mustafaozbag.org

SORU-CEVAP SOHBET 13 MART 2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 14 Mart 2021 · 2:13:41

Selâmünaleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayır eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak cümle Ümmet-i Muhammed'e, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, Kur'an ve sünneti seni yaşayan, dinin hakikatini ve özünü anlayan kullarından eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi, kendisini tanıttığı, kendisini bildirdiği, kendisini sevdirdiği, kendisine âşık ettiği kullarından eylesin.
Rabbim cümle Ümmet-i Muhammed'e, Allah sevgisi, Resulullah sevgisi ve Allah dostlarını sevgisiyle süslendirsin, bezesin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, kudsi hadiste bahsettiği, Allah'ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirenlerin sevgisini, çölde susuz kalanlara, soğuk şerbetin gibi tatlı ve güzel eylediğin gibi, bu sevgileri de bize tatlı ve güzel eylediğin, bize bahşeyle deyip dua ettiği, o sevgiyle sevgilenenlerden eylesin inşallah.
Rabbim nasip ederse inşallah yeniden biz böyle küçük küçük nasihatler ederekten sohbetimize başlayacağız. İnşallah sorulara da geçeceğiz. Sorular, işte bizim sorumuzu cevaplamadınız gibisinden mesajlar geliyorlar. Yaklaşık şu an için 184-185 tane soru var önümüzde bekleyen. Bazen gündemi kaçırıyoruz ama şunu da diyemiyorum ben, böyle basit sorular sormayın. İşte böyle hani her yerde cevabını bulabileceğiniz sorular sormayın da diyemiyorum. Bunu da izleyenlere, dinleyenlere hakaret olarak kabul ediyorum. O yüzden inşallah sorulara da vaktimiz kaldıkça devam edeceğiz inşallah. Hani küçük küçük böyle nasihatler ediyoruz ya, o yüzden bu küçük küçük nasihatlerin artık ben de onları maddelendirdim.
Bu akşam altıncısı olacak inşallah. Bu sufilikte tabi hep tarih boyunca tartışılmış şeyler vardır. Bunlardan birisi işte keramet sahibi olmak. İşte cehennem azabından korkalım mı, korkmayalım mı? Veyahut da işte ibadetleri sevap elde etmek için mi yapalım? Veyahut da nasıl yapalım? Bunun gibi sufilerin bakış açıları farklı olmuş. O yüzden biz bu haftaki nasihatımıza ihlas sahibi olmak olarak nitelendirelim. Öyle söyleyelim. Çünkü hadisi kudside Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin dilinden Cenab-ı Hak buyuruyor ki, İhlas benim sırlarımdan bir sırdır.
Onu kullarımdan seçtiğim kimselerin kalbine emanet olarak bırakırım. Sufiler genel olarak ihlas üzerinde yaşamayı, ihlası yakalamayı düşünürler ki, İhlastan sonra çünkü gelecek olan şey ihsan mertebesine ulaşmaktır. Öyle olunca sufiler keramet sahibi olmak için ibadet etmezler. Allah'ı zikirleri, Allah'ı sevmeleri, Allah'ın emir ve yasaklarına uymaları keramet sahibi olmak için değildir. Veyahut da sufiler cehennem azabından korktukları için de Cenab-ı Hak'a yaklaşma, ona ibadet etme, onu sevme dairesinde durmazlar. Veyahut da sufiler bir sevap elde etmek için de Allah'a ibadet etmezler.
Ya sufiler sadece Allah'ın rızasını elde etmek ve onun sevgisine, onun muhabbetine nail olmak için amel ederler. O yüzden ihlaslı olmak zorundadırlar. Sufiler çünkü öyle Allah'ın rızasını elde etme ve onun muhabbetine kavuşma. Onunla tabiri caizse karşılıklı birbirlerini sevme halini yakalamak için ibadet ederler, namaz kılarlar, oruç tutarlar, Cenab-ı Hakk'ın yasaklarından uzak dururlar.
Bu zaman zaman ehl-i zahir tarafından eleştirilmiştir. Hani siz nasıl cehennemden korkmazsınız veya siz nasıl Allah'tan korkmazsınız veya siz nasıl sevap elde etmek için ibadet etmiyoruz diyorsunuz diye tarih boyunca eleştirilmiştir. Ama ihlaslı olmak, bakın ihlaslı olmak o normalde çok önemli bir şeydir. Çünkü ihlas insanı riyadan ve ucuddan kendisini uzaklaştırır.
İhlaslı bir kimse. Madem ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte ameller niyetlere göre dedi. Bizim niyetimiz yani niyetimiz Allah'a yakın olma. Allah'ın muhabbetini celp etme. Allah'ın sevgisini celp etme. Ve bizim duruş noktamız Allah'ın sırf kulluk maksadıyla ibadetlerimizi yapma, Allah'ın emir ve yasaklarına uyma noktasında durmaya çalışmaktır. Yoksa biz böyle dini kendince farklı emellere, kendince farklı merkezlere, kendince farklı hedeflere koşulan bir araç gibi görmek istemeyiz. Hani ben her daim derim ya, siz eğer ki bir sufi terbiyesi almadıysanız, yani siz bir makama geldiğinizde bozulabilirsiniz. Siz bir mevkiye geldiğinde bozulabilirsiniz.
Ne sebep? Siz çünkü nefis terbiyesi görmediniz. Siz nefis terbiyesi görmediğinizden dolayı siz herhangi bir şey elinize geçtiğinde sizin bozulma ihtimaliniz sufilerden daha fazladır. Sebep? Çünkü siz Allah'ın rızasını bırakıp makama koşabilirsiniz. Allah'ın rızasını bırakıp mevkiye koşabilirsiniz. Allah'ın rızasını bırakıp dünyanın heva ve hevesine peşine gidebilirsiniz. Allah'ın rızasını bırakıp şatata, şatafata düşebilirsiniz. Allah'ın rızasını bırakıp Cenab-ı Hak'ın emirlerine sırtınızı dönebilirsiniz. Ve bunu zaman zaman canlı bir şekilde ne yazık ki müşahede ediyoruz. Yani işte zaman içerisinde örneğin kendince bu sözüme çok bozuluyorlar. Mücahid olanlar sonradan müteahhit olup sonradan da it olup çıkıyorlar orta yere.
Sebep? Çünkü nefisle mücadele etmediler. Bir nefis mücadeleleri yok. Bir üstadları yok. Onları seyri sülükte tutsun. Veya bir üstadları yok. Onları bu noktada eğitsin. Onları bu noktada ikaz etsin. İrşad etsin. Onlar işte şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır disturunca. Kendi kendilerine şeyhlik yapıp, kendi kendilerine fetva verip haramları da caiz görme. Haramları da ne yazık ki kendilerine hak görme yoluna gidiyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden din Allah'ın, din Allah'ın başka bir kimsenin değil, peygamber de Allah'ın, veliler de Allah'ın, bütün her şey Allah'ın ama din de Allah'ın. Siz dini Allah'a has kılaraktan ibadet etmez, dini Allah'a has kılaraktan iman etmez, dini Allah'a has kılaraktan dini anlatmaz tavır ve davranışlar içerisinde bulunmazsanız, ne yazık ki istenilen sonuç mümkün değil, hüsran olacaktır.
Gidilen hedef hüsran olacaktır. Ve şu anda da İslam dünyasının en büyük handikaplarından birisi bu. Bakın bütün dünya üzerinde Müslümanlar inim inim inlerken, ezilirlerken herhangi bir Müslüman, grup, cemaat, parti, tarikat bunlar toplu bir şekilde herhangi bir makama, herhangi bir mevkiye, herhangi bir böyle söz sahibi olduklarında ne yazık ki hızla bozulduklarını görüyoruz. Bunu normalde Fas'ta yaşadık, Tunus'ta yaşadık, bunu Mısır'da yaşadık, bunu Türkiye'de de yaşadık. Yani Türkiye'de de nasıl yaşadık? Mesela Refah Partisi döneminde iktidara gelen Refah Parti belediyelerinde bir müddet sonra bozulmalar yaşamaya başladı. Ve Şevki Yılmaz defalarca anlattı bunu o günün Refah Partililerine.
Siz Uhud meydanında okçu tepesini bırakıp ganimetlerin başında üşüşenler gibi oldunuz dedi. Ve bakın bu hastalık bütün Ümmet-i Muhammed'in içini kemiren bir hastalık. Bunun tedavisi ne? Bunun tedavisi bir Mürşid-i Kamil'in dizinin dibine oturup nefsini terbiye etmekten geçiyor. Ve bir Mürşid-i Kamil'e itaat etmekten geçiyor. Ama tabi bu hem siyasi dairede koşanlar hem de değişik cemaatler, tarikatlar dairesinde koşanlar o Mürşid-i Kamil'e de tabi olmadıklarından dolayı, itaat etmediklerinden dolayı hızla bozuluyorlar. Ama bu hızla bozulmanın ne yazık ki acısını bütün Ümmet-i Muhammed çekiyor. Sadece belli insanlar değil, bakın artık insanlar ne yazık ki bunu böyle söylemek istemiyorum, din ve diyanet duymak istemiyorlar.
Cemaat ve tarikat duymak istemiyorlar. Veya Hacı Efendi, Hoca Efendi veya Şeyh Efendi, Üstad duymak ve dinlemek istemiyorlar. Bu hem Müslümanların veyahut da işte siyasi partinin, İslami siyasi parti görüntüsünün içerisinde koşanların bariz, bariz, gözle görünür, elde tutulur büyük yanlışlıklarından, tarikatım diyen, cemaatim diyen, dini toplulukum diyen, dini vakıfım diyenlerin gözle görünür büyük hatalarından ve handikaplarından oluşuyor.
Ve onlar ne yazık ki ihlas sahibi olmadıklarından dolayı dağılıp perişan oluyorlar. İşte Sufiler ihlaslı olmayı, yani bunu şimdi eski kitaplara baktığınızda Sufilerin bozulduğu yerler keramettir. Sufilerin bozulduğu yerler işte keramet göstermek, rüyalara kanmak, ne bileyim hallere kanmaktır. Ya bunlar çok masum kaldı şimdi. Şimdi eski kitaplarda Sufilerin vartaları bunlar olarak anlatılır. Siz Kuşeri Risalesine baksanız, Sülemi Risalesine baksanız, Sufi vartası olarak bunları göreceksiniz. Ne göreceksiniz? İşte keramet sahibi olmak için ibadet etti. Veyahut da güzel rüya görmek için ibadet etti. Veyahut da güzel hal görmek için ibadet etti.
Veyahut da hal anlatmış olmak için hal anlattı. Veyahut da insanları aldatmak kanun. Kandırmak için keramet anlattı. Canım kardeşlerim, o gün için bir Sufi kerametle insanları kandırmaya kalksa karnı açtır, karnını doyuracaktır. Üstünde giyecek kıyafeti yoktur, kıyafet için onu yapar. Ve Sufilerin bu küçük hataları Müslümanların önünde o kadar çok büyütüldü ki, o kadar çok büyütüldü ki, hala da Ümmet-i Muhammed aldatılıyor.
Hala da Ümmet-i Muhammed kandırılıyor. Bir tarafta halisane, sıddıkhane, ihlaslı bir şekilde sufilik yapmaya çalışan insanların hataları, kusurları, o kadar büyük büyüteşler tutularaktan toplumun önünde, sosyal medyada o kadar büyük algı operasyonları yapılıyor ki, sanki bütün kötülüklerin başı, bütün kötülüklerin sebebi bu Sufilermiş gibi. Veya da bütün kötülüklerin sebebi Mustafa Özbağ'mış gibi. Çünkü o öyle büyük büyüteş kuyuyorlar ki, aldatıyorlar Ümmet-i Muhammed'i. Bakın aldatıyorlar, bugün belediyelerdeki yolsuzluklar, devlet dairelerindeki yolsuzluklar, Müslümanım diyenlerin yaptıkları haksızlıklar, Müslümanım diyenlerin yaptıkları yolsuzluklar, hırsızlıklar, arsızlıklar, boyu bırakın.
Memleketi aştı. Ama ve lakin, mesele dönüyor, dolaşıyor, 3 kişi orada Allah'ı zikrediyor, 5 kişi orada Allah'ı sema ederekten zikretmeye çalışırken, onların başlarında tabiri caizse bombalar patlatılıyor, enselerinde boza piştiriliyor. Ama öbür tarafta insanlar ne yazık ki, hırsızlıkta, arsızlıkta, yolsuzlukta, rüşvette veyahut da kayırmacılıkta, emanete ehline vermemekte, liyakatsızlara normalde makam mevki vermekte yarışılarken insanlar, ama öbür tarafta sufilerin üzerinde onulmaz yaralar açıyorlar.
İşte insanların bozulma sebebi, ihlas ve samimiyetten uzak olmaları ve insanlar bu terbiyeyi görmüyorlar. Ve bu terbiyeyi görmedikleri için insanlarda bir ucup, yani ucup ne? İnsanın kendini beğenmesi. Ucup bakın, insanın ucup, insanda kibrin kapısını açar. Bir kimsenin kendi işini daha iyi yapıyorum, terenenlisine düşmesi. Ondan iyi namaz kılan yok, ondan iyi oruç tutan yok, ondan iyi Müslüman yok, ondan daha ihlaslı bir kimse yok, ondan iyi dini bilen yok. Dini bilen otorite o, namazı en iyi bilen otorite o, Kur'an-ı Kerim'i en iyi okuyan otorite o, Kur'an-ı Kerim'i en iyi anlayan otorite o. Ucup sahibi Müslümanlar şu anda. Yani ben yapamıyorum, ben bunu dosdoğru ibadet edemiyorum.
Benim namazımda muhakkak eksiklik vardır, benim orucumda muhakkak eksiklik vardır, benim ibadetlerimde muhakkak eksiklik vardır. Ya Rabbi sana yalvarıyorum, sana dua ediyorum, senin önünde inliyorum, senin önünde ben perperişanım. Benim bütün ibadetlerim eksik, bütün amellerim eksik. Senin merhametinle, şefkatinle, lütfunla, ikramınla ancak ben temizlenir, bu ibadetlerim senin önünde kabul görür diye bir şey düşünmüyor insanlar. Ve onun yapmış olduğu ibadet gibi yapan yok. Veyahut da onun bir işi yaptığı gibi kimse yapmıyor. Yani bir tek sanatçı o var, ondan başka bir sanatçı yok, ondan başka tiyatrocu yok, ondan başka gitarist yok. Ben sohbetlerde derim ya, hani meşhur bir şarkı vardı, en güzel şarkıyı sen yaptın diye. En güzel şarkıyı sen yaptın, senden daha iyi en güzel şarkıyı yapacak olan kimse yok.
Bu ucubun dik alası, bakın bu ucubun dik alası, ucub nedir dediğinde insanın kendini beğenmesidir. Kendini beğenmesi, yaptıklarını beğenmesi o öyle bir ressamdır ki, onun kafasında bir tane değişik bir şapka, ondan sonra fuları farklı bir şey olmalı, piposu da uzun olmalı. Ve onun gibi bir yağlı boya ustası yoktur. Onun gibi bir yağlı boya ressamı yoktur. Onun gibi bir mimar yoktur. Onun gibi bir doktor yoktur. Onun gibi bir avukat yoktur. Onun gibi bir mali müşavir yoktur. Onun gibi bir bakan yoktur. Onun gibi bir müsteşar yoktur. Onun gibi bu işi başka bilen yoktur. O bu konuda otoritedir. Kendisini öyle görüyor çünkü. Ve Müslümanların da en büyük handikabı bu zaten.
Yani bir kimse hani bazen zaman zaman diyorum ya, iki tane kitap okudu, otorite oldu. Tasavvufta otorite. Diyorum ki üstadı var mı bu arkadaşın? E yok. Ya hocam sizin üstadınız var mı? Yok. Nereden anlayacaksınız bir üstad sevgisini? Yok. Bakın görmemiş bile hiç. Ama çok iyi biliyor o. Yani bugün diyanetteki, ilahiyattaki gidin, bütün ehli tasavvuf profesörlerine sorun. Tasavvufu onlardan daha iyi bilen yoktur. Bakın tasavvufu onlardan daha iyi bilen yoktur. Ama ve lakin yaşayan da yok. Ve Yahudiler için söylenmiş olan bir ayet-i kerime, kitap yüklü eşek her biri. Sebep? Yaşanmıyor çünkü. İşte ucup insanın kendini beğenmesi. Bu kendini beğenme, onu kibire götürüyor. Ucup kibire kapatıyor.
Kibir de küfüre kapatıyor. Enteresan bir şey bakın. O yüzden sufiler, ibadeti Allah için yaparlar. Allah'ı memnun etmenin yolunu ararlar. Allah'a aşık olmaya, Allah'a yaklaşmaya sebep olsun diye Allah'a ibadet ederler. Hani meşhurdu ya, Allah'ın farzlarını yerine getireceğiz. Nafilelerle ne yapacağız? Allah'a yaklaşmaya çalışacağız. O yüzden sufiler kendi amellerine itimat etmezler. Ameline itimat eden bir kimse yolda yayan kalır. Yapmış olduğu ibadetlere itimat eden kimse yolda yayan kalır. Yapmış olduğu zikirlere itimat eden bir kimse yolda yayan kalır. Yapmış olduğu cömertliğe, yapmış olduğu herhangi bir iyiliğe güvenen insan yolda kalır.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz ihlas sahibi olacağız. Yani bütün her şeyi Allah için yapacağız. Her şeyi, her ne ibadet edersek, her ne amel işlersek, biz onu Allah için yapanlardan olacağız ki biz Allah'a yakın, ona bir dost olma yolunda olalım inşallah. Ben yine maddelendirmiş olayım. İnsanlara iyilik yapmak ve büyüklere hürmet etmek, küçüklere de şefkat göstermek olarak maddelendirelim bu maddeyi de. Yedinci madde diyelim. Bu toplumun içerisinde kanayan bir yara. İyilik yapmak, büyüklere hürmet, küçüklere şefkat.
Bunları farklı farklı kategorilendirebilirdik. Ama ben böyle hani böyle madde madde birkaç konuyu birden de işlemek istediğim için böyle maddelendirdim. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ya, insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanlardır. O zaman biz Allah'ın kullarına, Allah için iyilik yapanlardan olacağız. Her ne olursa olsun biz iyilikten vazgeçenlerden olmayacağız. Ve Cenab-ı Hak'ın kullarına biz faydalı olmaya çalışacağız. Hani sizin en hayırlınız insanlara, etrafına kötülük yapmayanınızdır. O zaman biz birinci derecede etrafımıza zarar vermeyeceğiz. Etrafımıza kötülük yapmayacağız. Bizim elimizden, dilimizden, gözümüzden, ayağımızdan, fercimizden insanlara kötülük yapmayacağız.
Azalarımızı kötülüğe kapatacağız. Kalbimizi de kötülüğe kapatacağız. Aslında böyle kötülüklerin, küfrün, yanlışlıkların, eksikliklerin oluk oluk aktığı bu ahir zamanda bir kimsenin kötülük yapmaması gerçekten büyük cihattır. Hani bir kimse kötülük yapmıyor ya, yani yapmıyor bakın düşünmeyi bıraktım. Kötülük yapmıyor. Büyük cihattır. Bir kimse haramlardan uzak durmaya gayret ediyor. Samimi söylüyorum büyük cihattır. Hani hicreti Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tanımlarken günahlardan kurtulmandır diyor. Senin günahlardan sevaba dönmendir. Haramları terk etmendir. Bunu da hicret olarak görüyor ya. Şimdi o yüzden hani iyilik yapmak artık o kötülükleri bırakmış.
Kötü konuşmak, kötü konuşmak, kötü bakmak, dilini kötülüklerden uzak tutmak. Hani Müslüman odur ki elinden ve dilinden diğer insanlar emindirler. Muhteşem bir ad-i şerif bu. Müslüman odur ki diğer insanlar onun elinden ve dilinden emindirler. Canım kardeşlerim dilimizden kim emin bizim? Dilimizden kim emin? Elimizden kim emin bizim? Ha demek ki Müslüman diyor bakın. Müslüman odur ki Müslüman. Elinden ve dilinden diğer insanlar emindirler. E şimdi öyle olunca en hayırlısı da insanlara faydalı olan, en hayırlısı insanlara kötülük yapmayan, zarar vermeyen, o zaman bir Sufi insanlara kötülük yapmamaya gayret edecek. Bir Sufi insanlara zarar vermemeye gayret edecek.
Bu büyük bir öğreti. Bakın insanlara kötülük yapmamak gerçekten ve gerçekten büyük bir öğreti. Eğer bunu yapabiliyorsanız bu muhteşem bir şey. Sizin dilinizden insanlar eminse gerçekten siz sufiliğe yol aldınız. Sufiliğe doğru siz kanat çırpıyorsunuz. Ve sizden insanlar zarar görmüyor da, zarar görmüyor da, iyilik görüyorsa cidden ve cidden Allah dostusunuz siz. Bakın cidden ve cidden Allah dostusunuz. O yüzden ne yapacağız? Biz Allah'ın kullarına iyilik yapmaya gayret edeceğiz. Hani yolunu şaşırmış olanlara doğru yolu gösterme. Onlara iyiyi, doğruyu, güzeli, sabrı tavsiye etme. Onlara Kur'an'ı, sünneti tavsiye etme. Onlara Allah'ı sevme, Resulünü sevmeyi tavsiye etme. Onlara doğru yolu gösterme.
Bu en büyük iyiliklerden birisi bu. Ne yazık ki son dönem Müslümanlar artık böyle bundan uzak duruyorlar. Kıymetli kardeşlerim, eğer ki biz doğru İslam'ı yaşarsak bizim tebliğimiz yer bulur. Eğer biz doğru İslam'ı anlatırsak bizim tebliğimiz insanların gönüllerinde yer bulur. Ben bunun böyle Türkiye'de ve dünya üzerinde Müslümanların artık Müslümanım diyen insanların yapmış olduğu yanlışlıklardan ve eksikliklerden dolayı içine kapandıklarını, tabiri caizse evlerine kapandıklarını, kendi kabuklarına çekildiklerini görüyorum.
Çünkü Müslümanların önünde bizi aldatan, bizi kandıran kimseler İslam'ı kendi heva ve heveslerine, kendi dünyevi arzularına alet ettiklerinden dolayı, dini istismar ettiklerinden dolayı gerçek müminler, gerçek Müslümanlar kendilerini kabuğa çekmek zorunda kalıyorlar. Çünkü eleştiriliyorlar, kınanıyorlar, kızılıyor, bir laf söylenemiyor. Veyahut da işte siz dini anlatmaya çalışsanız deniliyor ki işte filanca şöyle yapmadı mı, fişmancalar böyle yapmadı mı, işte şunlar şöyle yapmadı mı diye biz dini anlatmaya çalıştığımızda hemen bizim tabiri caizse lafımızı ağzımızda tıkamaya çalışıyorlar. Zor bir zamandan geçiyoruz, zor bir süreçten geçiyoruz. Müslümanız demeye korkmaya başladık.
Sebep içimizden çıkan beyinsizler yüzünden. Müslümanız müminiz demeye utanır olduk. Sebep içimizden çıkan rüşvetçiler, içimizden çıkan hainler, içimizden çıkan zavallılar, içimizden çıkan din istismarcılarından dolayı Müslümanız sufiz deme utanır hale geldik ve söyleyemez hale geldik. Ne acı durumlara düştük. Ne acı durumlara düştük. Yani düşünebiliyor musunuz? Fark ediyor musunuz bilmiyorum. Sakallı erkek Müslüman azaldı. Fark ediyor musunuz? Çarşaflı hanımefendiler azaldı. Fark edebiliyor musunuz? Manto giyen kadınlar azaldı. Ve insanlar artık inandıkları dini anlatamaz hale geldiler. Tebliğ edemez hale geldiler.
Dolmuşa biniyorum, taksi dolmuşa biniyorum. Taksi dolmuşta taksi dolmuşçuların anlattığı şeyler bunlar. Herhangi bir yere gidiyorum insanların konuştuğu, anlattığı şeyler. Bir siyasi partinin üzerinden dine saldırmak, bir siyasi herhangi bir cemaatin, herhangi bir tarikatın üzerinden dine saldırmak. Ve Müslümanların en fazla dini bilgiye ve dini eğitime sahip olması gerektiği bir zamanda ne yazık ki cahil Müslümanların çoğalması.
Ve ne yazık ki diyanetin de ilahiyatçıların da Kur'an ve sünneti savunamaz hale gelmesi. Ve ne yazık ki bu meselelerde kurum ve kuruluşların suskun kalması. Profesörün birisi Kur'an-ı Kerim'i kalktı, ayet-i kerimeleri inkar etti. Hiç kimse bir laf söyleyemedi. Hiç kimse bir şey diyemedi. Ve Türkiye'de bir tarihselcilik akımı başladı. Ve bir kısım ilahiyatçılar bu tarihsel ayet-i kerimedir bunlar. Bunların bir hükmü yoktur diye açıklamalarda bulundular. Ve insanlar bunlara bir şey diyemedi. Ama ve lakin ben bir rüyetullah haktır dedim. Beni Allah'lık taslıyorlar diye linç ettiler.
Ben rüyetullah haktır. İnsan Allah'ı rüyada görebilir değişik sıfatsal tecelliyatlarla dedim diye Türkiye'de lince uğrandım. Ve örneğin bunu böyle açık açık söyleyeceğim. Yani normalde ayet-i kerimleri inkar edenleri, hadis-i şerifi inkar edenleri, Kur'an ve sünneti inkar eden ilahiyat profesörlerine dava açmayan diyanet, Mustafa Özbağ için suç duyurusunda bulundu. Elinde hiçbir delil yok iken, elinde hiçbir delil yok iken ve elinde sanki bizim vakıf binamızda biz çok özür dilerim, yani eğlence yapıyormuşuz gibi, vakıf binasında sanki biz Kur'an ve sünnetin dışında bir şey yapıyormuşuz gibi, vakıf yöneticilerini, değişik illerdeki yöneticileri topladık, yemek yedik ve onlara korona döneminde neler yapılır, neler yapılamazı anlatırken, yani vakıf binası yüze yakın emniyet kuvvetiyle basılıp mühürlendi.
Hala da mühürü açtıracağız diye uğraşıyoruz mahkemelerde. Şimdi böyle bir hale büründü İslam dünyası. Ne acı bir şey. Ve yıllardan beri X parti tekkeleri kapattı, camileri kapattı, medreseleri kapattı diye söylem geliştirildi ki doğruydu. Ama şimdi bu dönemde de tekke kapatıldı. Kimse dillendiremedi bile. Herkes sustu. Hala da susuyor. Demek ki İslam dünyası öyle bir hale geldi ki, öyle bir hale geldi ki dinimizi anlatmaya, tebliğ etmeye, doğruyu, hakikati aktarmaya artık mecalimiz kalmadı. Allah bizi affetsin.
Ama biz sufi olarak Allah'a iman etmiş, Resulüne iman etmiş, Allah ve Resulünün getirdiklerine iman etmiş bir sufi olarak biz insanlar, Allah'ın kullarına, insanlara iyilik yapmaya, vel asride bahsedilen hakkı ve sabrı tavsiye etmeye, telkin etmeye, Cenab-ı Hak'a iman etmeyi, Resulüne iman etmeyi, Allah'ı sevmeyi, Allah'ı zikretmeyi bunları tavsiye etmeye devam edeceğiz.
Allah'ın kullarına en büyük iyilik, onların hidayetle buluşmasına sebep olmaktır. En büyük iyilik budur. Eğer biz Allah'ın kullarına iyilik yapmak istiyorsak, onların hidayetine sebep olacak. Allah'ı sevmelerine sebep olacak. Resulünün sevmelerine sebep olacak. O, Pak, Hz. Muhammed Mustafa'nın nurlu sünnet-i seniyyesini yaşamasına sebep olacak, orta yerde sebep olmalıyız.
O yüzden en güzel, en büyük iyilik bir kimsenin dinini yaşamasına, dinini öğrenmesine sebep olmak, vesile olmak. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Sonra muhakkak ki insanlar biz açsa doyuralım, muhakkak ki insanlar çıplaksa giydirelim, muhakkak ki insanlar hastaysa ziyaret edelim, onlara yardımcı olmaya çalışalım ve biz etrafımıza bir iyilik güneşi gibi doğalım. Çünkü iyilik Allah'tandır. Biz bu iyilikleri yaparken de nefsimizi görmeyelim, o iyiliğin Allah'tan olduğunu bilelim, o iyiliği işletenin de Allah olduğunu görelim, o iyiliği yaptıranın da, o yolu açanın da, onu kalbimize ilham edenin de Allah olduğunu bilelim. Sonra ne? Büyüklere hürmet etmek. Bakın bunlar şu anda toplumun kanayan yarası.
Büyüklere hürmet, küçüklere şefkat göstermek. Büyüklere hürmet. O zaman ne yapacağız? Küçüklerine merhamet etmeyen. Hadis-i şerif. Büyüklerimize saygı göstermeyen, onların hakkını tanımayan kimse bizden değildir. Ebu Davud ve Tirmizi. O zaman biz, küçüklerimize merhamet edeceğiz. Çocuklarımıza merhamet edelim. Başkalarının çocuklarına da merhamet edelim. Adam kendi çocuğuyla kavga etti diye iki tane çocuğu öldürüyor. Biz ne hale geldik? Benim çocuğumla, öbür çocuklar kavga etti diye gitti, adam kendi çocuğu ya, gitti iki çocuğu öldürdü. Bu nasıl bir vahşet? Bu nasıl bir merhametsizlik? Çocuk kavga ederler, dövüşürler, tartışırlar. Çocuk normalde dövülmüş de olabilir.
Dövüldü diye iki tane çocuk öldürülmeye hak mı ediyor? Bu nasıl bir vahşet düşüncesi? Bu nasıl bir vahşilik ki bizim içimize geldi, oturdu bu? Sebep? Biz dini tam olarak anlatamadık, öğretemedik. Biz dinin merhametini koyamadık insanların önüne. İşte o yüzden kıymetli dostlar, büyüklerimize merhamet etmek, büyüklerimize saygı göstermek ve büyüklerimizi normalde işte onların hak ve hak hukuklarını tanımak, korumak.
Yani annesi babası yaşlanmış, annesinin babasını dövüp elinden parasını alanı mı ararsın? Annesinin babasını kandırıp elinden malını mülkünü alanı mı ararsın? Annesine para vermiyor diye kolunu keseni mi ararsın? Annesi babası ona maldan daha fazla pay vermedi diye babasını komalık edince kadar öldüğün döveni mi ararsın? Biz ne hale geldik ya? Biz ne hale geldik? Gücü gücü yeteneği, dilediğini yapmaya başladı. Biz ne hale geldik? Bırakın biz saygı duymayı, merhamet etmeyi biz zarar verir hale geldik. Biz artık zarar veriyoruz. Büyüklerimize zarar veriyoruz.
Bir kimse ya normalde hani meşhur ya kısa adam demiş ki oğluna oğlum şu acil dibine bırakmayın demiş. Neden ki baba demiş? Ben de dedeni oraya bıraktıydım da demiş. Biz ne hale geldik kıymetli dostlarım? Anne baba, anne baba gibi sayılmıyor. Evlatlar da evlat gibi sayılmıyor. Anne baba da evladını perişan ediyor. Anne baba da evladını perperişan ediyor. Biz çocuklarımıza edebi, adabı, ahlakı öğreteceğimize, biz çocuklarımıza şöyle ders çalış, böyle ders çalış, şöyle üniversiteye hazırlan, böyle üniversiteye hazırlan. Ama çocuklarımıza edebi, adabı öğretemedik biz. Çocuklarımıza güzel ahlak öğretemedik. Çocuklarımıza İngilizceyi öğrettik, baleyi öğrettik, dansı öğrettik, kafeyi öğrettik, sinemayı öğrettik.
Çocuklarımıza markaları öğrettik. Çocuklarımıza teknolojiyi öğrettik. Harika! Ama çocuklarımıza edebi öğretemedik. Çocuklarımıza ahlak öğretemedik. Çocuklarımıza büyüye saygı nasıl, küçüğe merhamet ve şefkat nasıl, bunu öğretemedik biz. Bunu öğretemedik. Bunu bizim elimizden aldılar. Çocuklarımızı bizim elimizden aldılar. Okul, medya, sokak, çocuklarımızı elimizden aldılar bizim. Artık çocuklarımızda edeb, adab, ahlak kalmadı büyüklerine karşı. Şimdi ben zaman zaman böyle otobüse bindiğimde zaman zaman görüyorum. Yani o genç insanlar bir otobüse bindiklerinde bir koltuğa oturmuş ya, ya cep telefonunu açmış, cep telefonuna ilgileniyor.
Yani eğer yaşlı böyle işte oturması lazım gelen bir kimse olur da göz göze geliriz, utanırız, kalkmak zorunda kalırız diye düşünenler, ya cep telefonuna bakıyorlar, öğrenci ise kitabını defterine bakıyor, bakmıyor iki tarafa. Bunlar utananlar. Bir de utanmayanlar var. Hiç gayet normal bir şekilde, otobüste, minibüste, orada burada hayatına devam ediyorlar. Bu hale geldik biz. Ve ihtiyarlara saygıyı ondan sonra biz kaybettik. Bakın kaybettiğimiz şeyler bunlar. Bunlar böyle köylerde bile kalmadı artık. Ama ne yazık ki sufi terbiyesidir bu. Sufi terbiyesi nedir? Biz büyüklerimize saygılı davranır, küçüklerimize merhametli davranırız.
Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri bana bir harf öğretenin, ben kölesi olurum demiş. O zaman bize bir harf öğreten bir büyüğümüze, biz saygıda kusur etmeyiz. Bize zikurlahı öğretmiş bir büyüğümüze, biz saygıda kusur etmeyiz. Bize Allah demeyi öğretmiş. Biz saygıda kusur etmeyiz. Bize namaz kılmayı öğretmiş. Biz saygıda kusur etmeyiz. Bize doğru yerde, doğru noktada doğru hareket etmeyi öğretmiş. Biz saygıda kusur etmeyiz. Biz büyüklerimize karşı saygıda kusur etmememiz lazım. Tanıyalım, tanımayalım. İhtiyarlara, yaşlılara saygıda kusur etmememiz lazım. Şimdi bir bakıyorsun bir internet haberi, 20 yaşında, 25 yaşında, 30 yaşında bir genç kalkmış, 60 yaşında, 70 yaşında, 80 yaşındaki bir kimseyi öldürünceye kadar dövmüş.
Yani biz bu hale geldik. Hiç kimse düşünmüyor. Yaşlı, yaşlılığını bilmiyor. Genç de gençliğini bilmiyor. Yaşlı da yaşlılığını bilmiyor. Konuşacağı kelimeyi bilmiyor. Ağzından çıkanı kulağa duymuyor. Yapacak olduğu hareketi duymuyor. Görmüyor. Anneler, babalar çocuklarına laf söylerlerken kulakları duymuyor. Dedeler, nineler, torunlarına, çocuklarına laf söylerken kulakları duymuyor. Ben anneyim, istediğimi söylerim. Ben babayım, istediğimi söylerim. İstediğim gibi söylerim. Değil canım kardeşim. Sen baba olarak önce ahlaklı davranacaksın. Sen anne olarak önce ahlaklı sen davranacaksın. Anne olarak önce dedikodu sen yapmayacaksın. Anne olarak önce gıybet sen etmeyeceksin. Baba olarak önce dedikodu sen etmeyeceksin.
Baba olarak önce gıybet sen etmeyeceksin. Dedeler, nineler önce gıybeti siz etmeyeceksiniz. Sevgi büyükten küçüğedir. Siz seveceksiniz önce. Anneler, babalar çocuklarınızı önce siz seveceksiniz. Dedeler, nineler çocuklarınızı ve torunlarınızı önce siz seveceksiniz. Torunlarınızı iterseniz, torunlarınıza kötü davranırsanız, torunlarınıza tepeden bakarsanız, torunlarınızı hakaret ederseniz, torunlarınızı yediklerinden, içtiklerinden kıskanırsanız, o torunlar sevgisiz büyürler.
Yapmayın. Anneler, babalar çocuklarınızı sevgisiz büyütmeyin. Çocuklarınıza merhamet edin. Çocuklarınıza şefkat gösterin. Çocuklarınıza müşrik davranın. Müşrik davranın. Evet çocuklarımızı disiplin edelim ama çocuklarımıza hakaret etmeyelim. Çocuklarımızı disiplin etmeye çalışalım, öğretmeye çalışalım. Ama çocuklarımızı toprağa eşeleyip biz kendimiz gömmeyelim. Gömüyoruz çocuklarımızı. Sen neyi becerdin ki bugüne kadar? Sen neyi başardın ki? Bak filancanın çocuğu filanca yeri kazandı. Fişmancanın çocuğu şunu yaptı bak. Vay elde ne evlatlar var ya. Bak annesine, babasına nasıl bakmış. Nerede siz onun gibi? Yapmayın çocuklarınıza. Yapmayın. Ve çocuklarınız ve çocuklarınız size karşı isyankar büyüyorsa bu suçu, bu hatayı kendinize bakın.
Çocuklarınız size karşı edepte, terbiyede, ahlakta eksikse bunu kendinize bakın. Kendiniz de bu eksikliği arayın. Çocuklarınız da değil. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri öyle derdi. Çocuğumuz doktor olsun. Çocuğumuz avukat olsun. Çocuğumuz hakim olsun. Çocuğumuz işte tüccar olsun. Çocuğumuz çok yeşil olsun diye uğraştık da derdi. Çocuğumuz evliya olsun diye uğraşmadık derdi. Aynı hastalığımız devam ediyor. Çocuklarımız evliya olsun diye uğraşmıyoruz. Bugün taziyeye gittim ben İstanbul'a. Allah razı olsun Cevdet ve Bayındır Çete olarak İstanbul'a, Ahmet Acar kardeşe taziyeye gittim. Hem abisi hem süt babası da vefat etmişti.
Geçenlerde de annesi vefat etti. Uzun zamandan beri de işte bu korona pandemiden dolayı gidemediydim. Bizim Ahmet Acar güzel bir şeye değindi. Dedi ki annem vefat etti. İşte hafız çocukları vardı. Hafız torunları vardı dedi. Böyle parmakla sayılacak kadar. Onlar dedi başında oturdular dedi. İşte Kur'an-ı Kerim okudular. Şunu yaptılar, bunu yaptılar. Ben dedi kendi kendime düşündüm. İşte benim çocuklarımdan dedi. Böyle bir hafızlık öğrenen yok. Dedim bitti ki hafızlık müessesesi. 28 Şubat bütün her şeyin köküne kibrit suyu döktü. Yani kendi kendime düşündüm. Dedim doğru. Yani dedim şimdi bir aileden kaç tane hafız var dedim. Yok denince kadar az.
Parmakla sayılıyor hafızlar şimdi. Hafızlık müessesesini 28 Şubat köküne ne yaptı? Kibrit suyu döktü. Hafızlarımız kalmadı. Kibrit suyu döktü 28 Şubat bütün İslam'ı faaliyetlere. Bütün İslam'ı faaliyetlere ne yaptı? Kibrit suyu döktü. Ve ne yazık ki bütün dünya üzerinde İslam'ın ruhunu boğdular tabiri caizse. Ruhsuz bir İslam kaldı şimdi orta yerde.
Kabuk bir İslam kaldı orta yerde. Kabuk. Ve ne acı? Biz de çocuklarımızı öyle yetiştiremiyoruz. Yani İmam Hatip'e göndersek İmam Hatipler dökülüyor. Çocuklar orada hadisin karcısı, kaderin karcısı, mezhepin karcısı olarak çıkıyor. Nereye göndereceğiz çocuklarımızı? Şaşırdık. Çocuklarımıza nerede dini öğretelim? Şaşırdık. Şaşkın vaziyetteyiz ya. Bu hale geldik. Ne acı bir durum. Çok acı bir durum. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar çocuklarımıza şefkatle merhametle yaklaşalım. Çocuklarımıza Kur'an ve sünneti yumuşak yumuşak tatlı bir şekilde ne yapalım? Anlatalım, öğretelim. Büyüklerimize merhametle, şefkatle, saygıyla yaklaşalım.
Bize birisi bir şey öğretmiş. Biz vefasızlık yapmayalım. Bize birisi bir yol öğretmiş. Biz ona vefasızlık etmeyelim. Ve büyüklerimize de ne yapalım? Saygıda kusur etmeyelim. Yani normalde şimdi ben böyle zaman zaman derim. Bu bizim zakirimiz. Bizi Allah demeye öğretmiş. Biz ona saygısızlıkta bulunmaya hakkımız yok. Bu bizim başımızda çavuş kardeşimiz. Bizim ona saygısızlıkta bulunmaya hakkımız yok. Ha o bizim üstadımızın çizgisinin üstünde, çizgisinin dışında davranıyorsa, evet Müslümanın, Müslümanın üzerinde hakkıdır. Biz ona doğruyu nasihat edelim. Diyelim ki abi, bak burada böyle böyle üstadımızın emri var. Abla, burada bak üstadımızın emri var. Saygıyla bunu söyleyelim.
Hiç kimse saygısızlığı hak etmiyor. Hiç kimse. Hiç kimse edepsizliği ve ahlaksızlığı hak etmiyor. Herkes, biz büyüklerimize gerekli olan saygıyı, gerekli olan ne yapalım? Hürmeti ve hizmeti yerine getirelim. Bunu gençlere söylüyorum. Anne ve babalarınıza hürmetli davranın, anne ve babalarınıza öh bile demeyin. Ayet-i kerime. Velev ki haklı olsanız dahi, siz sonra onu biraz ortalık yetişince, anlataraktan onu düzeltmeye çalışın. Rabbim cümlemizi sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin inşallah. Bir hadis, iki tane mesele söyleyip sohbeti sonlandıracağım. Saçı sakalı ağarmış Müslümana, okuyuşunda tegannide aşırı gitmeyip, ahkamıyla amel eden Kur'an hafızına ve adil hükümdara saygı göstermek, Allah-u Teala'ya duyulan saygı ve tazimden ileri gelir.
Ebu Davud'dan. Şimdi, saçı sakalı Allah yolunda ağırmış bir Müslümana, saygıda bulunmak, ona tazim göstermek, şirk değildir. Allah'la arana işte birini kattın değildir. Bunu böyle hani sufiler için genelde söylüyorlar ya, işte şeyhinizi ilahlaştırıyorsunuz, otur oturduğun yere. Hz. Ali Efendimiz kölesi olurum demiş. İlim bilmez, irfan bilmez, yol bilmez. Sen sus. Hastanede, doktorda bir işin oluyor, dokuz taklatıyorsun doktorun önünde. Bu avukata işin düşüyor, dokuz taklatıyorsun önünde. devlet dairesinde bir amirde, memurda işin oluyor, dokuz taklatıyorsun önünde.
Bir zengini görünce önünde dokuz taklatıyorsun. Dünyevi işleri için bir kimseye böyle saygıda bulunmak, insanın dininin yarısını götürür. Evet. Bir kimse zengin diye ona saygılı davranmak, senin dininin yarısını götürür. Ama Allah yolunda saçı sakalı ağırmış bir üstada, saygılı davranmak seni Allah'a yaklaştırır. Bir Kur'an hafızına saygılı davranmak, Kur'an'dan dolayı, seni Allah'a yaklaştırır. Adil bir devlet başkanına, adil bir devlet başkanına saygılı davranmak, bu adil bir devlet başkanı, hükümdar deyince, adil bir hakim, adil bir savcı, adil bir vali, adil bir belediye başkanı, hepsi de girer bunun içine.
Onlara saygılı davranmak, seni Allah'a yaklaştırır. Ha diyeceksin şimdi, bunların adili var mı şimdi? Ha ben denk gelmedim. O ayrı mesele. Ama ben ilim olarak anlatıyorum. Yani ama şu var, hafızlarımız var mı? Evet. O hafızlarımıza saygılı davranmak, o hafızlarımıza karşı edepli davranmak, o hafızlarımıza hakaret etmemek, o hafızlarımıza gerekli olan hürmeti göstermek, Allah'a yaklaşmamıza sebeptir.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, 70 tane hafız şehit edilince, pusuya düşürülünce, hafızların bir daha cihada gitmemelerini, hafızların darül harbe geçmemelerini emretti. hafızlarımız kıymetli. Şimdi ama hafızlarımıza biz gerekli saygıyı, gerekli hürmeti göstermezsek, hafızlıklarından dolayı, Kur'an'a hürmetsizlik etmiş oluruz. Allah muhafaza eylesin. Aynı şey, saçılı sakalı Allah yolunda ağarmış bir kimse. E bu üstad olabilir, bu zakir olabilir, bu yaşlı bir derviş amcamız, babamız, kardeşimiz olabilir. Bu cami cemaatinden yaşlı bir kimse olabilir, ne güzel pamuk gibi sakalını bırakmış, Allah yolunda sakalını ağartmış, harika. Ona hürmet etmemiz lazım.
Ona saygılı davranmamız lazım. Şimdi insanlar küfrediyorlar, hakaret ediyorlar. O hale geldik. Bakın, o hale geldik. Bir kimse sakalının sünnet olduğunu bile bile, onun sakalından dolayı, ona küfretse küfre düşer. Onun sakalından dolayı hakaret etse küfre düşer. Tecid iman, tecid nikah gerekli o kimseye. Allah muhafaza eylesin. Yine bir şey daha söyleyeceğim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sohbet alakalı, meclisleriyle alakalı. Bunu da göz ardı etmeyelim. Bu ne? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sohbetine gelenler. Yani diyelim ki bir vakıfta sohbet var, bir camide sohbet var, bir tekkede sohbet var.
Bir cami düşünün. Camide vaaz-ı nasihat var. Orada herkes eşit muamele görmeli. Mesleklerine göre, zenginliklerine, fakirliklerine göre davranılmamalı. Oradaki herkes eşit muamele görmeli. Ve insanların üstünlükleri olarak takva görülmeli. E takva insanın gönlünde. O zaman bizim kalkıp da takva metremiz yok. Ölçemeyiz. Allah'la kendisi arasında. O zaman biz eşit muamele görelim. Eşit muamelede bulunalım. Ne yapalım? Mütevazi olalım birbirimize karşı. Ve böyle bir toplulukta büyüklere hürmet edilirdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabının halleri bunlar. Onlar büyüklere hürmet ederlerdi. Küçüklere şefkatli ve merhametli davranırlardı.
Peygamberlerinden aldıkları eğitim, peygamberlerinden aldıkları terbiye buydu. Ve ihtiyaç sahiplerine öncelik gösterirler ve onlarla ilgilenirlerdi. Bir toplulukta ihtiyaç sahibi var ise onlara öncelik gösterilir. Onlarla ilgilenilirdi. Sahabenin Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden aldığı eğitim buydu. Ve o ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılamaya gayret ederlerdi. Ne yapacakmışız? İhtiyaç sahibinin ihtiyacını görmeye ne yapacağız? Gayret edeceğiz. Bu konuda çaba göstereceğiz. Bizim elimizde olmayabilir. Elinde olana gideceğiz diyeceğiz ki kardeş filanca kardeşimizin veya bir kardeşimizin böyle bir ihtiyacı var.
İhtiyacını görelim diyeceğiz. Ve garip olanları, bunlar ashabın bakın bunlar böyle terk etmediği Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden aldıkları eğitim. Garip olanları, yabancı olanları koruyup gözetirlerdi. O zaman biz de ne yapacağız? O toplulukta garip varsa, gülaba varsa, yabancı varsa onları ne yapacağız? Görüp gözeteceğiz. Ve onların ihtiyaçlarını göreceğiz. Onların eksik ve getiklerini ne yapacağız? Biz tamamlamaya gayret edeceğiz. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Cenab-ı Hak izin verirse inşallah önümüzdeki haftada aynı şekilde Allah izin verirse inşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz. Şimdi de inşallah sorularınıza geçelim.
Yeni doğan bir bebek kırklıyken banyoda yıkanmaz diyor büyüklerimiz, doğru mu? Hiçbir hadis-i şerif okumadım, hiçbir fıkıh kitabında böyle bir şey de okumadım. Benim doğumum kurban bayramına yakın denk geliyor. Erkek bebekte böyle durumda hakika kurbanı nasıl yapabiliriz? Hakika kurbanı kesilirken nelere dikkat edilmelidir? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri erkek çocuklar için, iki tane kız çocuklar için bir tane hakika kurbanı kesildi. Dikkat edilecek bir şey yok.
Onları kesti ve dağıttı sadaka olarak. Biz de keser dağıtırız. Boşanacak olan kadın iddetini nasıl beklemelidir? İddetini beklerken nelere dikkat etmelidir? Kadın annesinin evine geri geldiyse annesinin evinde iddetini bekleyebilir mi? Bununla ilgili bilgi verir misiniz? Her şekilde iddetini bekler. Sünnet olan kocanın evinde iddetini beklemesidir. Kocanın evinde iddet bekleyecek. Üç talak boşamak da sünnete çok uygun değil. Bazı durumlarda üç ayrı ayrı temizlik dönemlerinde boşanılması lazım. Sünnet olan boşama bu. Ama üç talakta birden boşarsa boşama, boşama olur mu? Evet. O yüzden normalde iddeti kocasının evinde, mümkün değilse işte annesinin evinde de bekleyebilir.
Bunda sıkıntı yok. Boyun ağrılarım çok oluyor. Tedavi gördüm ama geçmedi. İş yapmakta zorlanıyorum. Mesleğimin geriye kitap okumalıyım. Kitap da okuyamıyorum. Nasıl kitap okumalıyım? Bunlar için ne tavsiye edersiniz? Bunun bir fizyoterapiste soracaksınız. Bazı takıntılarım var. Bir şeyi defalarca tekrar etme, söyleme ya da evden çıkacaksam kapıyı kilitledim mi, kilitlemedim mi diye kapıyı kontrol etme gibi çeşitli bazı takıntılarım var. Bu takıntılardan kurtulmak için ne tavsiye edersiniz? Bunu da bir psikoloğa danışacaksınız. Bir olay yaşadığım zaman bunun sonucunda ne olur, nasıl davranmak gerekir, ne yapmalıyım bunları başta düşünemiyorum.
Düşünmeme konusunda çok eksiğim var. Sağlıklı, doğru düşünmek için ne yapabilirim, ne tavsiye edebilirsiniz? Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp haramlardan uzak durmaya gayret edin. Böylece aklınız berraklaşacaktır inşallah. Allah'ı çok zikredin. Küçüklükten itibaren ailem hakkımızı savunmayı öğretmedi. Bir kişiyle sorun yaşadığımız zaman hep bana ve kardeşlerime, annem kimseye bir şey deme, kırılırlar, sus derdi. Yetişkin bir insan olmama rağmen insanlarla sorun yaşadığım zaman, haklıysam bile hakkımı savunamıyorum. Kendimi ifade edip, hakkımı arayıp konuşamıyorum. Haksız duruma düşüyorum. Uygun cümleler kullanamıyorum. Ben bunu nasıl aşabilirim, nasıl hakkımı savunabilirim? Mesleğiniz gereği çok kitap okumanız gerekiyormuş. Çok kitap okumuş olmanız lazım.
Çok kitap okuyorsanız o zaman bu durumda olmamanız lazım. Normalde bir kimse haklı olduğu halde kendince sünnete uyarak haklılığını ispat etme yoluna gitmezse, evet sevap işlemiş olur. Ama sizinki böyle bir eksiklikten, bir noksanlıktansa, bunu normalde okuyaraktan veya doğru kaynaklar okuyaraktan bu problemi çözebilirsiniz inşallah. Selamun Aleyküm. Her yüya anlatılır mı? Müridin üstadını gördüğü her yüya'yı anlatması gerekir mi? İsterse anlatır, istemezse anlatmaz. Sıkıntı yok bunda. Selamun Aleyküm. Hayatımı artık ihlaslı yaşamak için günahlardan arındırıp tövbe ediyorum. Namazı, oruca, kazalarıma, tesbihatlarıma ve Kur'an'a kendimi vermeye başladım.
Gıybetten mümkün oldukça uzak durmaya çalışıyorum. Ama aklım, kalbim, hayallerim, düşüncelerim, rüyalarım ihlaslı değil. Bunun için ne yapmak gerekir? Bu her halimle ihlaslı yaşamak istiyorum. Derinleşmek istiyorum. Allah yardımcın olsun. İhlaslı yaşamak için gayret edeceksin. Bununla yapacak olan şey gayret, çalışma inşallah. Selamun Aleyküm. Yemek yerken bir yüz görsek, o yemeği yemeli miyiz yoksa bırakmalı mıyız? Hayırlı geceler. Bu normalde gördüğünüz halin sahih olup olmamasına bağlı. O yüzden yemeği devam edin seçimlilik.
Selamun Aleyküm. Ben emziriyorum. Ramazan'da oruç tutabilir miyim? Yasaklanan bir şey yok. Eğer dayanabiliyorsanız, olabiliyorsa, çocuğunuz aç kalmıyorsa tutabilirsiniz. Ama emzikliler tutmayabilir mi? El cevap evet. Bebeğin göbek bağını bir yere gömmek doğru mu? Dinde bir yeri var mı? Gömülen yere göre geleceği şekillenir mi? Gömmüş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Sünnet, çocuğun göbek bağını gömmek. Eğer erkek çocuksa sünnet olduysa kesileni gömmek. Tırnaklarınızı gömmek. Kesilen tırnaklarınızı gömmek. Kesilen saçlarınızı gömmek. Sünnet. Sizden ders alabilmek için ne kadar yoğrulmamız gerek.
Bunun ne kadarı diye bir şey yok. Bir rüya görürseniz, Yani bir rüya derken, rüyanızda görürseniz ders aldığınızı veya üstadınızı ders verilir. Bunda bir sıkıntı yok. Selamun Aleyküm. Sağlığınız, sıhhatiniz yerindedir diye ümit ve dua ederim. Sizden ders almaya talibim ve bu konuda cevabınızı merak etmekteyim. Biz normalde rüya gören, rüyasında gören kardeşlere derslerini veriyoruz.
İnşallah siz de rüyanızda görürsünüz, size de veririz. Selamun Aleyküm. Benim bir sorum olacaktı hocamıza. Böyle güzel bir iman makamında kendini nasıl geliştirdi? Ve hiç rüyasında melekleri ya da efendimizi gördü mü? Allah bizi affetsin. Biz kendimizce Allah'a kulluk etmeye çalışıyoruz. Bizim bir yere geldiğimizi iddia edemeyiz. Rabbim bizi inşallah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun inşallah. Selamun Aleyküm. Sizin videolarınızı yabancı dillere, özellikle batı dillerine çevirirken Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ya da İsa aleyhisselam gibi parantez içinde kullanılan hitapları da çevirmeli miyiz?
Evet onu böyle mesela sallallahu aleyhi ve sellem'i S-A-V olarak yapıyorsunuz ya, onu geniş açılım olarak sallallahu aleyhi ve sellem diye yazmalıyız. Aleyhisselam dediğimizde aleyhisselam diye yazmalıyız. Yabancı dillerde sadece isimlerini kullanıyorlar. Başka bir şey eklemiyorlar. Biz nasıl? Biz ekleyelim. Rızık kaç türlüdür? Rızık rızıktır. Maddi ve manevi olarak ayrılır ama rızık rızıktır. Dost doğru nasıl olunur? Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp uygulayarak da olunur. Selamun Aleyküm. Bir, PKK ve FETÖ'ye karşı dimdik duran ve İHA ve SİHA'ların kullanımında önemli payı olan Şehit Kor General Osman Paşa'nın helikopterinin düşmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Devlet bizim elimizde değil. Bizim bunları yorumlamamız böyle değişik algılara kapı açabilir. Devlet sonuçta helikopterin düşme sebebini kendisi araştıracak, kendisi bakacak bir sızma var mı? Herhangi başka bir şey var mı? Ona göre açıklamada bulunacak, soruşturma yapacak, ona göre hareket edecek. Devletin işi. Papa'nın Sistani ile Irak'ta görüşmesini nasıl yorumluyorsunuz? Normalde Papa zaman zaman kendisine bağlı olan zevatı böyle gidiyor, görüşüyor. Bunda bir sıkıntı yok. O yüzden Papa müritlerini kendisine tabi olanlarla gidip görüşüyor, onlarla konuşuyor. Ne bileyim, sonuçta İran'da Hristiyanlar var, Irak'ta da Hristiyanlar var, Suriye'de de Hristiyanlar var.
Bizim Türkiye'de de Hristiyanlar var. Mısır'da da var, yani Lübnan'da da var. O yüzden Papa da kendisine tabi olanlarla görüşüyor, konuşuyor. Bilemeyiz ki belki de Sistani de kendisine tabidir. Sistani sonuçta Irak, şeyden geldi, İngiltere'den geldi. Yani oradaki Irak'ta Sistani'nin bir altında olan bir Mukteda El Sadr vardı.
Mukteda El Sadr, oradaki İngilizlerle savaşmaya başlayınca Sistani Ayetullah hükmünde hemen onu getirdiler Irak'a, İngiltere'den. Böylece İngiliz askerleri orada savaşmaktan kurtuldular. O yüzden Sistani ne tarafa çalışıyordur, nedir, ne değildir bilemem. Papa yani dünya üzerinde birisiyle görüşmek isterse görüşür. Bunların görüşmesinde de konuşmasında da bir sıkıntı yok. Malum kiliseler, işte papazlar hepsi de birileriyle görüşür. Bunda bir sıkıntı yok. Yani muhakkak ki papanın arkasında da bir siyasi etken, siyasi bir daire vardır. Ama bunlar gayet normal, olumlu karşılayabileceğimiz şeyler. Görüşsünler, bundan bir sıkıntı olmaz. Selamünaleyküm, geceniz mübarek olsun.
Günlük manevi sorumluluklarımızı disiplin etmek için. Üç arkadaş grup kurduk. Yerine getirdiğimiz sorumlulukları birbirimize söylememiz uygun olur mu? Bir tavsiyeniz olur mu? Duanızı bekler, teşekkürlerimi sunarız. Eğer orada bir kendini beğenme ucup olmazsa bir sıkıntı yok. Teşvik manasında ama ucup girerse işin içerisine. Kendini beğenme girerse sıkıntılı. İkinci sorun günlük verdiğimiz bir sebeple yarım bıraktığımızda tekrar nasıl devam edelim? Yarım bıraktığınız yerden devam edebilirsiniz. Bir sıkıntı yok. Vefa ehli kimlerdir? Vefa nedir? Vefa İstanbul'da bir semt olarak algılanırsa işte o kimse bizden değildir.
Meşhur bunu söyledim ya, o yüzden bunu söylediler. Vefa, sevgisinde, samimiyetinde, dostluğunda disiplinli olan, devam eden kimsedir. Zıttı ne? Vefasız. Bu da nedir? Sevgisinde, dostluğunda, muhabbetinde böyle çabuk unutan, bağlı kalmayan kimsedir. O yüzden vefa, Allah'a karşı vefa, Allah'a bir söz verdik.
Ne dedik? Eleştü dedi, ben sizin Rabbiniz değil miyim? Ondan sonra biz de evet sen bizim Rabbimizsin dedik. Allah'a karşı vefa, Allah'a karşı vefalı olmamız gerekir, sözümüzde duracağız ve ruhlar aleminde vermiş olduğumuz söze vefalı davranacağız, sadık davranacağız. O ahdimizi yerine getireceğiz. İkinci vefa borcumuz ne? Hz. Muhammed Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve selleme. Biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine de vefalı davranacağız. Onun sünneti seneye sımsıkı yapışacağız. Ben bir sufi tırnak içerisinde, dairesindeki bir kimsenin üçüncü vefası üstadınadır. Biz üstadımıza da ne yapacağız? Vefalı olacağız. Ve o bize Kur'an ve sünneti öğretti.
O bize Allah'a dostluğu öğretti. Asla ne yapacağız? Biz onu unutmayacağız. Onu bırakmayacağız bu manada. Sırtımızı dönmeyeceğiz. Ve o yüzden biz vefasız olanlardan olmayacağız. Birisinden bir iyilik görmüşüz. Birisi bize bir iyilikte bulunmuş. Biz ona vefasız davranmayacağız. Biz ona sırtımızı dönmeyeceğiz. O yüzden vefa dostluğunda, samimiyetinde, ondan sonra arkadaşlığında, sevgisinde geçici olmayan kimsedir.
Allah muhafaza eylesin. Vefalı kimse odur. O yüzden Allah cümlemizi vefalı olanlardan eylesin. Ve vefa ehli dediğimizde, ben bazen zaman zaman derim ya, yani arkadaşlıklarınızı bir geçici heva ve hevesin, bir metanın üzerine kurmayın. Yani Allah bizi affetsin. Ben normalde bizim topluluğumuzun içerisinde paranın, pulun, makamın, mevkinin girmesini istemem. Sebebi ne? Bunlar insanın vefasını bozan şeylerdir. İnsanların ihlas ve samimiyetini bozan şeylerdir. O yüzden peygamberlerin büyük bir çoğunluğu, din anlatmalarından ve tebliğlerinden dolayı bir ücret almamışlardır. Hiçbirisi de. Ve hepsi de der ki, bizim ücretimizi verecek olan Allah'tır. Ve Kur'an'ın diliyle sizden hücret istemeyenlerin peşinden gidiniz der.
İşte böyle bir dünyevi meta, böyle bir dünyevi bir faydalanma insanların vefalarını bozar, ihlaslarını bozar, samimiyetlerini bozar. Vefa ehli kimdir o zaman? Vefa ehli sevgisinde, dostluğunda, arkadaşlığında, kardeşliğinde, evlatlığında, eşliğinde asla geri dönmeyi düşünmeyen. Bakın geri dönmeyi düşünmeyen. Her gün kendisini dostlukta, arkadaşlıkta, eşlikte, ondan sonra muhabbette tazileyen kimsedir. O yüzden Allah bizi onlardan eylesin. İnşallah. Bazı sorular var onlardan ama neyse burada sormuştunuz artık geri çevirmeyeyim.
Açmış olduğumuz İngilizce kanal için erkek çocuk annelerinden birçok talep geldi. Erkek çocukların canlı derslerimize katılmasında bir sıkıntı var mıdır? Yok. Eğer yok ise kaç yaşa kadar öğrenci kabul edelim. İlkokul grubu için etkinlikler düzenlenecek. Bu etkinliklerde hem kız çocuklar hem de erkekler. Aynı anda katılabilirler mi? Okullarda katılıyorlar. O yüzden okul gibi yapın. İnşallah ilkokul çocuklara bir sıkıntı olmaz zaten. Selamun Aleyküm. Bir kardeş Telegram'ın bazı kısıtlamaları nedeniyle yazamamış sorusunu iletmemi rica etti. Ben namazda gözümü kapatınca güzel şeyler görüyorum. Lakin bunlar hal mi hayal mi bilemiyorum.
Nasıl bunu ayırabiliriz rüyada ve yakaza halindeki kadar canlı değil ama tam olarak hayal ettiğimizi düşünmüyorum. Bunları normalde düşünmenize gerek yok. İster hal olsun, ister hayal olsun, ister yakaza olsun. Sıkıntı değil görebilirsiniz. Bunlar böyle çok büyütülecek şeyler değil. Hayırlı programlar. Tavus kuşunun manevi anlamı nedir? Bilmiyorum canım kardeşim. Hiç tavus kuşlarıyla ilgilenmedim. O yüzden onların tüylerindeki ve kanatlarındaki renklerini, aynı zamanda tavus kuşunun o güzelliğinin altında ayaklarının çıplak olmasının hikmetine bir şey diyemeyeceğim. Nisa Nur 2.13 yaşındayım.
Ders alacaksın. Evet. İnşallah annene söyle. 13-13 sana ders tarif etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Üzerimde bir sıkıntı var. Altından kalkamıyorum. Şöyle bir sıkıntı ki günahlarıma tövbe etmeye çalışırım ama hiç ağlayamıyorum ve kalbim bir tutukluk yaşıyorum o an. Sadece söz ile tövbe ediyormuşum gibi oluyor. Bu da beni üzüyor. Maneviyatsız gibi hissediyorum kendimi. Boş ver sen yoluna bak yürü diyorum. Kendimce bu yolda olmak için gayret ediyorum. Rabbim beni mahşerde. Ya çok uzun yazıyorsunuz. Soru. Ben tövbe ederken kendimi ihlası ve samimiyeti görmüyorum. Göz yaşı dökemiyorum. Soru bu. Bu kadar. Başka bir şey değil.
O yüzden tövbe edin. Ağlıyormuş gibi yapın diyor hadis-i şerifte. Ağlayamazsanız da ağlıyormuş gibi yapın diyor. Allah'ı çokça zikredin. Allah'ı çokça zikredenlerin kalpleri yumuşar. Allah'ı çokça zikredenlerin gözleri yaşarır. Allah'ı zikretmeyen, haramın içerisinde duran, Allah'ı hatıra getirmeyen insanların evet kalpleri katılaşır. O zaman bunun ilacı Allah'ı zikirdir. Allah'ı çokça zikirdir hem. Allah'ı çokça zikirdir. Ancak Allah'ı çokça zikredenlerin kalpleri yumuşar ve incelir. Allah'ı zikretmeyenlerin kalpleri yumuşayıp incelmez. Allah muhafaza eylesin inşallah. Grupta yazılan ya da görevli kardeşlere anlattığımız rüyalarda, rüyamızda gösterilen kardeşlerin isimlerini söylemek edebe uygun mudur?
Uygundur. Neden uygun olmasın? Sonuçta rüyaların hepsi de erkekler erkeklerin sayfasına, bayanlar da bayanlar sayfasına atacak. Onları zaman zaman nasıl söyleyeyim, oradan rüyaları bana aktaranlar var benim kendi sayfama. Böyle okunmuyormuş gibi düşünmeyin. Evet ben böyle belli bir zamandan beri, iki üç haftadan beri gruplara çok girmiyorum, çok ilgilenmiyorum.
Biraz da böyle bir zamansızlığım da söz konusu. Ama görevlendirdiğim arkadaşlar var, oradaki rüyaları kopyalayıp bana atıyorlar. O yüzden onları bana zaman bulduğumda ben diğer konuşmalara değil sadece rüyalara genelde bakmaya gayret ediyorum. O yüzden isimleri de yazacaksınız, bunda bir sıkıntı yok. Bir gruba atılan cuma tevrihi, vefat haberi, hastalık haberine birkaç kişinin dönüş yapması yeterli mi?
Valla çok girmiyorum ama bu konuda şikayetçi olanlar var. Yani bir helallaşmayı bitiremedikler zaten. İki hafta, üç hafta devam etti. Yani birisi bir de hani böyle işte bir vefat haberi oluyor. O bütün herkes işte dökülüyor. Eyvallah hadi vefat. Ama işte birisi bir hasta olmuş. Ondan sonra dökülüyor ortalık. Birkaç sefer bunlara şahit oldum. Şimdi bir de bilmem neyinin bilmem neyinin bilmem nesi hasta olmuş. Canım kardeşim, bu grubu, bu grupları sufi kardeşler ve sufi adayları için kurduk. Birilerinin heva ve hevesi için değil, bazen zaman zaman kapatıvereyim ikisini de diyorum.
Heva heves yeri değil orası. Bir böyle tekke gibi düşünün. Orayı bir dergah gibi düşünün. Edebinizi, adabınızı, terbiyenizi bozmayın. Kur'an sünnet dairesinde haberleşme, kaynaşma, birbiriyle muhabbet etme olarak görün. Ne bileyim bazı şeyleri abartıyor musunuz gibi geliyor bize. Sizin bir mesajınızı gruplarda paylaşın emrini bir kişinin gerçekleştirmesi durumunda diğer kardeşlerinin de aynı mesajı atması gerekir.
Bu noktada edep ne olmalıdır? Normalde bu, hadi bir insan üstadının sözünü 118 seferde paylaşsın. Eyvallah. Bazı şeyler var, farklı noktalara gidiyor. Allah muhafaza eylesin. Hayırlı akşamlar. Son zamanlarda iki buçuk yaşındaki oğlum aşırı huysuz ve huzursuz. Kardeşlerimle konuştuğumda onların çocuklarında da aynı durumların olduğunu görüyorum. Kardeşlerimle birlikte evlatlarımıza maddi, manevi şifa olması için 70 bin kelimeye tevhid çekip bağışlayabilir miyiz? Yapabilirsiniz. Hocam hayırlı akşamlar dilerim. Evlilik kader midir? Yoksa evleneceğimiz eşi biz mi seçeriz? Biz seçeriz.
Çünkü kader duvarın arkası, duvarın arkasında ne olduğunu bilmiyorum ben. Yani nikah dört şey için yapılır. Dini için, zenginliği için, güzelliği için, nesebi için. Siz dindar olanı seçiniz demiş. Eğer size ne nasip olacaksa o gelir deseydi böyle demezdi. O yüzden seçim bize ait. Biz seçeriz. Ya da bizim yerimizde başkası seçer. Ama kim seçer? Annemi seçer, babamı seçer, abimi seçer gibi. Ama biz seçeriz. Muayyen günlerimizde, dersimizde salavatu çekebiliriz değil mi? Evet. Normalde muayyen günlerinde bayanlar Kur'an-ı Kerim'i okuyamazlar. Öğrenenler ve öğretenler müstesna.
Yani maliki mezhebine göre öğrenen ve öğretenler muayyen günlerinde de Kur'an-ı Kerim'i okuyabilirler. Öğrenenler ve öğretenler. Öbür türlü namaz kılmayız, oruç tutamayız. Ondan sonra Beytullah'ı tavaf edemeyiz. Ama salatü selam çekebiliriz, Allah'ı zikredebiliriz. Bunda bir sıkıntı yok. Selamun aleyküm.
Geçen hafta İran'dan gelen halifenizin, sizin maneviyatınıza gösterdiği saygı ve muhabbetin anlamını, arka perdede nasıl bir hal yaşandığını mahrem değilse bizimle paylaşır mısınız? Şimdi normalde sufilikte herkesin kendine göre bir maneviyatı, kendine göre bir yolu, yordamı vardır. O İran'dan gelen Muhammed Azimi kardeşinin de kendine ait bir yolu var. O zaten daha önce de gelip ders almıştı. Ve o zaman da ben ona zakirlik vermiştim. Demiştim ki İran'da işte ders ver, arkadaşları topla, değişik yerlerde sohbetlere devam et diye. Ve o kardeşimiz bir hayli kısa zamanda iyi yol kat etti. Tabi biz aslında onun haberi yoktu. Burada ona bir İran halifeliği olarak bir icazet hazırlıyorduk.
Hazırlayacaktık yani. Ve o birden hızla gelişti. O geldiğinde de dedim kendisine zahiren, sana dedim İran halifeliği vereceğim, tören yapacağım bir de dedim. Daha birkaç kişi daha vardı öyle. Aynı zamanda da ölürüm kalırım, Murtaza var şeydeki. Üsküp müydü? Üsküp'te. Üsküp'te Murtaza var. Ona da Üsküp halifeliği verecektim. Ona da öyle bir, çünkü sözüm var ona da. Bunun gibi onun da İran, o Muhammed Azimi gerçekten azimli bir insan. İyi çalıştı, iyi gayret etti. Biz tabi mutlu olduk, sevindik. Böyle bir kardeşimiz yetişiyor hamdolsun. Onu normalde Salim, burada onun anlattığı halleri yazıya döküp yayınlayabilir. Onunla sonra kendisinden de öğrenebilir.
Onları kendi dilinden anlatmakta, kendi dilinden konuşmakta fayda var. Salim görüşüyorsun değil mi azim ile sen? Olmazsa yazsın o böyle bir yaşadığı halleri filan. Sana göndersin inşallah, arkadaşlara şey yapalım. Ne o, inşallah aktaralım. Selamun Aleyküm. Size herhangi bir sebeple ulaşamadığımız bir dönem olursa, dergah adına yapılabilecek meselelerde ne yapmamız konusunda feraset sahibi değilsek, doğruyu yanlış ayırt edemezsek ve iki farklı görüş oluştuysa,
iki görüş de sizinle şarjli gibi gözüküyorsa, biz nasıl bir yol izlemeliyiz ya da bu noktada belirlediğiniz bir kişi var mı? Sonuçta her şehrin bir görevlisi var, her mahallenin de bir görevlisi var. Bu tip meselelerde ben direkt o görevlilere ulaşabiliyorum, onlara söyleyebiliyorum. Ama genel olarak ben böyle hani Cafer'le haber gönderebilirim mesela. hemen böyle kimse o esnada elimin altında, onlara haber gönderebilirim. Bu noktada kardeşlerin üzerinde herhangi bir şekim ve şüphem yok, kim olursa olsun, bütün zakirli kardeşlerle haber gönderebilirim. Bunda bir sıkıntı olmaz. Zaman zaman insanlar algılamakta güçlük çekebiliyorlar. Birisi başka türlü, birisi başka türlü anlayabiliyor, algılayabiliyor.
Bunları sormakta fayda var tabii biz böyle. Veyahut da bir başkası söylediğim bir sözü kendince şerh edebiliyor. İşte bu sıkıntılı. Yani bir kimse de algıda problem yaşayabilir, böyle bir değişik anlayabilir, algılayabilir. Ama şerh etmesi sıkıntılı. Düzelcek inşallah her şey. Ama böyle kime soralım derken herkes kendi başındaki zakirine sorabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Selamun Aleyküm. İçimizde bir haramı işlemeye dair bir düşünce geliyor. Aniden huzursuzluk gibi bir his oluşuyor. Onu yapmaktan korkuyorum. Bu gafil olduğumuz için bu şekilde. Yok, hayır. Ya normalde haram işleyeceğin de içine bir sıkıntı geliyorsa, huzursuzluk oluyorsa, huzursuz bir his oluşuyorsa, bu doğru bir şey.
Zehra Araz 10 yaşındayım. Ben de sizden ders almak istiyorum. 10-10 çek inşallah seninle. Hocam, ellerinizden öperim. Saygılar. Can hocam, ben bir Rabbimin aciz kuluyum. Yaşım 62. Ankara'lıyım ama Antalya'da yaşıyorum. Erşan ağabeyi tanıdım. Yeni dünyayı yeniden yaratıldım. Çok hatalarım oldu. Rabbim inşallah affeder. Benim sualim, Erşan hocam, nasıl bir insan hocam? Kusura bakma sorum için. Benden canım istesin, düşünmeden vermeye hazır bir Rabbimin kuluyum. Saygılar Mustafa hocam.
Kim Erşan? Ersan biliyoruz değil mi? Erşan bilmiyoruz. Evet. Ersan biliyoruz, Erşan bilmiyoruz. İsimde yanlışlık var herhalde. Başka gezegenlerde yaşayan insanlarda var mı? Ya da başka varlıklar var. Biz bunları keşfedebilir miyiz? Varlıklar var, keşfedebilirsiniz. Allah bir tek dünya ve insan mı yaratmıştır? Yaşanabilir ve yaşayan olarak dünyadan başka gezegenlerde görüşme olabilir mi? Gezegen değil miyim? Başka perde ve alem değil. Bunu gezegen olarak da anlayabiliriz. İnsanlar da var. Evet.
Ortalık fazla mı kaynayacak acaba böyle söyleyince şimdi? Ya normalde şimdi bunu böyle söylerken tuhaf karşılanabilir. Ama varlıklar da var, insanlar da var. Öyle söyleyelim. Daha 18 yaşındayım ama bir sürü hastalığım var. İnsanların yaşlıyken olduğu hastalıklar. Ben daha 18 yaşımdayken beni buldu. Ve ben gerçekten çok üzülüyorum. Bazen çok çabuk öleceğim diyorum, üzülüyorum. Ama üzülmemem gerektiğini de düşünüyorum. Bazen Allah'ın verdiği bu hastalıklara üzülmek kötü bir şey mi? Psikolojik bunlar. Sen öyle hasta değilsin. Hocam benim bir sorum olacaktı. Hocam bana karşı eskisi gibi değil, bana yabancı gibi her şeyi batıyor ona.
Bana çok zıtlaşıyor. Ben de aldattığını düşünüyorum. İş yerindeki kızdan şüpheleniyorum. Ona soruyorum, yok öyle bir şey. Ama ben inanmıyorum. Allah yardımcın olsun. Sen öyle düşünme. Sen normalde eşiğine bir tamam yapmaya çalış. Selamun Aleyküm. Özel günümde de alışkanlığımı yitirmemek için yatarken sabah kalkınca ya da gün içinde de abdeste niyet etmeden olmaya devam ediyorum.
Bunda bir sakınca var mı? Yok. Selamun Aleyküm hocam. Adım Hakan. Beş vakit namazı kılmak istiyorum. Ama sureleri ezberleyemediğimden tembellik ediyorum. Şu an sabah namazlarını kılıyorum. Dua edermişsiniz. Namazlarına devam et. La ilahe illallah. La dahi namazı kılabilirsin. La ilahe illallah de. Allahu ekber de. Bildiğin sureleri oku. Bildiğin duaları oku. Namazına devam et. Bir, iki, üç, dört, beş, altı. Aynı soruyu altı sefer atmışız.
Merak etmeyin. Bir sefer de atsanız göreceğim vakti sırası gelince okuyacağım. Merak etmeyin. Recep ayında sizin de paylaşımlarınızla 15 gün oruç tutmaya niyet ettim. Bu ayda tutulan her bir orucun faziletinden ayrı ayrı bahsettiniz. Bugün itibariyle de 13 gün orucum oldu. Ama tuttuğum oruç için manevi ne bir hal ne bir rüya hiçbir şey yaşamadım. Kendimce hakkıyla oruç tutanlardan olamadım. Tuttuğum oruçta hemhal olamadım sanırım diye istemsizce içimden geçirdim. Bunu düşündüm. Çünkü vaat edilenler çok büyük mükafatlardı. Her ne kadar 15 orucu tamamlamaya niyet etsem de içimden geçen bu düşünceye engel olamıyorum. Bu konuda nasıl bir yol izlememi buyurursunuz.
Dense ki kim 30 gün oruç tutarsa işte ona şu kadar çok böyle bir fazileti var, şu var, bu var ama siz bununla alakalı bir nokta dahi bir şey görmeseniz bu normalde orucunuza devam edeceksiniz. İbadetlerinize devam edeceksiniz. Yanlış yapıyorsunuz. Bakın sohbetin başında da aynı şeyi söyledim. Biz Allah rızası için yaparız. Allah için yaparız. Başka bir şey için değil. Hiç rüya görmesek ne yapacağız? Sufiliği terk mi edeceğiz? Hiç hal görmesek ne yapacağız? Sufiliği terk mi edeceğiz? Biz hiç rüya ve hal görmesek ne yapacağız? Dini terk mi edeceğiz? Böyle bir anlayışı yok. Bakın rüyaları ve halleri yazdırıyorum sayfaya. Bunlar insanların psikolojilerini negatif olarak bozmasın.
Yani rüya görmeyenler battı, rüya görenler çıktı diye bir kaide yok. Takvaca üstün olan Allah katında üstün. Bir kimse sabahtan akşama kadar rüya hal yazsa, rüya ve hal yazsa, ben onun okurum rüyalarını ve hallerini ama ben onun dergahtaki hizmetine bakarım. Ben onun yaptığı işe bakarım. Ben onun eşini dinlerim. Daha ileri konuşayım. Allah beni affetsin. Ben onun evde nasıl davrandığına bakarım. O sabahtan akşama kadar hal anlatsa, sabahtan akşama kadar rüya anlatsa, ben eşine nasıl davranıyor, çocuklarına nasıl davranıyor, sokakta nasıl davranıyor, onun ahlakı nasıl, onun bu topluluğe hizmeti ne? Ben ona bakarım.
Neden? Bakın hal geçer, rüya geçer, hizmet geçmez. Sen bir açı doyurdun, o geçmez. Rüya geçer, rüya kabre girmeyecek. Bir açı doyurdun, girecek. Hal kabre girmeyecek. Birisine Allah demeyi öğrettin. O geçecek kabirde. Böyle sufiliği yanlış anlamayın. Sufi çok rüya görmek, çok hal görmek değildir. Sufi, Allah için çok koşan, çok hizmet eden, çok insana ulaşan, insanlarla hışır neşir olan, onlara faydalı olan demektir. Bunu böyle Allah affetsin, ölçü olsun diye söylüyorum. Şeyh Efendi ya, Allah rahmet eylesin. İşte dedim, efendim ben layık değilim, şöyle hafızlar var, şunlar var, bunlar var, ben böyle söyledim.
Tebessüm etti bana. Mustafa Efendi dedi, kurt tavuk gibisin dedi. Ne varsa topluyorsun etrafına dedi. Bakın ben bunu zaman zaman söylerim hep. Kurt tavuk gibi olun hepinizde. Önemli olan o. Önemli olan zikir halakaları kurmak, insanları zikri götürmek, zikri götürmek insanlara. Açı doyurmak, kimsesizin kimsesi olmak. Garibin başını okşamak, fukaralarla oturmak. Önemli olan bu. Önemli olan çok hal anlatmak değil. Önemli olan çok rüya anlatmak değil. Allah için yaşamak, insanlara faydalı olmak, insanlara hizmet etmek, insanlara abi olmak, insanlara kardeş olmak, insanlara abla olmak, insanların canı olmak, insanların ciğeri olmak. Birinin başı ağrıyorsa sen aklına geleceksin. Birinin başına bir iş geldi, sen aklına geleceksin.
Birinin karnı acıktı, sen aklına geleceksin. Birinin içi daraldı, sen aklına geleceksin. Sen aklına geleceksin. Asbirine ihtiyacı var. Sen aklına geleceksin. Ben bunu bilirim canım kardeşim. O Allah'ın elidir. O Allah'ın gören gözüdür. O Allah'ın tuttuğu elidir. O Allah'ın yürüyen ayağıdır. O Allah'ın kulağıdır. O Allah'ın dilidir. Birine hakkı anlatıyorsun. Birine sabrı anlatıyorsun. Birine din anlatıyorsun. Birisine Allah sevgisini anlatıyorsun. Birisine Resulullah sevgisini anlatıyorsun. O Allah'ın dilidir. Bakın o Allah'ın dilidir. Yoksa sabahtan akşama kadar bana hala anlat. Ben dinlerim. Ben okurum. Vaktim olduğunca. Ama birisi hastanede Allah razı olsun.
Filanca geldi benim başımda durdu. Allah razı olsun. Yiyecek ekmeğim yoktu. Benim erzek vakitim gece saat 3'te kapıma geldi. Ben, kulağım ondadır benim. O yüzden Allah cümlemizin oruçlarını kabul etsin. Bunda bir sıkıntı yok. Hiç rüya görmeyelim. Hiç önemli değil. Biz Allah için, Allah rızası için çalışmaya, gayret etmeye, ibadet etmeye, Allah'ı sevmeye, Resul'ünü sevmeye, üstadımızı sevmeye, kardeşlerimizi sevmeye, insanlığa hizmet etmeye devam edelim. Önemli olan bu, canım kardeşlerim. Allah muhafaza eylesin inşallah. Burada baskına uğradık. Halit Hoca, Yusuf Hoca, ondan sonra İsa ve Hacı Erkan geldiler.
Allah razı olsun. Zaten Halit'in de amin sözü zaten duymuşsunuzdur siz de. Allah razı olsun inşallah. Hoş geldiniz hepiniz de. Yalnız Yusuf Hoca baştan söyleyeyim. O neydi öyle o tavır ya? Çekmiş, atmış ya sayfaya. Muhteşemdi. Canlı istiyoruz bakana. Ama şimdi yani. Allah razı olsun. Selamun Aleyküm. Öğrenmek adına soruyorum. Bir kimse, bir başka ile misafirliğe gittiğinde oranın zakiri nerede, kimin evinde derse orada mı kalmalı? Böyle bir hedef var mı? Dikkat etmemiz gereken bilmediğimden soruyorum. Affola diyorum. Hak esmasında ilahi söyleyebilir miyiz? Tabii. Şimdi misafirlik adabı. Eğer ki bir kimse dergah içerisinde dergah misafirliği ise o kimse oranın zakirine tabi olacak.
Nereye gitti? Çanakkale'ye gitti. Halit'e tabi olacak. Dergah için gitmiş. Nerede yedirirse yedirecek, nerede içirirse içirecek, nerede yatırırsa yatıracak. Yok dergahın dışında gitmiş. Çanakkale'de bir işi var. Ama Çanakkale'de de Yusuf Hoca ile de samimi. Onunla telefonlaşmış, görüşmüş, gitmiş oraya. Yusuf Hoca'yı ziyarete gitmiş. O zaman Halit'in orada bir sıkıntısı yok, bir problemi yok. Halit'i ilgilendiren bir şey de yok. Yusuf'la samimi, Yusuf'la gitti, görüştü, konuştu. Nerede kaldıysa kaldı. Önemli değil. Hiçbir bağlantı yok. Çanakkale'ye turistik ziyarete gitti. Hiç Halit'i bağlayan bir şey yok. O Halit'e görünmek zorunluluğu da değil. Hiçbir zorunluluğu yok.
Ha, ben edeb ederdim. Öyle söyleyeyim şimdi. Ne yapardım? Ya bizim orada bir zakir kardeşimiz var. Ben giderim. Selamünaleyküm, aleykümselam. Canım kardeşim. Ben buraya ziyarete geldim, gezmeye geldim. Sana da bir selam verdim. Veya telefonu açarım. Selamünaleyküm, aleykümselam. Ben buradan geçiyorum. Veya burada bir işim vardı. Sana selam vereyim abi. Ben buradayım. Veya kardeşim, ben buradayım. Ben kendimce edeb ederim. Ben mesela işte geçiyorsam oradan, oranın zakirine telefon açarım. Selamünaleyküm, aleykümselam. Ben buradan geçiyorum. Biz sana selam vermek istedim. Bu kadar. Bunu önceden de yapardım ben. Şeyh Efendi'nin zamanında da yapardım.
Allah'a emanet eylesin. O yüzden bu bir edeptir. Bu edebe uymak zorunda mı herkes? Değil. Özel bir işi vardır, buluşacağı vardır, görüşeceği vardır. Kimse duymasın, kimse bilmesin der. Der insan. O zaman kimseye haber vermek zorunda değil. Ama dergah içi gelip gitmelerse o zaman haber vermekte fayda var. Bizim şimdi bu son dönem bu tip şeylerde biz böyle Şeyh Efendi'nin zamanında bunu ben biraz kaldırdım, kırdım. Önceden böyle şimdi bizim koca ustaların Hacı Erkan daha iyi bilir bunu. Böyle geliyordu arkadaşlar Şeyh Efendi buradayken değişik illerden. Tabi biz burada misafir ediyorduk. Ondan sonra şimdi kimisi de işte birisiyle samimi. Ondan sonra Şeyh Efendi burada ama. Ama o da diyordu ki ben filancada kalacağım.
Buyur kardeşim kal. Sıkıntı değil. Yani o kendisi anlaşmış. Onu da illaki zorlamazdık. Sonra bir müddet sonra baktık bu böyle çoğalıyor. Artık böyle bunu bir hizaya, düzene katmakta fayda var dedik. Hizaya ve düzene kattıydık. Allah'ım iyi etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Geceniz hayır olsun. Bir dervişin her gece Şeyh'ini rüyasında görmesi neye işarettir? Rüyaya bağlı. Yani o bir insan Şeyh'ini gördü neye işarettir? Böyle geniş bir şey. Berekete, hayra, iyiliğe, lütfa, ikramı işarettir. Eyvallah. Her rüyasında gören de derviş olacak diye bir kaydet de yok. Derviş olmayanlar da görebilir her gece rüyasında. Bunu geçen haftalarda atıfta bulunayım.
Dersi alınanlar da görüyorlar her gece rüyalarında kimisi. Veya dersi bırakanlar da görüyorlar. İlla ki her gören böyle işte dersi var veya derviş diye bir kaydı yok. Bu soruyu soran, senin karşında övendirek yok. Senin dolaştığın yerlerde biz giyindik, onu eledik, eleyi de astık duvara.
Öyle bize zokayı tutmaya kalkma. Böyle yapmakla daha yolunu kapatıyorsun. Ben bir laf söylerim biter. Bırakıp gittiğin Mustafa Özbay'la şimdiki Mustafa Özbay'ın arasında ne fark gördün ki? Bunu bütün herkese söylüyorum. Allah'ın sıfatlarında sonradan bir olgunlaşma yoktur. Allah'ın sıfatlarında sonradan bir erme yoktur. Peygamberler sonradan olgunlaşmış, sonradan erginleşmiş değillerdir.
Peygamberler ilmi ilahide peygamber olarak seçilmiş ve peygamber olarak gönderilmiştir. Birinci derecede kutuplar da ilmi ilahide kutup olarak seçilmiş, ilmi ilahide kutup olarak seçilip kutup olarak gönderilmiştir. Evliyalarla kutupları karıştırmayın. Bu bilgiyi de başka bir yerden bulamazsınız. O yüzden bıraktığınız Mustafa Özbay'la, o günkü Mustafa Özbay'la, bugünkü Mustafa Özbay'ın arasında bir fark yok.
Bu mevzuyu da bir daha konuşmak istemiyorum. Vefa nedir diye sormuşsunuz, bu vefayı anlattım. Hata, kusur işleyen birisi bu hatasına tövbe ettikten sonra nasıl yol yürümelidir? Şunu iyi öğrenin. Bu topluluğun hepsi de tabiri caizse yeni öğreniyorlar her şeyi. Hiç kimsenin hatasından dolayı kimseye kırılmam. Bu kim olursa olsun, bu dergahın içerisinde çöp dahi olsa ona kırılmam. Hepsi de benim evladım, hepsi de benim çocuğum, hepsi de benim kardeşim. En yeni girmiş dervişinden zakirine, çavuşuna kadar. Birisi ne yaparsa yapsın, ben ona kırılmam, ben ona gücenmem. Hepsi de benim evladım.
Baba diyenin evladıyım, kardeşim diyenin kardeşiyim, amca diyenin amcasıyım. Şimdi böyle olunca hepimiz hata yapacağız. Ben dahilim buna. Önemli olan hatada ısrar etmemektir. Önemli olan hatanı anlayıp, gelip, sarmaşıp, helallaşıp yoluna devam etmeyindir. Hata yaptık diye kendinizi geriye atmayın. Hata yaptık diye toprağa kendi ellerinizle eşeleyip içine kendinizi gömmeyin. Sen kendini gömersen, senin üzerine toprak atan çok olur. Hatanı öğren, hatanı bil. Yanlışlığını bil, eksikliğini bil. Biz insanız. Biz hata yapamız. Biz Cevdet'e hata yaptıysam, özür dilerim, helallaşırım, yürürüm yoluma. Cevdet orada takılacaksa kendisinin problemi. Ben derviş kardeşlerimi de, bütün hepsine de aynı şekildeyimdir.
Ben hiç ayırt etmem. Hata yaptı, yaptı. Hatta bir başkasının onu gömmesine de müsaade etmem. Döveceksen ben döverim. Ezeceksen ben ezerim. Bu topluluğun içerisinde birisinin, benden başka birisinin ezmesini, dövmesini, kırmasını, incitmesini ve müsaade etmem. Herkes haddini, hududunu bilsin. Bir tane yetiştir de göreyim ben seni. Kimseyi, kimseyi kırdırmam da, üzdürmem da. Yolun ölçüsü hepimiz ölçü. Ölçüyü konuşmak hepimizin işi. Herkes birbirinin ölçüyü konuşabilir. Kimse, kimseyi kıramaz, üzemez. Hatamız da olacak, eksikliğimiz de olacak, yanlışlığımız da olacak, fazlalığımız da olacak, eksikliğimiz de olacak. Olacak ya.
Kim annesinden doğduğu gibi Kemal'e ermiş de. Hepimizin olacak. İçki içenimiz de olacak, kumar oynayanımız da olacak, dönüp gidenimiz de olacak, hovardalık yapanımız da olacak. Olacak bunların hepsi de olacak. Var zaten. Var. Hata yapan da var. Ama biz bir özgüvenli topluluğuz. Ben böyle pısırık, silinti, uyuntu bir arkadaş topluluğu istemiyorum. Yok istemiyorum. Hata da yapacaklar, kusur da işleyecekler. Koşarlarken birbirinin ayağına da basacaklar farkında olmadan. Bizde aşk var. Gürül gürül akıyor. O yüzden o gürül gürül akan su, çer, çöp, ıvır zıvır, yandan kenardan ağaçmış, dereymiş, tepemiş.
Alır, önüne götürür. Ayağını düşünen, nefsini düşünen, kolunu düşünen, saçını, sakalını düşünen. Yok kolum kırılır, yok ayağım kırılır, yok ayağıma basarlar, yok bana kalkmak atarlar, yok bana ters bakarlar, yok bana yan bakarlar. Ben burada laf işiterim, ben burada küf işiterim. Git kardeşim sen. Bizim içimizde durma. Bizim içimizde durma. Ya burada işte içki içenler de varmış. Var canım kardeşim. Durma ya. Allah Allah. Bizim içimizde her şey var. Çok affedersiniz, lutilik yok. Eşinsellik yok. Bizim içimizde yüz kızartıcı işler yok. Yoksa biz galayana gelir, şarkı da çağırırız, türkü de çıvırırız, kalkar bir zeybek de oynarız. Gelme kardeşim sen bize.
Hatada yaparız, kusur da işleriz. Biz hatalı, kusurlu, eksikli bir insanız. Hepimiz de öyleyiz. O yüzden hata yaptık, yaptık. Kime hata yaptık üstadımıza? Gelirim ben sarılırım. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Ben yaptım ya. Allah beni affetsin. Sen de beni affet. Bitti. Bu kadar. Ankara'ya gidiyoruz biz. Şeyh Efendi Hazretleri'ni götürüyor. O ara benim böyle ayaklarımda bir ağrı var diz kapaklarında. Böyle öldürüyor. Böyle dizimi böyle şey yapamıyorum böyle. Ne o? Toplayamıyorum bile. O ara böyle bir şey var. Ben arabanın arkasındayım. Arabayı kullanan arabanın sahibi. Bir iki yalpa yaptı. O da böyle çok araba kullanmıyor. Geçti abi sen geç dedi bana.
Benim de ayağım çok ağrıyor. Böyle uzatınca ayağım açılıyor. Ben de geçtim. Şeyh Efendi de geç Mustafa. Ben de geçtim ben. Arabayı kullanıyorum. Ben kamyonun birisini sağladım. Sollamadım. Sağladım. Kamyoncu gördü benim sağladığım aynadan. Ben de onun aynadan beni gördüğünü de gördüm. Ben benim önüme kırar diye düşünmedim hiç. Aklıma gelmedi. Kalbime gelmedi. Ben bastırdım kurtarırım diye. Kamyoncu iyice kafaya bir döndürdü sağa. Ondan sonra ben bankete düştüm. Bankette de normalde çamur olmuş. Hava yağıştı. Biz haydi bir döndük. Üç, dört sefer. Geri geri. Öyle bir Allah dedim ki. Nasıl bir Allah dediysem. Cenab-ı Hak orada günahlarımı affetmiştir benim.
İnşallah. Hani diyor ya. Bir kez aşk ile Allah dese lisan. Dökülür cümle günahlar. Misli hazan diye. Öyle bir Allah sayhası ki. Böyle elimin üzerinde böyle bir letafet fark ettim. El frenini ben çekerken böyle. Bu normal akılla alakalı bir şey değil zaten. Cenab-ı Hak'a hamdolsun araba böyle iki buçuk, üç metre uçurma doğru indi böyle. Sanki bir el tuttu, arabayı tutturdu. Biz arkada da kocaman bir kaya var. Vursak arkadan da şey olacağız. Araba pert olacak. Biz de pert olacağız. Çıktık tabii biz. Neyse. Ben bir Allah'a hamd ettim dedim. Ya Rabbi sana hamdü sena diyorum. Burnumuz dahi kanamadı dedim. Tabii oradaki o benzinlikten millet koşa koşa gelmiş parçası dahi bulunmaz bunların diye.
İndiğimiz yerde bir kurtarıcı getirdik. Kurtarıcı da battı. Bu sefer kurtarıyıcı kurtarmak için ayrıca bir şeyler getirdik. Çıktık, ettik, yaptık, çattık neyse çıktık dışarı. Ben kendi kendime söz verdim. Dedim ki bundan sonra ben dedim Şeyh Efendi Hazretleri'ne şoförlük yapmayacağım. Gelip gitmeyeceğim dedim ben. Hani hata yaptım çünkü. Yani dedim ki kendi kendime bir kaza yapsaydık dedim bir bir şey olsaydı. Vay dedim bu derkan dilinden ben nasıl kurtulurdum diye kendi kendimi düşündüm. Ankara'ya gittik. Ankara'da Ankara'ya gittik. Ankara'ya gittik. Onu orada bıraktık. İşimiz gücümüzü bitirdik. Döndük geri. Ama ben karar verdim ya bir daha yapmayacağım diye.
Aradan 5-10 gün geçti geçmedi. Tabii duyuldu. Bütün dervişler de arkadaş herkes böyle bana cephe almış vaziyet. Hani Şeyh Efendi'yi öldürecektin filan işte kaza yaptın şuydu buydu. Ben de artık şey yapmayacağım hani götürüp götürmeyeceğim kendimce. Şeyh Efendi dedi ki Allah rahmet eylesin. Mustafa Efendi oğlum herkes hata yapar. Herkes kusur ister. Kendi kendine verdiğim bu karar doğru değil oğlum dedi. Sonra başka yerde söylemiş. Demiş cennette de o benimle beraber demiş. Olacak demiş böyle. Neyse tabii onu söylediler senden için. Böyle böyle dediler. Böyle böyle söylediler. Dedim estağfurullah bizim öyle bir şeyimiz yok.
Velhasıl kelam sonradan Şeyh Efendi beni oradan tekrar geri döndürdü. Tabii yol uzun. Bir sonra yine çok yolculuk yaptık. Yani normalde aynı. Bir de hani Şeyh Efendi benim arabayı hızlı kullanmamı severdi. Hızlı ve güvenli. Bir de söylermiş Mustafa Efendi olsaydı şimdiye vardıydık oğlum siz neden yavaş gidiyorsunuz. Mustafa Efendi olsaydı bu kadar bizi incitmezdi. Mustafa Efendi olsaydı bu böyle olmazdı filan. Bu sefer hani öbür arkadaşlara da söylermiş. O yüzden hata yapar insan. Şeyhine karşı da yapar. Zakirine de yapar. Derviş kardeşlerine de yapar. Herkese yapar. Hata yaparız ya yaparız. Ama bu bizi yolumuzun önünde engel olmasın. Üstadımızla olan irtibatta engel olmasın. Bakın burada nefis girer.
Şeytan girer işin içine. Canım kardeşim sen ne yaparsan yap. Benim kardeşimsin. Herkes sana kapısını kapatsa bu fakirin kapısı sana açık. Kim olursanız olun. Ne yaptıysanız yaptınız. Sormam bile ne yaptınız diye. Bakın sormam bile. O yüzden kim bakın tekrar söylüyorum. Benim burada bizden biatlaşan, ders alan, hasbelkader yolu bize uğrayan her ne kadar bizimle olan biatı devam edenler var ise her ne yaptılarsa yaptılar.
Şahsım adına hakkım helal. Hiçbir sıkıntım yok. Ne işledilerse işlediler yine hakkım helal. Tövbe etsinler. Yollarına devam etsinler. Çalışmaya, gayret etmeye, koşmaya devam etsinler. Şeytan ve nefis yapmış oldukları hataları onların gözünün önüne getirip de yollarından alıkoyuyorsa bu daha büyük sıkıntı. Yok. Buna yenilmeyin. Hepinize söylüyorum bunu. Bu nefsin ve şeytanın büyük oyunudur. Ya ben böyle böyle bir hata yaptım. Benim yüzüm mü var şeyhime bakmaya? Senin yüzün var kardeşim bana bakmaya. Senden daha yüzü ak olan bir kimse değilim ben. Senin yüzünde ne kadar kara varsa benim de yüzümde o kadar kara var. Sen sıkıntı yok.
O yüzden hata, kusur işleyen kimse normalde yoluna tövbe edecek, dersini alacak. Tövbe edecek, dersini alacak. Yani nasıl dersini alacak? Ben bir daha bunu yapmamaya gayret edeyim diyecek. Ben bir daha üstadımın sözüne şerh düşmeyeyim. Ben bir daha üstadımın sözünü normalde ikilemeyeyim. Ben bir daha üstadıma şunu yapmayayım. Bunu söyleyecek. Bunda bir sıkıntı yok. Yaptı mı bunu yaptı. Gelecek efendim ben senin sözüne söz koydum. Hakkını helal et. Helal olsun. Gelecek diyecek ki ben şerh düştüm. Burayı anlayamadığımı göremedim. Hakkını helal et. Helal olsun canım kardeşim. Bitti bu kadar. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm.
El Nisyan ablanın tüm sözlerini sizin düşünceleriniz gibi mi okumamız lazım? Ya sonuçta nasıl söyleyeyim? O şimdi iyi bağlı, iyi itaatli bir kardeşimiz. Şimdi bizim sözümüzü söylediği müddetçe bir sıkıntı yok. Bir problem yok. Veya bizden aktardığı müddetçe kim olursa olsun bir problem yok. Ama ve lakin insan o da hata yapar mı? Yapar. O da yanlışlık yapar mı? Yapar. Bunu böyle hata yapmaz, yanlışlık yapmaz olarak görmeyin. Evet böyle kardeşlerimiz var. Geçen gün de sordu arkadaşlar, kardeşler. Şimdi meydanda olan insan çok tiftiklenir. E meydanda olmayan az tiftiklenir. E normalde şimdi bu böyle hem erkeklerden hem bayanlardan böyle kardeşler var.
Bunların kimisi böyle biliniyor, kimisi bilinmiyor. Kimisini anlat diyoruz. Kimisini anlatma diyoruz. Herkesin durumu, yolu ayrı. Öyle olunca böyle ayağa işte bir tek bu var diye de düşünmeyin. Böyle bir şey de yok. Hamdolsun Cenab-ı Hakk'a nice kardeşlerimiz var bu konuda. Ama işte direkt üstadın düşüncesi. Yok öyle bir şey. O hale kimse gelemez daha. Öyle kolay bir şey değil. Gelmiş olsa dahi herkesin frekansı, rengi ayrıdır. Herkesin duygusu, aşkı ayrıdır. Herkesin aşıklığı ayrıdır. Herkesin bağlılığı ayrıdır. O yüzden böyle evet yani Kur'an Sünnet dairesinde üstadının sözünü normalde bir kimse naklettiği müddetçe bir sıkıntı yok. Üstadın sohbetini naklettiği müddetçe bir sıkıntı yok.
Eyvallah. Kim olursa olsun. Şimdi onun şahsını açıklıyorduk aslında. Açıklayacaktık da. İsmini söylediydim. Ama bir kardeşimiz görmüş. Rüyasında Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri açıklanmasın demiş. O yüzden açıklamaktan da vazgeçtik öyle denilince. Demek ki onun üzerinde de Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin bir tasarrufu olacak. Öyle olunca açıklanmasın dedik. Açıklamayacağız. Araştırmayın da. Çünkü bu konuda o rüyayı anlatan kardeşimizin rüyası sahih bir sıkıntı yok. O yüzden normalde kardeşler onu da böyle illaki araştıracağız, bulacağız noktasına gitmesin. Bir de herkesin bağlılığı, itaati aynı derecede olmaz. Bunu beklemek de yanlış olur.
Kendinizi onunla da yarıştırmaya kalkmayın. Bu da doğru değil. Derviş dervişle böyle yarışmaya kalkmaz. Herkes kendince, kendi dairesinde yapabildiğince yapmaya çalışır. Doğru olan budur. Benim bildiğim doğru sufilik bu. O yüzden kimseyle yarışma. Yarışacaksan kendinle yarış. Telegram'da kardeşlerin meslekleriyle ilgili açtığı kanallar dışında sınav hazırlığında olan kardeşlerimize talebe göre alanımızla ilgili özel ders verebilir miyiz?
Kardeşler, dergah gibi düşünün. Bu telegramdaki açtığınız özel kanallarda bütün kime ne istiyorsanız yapabilirsiniz. Hizmet açısından. O yüzden hani böyle herkes mesleklerini, sanatlarını, durduğu yeri söylesin. Bu konuda bir ihtiyacı olan vardır. Özel ders alabilecek noktada değildir. Birisi fizik öğretmenidir. Oradan onun derslerine yardımcı olur. Hani bugün sohbette vardı ya, biz Allah'ın kullarına iyilik yapacağız. Öyleyse o zaman ben hani çok özür dilerim, kendi evine insan önce doyuracak. Önce insan cömertliğini kendi evine yapacak. Madem ki biz bir aileyiz komple, o zaman biz ilk cömertliğimizi kendi ailemize yapacağız. O zaman benim bir bilgim varsa buraya aktaracağım.
Benim bir tecrübem varsa buraya aktaracağım. Ben neyim? İşte örneğin fizik öğretmeniyim. Burada ihtiyacı olanları göreceğim. Neyim? İngilizce öğretmeniyim. Burada insanlara ilk önce hizmet edeceğim. Benim sufilik düşüncem budur. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri de bunu çok takdir ederdi. Hani bir başkası için söyledi bana. Oğlum buradan yemleniyor, dışarı yumurtluyor dedi. O arkadaş da böyle Fethullah Gülen cemaatine çok yardım ediyordu. Onlara böyle çekler kesiyordu, senetler veriyordu. Bir de Şeyh Efendi'ye diyordu ki benim yanımda söylüyordu. Efendim şu kadar himmet ettin bana dua edin filan pişman. Şeyh Efendi diyordu oğlum hani bir de şunu diyordu.
Efendim mal satmaya gidiyorum, kamyonun önünde rabıt ediyorum. Sen şuraya git sat diyorsun. Ben gidiyorum oraya satıyorum. Bütün her şeyi satıyorum diyordu. Hem onu söylüyordu hem de çekleri gidip Fethullah Gülen cemaatına kesiyordu. Şeyh Efendi de diyordu ki bana Mustafa Efendi burada yemleniyor dışarı doğuruyor oğlum diyordu. Ve dışarı doğuran tavuğu ya terbiye ederler ya da keserler. O yüzden yemlendiğin yere doğuracaksın. Asıl tavuk odur. Asıl tavuk yem yediği kümese doğurur. Asıl tavuktur o. O asıl tavuk orada civciv olduğunda da böyle etrafında döner onu. Onun sütü sağlamdır. Sütü bozuk olan burada yemlenir başka yere doğurur.
Onun sütü bozuk. Onun ciğerinde bir bozukluk var. Onun ciğerinde bir sıkıntı var. Bu problemli bu sıkıntılı bir şey. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kardeşlerimiz bir faydaları dokunacaksa önce kardeşlerine dokunacak. Bazı böyle ham insanlar da vardır. Ham. Bu ham insan nedir? Evde eşi, çoluğu, çocuğu et yiyememiştir. Başkasına böyle gösteriş için et yedirmeye kalkar. Veyahut da ilk önce yardım edeceği yakın dairesindedir. O gösteriş olsun diye başkalarına yapar. Yani kendisini, kendi etrafındakine bir faydası yok. Dışarıya çok faydası var. İyi. Dışarı iyi, içeri kötü. O doğru bir insan tiplemesi değil. Kimse vefasızlık yapmasın.
Kimse hayırsızlık yapmasın. Elinden gelen bir iyilik varsa kardeşlerine yapsın. Arkadaşlarına yapsın. Çevresine yapsın. Dostlarına yapsın. Benim meşhur lafım. Önce kendi açını doyur. Önce kendi çıplığını giydir. Önce kendi hastanı tedavi et. Kendi hastanı ziyaret et. Önce kendi yoksuluna bak canım kardeşim sen. Bunu ben hem dergah için düşünürüm, hem bütün cemaatler için düşünürüm, hem ülke için düşünürüm. Senin dağlarda okulsuz köyün var. Sen dışarı git okul yapmaya başla. Senin dağda hastanesiz insanın var. Sen bilmem nereye hastane kuruyoruz diyorlar. Senin de bir kuyun olsun. Bu memlekette aç insanlar var ya. Kendi açını doyursana sen önce. Kendi açını doyur. Yıllardır dediler Sudan'da bir kuyunuz olsun.
Sudan'a gittim bir metreden su çıkıyor Sudan'da. Bir metreden, üç metreden su çıkıyor Sudan'da. Beş metreden su çıkıyor. Bir su pompu, su çıkarma arabası al koy oraya. Bütün Sudan'ı sudan geçirsin. Ama kim ütecek paraları? Sonra kadının birisi diyor ki bana Bursa'dan. Benim Sudan'da 350 tane kuyum var diyor su kuyum. Gördün mü dedim ben yıllar önce. Hayır dedi. Kendin başında durdun mu? Hayır dedi. Ben Sudan'a gidince dedim bu kuyular nerede acaba ya? Sonra sordum oradakilere. Dediler ki ya burada beş metreden hele o Nil etrafından beş metreden su çıkıyor dediler. Beş metreden. Siz zannediyorsunuz Sudan susuz.
Değil. Allah bizi affetsin. Önce kardeşlerinize yapacaksınız. Önce kardeşlerinize. Benim gönlüm ona incinir. Kardeşin dururken başkasına sen bir şey yaparsan gösteriş mağabında benim gönlüm ona incinir. Ben derim ki kardeşim burada varken sen ne yapıyorsun? Sen ne yapıyorsun? Ben derim ki eyvah bu adam gösterişe girmiş. Riyaya girmiş derim. Allah bizi affetsin. O yüzden o gruplarda hani söyledim herkes mesleğini yazsın. Ondan sonra sanatını yazsın. Yaptığı işi yazsın. Öyle ya bir şeye ihtiyacı olur o kimsenin. Orada o meslekten, o sanattan olan, o ehli olan kimseye müracaat etsin. Benim böyle bir sıkıntım var desin.
İlla ki şey değil. Orada öğretmenler, öğrencileri hazırlasınlar. Bu korona döneminde herkes birbirine faydalı olsun. Yardımcı olsun. İnşallah. Caminin bayan kısmı tamamen kapatılmış. İmamı ve imamı görene mümkün değil. Bu durumdaki bir durumda bir vakit namazında cemaate denk geldiğimizde namazımızı nasıl kılmak ve yapmak uygun olur. Caminin açık olduğuna dua edin siz. Kılın namazınızı. Camileri terk etmeyin. Cami açılmış. Onu kendinize nimet görün. Kılın namazınızı. Gece 10-12'den sonra içimde büyük bir enerji. Sanki tüm işlerimi bitirebilmişim, yapabilmişim gibi bir hissiyat, coşku geliyor. Gündüzler ise tam tersi hissiyatlar oluşuyor. Her şey geç kalmışlık, ümitsizlik, başarısızlık, düşünceler çöküyor.
Bu durumda nasıl değerlendirmeli ve kendimi bu konuda nasıl yönetmeli, yönlendirmeliyim? Gündüzü gece yapmışsın, geceyi gündüz yapmışsın. Benim gibi olma. Çevir. Normalde sen gece o hareketliliğin, o enerjini gündüze çevir. İnşallah. Burada kalsın saat 23-13. Yaşlı ihtiyar mı artık? Bu akşam misafirler de var. Biraz onlara da zaman ayırayım. Hoş geçen hafta da saat 11'de mi bırakmıştık? Evet. Bu akşamlıkta 11-13. Geceniz hayır olsun. Allah razı olsun. Biz yine mutat zikrimizi yapalım. Geceyi sonlandıracağız inşallah. Destur. Eftali zikir fa'aleven nevhû. La ilahe. El Fatiha ma selavata.
Amin. Ecmain. Allah gecenizi hayır etsin. Gündüzünüzü hayır etsin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Geceniz mübarek olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi