mustafaozbag.org

SORU-CEVAP SOHBET 12 HAZİRAN 2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Haziran 2021 · 1:56:43

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışan, Kur'an ve sünnet-i seneye yaşayan, Kur'an ve sünnet-i seneye yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak'ın yasaklarına tabi olan, emret-i farzları yerine getiren, Habib-i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seneyesini harfiyen yerine getirmeye çalışan kullarından eylesin inşâAllah. Ümmet-i Muhammed'in bu son, ahir zaman diliminde bugün için yaşayan ve bundan sonra da yaşayacak olanlara da Cenab-ı Hak gayret versin, kuvvet versin, cihat şuuru versin, mücadele ruhu versin inşâAllah.
Çünkü ümmet günden güne Kur'an ve sünnet çizgisinden sapmakta veya saptırılmakta ve ne yazık ki ümmet-i Muhammed'in bu konuda problemleri ve sıkıntıları çok. Sünnet-i seneyi terk etmenin moda olduğu, Kur'an ayetlerinin inkarının moda olduğu bir zamanda yaşıyoruz. O yüzden önce ümmet-i Muhammed'in üzerinde sufilere, ehli tarikata, şeyhlere savaş açtılar ve kendilerince, kendi dairesinde bunda başarılı oldular kısmen.
Ve ardından mezheplere savaş açtılar ve mezheplere savaş açtıktan sonra da bunda da kısmen başarılı oldular. Ardından hadis-i şeriflere geldi sıra ve hadis-i şeriflere de savaş açtılar ve hadis-i şerifler savaş açmanın neticesinde kısmen onda da başarılı oldular. Şimdi sıra ayet-i kerimelerde ve ayet-i kerimeleri de şu anda açıktan bir şekilde cephalıyorlar. Açıktan böyle ayet olmaz, işte bu Allah'ın lafı olmaz, bu Allah'ın kelamı olmaz diyerekten Kur'an-ı Kerim'de savaş açmış vaziyetteler. Ve kısmen de bu yolda yürüyorlar. Ne yazık ki bu savaşlarda en önemli payandalarını, en önemli destekçilerini Ümmet-i Muhammed'in içerisinden bizdenmiş gibi görünen, ama ilahiyatçılar, bizdenmiş gibi görünen değişik bir takım fraksiyonlar, bizdenmiş gibi görünen ne yazık ki siyasetçiler, bürokratlar bunların en büyük yardımcıları.
O yüzden hala daha Ümmet-i Muhammed'in bu tip yapılanmalarına, tarih boyunca Adem'den itibaren bu yapılar hep var olmuş, ama Ümmet-i Muhammed'in bu yapılarına savaş açaraktan, bu teşkilatlarını yok ederekten Ümmet-i Muhammed'i ne yazık ki savunmasız bıraktılar. Ve Ümmet-i Muhammed şu an için savunmasız, ne yazık ki savunmasız olunca da Ümmet-i Muhammed her yer yer sıkıntılar yaşıyor.
Ve Müslümanım diyen ve kendisini belli bir entelektüel dairede görenler de ne yazık ki hem siyasiler olarak hem bürokratlar olarak insanların inancına, insanların ihlasına, takvasına balta vuruyorlar tabiri caizse. Ve bunlar Ümmet-i Muhammed'in ne yazık ki yoluna tıkayıp Ümmet-i Muhammed'in yolunu bulandıran insanlar oluyor. Gün geçmiyor ki kendisini İslam'la özdeşleştirmeye çalışan bir siyasetçi bir rüşvet işine karışmamış olsun, bir ayırmacılık, kayırmacılık, yandaşlık yapmamış olsun veyahut da gün geçmiyor ki bir siyasetçi Kur'an-ı Kerim'le alay etmemiş olsun, gün geçmiyor ki bir siyasetçi bizdenmiş gibi görünen siyasetçiler hadisleri inkar etmemiş olsun veyahut da mezhepleri inkar etmemiş olsun veyahut da ehli sufi inkar etmemiş, ona savaş açmamış olsun veya gün geçmiyor ki bir bürokrat bu konuda ahkam kesip bu dediğim değerlerimize savaş açabiliyor.
Böyle olunca bunlardan etkilenen makam peşinde koşanlar, para peşinde koşanlar, onların su yoluna gitmeye çalışıyorlar ve böylece kendi elleriyle ne yazık ki dini veya dindarları ifsad ediyorlar, bozuyorlar. Acı bir şey bu, gerçekten üzüntü verici bir şey. Hele bugün haberlerde vardı, işte yani böyle her gün bu tip haberleri izliyoruz, her gün bu tip haberleri ne yazık ki görüyoruz ve acı bir şey bu tabi, bu haberleri dinlerken de bu acı bir şey.
Şu kaydedecektim de ben bunu bir bilemedim, telegramı, tamam yazdım artık. Bugün internet haberlerinde vardı, acı bir şey bu, normalde hani bir öğretim üyesi kendi kızını üniversiteye alamadı diye işte orada bir sürü şeyler olmuş. Yani böyle başörtüsüyle haber olmuş, yani işte sınavı kazanamayan kızı yüzünden komisyon başkanını istifa ettirmiş.
Oradaki dekan mı, rektör mü ne işte, üniversitenin başındaki kimse. Veyahut da gün geçmiyor bir siyasetçi kendi bir akrabasını belediyede veyahut da devlet kurumlarında önemli bir yere almamış olsun. Gün geçmiyor ki bir siyasetçi işte eski milletvekili, eski bakan işte birkaç yerden maaş almamış olsun. Bunları duydukça insanlar çok acı. Hem siyaset ve siyasetçiden bıkkınlık gösteriyorlar, hem de bu siyasetçiler dini dil kullandıklarında bu yeni genç nesil dinden soğuyor. Ondan sonra oturup bağırıyorlar, gençlik neden ateist oluyor, gençlik neden dine karşı duyarsız, gençlik neden iletişim kıramıyoruz, ya nasıl kuracaksın? Yani hak mı, reva mı bu? Yani milletvekilinin oğlu işte bir daha milletvekili oluyor, onun oğlu bir daha milletvekili oluyor.
İşte birisinin akrabası sırada o işe giriyor. Birinin, hiçbir milletvekilinin birinci derecede, ikinci derecede akrabaları işsiz değil. Hiçbir belediye başkanının birinci derecede, ikinci derecede, üçüncü derecede akrabaları işsiz değil. Yani böyle bir sistem kurulmuş ülkede, bu sistem devam ediyor. Yani bu sistem belki de ta Osmanlı'ya da yanıyor, Osmanlı'dan itibaren devam ediyor bu sistem. Yani belli şeyler, belli ailelere parsellenmiş, belli şeyler, belli ailelerin elinde, tek elinde kalmış, devam ediyorlar böyle. Ve işin en acı tarafı, bunu durduracak, bunu değiştirecek diye iktidara gelenler de aynı uygun adım, marş, distürünce aynı şeye devam ediyorlar. Yani bunu böyle değiştirecek diye bütün ümitlerle, umutlarla, böyle bütün gayretlerle gelen insanlar, orada da bu düzene, bu sistemin içine girince onlar da bozuluyorlar ya da onlar da bozulmak zorunda kalıyorlar ya da değişiyorlar.
Hani lat, menat, uzza var ya, üç tane put, yani güç, para ve kadını bulunca insanlar bundan bozuluyorlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri defalarca bunu ümmetine söylemesine, anlatmasına, uyarmasına rağmen bu güç insanları sarhoş ediyor, güç insanları Kur'an ve sünnetten uzaklaştırılmasına sebep oluyor. Gücü eline geçiren kimse, hakkı, hakikati, hukuku, adaleti tecelli ettireceğine, ne yazık ki adaletsizlikte, haksızlıkta, arsızlıkta, ursuzlukta zirve yapıyor. Ve parayı eline geçiren kimse, parayla insanlara zekat dağıtıp, yardımcı olup, sadaka verip, fakir fukaranın kalkınması için mücadele edeceğine, fakir fukarayla paylaşacağına ekmeğini, o zenginliğine zenginlik katıp karunlaşmaya başlıyor.
Aynı zamanda da zalimleşiyor. E tabi aynı şekilde bu gücü ve parayı eline geçirenler, üçüncüsü olarak kadına düşkünlük oluyorlar, haramda zirve yapıyorlar. Artık böyle kendilerine iş aramaya gelen, kendilerinden bir böyle iş beklentisi olan, kadınlara taciz etmeler, onlara tecavüz etmeler, onlara böyle haram ilişkilerin içerisine sokmalar. Artık bunlar ayıka çıkıyor ve kirlendikçe kirleniyorlar, kirlendikçe kirleniyorlar, kirlendikçe kirleniyorlar. Allah diyen, peygamber diyen, din diyen, İslam diyen, mücahitlik taslayan insanların bu hale geldiklerini gören yeni nesil gençler de dinden de, dindarlardan da, bu tip dindarlardan da soğuyorlar. Bu bozuk itikatlı, bozuk amelli, südü bozuklar, ne yazık ki Kur'an ve sünnet, vatan millet diyen, safiyane, halisane duran insanları, kendilerince itibar suikasti yapıp, onların üzerine saldırıyorlar.
En acısı da bu, bakın en acısı da bu. Çünkü kendilerine benzemeyenleri acımasızca eleştirip, acımasızca ötekileştirip, acımasızca onların halkın nezdinde, milletin nezdinde itibarlarını zedelemeye çalışıyorlar. İşin en acı tarafı da bu. Ve bu ahir zaman elameti olarak daha da ağırlaşıyor. Ahir zaman elameti olarak daha da şiddetleşiyor. Ahir zaman elameti olarak bunlar daha da vahşileşiyor. Evet vahşileşiyorlar. Her türlü iftira, her türlü kategülle, her türlü tabiri caizse ayak oyunları, her türlü karanlık ilişkiler, ne yazık ki bunların elinde. Ve bunlar ellerine geçirdikleri güçle, ellerine geçirdikleri para, şan, şöhret, basın, medya, ellerine geçirdikleri radyo, televizyonla ne yazık ki temiz insanları susturuyorlar.
Temiz insanların tabiri caizse yollarını tıkamaya çalışıyorlar. Tarih boyunca böyle olmuş. Adem'den itibaren peygamberlerin yolunu tutan insanlar, mevcut kurulu sistemler tarafından hep böyle cephe açılmış. Ve mevcut kurulu sistemler onlara zulmetmişler. Onlara tabiri caizse her türlü zalimliği yapmışlar. O kurulu sistemlerin içindeki elemanlar ne yazık ki o saf safiyane müminleri, müminlere zulmedip müminleri her daim böyle zorlamışlar.
İşte kuyular kazmışlar, ateşler yakmışlar, ateşleri atmışlar. İşte ne bileyim sürgün yapmışlar, onlara savaş açmışlar. Canlarına, mallarına, ırzlarına, namuslarına el koymuşlar. Ve onların canlarını katletmişler, mallarını yağlamışlar. Eş ve çocuklarının ırzına geçmişler, çocuklarını katletmişler. Tarih boyunca bu zalim sistemler, bu halisane, hak ve adalet dairesinde duran, Kur'an ve sünnet dairesinde duran insanlara hep zulmetmişler.
Bunun son örneklerinden birisi Hazreti Hüseyin Efendimiz'dir. İşte Hazreti Hasan Efendimiz'dir, radıyallahu anh hazretleri. İşte son örnekleri Ehl-i Beyt'tir. Ve son örnekler, büyük veliler, mürşidi kamillerdir sürgüne gönderilmişler. İşte mallarını yağmalatmışlar. Eş ve çocuklarına tecavüz etmişler. İşte ne bileyim onlara yaşam hakkı tanımamışlar. Onların normalde kendi beldelerinden, kendi yurtlarından sürgün göndermişler. Bu tip bu acımasızlığı hep yapmışlar. Ve ahir zamanı son diliminde bunlar yine ay yuka çıktı. Yani bizdenmiş gibi görünen, bizim yanımızdaymış gibi görünen, bizim gibi konuşan, bizim gibi namaz kılan, bizim gibi oruç tutan, bizim gibi işte ibadet eden kimseler, ne yazık ki şedid bir münafıklık, şedid bir zalimliğin içine giriyorlar.
Rabbim cümlemizi affetsin inşallah, cümlemize uyanıklık versin. Cümlemize Kur'an ve sünnet iseniye sımsıkı yapışmayı nasip ve müesser eylesin inşallah. Biz nasihatlerimize devam edeceğiz. Bizim nasihatlerimiz kardeşlerimize, kardeşlerimize derken herkese ama dinleyene, dinlemeyene nasihatımız yok. Dinlemeyen herhangi bir şeyimiz yok. Telegram'dan ses gidiyormuş mu? Bir sıkıntı yok ya da. Böyle işte arkadaşlar, kardeşler burada uyarıyorlar. Şurasını, şunu yap, burasını, bunu yap diye. Yaşlılık, ihtiyarlık, pardon yaşlılık değil, ihtiyarlık diyelim. Öyle anlaşıp gidiyoruz işte. Salim'le ne yapalım? Kaç yıl oldu Salim?
20 yıl olmuş, 20 yıldan beri. 27 yıl olmuş, 27 yıldan beri. Salim bizim çilemizi çekiyor işte böyle. Allah razı olsun. Sabırla götürüyor artık. O mu sabrediyor? Ben mi sabrediyorum? Biraz tartışmalı ama olsun varsın. İşte ben sabırla götürüyor diyeyim artık. Değil mi Salim? Eyvallah. Evet. 14. nasihatımız. Arkadaşlıklarla alakalı. Seni iyiye, doğruya, güzele, hayra, hakikata, Kur'an ve sünnetin özüne götürecek olan, vesile olacak olan arkadaşlıklarla, kimselerle arkadaş ol. Ve seni sufilik yoluna teşvik edecek, seni sufilik yoluna koşturacak olan kimselerle arkadaşlık yap.
Bugünkü nasihatimizin özet temeli bu. Çünkü bir insanın arkadaşı, hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuş ya, özür dilerim hakkınızı helal edin inşallah. Biraz böyle nezli gibi olmuşum hakkınızı helal edin inşallah. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuş ya, kişi dostunun dini üzerinedir diye.
Kişi dostunun dini üzerinedir, kiminle dostluk yapacağınıza dikkat ediniz diye. Evet, yani normalde kiminle dostluk edeceğimize dikkat edeceğiz. Sebep çünkü kişi dostunun dini üzerine, yani sevdiği kimsenin, dostunun dediğinde sevdiği kimsenin dini üzerine. Burası, bakın, sevdiğinin dini üzerine, dostunun dini üzerine. Sen en çok kimi seviyorsan, onun dini üzerinesin. Bu söz böyle çok derinlemesine bir söz. Şimdi, ayeti kerimede de Cenab-ı Hak buyurmuş ki, Tövbe Suresi ayet 119. Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun. Bakın, emir bu. Allah'tan korkun.
Allah'tan korkmak ne demektir? Allah'ın haramlarından uzak durmak. Allah'tan korkmak ne demektir? Allah'ın emrettiklerini yerine getirmektir. Allah'tan korkmak. Yani bir kimse bu korku kolunda, yanında sevgiyi taşır, aşkı taşır. Seviyorsa korkar. Sevmiyorsa korkmaz. Asla. Ve sadıklarla beraber olun dendiğinde, burada böyle bir devamlılık arz ediyor bu ayeti kerime. Sadıklarla beraber olun. Yani devamlı sen sadık kimselerle beraber olacaksın. Kimdir sadık kimseler? Kur'an ve sünneti seniye sımsıkı yapışmış, ahlakı, Kur'an ahlakı, Muhammed'i ahlak olmuş olan kimselerdir.
Sadık olanlar. Onlar ki namaz kılarlar. Onlar ki oruç tutarlar. Onlar ki hacca giderler. Onlar ki zekat verirler. Onlar ki tövbe ederler. Onlar ki günahtan sakınırlar. Onlar ki yeryüzüne tevazıyla yürürler. Onlar ki az gülerler. Çok ağlarlar. Onlar ki en büyük iş olan Allah'ı zikirle iştigal ederler. Sadıklar. Salihler. Bunlar şimdi sadık ya. Sadık, salih aynı. Sadıklarla beraber olunca sadık. Kim? Sıddik. Kim? Hazreti Ebu Bekir Efendimiz. O zaman o yolu seçmek. Sadıklık ne? İşte kolay kolay Kur'an ve Sünnet davasından taviz vermeyen. Öleceğini bilse dahi hak ve hakikatten geri dönmeyen.
Öleceğini bilse dahi asla hakikatten taviz vermeyen kimse. Sadık onlar. Ve o zaman beraber olun deyince devamlı bir beraberlik çıkıyor. Beraber olun deyince o zaman hem biz sadık kimselerin meclisinde bulunacağız. Fiili beraberlik olacak. Hem de bu beraberlik akıl, fikir, gönül beraberliği olacak. Bu beraberlik hem fiziki olarak toplandığımızda Allah'ı zikredeceğiz. Birbirimizi seveceğiz. Birbirimize muhabbet besleyeceğiz. Ve aynı zamanda da beraber olmadığımız zaman da birbirimize dua edeceğiz. Birbirimizin hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Kalbimizden çıkarmayacağız. Ve örneğin aynı akaide teslim olacağız. Aynı fıkıha teslim olacağız. Aynı fikre teslim olacağız. Aynı hedefe teslim olup koşacağız.
Yani hedefte birlik olacak, akaitte birlik olacak, kelamda birlik olacak. Bakın birlik olacak. Tatlı tatlı içlerinde farklı renkler olabilir ama birlik olacak. Yani bu şuna benziyor. İmam-ı Azam örneğin imamımız ama İmam Muhammed'in, İmam Yusuf bazı yerlerine katılmıyor mu? Evet, İmam-ı Züfer bazı yerlerine katılmıyor mu? Evet gibi. Hanefi imamların içlerinde İmam-ı Azam'a katılmayan imamlar bazı meselelerde var mı var? Ama hepsi de ne? Hepsi de Hanefi. Baktığımızda hepsi de Ehli Sünnet. Aralarında farklı renkler var. Aralarında farklı düşünenler var. Ama bu farklılık ana meselelerde değil. Hepsi bir hedefe kilitlenmiş. Hedef ne? Kur'an ve Sünnet'i yaşamak ve yaşatma hedefi.
İşte bu beraberlik aynı zamanda bizde fiili olmakla beraber batini de olacak. Zahiri olmakla beraber batini de olacak. Bu neyle mümkün? Bu da kalple mümkün. Gönülle mümkün. Hani bazen ben böyle çok hoşuma gider meşhur ya Ashab-ı Keyfin Kıt Miri yani köpeği ne yaptı? O Kıt Miri cennetlik oldu. Neyle oldu? Ashab-ı Keyf gibi Allah dostlarının kapısında nöbet tutmakla oldu. Ashab-ı Keyfin kapısında nöbet tuttu. Onların yanından ayrılmadı. Onlarla beraber oldu. Rabbim onu cennetlik etti. Bakın cennete girecek olan ender hayvanlardan birisi. Bir tanesi de ne? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin devesi.
Bir de ne? Dünyadan gidecek olan hurma kötü. Bunlar dünyadan cennete gidecek olanlar. Bakın ama mesela bir peygamber hanımı. Örneğin kim? Nuh'un hanımı. Peygamberin hanımı olmasına rağmen aynı ölçüye sahip olmadığından ve normalde o fasıklarla, o kafirlerle gönül birliği yaptığından oysa neyin yanındaydı? Peygamberin yanındaydı. Nuh aleyhisselamın yanındaydı. Ama gönlü kimdeydi? Gönlü fasıklardaydı. Gönlü kafirlerdeydi. Gönlü normalde kafirlerle, fasıklarla beraber olduğu için Cenab-ı Hak peygamberine emretti. Sakın arkana dahi dönüp bakmayacaksın dedi. Ve Nuh oğluyla beraber karısı o tufanda boğuldu gitti. Bakın Nuh oğlu, Nuh'un oğluydu.
Nuh'un oğlu olmasına rağmen gönlü kafirlerle beraberdi. Bakın zahiren beraberlerdi oysa. Her gün akşam yemeğini beraber yiyorlardı. Ama gönlü neredeydi? Kafirlerdeydi, fasıklardaydı. Gönlü münafıklardaydı. Ve onlar da helak oldular. Enteresan bir şahsiyet kim? Bir de Lut aleyhisselamın eşi. Dikkat edin bu ölçülere. Yani Lut aleyhisselamın eşi ama gönlü fasıklarla, gönlü eşcinsellerle beraberdi. Bakın gönlü eşcinsellerle beraberdi. Gönlü günahkarlarla, kafirlerle, fasıklarla beraberdi. Ama zahiren Lut aleyhisselamın yatağında yatıyordu. Lut aleyhisselamın evindeydi. Üç tane Cenab-ı Hakk'ın görevlendirdiği melek erkek suretinde gelince, genç erkek delikanlı suretinde gelince gidip o eşcinsel gavurlara, eşcinsel o kafirlere Lut'a üç tane çok parlak oğlan misafir geldi diye haber veren, onlara haber uçuran Lut aleyhisselamın anımıydı.
Ve Allah Celle Celaluhu, bu Nuh'un eşiydi, bu Nuh'un oğluydu, bu Lut'un karısıydı, ayırmadı, hepsini de helak etti. Yani siz lanetlik bir işi yapan kimseyi severseniz, onunla berabersiniz. Yani siz günah keballerin içerisine dalmış, fasıklığın içine dalmış, münafıklığın içine dalmış, gavurluğun içerisine dalmış, Kur'an ve sünnetin dışında hayat yaşayan, savunan bir kimseyi severseniz, isterseniz, onunla berabersiniz. Sadıklarla beraber değilsiniz namaz kılsanız dahi.
Siz isterseniz bir üstadın dizinin dibinde durun. Eğer ki gönlünüzde gavurların ahlakının sevgisi var ise, hangi cemaatin içinde olursanız olun, hangi tarikatın içerisinde olursanız olun, hangi partinin içinde olursanız olun, kalbinizde, kalbinizde, Kur'an ve sünnetin dışında bir şeyi sevmek, muhabbet beslemek var ise, siz onlardansınız. Allah muhafaza eylesin. Gönül arzu eder ki, kimlerden yana olalım, bakın, kimlerden yana olalım, kimleri sevelim. Hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki, Kıyamet günü, yüzleri nurdan ve inciden kürsü ve minberler üzerine oturacak, bir takım insanlar Allah-u Teala diriltecektir.
Bunlar aslında peygamber veya şehit değillerdir. Ama herkes onlara gıpta ile bakacak. Bir bedevi dedi ki, Ya Resulallah, onları bize iyi anlat, belki tanırız dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri cevap verdi. Tergipte geçiyor yine bu, hadis-i şerif. Onlar muhtelif kabile ve ayrı memleketlerden toplanıp, bir araya gelen, Allah için sevişip, Allah'ı zikredenlerdir buyurdu.
Bakın, o zaman bizim önümüze sevecek olduğumuz kimselerin özelliği çıktı. Neymiş bunlar? Bunlar ayrı ayrı kabilelerden, ayrı ayrı memleketlerden, ama ve lakin bir araya geldi, Allah için birbirlerini seviyorlar ve bir araya geldiklerinde de Allah'ı zikrediyorlar. Bunlar ne olacakmış? Bunlar mahşer yerinde, başka bir hadis-i şerifin, başka bir versiyonunda hiçbir gölgenin bulunmadığı o mahşerde Allah'ın gölgesi altında gölgeleneceklerdir diyor.
Ve bunlar ne yapacaklar? Bunlar yüzleri nurdan olacak, inciden kürsü ve minberler olacak, bunların üzerine oturacak. Ve peygamberler ve şehitler onlara gıpta ile bakacak. Bakın, onlara mahşer halkı, peygamberler ve şehitler dahil gıpta ile bakacaklar. Onların özelliği neymiş? Akraba değiller, hemşehri değiller, aralarında başka bir ticaretti, maldı, mültü, zenginlikti, bürokrasiydi, işe girmedi, siyasetti, yok. Ya Allah için birbirlerini sevdiler, toplandıklarında Allah'ı zikrettiler. En önemli özellikleri bu. Ve yine aynı minval üzerine hadis-i şerifte diyor ki, ayrı ve kabilelerden uzak kalan öyle kimseler ki, onlar insanlardan ayrı, onlar insanlardan ayrı ve kabilelerden uzak kalan öyle kimseler ki. Demek ki bir aynı hadis-i şerifin ayrı versiyonunda insanlardan ayrı, evet Allah'ı zikredenleri insanlar ayrıştırıyorlar.
Akraba da olsa ne yapıyor? Seni uzak tutuyor her şeyden. Senin işte ne bileyim, onlara sen ters geliyorsun, onlara sen ağır geliyorsun, onlara sen sıkıntılı geliyorsun. Hucu oluyorsun, tarikatçı oluyorsun, derviş oluyorsun, bilmiyor oluyorsun, ötekileştiriliyorsun sen. Ben hep derim, yani bir mürşidi kamile intisap edecekseniz ve bir sufi yola girecekseniz ve Kur'an ve sünneti seni sımsıkı yapışırsanız, insanlar sizi ayrıştırırlar.
Ya buna katlanırsınız ya da hayatınızdan taviz verirsiniz. Hayattan taviz vermek demek ne demek? Onlar nasıl yapıyorsa sen de öyle yaparsın. Bazen arkadaşlar derler, işte benim çevrem böyle de nasıl dervişlik yapacağım da, kardeş yapabildiğin yere kadar yap deriz. Biz cehennemin, özür dilerim, biz şeytanın midesinden bir kişi daha kurtaralım diye uğraşırız. Çünkü Allah yoluna giden bir kimse insanlardan ayrı kalır. İnsanlar onu çekmezler. Bir şey yapacaksın, bu haram dersin. Bir şey olacak bu Kur'an'a aykırı, bir şey olacak bu sünneti seniye aykırı. Bir şey olacak ya bu hadis-i şerife ters. Evde eşin ve çocukların dahi sana ters gelir. Eş ve çocukların sana bakar, derler ki ya biz böyle bir babanın elinde mi büyüyeceğiz?
Derler ki ya biz bir gün yüzü görmeyeceğiz mi? Biz bir tatile gitmeyeceğiz mi? Biz bir plajda güneşlenmeyecek miyiz? Biz kısa etek giyemeyecek miyiz? Biz dekolte bir şey giyemeyecek miyiz? Benim arkadaşlarımın hepsi de açık dolaşıyor. Ben açık dolaşamayacak mıyım? Benim arkadaşlarımın hepsi de kafeteryalarda dolaşıyorlar. Ben kafeteryalarda dolaşamayacak mıyım? Hadi ben de gideyim afilli bir tane örtü, afilli bir tane üzerine ne o işte incecik içini gösteren bir dış kıyısı adını diyeceksek dış kıyısı git kafeteryada bacak bacak üstüne at, hakka kara kukuru kikir yap orada örnek. E bunu yapamayacak mıyız? Evet yapamayacaksın. Kafelerde dolaşamayacaksın.
Plajlarda dolaşamayacaksın. Neden? Sen iman ettin çünkü. Neden? Senin Kur'an ve sünnet tarihinde yaşama ve yaşatma gibi ulvi bir mücadelen var. Sen ne yazık ki heva ve hevesine uyup yaşayamayacaksın. Böyle olunca ya yoldan sapıyorlar? Diyorlar ki bu yol bize ağır geldi. Bazen öyle derler bana. Hocam yolunuz ağır mı? Ben diyorum ki bilmiyorum ki ağır mı, hafif mi? Neye göre ağır, neye göre hafif? Kime göre ağır, kime göre hafif? Hani sahabeyi gören tabi'in üçüncü kuşak teba-i tabi'ne diyor. Eğer siz sahabeyi görmüş olsaydınız bunlar deli derdiniz. Onlar sizi görmüş olsaydı bunlar dinden geri döndü, mürtet oldu deyip hepinizi kılıçtan geçirirdi derler. Şimdi Kur'an ve sünneti yaşıyorum, yaşatacağım, benim böyle bir mücadelem var dediğinde annen, baban, eşin, kardeşlerin, çocukların aynı minval üzerinde değiller ise hepsi de başkaldırıyorlar.
Hatta bazen zaman zaman evlenen kardeşler var. Evlenecekleri zaman işte böyle derviş olmayan, sufi olmayan bir erkek veya kadın, bayan arzu ediyorlar. Böyle bir şey yapıyorlar ama evliliklerinde farklılıklar başlıyor. İşte erkek dervişse ben derse gideceğim diyor, bu ders bitmiyor mu diyor kadın. Veya kadın derse gidecek, diyor ki ne bu ya sizin dersiniz bitmiyor mu diyor. Evlenmezden önce her şeye evet diyor ama bunlar. Bakın evlenmezden önce herkes her şeye evet diyor. Evlendikten sonra yollar ayrılıyor. Yani birisi gidiyor işte erkeklerin önünde şakır şakır oynamasını istiyor hanımının. Diyor ki düğün var, yani işte teyzemin düğünü, ee orada oynaman lazım. Bayan diyor ki yani ben orada oynayamam, oynayamam erkeklerin önünde diyor.
Erkek diyor ki ya akrabamızın düğünü oynaman lazım senin diyor. Bu gibi tartışmalar çıkıyor. Ve aynı şey normalde kadınlar için de geçerli oluyor. Ve ayrışıyor insan. Eğer siz sadık bir kul olacaksanız, eğer salih bir ümmet olacaksanız, salihlerden olacaksanız, sen ne yazık ki insanlardan ayrılıyorsun. İşte bir resmi dairede çalışsan sen rüşvet yemiyorsun. Ayırmacılık kayırmacılık yapmıyorsun, seni sevmiyorlar, seni ötekileştiriyorlar. Resmi dairede çalışıyorsun, o birisi işini görmek için bir kutu baklava almış getirmiş. Sen o baklavadan yemiyorsun, rüşvet bu diyorsun. Seni ayırıyorlar, en ücra bir köşeye atıyorlar. Seni insanlarla haşır neşir olunacak bir yerde koymuyorlar.
Veyahut da müdür yapıyorlar, değil mi? Müdür olacak olan kimse iyi rüşvet alan kimseden müdür olacak. Alacak rüşveti paylaşacak. Kiminle? Başındaki şefle. Veyahut da işte her neyse başındaki kimse onunla ayrışıyor. Ve gerçekten insanlar sağlam Kur'an ve sünnete sahip bir kimse istemiyorlar. Bu sefer dünyalık için ne yapıyor? İnsanlar kendilerini bozuyorlar. Diyorlar ki ya ne yapayım? Yok işte ben eve ekmek götüreceğim. Yok ben eş ve çocuk bakmakla mükellefim. E tamam ben bu imzayı atayım diyor. Rüşvet alıyor. İşte Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan sufi stantlı bir kimse insanlardan ayrı kalmak zorunda kalıyor. Daha doğrusu insanlar onu ayırıyor.
Hiçbirimiz insanlardan ayrı kalmak istemeyiz. Hangimiz akrabalardan uzaklaşmak isteriz? Hiçbirimiz istemeyiz. Ama ne yazık ki sufiler ölünce akla geliyor. Yani birisi annesi babası ölecek. O zaman o derviş olan akrabası aklına geliyor. Öbür türlü aklına gelmiyor. Çünkü sufi stantlı olunca sen herkese ağır geliyorsun. Herkese sıkıntılı geliyorsun. Herkese problemli geliyorsun. Herkese problemli geliyorsun. Sebebi ne? İşte bu Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmaktan kaynaklanıyor. Ve normalde bunlar neymiş bir de ayrı kabilelerde uzak kalan öyle kimselermiş. Bunlar bir de kabileleri ayrı bunların.
Ayrı ayrı kabilelerden. Kürd'i var, Türk'ü var, Laz'ı var, Terkezi var, Boşnağı var. Var ya bunlar da kabile olarak görelim. Bunlar farklı farklı kabilelerden bir yerde toplanıyorlar. Ve aralarındaki yakınlık, sıhriyet ve karabet bulunmadığı halde. Yani aralarında bir akrabalık da yok. Aralarında bir alışverişleri de yok. Onlar Allah için sevişirler. Dostluk ve samimiyet kurarlar. Allah-u Teala kıyamet günü onlar için nurdan minberler hazırlatır. Cevdet telefonla baş edemedi. Son model arabalarla baş etti, telefonla baş edemedi. Ona gülüyorum.
Kızardın mı Cevdet? Kızarma ya. Yok rahatsızlık yok ya. Allah iyisin inşallah. Bu kimseler Allah için seviyorlar. Dostluk ve samimiyet kuruyorlar. Ve Cenab-ı Hak bu Allah için birbirlerini sevenleri kıyamet gününde nurdan minberler hazırlatıyor. Bu minberleri o tutuyor. Yüzleri nur, elbiseleri nur. Kıyamet günü insanlar korkar. Fakat onlar korkmaz. Çünkü onlar korku ve hüzün görmeyen Allah-u Teala'nın dostlarıdır. Adamın birisi hemen sordu. Kıyamet ne zaman kopacak? Değil mi? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle bir şey söylüyor. Adamın birisi diyor ki kıyamet ne zaman kopacak?
O da diyor ki kıyamet için ne hazırladın? Adam cevap veriyor. Allah ve Resulünün sevgisinden başka hiçbir şey hazırlamadım dedi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki üzülme sen sevdiklerinlesin dedi. Bunu Hazreti Enes radiyallahu anh hazretleri naklediyor. Diyor ki sen sevdiklerinlesin sözünden duyduğumuz sevinç kadar hiçbir şeyden sevinmedik. Ve ilave ediyor. Ben Peygamberi sallallahu aleyhi ve selleme Ebu Bekir ve Ömer'i severim. Onları sevdiğim için onlarla olmayı umarım. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Hazreti Enes radiyallahu anh hazretleri soruyor. Bir toplumu sevdiği halde onlara ulaşamayana ne olur? Enteresan bir soru.
Ve ona da cevap veriyor. Kişi sevdiği ile berhaberdir. Müslüm. O yüzden salih zatlara muhabbet duyup onların gıyabında da kendini onların yanında hissetmek. Kendini onlarla beraber görmek. Kendini onların devamlı yanında devamlı beraber olduğunu hissetmek. Bu duygu ile yaşamak. Ve onların baktığı gibi dünyaya bakmak. Onların baktığı gibi meselelere bakmaya çalışmak. Onların Kur'an'a, sünnete, sufiliğe, tasavvufa baktığı gibi bakmak. Onların yaşadığı gibi yaşamaya çalışmak. Ve onlarla aynı yolda, aynı istikamette, aynı hedefe doğru koştuğunu hissetmek. İşte ben bazen zaman zaman rabıtayı böyle açıklarım ya.
Asıl rabıta budur derim. Bakın asıl rabıta budur. Muhakkak oturursun, işte kaş göz arpacık yapıp iki kaşının ortasını rabıta ederler ya. Eyvallah. Önce aslında o kimsenin zahirine rabıta etmeli. Kalbine rabıta etmeli. Sonra kalbinin derinliğine rabıta etmeli. Önce o kimsenin kalp frekanslarının birbirini tuttuğu görülmeli. Ondan sonra o kimsenin iki kaşının arasına rabıta etmeli. Ondan sonra o kimsenin ruhaniyetine, ruhuna rabıta etmeli. Neyse bu rabıtayla alakalı mesele çok su götürür. Yani millete şimdi tarikat adı altında böyle işte dersi veriyor. Dersi verdikten sonra iki kaşının ortasına, iki kaşının ortasına getireceksin. Böyle rabıta edeceksin diyor.
Milletin meczup edip çıkıyorlar millete. Bu rabıtanın doğrusu bu değil. Hakikati bu değil. Önce o kimse, o üstadın fikriyle, haliyle, bakış açısıyla, dünya görüşüyle, dine bakışıyla, Hazreti Peygamber'e bakışıyla, sufiliğe bakışıyla özdeşmeli. O kimse bunun ilmini almalı. Sohbetleri dinlemeleri, zikirlere gitmeli. Derslerini dosdoğru yapmalı. Üstadına muhabbet beslemeli. Üstadını sevmeli. Tabiri caizse Şeyh Efendi, Abdullah Gürbüz Efendi Hazretleri öyle derdi. Oğlum gözünün gördüğü görmediği bütün insanlardan üstadını fazla sevmeli derdi. Yani o üstadını öyle sevmeli. Ve üstadını öyle sevince o kimsenin kalbi frekansları birleşir.
Ve o kimse artık kalbini onun kalbine dayar. Asıl rabıtanın başlangıcı budur. Kalbi onun kalbine dayamaktır. Bunun ölçüsü de bir kabristana gittiğinde kabristanın kalbine, kalben rabıta eder. Kabristandaki kimseyle görüşür, konuşur, onu görür. Bunlar şimdi insanlara uçuk bir şeymiş gibi geliyor. Bu normalde rabıtanın belli bir noktaya gelmesi artık. Önce hani insanlar şimdi böyle hal anlatırlar ya, hissettim siz işte ders çekerken yanı başımızdaydınız. Evet doğru. O hissedişin doğru. Veyahut da sizin içeri girdiğinizi hissettik. Evet doğru. Bunlar doğru. Veyahut da sanki namazı siz kıldırıyordunuz. Evet doğru. Bakın bunlar o hani Tövbe suresi ayet 119'daki salihlerle beraber olun.
Veyahut da hadisi şeriflerde ve hadisi kutsilerde herhangi bir şey beklemeksizin Allah için onu sevmek. Bakın bunlar böyle sufilikte çok önemli temel taşlardır. Siz salihlerle beraber olun. Ben birinci derecede kendimce. Ben üstadımla beraber olacağım. Üstadımın nasihatlerini dinleyeceğim. Onun yap dediklerini yapacağım. Yapma dediklerini yapmayacağım. Beni iyi tanıyan o çünkü. Bugünkü zamanda toplumu iyi tanıyan, iyi analiz eden o. O cemaati iyi tanıyan, iyi analiz eden o. Etrafımızdaki insanları iyi tanıyan, iyi analiz eden o. Ama bizim yap dediğimizi yapmıyor, çok sevdiğini söylüyor. Yapma dediğimizi yapıyor, çok sevdiğini söylüyor.
Burada tezatlık burada başlıyor. O üstadla olan ilişkisini çok sağlam oturtturacak. Sağlam oturtturunca hissedecek. O burada nasıl düşünürdü? O burada nasıl hareket eder derdi? İşte rabıta bu. Ve bunu kalben hissedecek. Artık onun kalbindeki ilmi almaya başlayacak. Bakın kalbindeki ilmi almaya başlayacak. Onun kalbinden alacak ilmi. Sonra alnına geçince, iki alnının ortasına alnının ortasını yapınca, insanın alnında, bir mürşidi kamilin alnındadır nur. Oradan onun anındaki o velilik nurundan almaya başlar ilmini. Ardından dedim ya, onun ruhaniyetine rabıta eder diye. Orası da sırdır. Artık onun ruhaniyetinin üzerinden ilmi ledün alır o. Bunlar mahrem mevzular ama mevzu açılınca konuşmak zorunda kaldık.
Şimdi, bunun yolu, üstadı iyi sevmek, derviş kardeşlerini iyi sevmektir. Derviş kardeşlerinin hatalarını, kusurlarını, yanlışlıklarını, eksikliklerini görmekten geçmez bu. Üstadının hatasını, kusurunu, yanlışlığını, eksikliğini görmekten geçmez bu. Dersin ki, benim derviş kardeşlerim, bana bir şey düşmez, ben onları severim. Ben onları yediririm, içiririm, gücümün nispetinde oturur, Allah'ı zikrederim. Onlara yardımcı olmaya çalışırım, onlara hizmet ederim. Sufilik bu. Yani sen onu eğer normalde, eğer geçmişiyle yargılarsan, onun yaptıklarıyla yargılarsan, onun hatası, kusuruyla yargılarsan, sen onunla birliktelik yapamazsın. Yol yürüyemezsin.
Kıymetli dostlar, hatasız hiçbir kardeş yoktur. Hatta ben bazen zaman zaman derim ya, kendini hatasız görüyorsan girme kardeşim bu yola. Bak, bizimle beraber yol yürüme, sen hatasızsın, kusursuzsun, maşallah. Sen buraya layık değilsin, sen daha yukarılara bir yere layıksın. Neresiyse, git oradan ders al. Biz bu kadarız. Biz kendimiz meydandayız. Biz kardeşlerimizle de meydandayız. Kendimiz de meydandayız. Bazen zaman zaman kardeşler böyle şikayet ederler, böyle küçük görürler. Hatta derler böyle, yani bu arkadaşlarla ben takılmasam olur mu? Olur, tabii nereye istiyorsan oraya git. Tabii canım bizim arkadaşlar düşük kapasitede insanlar, düşük seviyede insanlar.
Ahmak, onun bir Allah deyişi var ya, senin yüz bin Allah deyişine bedeldir. Sebep, sen kibirlisin çünkü. Sen kibirlisin çünkü. Senden derviş de olmaz. Sen git kafelerde takıl. Sen git zengin zübbe çocukları gibi öyle bir hayat yaşa. Ne işin var senin bizde? Bizde işin yok senin. Biz ter kokarız. Biz sokak kokarız. Biz varoş kokarız canım kardeşim. Biz öyleyiz. Biz sonradan görme, haramzade zübbe çocukları gibi olamayız. İçimiz dışımız da bizim. Meydandayız biz. Bu kadarız. Kendimizi süsleyecek bir sanatımız yok bizim. Bizim neysek buyuz biz. Makyaja ihtiyaç duymuyoruz.
Boyamaya dayamaya ihtiyaç duymuyoruz. Saçımız sakalımız ağırdıysa ağırdı. Kalkıp da onu siyaha çevireceğiz diye uğraşmıyoruz. Mutluyuz saçımızın sakalımızın ağırlığından. Mutluyuz biz böyle. Bizim bir sıkıntımız yok. Biz sokakta da Allah'ı zikrederiz. Biz ne bileyim işte aramayız lüks yerler. Bodrumlarda yaşadık. Bodrumlarda yaşamaya devam ediyoruz. Böyle ne o ter kokusunun, rutubet kokusunun içinde Allah'ı zikrederiz biz. Bizim böyle. Biz haraba teyliyiz ya başka bir şey değiliz. Sen beğenmiyorsan Allah yoluna çık etsin. Bir derviş kardeşimizi beğenmiyorsa dersini geri alsın gitsin arkadaşımız. Bitti. Bu kadar basit bakın. Biz zorla kardeşlerimizi beğendireceğiz diye uğraşmıyoruz.
Ya işte bazen sayfalarla alakalı diyorlar. İşte burada boş muhabbetler var. Biz çıktık iyi çıktıysan çık bana ne. O boş muhabbeti dahi seviyoruz biz. Dervişlerin boş muhabbeti dışarıdaki doludan binlerce kez evladır. Siz dervişlerin kıymetini bilmezsiniz. Gerçekten bilmezsiniz. Çünkü siz mesela Abdülkadir Geylan Hazretleri'ni göreceğim diye uğraşırsınız. Ahmed Rufay Hazretleri'ni göreceğim diye uğraşırsınız. Siz bir derviş kardeşimizin hali nedir acaba? Bir şeye mi ihtiyacı var? Bir sıkıntısı mı var? Bir problemi mi var? Eşinden, çocuğundan, aşından, işinden bir derdi mi var? Bununla uğraşmazsınız.
Ya asıl uğraşılması gereken orasıdır. O yüzden işte rabıta budur. Bakın rabıta budur. Biz rabıta olarak biz işte yarını göreceğiz diye uğraşıyoruz. Biz istiyoruz ki oh yarından, gelecekten bir şey söylesin bize. Kardeş, İbrahim Aleyhisselam ateşe atıldığında, ateşin kendisini yakmayacağını bilmiyordu. Sen nereye yarını araştırıyorsun?
Sen ana teslim olsana. İbrahim Aleyhisselam, ateşin kendisini yakmayacağını bilmiyordu. Bilmiyordu. Sen İbrahim'den evla mısın? Sen İbrahim Aleyhisselam'dan yüksek misin ki sen yarını öğrenmeye çalışıyorsun? Sen ne ama uğraşıyorsun ki? Yok. Yakup Aleyhisselam, Yusuf'un kuyuya atılacağını bilmiyordu. Yusuf Aleyhisselam, kuyuya atılacağını da bilmiyordu. Sen sufilik yapacağım derken, sen geleceği araştıracağım diye uğraşıyorsun. Sen yarın ne olacak diye bakıyorsun.
Bu sufilik değil. Sen şeyh efendi yarın ne olacak onu söylesin bana diyorsun. Bu sufilik değil. Bu sufilik değil. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Bedir savaşıyla alakalı oturdu, istişare etti. Kuyuları zapt etme fikri Hz. Ali radallahu anh hazretlerinin indi.
Ve işin daha da enteresanı. Rüyasında Bedirdekilerden az görüyordu. Rüyasında dediler ki az buradaki kimseler. Ve müşrikler de onları az görüyordu. Allah bir şeyi dizayn eden. Sen kalkıyorsun, yarını araştırmaya çalışıyorsun. Bu dervişlik değil. Musa aleyhisselam denizin dibine gelinceye kadar denizden kendisine yol açılacağını bilmiyordu ki. Musa aleyhisselam firavunun etrafındaki o kahinlerle münazara edeceğinde, münazara edeceğinde, kahinlerin elinde, önünde asayı attığında asanın o işi yapacağını bilmiyordu.
Al yavrumunu oradan. Öyle mi diyordu? Bir şey düşüyor ya, tıngırtak. Ne diyor ona? Hiç medyayı takip etmiyorsunuz siz ya. Allah evladım onu diyor ya, yüzüğü düşüyor ya adamın. Yakaladın şimdi. Ha? Evet demiş. Ha, öyleymiş. Evet. Musa aleyhisselam, münazara çıktığında, asasının ne iş yapacağını bilmiyordu. Cenab-ı Hak orada vahyetti. Ey Musa at asayı elinden dedi. Allah'ın adını an, at. Attı, asa oldu bir ejderha. Kahinlerin hepsinin de yaptığı büyüleri yaladı, yuttuverdi. Oldu tekrar asa. Kardeşim, dervişlik, sufilik, ince iş.
Sen yarınla uğraşma. Sen anı yaşa. Allah'ı zikret. Allah'ı zikret. Allah'ı sev. Resulünü sev. Allah ve Resulünü seven, dervişleri sev. Allah'ı zikreden, dervişleri sev. Onların yoluna, hizmetçi ol sen. Onları beğenmemezlik etmek, onları kerih görmek, onları yanlış görmek, kibirliliktir. Sen o kibrinle cehenneme layık olursun. Sen dergaha girsen ne olacak ki? Az önce ne dedim? Lut'un hanımıydı dedim. Ama gönlü münafıklardaydı. Gönlü fasıklardaydı. Gönlü kafirlerdeydi. Sen gittin, işte, ay bizim şeyhimiz kutuptu, ondan ders aldın. Haa. Eee, kutbun dervişlerini hor hakir gördün.
Öyle mi? Bay bay, çekcen sana da. Allah muhafaza eylesin. Evet. Allah için sevişenlerin, Allah katında en sevimlisi, arkadaşını daha çok sevendir. Demek ki, Allah için sevenlerin içerisinde, en sevimlisi kimmiş? Arkadaşın daha çok sevenmiş. O zaman arkadaşlarımızı, daha fazla sevmeye gayret edeceğiz. Bunlardan bana zarar geliyor ya. İyi, tren çarpacak değil ya, sene. Ya, Mursa'da zaten tren de yok. Bir türlü gelmedi, yıllardan beri. Hızlı tren getireceğiz dediler, yavaşı bile gelmedi. Gelip tren çarpacak değil ya sene.
Eee, o zaman imtihan arkadaşlarından olacak. Neydi yolumuzun disturu? Halkın içerisinde olup, halkın eziyetlerine katlanmak. Halkın içinde olup, halkın eziyetlerine katlanmak. Sen derviş kardeşlerinden kaçma. Sen onlardan uzak durma. Onlardan bir eziyet gelirse de, sen onu bir lütuf gör. Sen onu bir ikram gör. Sen onu bir ihsan gör. Sen de ki, benim derviş kardeşim, hakkım helal olsun ona de. Ha derviş kardeşler de, bu hali istismar etmesinler. O zamanlar da, onlar bu sefer manevi tokat yer. Ha bunun nasıl olsa ya, sesi çıkmıyor bunun. İstediğimiz gibi buna davranalım. Manevi tokat yersiniz. Dervişleri aldatmayın. Dervişleri kandırmayın. Dervişlerin parasını ütmeyin.
Dervişlerin parasına katakülle yapmayın. Manevi tokat yersiniz. Manevi tokat yersiniz. Bunu açık ve net olarak söylüyorum. Manevi tokat yersiniz. Bu fakir, 35-36 yıldan beri, sufi bir yolun içerisinde, nelerini gördü, nelerini gördü. O sen şimdi onu kandırdım zannedersin. Bin lira, iki bin lira, beş bin lira, on bin lira, yirmi bin lira, neyse. Manevi tokat yersin. Dikkat et. Dikkat et. Dervişlerin gönül rızalı ile yedirdiği, insana berekettir, lütuftur, ikramdır, ihsandır, cennet nimetidir. Onu reddetme. Bak, onu reddetme.
O yemeğe tepeden bakma, o çaya tepeden bakma, o ikrama tepeden bakma. Bir zeytin dahi olsa, onu bir lütuf, onu bir cennet nimeti. Gör ki, cennet nimetidir. Evet. Zikir halakasında yenilen, içilen her şey, cennet nimetidir. Neden? Çünkü cennet bahçesidir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Zikrullah halakasını. Evlerinizi zikrullah'a açın, dememin sebebi bu. Cennet bahçesi olsun evleriniz. Eviniz nimetlensin, eviniz bereketlensin, eviniz lütuflansın, eviniz ikramlansın, kazanımcınız bereketlensin. Bir aldığınız evinizde sayısız olsun, binlerce olsun. Çünkü Allah'ı zikredenler yedi mi? Nur olur o.
Senin evine bereket olur, ikram olur, ihsan olur. Melekler dua eder, pir efendiler dua eder, veliler dua eder, imamlar dua eder, sahabeler manen dua eder, peygamberler hepsi de dua eder. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem dua eder, gökteki melekler dua eder, Arşalan'ın melekleri dua ederler. Hepsi de dua ederler. Hem zikredene, hem zikredilen ev halkına, hane halkına. Ama insanlar tabii, eşyalar çok lüks ya. Koltukları eskiyecek, perdeleri eskiyecek, ya filanca çocuklarına bakmıyorsun zaten, o yüzden şimdi o da gelecek diyecek. O koltuklara, senin o lüks koltuklarına, dervişler layık değil oturma. Kim layık? Günahı kebar işleyen, lanetlik işler işleyenler layık.
Kim layık? Tabii ya, arabalar da aynı. Adam arabaya derviş bindirmiyor, bir yere giderken derviş taşımıyor. Tabii ya, dervişler köle yüzü araya, onlar hak etmiyorlar. Ondan sonra aynı dergatta dervişiz. Nereye dervişsin kardeşim sen ya? Sen ders almışsın, inşallah derviş olacaksın sen. Sen ders almakla derviş olunsaydı, Mustafa Özboğan etrafında, şu anda belki de 2 milyar, 3 milyar insan olurdu. Öyle hemen anında derviş olunmuyor, Allah muhafaza eylesin. Evet, Allah katında arkadaşların hayırlısı, arkadaşlarına daha hayır hak olanıdır.
Komşuların hayırlısı da, komşusuna daha hayırlı davranandır. O zaman arkadaşlarımıza ve komşularımıza, iyi davranacağız, hayır hak davranacağız. Yine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söylüyor, ancak mümin ile arkadaş ol. Ve yemeğini de sadece iyi insanlar yesin. Kimle arkadaş olacakmışız? Mümin ile. Yani fasıklarla arkadaşlığımız olmayacak. Onlara ne yapacağız? Nasihat edeceğiz. Dost olacağımız, arkadaş olacağımız kimseler, mümin kimseler olacak. Ve ikram ederken, önce iyi insanlar ikram edeceğiz. İyilik artsın inşallah. Ve yine, Tirmizi, Ebu Davud'da geçen hadis, kişi, dostunun dini üzeredir.
Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin. Evet. Dostum dediğin kimsenin dini üzerinesin. Başka türlü dost olamazsın. E şimdi örneğin, gayrimüslim benim dostum olabilir mi? Yani fasıklar dostumuz olabilir mi? Yani gafillerle devamlı beraber olsak, gafillerden oluruz. Fasıklarla devamlı beraber olsak, onlarla dostluk kursak, fasıklardan oluruz. E gavurları sevsek, onlarla dostluk kursak, gavurlardan oluruz. Yani bu beraberlikler zaman içerisinde çünkü, yani hem fiili beraberlik, ardından zihni beraberliği getirir. Bir kimse sabahtan akşama kadar, örneğin bir şeyi eleştiriyor, bir müddet sonra sen de eleştirmeye başlarsın. Bu zihni beraberlik olur. Ya onu durduracaksın, yeter arkadaş diyeceksin ya bu kadar.
Yani sussan mesela, bir kimse üstadını ha bire eleştiriyor. Sen de susuyorsun, bir müddet sonra sen de eleştirmeye başlarsın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde, böyle fiili beraberlikler, sonradan zihin akıl beraberliğine döner, sonradan da kalp beraberliğine döner. Adam onlardan olur gider, Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Hakkınızı helal edin. Biraz uzun oldu bu akşamki sohbet ama, konu böyle gerektirdi herhalde. 15. nasihata geçeceğiz inşallah. Daha bir hayli şey yapmışım ya ben buraya, bu mevzu bayağı uzayacak, 33 tane madde sıralamışım buraya. Allah bizi affetsin inşallah. 15. şeyde, dilini korumakla alakalı nasihatımız inşallah.
Önümüzdeki hafta, dili korumakla alakalı nasihatten devam edeceğiz. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar. Uzun olduysa, sıktıysak, affola. Sürçülisan ettiysek, affola. Cenab-ı Hak bizleri seve, ve sevindire inşallah. Sıra inşallah şimdi, sorularınızda, Allah izin versin inşallah.
Hocam hayırlı aşamlar size şu parça, daireye girmeden evvel bulduğu şeyhi, her fert o şeyhini, mürşidini dairede dahi muhafaza edebilir. Fakat şeyhi olmayan, daireye girdikten sonra, ancak daire içinde mürşid arayabilir. Hakikat nurları ile ilgili sorun var. Son kısmındaki daire içindeki mürşidi nasıl bulabilirim? Alametleri nelerdir? Risale-i Nur talebesi kendine, insan mürşid edinebilir mi? Edinirse hala Risale-i Nur talebesi olarak kalabilir mi? Kalabilir. Bunda bir beis yok. Yani normalde 29. mektup, 8. kısım, 9. telvi, tarikat, hakikat namları altında diye, Risale-i Nur'dan oraya okuyabilirsin canım kardeşim. Selamun aleyküm.
Vazgeçemediğimiz şeyler hakkında dinimizin hükmü nedir? Vazgeçemediğiniz şeye bağlı. Yani bir haram ise vazgeçeceksiniz. Bir haramı ben vazgeçemiyorum deyip de devam edemezsiniz. O yüzden haramlarla alakalı asla ve asla taviz yok. Selamun aleyküm. Sorumuzu hangi gün soralım canlı yayın günü mü cumartesi? Evet cumartesi. Hangi gün sorduğunuz önemli değil. Bu numaraya attığınız soruların hepsinde cumartesi günleri cevap veriyoruz. Bazen arkadaşlar yazmamızı bekliyorlar. Buradan yazmamız mümkün değil. O yüzden burada sorduklarınızı gücümüzün yettiğince inşallah aynı akşam cevap vermeye gayret ediyoruz.
Selamun aleyküm hocam. Rüyamda Cübbeli Ahmet hocayı gördüm. Gavs ne demektir diye sordum. Bana Allah'ın nuru gibi tarz bir şeyden bahsetti. Sonra gel göstereyim daha iyi olur dedi. Dizini dizime değdirdi. Beraber sağ elimizi yere sol elimizi göğe bakar şekilde. Elleri yukarı aşağı salladık. Gökten bir nur geldi. Top gibi hocaya bana falan kondu. Sonra cezbeye geldik. Ayağa kalkıp o el hareketlerini döne döne yaptık. Nur rüyayı nasıl yorumlarsınız acaba? Elhamdülillah Cenab-ı Hak da demek ki Gavs'ı sana bir nur olarak göstermiş. Allah mübarek eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Arkadaşımın sorusunu iletiyorum.
Bir Müslüman cuma günü veya gecesi ölürse Cenab-ı Hak onu kabir fitnesinden, sualinden ve azabından kurtarır. Tirmizi hadisini nasıl anlamalıyız? Bu normalde cuma gününün faziletini anlatan hadislerden birisi. Bir kimse cuma günü vefat ettiğinde Cenab-ı Hak onu kabri fitnesinden, özür dilerim, muhafaza ediyor. Yani kabir azabından muhafaza ediyor. Cenab-ı Hak haftalık günlerinin içerisinden cumayı kendine seçti. Bu hadis-i şerifi böyle işte cuma günü her cuma olduğunda kabir azabı ondan kaldırılır diyenler de olmuş. Veya o cuma günü öldüğü için kabir azabı komple kaldırıldı, mübarek bir insanmış diyenler de olmuş. Ben hani genişletirim, kolaylaştırırım, sevdiririm, ümit ettiririm.
Benim anlayışım odur. O yüzden bir kimse cuma günü ve gecesi öldüyse Cenab-ı Hak onun üzerinden kabir azabını kaldırmıştır. Hayırlı bir insan demek ki. Ramazan'da ölenler için de böyle. O yüzden haçta ölenler için de böyle. Genişletelim, daraltmayalım inşallah. Selamun Aleyküm. İsmim Ferhat Karıncalı. Almanya'dan yazıyorum. Sizi Yılmaz Öztürk abi vesilesiyle tanıdım. Deniz abi ve kardeşlerle ders yapıyoruz. Annem ve cümle İslam ümmeti için duanızı talep ediyorum. İzniniz olursa evladınız olmak ümidiyle ders almak istiyorum. Hürmetle ellerinizden öperim. Allah mübarek eylesin inşallah Fatih kardeş. Allah'ın izninden senin dersini gönderdim inşallah.
Almanya'daki bütün kardeşlere denize de selam inşallah. Allah'ın selamı üzerinize olsun. Mevlana Hazretleri'nin selamı ile size gönderelim. Aciz bir elçiyim. Elçilik elçiyim. Rüyamda mübarek size gelmemi ve sizden ders almamı rica etti. Eğer izniniz olursa dervişiniz olmak isteriz. İzniniz olursa rüyamı anlatayım. Odamdayım birden ahşap oymalı bir kapı açıldı. İçeriden nur yüzü başında destarı olan bir zat yanıma geldi. Kimsin dedim söylemedi.
Elimi tuttu ve geldiği kapıdan beni Kabe'ye götürdü. Elimi yüzümü sürdüm ve Kabe'nin önünde diz çöktüm. Bu zat da yanımdaydı. Yanımızdan bir sürü hacı geçiyor lakin bizi görmüyorlardı. Neden bizi görmüyorlar efendim dedim. O duam bittiyse gidelim dedi. Peki dedim. Sonra elimden yine tuttu. Ve bir anda bir dergah kapısından içeri girdik. Her yeri ahşap oymalı eski bir ev, cami gibi değil. Cami gibi ama değil. Evin her yanı başında sikkeli dervişlerle dolu bir ses geldi. Oturma emri verildi. Bu zat elimden yine tuttu. Ve beni dervişlerin tam ortasına oturttu. Dervişler sesli bir şekilde zikir çekmeye ve güdümlü bir şey, def de olabilir.
Onun gibi bir şey çalmaya başladılar. Oradaki manevi hava bir an değişti. Zikir öyle bir hal aldı ki odadaki gül kokusunu hissettim. Daha sonra elimden tutan bu zat üzerinde siyah cübbeyi çıkardı. Yeşil renkte etekli semazen kıyafeti vardı. Başında çok güzel yeşil bir destar. Beyaz sakallı, orta boylu, renkli gözlüydü. Yüzündeki tebessüm insana huzur veriyor, mutlu ediyordu. Cübbeyi çıkardıktan sonra yavaş yavaş ortaya yöneldi ve selam vererekten dönmeye başladı. O döndükçe ben ağladım. Kim olduğunu bilmiyordum. Yanımdaki dervişlere sordum. Ben sanki görmüyorlardı. Kim bu mübarek? Ne olur söyleyin dedim. Ses etmediler. Sonra zikir tamam oldu ve mübarek geldi.
Ne olur söyleyin siz kimsiniz dedim. O da ben Celalettin dedi. Sen gayri bizim derdişimizsin. Git ve ders al. Öyle gel dedi. Efendim kime gideyim? Yol bilmem, iz bilmem. Kime gideyim dedim. Git dedi sadece. Git. Ben de emri üzerine geldim efendim. Bir sonraki rüyamda ise bana nasıl sema yapılır onu öğretti. Bir rüya ki sanki yıllarca o hoca ben derviş gibiyim. Dönmeyi öğretti. Ben bilmem efendim dedikçe bileceksin dedi ve pervaneler gibi döndürdü. Uyandığımda dönüyordum. Cevap verirseniz müteşekkir olurum. Selam ve dua ile. Hazreti Mevlana Celalettin Rumun Hazretlerinden ders alacağınız ve pirinizin olduğu kesin ve gerçek. Ancak inşallah üstadınızı da Cenab-ı Hak size göstersin.
Cenab-ı Hak üstadınızı da gösterirse inşallah her kim ise inşallah ondan dersinizi alın. O yüzden üstadınızı da rüyanızda görmeniz lazım. Allah mübarek eylesin. Rüyanız sahih. Beytullah'ın şekline, şemaline şeytan giremez. Hazreti Pir'in şekline, şemaline şeytan giremez. Rüyanız sahih, gerçek. İnşallah üstadınızı da Cenab-ı Hak göstersin. Allah yardımcınız olsun inşallah. Tebrik ederim. Allah mübarek eylesin. Selamünaleyküm. Ateistim veya Deistim diye bir kişiye nasıl yaklaşılmalı? Etrafımızda ne yazık ki gençlerden çok sık duymaya başladık. Bu konudaki tavsiyelerinizi bekliyoruz. Rabbim bize önce kendi nefsimize sonra da etrafımızdakileri onun rızasını ve sevgisini nakşetmeyi nasip etsin.
Amin. Yani tatlı tatlı yumuşak yumuşak sert olmadan yaklaşıp onlara Kur'an ve sünneti tebliğ edip anlatacaksınız. Başka çaremiz yok. Selamünaleyküm hocam. Ben Muhammed. İstanbul Sancaktepe'de ikamet eden dervişlerinizden Sibel Hanım'ın oğluyum.
Rüyamda aynı gece üst üste iki kez sizi gördüm. Rüyamın ilkinde güneşli güzel bir havada bir ağacın gölgesinde bulunan bir bankta oturuyorduk. Siz sizin sağ eliniz benim sağ elimin avucuna bağlı şekilde elimi tutuyordunuz. O sırada sanıyorum ki dervişleriniz olmalı. Sizin yanınıza ellerinde bir kağıtla geliyorlardı. Ve sizin onlara vermiş olduğunuz önem arz eden isimlerin listesini size sunuyorlardı. Fakat gelen dervişler sizin istediğiniz isimleri tam olarak yerine getirememişler. Siz onlardan on sekiz tane önemli bir isim kelime istemişsiniz. Fakat onlar sadece bir tanesini size söyleyebildiler. Hepsinin söylediği de aynı isimdi. O sırada benim yanımda olan dervişiniz annem size şunları söyledi. Üstadım hakkınızı helal edin.
Ben de pek bilmiyorum. Bildiklerim sadece şunlar dedi. Ve altı yedi tane sizin istediğiniz isimleri saydı. Bunun üzerine siz de dervişlerinize dönerek bakın gördünüz mü bilmiyorum demesine rağmen altı yedi tane ismi sayabildi dediniz. Ve ardından ben de size masumca ve gülerek hocam ben hiçbir şey bilmiyorum vallahi dedim. Siz de bunun üzerine iştenlikle kahkaha atarak bana dönüp gülerek sizin hiçbir şey bilmediğinizi biliyorum zaten deyip elimi daha da avucunuza aldınız. Rüyamın ikincisinde de bizim evimizin terasında sırtınızı duvara yaslamış bir şekilde otururken ben de yanınızdan ayağa kalkıp gökyüzüne baktım. Doğu tarafında çokça yağmur bulutu vardı.
Batı tarafına baktığımda ise tarif edemeyeceğim kadar yıldızların çok olduğu muhteşem bir hava vardı. Ben de bu muhteşemliğe doğru bakarak şunları söyledim. Yüce Rabbim insanoğlunu yaratmış bu güzellikleri de onlara sunmuş. Fakat ne yazık ki insanoğlu bu güzellikleri çirkinleştirmekten başka bir şey yapmıyor dedim. Onun üzerine şakır şakır yağmur başladı. Sizi alelacele içeriye buyurdum ve annemin sizin için çatıya serdiği yorgan ve yastığı ıslanmasın diye bir hışımla içeriye aldım. O sırada bir diğer dervişiniz olan ablam Gülşah'ın hiç kullanmadığı yatağının başlığına sırtınızı dayamış vaziyette ayaklarınızı yatak boyu uzatırken gördüm. Sonra siz bana hoş bir dil ile şunu dediniz.
Perdeyi aç yağmuru izleyelim dediniz. Ben de size şu cevabı verdim. Hocam isterseniz camı da açayım sıcaktan bunalmayın dedim. Ve rüyam burada bitti. Hocam bu rüyalarım sizinle beraber yol yürümeme vesile ise başım üstüne eyvallah Allah'a emanet. Rüyaların yol yürümene vesile yol yürümen için de açık net. O yüzden Allah mübarek eylesin. Annenin duaları kabul oluyor. Teker teker Allah'ın izniyle siz hepiniz de sufilik yolunda gidiyorsunuz. Senin de dersini gönderdim. Muhammed kardeşi Allah mübarek eylesin inşallah. Cenab-ı Hak bahtınızı, gönlünüzü, kalbinizi açık eylesin. Cenab-ı Hak muhininiz olsun. Rabbim her daim evinize bereket, lütuf, ikram, ihsan versin inşallah.
Allah mübarek eylesin. Selamun aleyküm, hayırlı geceler. Peygamber Efendimiz nafile namazlarını nasıl kılardı? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nafileleri bazen iki iki, bazen dört dört kılardı. Nafile namazlar olarak hani bunu bu fıkıh kitabından da bulabilirsiniz. Sabah namazının farzı ama sabah namazının farzından önce iki rekat nafilesi var sünnet olarak nitelendirdiğimiz.
Sonra işrah namazı var, altı rekata kadar. Sonra duha namazı var, on rekata kadar. Sonra öğlen namazının ilk sünneti, sonra öğlen namazının farzı, sonra öğlen namazının son sünneti, sonra ikinci namazının ilk sünneti, sonra ikinci namazının farzı, akşam namazının farzı, ardından iki rekat sünneti, sonra akşam namazının sünnetini kıldıktan sonra altı rekatta evhâbin namazı, sonra yasının ilk sünneti, yasının farzı, yasının son sünneti ve fitir namazı ve ardından da gece teheccüh namazı.
Bunlar gün içerisindeki nafile namazlar. Bunlar normalde namazın sünnetleri, farz namazların sünnetleri belli. Öbür günler iki iki kılına bilinir. Selamünaleyküm. Ben Uma Han, İstanbul Çekmeköy'de ikamet ediyorum. Sancaktepe'de oturan dervişlerinizden Sibel Hanım'ın arkadaşıyım.
Başka bir yerden derseyim. Fakat sizi tanımıyor olmama rağmen sizi iki kez rüyamda gördüm. Rüyamda günlük güneşlik yemyeşil çok güzel bir yerdeyim. Yanımda dervişlerinizden Sibel arkadaşım ve kızı Gülşah vardı. Ve etrafımızda tanımadığım derviş kardeşler ile birlikte siz de vardınız. Hep beraber o güzel ortamda meşk ediyorduk. Buna benzer iki rüyamda da kendimi sizlerin içinde bulunurken gördüm. Ve rüyamda çok feyiz aldım. Uyandıktan sonra da aynı duyguları hissettim. Ve yaşadığım bu özel hallerim ile birlikte kalbim de mutmain oldu. Allah'ın izniyle sizden ders alıp ben de ailenize katılmak istiyorum.
Saygılarımla. Uma Han kardeş sizin dersinizi veriyorum. Ama daha önce ders aldığınız yerle helallaşın. Çünkü oradan bir ders almışsınız. Oraya karşı da bir böyle vefasızlık gibi olmasın. Onlara telefon açın veyahut da ziyaret edin. Hakkınızı helal edin. Böyle böyle manevi bir tecelliyat oldu. Bu manevi tecelliyatın neticesinde ben rüyama tabi olaraktan gittim. Oradan ders aldım deyin. Bu haktır. Bunda bir sıkıntı olmaz. Çünkü sufilik rüyaların üzerinde yürür. Bizim için bir delildir salih ve sahih rüyalar. O yüzden o ders aldığınız her neresi ise onlar da bu konuya böyle yaklaşacaklardır. Çünkü teknik olarak bunun böyle olması lazım. Allah mübarek eylesin inşallah.
Cenab-ı Hak daima eylesin. Devamlı eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Hocam aşağıdaki hadis karşıma geldi bugün. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi öğrenmek istedim. Allah razı olsun. İbni Ömer şöyle dedi. Resulullah aleyhissalatü vesselam. Başının bir kısmını tıraş edip bir kısmının bırakılmasını yasakladı. Burada resimler var doğrusu nasıl olmalı diye. Buradaki normalde resimlerin içerisine göndermişsiniz. Şimdi resmi siz biliyorsunuz. Bunların içerisinde doğru olan yok gibi. Allah bizi affetsin. Bir tek ortadaki başlangıcın ikincisi soldan itibaren ikincisi kısmen olabilir. Ama diğer kalanların hepsi de aynı.
Yani şöyle söyleyeyim. Tıraş etmek deyince kesmek değil bakın. Mesela tıraş ayrıdır. Saçı kesmek ayrıdır. Mesela erkeklerle alakalı haç vazifesini yerine getirdikten yani Beytullah'ı tavaf edip Sefa Merve'yi yaptıktan sonra tıraş olunur der. Tıraş olmak saçı kökten kazıtmaktır. Ama saçı kesmek mesela ömreyle alakalı söylenir. Ümreciler için söylenir bu. Siz işte ilk defa gidiyorsa yine tıraş edecek ama ilk defa gitmiyorsa saçı kesilir der. Saç kesilir. Yani ne oldu? Ucundan kesti. Hadis-i şerifte tıraş etmek. Tıraş etmek olunca saçın bir kısmını yani daha doğrusu işte başın bir kısmını tıraş etmek. Yani şimdi gençler yapıyorlar ya mesela bu yan tarafını iyice jiletle tıraş ediyor üstünü bırakıyor.
Bu olmadı. Kesse, kısaltsa bu olur. Ama tıraş ediyorsa olmadı. Tıraş ettiyse tıraş etme ya komple saçı tıraş edecek o zaman yani jiletle kesecek ya da kısaltacak. O kısaltmakta bir beis yok. Cüneydi Bağdad'ı diyor ki hocam Seyri Sakate'nin yanından ayrıldım. Ayrıldığım zaman bana kimlerle oturduğumu sordu.
Ben de muasibiyle oturdum dedim. Seyri'ye onun yanında otur. Hedef ve ilminden al fakat kelam hakkında sözlerine bakma. Onları kelamcılara bırak dedi. Sonra yüzümü dönünce şöyle dediğini duydum. Allah seni önce hadis ve diğer ilimlerle alim sonra da sufi kılsın. Önce sufi sonra alim yapmasın. Bu sözüyle önce hadis ilmini okuyup sonra tasavvuf ile uğraşanların kurtuluşa ereceğini, ilimsiz olarak tasavvufa giren kimsenin de mahvolacağını işaret etti.
Selamünaleyküm hocam. Cüneydi Bağdad'ı efendinin önce hadis ilmini okuyup sonra tasavvuf ile uğraşın. Yoksa mahvolursunuz sözünden ne anlam çıkaralım? Normalde biz zaten sufili hadislerin üzerinden baktığımızdan dolayı bir sıkıntı yok. Bazı topluluklar vardır. Hadis ilmine çok ehemmiyet vermezler. Biz onlardan beriyiz. Biz önce hadis okuruz. O yüzden bütün arkadaşlara mecburdur en az bir Riyaj-ı Salih'in evlerinde olması ve muhakkak onu okuması ve aynı zamanda da biz sufiliğe bakarken devamlı böyle ayet ve hadis mentalitesi içerisinde bakarız. Bu biraz daha muasibiye nazaran söylenmiş bir söz. Muasibi malum denilebilinir ki sufi kelamcılarının en önde gidenlerinden birisidir.
Bu muasibiyle alakalı. Allah bizi iyilerden eylesin. Selamünaleyküm hocam. Ben Meksika'dan Mustafa her hafta sizi izlemek bizim gibi çok uzaklarda yaşayanlar için feyiz oluyor. Allah razı olsun hocam. Size belirtmiştim annem ve babam da bağlı oldukları şeyh efendi birkaç yıl önce vefat etmiş olduğu için sizin dersinizle sizinle devam etmek istiyor. Allah için onların da derslerini verirseniz sevinirim inşallah. İnşallah canım kardeşim Mustafa. Meksika'ya selamlar. Bu ilk gönderdiğim bu babanız için. Bu ikinci gönderdiğim de anneniz için. Allah mübarek eylesin inşallah. Cenab-ı Hak daim eylesin.
Rabbim mümininiz olsun. Uzak yerlerde Kur'an ve sünneti yaşayan ender insanlardan olun. Kandil gibi inşallah oralarda aydınlatın. İyi bir dini ölçü olun. Orada iyi bir dini model olun inşallah. Allah yardımcınız olsun inşallah. Allah'ı zikretmek için hocamızın izin vermesi şart mıdır? Çok istememe rağmen hocam zikir vermiyor.
Uzun süredir üstüne İmam Rabbani mi olacaksın diyor. Bağlı olduğum yerde cuma günleri yemekler yenip tatlılar, çaylar içiliyor. Her cuma saatlerce yuvalama yuvalanıyor. Ama zikir olmuyor. Allah sizin iyiliğinizi versin ya. Yuvalama dedi. Yuvalamaysa Antep'te bu iş. Saatlerce yuvalama yuvalanıyor ama zikir olmuyor. Hatme en sona bırakılıyor.
Hadi zaman kalmadı deyip 10 dakikada hatme bitiriliyor. Benim ne yapmam lazım? Aydınlatabilir misiniz? Allah'ın izniyle inşallah. İlk gittiğim gün hocama niçin yuvalama yapıyoruz diye sordum. Şöyle bir cevap aldım. Senin kafan karışmış. Hocamızın her dediğini yapmak zorundayız ve asla soru sormayacaksın denildi. Bir kez para istendi. Ve her cuma böyle yeme içme yuvalama var. Zikrullah yok, sohbet yok. 10 dakika hatme, hacegan ve tövbe alacaklar. Alıyor bitiyor. Eşim de bu yüzden kendi gittiği dergaha götürmek istiyor. Beni Nakşibendi'den Kadri'ye geçersem günaha girer miyim? Günaha girmezsin canım kardeşim. Ama istare yap. Rüyanda görmüş olduğun üstattan git ders al.
Bak rüyanda görmüş olduğun üstattan git ders al. Hızla inşallah istare yap. Allah yesin inşallah. Hayırlı sohbetler Allah için yürü, Allah için koş. Allah için yaşa distoru ne olmalıdır? Bunu hedefleyen insanın yaşantısı nasıl olmalıdır? Teşekkür ediyorum. Ellerinizden öperim. Bu rüyayı bugün bana birisi anlatmıştı. Herhalde aynı bu. Allah için yürü. Yani bir şey yaparken Ahmet için, Mehmet için, şeyhimiz için, kocamız için, üstadımız için, çocuğumuz için değil. Allah için yapacağız. Allah için koşacağız. Allah için yaşayacağız.
Yani bütün her şeyimizi Allah için yapacağız. Bu aslında ihsan mertebesidir. Hani Cenab-ı Cebrail aleyhisselam geliyor. Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine iman nedir? Cevabını alıyor. İslam nedir? Cevabını alıyor. İhsan nedir diyor. Diyor ki Allah'ı görüyormuşçasına yaşamandır. İşte bu ihsan mertebesidir. Bir kimse yürümesi Allah içindir, koşması Allah içindir, bakması Allah içindir, konuşması Allah içindir, yönelişi Allah içindir. Her şey Allah içindir. Bu normalde insanı tabiri caizse Cenab-ı Hakk'a en hızlı dost yapan bir anlayış biçimidir. Her şeyini Allah için yaparsın. Ben burada sohbet ediyorum, Allah için sohbet edeceğim.
Yani yok beni beğensinler, yok beni istesinler, yok işte ben böyle belakat örneği sunayım. İşte insanları bir konuşayım, insanlar böyle beni alkışlasınlar, işte insanları bir ağlayayım, insanlar hüzünlensinler, işte şöyle yapayım. Değil. Ya Allah için olacak. Şimdi Allah için olan şeyler ücretsiz olacak. Maddi manevi hiçbir ücret beklemeyeceksin. Allah içinsin çünkü. Bakın Allah için olununca sırf işin, gücün Allah, hedefin Allah, sağın, solun Allah, önün, ardın Allah. Allah. Allah içinsin çünkü. Yemen Allah için, yedirmen Allah için, içmen Allah için, içirmen Allah için, bakman Allah için, konuşman Allah için, çocuğun Allah için, kocan Allah için, karın Allah için, akrabaların Allah için, arkadaşlıkların Allah için, her şeyin Allah için.
Bu muhteşem bir şeydir. Bu tabiri caizse zirvedir, zirve. Gerçekten zirvedir. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Selamünaleyküm üstadım, hayırlı gecelerimiz olsun. Yaklaşık bir buçuk yıldır Kur'an okuyorum. Tecvidli Arapçasından, üçüncü hatim bitiyor inşallah. Cümlemize de bağışlıyorum inşallah. Günlük 15-20 sayfaya çıkardım, okumuş oldum. Kur'anlar zikirlerine geçer mi? Muhakkak, Kur'an en büyük zikirlerden birisidir. Cevam etti inşallah. Selamünaleyküm, Kayseri'den Mesut Güler. Kucak dolusu selamlar. Ve aleyküm selam, Mesut kardeş. Efendim, bir de sizden, Türkiye'nin aşı çalışmasına gönüllü olmak veya olmamak konusunda, bizlere bir tavsiyeniz olur mu?
Türkiye'nin kendi yerli aşısına gönüllü olunabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm, ses gelmiyor, pirim ses bozuk, anlayamıyoruz, ses kesik ve bozuk geliyor demiş bir kardeş. Herhalde sizde böyle bir sıkıntı olabilir. Şu ana kadar hiç şikayet eden yok çünkü. Selamünaleyküm hocam. Namazlardan sonra çekmiş olduğumuz otuz üçer tane tesbihin manasını açıklar mısınız? Bir de sufilerin ilk başlangıcında gördüğü rüyalar, içerideki ulaşacakları hallerin bir belirtisidir derler. İlk başlangıcında gördüğüm çok güzel, burası senin denilen yerler ve bana gelen ayetler vardı. Benden ücret isteyen, tabi olduğum kişi rüya ve hallerimi açıklayamadığı gibi arkadaşlarına anlatır, onlar da kıskanırlardı.
Şimdi sizden zikrimi aldım. O rüyalar hala geçerli mi Allah razı olsun. O rüyaların hala geçerli namazlardan sonra kim? Otuz üç tane Sübhanallah, otuz üç tane Elhamdülillah, otuz üç tane Allahu Ekber yüzüncüsünde Der ise deniz köpükleri kadar günahı olsa Rabbim onu affeder der. Allah daim ve devamlı eylesin inşallah.
Selamünaleyküm. Şu an dünya çapında tüketilen tıbbi ilaçlarının masum olmadığını birçok bağımsız araştırmalar sonucu öğreniyoruz. Hastalıkları tam olarak ortadan kaldırmadığını ve başka sorunları da beraberinde insana zerk ettiğini öğreniyoruz. Doğal yöntemlerle ve doğal bitkilerle birçok hastalığın giderildiğini ve hastalıklardan korunabildiğini biliyoruz. Geçen sohbetinizde psikolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların da insanın psikolojisini daha çok bozduğunu söylediniz. Şu an tıp dünyasında teşhis edilen psikolojik hastalıklarının yok mu sayacağız? Aslında psikolojik hastalıklar yok mudur? Eğer varsa günümüzdeki ilaçlarla bunları iyileştirmiyorsa bunları nasıl tedavi edilecek?
Muhakkak ki rahatsızlıklar var. Deli denir ya, hadislerde de geçer çünkü. Yani normalde aklını zayi etmiş. Veya değişik psikolojik hastalıklar var mı? El cevap var. hastalıkları yok dememiz mümkün değil. Ama alınan bu antidepresanlar, bu kullanılan bu psikolojik rahatsızlıklara karşı kullanılan ilaçların büyük bir çoğunluğu tedavi etmiyor. Bu da bir handikap. Ha diyeceksiniz ki bunun karşılığında işte hani tıbbi bunun karşılığında hani böyle bitkisel tedaviler veya farklı tedaviler var mı? El cevap vardır. Ama bunun illaki hani şudur deme noktasında değilim. Benim ilim dalım değil. Canlı yayının sesi az geliyor ekrana denmiş.
İkinci şikayet oldu. Selamun Aleyküm. Yeğenimin sorusu. Selamun Aleyküm hocam. Benim maddi durumum olmadığı için iki ayrı aile bana iki ayrı kurban gönderiyor. Kendi ailemin de kurban alacak durumları yok. Kurbanların birini kendime birini de aileme versem olur mu? Olur. Ahmet İştek. Ablam adına yazıyorum. 11 yaşında engelli olan çocuğum 3 sene önce vefat etti. Rüyamdı. Onu hastanede görüyorum. Kızın iyileşecek deyip elime bir kaf veriyorlar. Benim kusmumu istiyorlar ona yedirmek için. Sürekli benden böyle yemek istiyor. Tavsiyenizi rica ederiz. Rabbim şifa versin. İnşallah. Cenab-ı Hak muhineniz olsun.
Selamun Aleyküm. Baba ben Almanya'dan Ayten bana kızım dediğiniz için çok mutluyum. Sizden Allah razı olsun. Can Üstadım. Anneannem emma sağlığına kavuşup İslam olup size evlat olması. Bir de arkadaşım Melina ile diğer arkadaşlarımın da size evlat olması için sizden dua talep ediyorum. İnşallah bütün etrafında kimler varsa hepsi de İslam olsun. Cenab-ı Hak onların gönüllerine hidayet nuruyla nurlandırsın. Gönüllerine ilham etsin. Gönüllerine ikram etsin. İnşallah Allah Muhammed sevgisi onların gönüllerine nakşetsin. İnşallah. Cenab-ı Hak bizleri de vesile eylesin böylece. Hiç olmazsa vesile olursak Allah'ın izniyle ucuz yoldan biz de nasipleniriz. Rabbim inşallah nasiplendirsin.
Seni de bizi de. Sormayacaktım. Efendim sormayacaktım bu soruyu ama sonra düşündüm belki aynı düşüncede olup da soramayan kardeşler vardır diye sormak istedim. Bilmeden hata ediyorsam özür dilerim. Yaklaşık dört aydır günde iki kez olmak üzere toplam altı yüz defa Felak Nas ve Fatih okuyorum. Çağrı merkezi işi yapıyorum ve çalışırken bir yandan bunları okumak beni zorluyor. Fakat şöyle bir durum var. Okuduğum zamanlarda tüm işim rast gidip farklılık oluyor. Okumayınca da satışlarım düşüyor. Sağlık sıkıntısı gibi sorunlar yaşıyorum. Yaklaşık bir haftadır okumayı bıraktım. Maksadım onların yerine tevhid okumaktı. Öyle de yaptım fakat bütün satışlarım düştü. Bugün denemek için baktım satışım yine düşük.
Okudum ve anında satışım yükseldi. Kısacası bu şekilde hayatım zorlu geçer ve artık takıntı olmaya başladı. Okursam işim rast gidiyor. Okumazsam gitmiyor düşüncesi. Adı aldı yürüdü beynim. Halbuki ben tevhid okumak istiyorum. Sorum şu. Daha soruya gelmedik yani. Anlattığım bu şartlar altında felak, nas ve fatiha'yı aynı şekilde okumaya devam etmeli miyim? Yoksa okumayı bırakıp tevhid mi çekmeliyim? Çok teşekkür ederim. Bu konuda hürsünüz, serbestsiniz, istediğinizi yapabilirsiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Ben kimseye felak, nas oku veya okuma deme dairesinde değilim. Veya şunu tavsiye ederim felak nasıl okunabilir mi? Her cevap okunabilir. Bir kimse sabahtan akşama kadar okuyabilir mi?
Okuyabilir. Ama bizim derviş kardeşlerimiz, viyetleri var, dersleri var. Onlar onları çekecek. Boş zamanlarında okuyabilirler mi? Evet. Ama sizin dersiniz olmadığı için hürsünüz. Not, okuma maksadım büyüden şüphe ettiğim için. Dediğim gibi belki de aynı düşüncede olup da benim gibi olan ne yapacağını bilmeyen kardeşler vardır diye buradan sormak istedim. Estağfurullah. Allah yelikersin inşallah cümleye. Selamun aleyküm. Geçtiğimiz cumartesi kayınvalidem ile küstüğüm konusunu sormuştum. Siz de hemen pazartesi git elini öp helallık al demiştiniz. Aynen dediğinizi yaptım. Allah sizden razı olsun hocam. Bana ve çocuklarının hidayetleri için dua edebilir misiniz? Allah yardımcın olsun.
Cenab-ı Hak muinin olsun inşallah. Rabbim gönlünün muradını versin inşallah. Maşallah. Bak laf dinleyen nasıl laf dinliyor ya? Hiç. Ya dervişe diyorsun git şunu şöyle yap. O dersi sözde o ayak diretiyor. Yapmıyor. Nefsine uyuyor. Heva hevesine uyuyor. Bak bir soru soruyorlar. Bunu böyle yap diyorum. Anında yapıyorlar. Maşallah. Allah mübarek eylesin. Cenab-ı Hak seni derviş eylesin inşallah. Adım Abdülisahmet Göktepe. Sizi şu an canlı izliyorum. Sorum şu. Altı aylıkken vefat eden bir kardeşim için onun adına hayırda bulunsam kabul olur mu? Bu konuda siz ne tavsiye ediyorsunuz? Bu konu hakkında da beni birazcık bilgilendirirseniz sevinirim.
Yapabilirsiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Yani onun adına bir hayır yapmanıza şöyle söyleyeyim. Gerek yok çünkü hiç günah işlemedi. Yapacaksanız günah işleyen bir kimse için, anneniz için, babanız için yapın. Benim söyleyeceğim bu. Allah yiyesin inşallah. Selamun aleyküm. Balkonda terasla mangal yapıp kokutmak kul hakkına girdiğini düşünüyorum.
Sizin düşünceniz nedir? Olabilir, yapmayabilirsiniz. Güzel bir düşünce olur. Ama normalde insanlar kendi evlerinde, yani kendi balkonlarında hür. Biz kalkıp da onlara bir şey diyemeyiz. Selamun aleyküm. Bir sorum olacaktı. Daha kalbi oluşmamış altı haftalık bir bebeğin alınması caiz midir? Annen ikinci bebeği ve plansız olduğu için anne ve baba psikolojik mi? Kötü durumda. İyi bakamayacaklarını düşünüyorlar. Moral olarak da kötüler. Fıkhi boyutu nedir? Fıkhi boyutu yok bunun. Ruh üflenmiş. Ruh üflendikten sonra Hanefi'ye göre bunu yapabilecek bir noktada değil. Ancak yani doktor derse ki bu bebek işte olursa şöyle bir rahatsızlığı olur, böyle bir şeysi olur. Ancak o zaman böyle bir şey olabilir.
Ama şu durumda bunun fıkhi boyutu yok. Yani caiz değil. Selamun aleyküm hocam. Ben rüyamda Behlül Dane Hazretleri'ninle evleniyormuşum. Hiçbir şeyimiz yok mu? Ertesi günde bayram sabahı oluyor. Benim hala çocukları oluyor. Yanımda kahvaltı hazırlıyoruz. Çok huzurlu bir şekilde. Tevil ederseniz sevinirim. Allah razı olsun. İnşallah Behlül Dane'nin himmeti senin üzerine olacak. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Hayırlı akşamlar hocam. Allah'ın afiyeti üzerinize olsun. Hocam ben bir rüya gördüm. Biraz uzun affınıza sönüyorum. Hocam köy gibi bir yerdeyim. Ama tarla gibi her yer kısım kısım labirent gibi. Ben ağaçlardan muz ve şeftali koparıp alıyorum.
Yasak olduğu için köylüler fark ediyor. Sonra yanımda bir çocuk onunla beraber kaçıyorum. O sırada ben vurulup vurulmadığımı hatırlayamadım. Yerde yatıyordum. Sizce rüyam nasıl hocam? Biraz tövbe edersen iyi olur. Selam kardeşim. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamun Aleyküm. Komşumun sorusunu iletiyorum. Hakkınızı helal edin. Komşum Şafii mezhebinden ama Hanefi mezhebine geçmek istediğini söyledi. Bunun için herhangi bir şey yapması gerekiyor mu? Geceniz mübarek olsun. Allah rızası için iki rekat namaz kılacak. Namazdan sonra dua edecek, niyet edecek. Ya Rabbi bundan sonra Hanefi mezhebine göre ben dinimi yaşamaya gayret ediyorum diyecek bu kadar.
Selamun Aleyküm. Allah sizlere ve bütün kardeşlerimize sağlık, sıhhat versin. Geceniz hayırlı olsun. Sorum şu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ilk sarığı ne zaman taktı? Allah razı olsun. Kayıtlarda Bedir Savaşı olarak geçiyor. Bedir Savaşı'nda çünkü Cebrail aleyhisselam başında böyle bir alamet de sarıkla geldi. Ve melekler de başlarında sarıklarla geldiler. Ve böylece Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de bir alamet sarması Bedir Savaşı'nda oldu. Benim bildiğim bu. Selamun Aleyküm hocam. Ben Yavuz Sak.
Özür dilerim. Hakkınızı helal edin. Arkadaşım İsmail Gökçe vesilesiyle kanal boyundaki Hasan Yanar ağabeyinin ders grubuna iştirak ediyorum. İzniniz olursa sizden ders almak istiyorum. Hasan ağabeyim ve İsmail arkadaşımız sizlere selam var. Ellerinizden öpüyorum. Ve aleyküm selam. Allah mübarek etsin. Rabbim daim eylesin inşallah. Üstadım hayırlı akşamlar. İzninizle bir sorum olacak.
Ben birisinin bir ayıbını sırf onlar da benim ayıbımı duyurdukları için söyledim. İntikam aldım aklınca ama pişmanım. Şimdi ne yapmam gerekiyor? Tövbe edip karşı tarafla helallaşman gerekiyor. Ve söyleyeceksin ben siz benim bu ayıbımı söylediğiniz için ben de sizin bu ayıbınızı söyledim. Sizden özür diliyorum. Hakkınızı helal edin diyeceksin. Ve inşallah helallaşarsın. Ve tövbe edeceksin. Ve ayrıca sizden ders almak istiyorum izninizde. İnşallah senin dersini verdik. Allah mübarek eylesin. Allah'ım daim eylesin inşallah. Ummuhan kabuk. Allah razı olsun inşallah. Rabbim daim eylesin. Amin. Allah yardımcınız olsun inşallah.
Bu Hazreti Pir'in rüyasında gören kardeş tekrar yazmış. Hocam ne olur beni geri çevirmeyin. Ben bilmem ki ders verecek vekil kimdir. Ne olur kapınızda kıtmir olayım beni geri çevirmeyin. Peki geri çevirmedik canım kardeşim seni. Allah mübarek eylesin. Devam Rabbim daim eylesin inşallah. Vuslat Ali benim halim nice ola. Allah halini güzel eylesin inşallah. Cenab-ı Hak halini âli eylesin. Rabbim derlesin toplasın inşallah. Vuslat Ali. Selamun aleyküm. Çalıştığım devlet kurumuna halktan birileri makam sahiplerinin ziyareti geliyor. Ve gelirlerken baklava tatlı da getiriyorlar.
Biz ne sebeple geldiklerini bilmiyoruz. Ama getirilen tatlıdan tüm kurumda çalışanlara ikram ediliyor. Eğer rüşvet gibi haram bir sebeple getirildiyse bu tatlıdan rüşvet olduğunu bilmeden yememizde bir sakınca var mı? Yoldan geçerken sana neden tatlı vermiyorlar ki? Bir adamın bir işi olmamış olsa neden tatlı getirsin ki oraya? Evet. Devlet dairesini. Ben şimdi devlet dairesini çalıştım ben. Bir adam oraya bir tepsi tatlı getiriyorsa bir şey getiriyorsa orada bir işi vardır onun. Olsun olmasın şüpheli. Yemeyeceksin geçeceksin. Allah iyi etsin inşallah. Hayırlı akşamlar hocam. Arkadaşın eşi vefat etmiş.
Dul kendisi maaşı var. Oturduğu evi ve oğlunun oturduğu bir evi var. Kendisi kurban kesiyor. Ertesi senede kızı için bir kurban kesiyor. Kızının babasından kalan maaşı var. Bir yıl kendi için, bir yıl kızı için kurban kesmesi doğru mu yoksa? Her yıl kendisi için mi kesmesi gerekiyor? Kızına kurban düşer mi? Bir kimsenin nisap miktarı kadar parası bir yıl boyunca kendisinde kalırsa kurban ona. Vacip olur. Zekat, farz, kurban da vacip olur Hanefi'ye göre. Ama onda bir yıl kalmadıysa, kalmıyor parası. Kurban keser mi? El cevap kesebilir. Bunda bir beis yok. Kim için keserse kessin. Önemli değil. Ama kendisinde nisap miktarı kadar para var ise kendisi için kesecek. Allah iyi etsin inşallah. Rabbim muhafaza eylesin cümlemizi.
Selamun aleyküm benim ve ailemin huzuru ve hidayeti için dua eder misiniz? İnşallah Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'in ailesine huzur versin, mutluluk versin, tatlılık versin inşallah. Bu geceyi de bitirdik. Sorular bitti. O yüzden şimdi buradan bütün bizim Sufi kardeşlerinin hepsine de teşekkür ediyorum. Böyle onlar soru sormuyorlar. Genelde işte yeni izleyiciler veyahut da onların soruları da başka etrafındaki kimselerin soruları oluyor. Böyle olunca da bitiyor. Hani şey olarak gece düzgün bir şekilde, mutat bir şekilde bitiyor. Bir dahaki önümüzdeki haftaya da soru kalmıyor. O yüzden kardeşler beni dinledikleri için hepsine de teşekkür ediyorum.
Allah hepsinden de razı olsun. Cenab-ı Hak hepsinde mu'ini olsun. Cenab-ı Hak hepsine de lütfesini, ikram etsin, ihsan etsin. Cenab-ı Hak evlerine bereket, lütuf ihsan eylesin. Evlerine huzur ihsan eylesin. İnşallah bütün kardeşlerin evleri birer zikirhane, birer semahane olsun. Birisi inşallah Rabbim hepsinde ahiretlerini âle eylesin. Üzerlerine afiyet versin. Semazenler güzel bir çalışma yaptılar. Böyle sabah namazlarında Bursa'nın mübarek mekanlarına gidip camidir. Ne bileyim işte değişik yerlerinde sabah zikri şerefiyle semas yapıyorlar. İnşallah bunlara katılmaya gayret edin. Güzel bir şey oldu. Şeyde de herhalde başlayacaklar. Tekirdağ, ondan sonra Edirne çevresi.
İnşallah kardeşler böyle devam etsinler. İnşallah. Allah yardımcılarınız olsun. İnşallah Rabbim bir yol açacak, bir kapı açacak. Cenab-ı Hak inşallah yolsuz, kapısız bırakmayacak bizlere. Haklarınızı helal edin. Eftali zikr fa'ale bennehu. La ilahe illallah. El Fatiha ma selamat.
Amin. Ecmen. Allah gecenizi mübarek eylesin. Rabbim sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin. İnşallah. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi