mustafaozbag.org

SORU-CEVAP SOHBET 24 NİSAN 2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Nisan 2021 · 2:05:57

Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayır eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, tuttuğumuz oruçları Cenab-ı Hak katından kabul etsin, katından lütuflandırsın, katından ikram etsin, katından afiyet versin, katından ihsan eylesin, katından cümle Ümmet-i Muhammed'e affı-mağfiret eylesin, amellerimize bakmadan, kötülüklerimize, yanlışlıklarımıza, eksikliklerimize bakmadan, Cenab-ı Hak cümle kardeşlerimize affı-mağfiret eylesin, cümle Ümmet-i Muhammed'e inşâAllah bu mübarek günler, bu mübarek ay hürmetine herkese affı-mağfiret eylesin.
İnşâAllah Rabbim bütün Ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve Sünnet-i Sen'i azı dişleriyle sımsıkı tutup sıkan, Kur'an ve Sünnet'i yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin. Malum bugün askerimiz Irak'ta, Kuzey Irak'ta bir operasyona başladı. Cenab-ı Hak Mehmet'ciğimize yardım etsin, attığını isabet ettirsin, Cenab-ı Hak gönüllerine feraset versin, ilham etsin, doğruyu, iyiyi, güzeli. İnşâAllah memleketin korunması, memleketin muhafazası yolunda, inşâAllah orada Cenab-ı Hak nice başarılar nasip etsin, ihsan eylesin. Bir de 1915 Ermeni soykırımıyla alakalı meselemiz var. Bu da ne, şu an Amerika Birleşik Devletleri'nin başkanı 1915 Ermeni olaylarında bir soykırım olarak nitelendirdi. Onun nitelendirip nitelendirmemesi ayrı bir mesele.
Bence mesaj ayrı. Mesaj şu, Amerika, Türkiye'ye, bilhassa Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı kendi kafasından silmiş, bilen Cumhurbaşkanı'nın herhalde istemiyor. Cumhurbaşkanı'nın devrilmesini istiyor. Cumhurbaşkanı'nın işini bitirmek istiyor. Tahmin ediyorum. Çünkü durup durduğu yerde bu sadece bir iç politika değil. İç politika meselesi olmadığından dolayı birden zannediyorum Cumhurbaşkanı'yla arasını iyice açacak.
Çünkü Karadeniz olaylarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi menfaatlerini düşünerekten boğazları açmadı. Montre Sözleşmesi'ni devreye kattı. Öyle olunca Amerika'nın askeri personeli boğazlardan geçip Karadeniz'e gelmedi. Karadeniz'de büyük bir çatışma çıkmadı ve Karadeniz'de çatışma Ukrayna ile Rusya arasında kaldı. Türkiye'de ne Ukrayna'dan yana taraf oldu ne de Rusya'dan yana taraf oldu. Böyle olunca birdenin canı sıkıldı herhalde. Birdenin canı sıkılınca 1915 olaylarıyla alakalı soykırımı dedi. İşin bir değişik noktası daha var. Yeni Aile Bakanımız, bomba. Bu Aile Bakanımız da daha öncesinde Atatürk din ve siyaseti uzaklaştırdı birbirinden.
Yani keşke dini komple tasfiye etseydi diye daha önceden atılmış bir tweeti var. Ne yazık ki bu zat ülkemizde Aile Bakanı oldu. Ne hikmetse böyle din ve dindarlara laf söyleyen, uzak duran, din ve dindarları eleştirenleri AK Parti son dönem bakan yapıyor, milletvekili yapıyor, ne bileyim işte mecliste başkan yardımcısı yapıyor. Bu boynu kalınla itibaren iyice rengini belirtmeye başladılar. Boynu kalın Kur'an ve sünnete dair Twitter'da paylaşım yapınca ilk ses ne yazık ki AK Parti sıralarından geldi. Demek ki o eskisi gibi din ve diyanete sıcak değiller. Din ve diyanete sıcak olmak istemiyorlar. İşin bir de bu tarafı ve işin daha ilginç tarafı din, dindarlara, diyanete laf söyleyen, ne bileyim işte bu konuda böyle eleştirel bakan, işte herhangi bir dini bir meselede soğuk davrananları da belli bir makamlara getiriyorlar.
İşin bir de bu tarafı var. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i korusun, ümmet-i Muhammed'i muhafaza eylesin. Bizim derdimiz Kur'an, sünnet, vatan, millet, Kur'an ve sünnetin dışında bir şey olursa, her kimden olursa olsun onu eleştireceğiz. Kur'an ve sünnetin dışında kim ne bir şey yaparsa yapsın onu insanların önüne koyacağız, kardeşlerimizin önüne koyacağız. Doğruyu, iyi, güzeli ayırt edebilirim diye. Kim vatana, millete düşmanlık yapıyorsa onu da insanların önüne koyacağız. Kim vatana, millete hayırlı bir hizmet yapıyorsa onu da insanların önüne koyacağız. O yüzden doğru, hak, hakikat kimden gelirse gelsin kabul edeceğiz. Yanlış, eksik, eğri kimden olursa olsun karşı çıkacağız.
Bizim bu imanımızın, insanlığımızın ve vatanımızı ve milletimizi düşünmemizin ve sevmemizin birer tecelliyatı olarak kardeşlerin önüne koyacağız. İnşallah. Bu nasihatlerimize devam ediyoruz. Geçen sene, geçen haftaki nasihat hiçbir şeye eza ve cefa vermemek olarak nitelendirmiştik, konu başlığı olarak. Onun alt konu başlıkları vardı. İşte Allah'a eza, cefa vermek, Resulüne eza, cefa vermek, sahabeye eza, cefa. Sonra velilere, ondan sonra alimlere, sonra müminlere, sonra hayvanlara, sonra canlı varlıklara diye alt gruplar olarak sıralandırmıştık. Geçen hafta Allah ve Resulüne eza ve cefa vermenin günah kebalini, büyüklüğünü anlattık. Ne kadar büyük günah olduğunu anlattık.
Ve neerlerde böyle şeyler, hatalara düşünebilir. Bunlardan böyle kısa kısa örnekler verdik. Bu hafta da inşallah yetiştirebilirsek sahabeye eza, cefa verme, ondan sonra velilere, ondan sonra alimlere diye böyle bir inşallah üçlü bir grup yaptım. İnşallah Cenab-ı Hak bizi düzgün bir şekilde anlamayı ve hepimize de yaşamayı nasip eylesin. Bu konuları önemsiyorum. Sebebi şu, oturuyor insanlar bir şey okumamışlar, bir şey bilmiyorlar. Okumadan bilgiçlik taslayıp, yaşamadan tecrübelilik taslıyorlar. Ve okumadan bilgiçlik yapıp, yaşamadan tecrübe sahibi olmuş gibi gösterip, insanlara sapkınlıklara yol açıyorlar. Örnekliyorum bunu, hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkar edenler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin günah işlediğini söyleyenler, ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini de günahkar gören bozuk fırkalar oluştu.
Hani var ya, ahir zamanda yetmiş üç fırka olacak, yetmiş iki dalilede bir tanesi naciyede olacak diye, bu yetmiş iki dalilenin içinde bunlar. Yani bir kimse Hz. Muhammed Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini günahkar görüyorsa, ve onu normalde hata yapan, günah işleyen bir kimse olarak görüyorsa, bu fırkayı dalilede olmuş oluyor. Fırkayı naciyede değil. Bunun bir alt versiyonu var. Ne işte, bunlar da sahabelere laf söyleten, sahabelere küfreden, sahabelere lanet eden değişik fırkalar var. Mezhepler var, meşhepler var. Biz buna ne dersek diyelim. O yüzden bu haftaki sohbetimizin birinci ana temel noktası, sahabelere eza cefa vermek. Yani biz çünkü toplumda son zamanlarda, işte muhakkak ben hiçbir zaman istemem ki herhangi bir hayyona eza cefa verilsin.
Hiçbir insana eza ve cefa verilmesin. Hiçbir bitkiye yeşili koruyalım. Hiçbir doğal hayatı biz eza cefa vermeliyelim. Ama öbür tarafta insanlar bunlarla kendilerini perdeliyorlar. Sebebi şu, yani bir kimse Allah'a eza cefa veriyor. Bir kimse Resulüne eza cefa veriyor. Bir kimse sahabeye eza cefa veriyor. Yani burada annesine babasına eza cefa veren, eşine eza veren, çocuklarına karşı merhametsiz eza cefa verenler unutuluyor. Yani muhakkak ki bir kedinin de canı çok önemli, bir köpeğin de canı çok önemli, bir farenin de canı çok önemli. Yani insanlar fareyi öldürürlerken içleri acımıyor ama kediyi öldürürlerken içleri acıyor. Enteresan bir şey. Veyahut da biz bir sivrisineği öldürürken içimiz acımıyor ama normalde bir kuşu öldürürken içimiz acıyor.
Yani kuşa da can veren Allah, sivrisineğe de can veren Allah, fareye de can veren Allah, kediye de can veren Allah, koyuna da, ineğe de, börtü böceğe de, yeşile de, çamlığa da, kestaneye de, ormana da can veren Allah. Yani gidiyorlar ormanları kesip biçip içlerine villalar yapıyorlar, hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Ovaları katlediyorlar, ovalarda tarım alanlarını katlediyorlar ve imara açıyorlar tarım alanlarını ve hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Güzelim ovalar, böyle minbit topraklar, tarım yapılacak olan yerlere biz ne yazık ki evler kuruyoruz, hiç kimsenin sesi soluğu çıkmıyor. Öbür taraftan herhangi bir şey, daha kıymetsiz gibi görünen bir şey, herhangi bir şey olduğunda herkes var gücüyle bağırıyor. Şimdi aynı şekilde de sahabelere eza cefa veriliyor, sahabelere küfrediliyor, sahabelere lanet okunuluyor, sahabelere normalde her yudum su içerken lanet okuyan fırkalar var.
Bunlar gözümüze görünmüyor, bunlar gözümüze görünmüyor. Ve bunları hiç olmamış gibi kabul ediyoruz biz, öyle enteresan bir şey. Ve bunun insanlar ama farkında ama farkında değil. Allah bizi affetsin inşallah. Ayet-i Kerime, Tövbe, Tövbe suresi ayet 100. Muhacirlerden, ensardan en ileri ve önde gelenlerle, ihsan ile onlara uyanlardan Allah razı olmuştur. Allah onlardan hoşnutturlar, hem onlara altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır, orada ebedi kalıcıdırlar. İşte budur en büyük kurtuluş, Tövbe 100. Şimdi demek ki Cenab-ı Hak ayet-i kerime ile sabitlemiş. Muhacirler, ensar, onların içlerinde ileri ve önde gelenler ve onlara uyanlar. Bakın onlara da uyanlar.
Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri size Kur'an, Allah'ın kitabı, Kur'an-ı Kerim, sünnetim ve Hulafai Raşidi'nin yolunu tavsiye ederim. Başka bir hadis-i şerifte size Kur'an-ı, sünneti ve ashabın yolunu tavsiye ederim. Başka bir hadis-i şerifte Ehl-i Beyti tavsiye ederim diye hadisler var. Şimdi böyle olunca demek ki bir kimse ensara ve muhacire ve onların önde gelenlerine uyarsa, demek ki onlar da kurtuluşa erenlerden olacak.
Allah onlardan razı olacak. Bakın Allah onlardan razı olacak. Hani bazen ben din olarak bakarım Kur'an'a olmadı, sünnet-i seneye bakarım olmadı. Ashabın bu konuda davranış biçimine bakarım dediğim nokta bu. Yani biz normalde bir mesele önümüze geldiğinde Kur'an ne demiş ona bakarız. Bulamazsak Kur'an-ı Kerim'de sünnet-i seneye bu konuda ne demiş ona bakarız. Bulamazsak dört halife bu meselede nasıl, ne yol izlemişler, ne yapmışlar veya sahabe ne yapmış ona bakarız. Çünkü başka bir hadis-i şerifte de ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz buyurmuş Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Öyle olunca bizim uymamız gereken, bizim gitmemiz gereken, bizim önümüzdeki, önümüzde ışıklandıracak, nurlandıracak olan yol belli.
Kur'an, sünnet ondan sonra ashabın davranış biçimi. Onu yaparsak eğer o zaman kurtuluşa erenlerden olacağız. Ama ne yazık ki böyle işte ben onları nasıl nitelendireyim, beyinsiz mi diyeyim, akılsız mı diyeyim, ferasetsiz mi diyeyim, yoksa hidayetsiz mi diyeyim, nursuz mu diyeyim, pirsiz mi diyeyim, sapkın mı diyeyim, yoldan çıkmış mı diyeyim, nasıl nitelendirirsem nitelendireyim. Yani bu kısım, bu böyle sapkınlar, bir kısım, bu yoldan çıkmış olan bu beyinsizler sahabe-i kirama ne yazık ki çeşitli şekillerde dil uzatıyorlar, sahabe-i kirama küfrediyorlar, sahabe-i kirama lanet okuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Ve bu normalde öyle bir hal almış ki bunlar da, bunlar sahabeye düşmanlık etmek, sahabeye buğz etmek, sahabeye sövmek, ondan sonra onların küfrüne fetva vermek gibi daha da ileriye doğru hareketlerin içerisine girmişler.
Ve Allah ve Resulünün sevdiği, Allah ve Resulünle beraber yol giden, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin dizinin dibinden ayrılmayan, onunla diz dize, omuz omuza savaşmış, mücadele etmiş o sahabeye dil uzatıyorlar. Veyahut da en sıkıntılı zamanda, en zor dönemde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin yanında bulunmuş, Hudeybiye biatlaşmasını yapmış, işte ne bileyim değişik biatlaşmalarda bulunmuş, değişik cihatlarda bulunmuş ve hemen hemen her cihada hatta katılan sahabelere bir kısım bu beyinsiz, akılsız, ferah, sessiz, yoldan çıkmış sapkın kimseler,
o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin arkadaşlarına hakaret etme, küfretme, lanet okuma veya onların küfrüne fetva verebilecek kadar akılsızlar ve beyinsizler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunlar bidat ehli. Bunlar fırkayı naciyede değil, fırkayı dalede olanlar. Çünkü, ashabı söven bir kimse, ashabı yeren, ashabı kötüleyen bir kimse, ashabın içerisine böyle bu şekilde, beyinsiz bir şekilde eleştiren kimseler, yoldan çıkmış sapkın insanlar.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Tabi bazısı da, yani ya işte biz ashabı eleştirmeyeceğiz, ashabı küfretmeyeceğiz, ashabı hakaret etmeyeceğiz ama işte Hz. Ali Efendimizin de hakkını yediler. Yani o Hz. Ali Efendimiz halife olması gerekiyordu, Hz. Ebubekir Ömer Osmanlı olmaması gerekiyordu deyip, böyle kendince Hz. Ali Efendimiz'i çok sevdiğinden dolayı, sanki o küfrü yapıyormuş gibi yapıyorlar. Bu doğru değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz sahabenin hiçbirisine küfretmeyiz. Sahabeden hiç kimseye hakaret etmeyiz. Varsa hataları, kusurları Allah'la kendilerinin arasında. Biz sahabeden herhangi bir kimseye, kim olursa olsun, asla küfretmeyiz, asla hakaret etmeyiz, asla lanet okumayız. Allah muhafaza eylesin.
Bakın bu konuda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Tirmizi'de geçiyor bu hadis-i şerif. Sahabeler hakkında Allah'tan korkun, Allah'tan. Sahabelerim hakkında Allah'tan korkun, Allah'tan. Benden sonra onları hedef edinmeyin. Onları seven, beni sevdiği için onları sevmiş olur. Onlara buğz eden de bana buğz ettiği için onları buğz etmiş olur. Onlara eziyet veren bana eziyet vermiş olur. Bana eziyet veren de Allah'a eziyet etmiş olur. Kim de Allah'a eziyet ederse Allah'ın onu yakalaması pek yakındır. O yüzden kıymetli dostlar, biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ashabına lanet okuyanlardan, küfredenlerden, onlara hakaret edenlerden olmayacağız. Allah muhafaza eylesin. Biz o ayeti kerimenin ışığı altında, Tövbe suresi ayet 100'ün ışığı altında, biz sahabenin yanında olan, sahabenin peşinden giden insanlardan olacağız.
Biz kendimize din olarak Kur'an ve sünneti ve sahabenin yolunu ölçü olarak alacağız. Kur'an ve sünneti en iyi yaşayan, en iyi kendi gerçek hayatlarına adapte eden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin o nadide ashabıydı. O yüzden biz o ashabının yolundan yürümeye gayret edeceğiz. Onlara asla vefat edip gitmiş olan bu zatlara eza ve cefa vermeyeceğiz. Yine Buhari ve Müslüm hadisi Ebu Said-i Hudri naklediyor. Sakın ashabıma kötü söylemeyin. Bu kötü söylemek, küfretmek, lanet okumak. Allah muhafaza eylesin. Sizden birinin Uhud dağı kadar altın sadaka verdiği farz edilse, bu ashabdan birisinin iki avuç sadakasına erişmez. Hatta bunun yarısına da ulaşamaz.
Bakın bu normalde öyle bir ölçüdür ki, bu böyle bir yola giren, bir yola başlayan insanlar bunu ancak iyi anlayabilirler. Hani yolun başınızdasınızdır, hiç kimse size inanmıyordur. Hiç kimse sizi kabullenmiyordur. Hiç kimse size yüzünüzü dönmüyordur. Birisi sizi kabullenir ve birisi sizin yüzünü döner. Bu muhteşem bir şeydir sizin için. Ve siz o kimseyi asla ve asla yanınızdan ayırmak istemezsiniz. Sebep, hiç kimsenin inanmadığı, herkesin sırt çevirdiği bir zamanda o bir avuç insan, 3 kişi, 5 kişi, 10 kişi sizi inanmış, sizinle beraber yol yürümüştür. Ashab işte bu yüzden çok kıymetlidir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi akrabaları ona inanmazken, kendi akrabaları ona sırt dönmüşken, ondan yüz çevirmişken, o bir avuç ashab, o bir avuç Mekke'li Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin getirmiş olduğu dini kabul etmişler.
Onun peygamberliğini kabul etmişler. O hem yeryüzünün hem de gökyüzünün, bütün varlığın en kıymetlisi olan o peygamberin en kıymetli arkadaşları, dostları olmuşlar. O yüzden onlara küfür etmek, gerçekten peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine küfür etmek, peygambere küfür etmek de peygamberliğinden dolayı Hz. Allah'a küfür etmektir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ne yapacağız? Ashabın hiçbirisine küfür etmeyeceğiz ve hakaret etmeyeceğiz. Rabbim muhafaza eylesin. Yine İbni el-Asakir'de ve Hatip el-Cami'nin eserinde var bu hadişleri. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmaktadır. Bidatlar veya fitneler ortaya çıkıp ashabıma dil uzatıldığı zaman, alimler de ilimlerini açığa çıkarsınlar, halka aydınlatsınlar.
Bunu yapmayana Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti olsun. Allah bunlardan ne farzları ne de sünnetleri kabul eder. Demek ki ashaba küfür edildiğinde, ashaba hakaret edildiğinde, ashabın üzerinde değişik böyle lanetlik işler oluştuğunda, ümmetin alimleri çıkıp bunları düzeltmeye gayret edecekler. Bunlara nasihat edecekler. Ama o alimler eğer bunları nasihat etmiyor, bunları söylemiyor, bunları yapmıyorlarsa, o zaman ne yazık ki Allah'ın ve meleklerin ve bütün insanların laneti, o alimlerin üzerinde olacak. Bakın, o alimlerin üzerinde olacak. Ama şimdi ne yazık ki, yani bizim ülkemizde artık alim diye kabul edeceğimiz ilayet fakültelerinin, profesörleri, öğretim üyelerinin büyük bir kısmı ve diyanetin büyük bir kısmı, sessiz bu konuda Allah muhafaza eylesin.
Hatta malum birisi işte Kur'an-ı Kerim'den ayet-i kerimeleri inkar etti. Yine suskun kaldı. Ama öbür tarafta, cami-i kebir dediğimiz Ayasofya'nın baş imamı, Kur'an ve sünnetin doğru bilgilerini aktardı. Bütün herkes ayağa kalktı. Ona itiraz etti. Allah muhafaza eylesin. Neden yapıyormuş öyle? Yani bir ilayet fakültesinin profesörü, dini tebliğ etmeyecek de kim edecek? Tabii Türkiye'de artık din, sosyologlara, psikologlara, yoldan geçen insanlara kalınca, böyle Kur'an ve sünnete sahip bir ilahiyat fakültesinin öğretim görevlisi böyle bir şey söyleyince tuhaflarına gidiyor. Allah muhafaza eylesin.
Ümmetin canını yakan, içini kanatan, ümmeti bu noktada en büyük sıkıntılara derceden bir meselede ne? Hz. Aişe Validemiz'in meselesi. Bu yüzden de Hz. Aişe annemize hakaret edenler, lanet okuyanlar, onun günah işlediğine dair iftira atanlar da ne yazık ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin canını yakıyorlar. Ne yazık ki Hz. Muhammed Mustafa'ya eziyet veriyorlar, cefa veriyorlar. Sadece Hz. Aişe annemize cefa vermiyorlar bunlar. Bunların ezası, cefası sadece Hz. Aişe annemize değil. Hz. Aişe annemizin nezdinde bütün ümmete, Hz. Aişe annemizin nezdinde Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e, Hz. Aişe annemizin nezdinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine eza ve cefaat veriyorlar.
Bunlar çünkü normalde Hz. Aişe annemizin üzerinde sanki o böyle fuhuş yapmış, zina etmiş gibi bir olgu oluşturuyorlar. Bunları yapan münafık, bunları yapan münafık, bunlar yanımızda duran iman ehli gibi görünen münafıklar bunlar. Bunlar direkt münafık. Çünkü Hz. Aişe annemize iftira atan bir münafıktı ve iftira atanların büyük bir çoğunluğunda münafıklık vardır zaten. Yani bir kimse, bir insanın namusuna iftira atıyorsa o münafıktır. Bakın tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum. Herhangi bir kimse, herhangi bir kimsenin namusuna iftira atıyorsa o münafıktır. Hz. Aişe annemizin namusuna iftira atmıyorlar sadece. Dolayısıyla Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de namusuna iftira atıyorlar.
Çünkü hani ayet-i kerime var ya temiz kadınlar temiz erkeklere, yani temiz erkeklere temiz kadınlar, neyse takdim tehir olsun önemli değil. Yani Hz. Aişe annemizi kirli gösteren Hz. Muhammed Mustafa'yı da kirli gösteriyor. O yüzden temiz insanlar, temiz erkeklerin eşleri temiz kadınlardır. Temiz kadınların eşleri de temiz erkeklerdir. Buradaki temizlikten kasıt nedir? Nikahlanmış olduğu eşin yatağını kirletmemek. Yani bir kadın namusuyla dosdoğru dururken onun namusuna iftira atmak en büyük günah keballerden birisidir. Bir erkeğin namusuna iftira atmak en büyük günah keballerden birisidir. Ne yazık ki toplumda çürüme o kadar büyüdü, o kadar derinleşti ki, gözlüğüyle zina etmediği halde onun zina ettiğine dair açıktan insanlar iftira atıyorlar.
Hele toplumun önünde bir insansanız, namusunuzun hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Ve Müslümanlar, Müslümanların namuslarına leka atıyorlar bir de. Hem Müslümanım diyor, hem başında örtüsü var veyahut da çarşafı var, veyahut da ayağında şalvarı var, yüzünde sakalı var. Müslüman, Mümin görünümünde veyahut da Müslüman, Mümin paylaşımlar yapıyor ama insanların namuslarına ne yapıyorlar? İftira atıyorlar. Yani bunları böyle Hz. Aişe annemizde iftira atıldığını görünce diyorsun ki ya, bize atılması gayet normal bir şey. Yani o nasıl bir gönül ki, nasıl bir dil ki, Hz. Aişe annemizin namusuna, dolayısıyla Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin namusuna dil uzatır. Aynı o diller bugün de ahir zamanda devam ediyor.
Ve Müminlerin, Müslümanların namuslarına dil uzatılıyor ve iftira atılıyor. Ve ne yazık ki ona iftira attığını söylediğin halde, o kimse dönüp özür dileme, dönüp helallık alma noktasında dahi durmuyor. Bu kadar küstahlar, bu kadar terbiyesizler, bu kadar ahlaksızlar, bu kadar çukur mu çukurlar, bu kadar gönüllerinde necaset akıyor. Bu kadar. Ve bir kimse böyle bir iftira attığında onu ispat etmesi lazım, ispat etmesine gerek yok. Veya böyle bir işte kendince aile topluluğunun içerisinde dahi, bunu öylesine fitursuz bir şekilde söylüyor. Öylesine söylüyor ki, insanların aile ocaklarını başlarına dökecek, aile ocaklarını yıkacak fitneler çıkarıyorlar.
Ve bunu yapanlar da böyle Müslüman görünümlü münafıkların ta kendileri. Ve bunu Hz. Aişe annemize yapıyorlar. Bunu toplumun önde gelen insanlarına yapıyorlar. Önde gelen insanlarına yapıyorlar. Bunları sufilere yapıyorlar. Bunları ehli tasavvufa yapıyorlar. Çünkü biz kalkıp dövüşemeyiz, kalkıp küfredemeyiz, kalkıp hakaret edemeyiz, kalkıp biz onlara bir şey yapamayız. Bir şey yapamayacağımız için, yani açıktan net bir şekilde yapıyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine buyuruyor ki, Aişe hususunda beni üzmeyin. Zira yemin ederim ki Aişe'nin yatağından başka hiçbirinizin yatağında bana vahiy gelmemiştir. Bunu diğer eşlerine söylüyor.
O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Aişe annemize normalde asla ve asla iftira atılmasına, onun üzülmesine asla razı olmayan bir kimse. Ve yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin himmetiyle, Hz. Muhammed Mustafa'nın duasıyla, Hz. Aişe annemizin gözünden perde kaldırılıp, çıplak gözle Cebrail aleyhisselamı gören annemiz. Yani hani bazen diyorlar ya, işte böyle hal görülür mü, böyle bir şey olur mu filan, işte olur mu zikrullah da böyle şeyler, böyle bilmeyen kimseler var ya, bilmedikleri halde bilmediklerini de bilmiyorlar. Bilmediklerini de bilmeyenler, kara cahillerin ta kendileridir. Böyle kara cahiller var. Cebrail aleyhisselam, normalde Cebrail aleyhisselamı çıplak gözle gören, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, mübarek eşi Hz. Aişe annemizdir.
Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vesile olmuştur. Onun Cebrail aleyhisselamı görmesine. Tekrar altını çizerekten söylüyorum. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vesile olmuştur. O himmet etmiştir. O ona dua etmiştir. O Cebrail aleyhisselamın görülmesini istemiştir. Ve Allah'a yalvarmıştır bu noktada. Ve hatta der ki hadis-i şerifte, Cebrail aleyhisselam der ki, Cebrail aleyhisselam, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, der ki ona selam söyle benden. Sonra da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri selamı inletir. Ve der ki, çünkü görmüştür Hz. Aişe annemiz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onu tanıtır.
Bu gördüğün Cebrail aleyhisselamdır der. Çünkü Hz. Aişe annemiz, onu tanımaktan uzak o esnada. Böyle sufilerin zikrullah esnasında gördüğü haller vardır. Veya rüyalarında bir zatı tanıtırlar ya, işte üstadı tanıtır bazen onu. Veyahut da piri tanıtır. Veyahut da birisi tanıtır. Bu şudur, bu budur diye. Bunun ölçüsü de buradandır. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Aişe annemizin Cebrail aleyhisselamını görmesi için dua etmiş, ona himmet etmiş, ona bu noktada onun görmesine vesile olmuştur. Ve onu da gördüğünde onu tanıştırmıştır. Cebrail aleyhisselamla alakalı. Allah muhafaza eylesin inşallah. Son kelam, asaba eziyetle alakalı.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir hadis-i şerifinde, herhangi bir ihtilafla karşılaştığınızda, size düşen görev, benim sünnetime ve hulafayi raşidinin sünnetine uymaktır, demiştir. Bu da İmam Malik'in müsnetinde, Darimi'de, İbn-i Mace'de, Ebu Davut'ta, Tirmizi'de geçen bir hadis-i şeriftir. O yüzden demek ki, ümmet herhangi bir konuda ihtilafa düşerse, veyahut da siz bir konuda ihtilafa düşerseniz, o zaman, sünnet-i seneye bakacağız, sünnet-i seneye de bulamazsak, döneceğiz, ashab, bu meselede ne yapmış,
ona bakacağız. Bize ölçü olur mu? El cevap ölçüdür. Bu hadis-i şerif mucibince, ve aynı zamanda da, Tövbe Suresi, Ayet 100, Ayet-i Kerime'de okuduğumuz, Ayet-i Kerime'de okuduğumuz, hukuk noktasında, ne diyordu? Ashabın ileri gelenler, ve ona uyanlar. Allah bizi, onlardan eylesin, inşallah. Bugün ikinci, eza, cefa vermekten uzaklaşmaya çalışacağımız, uzak duracağımız, eza, cefa vermekten, kendi kendimizi muhafaza edeceğimiz, topluluk da, veliler topluluğu.
Ve, biz velilere, eza ve cefa vermekten, uzak duracağız. Velilerle alakalı, dilimizi tutacağız, velilerle alakalı, kalbimizi tutacağız, velilere de biz ne yapacağız? Eza ve cefa, vermeyeceğiz. Yani, bu, tabi veli dediğimizde, genel anlamda, bütün müminler, Allah'ın dostudur. Bir kimse, kim iman ettiyse, iman etti Allah'ın, Kur'an ve sünneti, senesine sımsıkı bağlanıyorsa, ve o, şeriat-ı ahmediyi yaşıyorsa, o kimse, Allah'ın dostudur.
Ve onun veli kuludur. Bu, genel anlamda, bir veliliktir. Bir de, özel anlamda, husisi anlamda, velilik vardır. O da, işte, düzenli, devamlı, kararlı, ihlaslı bir şekilde, ibadet eden, Allah'a kulluk eden, ve, takva sahibi olan, salih müminlere ahettir. Bu, özel husisi velilik. O yüzden bu, hani, hatta bunu böyle nitelendirirken, ben derim ki, bir sufi yolunda, bir tarikat yolunda, manevi bir eğitim görmüş, irşada, irşad, icazet ve liyakete, liyakete haiz, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz.'nin, sisilesine ulaşan, bir sisileye sahip, kişiler hakkında da, velilik kullanılır.
Yani, o kimse, bir, sisile olarak, Hz. Muhammed Mustafa'ya ulaşan, bir sisile, tarikatına girmiş, veya bir sufi topluluğuna girmiş. Orada, liyakatıyla, hizmet etmiş, nefsle mücadele etmiş, şeytanla mücadele etmiş, orada nefis meratiplerini kat etmiş, ve sonuçta, bir irşada, bir icazete layık görülmüş. İnsanlar, onları rüyalarında görmüşler. İnsanlar, onun rüyasında görünce, işte, insanlar bu noktada, manevi terbiye almaya, icazetli olduğundan, liyakatli olduğundan, onları manevi terbiye alan, kimselere de, husisi manada, tasavvuf yolda, biz ne diyoruz, bunlar da, veli, mürşid, şeyh, işte, ebdal gibi, nitelendirmelerle, nitelendiriyoruz.
Mürşidi Kamil gibi, üstad gibi, bazı dergahlarda, baba denir, dede denir, gibi, böyle, nitelendirmelerle, nitelendiriyoruz. Bu kimseler, Yunus Suresi, ayet 62, 63, 64'te, bahsedilen kimseler. Dikkat edin, Allah dostlarına, hiçbir korku yoktur, onlar mahzun olacak, değillerdir, onlar ki, iman edip, takvaya ermişlerdir, onlar için, dünya hayatında da, ahirette de müjde vardır, Allah'ın sözleri değişmez, bu büyük kurtuluşun kendisidir.
Bu, velilerle alakalı, en açık ayet-i kerimidir. Çok ayet-i kerimeler var, ama bu böyle açık, sarih olan bir ayet-i kerime bu. Yoksa, işte, Allah dostlarına korku yoktur, Allah dostlarına üzüntü yoktur diye, başka ayet-i kerimeler de var. İşte, veli dediğimizde, Allah dostu dediğimizde, kimseler bunlar. Peki, bunlar nasıl tanınacak? İşte, yine, hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, Allah'ın dostları, görüldükleri zaman, Allah'ın hatırlandığı, anıldığı kimselerdir. Bu, bizim elimizde bir ölçü. Biz, onu gördüğümüzde, Allah hatırımıza gelecek. Onu gördüğümüzde, Allah'ı zikretmeye başlayacağız. Bunların var olduğuna dair, bir delil de, Hz. Ali Efendimiz'den nakil.
Ebtallar Şam'dadır, onlar kırk erkektir, bunlardan biri öldü mü, Allah yerine birini koyar. Yağmur onlar sebebiyle sular, düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir. Şam ehlinden azap, onlar sebebiyle bertaraf edilir. Bu da Hz. Ali R.A. Hazretleri'nin nakli. Demek ki, bu veliler var, ve bu velilere karşı, biz de, ölçülü olmalıyız. Ama bu ölçülü olmamıza, bizim bu velilere karşı, eza ve cefa çektirmememizle alakalı, tehditvari bir hadisi kutsi. Cenab-ı Hak buyuruyor ki, benim dostlarımdan birisine ihanet eden, bana karşı savaş açmış olur. Ben yapmasını dilediğim hiçbir şey hakkında, mümin kulumu, ölümü karşısında tereddütüm gibi tereddüt etmedim.
Kulum bunda ölümü hoşlanmıyordu. Ben de kuluma acı gelen şeyi sevmiyordum. Aynı zamanda ölüm de onun için muhakkaktır. Mümin kulum dünyada zahidlik kadar, hiçbir şey ile bana yaklaşamaz. Bana en çok dünyadan yüz çevirmekle yaklaşır. Üzerinden farz kıldığım şeyler kadar, hiçbir şey ile de bana ibadet edemez. Bunun birkaç versiyonu var. Normalde başka bir versiyonda da, her kim sevdiğim kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulum bana farz kıldığım ibadetlerle, yerine getirmekten daha sevimli bir şey ile yaklaşamaz diye bir versiyonu da var. İşte öyle olunca, normalde Cenab-ı Hak harp ilan ediyor. Allah'ın dostlarına, Allah'ın veli kullarına savaş açan, Allah'ın dostlarına, Allah'ın veli kullarına eziyet edenlere, Allah'ın dostlarına, Allah'ın veli kullarına kalkıp da, onlara eza, cefa verenlere, onları üzenlere, onları bu noktada sıkıntı verenlere,
Allah savaş ilan ediyor. Dikkat edin. Allah'ın savaş ilan ettiği, bir zümre daha var. Bu zümre kim? Faizciler. Kim faizle iştigal ederse, kim faizcilik yaparsa, Allah ve Resulüne savaş açmıştır, diyor, ayeti kerimede. Ve o kimse, Allah ve Resulüne savaş açtı. Allah ve Resulüne husumet etti o kimse. Bir kimse, velilere laf söyledi, velilere savaş açtı. Velilerin normalde kötülüğüne, velilere eza ve cefa verdiyse, o kimse, Allah'a savaş açtı. Bakın, bu öyle müthiş bir şey ki, şöylesine müthiş, müthiş, Allah, o velinin savaş açmasını beklemiyor. O velinin onunla mücadele etmesini beklemiyor. Direkt kendisi savaş ilan ediyor ona. Ve düşünebiliyor musunuz? Allah bir kimseye savaş açtı.
Ve Allah bir topluluğa savaş açtı. Yani çünkü, topluluk olarak siz velilere savaş açarsanız, Cenab-ı Hak'a savaş açtınız. Bir grup düşünün, bir parti, bir hizip, bir dernek, bir cemaat, bir topluluk, Allah'ın dostuna karşı savaş açtı. Allah dostlarına savaş açtı. O savaşta mağlubiyetleri mutlak. Bakın, mağlubiyetleri mutlak. Dağılmaya mecbur onlar. Ve, eğer o kimse Allah dostuysa gerçekten, eğer o kimse veli bir kimse ise, ona savaş açanlar, mağlup olmak noktasında, mahkumlar. Bu fakir takip etmiştir, 30 yıl boyunca. Ben hep arkadaşlar ederim ya, toplanıp Allah'ı zikredenlere savaş açmayın. Dilinizi onları dolandırmayın.
Sebep, mağlubiyetiniz mutlak. Toplanmışlar, Allah'ı zikrediyorlar. Kur'an ve sünnet dairesinde. Kur'an'ını öğreniyorlar. Sünnet-i seniyyesini öğreniyorlar. Dinlerini öğreniyorlar. Siz de dışarıdan onlarla alay ediyorsunuz. Onlara savaş ilan ediyorsunuz. Onlara eza veriyorsunuz. Onlara cefa veriyorsunuz. Onların tekkelerini kapatıyorsunuz. Onların ibadetlerini engellemeye çalışıyorsunuz. Onların ibadetleriyle alay ediyorsunuz. Yaptıkları ibadet ne? Allah'ı zikir. Yaptıkları ibadet ne? Kur'an ve sünnetin emrettiği şekilde yaşamaya çalışıyorlar. Bu her kim olursa olsun insanların elinden tutmuşlar. İnsanları Kur'an ve sünnete öğretiyorlar. İnsanlar Allah'ı sevdirmeye çalışıyorlar.
İnsanlara Resul'ünü sevdirmeye çalışıyorlar. İnsanlara sünnet-i seniyyesini yaşatmaya çalışıyorlar. Hele insanlardan bu konuda bir para mı talep ediyorlar? Hayır. Bir makam, bir mevki mi talep ediyorlar? Hayır. Sırf Allah rızası için, Allah için insanlara Allah ve Resul'ünü tanıtıyorlar. Allah ve Resul'ünü sevdiriyorlar. Siz kalkar, ahmaklık yapar, beyinsizlik yapar, akılsızlık yapar, münafıklık yapar. Böyle bir topluluğa savaş açarsanız, böyle bir topluluğa laf söyler, eza ederseniz, cefa ederseniz, Allah'a düşmansınız. Ve Allah'la aranızda husumet girdi. Allah sizi lime lime eder. Allah sizi parça parça eder. Allah sizi batırır.
Allah sizi dağıtır. Sebep, çünkü onlar yeryüzünde Allah'ın direkleri. Onlar yeryüzünde Allah'ın sıradağları gibi direkleri. Onların üzerinden Cenab-ı Hak dinini yaşatıyor. Onların üzerinden Cenab-ı Hak dinini sevdiriyor. Onların üzerinden Cenab-ı Hak dinini muhkim ediyor. Ve siz o manevi direklere, yeryüzünün manevi dağlarına eza verirseniz, onlara cefa çektirirseniz, onlara eziyet ederseniz, Allah'ın hükmü sizin için yakındır.
Bu dünyada herkes görür sizin batırıldığınızı ve dağıtıldığınızı. Bu dünyada görür herkesin, iktidar, herkes görür iktidarınızın, saltanatınızın, şatavatınızın, şatafatınızın yok olduğunu, kaybolduğunu görür. Hem bu dünyada görür, hem de ahirette görür. O yüzden Allah'ın velilerine eziyet etmek, onlara düşmanlık yapmak en büyük günah keballerden birisidir. Ama acı olan şudur, Allah'a düşmanlık yapmışlardır. Ve Allah kendi velilerine, kendi dostlarına olan düşmanlığı kendi üzerine almış ve bana düşmanlık yapmış demişlerdir. Sebep, çünkü o Allah'ın dostu olmuş. Sevmenin, muhabbet etmenin ölçüsü budur. Sen benim dostuma laf söylemen, bana laf söylemendir. Benim sevdiğime laf söylemen, bana laf söylemendir.
Benim sevdiğime eziyet etmen, bana eziyet etmendir. Ben bunu böyle görürüm hep. Birisi kalkar, benim evladıma eziyet ederse, Mustafa Özbağ'a eziyet etmektir o. Birisi kalkar, benim eşime eziyet ederse, Mustafa Özbağ'a eziyet etmektir o. Veyahut da X kimse, birisi kalkar, Cevdet'in eşini eziyet ediyorsa, Cevdet'e eziyettir o. Sebep, çünkü o ailenin reisi o. Veyahut da bir Sufi topluluk. Siz bizim bir derviş kardeşimize eziyet ediyorsanız, bize eziyet ettiniz. Bir derviş kardeşimize bağırıp çağırdıysanız, bize bağırdınız. Dervişliğinden dolayı. Onun dervişlerinden dolayı, ona hakaret ettiyseniz, bize hakaret ettiniz. Çünkü o dervişliği bilmiyordu, bu dergaha gelince öğrendi.
Eğer onu siz zikriyle alay ettinizse, Allah'la alay ettiniz. Ama cahillik diz boyu değil, boyu geçti. Boyu geçti. Ne yazık ki böyle insanlar şimdi. Ve o yüzden, bakın tekrar altını çiziyorum. Sen onun Allah dostu olduğuna inanmayabilirsin. Dilini tut, gıybet etme, iftira etme. Düşmanlık yapma. Hadi böyle zamanda sen etrafında elli kişi topla da ders ver göreyim. Herkesin alay ettiği, herkesin ötekileştirdiği, herkesin taş attığı, herkesin namusuna, şerefine, haysiyetine dil uzattığı, iftira attığı, bunlara göğüs gereceksiniz. Bunlara göğüs gererekten ne yapacaksınız? İnsanları Allah dedirtmeye, Allah'ı sevdirmeye uğraşacaksınız.
Maddi bir karşılığı var mı? Yok. Maddi bir getirisi var mı? Yok. Öyle olmasına rağmen siz onlara taş atacaksınız. Taş atanlar için söylüyorum. Eşine, çoluğuna, çocuğuna her şeyine laf uzatacaksın. Her şeyine iftira edeceksin. Her şeyine bir laf söyleyeceksin. Eee? Sonra Allah'tan hidayet mi bekleyeceksin? Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak iki gruba savaş açar. Direkt savaş açar. Birisi riba yiyenler, yani faizciler. İkincisi Allah'ın velilerine, dostlarına savaş açanlara. Onlara eziyet edenlere. Onlara cefa edenlere. Bırak canım kardeşim, sen onun şeyhliğine inanmıyorsan gitme peşinden. Nam'a dilini uzatıyorsun sen.
Nam'a iftira atıyorsun. Sakın hani kendim için konuştuğumu düşünmeyin. Yok, ben bazen diyorum ya, toplayın hadi on kişi, yirmi kişi, elli kişi. Hadi onlara bir Allah dedirtin bakalım. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah'ın husumet ettiği, Allah'ın savaş açtığı hiçbir kimse iflah olmaz. Hiçbir kimsenin iki yakası bir araya gelmez.
Allah savaş açtıysa zaten küfür üzerinedir o. Allah iman edenlerin dostudur çünkü. Allah iman edenler neden savaş açtın? O yüzden Allah dostlarına, velilere laf söyleyen, eziyet eden, küfrüne fetva verilenler olmuş. Verenler olmuş. Allah muhafaza eylesin. Üçüncü grup insan, alimlere eza. Yani biz ne yapacağız o zaman? Allah'a eza ve eziyet yapmayacağız. Resulüne eza ve eziyet yapmayacağız. Veliler, sahabelere eza ve eziyet yapmayacağız. Velilere eza ve eziyet yapmayacağız. Beşinci grup, alimlere eza ve eziyet yapmayacağız. Bu akşamki sohbetin de üçüncü grubu. Alimlere eza. Şimdi alimlere eza nasıl olur? İnsanlar oturuyorlar, İmam Azam'a laf söylüyorlar.
İmam Muhammed'e laf söylüyor. İmam Yusuf'a laf söylüyor. Selef alimlerine laf söylüyorlar. Alimlere laf söylüyor. Hakaret ediyor. Neler söylüyorlar, neler. Neler söylüyorlar, neler. Rabbim muhafaza eylesin cümleyi. Bu böyle uzun bir hadis-i şerif.
Bunu böyle dikkatli dinlemeye gayret edin. Ümmetin alimleri iki kişidir. Yani iki gruptur. Birisi, Allah-u Teala kendisine ilim vermiş. O da hiçbir maddi karşılık beklemeden ilmini çevresine yaymıştır. İşte bunun için denizdeki balıklar, karadaki hayvanlar ve havadaki kuşlar Allah'tan aff ve mağfiret dilerler. Ve bu kimse peygamberlere arkadaş oluncaya kadar Allah'a seyyid ve şerif olarak takdim edilir.
Bak, bir grup alim veya bir alim, yani bu şahıs olarak almış ama bir grup bunlar. Bunlar ne yapıyorlarmış? Bunlar normalde Allah-u Teala kendisine ilim vermiş. O da hiçbir maddi karşılık beklemeden ilmini çevresine yaymış. Bakın hiçbir maddi karşılık beklemeden. O yüzden ayet-i kerimede Cenab-ı Hak buyurur ki, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Ben bazen derim ya, İmam-ı Azam Hazretleri örneğin işte el ihtiyarı kaça yazdırdı acaba? Kaça o fetvaları verdi? Veya Serasi mevsutu yazarken kaça yazdığı mevsutu? Kaç para aldı acaba? Demek ki ücret istemeyenlerin peşinden gideceğiz. Yani bu kimseler devletin tabiri caizse Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kabul etmeyen kimseler.
O bir kanal, o bir damar Hanefilerin içerisinde. İmam-ı Azam, İmam-ı Muhammed, Serasi. Bunların böyle, bakın bu ayrı bir damardır. Bu damar, devletten para almayan, iaşe almayan, devletten makam almayan, devlet kadrosunda çalışmayan, halifenin emrine girmeyen imamlardır bunlar. Ben o yüzden birinci derecede İmam-ı Azamcıyımdır. Sonra İmam Muhammed'e bakarım, sonra Serasi'ye bakarım. Bunlar çünkü zalim iktidarların önünde el pençe durmamış, zalim iktidarların iaşesine tamah etmemiş, zalim iktidarların zulmüne mücadele etmiş, savaş açmış kimselerdir. İmam-ı Azam, Emevilere savaş açmış, Ememilerin devrilmesi için fetva vermiş bir imamdır. Sonra Abbasiler gelince, Emevileri devirip yerine gelen Abbasiler de hak ve hukuktan bahsederekten gelmişler, iktidar olmuşlar.
Ama Abbasiler de zulmetmeye başlayınca İmam-ı Azam onlara da fetva vermiştir, devrilmeleriyle alakalı. Bu şuna benzeterim ben. Hani bir kimse zulmediyordur, Allah o zulmedenin başına bir zalim tayin eder, o zalimle o zulmedenden intikamını alır, sonra o zalimin başına ayrı bir zalim tayin eder, o zalimden de intikamını alır, bir hadis-i şerifte de döner, Allah ondan da kendi intikamını alır diyor. Şimdi Emeviler Müslümanlara, Ümmet-i Muhammed'e, Ehl-i Beyt'e zulmediyordu, Cenab-ı Hak Abbasilerle Emevileri devirdi, Emeviler de zulmetmeye başlayınca Cenab-ı Hak Abbasileri de devirdi. Demek ki zulmeden bir iktidar, zulmeden bir yönetim, zulmeden bir parti, zulmeden bir oluşum yıkılmaya mahkum. Bunu Anadolu'daki İslam'ın tarihçesi ve bugüne kadar olan o olaylar bunun delilidir.
Bakın bu topraklarda kim Müslümanlara zulmettiyse devrilmiştir. Bir daha asla iktidara gelememiştir. Bakın bir daha asla iktidara gelememiştir. Bu milletin öyle bir iman, öyle bir feraset, öyle bir görüşü vardır ki, siz şımarırsanız, siz azarsanız, siz saparsanız, siz yoldan çıkarsanız, bu millet sizi devirir. Bir daha size iktidar yüzü göstermez. Bir daha size makam yüzü göstermez. Bir daha size mevki yüzü göstermez. Cumhuriyetin ilk yılları bu zulümleri yapan, bu işkenceleri yapan, bu ne yazık ki Müslümanlara kan kusturan insanların bir daha makam mevki yüzü görmemesi gibi. O yüzden Müslümanlara kim zulmettiyse Cenab-ı Hak onu yıkar. Cenab-ı Hak onu yıkar.
Çünkü müminin ahı, fakirin fukaranın ahı, mazlumun ahı, adaletsizliklerin altında inim inim inleyenlerin ahları arş-ı alayı titretir. Arş-ı alayı da titretince Cenab-ı Hak onların defterlerini dürer. İşte İmam-ı Azam Hazretleri'nin zamanında da Emeviler o kadar çok zulmetmişler ve Cenab-ı Hak Emevilerin defterini Abbasilerle dürmüş. Sonra da Abbasilerin de defterini dürmüş. İmam-ı Azam o yüzden benim çok hoşuma gider. Zulme karşı mücadele eden, zalimlere karşı mücadele eden, adaleti önde tutan, adaletsizliğe savaş açan bir kimsedir İmam-ı Azam Hazretleri. Ve İmam-ı Azam'a halifenin payandası ol, gel diyanet işlerinin başkanı ol dediğinde olmamış ve şehit olmuştur.
Buna karşı çıkarak. Talebesi İmam Muhammed de aynıdır. Talebesi İmam Muhammed de devlette görev almamış. Asla devletin yanında Şehli İslamlık makamına oturmamış. O devletin, zalim bir devletin yanında Şehli İslamlık yapmamış. Şehli İslamlık yapmayarak da ne yapmış bu dünyadan göçüp gitmiş. Serahsi de aynı. Serahsi de zamanının hükümdarları tarafından Şehli İslamlık teklif edilmiş. O da kabul etmemiş. O da kabul edilmeyince mübareğe bir kuyu açmışlar. Kuyu. O kuyunun içerisine hapsetmişler. Mevsutu kuyunun içinden, hıfzından yazdırmış Serahsi. Allah hepsinde şefaatini üzerimizde eylesin. Öyle mübarek zatlar. O yüzden demek ki alimler ikiye ayrılıyorlar. Birincisi ne? O ki Allah ona ilim vermiş. Allah ona ilim verince o ilmi fi ise bilillah.
Hiçbir ücret almaksızın Allah'ın ilmini yaymış. Maddi bir beklentisi yok. Bakın maddi bir beklentisi yok. Biz o konuya filanca kitabımızda cevap verdik. Alın onu oradan okuyun demiyor. Bizim seyidilerimiz kapının önünde satılıyor. Herkes aman az seyidilerimize para versin alsın. Para vermeden çoğaltanlar hakkımız helal değil demiyor. Veyahut da üstadımız, şeyhimiz böyle bir kitap yazdı. Nadide bir eser. Bu eserin fiyatı bu kadar demiyor. Veyahut da işte bir kimse şeyhinin hatıralarını yazdı. Şeyhinin sözlerini yazdı. Her sene şeyhinin sözlerini yayınlayıp para toplamıyorlar. Yani ilmi parayla satmıyorlar. İlmi parayla satmayan, ilmi makama değişmeyen, mevkiye değişmeyen, İlmiye alkışa değişmeyen, ilmini Kur'an ve sünneti saf bir şekilde etrafına aktaran kimseler.
Kimmiş bunlar? İşte bunlar denizdeki balıklar, karadaki hayvanlar, havadaki kuşlar. Bunun için aff ve mağfiret dilerler. Gökteki melekler bu alimler için aff ve mağfiret dilerler. Arş-ı Allah'ın melekleri bu alimler için aff ve mağfiret dilerler. O Allah'ın velileri, o Allah'ın dostları. Onların zaten dünya ile işleri yoktur. Kendilerine ücret toplamazlar. Fi sebilillah Allah'ın ilmini, Allah'ın sevgisini, Allah'ın aşkını, muhabbetini aktarırlar. Böyle olduğu için Arş-ı Allah'ın melekleri onlara dua eder. Gökteki melekler onlara dua eder. Yerdeki kurt, kuş, börtü, böcek ona dua eder. Sebep? Çünkü o velinin yüzü su yürmetine yağmur yağacaktır.
O velinin yüzü su yürmetine topraktan bitkiler çıkacaktır. O yüzden bitkiler onlara kendi lisanlarıyla dua ederler. Denizdeki balıklar kendi lisanlarıyla o veliye dua ederler. Ve o velinin emrinde olurlar. Yeryüzündeki hayvanlar o velinin emrinde olur. Ve öte alemlerde nitelendirdiğimiz diğer perdelerdeki varlıklar o velilerin emrinde olurlar. Ve o veliye dua ederler. O velinin tabiri caizse gölgesine kanadının altına girerler. Ve manevi olarak o velinin emrinde olurlar. O yüzden böyle bir veliye düşmanlık etmek Allah'a düşmanlık etmektir. İlmini Allah için yayan, ilmi Allah için insanların içerisinde anlatan ve bir maddi, manevi bir makam, mevki beklemeyen o alimin de sahibi Allah'tır.
Ona da bir kimse eza cefa verirse o da Allah'a eza cefa vermiş olur. O yüzden o Allah'a seyyid ve şerif olarak Cenab-ı Hakk'ın huzuruna takdim edilir. İkincisi, diğeri de o kimselerdir ki Allah-u Teala kendisine ilim vermiş. O da bu ilmini Allah'ın kullarından esirgemiş ve karşılıksız kimseye bir şey öğretmemiştir.
İşte buna kıyamet günü ateşten bir gen vurulur ve bir münadi mahşer halkına şöyle seslenir. Bu Allah-u Teala'nın kendisine verdiği ilme cimrilik edip onun kullarından onu esirgemiş ve parasız hiç kimseye bir şey öğretmeyen kişidir. Hesaptan kurtuluncaya kadar münadiler böyle seslenir dururlar. Demek ki ikinci grup alimler kimlermiş? Bu alimler de Allah'ın vermiş olduğu, kendisine vermiş olduğu ilmi cimrilik edip onu kullarına aktarmayan veya korkan veya çekinen o korkularının ve çekincelerinin esiri olan veya normalde para olmazsa hiçbir şey olmaz, ona ücret vermezsen hiçbir şey yapmaz. Yemeğini hazırlayacaksın, otelini hazırlayacaksın, harçını hazırlayacaksın, zarfını hazırlayacaksın.
Orada konferans verecek. Alim ya o. O parasız gitmez, makam arabasız gitmez, otelsiz gitmez. O büyük alim o. Ve o büyük veli, büyük bir şeyh. Onun parasını cebine harçını koyacaksın, arabasını tutacaksın, katını yatını tutacaksın, hizmetkarları tutacaksın, onu öyle götüreceksin. Allah muhafaza eylesin. Bunlar da ne oluyorlarmış, bütün hesaptan kurtuluncaya kadar münadiler diyorlarmış ki, bu Allah'ın kullarına parasız bir şey vermezdi, bu cimriydi ve bu hiç kimseye hiçbir şey öğretmedi.
Allah muhafaza eylesin. Ben her zaman söylerim, sen bir sanatkarsan etrafındaki insanlara sanatını öğret, cimrilik yapma. Sen bir iş adamısın, yanında yetişen bir kimse yetiştiyse, o kendi işini yapmak istiyorsa ona yardımcı ol, cimrilik yapma. O yüzden normalde bu alimler de iki kısım. Şimdi, bu ilk birinci saydığımız, fise bilillah karşılıksız ilmini yayanlar. İşte bunların üzerinde de normalde eğer ki bir kimse bir laf söyler, onlara eza cefa verirse, Allah muhafaza eylesin. Onlar da alimlere eza cefa verdiklerinden dolayı, Allah muhafaza eylesin. Ne yazık ki sıkıntıya uğrayacaklar. Bir hadis-i şerif, Allah'ım şu zamana ulaşmayın veya siz o zamana ulaşmayın ki o zamanda alime uyulmaz.
Halim olana karşı haya duyulmaz. Gönülleri, o zamanda insanların, yaşayanların gönüllüleri, acem gönüllüleri, dilleri ise Arap dilleridir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden demek ki öyle bir zaman geldi ki şu anda geldi. Alimlere tabi olan yok. Onlara uyulmuyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir edepli, terbiyeli, alim bir kimseye karşı da edepli davranılmıyor. Hayalı davranılmıyor. İşte öyle bir zamanda yaşıyoruz. O yüzden Rabbim muhafaza eylesin. Bu Hanefilerin meşhurdur. Fetuvai Bediye diye bir kitapları vardır. Bu Hanefi kitabında, Fetuvai Bediye'de bir kimse alimle alay etse karısı boş olur diye hükmü vardır. Yani bir kimse İmam-ı Azam'la alay etti. İmam-ı Muhammed'le alay etti.
İmam-ı Serahsi'yle alay etti. Mürşidi Kamiller de alim hükmündedir. Bir kimse bir mürşidi Kamil'le alay etti. Allah muhafaza eylesin. Ona küfür etti. Ona hakaret etti. Onların da ne yapmış oluyor? Eşleri boş olmuş oluyor. Rabbim muhafaza eylesin. Yine İmamlardan İbni Asakir bir nasihatta bulunuyor. Diyor ki, Kardeşim Allah seni ve beni hayır yoluna hidayet etsin. Bilmiş ol ki alimlerin eti zehirlidir. Onların kusurlarını araştırıp açıklayanlara karşı Allah-u Teala'nın adeti malumdur. Kim ki alimlerin kusur ve ayıplarını diline dolarsa Allah-u Teala ölmeden o kusur ona iptila eder. Nitekim ayet-i kerimede nur suresi ayet 63 Allah'ın buyruğuna aykırı hareket edenler başlarına bir bela gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.
Allah bizleri bunlardan sakınanlardan eylesin. İnşallah Cenab-ı Hak cümlemizi, dilini Allah'a eza vermekten, Resulüne eza vermekten, sahabelere eza vermekten, velileri eza vermekten, alimlere eza vermekten Cenab-ı Hak korusun inşallah. Önümüzdeki hafta biraz sohbet uzayabilir. Müminlere eza anlatacağız çünkü. Müminlere eza anlatınca da müminlerin üzerine iftira ayrı bir bölüm, gıybet ayrı bir bölüm, ondan sonra delikodu ayrı bir bölüm. Bunları ayrı ayrı mallarına, canlarına, onların normalde etraflarına eziyet vermek hepsi de ayrı ayrı bölüm. İnşallah bitirebildiğimiz kadarını bitireceğiz. Devam edeceğiz müminlere ezadan önümüzdeki hafta inşallah.
Şimdi böyle yine kısa kısa şey yapıyoruz ya, fitne hadislerinden devam ediyoruz ya, aslında 22-40 biraz da uzun oldu herhalde değil mi Salim? Bir saati geçti çünkü ben sizi bu Ramazan gününde daha fazla yormayayım, öyle söyleyeyim. Bu akşamki fitne sohbetini inşallah biz şey yapmayalım, devam ettirmeyelim.
Çünkü daha fazla kısa bu uygun da değil. Bir saat, on dakika olmuş sohbet, yaklaşık bir saat olmuş. Hakkınızı helal edin inşallah. Biz böyle sorular var inşallah. Bu sorulardan gücümüzün yettiğince, nefesimizin yettiğince devam edelim inşallah. Selamun Aleyküm.
15 yıl önce Konya'ya götürüldüm. Türbeyi adım adım gezdim. Altın yazıyla, ne Arapça ne olursan ol gel yazıyordu. Pirin Mevlana gezdirdi. Sizden ders almam için bu rüya yeterli mi, duanıza talibim ders almak niyazıyla. Yeterli olsun inşallah. Hadi bakalım kardeş. Senin dersini verelim inşallah. Allah mübarek eylesin, Rabbim daim eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. İki hafta önce rüyamı yazmıştım, okunmadı. İnşallah bir kusur işlememiştimdir.
Farkında değilim. Olabilir. Bizim kusurumuzdur, sizin değildir. Evet, rüyanız burada. 9 Nisan'da yazmışsınız. Bu sabah, sabah namazından önce ve sonra olmak üzere iki defa rüya gördüm. Ders almak için istere yapmamıştım ama kalbimde o niyetle uyumuştum. Namazdan öncekinde sohbet videolarınızdan birini seyrediyorum. Sadece şu cümlenizi net olarak hatırlıyorum. Yapma kardeşim, sen yapma. Genel bir hitap ile hizmette gönlü olmayan kişilere seslendiğiniz anlaşılıyordu.
Rüyanın akabinde namaza uyandım. Namazdan sonra 300 kelime-i tevhidi çekip yeniden uyudum. İkinci rüyada siz bir ayet-i kerimeyi tefsir ediyordunuz. Sohbet meclisine katılanlar arasında ben de vardım. Bu sefer sadece şu cümleniz aklımda kaldı. Yardım işte bu kişileredir. Rüyada bu sözünüzden şunu anlamıştım. Ayet-i kerimede Allah'ın dinini yaymak için gayret etmekte olan kişilere kesinlikle yardım ettiğini, o yardımın ise sadece elini taşının altına koyanlara verildiğini ve bu kişilerin kendini reklam etmek gibi bir derdi olmadığını,
kendini göstermek için öne çıkan, kendini mücahit zanneden bazı kişilerin ise boşuna debelendiklerini, Allah'tan gelen o yardımdan mahrum kaldıklarını anladım. Hakkınızı helal edin, helal olsun. İki hafta önce, evet. Ertesi gece başka bir rüya daha gördüm. Dernek olduğunu düşündüğüm bir mekandı. Bir odaya doğru ilerliyordunuz. Arkanızda yüzlerini ve cisimlerini görmediğim ama iki kişi olduğuna kanaat getirdiğim beyler vardı. Ben de onlarla beraber sizin arkanızdan geliyordum. İçimden acaba böyle davaisizce sizi takip ederek edepsizlik mi ediyorum diye biraz da çekiniyordum. O beylerden biri edeple suçumuz sadece sizi takip ediyordu. Diğer bey ise size bana dersimi verseniz dedi.
Siz de ona önce bir silsilenin arkasına geç diye cevap verdiniz. O cevabı verirken bir odadan içeri girdiniz. Odanın kapısı da kapının olduğu duvar boydan boya ahşap çerçeveli camdı. Siz odadaki masanıza doğru ilerlediniz. O iki bey ve ben kapıda durduk. Ders almama müsaade var mıdır? Var. Allah mübarek eylesin inşallah. Cenab-ı Hak daim eylesin. Cenab-ı Hak inşallah nefsine uyup geri dönenlerden eylemesin. Her daim Allah'a yaklaşan kullarından eylesin inşallah. Maşallah. Rüyaların çok güzel. Selamun Aleyküm. Ben Çanakkale'den Hilal Eneç'in babasıyım. Bir rüya gördüm.
Kızım size atmamın uygun olacağını söyledi. Rüyam şöyle. Sabah namazından sonra uyudum. Gördüğüm rüya. Anneannemin ahşap evindeyiz. Küçük odasına girdim. Küçük odada iki adet biraz eskimiş, üstü örtülü olmayan koltuklar var. Onlara bakarken ayakta Sayın Mustafa Hocam beyaz elbisesiyle iki kolları açık şekilde işaret ederek konuşmadan buraya bak dedi. Sonra yanı başındaki üzeri örtülü koltuğun üzerindeki örtüyü açtı ve bana buraya otur diyerek iki eliyle gösterdi. Bu koltuk Hazreti Mevlana'nın dedi. Ben de çok etkilendim. Ağlayarak uyandım. Rüyamı tevhül ederseniz çok mutlu olurum. Yolunun Hazreti Mevlana'nın yolu olduğu inşallah ve sizin ders almanız gerekir. Ben şimdi bunu şeyhimi görmüş olsaydınız böyle ben derdim ki sizin ders almanız lazım ve o Şeyh Efendi'den yol gideceğinize aşikar ve yolunuzda mevlevilik derdim.
Allah iyi etsin inşallah. Hayırlı akşamlar. Ben talebeniz Nigara'nın abisi Emil. Rüyamda sizi gördüm. Yüzünüzü tam göremesem de sizin ile konuştuğumu hissediyorum. Rüyamda size küfür ediyorum. Siz bana ders verecekken döndünüz tam adım adım giderken bir ses geldi. Allah versin diye. Siz bana dönüp bak görüyor musun? Ben ders vermeyecektim ama Allah ver diyor. Gidelim dediniz. Siz önde ben arkanızda yürümeye başladık. Bir ağacın üstünde ev gibi bir yere çıktık. Siz elinizi bağlayıp namazda durdunuz. Ben de hemen yanınıza durdum.
Bir anda hocam sizinle beraber havaya yükseldik. Yani evin içerisinde bir metre gibi. Sonra aşağıya tekrar indik. Ben uzandım. Siz sırtıma göğsüme bastırıp ve şunu diyordunuz. Görüyor musun? Bak şeytanı öldürdüm içindeki. Ben secdeye gittim. Oracıkta ağlamaya başladım. Allah hayırları vesile eder inşallah. Bu şekilde hocam. Bir konu daha var hocam. Hakkınızı helal edin. Kardeşim okumaya gittiğinde sizin sohbetlerinize katıldığını duyunca ne işin var orada? Onlar hep kafayı yıkıyorlar. Ticaret için insanları kullanıyorlar diye küfür ediyordum. Tekrar hakkınızı helal edin. Ders alman gerekiyor. Ders alırsan hakkım helal olur. Ders almazsan hakkım helal değil.
Çünkü rüyanıza göre ders almanız lazım. O yüzden ders alırsanız hakkım helal olacak. Bana söz vereceğiniz namazı kılacağınıza, dinin emirlerini yerine getireceğinize, haramlardan uzak duracağınıza ve ders alacağınıza o zaman hakkım helal. İnşallah. Hayırlı akşamlar hocam. Benim sorum kameramanın Salim abi olacak. Salim abi, üstad en son dua ederken tam o sıra bir şeyler söyleyeceği zaman neden hemen yayını kapatıyorsunuz? Bu Salim'le alakalı değilmiş.
YouTube'un band genişliğiyle alakalıymış. Bir saat sonra filan tekrar izlediğinizde bütününü veriyormuş. O zaman yani buradaki biz veriyi hızlı gönderiyoruz ama band genişliğine göre onlar yani o zaman yarım dakika filan geç mi gidiyor yayın? Öyle mi oluyor? Evet. Önemli yerde kesilmiyormuş yani. Bu Salim'in suçu kabahatı değil. Kim demiş zaten kabahat benim diye. Kabahat oldu YouTube'un. Salim attı YouTube'a inşallah. Hayırlısı. Evet. Selamun aleyküm hocam. Evlenmek istiyorum. Dua eder misiniz? Evlenmek dediğin bir dakikalık iş canım kardeşim ya. Evlenmeyi bu kadar gözünüzde büyütmeyin. Allah muhafaza eylesin. Evlenmek dediğiniz şey bir dakikalık iş.
Bir dakikada evlenir insan. Şimdi insanlar kendilerince böyle çok böyle şey yapıyorlar. İnceleyip sık tokuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm. Sevgili babam. İsmi Mustafa Çavuş. Almanya'dan yazıyorum. Müstakbel eşim. Anita duanız hürmetine ayten olma yolunda ilerliyor. Kelime-i tevhid ve kelime-i şehadet çekmeye başladı. Ve bir günde oruç tuttu. Sizden dualar talep ediyor. Ellerinizden hürmetle öpüyoruz. İnşallah nikahımızı siz kıyasınız diye heyecan ve hayal içindeyiz. İnşallah Mustafa.
Selam söyle eşine de inşallah. O ama ayten olmuş bile. Kelime-i tevhid getirdiyse o Müslüman oldu. Hele bir de oruç da tutmuş. Allah mübarek eylesin. Selam söyle inşallah. Onunla kardeşlerin canlı zikri sırf dinlenebilinir mi? Evet. İştirak etmeyince dinlerken yiyilip içilir mi? Evet. Mesela iftar zamanı veya sahurda veya dışarıda giderken olabilir. Dinlemek dahi zikrillahtır. Bir kimse zikri dinlerken yer içebilir mi? Evet. Bunda bir sıkıntı olmaz. Önemli olan orada kendi gönlünün zikrillahta olduğunu da gösteriyor. Boş bir şey dinleyeceğine zikrillahtır. Harika bir şey. Bin bir tevhid çeken kardeşler dersli kardeşlere zikri tam yaptırabilir mi?
Yaptırabilir. Normalde bizim farklı ders verme şekilleri var. Bazısına bin bir tane zikrillahtır veriyorum. Bazısına normal ders veriyorum. Yani onun dersli olmadığını göstermez. Böyle tuhaf bir algı oluşmasın yani. O yüzden o normalde ona Cenab-ı Hak öyle nasip etmiş. O bin bir tevhid çekecek. Bin bir tevhide devam edecek. O da tevhid çıkıyor sonuçta. Yani öbürkü ona ilave olarak estağfurullah, el-azimle salatu selam var. Bu böyle öbürküne de bin bir tevhid verilmiş. Bunda bir sıkıntı yok. Yani böyle bir algı oluşuyor. Bir sufi topluluğunun içerisinde herkesin dersi farklı olabilir. Herkese farklı ders verilebilir. Herkesin rengi farklı, yolu farklı kendince.
Durduğu yer farklı. O yüzden bu farklılıklar bir zenginliktir. Böyle bir ayrılık değildir. O yüzden bizden derste olan bütün herkes, bunun tekrar burada altını çizerekten söylüyorum. Ders yaptırır, ders verebilir. Ondan sonra evini derse açabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Yani bu hani ders yaptırabilir, ders verebilir dediğim nokta, ders yaptırma noktasında. Orada hani insanlar toplar, tehdit çektirir. Bu manada söyledim. Öbür türlü ders vermek için, biatlaşması için ya üstadın tayin etti kimselerle biatlaştırır ya da üstad kendisi biatlaşır. O yüzden geri kalan ders yaptırabilir. Bizden derste olan bütün herkes, istediği yerde, istediği şekilde arkadaşlar, kardeşleri toplayıp bu pandemi sürecinde ders yaptırabilir.
Orada derse iştirak edebilir. Bunda benim bana özel, benden yeniden böyle müsaade almalarına veya başka yerlerden müsaade almalarına ihtiyaç yok. Tekrar tekrar söylüyorum bunu. İki kişi topla eşini çocuğunu evde, evde zikrullah yap. Üç arkadaş toplanmışsınız, iftar ediyorsunuz, zikrullahsız yapmayın. Veya iki üç arkadaş toplanmışsınız, sohbet ediyorsunuz, zikrullahsız ayrılmayın oradan. Zikirsiz kalmayın hiçbir şekilde. O yüzden bir sıkıntı yok. Zikri yaptıran nelere dikkat etmesi lazım? Normalde bizim o zikir yaptırma şeyimiz, seronomimiz, ölçümüz belli. O ölçüye uyacak eğer uzun bir zamansa. Yok uzun bir zaman değil, üç kişi toplandık, bir sohbet ettik, bir işimiz vardı, kalkıyoruz. Evtarlı zikir fâle vennâhû.
La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, Allah, Allah, Allah, Allah gibi zikrullah yaptı, kalktı. Dersi derstir. O yüzden mesela o kısa bir zaman aralığında, beş dakikalık bir zamanları var, üç dakikalık bir zamanları var. Üç kişi, dört kişi toplandılar, Allah'ı zikredebilirler ve zikrullah yaptırabilirler. Bunu kim olacak? Örneğin işte oranın en eski ders alanı olabilir. Veyahut da böyle bazı insanlar vardır, cevvaldir böyle bir şey derler, toparlar, yaptırır. O kardeşler de yapabilirler. Hiç sıkıntı yok. Canım kardeşim, kimmiş?
İsminiz Süleyman Tugay Akgül. O kadar uzun rüya yazmışsınız ki, bunu buradan okursam şimdi uzun olur. Sen inşallah bunu benim kendi bana atsan bu rüyayı inşallah. Arkadaşlar, bizden ders almış olan kardeşler bir soru yazmasınlar, iki rüya yazmasınlar demiştim.
Selamünaleyküm, hayırlı geceler, müsaadenizle iki tane sorum olacak. Eşim kardeşleriyle malları tapuda değil de aralarında paylaştılar. Annesine de bir parça yer ayırırlar. Kim bakarsa o yer ona kalacaktı. Kayınvalidemle biz ilgilendik sağlığında. Tarlayı bize vereceklerdi ama annem ölünce vazgeçtiler. Ben de helal etmiyorum, herkese haram olsun diyorum. Acaba günaha giriyor muyum? Hayır. Bir de namaz kılarken, enteyatü okurken tam eşedü en la ilahe illallah derken, bende bir titreme oluyor. Bunu merak ediyorum. Hayırlı akşamlar. Allah yesin inşallah. Sıkıntı yok. Selamünaleyküm, size bir sorun var. Arkadaşlar, ailece kadın erkek ilişkileri nasıl olmalı? Selamünaleyküm, evimize gelen misafirlerimiz kadın erkek bir arada oturmak istediler.
Ben ayrı ayrı oturalım dedim. Dinimize göre nasıl olmalı? Ayrı ayrı oturulursa hoş olur. Ama belli bir yaşa gelmiş. Belli bir konumda, durumda olanlar için bu böyle söz konusu olmaz. Ama böyle genç arkadaşlar, birbirleri ayrı ayrı oturmalarında fayda var. Mesela dediğim şey şu, bir kız çocuğu düşün, babası yaşındaki bir kimse ise eğer, mesela bir odanın içerisinde oturabilir alim bir zatsa, ne bileyim onunla, mesela bir üstadla olabilir bu.
Hani bir, hep beraber oturulabilir ama üstadın haricinde hiç kimseyle beraber oturulmaması uygun olabilir. Daha uygun. Selamünaleyküm, biz hakkımızı, kendimizi müdafaa edemiyoruz. Kelime ve cümle bir araya getiremiyorum. Kalbimde korkaklık oldu. Korkuyoruz. Haklıysan korkmayacaksın inşallah. Devam edeceksin, Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamünaleyküm, ben Halil. Yılmaz Öztürk ve Silesi ile sizinle tanıştım. Öz abim de sizden ders almakta.
Geçenlerde bir rüya gördüm. Rüyada abime ulaşmaya çalışıyordunuz. Ulaşamadınız sanırım ki, görüntülü olarak bana arama yaptınız ve abimi sordunuz. Hatırladığım kadarıyla bu kadar. Ellerinizden öperim. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamünaleyküm, ben küpeli dervişiniz.
Grupta bazı arkadaşlar istedikleri gibi hakaret edebiliyor. Kimse bu duruma müdahale etmiyor. Mesela en yakın zamanda şahsıma karşı milliyetçiliğime laf edildi. Omurgasız tarafta durduğunu belirterek omurgasız olduğumu itham etti. Başka bir arkadaş da devamlı teyzemin oğlu Taha Ünün zamanı da başbakanın danışmanı olduğu vakit neden sesimin çıkmadığını iki kere üstte üste belirtmesi. Ben kimsenin şahsına karşı herhangi bir hakaret veya belden aşağı vurmadığım halde bu hakarete maruz kalmak beni içten ve derinden üzerken bir de aynı arkadaş benim grupta hiçbir parti adına konuşmadığım halde parti propagandası yaptığımı söylemesi sabrımı aşırı zorluyor. Sizin dervişiniz olarak gruptaki bu tarz konuşmalara karşı veya bu tür durumlar karşısında nasıl davranmalıyım?
Bir derviş kardeşimize bir sufi kardeşimize hakaret eden, bağıran, çağıran, ona tepeden davranan bizden değil. Bunu daha önce çok açık ve net söyledim. Tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum. Herhangi bir derviş kardeşimize, herhangi bir derviş kardeşimiz ona hakaret ediyorsa, ona tepeden bakıyorsa, bağırıp çağırıyorsa bizden değil. Bu kadar net. Hatta diyorum ki bu kardeşler derslerini bırakıp gidebilirler. Net çizgimiz bu konuda. Hiç kimsenin bağırmaya, çağırmaya, hiç kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yok. Ben şöyle görüyorum. Biz toplum olarak anne baba sevgisini tam tadabilmiş bir toplum değiliz.
Okula gittik, okulda sevgi görmedik öğretmenlerimizden. Ailede annemiz babamızdan sevgi fazla görmedik. Okula gittik, okuldaki öğretmenlerimizden sevgi görmedik. Toplumda, mahallede, kahvede, orada burada sevgi görmedik. Biz bir askere gittik, askerde sevgi görmedik. Ben kendim için söylüyorum onu da. Adam dakika bir, gol bir kalktı, hepimize küfretti. Bu sefer ben de kalktım ona kaykıldım. Biz buraya namusumuza küfretmeye mi geldik diye. İş büyüdü acem birliğinde benim. En sonunda biz bölük komutanına kadar gittik. Bölük komutanın yüzüne söyledim. Bir namusumuzu beklemeye geldik. Namusumuzu buna mı küfrettirecektik dedim ben.
Adam yemekhane sorumlusu. Orada işte herkes de bulaşık yıkıyor. İşte ben de yaşlıyım, onlardan daha büyükyüm diye. Bana dediler abi sen dokunma, boş ver biz yaparız. Ben gene onlarla beraber çalışıyorum. Yemekhane sorumlusu geldi. Hepimizin anasını avradına sövdü attı. Ben de aldım altıma. Oran mı istiyor, buran mı istiyor? Dakika bir, gol bir daha bir haftalık filanız askerde. İş büyüdü. Askere gidiyoruz, askerde sevgi görmüyoruz. İş yerinde gidiyoruz, iş yerinde sevgi yok. Yani sevgisiz bir toplumuz biz. Yani bu insanlar bir dergaha girmişler, bir topluluğa girmişler. Bu toplulukta sevgiyi, muhabbeti, şefkati, merhameti arıyorlar. Bakın bütün insanlar sevgi, şefkat, merhamet arıyor.
Bütün insanlar. Zalim bir dünyanın zalim insanları altında inim inim inliyor insanlık. Ve o zalimlerin içerisinde kalbi katılaşmış, kalbi körelmiş, taşlaşmış, gözleri perdelenmiş, kulakları tıkanmış bir insanlık topluluğu var. Bunun altında inliyor insanlar. Evde eşler birbirine zulmediyorlar. Evde anne baba çocuklarına zulmediyor. Çocuklar anne babaya zulmediyor. Büyük bir kaos var. Bakın büyük bir kaos var. Gücü yeten gücü yettiğine zulmediyor bu dünyada. İftiralar, gıybetler, dedikodular, haksızlıklar, adaletsizlikler, her türlü zulüm, her türlü kayırmacılık, her türlü aldatmacılık. Ben baktığımda kendi kendime diyorum ki bütün dünya karanlığın üzerinde yüzüyor.
Ve bütün bu karanlığın içerisinde aydınlık bir oda, aydınlık bir ev. Bu ne? Sufi topluluk. Biz zaten sevgisizlikten, adaletsizlikten, zalimlerden, şefkatsizliklerden, merhametsizliklerden, insansızlıklardan kaçmışız, sığınmışız Allah'a. Allah'a sığınmışız. Ve ben bir dergaha gireceğim, şefkat, merhamet, lütuf, ikram, ihsan beklerken orada da bana bağıracaklar, çağıracaklar, küfredecekler, hakaret edecekler.
Yok kardeşim böyle bir dünya ya. O yüzden hakkım helal değil diyorum. O yüzden bizden değil diyorum. O yüzden bizden değil. Burada bir derviş kardeşine bağıran, çağıran, hakaret eden, tepeden bakan bizden değil. Bu kim olursa olsun. Kim olursa olsun bu. Bu kolum olacak, kolumu keser, koparır atarım. Kim olursa olsun bakın bunu yapan. Herkes istediği partiye gider, oy atar. Bizi ilgilendirmez. Ben Mustafa Özbağ olarak 30 kusur yıldan beri bu sufi topluluğun içindeyim. Bir kezden bir keze şu partiye oy atın demem. Ben bir tek Cumhurbaşkanı'nın halk seçsin diye onda evet oyu kullandırdım. Herkes beni bir partiye bağlamaya çalışır. Benim hiçbir partiyle bağım yok.
Hiçbir partiyle. Benim partim, vatanım, milletim. Benim dinim Kur'an, sünnet, sahabelerin yolu, imamların iştahı, her daim derim. Din olarak bunların dışında size bir şey anlatırsam bana nasihat edin, beni düzeltin. Bu konuda beni uyarın, bana nasihat edin derim. Ama benim siyasetim, vatanım ve milletim. Ben vatanını seven insanım. Ben bu milleti seven insanım. Ben bu toprakların çocuğuyum. Ben sütü bozuk, kanı bozuk bir kimse değilim. Değilim. Benim aslım, astarım belli. Benim aslım, astarım belli. Ben bu vatana gözünü diken adamın veya kadının veya devletin kim olursa olsun gözünü 118 sefer oyarım. Oymak için mücadele ederim.
Benim vatanıma, milletime el uzatacak olanın kolunu kopartırılacaksa kolunu kopartırım. Devlet müsaade etsin, ben gider savaşırım da. Hiçbir sıkıntı yok. Ben devlet düşmanı değilim. Bunun da altını çiziyorum. Devletin yanlışlıkları var, eksiklikleri var, noksanlıkları var, çuval dolusu var hem. Ama devletin yıkılmasına, devletin tavrımar edilmesine taraf değilim. Böyle bir şeyim yok. O yüzden devlet bizim devletimiz. Bu devlet Osmanlı'dan kalan bir devlet. Osmanlı'dan bu kaldı. O yüzden devletin eksiklikleri, noksanlıkları çok mu? Tekrar söylüyorum. Çuvallar dolusu var. Devleti idare edenler var, bürokratların var, particilerin var, siyasetçilerin var, var, olu var. Ama yine de devletin yıkılmasına taraf değilim.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden o yıkıntının altında herkes kalır. Bunu aklınıza sokun. O yıkıntının altında herkes kalır. Ama ve lakin böyle siyaset için, parti, purti için kardeşler birbirlerini kırarlar, birbirlerini üzerlerse, gerçekten beni kırmış, beni üzmüş olurlar. Birbirine hakaret eden, birbirine bağırıp çağıran, tekrar söylüyorum. Bizden değil. Dersini bıraksın gitsin ya da o kardeşlerle helallatsın. İkisinden biri. Her kim ise, kadınlardan, erkeklerden. Kimsenin birbirine bağırmaya, çağırmaya, hakaret etmeye hakkı yok. Yapanlar bana yapmış, ben kendi üzerime alıyorum. Orada bir derviş kardeşimizi bağırıp çağırdıysa bir kimse, onunla alay ettiyse, ona hakaret ettiyse, bana etti.
Bana etti, bir başkasına değil. Tekrar diyorum, bana etti. Bizim içimizde sevgi, muhambet, şefkat, merhamet hakim olacak. Biz birbirimize yardım edeceğiz. Birbirimize destek olacağız. Biz toplumda sevgisizlikten sevgiye kaçan, aşksızlıktan aşka kaçan, biz merhametsizlikten merhamete kaçan bir topluluğuyuz. Birbirimize zulmetmeyelim, birbirimize haksızlık yapmayalım, birbirlerimize adaletsizlik yapmayalım. Birbirimize kalkıp da öyle laf söylemeyelim, gıybetini etmeyelim, dedikodusunu yapmayalım. Yapanlar tekrar söylüyorum, bizden değil. Bizden değil. Ya gidecekler, onlarla tam bir şekilde helallaşacaklar, ya da derslerini verecekler, gidecekler. Allah muhafaza eylesin. Tekrar altını çiziyorum. Siyaset çok fazla, benim bir herhangi bir partiyle bir bağım yok.
Olmaz da zaten. Bakın olmaz da. Bugüne kadar olmadı, bugünden sonra da olmaz. Ben nerede vatana, millete aykırı bir şey yapılıyor, ben onu eleştiririm. Parti gözetmeksizin. Nerede Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söyleniyor, ben onu eleştiririm. Kimden gelirse gelsin. Ben Kur'an ve sünnetin doğrularını gücümün yettiğince, gücümün yettiğince her yerde anlatır, her yerde haykırırım. Benim için ölçü bu. O yüzden kardeşlerin arasında birbirini kırmak, üzmek, birbirini incitmek, birbirine laf söylemek, hiç haz etmediğim, hiç kaldıramadığım bir şey. Hayır. Kimsenin kimseye buna hakkı yok. Yapanlar benden değil, bizden değil. Derslerini bırakıp gitsinler ya da helal kalsınlar. Allah muhafaza eylesin inşallah.
Benim hararetimi yükselten, beni böyle üzen en önemli şey bu. Yıllardan beri. Bakın yıllardan beri. Benim en çok canımı sıkan şey odur. Benim en çok üzen şey odur. Bir derviş kardeşin başka bir derviş kardeşi bağırıp çağırması, hakaret etmesi, onu ötelemesi, onu böyle bir şey zannetmesi veyahut da bir toplu bir derviş kardeşlere onların hepsini hakaret etmek, bağırmak, çağırmak onun maneviyatsızlığını gösterir.
Onun bize intisaplı olmadığını gösterir. Onun bizim yolumuzda olmadığını gösterir. Ben bazen derim ya, bir çiçek büyütmemiş o. Bir çiçek büyütmemiş o. Bir çiçek büyütseydi öyle olmazdı. Huu hu. Selamun Aleyküm hocam.
Sorum olacaktı size. Kaza namazını, vakit namazı kıldıktan sonra kılsak, en sonunda dua ve tesbihatı yapsak olur mu? Olur. Nur ala nur olur hem de. Birkaç ay önce korona sebebiyle babam vefat etti. Babamın hayali Afrika'da bir su kuyusu açmaktı. Vefadeti için gerçekleştiremedi. O su kuyusunu babamın adına ben açarsam babamın yararına olur mu? Sevabından faydalanır mı? Ya da başka neler yaparak babamın amel defterine güzel işler ekleyebilirim? Baban adına bir yerden bir su çıkartabilirsin. Baban adına bir böyle devam edecek bir hayır hasen etişleyebilirsin.
İnşallah. Amel defteri kapanmaz. Üç topluluk söyler. Bir tanesi de böyle hayırlı bir evlat yetiştiren anne babanın da öldükten sonra amel defteri kapanmaz. Selamünaleyküm. Hayırlı geceleriniz olsun. İnşallah. Ölmeden evvel ölünüz hadis-i şerefini bize anlatabilir misiniz? Bir de ey iman edenler iman edin. Nisa suresi 136 ayeti. Bu ayeti kerimede açıklarsanız çok sevinirim. Ey iman edenler iman ediniz. Her daim imanınızı taze tutunuz ve yenileyiniz. Bir günah işlediğinizde bir kusur işlediğinizde tövbe ediniz her daim. Ve de her daim imanınızı yenileyiniz. Çünkü bu konuda hadis-i şerifte var. Ölmeden önce ölünüz. Siz nefsinizle mücadele ediniz.
Ve nefsiniz bu konuda mücadele ederekten terbiye ediniz. İnşallah. Selamünaleyküm. Bugün sarıklı, aksakallı, yaşlı bir amcaya selam verdik. Selamımızı aldı. Yanımdaki arkadaşın bıyıkları uzundu. Dudaklarını kapatıyordu. Evladım dedi. O bıyıklarını kes, dudaklarını kapatmasın. Yemek yerken o bıyıklarına değerse yediği yemek korkarım ki haram olur. Bıyık konusunda bize bilgi verebilir misiniz? Yani yediği yemek haram olmaz. Öyle bir şey olmaz da. Orası biraz ağır olmuş. Ama normalde bıyıklarınızı kırpınız, sakallarınızı uzatınız. Hadis-i şerif var. Bıyıklarınız dudak hizasını geçmezse hala olur. Selamünaleyküm hocam. Bir rüya gördüm. Yorumunuz nedir acaba?
Benim annem, benim nenem üç sene önce vefat etti. Dün akşam sahur ve sabah namazından sonra gördüm. Bir tane dayımın elinde mor yüzük vardı. O yüzüğü havada kaldırıyordu. Ve nenem gökyüzünden yıldız gibi parlayarak aşağı iniyor. Ve insan olarak dedemlerin evine geliyor. Ben de diyorum ki nenem ölmüş geliyor her gün. Sonra en küçük dayım yine aynı şekilde yukarıdan çağırıyor. Hatta bir tane adam beni gösterir ki iman zayıf, ya imansız diyor. Benim için Allah razı olsun hocam. Bekliyorum yorumunuzu. Dayınız hayırlı bir insan. O yüzden o dayınız hayırlı bir insan olduğu için anneannenize devamlı sevap gidiyor. Ama sizinle alakalı sıkıntı var. İnşallah tövbe edin. Rabbim muhafaza eylesin inşallah.
Selamun Aleyküm. Ramazan fitresi için kapıya başka cemaatlerden geliyorlar. Vermedim. Biz para toplamaya karşıyız. İhtiyacı olanlara bizler zaten elimizden geldiği kadar yardım yapıyoruz diyerek cevap verip gönderdim. Böyle durumlarda nasıl tavır sergilememiz gerek? Hayırlı akşamlar. Tavrınıza bir sıkıntı yok. Kim? Süleymancılar cemaatiymiş. Hangi cemaat olursa olsun böyle kapı kapı toplanıp böyle fitre, zekat toplamaları çok hoş değil. Allah muhafaza eylesin. Biz bunları tasvip etmiyoruz. Hangi cemaat olursa olsun, hangi topluluk olursa olsun kapı kapı zekat toplamak, fitre toplamak veya işte himmet toplamak, işte ne bileyim para toplamak, yardım toplamak bizim şiarımız değil, yolumuz değil bunlara karşıyız biz.
Tevhid'in manası kendini bilmek anlamak mı yoksa Allah'ı mı Allah'ı anlıyoruz. Ama sonuçta insan kendini bilmeden Allah'ı anlayamaz diye düşündüm. Biz Allah'ı zikrederiz. Biz o yüzden işin felsefik tarafını çok kurcalamayız. Allah beni zikredin, ben de sizi zikredeyim demiş. Bu bizim zevki, bize yeter. Sağlık sıkıntısı yaşıyorum. Bu benim iş hayatımın da, aile hayatımın da olumsuz yönde etkilediği her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Hem hastalığım hem normal aile ve iş yaşantım. Benim de artık sabrım tükenmeye başladı. İsyan edesim geliyor. Sağlık sıkıntısından ibadet ve zikeri de yapamıyorum.
Tüm bu olumsuzluklar karşısında bana ne yapmamı tavsiye edersiniz. İbadeti hiç bırakmayın. Her kim olursa olsun, biraz sağlığı bozulunca insanlar ilk bıraktıkları ibadet oluyor. Çok hata yapıyorlar. Çok yanlış yapıyorlar. Yani sağlığı bozulanlar ibadetlerini hiç terk etmeyecekler. Namazlarını, zikirlerini hiç terk etmeyecekler. Sağlığı bozulup da normalde ibadetlerini ve zikirlerini terk edenler, yapmayanlar, ne yazık ki Allah'la olan irtibatlarında kesintiye uğruyorlar. Her ne olursa olsun inşallah ibadetlerine devam etmeleri lazım. Veda hutbesinde 124.000 sahabe var iken, Peygamber Efendimiz'in cenaze namazını 17 sahabenin kılmasını ben anlayamadım.
Bu konuda bizi aydınlatabilir misiniz? Normalde 124.000 sahabe bütün Arap Yarımadası'na toplanmış vaziyetteydi. Haç esnasında toplandılar. Haç esnasında toplanınca veda hutbesi onlara oldu. Hz. Muhammed Mustafa vefat ettiğinde 124.000 sahabenin de bir yerde olması beklenmez. Çünkü acele ediniz, hadis-i şerif var. Ölüyü gömmekte, borcu ödemekte, namazı kılmakta hadis-i şerif mucibince, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat edince onu defnettiler.
Sonradan üzerinde hep gıyabında cenaze namazları kıldı herkes. Selamun Aleyküm. Allah'ı ve insanları bilerek düşmanlık yapan kavimlerin ebedi cehenneme gitmesini anlayabiliyorum. Ya hak peygamberlerin izinden gitmeye çalışan ehli kitabın hali ne olacak? Biz kendi içimizde mi insanları dinimize anlatamıyorken, hayatına Darül Harp'te başlamış, din, diyanet, ilim gösteren olmuş ve hayatını Darül Harp'te sonlandırmış insanların halini ne olacak?
Hangi yürek dayanır bu kadar çok insanın cehenneme gitmesine? Ne yapmalıyız? Hangi açıyla bakmalıyız? Herkese Hz. Muhammed Mustafa'nın sağ olduğu ve tebliğ bütün dünya üzerinde biliniyor şu anda. O yüzden insanlar hak ve hakikati araştırmıyorlarsa, hak ve hakikate koşmuyorlarsa kendilerinden kaynaklanıyor. Biz Allah'tan daha merhametli değiliz. Selamun Aleyküm. Ben Bursa'dan Yunus Emre. Bir süredir internetten sizi izliyorum. Zikirlere katılıyorum. Rüyamda sizi gördüm. Bir koltuktan yan yana oturuyorduk. Siz bana Kur'an ya da bir din kitabından bir şeyler okuyarak anlatıyordunuz. Ben kitap okumak için acele edince siz bana tebessüm ettiniz ve bana acele etmememiz gerektiğini söyleyip o kitaptan bir sayfa açarak bana bu sayfa çok önemli, burasını dikkatle okumanız lazım dediniz.
Ve o sayfanın ehemmiyetini belirttiniz. Allah mübarek eylesin Yunus Emre. İnşallah sen de ders alacaksın, yola gireceksin. İnşallah. Hayırlı, nurlu kandiller demiş kardeşimiz ama bugün kandil değildi. Benim merak ettiğim bir konu var. Sizden ders alan tüm kardeşler iyisi, kötüsü onlara derviş demek doğru mudur?
Kötü huy ve ahlak güzel olmasa dahil derviş mi diyeceğiz? Ben üstadım gibi söyleyeyim. Bütün ders alanlar derviş adayıdır. İnşallah. Derviş de denilebilir mi? Denilebilir. İyisi de kötüsü de olur mu? Olur. Sorunun cevabını tekrar verdik. Daha önce sormuşsunuz. Selamun aleyküm hocam. Öncelikle hayırlı Ramazanlar. Ben her şeyde çok vesvese oluyorum hocam. Bir aylık hamileyim. Allah'ın izniyle sizlerden yardım istiyorum. Allah yardımcın olsun inşallah. Her vesvese geldiğinde kelime-i tevhid çek, kelime-i şehadet çek. Rabbim inşallah vesvesene şifa versin. Selamun aleyküm. Tebörük hakkında malumat verir misiniz? Resul-i kiramın mübarek sakal, saç elbisesini bırakın. Bu tür şeyler dinden değildir diyorlar.
Ayet ve hadislerle tebörük anlatır mısınız? Normalde şimdi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin biz saçalına da, sakalına da, elbisesine de hürmet ederiz. O yüzden bunda bir sıkıntı yok. Bir kimse Peygamber'in her şeyine hürmet eder. Ama bizim için asıl hürmet gösterilmesi gereken şey, evet, Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapışmaktır. Yani gerek yok bu tip şeylere fazla uğraşmanıza. Yani birileri kalkıyor, bunu böyle büyütüyor da büyütüyor. İşte sakalı şerif yapıyorsunuz da, o sakal Peygamber'in miydi? Ya Peygamber'e hürmeten yapıyor. Sana ne? Yapma sen ya! Bidat işliyorsunuz da, şöyle yapıyorsunuz da, böyle yapıyorsunuz da. Ya Peygamber'ine hürmet ediyor.
Peygamber'ine salat-ı selam getiriyor. İnanmış onun sakalı şerifi olduğuna. Ona hürmet ediyor. Peygamber'ine hürmet ettiğinden dolayı onun sakalına hürmet ediyor. Ne var bunda? Dedenizin bir şeyini saklayabiliyorsunuz. Bu atamızdan diyorsunuz, 400 yıllık bekletiyorsunuz. Bin yıllık bilmem ne taşlarını, aman UNESCO muhafaza altına alıyor onları. Bir şey demiyor musunuz ya hiçbir şeye? Yani o kimse de Peygamber'ini sevdiğinden dolayı, Peygamber'in sakalı şerifi demiş, iman etmiş, inanmış. Ona hürmet ediyor. Ne var bunda? Yok, illaki laf söyleyeceksiniz her şeye. Bu kardeş için söylemiyorum. Bunlar laf söyleyenler için söylüyorum. Allah muhafaza eylesin. Selamun Aleyküm hocam.
Telegram kullanmadığım için yengemin telefonundan yazıyorum. Ben Fatih. Hocam malum bakarak 34'te Allah meleklere Hazreti Adem'in secde etmelerini emretmekte. Ancak aralarından sadece iblisin secde etmediğini belirtmekte. Bu durumda şeytan bir melek miydi? Şeytan melek değildi, cinni taifesindendi. Başka bir ayet-i kerimede de şeytandan için o zaten cinni taifesindendi diyorum. Zira buradaki muhatap bizzat meleklerin kendisi oluşturuyor. Eğer şeytan melek olsaydı bile meleklerin günah işleme özelliği olmadığı için isyan etmeler mümkün değildir. Bu durumda nasıl bir sonuca varabiliriz? Zaten başka bir ayet-i kerimede şeytanın melek olmadığını Cenab-ı Hak beyan ediyor. Siz orayı okumadığınızdan o yüzden bilmiyorsunuz.
Hocam selamünaleyküm ben de ders almak istiyorum mümkünse. Mümkün ama bir rüya görmeniz lazım. Yolla alakalı, bizle alakalı. Rüya görürseniz inşallah size de ders veririz. İnşallah. Hanımlar eğitim platformunda sorulan sorulardır. E bunların neden, kendi kendinizi halletmediğinizde buraya sordunuz. Evet, bunu kendi kendinizi halledebilirsiniz. Hanımlar eğitim platformunda inşallah. Selamünaleyküm, hayırlı geceler diliyorum.
Benim için dua eder misiniz? Hayırlı bir iş göğüsü için. Nerede işsiz, açsız, eşsiz kardeşler varsa Allah hepsine de yardım etsin inşallah. O Nigara'nın abisi Emil. Cevap yazmış. Hocam hem gurur verici teklifiniz hem de başarır mıyım bilmiyorum. Ders alıp da tekrar aynı hataları yaparsam daha çok günaha girmekten korkarım. Yapma o zaman. Söz vereceksin, yapmayacağım. Öyle ben de işte günaha girerim diye yapmak istemiyorum. Öyle bir şey yok. Öyle bir şey yok Emil. Yoksa işin sıkıntılı. Allah yardımcın olsun inşallah. Ömer Tuğrul inançar ve cerrahi tarikatı hakkında düşüncelerinizi merak ediyoruz.
Canım kardeşim biz şahıslar üzerinde konuşmamaya gayret ediyoruz. Eğer o şahsın direkt Kur'an ve sünnetin çizgisinin dışında bir şeyine şahit olursak Mustafa İslamoğlu gibi örneğin. Hadisleri inkar eden kimseler gibi örneğin. O zaman bunu dillendiririz. Biz bunda bir sıkıntı duymayız. Yani bir kimse açıktan işte basın yayın yoluyla hadisleri inkar ettiğini söylüyor. Açıktan hadislerle alay ediyor. Açıktan mesela neydi işte geçenlerde gene İslamoğlu dedi ya teravih kılmak haramdır diye gibi. Mesela böyle o arada ne o bir de kaderi yalanlıyor. Yok özür dilerim. Neydi? Ne ile alakalıydı onun yalanladığı kader yoktur diye. O mu dediydi şimdi?
Toparlanmayayım şimdi. Toparlayamadım. kaderle alakalı değil mi? Örneğin. İşte ne o Abdülaziz Bayındır'lı bir geçenlerde bir şey attılar. Ne o YouTube'dan bana bir onun videosunu attılar. Ne o Allah gaybı bilmez diyor. Örneğin. Abdülaziz Bayındır. O bundan geri döndü mü dönmedi mi bilmiyorum. Yani bunları bakın bilmiyorum. Ama normalde genelde bu tip insanlar böyle bir gaf değil. Böyle bir küfür gerektiren bir söz söylüyorlar. Kibirlerinden geri de dönmüyorlar. Bunlarla alakalı konuşuruz. Ama Ömer Tuğrul İnançer'le tanışmışlığım var, görüşmüşlüğümüz var, konuşmuşlüğümüz var.
Kur'an ve sünnet dairesinin dışında bir şey söylediğine ben şahit olmadım. Yani açıktan bir şey söylemek gerekirse. O yüzden onun hakkında herhangi bir olumsuz bir şey düşünmüyorum. İşte bu basın yayında hamile bayanlarla alakalı bir iki bir şeyler söylemişti. Bir şeyler oldu. Yani o insanların hatalarını, kusurlarını araştırıcı değiliz. O yüzden ne Tuğrul İnançer hakkında ne de Cerrahi Tarih hata hakkında herhangi bir olumsuz bir şey söylemekten Allah'a sığınırız. Böyle bu noktada bir sıkıntımız yok. Şimdi kendisi hatırlar hatırlamaz belki de yıllar önce tanışmıştık ondan sonra. Zikrullahlarına katıldım. Tanıştık, görüştük, muhabbet ettik. Hatta o akşam orada Ahmet Öhsan'da vardı.
Ondan sonra hatta Ahmet Öhsan dediği, Bursa'dan geldiğimizi öğrenince o hemşerileriniz gelmiş falan demişti. O bir tane de Sami neydi o? Sami, Sami Özer. O da oradaydı o akşam. Onunla da orada tanışmıştık. Yani böyle bir görüşmemiz oldu. Ama kesinlikle ve kesinlikle Tuğrul İnançer'in Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylediğine dair bir şahitliğim yok. Geri kalan da bizi ilgilendirmez zaten. O yüzden cerrahi tarikatı çok eski bir tarikat. Onların normalde ne yaparlar ne ederler çok yakinen bir bilgim yok. Bir laf söylememiz de mümkün değil. Muaviye hakkındaki düşüncelerinizi de merak ediyoruz. Muaviye Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kayınbiladeri.
O yüzden ne lanet ederiz, ne küfrederiz, ne hakaret ederiz. Ama Muaviye hakkında da hükmü verecek olan Allah. Ama Hazreti Ali mi, Muaviye Hazreti Ali Hazretleri mi yoksa Muaviye mi? Biz Hazreti Ali Efendimiz tarafındayız. Bu konuda bir taraf olacaksak, biz Hazreti Ali Efendimiz'in tarafındayız. Bir rüya gördüm, yorumunuzu bekliyorum. Lütfen rüyada dağınık bir mezarlıkta dedem ile babamın mezarını arıyoruz. Ben babamın mezarını buluyorum. Mezar taşında adı soyadı yazıyor. Ben üzülüyorum, neden burası bu kadar dağınık, otla kaplanmış diye ağlıyorum. Ve ellerimi göğsüme bağlayıp sağ ayak baş parmağımla, sol ayak baş parmağımla basıp, Esselamu Aleyküm ya ehli iman diyorum.
Deden ve babam cerrahi dervişi idi. Teşekkürler. Allah'ım affetsin ikisini. Allah yardımcılar olsun. Bir dergaha derviş olmuşlar. Kolay bir şey değildir. Cenab-ı Hakk'ın taksiratlarını affetsin. Öldülerse, ölmedilerse, sağsalar inşallah Rabbim hayırla onları bezendirsin, hayırla süslesin. Cenab-ı Hakk'ın hayırla onları hayırlı yolda devam ettirsin inşallah. İnşallah öyle dedeni de babanı da kerih görme. Böyle tepeden bakma, onlara da dua et ne güzel bir tarikata bağlanmışlar. Dedem de babam da hayattalar. Manada defalarca Tuğrul Efendi ile karşılaştık.
Manada sen bana mı intisap etmek istiyorsun deyip, göğsüme başıma deyip dediklerimi tekrar et dedi. Tekrar ettiysen ona intisap edebilirsin, sıkıntı yok. Selamlar üstadım, rüyamda Musa peygamber olduğunu düşündüğüm birini gördüm. Yanlış hatırlamıyorsam, ben oyum dedi. Bir yeri işaret ederek, buradaki kavunlar bu günahtan helak oldu dedi bana. Geniş yüzlü, temiz yüzlü, saçları kulak altına geliyordu. Rüyamı tevhül eder misiniz? Bu ara bazı günahları işlek hakkında düşüncelerdi. Bu uyarı mı? Ne dersiniz? Direk uyarı hem, o yüzden bir peygamberi rüyada görmek bu konuda hem müjdedir, hem yutuftur, hem ikramdır.
Çünkü kitap verilmiş büyük bir peygamberdir. O yüzden o günah kebari işleyenler helak olmuş kavimler. O yüzden sen de günahlardan uzak dur inşallah. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. İyi akşamlar. Soru sorabilir miyim? İyi akşamlar. Yatmadan önce bildiğim duaları, sureleri okumama rağmen çok korkuyorum ve sayıklıyorum. Devam edin. Abdestli yatmaya gayret edin. Allah'ı zikredin. Rabbim korusun inşallah. Selamun aleyküm hocam, hayırlı geceler. Rüyamda neredeyse her gün askere gittiğimi görüyorum. Beni bırakın, ben askerliğimi yaptım dememe rağmen dinlemiyorlar. Uyanıyorum, gün boyunca rüyanın etkisinde kalıyorum. Allah'a asker ol. Allah'a asker olmadığından anılıyor.
Havva kardeş de İslamoğlu'yla alakında vardı ya, peygamber haram, helal belirleyemez. Sonra kendisi sigara haramdır, teravih namazı haramdır diye açıklaması var, onu koymuş. Allah razı olsun. Zannediyorum sorular bitti. Ondan sonra yazın diye söylemiyorum bunu. Bir kardeş 6 Mart'ta yazmış, bunu cevaplamamışız. Esselamun aleyküm, ben pirimi, şeyhimi, üstadımı arıyorum. İllaki rüyamda mı görmem gerekir demiş. Evet, bizce illaki rüyanda görmen gerekir.
Rüyanda görürsen âlâ olur. Geçen hafta samimi olmaktan bahsetmiştiniz. 6 Mart'tanmış bu soru yine. İnsanın kendisine samimi olmaması ne demektir? İnsan kendini aldatır. İyilik yapmadığı halde kendi kendisini iyi gösterir. Bunun gibi. Haram işlediği halde kendi kendini aldatır. Sen haram işlemiyorsun der. Bunun gibi. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Cümlemizi korusun. Cenab-ı Hak cümlemizi sevsin, sevindirsin. Cümlemizi inşallah Kur'an ve Sünnet'e sımsık yapışanlardan eylesin. Bu akşamlıkta sohbetimiz bitti. Allah'ın izninden biz yine kısa bir zikrimizi yapıp Allah'tan bir şey gelmezse geceyi sonlandıracağız. Önzübü'l-lâhimine şeytanın rejim.
Bismillahirrahmanirrahim. Ehdali zikr fa'alimennâhu La ilahe illallah La ilahe illallah El-Fatiha mâ selamadâ. Amin.
Allah razı olsun. Geceniz hayırlı olsun inşallah. Şimdiden hayırlı sahurlar inşallah Ramazanınızı bir bütün halinde oruç tutaraktan sağlıkla, afiyetle bitirirsiniz. İnşallah oruçlu olduğunuzda ve oruçlu olmadığınız zaman da ağzınızı, dilinizi her türlü haramdan koruyaraktan Ramazanınızı bitirin. Bunu böyle bir terbiye, böyle bir sistemi gibi oturtturun kendinize. Hani itikaftaymış gibi dilinizi bu Ramazan'da terbiye edin. Her türlü hakaretten, kötü sözden, kötü lafızlardan. İnşallah Ramazan'dan sonra da o terbiyeyi devam ettirin. Kimseyi kırmadan, kimseyi üzmeden, kimseyi incitmeden, inşallah kimseye kötü söz söylemeden Cenab-ı Hak bu Ramazan'ı geçirenlerden eylesin. Çünkü kim Ramazan orucunu dolu dolu tutarsa geçinmiş günahları af olur.
Ama bu orucu zedelememekte büyük bir ehemmiyet lazım. O yüzden dilinizi kötü sözlerden, dedikodudan, gıybetten, iftiradan, küfürden uzak tutun. Rabbim uzak tutan onlardan eylesin inşallah. Geceniz hayır olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi