imamım kaç kılıyorsam kılacağınız dedi ona.
Bir çocuğuna da Şeyh Efendi baktı bana. Biz bakışaraktan anlaşıyoruz. Hani müdahale et bu meseleyi. Kavga çıkacak. Ben efendim bir şey söyleyebilir miyim? Söyle Mustafa Efendi. Çabuk söyle. Allah rahmet eylesin. Dedim efendim. İlmi halden okuyor. Şuradan dedim. Seferin İlmi halden. Oku Mustafa Efendi oku dedi. Hemen açtım. Kaç kilometreden seferi olduğunu. Ve işte niyet edilirse seferlikte o kimsenin namazı kısaltacağını bir curcuna daha koptu. Şimdi ben veliyim demekle veli olunmuyor. Ben mürşidi kamilim demekle mürşidi kamil olunmuyor. Birisi diyebilir. Diyebilir kardeşim.
Söylemiştir. Söylemiştir. Öyle de olabilir. Öyle de olabilir. Ben kimseye değil demiyorum. Böyle bir derdim yok. Ama bu yol çok istismara açık. Bu yol çok istismara açık. Herkes sabahleyen ihtilacılar gibi sabah kalkan ihtilal yapıyor. Vardı ya bir skeç gibi bir şey. Hani ihtilalleri göre konu alıyordu. Birisi sabahleyen erkenden kalkıyordu. İhtilal yapıyordu. Ondan sonra ertesi o başka bir televizyondan birisi daha çıkıyor. O ondan beş dakika önce çıkmış yapmış ihtilali. Bu da bunun gibi bir şey. Herkes çıkıyor ben böyle oldum diyor. Öyledir. Biz öyle değildir. İddiasında değiliz. Ama bunun delili yok. Bunun hüccedi yok. Bunun delili, bunun hüccedi insanların veya dervişanın veya etraftaki insanların kendilerinin görmüş oldukları rüya, salih rüya var.
Bunun delili bu. Ve sen rüyanda salih böyle bir rüya gördüysen, salih rüya dediği hüccedi. Onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona işaret edecek. Dervişlerden bunu görenler olacak. Bir yere derviş olacağınız zaman buraları soruşturun. Soruşturun. Bu üstad dervişlerinden para topluyor mu? Bu üstad dervişlerinin parasını, malının mülkünü alıyor mu? Bu üstad ders kağıdını parayla satıyor mu? Bu üstad cd'lerini parayla satıyor mu? Bu üstad kitaplarını parayla satıyor mu? Bu üstad sohbete gittim, şu kadar masraf ettim. Bunun parasını, ücretini alıyor mu? Nerede yakacağım, nerede kalkacağım, nerede yiyeceğim, nerede içeceğim, nerede konaklayacağım? Kendine özel hizmet ettiriyor mu?
Bunların hepsini sor. Dervişlerine sorun. Uzak yakın sorun bunları. Sorun diyorum bakın. Bunlar yolun distoru olmazsa olmazları. Adam dilenciliğe çıkmış. Adam dileniyor. İşi dilenmek şeyhlik değil. Adam kendine kariyer yapmaya çıkmış. İşi kariyer yapmak milletvekili olacak adam. Şu kadar dervişim var, şu kadar ihvanım var, şu kadar oyun var, beni menciste seçin. Şu kadar dervişim var, beni belediye başkanı yapın. Bir kimsenin yüzü maneviyata döndüyse, dünyaya dönmez onun yüzü. Bu demek değildir ki dünyayı terk edecek. Dünyadan ihtiyacı kadarını alır.
Bunu da dilenmez. Alın terini yer. Dervişliğini geçim yeri yapmaz. Üstatlığını geçim yeri yapmaz. O kimsenin, o kimseler rüyalarında görecekler onu. Hallerinde görecekler. Onu rüyasında gören dervişler olacak. Sadece etrafı değil, başka illerden, başka ilçelerden, başka memleketlerden onu rüyasında görüp, onu halinde görüp, onu yakasa halinde görüp, ondan ders alan dervişler olacak. Onun öyle dervişleri olacak. Bu işin hücceti bu. O, ha mürşid-i kâmi ise benim söyledim. Veliler için değildir bu. Bir kimse velidir.
Üç kişi tanıyordur onu, üç kişi tanır. Veliler için bunlar aranmaz. Mürşid-i kâmi'ler için aranılır. Ona Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri işaret eder. Ona geçmiş peygamberler işaret eder. Ona bir önceki Üstad Efendi işaret eder. Der ki evladım, filancaya bıraktık biz dergahı. Onu takip edin. Bu işin hali önemlidir. Rüyası önemlidir. Salih rüyası önemlidir. Adam Üstad, bir önceki Üstad'ını gördü mü? Rüyasını da gördü. Bir önceki Üstad'ı dedi mi? Onun dergahı sahabı, filanca, filanca. Onun için hüccettir o. Sen gideceksin, filanca intisap edeceksin. Ya senin bir önceki şeyhin de şeyh değil. O zaman bir önceki şeyhine de inanmadın.
O şeyhi şeyh olarak görmedin. O veli değildi, o mürşid-i kâmi değildi. O zaman hep ben yandım zaten. Yandım derken beyhude geçti ömrün. O zaman o senin mürşid-i kâmi ise, sen onun rüyasında o birisine işaret ettiyse, ona devam et. Beş kişiye işaret etmiş. Beş tane ayrı kimseye, beş tane ayrı kimseye. Her kim, rüyasında kimi gördü gider ona intisap eder. Bitti. Ya on kişiye, on kişiye tamam, söylemiş kardeşim. Senin şeyhin o. Senin layıkın oymuş. Senin üstadın o, senin layıkın oymuş. Salih rüya o yüzden, ahir zaman için bir hüccettir, bir delildir. Hüccet delil. Sufinin delilidir bu. Şimdi, dervişler, üstadlarıyla her gün beraber yaşayamıyorlar. Bizim bir kısmımız haftanın dört beş günü benimle beraber yaşıyor.
Kaç ders var? Dört ders var. Beş ders var haftada. E gazıları var, beş dersin beşini de takip ediyor. Herkes onu takip edemiyor. E dün akşam İstanbul'daydık. İstanbul'da olan arkadaşlar var. E bugün Bursa'dayım. Bursa'da, aha burada. Adam perşembe günü dersteydi. Cuma günü dersteydi. Cumartesi bugün derste. Yarın, pazar zaten geli buldu deyiz. Gene orada derste. Adam dört dersi birden takip ediyor. Dört ders, adam dört gece, üst üste, ayrı topluluklardan. Bir günü sakladı, iki günü sakladı, üç günü sakladı adam. Dört günü saklar mı? Beş dersi de, altı da, haftalık yaklaşık beş derse gidiyor. Beş dersin, beşinde takip eden arkadaşlar var. Ha, o bir yerde sen açık verirsin.
Bir yerde fası verir insan. E bir de yirmi beş yıllık kız biz. Az değil. Şeyh Efendi ile beraber. E yirmi beş yıl, yani dile kolay ya, baktığın zaman geriye. Ben önceden bakardım, yirmi beş yıllık dervişlere derdim ya, ne baba derviş olmuşlar ya. Tamam, biz yirmi beş yıl dervişlik yapabilecek miyiz derdim. Sen abi, bak yirmi beş yılı gösterdi bize. Allah cümlemize göstersin inşallah. Tira da oturuyorum, tiramı ödeyebiliyorum. Ev almak için hiç mal varlığım yok. Yeni evliyim, düğünden kalan biraz param var ama yeterli değil. Kredi kullanarak ev almam caibidir. Çünkü faiz kullanmış oluyorum diye düşünüyorum. Hakkınızı helal edin. Ödeyebilecek noktadaysan al. Bunu böyle faize, fetva verdiği gibi düşünmeyin ha.
Faiz harap. Daha bir harfte, müminle harminin arasındaki alışverişlerde faiz olmaz. Surelerin iniş sıralamasına göre tavsiye ettiğiniz mealli bir kaynak var mıdır Allah razı olsun. Var bende surelerin iniş sırasına göre, üç ciltlik mi, dört ciltlik mi ne, Kayseri'de bir ilahiyat fakültesi profesörü böyle bir şey yapmış, böyle mealden biraz daha yüksek. Yani biraz böyle tam tefsir değil, mealin de üstünde. Güzel biraz inceledim onu. Şimdi ama ismi aklıma gelmiyor. Bizim Kayseri'de görev yapan Erhan Bey, bana Allah razı olsun, onu getirmişti. Baktım, güzel, hoşuma gitti. Başka eserler de vardır muhakkak araştırılırsa bulun. Bendekinin şu anda ismi aklımda değil. Bir rüya kitaplara bakılaraktan tabir edilebilir mi?
Edilebilir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem rüya tabir eder miydi? Ederdi. Rüya tabir etmek sünnettir. Ama sünneti bunun bir kitaptan bakarak okumak değildir. Kalbi bir şeydir. Sufiler için söylüyorum. Sufiler için rüya tabiri kalbi bir ilimdir. Bir üstak bunu kime müsaade ettiyse tabir etmeye onlar müsaade edebilir. Allah rahmet eylesin. Geçmiş dönemde dergahın içerisinde bu fakirden başka kimse yoktu. Şeyh Efendi de Allah rahmet eylesin. Hiç kimseye vermedi başka. Bu fakire de ta bende abayıdırdak hem vermişti. Kalbidir bu. Kitaptan okunaraktan öğrenilmez. Öğrenilir mi? Ecevap öğrenilir. İşte namlizinin olması lazım. Bir rüya tabirleri ansiklopedisi gibi böyle bir kitabı var.
Orada böyle değişik şeyler var. Tabi değişik yayın evleri böyle insanlar buna çok meraklı olduğundan böyle işte rüya tabirleri ansiklopedisi, rüya tabirleri diye kitaplar yayınlıyorlar. Her cevap okunabilir, okunabilir. Onların hiçbirisinde cep telefonunla konuşma yok. Hiçbirisinde televizyon yok. Bilgisayar yok. Adam şimdi cep telefonundan alakalı rüya görüyor. Bilgisayarla alakalı rüya görüyor. Nasıl tabir edecek? E namlizinin o rüya tabirleri kitabından baksa T'ye bakacak telefon yok. C'ye bakacak cep telefonu yok. T'ye bakacak televizyon yok.
Ne yapacak? Kaldı. Bir de rüya komplike bir şey. Aslında rüya bir ayet. Rüya bu manada aslında hakikat. O hakikat alemine ait bilgi ve becerisi olmayan bir kimsenin o hakikat aleminden bir şey anlayıp bir şey konuşması mümkün değil. O yüzden bir üstad şart demişler. O yüzden Hazreti Mevlana der ki işte o mürşid-i kamiller bu yolun rehberidir. Mesnevi de der.
İşte o mürşid-i kamiller bu yolun delilidir der. Sakın ha oğul sen delilsiz ol yürüme der. Aynı şeyi Yunus da söyler. Delilsiz yollar gidilmez, yollar haram der. O zaman delilsiz bir kimsenin tasavvufi hakikatlere erişmesi, onları algılaması, anlaması mümkün değil. Mümkün değil. Şimdi itikafa girse bir kimse, itikafta bir hal yaşasa, onun itikaftaki halinin haliyle alakalı üstadı ona itikafta işaret etmesi gerekir. Bunları bilmez hiç kimse. Bunları bilmediğinden dolayı müritlerini itikafa katmaz hiç bir kimse.
Der ki ne yapacağız itikafta şimdi? Asıl dışarıda yaşayın. İyi yayın dışarıda yaşasın mürid. Ama içinden hiç mi on tanesi itikafa girmesin? İçinden hiç mi itikafa girmek isteyen itikafa katmayacaksın? İtikaf sünnet. Ya adam tevhid çekerken bir ses duyar da kafeyi kırarsa diyor korkuyor. Gece itikafa girdi, itikafta çekiyor.
Bunlar yaşanır ha. Islık, gece karanlık. Ses yok, hiçbir şey yok. Daha herhalde başka bir şey oldu. Mescidde oldu. Hacı Mehmet burada mı? Dışarıdan, yine dışarı çıkmak yasak. Mesciden dışarı çıkacaksın, itikaf bozulacak. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin dedi, oğlum gündüz çıkacaksın zaman dedi, ilk itikafınla. Başına siyah örtü alacaksın dedi, battaniye alacaksın, güneşi de görmeyeceksin dedi. Hayvan salgı daha yemeyeceğim. Şunu yemeyeceğim, bunu yemeyeceğim, bunu yemeyeceğim, hiçbir şey yemeyeceğim demek dedim.
Bir de şey, jetonlu telefondan konuşuyorum. Jeton bitecek, korkuyorum ya. Dinliyorum. Elimde iki tane jeton var. Ben telefonu açtım, sadece, efendim Bayındır'dan kim itikafa girsin diye soracağım. Selamünaleyküm, aleykümselam. Efendim Bayındır'dan hangi arkadaşımız itikafa girsin dedim ben. İki tane jetonum var. Attım, tık. Eğden telefonu açıyoruz. Sen gidiyorum Mustafa Efendi dedi. Emredersiniz efendim, ne çekeceğim dedim. Ben başladı şimdi söylemeye. İşte beşer yüz tane, besmele beş yüz tane, şundan beş yüz tane, bundan beş yüz tane, bundan yetmiş bin tane günlük teyvi. Biz daha taziyiz, yeniyiz daha o zaman. Hayvan salgı daha yemeyeceğim, tereyağı yemeyeceğim, bal, işte ne, süt içmeyeceğim, yoğurt yemeyeceğim, hayvan salgı daha, hiçbir şey yemeyeceğim.
Tamam, fazla yemeyeceğim, tuzlu yemeyeceğim, tuzsuz yemeyeceğim, şeker yemeyeceğim. Ama ne yiyeceğim, hiçbir şey yemeyeceğim. Yani şunu yemeyeceğim, yemeyeceğim, yemeyeceğim, yemeyecekler misin alıyor beni. Ha ben hiçbir şey yemeyeceğim dedim. Muhalek olsun oğlum dedi. Tın, bitti, cetam. İtikafa ben giriyormuşum. Gittim, orman işletmesinde çalışıyorum o zaman. Şef'e dedim ki, Mustafa Bey vardı, öldüyse Allah'a Allah'a emanet eylesin, sağasın kulakları çınasın. Dedim ben, itikafa girecekmişim. On günlük izin alıyor. Bana dedik, oğlum iki günlük mesai var, sen kendinde misin dedi, kafam mı kırık senin dedi. Bir şey daha tatiller giriyor. O dedi, iki günlük mesai var, git lan dedi bana.
Bak işine, ben izin filan veramam sana. Gittim müdüre, müdür bey dedim ben itikafa gireceğim. Ben izin istiyorum on günlük. Ne olur mu itikaf dedi, dedim camiye gireceğim. Zikir yapacağım, on gün dışarı çıkmayacağım. Öyle baktı. Oğlum memleketi sen mi kurtaracaksın? Bak işine yürü gitme. Çıktım, kafam ona bastı. Gittim bir boş kağıt, Mustafa Özbağ, altına imzaladım, masanın üstüne koydum. Arkadaşlar, ben bu akşam itikafa giriyormuşum dedim. Üstüne ne istiyorlarsa onu yazsınlar. İster istifa ettim yazsınlar, ister on günlük izin yazsınlar. Ben uğraşamayacağım daha fazla. Çıktım, gittim ben. Akşam namazında gireceğiz ya, hemen işte bir iki eşya aldım, gittim girdim içeri.
Daha bu birinci gece oluyor. Islık, ıslık imtihan. Daha iki saat olmuş, yaslıdan geçeli. Hiç kimse geçmiyor oradan. Ben başlıyorum tevhide, la la hilala, la hilala, la hilala. Sanki ciğerine, ciğerinde ıslık sanki. Devam, gözünü açma Mustafa Özbağ. La hilala, la hilala, la hilala, la hilala. Islık, ıslık, dedim en son derece kalbime geldi. Bu dedim cini tayfesine. Mustafa Özbağ dedim, seni korkutmaya çalışıyor bu. Ayağa kalktım. Elimde beş yüzük tesbih. Başlıyorum şimdi. La, la, la, ey Allah. Sese doğru. Bir şeyin hızla uzaklaştığını gördüm. Zatın birisi geldi.
Odaya. Aferin Mustafa Efendi dedi. Tanımıyorum seni dedi. Attı. Beni üstadın var mı dedi. Şeyh Efendi geldi. Diyorum efendim dedi. Hey dedi. Önceden o beni bilmiyordu ki dedi. Döndü ona. Bu böyle dedi. Şeyh Efendi. Bu böyle dedi. Bu kadar. Islık bitti. Bir ertesi gün biter mi? Ertesi gün başka bir şey var. Sanki zannedersin ki Osmanlı ordusu oradan geçiyor. Tehri devam.
La, la, illallah. La, la, illallah. Çat çat çat … Orada geçiyor sanki. Bir ilki ne olsun bu anlıyorsun? Savaş'a gidiyor sanki. Kalkacaksın hemen kılıç kalkan yürürsen ben. Bir şakırtısı, bir at şükürtüsü. Gidiyor. Bir gideyim. Ders mi çekicen? Savaşı mı seyredeceksin? Muhakkak savaşa gidiyorlar onlar. Bir ara dedim ya nereye gidiyorlar? savaşa mıydılar? Ta! Savaş estantanisi önümde. Minle savaşıyor. Eyvah dedim ya ne yapıyoruz biz. İlk itikafa giriyorum daha. Taze dervişim daha. Bir yıllık değildim abi değil mi? Değildim ya. Hoş Mehmet'e soruyorum. Mehmet o zamanlar uzak. O saçlarını tabii iş arıyor.
Bayındır'ın en yakışıklı delikanlısı. Bitmiyor. Yatsanız itikafa kattığınız dervişleriniz olsun. Mürşid-i Kamil'seniz itikafa kattığınız dervişleriniz olsun.
Ben veliyim, ben üstadım demek ki olunmuyor. O yüzden Allah bizi affetsin inşallah. Delildir. Hüccettir bu tip şeyler. O yüzden bunlar delilsiz, hüccetsiz, yaşanacak şeyler değildir. Çok ufağını anlattım size. Küçücük şeyini anlattım. Gönlüm arzu eder ki hiç kimse bu intihalardan geçmesin. Cenab-ı Hak hepinizde kemale erdesin.
Elimizde şeytanı gelir, cinlisi gelir, kötüsü gelir, iyisi gelir. Hepsi gelir. Hepsi gelir. Bir kimsenin bu noktada seyri sülükü yoksa, tecrübesi yoksa, perişan eder dervişlerine. Ya dervişleri yiyelim, içelim, severim, sevilelim diyecek. Ha ha hu hu. Götürecek bir tarafa doğru. Ha ha devam edecek. Bir rüya görüyor. Sen bizim şeyhimizin şeyhini görmüşsündür. Devam et. Ha maşallah, subhanallah, inşallah. Hadi bakalım, yürü bakalım. Esma yok, virt yok, hiçbir şey yok. Diyorum, giren var mı? İtikafa yok. Soruyorum, var mı? İtikaf çıkaran yok. Kulahta hal gören, rüya gören, bir şey gören yok.
Veya onların şeyhleri öyle şeyhmiş ki, vefat etmiş. Ee, devam ediyor daha. Şeyhliye. İyi oğlum, şeyhinin şeyhi yok muydu? Vardı. Neden sen şeyhin çıktı ortaya ver, o yetmez miydi? Kalıyor şimdi. Onun şeyhi yok muydu? Vardı. O yetmez miydi? Kalıyor. Aynı şey bizim için de geçerli. Şeyh Efendi devam ediyor. Oğlum benden fazla mı seviyordun? Kalıyor şimdi.
İhtiyaç yoktu. Neden çıktı meydana? Sen Mustafa'nın tanıdın mı diyorum, tanımadım diyor. Benden önce vefat etmiş diyorum. Ben tanıyorum ama. Kalıyor şimdi. Bak, ben derviş olmazdan önce vefat etmiş. Ben tanıyorum diyorum. Sana tarif edeyim mi? Sana anlatayım mı? Kalıyor. Yetmez miydi? Onun şeyhi vardı Ali Efendi. Yetmez miydi? Onun şeyhi vardı Hacı Bekir Baba. Yetmez miydi? Onun şeyhi vardı Tantevi Hazretleri. Yetmez miydi? Ondan önceki şeyhi vardı Mahmud'u Hüdaya Gargağan'dan. Üstad onu çileye çıkardı. Yetmez miydi?
Yolun desturu var. Yolun hakikati var. Nefsine uymam. Şunu de. Arkadaş, ben zaten bu şeyhin hakkını veremedim ki. Gidecek olduğum yerin şeyhin hakkını vereyim. Ben zaten bu şeyhi tanıyamadım ki. Gidecek olanı tanıyam. Ben bu şeyhi sevemedim ki yenisini seveyim. Ben bu şeyhin dediklerini yerine getirmedim ki. Şimdi dirilini yerine getireyim. Getireyim. Evet. Bir de ölüsü yeter. Neden? Bize ders çek demeyecek. Şunu yap demeyecek. Bunu yapma demeyecek. Şunu da eksik yaptın. Bunu da fazla yaptın demeyecek. Eleştirmeyecek. Yıpratmayacak. Fırça atmayacak. Hizmet yok. Hiçbir şey yok. Geliyordu yok. Gidiyordu yok. Derviş toplayacaksın yok. Etrafa hizmet edeceksin yok. Yemek yok.
Çorba yok. Aşk yok. Hiçbir şey yok. Ya. Bizim bir şeyhinimiz vardı ki. Kırık aşk hikayesi. Anlat dur. Anlat dur. Sabahtan akşama kadar. Maziden anlat bana. Ne kadar güzel. Hazreti Mevlana Celal-i Turun Hazretleri boş söz söylemiş. Demek ki haşa. Arkasına bakanlar önlerini göremezler demiş. Arkaya bakıyorlar. Pısağlı inek gibi. Önünü göremiyor ki. Önünüze bakın devamlı. Herkese tavsiye. Önünüze bakın. Dün bitti. bugüne bak. Bugün ne yaptın? Yarın için hedef tayin et kendine. Dün bitti. Dünle övünmeye çalışma.
Dünle kendine bir şey kazandırmaya çalışma. Bitti. Bugün neredesin? Oraya bak. Yarın nereye gideceksin? Oraya bak. Bugün zikrullah halakasında oturdun mu? Oturmadın mı? Ona bak. Bugün dersini çektin mi? Çekmedin mi? Ona bak. Bugün namazını kıldın mı? Kılmadın mı? Ona bak. Bugün ne kadar helal işledin? Ne kadar haram işledin? Ona bak. Sen bugün kimin dervişisin? Üstadın kim? Ona bak. Ya dün benim otlular efendim vardı. Bugün kim? Bugün kim? Ona bak. Yok. Böyle olmak için mandal gibi yürek lazım. Böyle olmak için gayret lazım. Fedakallık lazım. Koşmak lazım. Böyle olmak için cesaret lazım.
Böyle olmak için öyle tek yürekli değil. Binlir yürekli lazım. Ona cesaretin yoksa bu meydana çıkmaz. Sufiyim demem. Git evinde otur. Git evinde otur. Sana sufi ol diyen mi oldu? Seni bağ mı bundan mu davet ettiler? Seni çağırdılar mı? Tavuk gibi kıt kıt kıt kıt kıt kıt kıt burada yukurdular. Yol bu. Gitmek isteyene yürümek isteyene koşmak isteyene varmak isteyene hedef koyana yol bu. Haplatmaca zıplatmaca yok. Öyle git Nablusi'nin rüya kitabını oku otur oraya ben rüyaları tabir ederim der.
O sana gelecek hayal anlatacak. O gelecek kulağımda ıslık geldi bu ıslık ne diyecek sana? O gelecek ben zikrullah yaparken benim tık yap burnumun ucuna birisi geldi diyecek. Bana bunu bunu bunu bunu dedi diyecek. Gelecek sana söyleyecek ne cevap vereceğim ona? O gelecek ben tam birinci kat semavata çıkıyordum. Hu hu hu Allah diyordum. Kaldım orada diyecek. Yukarıdan hay hay hay Allah geliyordu. Ben yukarı çıkamadım diyecek. Ne cevap vereceğim? Kimden açınız bunun cevabını? Bunun cevabını verecek olan kimse desin ki ben üstadım çıksın bizim şeyhimiz yeter.
Bunun cevabını kimden alacaksın? Kabrin başına gidip de kabrin başında Esselamu Aleykü Ahli Kıbr efendim geldim böyle benim bunun hali ne sana şeyh lazım değil. Lâzım değil ama bakın ona şeyh lazım değil. O gider Emir Sultan Hazretleri'nin başına Esselamu Aleykü Ahli Kıbr Emir Sultan Hazretleri de halinde ve aleyküm selam der ki efendim halinde böyle bir haciz duhur etti. Ona cevap verir. Ona şeyh lazım değil. Tasavvufi bir ilke tasavvufi bir ölçü bütün aleme bütün ehli tasavvufa her kim ki bir Pir Efendi'nin kabri şerifinden sorusuna cevap alıyorsa o zikrullah esasında Hazreti Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri'nde göre ona da sorusunu sorar.
Ama edeb edip edeb edip ona soru sormaz muhakkak ki bir Pir Efendi'ye sorar. Bu da üstadıdır bunun. Bu da edeb konuşur. Bir derviş Pir Efendi'yle konuşmaz. Edeb eder. Benim üstadım var der üstadını vesile der. Üstad o zaman ne zaman dedi ki oğlum sen Pir Efendiler'le konuşursun da görüşürsün de onlar bir şey derlerse de sen ona göre bak dinle benle istişare et der.
Ondan sonra Pir Efendiler'le konuşur o. Edeb bu yolda geçer. Bir kimse Hazreti Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerini orada görür edeb eder titrer konuşamaz ona. Dili yan olur. Bu işleri bilmeyen insanlar bu işlerden haber olmayan insanlar bunları yaşamayan insanlar kalkarlar ortaya yerlerde insanları aldatırlar konuşurlar. Yalancı hain yol haini yol haini Allah Celle Celaluhu Celle Celaluhu ona ilham ediyordur. Hazreti Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerinin maneviyatını ve ruhaniyetini o noktada onu vesile kılar.
Ondan istimda değler. dışarıdan bunu bilmeyen ahmak kafalarının birisi de bunlar şirk işliyorlar. Bilmez. O yüzden de o öyle şirk işliyor deyip de Ümmet-i Muhammed şirke düşmesin diye bu sözler de onu orta konuşulmaz. Konuşulmaz. Ölçü olsun diye konuşuyorlar. O yüzden elet başta gelir. Allah Muhammed'e eletsin. Yoksa rüyadan açıldı bu akşam. Salih rüya mübeşşirat kapısıdır. Salih rüya hakikat kapısıdır. Hakikat kapısıdır. Seni hakikate götürür. Seni hakikate götürür. Allah bizi onlardan eylesin. Ney ile def ile zikrullah yapmanın uygun olup olmadığına dair öğrenebileceğimiz bir kaynak gösterebilir misiniz?
Sülemin'in risaleleri Sülemin'in risalelerinde sema diye bir bahat var. Sema kısmında bunu okuyabilirsiniz. Bir Ankara avinin sema ile alakalı bir risalesi var. Oradan okuyabilirsiniz. İki Süleyman Uludağ'ın musiki ile alakalı eğlence ile alakalı bir kitabı var. Çok önemli. Süleyman Uludağ'ın profesör Marmara Üniversitesi tasavvuf ana bilim dalı başkanı. Musiki ile alakalı. Bir doçentlik tezi var. Doçentten yazmış. Çok önemli bir eser. Oradan açıp okuyabilirsiniz. Kişi İslam'ın beş şartını yerine getirse dahi Allah'ına kavuşmayı dilemeden ve daima zikir ulaşmadığını cennetle müjdelenir.
Müjdelenir. Kim Allah'ın emirlerini hakkıyla yerine getirirse o cennetle müjdelenir. Bazıları kalkıp illaki bunu bir üstada imtisam etmesine bağlıyorlar. Bunlar yanlış şeyler. Cemalullah'a kavuşmayı gerçeğe eski dilde hikmete kavuşmayı arzu etmek dilemek farklı bir şeydir. Bu herkese şart değildir. Dininin emirlerini yaşayıp hayatını devam ettirmek farklı bir şeydir. Bu da herkesin yolu. Herkes sufi olacak diye bir kaydı yok. yok. Yok. Herkes sufi olmuş olsa dünyayı kim mağmur edecek? Böyle bir şey yok. Allah-u Teala hazretlerine kavuşmak nedir?
Mesela manevi derece yüksek olunca kalp gözünü açılınca kavuşmuş mu olur? İnsanlar kavuşmak kişiden kişiye değişir mi? Allah'a kavuşma benim anladığım anlamda ahiretle alakalı bir şey. Sahtan ilham ama bu farklı bir şey. Müslümanlar Allah'a kavuşmayı dilemeli eyvallah. bu ahirete tecelletçi bulamış. Bu sorular tahmin ediyor bir televizyon kanalında fazlaca sohbeti olan meseleler. Dikkatli olun. Akıl ve kalp ne zaman nefis ve şeytanın bataklığından kurtulur gönül kuşu ne zaman uçar?
Eyv! Kim Allah'ına ve Resulüne iman edersen ve iyi ameller işlerlerse onlar zariflerle şehitlerle sıddıklarla beraber olurlar. İnşallah o zaman da kuşları uçacak olduğu yer uçar.
Bir tabi şuradan okuyalım da inşallah ya Allah sevgilinin yarası ağır gelir mi hiç?
Serene sevgilinin yarası ağır gelir mi hiç? Yara özdür içte der içten içtir de sevgi o içe kabuk gibidir. Belaya düşme der afetlere uğramı der mihnet çekme der sarhoş olmak bütün bunlara neşeyle katlanmak değil midir dostluğun belirtisi? Aşık altına benzer bela ateşer halis altın ateş içinde hoştur. Baştan alayım ha? Güzermiş. Serene sevgilinin yarası ağır gelir mi hiç? Yara özdür.
İçtir de sevgi o içe kabuk gibidir. Yara belaya düşmeden afetlere uğramadan mihnet çekmeden sarhoş olmak bütün bunlara neşeyle katlanmak değil midir dostluğun belirtisi? Dost kimse dostu için her türlü belaya her türlü çileye her türlü sıkıntıya katlanacak ona böyle hoş gelecek tatlı gelecek ve bu dostluğun belirtisi olacak onların ona hoş gelmesi aşık bu çok hoş aşık altına benzer bela ise ateşer aşık altına benzermiş
bela ise ateşer halis altın ateş içinde hoş hoş halis altın ateş içinde hoş hoş o zaman aşığın başında bela musibet sıkıntı der yokluk varlık çile soğuk sıcak zorluk eksik olmayacak aşıksa aşıksa aşık değilse bu söz ona ait değil el fatiha hoş começ ло hoş 后 hoş Iya hoş hoş suka

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi