mustafaozbag.org

SORU - CEVAP - 18.01.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Ocak 2025 · 1:39:23

Euzübillâhî mireşşeytânul Frauzim Bismillâhirrâhmânu Rahîm, eftali zikr folemen hû, lâxim-ülküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin.
Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'i Hakkı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakça yaşayan, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'i Kur'an ve sünneti seniye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Rabbim nerede Müslümanların kanına, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine musallat olunuyorsa Cenab-ı Hak hepsinden intikamını ağasın. Hepsinin güçlerini yerle yeksan eylesin. Rabbim bu Siyonist İsrail devletini yerle yeksan eylesin. Çin'i dağıtsın. Bu İsrail'in destekçilerini dağıtsın. Hepsini de yerin dibine batırsın.
Ne kadar Siyonizme hizmet eden varsa hem şahıs hem devlet olarak Cenab-ı Hak hepsini yerin dibine batırsın. Ali içeride telefon altlığı var ya onu getirir misin? Bir de mikrofon verin sorusu olan sorsun. Sor.
Mikrofondan sor ki soru anlaşılsın yoksa cevap anlaşılmaz. Efendim bir hadisi kutsi de Cenab-ı Hak yere göğe sığmam mümin kulumun gönlüne sığarım diyor. Evet. Kalbine. Gönül nedir? Bir de Cenab-ı Hak'ın hitabı alalade bir gönüle değil. Mümin kulumun gönlünü açar mısınız efendim? Eyvallah. El-mümin Allah'ın sıfatıdır. Cenab-ı Hak bütün varlık alemine sıfatlarıyla tecelli eder. Ve tecelli ettiği yer aslında zat'tan sıfata sıfattan zatıdır. Tecelliyatın hepsi. Hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun gönlüne sığdım, kalbine sığdım deyince mümin ism-i şerîfi de Cenab-ı Hak'ın ismi şerifidir. Gönül dediğimizde hiçbir yere sığmadım, oraya sığdım deyince o zaman gönül dediğimiz şey kalple alakalı, kalbin içerisindeki akılla alakalı.
Öyle olunca Cenab-ı Hak aslında kendisinden kendisine tecelli ediyor. Zaten sıfata tecelli ediyor. O mümin kul çünkü. Mümin denilince Cenab-ı Hak'ın mümin inanmış sıfatının tecelli ettiği kimse. Öyle olunca Müslüman ayrı, mümin ayrı. Müslüman ne? İman etmiş. Mümin deyince imanda kemale ermiş. Kemalatta belli bir noktaya gelmiş kimse mümin sıfatıyla sıfatlandı. Yani Cenab-ı Hak'ın sıfatıyla sıfatlandı. Cenab-ı Hak'ın sıfatıyla sıfatlanınca Allah ama zat noktasında ama sıfat noktasında yine kendi sıfatına tecelli etmiş oldu. Biz eğer ki bir kimse tam manasıyla mümin olursa o kimsenin kendisi kalmaz orta yerde. Yani kendisi kalmaz dedim o Cenab-ı Hak'ın sıfatlarına bürünmüş olur.
Çünkü müminlikte belli bir kemaliyata gelince onun üzerinde sadece sıfatlar gelir. Hani başka bir hadisi kudside benimle görür, benimle duyar, benimle konuşur, benimle tutar, benimle yürür. Bu bütün sıfatlar onun üzerinde tecelli etmiş oldu. Yani kemale erdi. Kemale erdiği için zaten Cenab-ı Hak onda tecelli etmiş oldu. Bu mesele biraz daha seyr-i sülükle alakalı bir mesele. O kimse seyr-i sülük noktasında belli bir makama geldikten sonra Cenab-ı Hak'ın sıfatlarına büründü. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarına bürününce zaten ayet-i kerimede Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin üzerinde söylediği sen atmadın ben attım, sen öldürmedin ben öldürdüm.
Onun üzerinde tecelli ediyor. Çünkü sıfatsal tecelliyat onu çepeçevre sarmış oluyor. Kendisinden kendisine tecelli etti. Yani kendisinden kendi sıfatına tecelli etti. Şimdi tecelli bu manada, bunu da biraz açalım. Tecelli normalde iki manadadır. Bir, zattan sıfata tecelliyat vardır. Bir de sıfattan zata tecelliyat vardır. Bunu böyle, tabirimi hoş görün. Bir halktan, halka tecelliyat vardır. Bazen de halktan hakka tecelliyat olur. İster halktan hakka tecelliyat olsun, ister halktan halka tecelliyat olsun. Her iki tecelliyatın sahibi de odur. Halktan hakka tecelliyat. Mesela halk dediğimiz insanlar, varlıklar. Ezan-ı Şerif nereden oldu?
Halktan hakka tecelli etti. Rüyasında gördü, rüyasında görünce herkes ona tabi oldu. Cenab-ı Hak da ne dedi? O tecelliyatı kabul etti. Ümmetim yanlışta toplanmaz dedi. Halktan hakka tecelli etti. Ümmetim yanlışta toplanmaz dedi çünkü. O zaman halkın toplandığı yer, hakkın tecelligahı oldu. Topluluk bir topluluğun toplandığı yer, hakkın tecellisi oldu. Ama hakkın tecellisi olurken halktan hakka geçti. Halktan hakka tecelli oldu. Bu, hakkın zayıflığı veya hakkın güç yetirememesi değil. Öyle de aklınıza gelmesi. Çünkü burada tabi biraz böyle Arabice, vahdedi vücut. Hani bunu vahdedi vücuda yorumlayanlar var.
Ben öyle yorumlamıyorum bunu. Hz. Ali Efendimiz'in üzerinde diyor ki, Ya Rabbi, Ali'nin döndürdüğü yere hakkı döndür diyor. Bu normalde halktan hakka tecelli. Yani bu böyle, çünkü sıfatsal noktada halktan gelen, Kemal'e ermiş bir halktan gelen tecelliyat da onun olmuş oldu. İster halktan hakka gelsin, ister haktan halka gelsin. Burada sıfatsal tecelliyat var. O yüzden mümin kulumun kalbine sığdım derken, mümin kulun kalbi, Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatına mazhar olacak hale geldi. Bu neyle geldi? Bu nefis terbiyesiyle geldi. Bu neyle geldi? O kimsenin Allah'ı çok zikretmesi, Allah'ı sevmesiyle geldi. Hadis-i şerit, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e zedir, kişi sevdiği iledir dedi.
O zaman o kimse öylesine Allah'ı sevdi, öylesine Allah'ı sevdi. Kişi sevdiği iledir olunca, o aralarındaki o ince perdede kalktı. Yani ister halktan hakka, ister halktan halka oldu. yetin. Evet. Efendim, Allah sizin suretinize, cisimlerinize değil, belki kalplerinize bakar diye, Hazis-i şerif de buyuruyor efendim sallallahu aleyhi ve sellem. Ama bazı Hazis-i şeriflerdeki o belki kısmı yok, kalplerinize bakar diyor. O belki kısmı keyfiyet midir, nedir ya da kırpıyorlar mı, nasıl bir anlamamız gerekiyor? Benim okuduklarımda da belki kısmı yok. Allah'ı niçin anıyoruz kitabında? Hadis-i şeriflerde, benim okuduğum hadis-i şeriflerde belki kısmı yok. Şimdi bazen Müslümanların, alimleri bu şeyde hani ayet ve hadisleri Türkçe'ye çevirirken veyahut da onlara bakarken, örnekliyorum parantez içerisine, tırnak içerisinde kendi anlayışlarını koyuyorlar orta yere.
Buradaki amaçları anlaşılsın diye. Hani niyet buradaki, ben onların üzerine hüsnü niyet besliyorum. Hüsnü niyet besleyince, anlaşılsın diye bunu böyle söylüyorlar. Hani mesele anlaşılsın. Ama bu bence o niyet kısmının kısmını geçiyor. Çünkü o hadis-i şerifi veya ayet-i kerimeyi, mealini yazmaya çalışan kimse, kendince bir niyet ortaya koydu.
İyi niyet olarak gördük. Ama sonradan gelenler, onu hadis-i şerifin metnindeymiş, ayet-i kerimenin metnindeymiş gibi zannediyor. Şimdi bundan dolayı da bu böyle bir şey oluşuyor. Oluşan şey şu, yani normalde aslında hadis-i şerifin metni öyle değil, ama oraya bir kelime, oraya normalde böyle bir kendi anlayışını ilave edince, sanki daha iyi anlaşılacak ümidi ve umuduyla öyle yapıyorlar.
Buradaki sıkıntı şu, bunu normalde böyle işte kendimce bazen ayet ve hadislere bakarken, ondan sonra o ayet ve hadisleri mesela işte bakıyorsun orada çevirisinde farklı, aynı hadis bir başka çeviride mesela daha farklı. Bu sefer onun Arapçasına bakıyorsun, Arapçasında öyle bir kelime yok, Türkçe'ye çevirirken. Türkçe'ye çevirirken onu şey yapmışlar, hani geleceğiz buraya Mustafa, sakin ol. Bir daha söyler misin hadis-i şerifi?
Allah mümin kulunun, Allah kullarının suretlerine değil, cisimlerine değil, belki kalplerine bakar. Evet, şimdi orada normalde belki dediğinde şey olarak mana değişiyor. Yani o zaman benim hemen hemen okuduğum bütün hadis kaynaklarında belki kelimesi yok. Belki dediğin zaman zaten iş farklılaşıyor, Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah kullarının kalplerine bakar. O suretine değil, kalplerine bakar. Biz direkt bunu böyle algılayacağız. Bir sorum daha. Sor. Zikir meclislerinden affolunmuş olarak kalkınız. Şimdi bu şekilde düşününce kişi zikir meclisine oturduğunda affolunmuş olarak kalkar değil de, öylesine sanki Allah'a zikredin ki affolunmuş olarak kalkınız.
Ya da ne yapmamız gerekiyor da affolunmuş olarak kalkalım. Oradaki ibare kesin, İmam-ı Hanbel Hazretlerinin metninde onun üzerinde çok böyle kendimce durdum. Onun metninde zikir halakalarından affolunmuş olarak değil. İmam-ı Hanbel'in naklinin metninde şu var. Geçmiş günahlarınız hayra çevrilmiş olarak kalkınız. Net orada. Böyle olunca hani evet mesela Tirmizi'de, Buhar'de, İmam-ı Nesai'de bu hadis kitaplarında bu söylediğim hadis, İmam-ı Hanbel'in naklettiği hadis yok. Hani İmam-ı Hanbel'in naklettiği hadis öbür hadislerin üstünde, zirvede. Ve bu hadis-i şerifi enteresan bir şey, hani tasavvufa karşıymış gibi görünen, hani İbni Teymiye'nin talebeleri dahi bunu kabullenmişler.
Şimdi böyle olunca, evet zikir halakalarından affolunmuş olarak kalkınız. Net. Bunu Beyhaki'de var, Nesai'de var, Buhar'de var, Müslüm'de var, Tirmizi'de var. Bu hadis-i şerif net bir şekilde. Hani bütün bu son kütüb-i siddede değil, daha önceki yazılmış olan kütüb-i siddelerde de böyle. Ama İmam-ı Hanbel Hazretleri'nin naklettiği bu hadis-i şerifte, bu öyle bir şey ki, bunda normalde affolmuş olarak kalkınız değil, geçmiş günahlarınız hayra çevrilmiş olarak kalkınız diyor.
Bu da net. Hatta bu affolmuş olarak kalkınız, hadis-i şerifinde normalde imamlar bir de altına not düşmüşler. Demişler ki bir kimse affolup olmadığını hakkında şüpheye düşmüş olsa, şüpheye düştüğü anda günah-ı kebayre girer demişler. Allah muhafaza eylesin. Oradaki ibare net. Salih gelsin. Hocam hayırlı akşamlar. Allah razı olsun. Şimdi benim sorum bu namazla alakalı. Bir mümini Müslüman'ın namaz hayatında nerede olmalı? Bir de ben Müslümanım diyen kişi namaz kılmıyorsa günahkar mıdır, kafir midir?
Biz normalde mümin için namaz dinin direğidir. Namaz, bunlar söyleyecek olduklarım hadis. Namaz dinin direğidir. Namaz müminin son kalasıdır. Şimdi bu hadis-i şeriflere baktığımızda, mümin kimse için namaz vazgeçilmez bir ibadet. Bir hadis-i şerifte kafirlerle bizim aramızda namaz vardır. Ben şimdi normalde bu ağırını sona bıraktım. Sona bıraktım Şafii, İmam Şafii ve Şafii'ler bir kimse namazı kasten terk ederse onun küfrüne fetha verirler. Ama İmam-ı Azam, Hanefiler ve İmam Malik ve İmam Hanbeli bu noktada ibadeti imandan saymazlar. İbadeti imandan saymadıklarından dolayı bir kimse bir farzı kasten terk etse onun küfrüne fetva vermezler.
Ama İmam-ı Azam, namazı kasten terk eden bir kimse gözetim altına alınır, hapsedilir. Namaz ona telkin edilir, Müslüman ise yine namazı kasten kılmıyorsa onun küfrüne fetva verilir ve tuzlu su içirilerekten katledilir der. Şimdi bir Müslüman ne zaman katledilir? O küfrüne fetva verilince katledilir. Namazdan dolayı herhangi bir kimse katledilmiş mi İslam dünyasında? Hayır. 1400 yıllık İslam dünyasında bir kimse ama Şafii'lerde ama Hanbelilerde veyahut da hangi mezhepten olursa olsun namaz kılmadı diye hiç kimse katledilmemiş. Böyle olunca namazı kılmayan bir kimse Hanefi'ye göre Müslümandır. Biz onun imanın yok diyemeyiz, bu konuda bir herhangi bir şey söyleyemeyiz ama çok şey kaybetmiştir.
Ama küfrüne fetva veremezsin. Çünkü Şafii'ye göre normalde yanlış anlama senin sakalın yok senin de sıkıntılısın örnek. Veya bir kadın tesettüre riayet etmedi, sıkıntılı küfür ehli farzı terk ediyor çünkü. Seninki küfre girmez ama öbür türlü mesela bir kimse farzı terk etti, kasten terk etti. Mesela kadınlar için tesettür farz. Bir kadın kasten tesettürü terk etti, o normalde Şafii'ye göre küfre düşmüş oldu. E şimdi düşünün bir genç delikanlı, hani tesettüre riayet etmeyen bir kadınla evleniyor. Şafii'ye göre küfür ehli bir kadınla evleniyor. Hanefiler küfür ehli olarak görmemişler. Veyahut da işte şimdi evleniyorlar, evlenirlerken namaza dikkat etmiyorlar.
Örnek. Taraflar namaza dikkat etmiyor. Bir örtülü bir bayan işte namazsız bir adamla da evlenebiliyor. E o zaman Şafii'ye göre, Şafii'ye göre söylüyorum. Küfür ehli bir kimseyle evlendi. Çok sıkıntılı. O yüzden veyahut da işte herhangi bir kimse Şafii'ye göre herhangi bir farzı terk ettiyse, bir özrü olmaksızın küfür ehli olmuş oldu. Bunlar tabii İmam-ı Şafii bu manada hakaid noktasında maturidi değildir, eşaridir. O yüzden eşari zihniyet, zihniyette biraz böyle bir farklılıklar oluyor. İmam maturidi İmam-ı Azam'ın çizgisinde olduğu için hani ibadette farzlarda eksiklik olanı küfür ehli olarak görmemişler. Yetiştirin salihe telefon, şeyin, mikrofon.
Efendim benim iki sorum olacak. Birincisi tecelliyat halktan geliyor dediğiniz zaman sanki kaderiyetmiş gibi bir düşünce aklıma geldi. Hani tecelliyat kaderi midir? Bu noktadan bakılacak olursa varlığın üzerindeki tecelli eden her şey Cenab-ı Hakk'ın kendi kader ilahisinde yazılı. Ama bu kaderiyecilik değil. Kaderiye insanı bağlayan bir şey. İnsanın normalde cüz iradesini ortadan kaldıran bir şey çünkü kaderiye. bir şeyin kader olması. Suyun oksijen ve hidrojenden oluşması bir kaderdir. Cenab-ı Hak onu böyle takdir etmiştir. Benim anlattığım burada kader budur. Ama insanlığın kendince, kendi cüz iradesinden çıkmış olan fiilatlar, bunlar da kaderin içindedir ama cebri değildir.
Suyun oksijen ve hidrojenden oluşması cebridir. Bunda insanın kendi elinin bir ürünü yoktur. İnsan suyu yaratmadı. Suyu yaratan Allah'tı. Ve suyu bir kader üzerine yarattı. Benim anlatmak istediğim kader odur. Dünyayı bir kader üzerine yarattı. Bir hesap üzerine yarattı. Yıldızları bir kader üzerine, bir hesap üzerine yarattı. İnsanı da bir kader üzerine yarattı. Buradaki kader, gözünün oluşması, burnunun oluşması, kaşının gözünün üzerinde olması, kirpikleri göz kapaklarının ucunda olması kaderdir. Bunu değiştiremezsiniz siz. Bakın burası değişmeyecek olan yer burasıdır. Senin ensende burun olmaz. Şimdi en son 15 bin yıllık insan şeyleri buluyorlar değil mi?
Kalıntıları buluyorlar. Burunları ensesinde değil, burunları kafasında değil, burunları boğazında değil, şu anki gibi burunları. O zaman o kader değişmiyor. Dağların yerinden oynayacağına inanın, fıtratın değişeceğine inanmayın. Fıtrat bu manada kaderidir insanın. Bir kadının fıtratı. Biz onu normalde ahlak olarak algılıyoruz. Değil. Yaratılış fıtratı o. Biz onu yaratılış fıtratı olarak göreceğiz. Yaratılışı onun o. Yaratılışının dışına çıkamaz. Kadın kadındır, erkek erkektir. Eğer onun üzerinde sonradan fıtratı değiştiren şeyler uygularsanız, bu o zaman da lanetlik işe giriyor. Eşcinsellik fıtrat değildir.
Bir kimse kendi kendine, kadın veya erkek, eşcinsellik yapmaya başladığında, fıtratı değiştirdiğinden dolayı lanetlikle yargılanıyor. Diyor ki, Allah onlara, Allah ve melekler, hatta başka bir hadislerinde lanet ediciler, onlara lanet eder diyor. Demek ki meleklerin haricinde bir de lanet edici bir varlık var. Oluşmuş bir şeyler var. Onlar lanet edilmesi gereken yerleri lanet ediyor. Baktığımızda şimdi Allah'ın lanet etmesini, diyeceğiz ki tamam, meleklerin lanet etmesini, tamam bir de lanet edicilerin laneti, onların üzerine olsun diyor. Böyle olunca şimdi eşcinsellik fıtrata müdahale oluyor. Veya peruk fıtrata müdahale oluyor. Dövme yaptırmak fıtrata müdahale oluyor.
Veya güzellik amacıyla dişlerini törpül etmek fıtrata müdahale oluyor. Böyle olunca da Cenab-ı Hak hadisi şeriflerde diyor ki, hadisi kudüslerde Allah, melekler ve lanet ediciler ona lanet etsin. Sebep, fıtratı değiştirdin çünkü. Sen Allah'ın kaderiyle oynadın. Çünkü o bir erkekti. Sonradan o kimse heva ve hevesini ilah edindi. Kendisini kadın sınıfına benzetmeye çalıştı. Öbürkü de kadındı. Ama sonradan kendi kendine fıtratıyla oynadı. Kendini erkek gibi gösterdi. Erkek gibi davranmaya başladı. Lanet ediyor ona. Hatta kadının birisi, sahabelerden kadının birisi sırtına bildiğimiz oku, yayı böyle koydu. Okları daldı yanına. Erkek gibi, raf raf raf yürüyerekten gitti.
Dedi ki, erkeğe benzediği için Allah'ın laneti onun üzerine olsun dedi. Sebep, çünkü erkeklere benziyor. Erkekçe yürüyor. Biz bazen deriz ya, erkek gibi kadın, erkek gibi kadın dedin de, eğer ki onun erkek gibi davrandığından dolayı öyle dedin, ondan sonra o da evet ben de erkek gibiyim diyorsa, Allah'ın lanetine uğradık. Kadın kadınlık yapacak. Bir evde bir tane erkek olur, iki tane olmaz. İkincisi ne? Kadın erkeklik yapmaya çalışıyor. Bir evde bir tane kadın olur, ikincisi olmaz. İkincisi ne? Erkek kadınlık yapmaya çalışıyor. Veyahut da kadınlaşıyor evin içinde. Kadın onu kadınlaştırıyor. Veyahut erkek kadınlaşıyor. Bunları şimdi farkında değil insanlar.
Normalde işte, erkek, erkekliğini yitiriyor derken, bulaşık yıkamaktan, çamaşır yıkamaktan, erkeğin erkekliği gitmez. Erkek müdahale etmesi gerektiği yerde müdahale etmiyorsa, ailesini Kur'an sünnet dairesinde çekip çevirmekte yetersiz kalıyorsa, o zaman kadın ona hükmediyorsa, Kur'an ve sünnetin dışındaki hareketlerde, erkek farkında değil, kadınlaşıyor. Erkek kadına Kur'an sünnet dairesinde olması gereken yerleri söylüyorsa, erkek erkeklik yapıyor. Doğru noktada bu. Ama yok, öyle yapmıyorsa, bu sefer bu fıtrat oluyor. Fıtratı değiştiriyor. Bak, fıtratı değiştiriyor. Şimdi biz şakalaşıyoruz. Kadın trip atıyor adama, öyle değil mi?
Şimdi şakalaşıyoruz. Yani en büyük trip, kadınların tribi. Kime? Kocalarına. Şimdi geçim olsun diye, erkekler o tribi kendi bedenlerinde yumuşatıyorlar. İş daha da artıyor. Kadın öyle trip atar bir vaziyete geliyor ki, erkek oluyor evde. Erkek olunca o da fıtrata aykırı. Bak, erkek oldu kadın evde. Trip atıyor kadın. Yüzünü döküyor, sırtını dönüp gidiyor. Laf söylüyor. Adamı evden kovuyor. Uzaklaştırma aldırıyor. Aslında o bunu yaparken, ne yaptığının farkında değil. Erkeklik yapıyor. Adama diyor ki, giremezsin bu eve. Aa, bu saate kadar neredeyse oraya git demiş.
İyi. Telefon açtı gece saat bir buçuk derviş. İyi dedim, bu saate kadar neredeyse oraya git dediyse, bir daha gitme dedim. Çünkü sen gidersen dedim, döndün gittin, yarın öbür gün bir daha git diyecek sana. Sana haksız yere trip attı, sustun, bir daha trip atacak sana. Sinirlendi, vurdu tabağı yere, değil mi? Evde kadın. Hayırdır? Çok sinirlendi. Erkek oldu o esnada. Sen onu yuttun, bir daha kıracak tabağı. Erkeğin de kırma hakkı yok. İstiraf ediyor çünkü.
Ama o erkeklik yaparaktan kırdı. Aslında evlerde, sokaklarda lanetlik, çok işler dönüyor. Çünkü fıtrata aykırı. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, fıtratı korumaya çalışıyor. Cenab-ı Hak fıtratı koruyor. Fıtratı koruyor. Fıtratı korumak farz oluyor. Olmayacak mı? Telefonu alırsan olacak. Telefondan canlı yayın yapıyor. Tamam bu akşam da tecelliyat böyle o zaman. Yapacak bir şey yok. Şimdi, erkek bu sefer ne yaptı? Yani kadın ne yaptı? Fıtratı bozucu şeyler yaptı. O zaman burada, bakın şunu unutmayın. Hani birbirine yardımcı olmak sünnettir. Erkeğin kendi işini, evinde dahi olsa, kendisi yapması sünnettir.
Erkeğin kadına yardım etmesi sünnettir. Sünnettir. Yemek yapıyor, çorbaya karıştırıversin adam. Sünnettir bu. Sıkıntı yok. Veyahut da kendi söküğünü, kendisi dikti, sünnettir. Bunda bir sıkıntı yok. Bak bunların hiçbirisinde bir problem yok. Ama fıtrat bozucu. Kadın adamlaşmış, adam da kadınlaşmış. Burada sıkıntı var. O yüzden, buradaki kaderden kastımız, bir insanın yaratılışı kaderdir. Dağların yaratılışı kaderdir. Ovaların yaratılışı kaderdir. Denizlerin yaratılışı kaderdir. Siz ovaları yurt edinemezsiniz. Kaderi bozuyorsunuz. Fıtratı bozuyorsunuz. Ovaları yurt edinmeyiniz. Sadı-ı Şerif var.
Ovalar yurt edinilecek yerler değildir. Bu sefer sen fıtratı bozuyorsun. Sonra deprem oluyor, komple çöküyor. Herkes ölüyor. Ağlıyor herkes. Ya fıtratı bozdun sen. Yüksek binalar edinmeyiniz. Fıtratı bozuyorsun. Yapıyorsun 25 kat, 30 kat, 40 kat binalar yapıyorsun. Ve insanları doğru dolduruyorsun. Fıtratı bozuyorsun. Salı gün İstanbul'a matbahın çalışmaları için ziyaret edeyim dedim. Giderken bir baktım, devasa binalar, kalbime gelene açık açık konuşayım. Dedim, bir depremde buraya müdahale etmek mümkün değil dedim. Yani Hatay'daki, Maraş'taki Allah muhafaza eylesin. Böyle bir deprem olsa İstanbul'da Türkiye batar.
Türkiye ekonomik olarak batar. Bakın ekonomik olarak batar Türkiye. Ve İstanbul'a müdahale benim kendimce. Bu benim şahsi düşüncem. Baktım, öyle dolaştım. Mecbu dolaştım derken. Yol güzergahına baktım. Bir de o kadar çok kat yapmış. İç içe. İç içe. E orası çöktüğü anda müdahale etmek mümkün değil. İçimden dedim ki ya. Bir deprem olsa burada dedim. Buraya müdahale etmek mümkün değil. Yani birisini kurtaramazsın da orada. Kendi kendime hemen Adi Şerif aklıma geldi. Hani köydeki çobanların şehirlerde yüksek yüksek binalar edildiğini gördüğünüzde kıyameti bekleriniz.
Kıyamet elameti. Köyde tarlası vardı. Oldu. Zengin şimdi. Yüksek yüksek binalar oldu. Çökecek hepsi de. Ve ova hükmünde. Hele Bursa. Bursa İzmir'e doğru gidiyor. Ova hükmünde. Çökecek. Burada insanlar fıtratı bozuyor. Yani Cenab-ı Hakk'ın hani koymuş olduğu kanunu bozuyor. Kuralı bozuyor. Vahsettiğimiz kader bu. Yoksa bir kimsenin normalde işte alnına yazılmış çekeceksin. Kardeş Allah senin alnına kötü yazmadı ya. Senin kötülüğe gideceğini bilmesi ayrı bir şey. Senin alnına cebra olarak kötü yazması ayrı bir şey. İkinci sorum efendim. Bugün sosyal medyada gördüm.
Biraz kafamı karıştırdı. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem erkeğin altın takmasını yasaklıyor. Haram diyor. Bizi Kur'an yeter diyenlerden bir ikisi de bununla alakalı bir ayet yok diyor. Kur'an-ı Kerim'de. Peygamber yasaklayıcı, haram koyucu olamaz diyor. Burada bir kafam karıştı. Bunun aklına sormak istedim ben size. Peygamber bir konuda yasak koyamaz, haram edemez dediği anda Ayet-i Kerim'i inkar ediyor. Ayet-i Kerim'i inkar ediyor. Ve küfür ehli o. Peygamber size neyi verdiyse alın. Neden nehyetliyse ondan uzak durun. İman edenler Allah'a itaat edin, Peygamber'inize itaat edin.
O zaman o kimse bu ayetleri de... Peygamber'e itaatle alakalı, Peygamber'in nehyiyle alakalı, hani nehyi ettiklerini de içine alan çok ayet-i kerime var. Bunları göz göre göre inkar ettiyse bir kimse ona söyleyecek bir laf yok. Küfür ehli. Bir kimse Kur'an-ı Kerim'i okur, Kur'an-ı Kerim'den kendince der ki bu böyle, bu böyle. Kendince der, Kur'an-ı Kerim'deki ayetleri inkar eder, küfür ehli olur. Hakkı var mı? Küfür ehli olmuyor. Var. Herkes inanacak diye bir kaydı yok. O yüzden kafir kafirdir. Altının yasaklanması, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadisiyle sabittir. Bu konuda onun yasaklayabileceğine dair çok ayet-i kerime var.
Ama o kimse inanana, inanmıyorsa o kimse söyleyecek bir laf yok ona. Diyecek hiçbir şey yok. Ayet-i kerimeyle sabit olmayan çok şey var. Hadislerle sabit olmuş. Namazın rekatını nereden bilecek o zaman? Hiçbir ayet-i kerime yok namazın rekatıyla alakalı.
Kaç rekat namaz kılacak? Namazı nasıl kılacak? Hiçbir ayet-i kerime yok namazın kılınış şekliyle. Bu Batı'nın büyük bir oyunu. Batı'nın büyük bir oyunu bu. Bize Kur'an yeter diyenler, Batı'nın büyük bir oyunu. Ve bize Kur'an yeter diyenler, normalde küfre düştüklerinin farkında değil. Ama bu yerleşti. Ve bize Kur'an yeter diyenlerin de ibadetle alakaları yok. Söylemde, bir ara onlar ödemişte çok ben onlarla tartıştım. İstanbul'un başlangıcında da çok tartıştık.
Rahmetli Barbaros'un evinde. 19'cılarda geliyordu oraya. Ondan sonra. Bize Kur'an yeter. Bir hafta böyle konuşuldu. Önümüzdeki haftaya dedi, biz hocamızı getireceğiz. İyi, önümüzdeki hafta hocalın onu getirdiler. O da baş edemedi. Eski İstanbullular bilir onu. Üçüncü hafta dediler ki, biz hocamızın da hocası var, onu getireceğiz. E getirin dedim. Onu getirdiler. Yine baş edemediler. Dediler ki, İstanbul'un hocası var komple, onu getireceğiz. İyi getirin. Getirdiler, çok basit bir şey söyledim. Bunlar bu kadar akılsız çünkü. Bana dedim, namazın kılınış şeklini gösterdi. Dedi, normal, kadim ibadet. Yok dedim, namazı dedim, işaret parmağının üzerine amuda kalkaraktan kılacaksın dedim.
Öyle, nasıl, basmaye dedim ya. Öyle namaz mı olur dedi. Olmadığına dair dedim, hükmün ne? Nereden çıkardın olmadığına dair? Olmaz ya, nereden çıkardın? Bana nereden olmaz olduğunu söyle. Kur'an'da var mı dedim, siz işaret parmağınızın üzerine amuda kalkarak namaz kılmayınız diye dedim. Yok dedi, kılınız diye var mı dedim. Yok dedi. E bir kimse kalktı dedim. Dedi ki, hamuda kalkarak da namaz kılacaksın. Ne diyeceksin ona dedim. Sustu bu. O da İstanbul imamı olmuş. Sonra oran mı istiyor, buran mı istiyor.
Oradan mı keseyim, buradan mı keseyim? Ben bunu bir güzel çarptım hepsini de. Bunlar da sohbet bitmeden kalktılar, gittiler. Dedim, gitmeyin, durun daha dedim, döveceğim sizi. Gittiler, bunlar geri zekalı, aptal. Bu organizasyon batının organizasyonu. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini normal insanlarmış seviyesinde tutma gayretleri, kandilleri yok etme gayretleri, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sünnetlerini yok etme gayretleri, hadisleri inkar etme gayretleri, bunların hepsi de batının.
Çünkü bir tek şu anda ameli olarak değil, inanç noktasında akidevi olarak Müslümanlar bir kısmı ayakta duruyor. Direniyorlar onlar. İşte faiz şu kadar olursa caiz olur, bunları da hallettiler. Kimle? Abduhla, ondan sonra öbür o Afgani ile hallettiler. Birisi bir fetva attı, işte dedi ki, şey kadar ne o? Enflasyon miktarı kadar dedi, faiz caizdir dedi. Ondan sonra iyi, enflasyon miktarı kadar faiz caizdir teren ennesine siyasetçiler de katıldı. Onlar da özel toplantılarda muhafaza karmış gibi görünen, bizdenmiş gibi görünen o partililer de, bu konuda fetva da var, hani bizi bu konuda ondan sonra eleştirmeyin diyor. İyi sen de enflasyon miktarı kadar faiz caiz diyorsan, işçiye, memura, yemekliye neden enflasyon miktarı kadar zam yapmıyorsun?
Orada kalıyor. Her neyse, toparlayalım şimdi. Sonuç itibariyle bunları söyleyen kimseler, çok özür dilerim, bir kısmı Ermeni bozuntusu, bir kısmı Yahudi bozuntusu, bir kısmı gerçekten böyle Hristiyan bozuntusu, bir kısmı Sebateist bunlar. Biz onları böyle Yakup olmuş, Yakup, hani onlar isim değişikliği olmuş. Onların geldilerine bakmış olsan kesin bozukluk var kanlarında, sütlerinde.
Biz de onları Müslüman zannediyoruz böyle, halbuki değil. Yani Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda 10 milyondu, 2 milyonu gayrimüslimdi. Çünkü hiçbir savaşa katılmadılar. Hiç ölüleri yok, hiç şehitleri yok. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda hatta 2 milyondan da fazlaydı bunlar. 2 milyon değilim, yani yüzde 20'sine tekabül eder. Baktığımızda Türkiye Cumhuriyeti 80 milyonsa, bugün 20 milyon gayrimüslim var, sonradan gelenler de var. 20 milyon gayrimüslimin içerisinde bunların hangi makamlarda, hangi mevkilerde olduğu da bilinmiyor. Soy ismiyle beraber bunların soyaşları da değişti. Yani aslında Yakup olan, bizim yanımızda Yakup oldu. Biz selamun aleyküm diyoruz herkese, onlar da aleyküm selam diyor.
Bunlar da, bunlar içimizde dolaşıyor. Ve bunlar normalde sosyal medyada, bakın en tehlikeli yeri, sosyal medyada bu tip insanlar, nerede bir ehli tasavvuf var, ehli tarikat var, Müslüman bir kimse var, onlara saldırıyorlar. Sosyal medyada dine saldırıyorlar, Kur'an'a saldırıyorlar, sünnet-i seneye saldırıyorlar. Bizler de onlara cevap vereceğiz diye uğraşıyoruz. Yani çok basit. Yani ben böyle cevap verince de çok kızıyorlar. Yani hangi Yahudi ırkından mensupsun, onlar 17 kavimdir, sen hangi kavimdensin deyince hop otorop hop zıplıyor. 19'cılara diyor mu, Yahudilerin 19 kavim olduğu da söyleyenler var. 19'cılara diyorum, siz 19'cıların, bu 19 kavminden olmayın, 19'dan biri olmayın.
Bir akıl bali, aklı yerinde olan bir Müslümanın hadisleri inkar etmesi düşünülemez. Akıl bali bir Müslümanın, düz, adamın hiçbir ilmi var, yok, önemli değil. Hadisleri inkar etmesi düşünülemez. Ya bu zayıf hadisti, kardeş zayıf hadisle alakalı bir hüküm mü koymuşlar, bir hukuk mu koymuşlar? Hayır, 1400 yıldır zayıf hadislerle alakalı herhangi bir hukuki bir sonuç çıkarmamışlar oradan. Ama zayıf hadisle bir kimse ibadet edebilir mi? Edebilir. Bunun da hükmünü vermişler. Kardeş, zayıf hadisle ibadet ediyorum. Sana ne? İbadet ediyorum ben sonuçta. Sana bir zararı yok, hiç kimseye zararı yok. Oturmuş ibadet ediyor o bir kimse. Hadis-i şerif zayıfmış. İyi zayıf olsun ya. İmamlar onu da koymuşlar.
Bir başkasının sözüyle hareket etmektense zayıf hadisle de amel etmek daha hayırlı demişler. Ya bu ibare var, yok onu da saklıyor. Bütün hadisler inkar ediyor hadisleri. Hadisleri inkar edince sen kardeş ibadeti neyle koruyacaksın o zaman? İbadeti ortadan kaldırıyorsun. Ondan sonra şunu diyor. Beyaz iplik, siyah iplik görününceye kadar ye. Senin yaşadığın yer neresi? Dağın tepesinde ay ışığı varsa siyah ve beyaz ipliği ayırt edeceksin. Ya hani siz teknolojiyi çok önde tutuyordunuz. Bilimi çok önde tutuyordunuz. E ne oldu şimdi işinize gelmeyince? Siyah iplik, beyaz iplik. Öbür tarafta da öldüreni öldürün diyor. Oruçta siyah iplik, beyaz ipliği ayırıştırıyorsun.
Hukukta neden ayırıştırmıyorsun? Oruçta siyah iplik, beyaz ipliği arıyorsun da arıyorsun güzel. Cumanın eda şartlarını neden aramıyorsun? İyi hadi gelin beyaz iplik, siyah iplikle amel edeceğiz. İyi tamam güzel. Ayetle de sabit. Eyvallah kardeş. İyi. Hadi zinayı yasakla. Hadi fuhuşu yasakla. Hadi kumarı yasakla. Hadi faizi yasakla. Hadi genel evlerini kapat. Hadi meyhaneleri kapat. Hadi barları kapat. Pavyonları kapat. Siyah iplik, beyaz iplik. Tamam biz ona da uyacağız ya. Sen de bunlara uyu. Asıl olması gerekenler uy. Sen ye ya. Gün çıkınca kadar oruç tutuyorum ye. Ye bana ne. Beni ilgilendirmiyor. Bize Kur'an yeter.
Harikasınız diyorum ben. Hadi çıkın sokaklara bangır bağırın. Faizle iştigal edenler. Şeytan çarpmış ki bu hak olacaklar diyor. Ayet-i Kerime ile sabit mi? Sabit. Hadi bu bankaları faizden yasaklayın. Kapatın hadi. Uyun Kur'an'a. Uyun Kur'an'a, kumarı yasaklayın. Şimdi gençlerin elinde bir cep telefonu, cep telefonuna kumar oynuyorlar. Yasaklayın kardeş. Her taraf, randevu evi, telefonlarda var. Bilgisayarlarda var. Bütün her yerde var. Hadi yasaklayın. Onların bunlarla alakalı dertleri yok. Onlar Müslümanların imanlarını orta yerden kaldıralım. İbadetlerini orta yerden kaldıralım. Dertleri bu. Namazla ilgili nasıl kanıtacağını hani siz dediğiniz gibi soruyorum.
Dediği cevap şu. Kadim bir ibadet. Yanlış bir şey olmuş olsaydı Allah onu müdahale ederdi. Yani Allah'ı orada şey görüyor. Hatalı veya şey görüyor yani. Çok enteresan bir şekilde. Öyle. Aynı şeyi bana da söyledi. Onların savundukları bu. Kadim bir ibadet. İyi. Kadim bir ibadet olduğunun bana göstergesini söyle. Bana delini söyle. Kur'an yeter dedim mi? Dedi. Kur'an-ı Kerim bu mu? Bu. Beni ilgilendirmiyor kadimi. Beni ilgilendirmiyor o. Bana Kur'an-ı Kerim'de namazın rekatını göster. Yok. Bana Kur'an-ı Kerim'de namazın nasıl kullanılacağını göster. Yok. Namaz da demiyor.
Salat diyor. Bana salatın ne olduğunu söyle. Boş muhabbet. Cahilce bir muhabbetem bir de. Zır cahilen bir de. Efendim. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadis-i şeriflerinde. Her doğan fıtrat üzerine doğar. Daha sonra mecusi olan anne babası onu mecusi yapar. Hristiyan, İslam diye devam ediyor malum haliniz. Burada anne babaya yüklenen mesuliyetin izninizle biraz açıklamanızı istiyorum. Ve çocuk noktasında da ya Rabbi annem babam bana öğretmedi deyip de mesuliyetten kurtulma noktasını ve yine siz bir mesnebi sohbetinizde efendim çocuk yetiştirme konusunda anne babaları tabirime hoşgörün.
Şiddetle eleştiriyorsunuz. Küçük yaşlarda kreşe gönderilmesi, orta yaşlarda yurtlarda kalması, daha sonra çocuğun bunun anne babadan intikam alması noktasında ifadeleriniz var. Elinle koz verilmesi noktasında. Bu mesuliyetler... Teşekkür ederim efendim. Başlangıçtan alalım. Adış-ı şerif, dört şey için evlenilir. Çocuğa gelmezden önce evliliğin başından alacağız şimdi. Dört şey için nikah olur. Bir, dini için. İki, güzelliği için. Üç, malı mülkü için. Dört, nesebi için. Yani sülalesi için. Siz dindar olanını seçiniz. Siz dindar olanını seçiniz. Emir sigası var burada. Emir. Bir Müslüman, dindar bir kimseyle evlenecek. Dindar dediğimizde sadece namaz kılıp sakal bırakıp cübbe şavlar giymek değil.
Dindar dediğimizde başına örtü takmak değil. Dindar denilen kimse, Kur'an ve sünnete tabi olan, haramlardan uzak duran, farzları yerine getiren. Asgarisi bu. Nafilelerle Allah'a yaklaşan. Allah'ı seven. Ve ahlakını peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakı üzerine yaşayan kimse. Dindardan, dindardan kasıt bu. Çünkü bütün ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere baktığımızda, dindar dediğimizde, o kimse farzları yerine getiren, o kimse farzları yerine getiren, nafilelerle Allah'a yaklaşan, nafilelerle Allah'a yaklaşan, Allah'ı seven ve güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim diyen, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakına uyan kimse.
Şimdi bir kimse evlilik kararı aldı, evlenecek. Bir erkek çocuk veya bir kız çocuk evlenecek. Anne baba, birinci derecede çocuğunu dindar bir kimseyle evlendirmek zorunda. Peki, aldık önce anne babayı baştan aldık şimdi. Anne baba, dindar bir şekilde evlendiler. Çocuğun ebeveynden hakkı üçtür, hadis-i şerif. Bir, doğduğunda hayırlı bir isim konması. İki, ona dininin öğretilmesi. Üç, ona ama zirattan, ticaretten, sanattan bir şeyden meslek sahip etmeliyiz. Meslek sahip etmek. Çocuğun anne babadan hakkı üç. Bir, doğdu. Hazreti Ömer Efendimiz soruyor ya, geliyor birisi oğlundan şikayet ediyor.
Ne koydun adını diyor. O da aslan mı diyor, savaş mı diyor, öyle bir şey diyor. Şahin diyor. Şahin diyor. Peki ona dinini öğrettin mi diyor. Biz bedeviyiz ya Emre'l-Mümin'in diyor. Hani develerin peşinde yürürüz, yaşarız. Peki ona diyor, sanattan, ziraattan, ticaretten, ona diyor bir şey yaptın mı oğluyla alakalı. Yok ya Emre'l-Mümin'in. İyi ki o seni öldürmemiş diyor. Çünkü o çocuk çahin. Anne baba, çocuğu bu manada bir, doğdu. İsmini ne koydun? E şimdi peygamber isimleri geleneksel klasik, peygamber sahabe isimleri geleneksel klasik, geriye doğru gidelim biz şimdi. Türklerin kendi, hani Orta Asya'dan itibaren gelen kendi ırklarına isimler var.
Onlar klasik. Yani ne koyalım isim? Anneler, babalar oturuyorlar, hiç kimsede olmayan bir isim koyalım. Uyduruk uyduruk isimler buluyorlar. Uyduruk uyduruk bir isim buluyor. Ne manaya geldiğini de bilmiyor. İsmi koydu, isimden sınıfı geçemedi. İsimden sınıfı geçemedi. Şimdi magazinde okuyorsanız ya, işte filanca, ondan sonra oğluna veya kızına Hristiyan ismi koydu. Hani nasıl? Ya o Hristiyan, sen onun Hristiyan olduğunun farkında değilsin, bilmiyorsun. O yüzden çocuğuna rahat bir şekilde şimdi Hristiyan ismi koydu. Rahat bir şekilde Yahudi ismi koydu. Onun özü o.
Veyahut da Sebateist saklamışlar yıllardır kendilerini. Şimdi rahatlar. Normal isim koyuyor. Yasef. Yasef koyuyor. Simon, Simon koyuyor. Sıkıntı değil bunda. Koysun, bunda herhangi bir problemim yok benim. Ama kendisini Müslüman atfedenler oturuyor. Hiç böyle işte o isimle kariyer yapacak ya o kimse. Yani o isminin farklılığı koydu. Onun anı mı? Ama zaten dinle alakası yok. Ama Müslümanım diyenlerde sıkıntı var. Hristiyan, Hristiyanlığını yaşıyor. Yahudi, Yahudiliğini yaşıyor. Ateist, Ateistliğini yaşıyor. Putperest, Putperestliğini yaşıyor. Müslümanlar Müslümanlıklarını yaşamıyor. Bir kısmı yaşayamıyor.
Yaşayamayışının sebebi sisteme çarpılıyor. Ama büyük bir kısmı yaşamıyor. Dinine sahip değil. Bu sefer o çocuk din üzerine büyümüyor. Şimdi hepimiz çocuk doğuyor. Kreşe gönderiyoruz biz şimdi. 4 yaşındaki çocuk kreşe gidecek. sabahları en fazla beni üzen şeydir. Sabah namazına camiye gidin veyahut da sabah namazını evde kılıyorsanız çıkın. Ben gördüğüm resimleri size aktarayım. Küçücük çocuk daha belli 3,5-4 yaşında. Annesi sarmış sarmalamış onu komple. kucağında bir yere bırakacak onu. Oraya götürüyor. Şimdi sabah namazı vakti 7'ye 10 kala.
Namazı kıldın çıktın 7'ye 10 geçe 7'ye 5 geçe 7'ye 20 geçe dün sabah namaz vaktinde 2 dereceydi soğukluk. 2 derecede 4 yaşındaki çocuğu sarıp sarmalayıp annesinden ayırıyorsun. Sicecik yatağından ayırıyorsun. 4 yaşındaki çocuk Kur'an kursuna gitmiyor. İmam-ı Azam 4 yaşında hafız oldu. Bu çocuk Kur'an kursuna gitmiyor. Bu çocuk kreşe gidiyor. Bütün kreşleri alt alta üst üste toplayacaksınız bir anne göğsünün şefkatini ve merhametini veremeyeceğini görürsünüz.
İslam çocuk babaya ait demesine rağmen der ki anne çocuğuma bakarım ben diyorsa iaşesi ve masrafı babaya ait olmak şartıyla akıl bali oluncaya kadar çocuğu anneye verir. Akıl bali oluncaya kadar. Nasıl yürüyorsunuz çocuklar arasınıza? Hani esirler alınmıştı ya esirler alındığında bir kadın esirlerin içerisinde feryat figan ediyordu. Allah Resulü dedi ki bu kadın neden feryat figan ediyor? Sorun. Dediler ki sordular dediler ki ya Resulallah çocuğundan ayrı düşmüş. Esir çocuğundan ayrı düşmüş. Dedi ki hemen çocuğunu ona verin.
Çocuğunu ona verin hemen. Biz şimdi çocuklarımızı kendimiz ayırıyoruz. Nereye? Gitti kreşe 4 yaşındaki çocuk 5 yaşında çocuk kreşe anaokuluna gitti. 6 yaşında daha çocuk donunu toplayamıyor ilkokula gitti. İlkokula gitti. Ayırdınız çocuğu anneden. Ayırdınız. O çocuk anne sevgisi görmedi. Anne şefkati görmedi. Parantez açalım. Bir erkek Hanefi'ye göre söylüyorum. Bir erkek evinin iaşesini kadının iaşesini doğacak olan çocuğun iaşesini ve yetişmesini sağlayamayacaksa ona evlenmek barz değil.
Ona evlenmek vacip de değil. Ona evlenmek nafile. O da bunu evlenecek olduğu kadına söyleyecek. Ben sana bakamam. Ben doğacak olan çocuğa da bakamam. Bu şartlarda benimle evleneceksen yani sen bakacaksan kendi kendine doğacak olan çocuğa da sen bakacaksan ben seninle evlenirim.
Tırnağı kapattım. Bu şartlarda evlenen adam diyor. Şimdi ne oldu? Evlenen insanlar ikisi de çalışmak zorunda. Global sistem ikisini de bunda birisini ayıplamak için söylemiyorum. Global sistem eşlerin ikisinin de çalışmasını istiyor. En kötü evi Bursa'da 15 bin lira kirası asgari ücret 22 bin lira mı oldu? 22 bin lira oldu. Ben kendimle alakalı biliyorum. Ben 15 bin 100 lirama 15 bin 100 kusur lira emekli maaş alıyorum. Şimdi ne kadar olacak bilmiyorum. Yani normalde kirada oturmuş olsam 15 bin lira benim kiraya gitti. Eğer tek emekli maaşına bakacak olursam ben geçinmem mümkün değil.
Bitti. Bugün fabrikada çalışan kimseler 25-30 bin lira maaş alıyordur. Daha fazla alan zordur. Şimdi birilerine sorsam buradan abes kaçacak diye sormuyorum. Dün mü sormuştum bugün mü sormuştum ne kadar olacak maaşın dedim 60 kusur dedim. Kaç yıllık memursun? 30 bitti efendim. 30 bitmiş. 30 yıllık memur 60 kusur lira maaş alacak. Özür dilerim efendim şeyi farkı var. Benim şeyimde altında 40-45 arası. Senin altındakiler 40-45 sen müdür olduğundan öylesin. Evet. 40 lira maaş alacak. 40 da kocası veya karısı alacak 80 lira.
20 lira ayı kirasına gitti. 10 lira doğalgazı elektriği suyu 30 lira gitti. Kaldı 50 lira. 20 lira da mutfağına gitti. Kaldı 30 lira. 30 lirayla 3 tane çocuk bakacak öyle mi? Okutacak. Üniversite okutacak. Onun önüne iş kuracak. Doğru mu? Doğru. Yapamaz. Bir de ev taksidine girecek. Hiç yapamaz. Bir de şimdi herkes de moda oldu. Araba alacak herkes. Arabası olmasın mı onun? Sonra arabası olmayınca üniversite sınavına da gidemez o kimse. Ehliyet olmayınca araba olmayınca sınava da gidemiyor. Bir yere de gidemiyor. Çalışmaya da gidemiyor. Araba yok. Nasıl gitsin şimdi o?
Arabasız buradan bilmem neredeki sanayideki bir iş yerine bir genç delikanlı nasıl gitsin? Gidemiyor. Herkes de araba var çünkü. Bir de araba alacak. Mümkün değil. Şimdi meseleyi toparladığımızda kardeş bizim geçimimiz İslami standartların altında. İslami standartların altında. Toplumun %70'inin geçimi İslami standartlarda değil. Toplumun %50'si 60'ı gençler olarak 50'si 60'ı Hanefi fıkhına göre evlenebilecek noktada değil. Toplumun %50'si 60'ı evli olanların Hanefi fıkhına göre evleri oturabilecek kapasitede değil.
İslam bize lüks hayat değil. İnsani bir hayat sürmemizi öneriyor. İki çocuk var. Oğlan ve kız. Birkaç yıl sonra oğlanı ayrı kızı ayrı oda vereceksin. Doğru mu? Etti. İki oda. Bir de kendisine yatak odası olacak. Etti. Üç oda. Sonra kadınlar ve erkekler haramlık selamlık yaşayacaklar. İki de salon lazım ona. misafirin yatacak yeri yok. Bir tane de misafirin yatacak yeri olacak olursa Gürkan'a dört yatak odalı iki salonlu ev lazım. Vasat. İslami vasat. Eğer üç oda iki salonlu evse Gürkan'ın annesi babası oğlanın annesi babası dahi o evde kalamaz.
Misafir olarak kalamaz. bu ev misafir edinmeye, misafirin kalmaya dini olarak uygun değil. Çünkü misafir de gelecekse misafir odasının banyosu olacak içinde tuvaleti olacak. Kız çocuğunun yatak odasında banyosu olacak, tuvaleti olacak. Erkek çocuğun banyosu olacak, yatak odasında tuvaleti olacak. Kendi yatak odasında da banyo ve tuvalet olacak. bana söyler misiniz hanginizin evi böyle ben işlerinizden bildik olduklarından diyorum ki burada böyle bir eve sahibi olan üç dört kişi var diyor. Bakın burada benim bildiklerim var, benim bildiklerim burada on kişi değil. Hani evine girdiklerimi biliyorum. Evine girdiklerimi biliyorum burada on kişi değil onlarla.
Peki nasıl evlenecek bu insanlar? Bu evliliği yapacak, nasıl İslami terbiyede çocuk yetiştirecek? başlangıçta kaybediyoruz. En başında kaybediyoruz bizi. Şimdi mesela ben arkadaşlara diyorum arkadaşlar hani derviş bir kimseyle evlenin. Sebep ya senin kahrını çekecek olan derviş yine bile bile yaşayacak çünkü onu.
Ama bizim bazen erkek kardeşler bilhassa dervişten uzak duruyor. Bazen de bayan kardeşler yani dervişin işte armudun sapı vardı, üzümün çöpü vardı diyor. Ben kendi içimden diyorum ki sufiler rahat bir sufilik yaşayabilecekleri bir evliliği bir evlilik yapmayı kendilerine uygun görmüyorsa kim uygun görecek? Görmeyecek kimse. Heva hevesine kurban ediyoruz biz. Bu sefer insanlar çocuk yetiştiremez. O çocuğunu Kur'an sünnet dairesinde büyütemez. Kur'an sünnet dairesinde o çocukla ilgilenemez. Etraf şimdi ben 63-64 yaşındayım. Şimdi benim geldiğim yer medrese değil.
Benim geldiğim yer tarikat değil. Benim geldiğim yer bunu defalarca söylemişimdir. Ben gayrimeşru bir hayatın içinden geldim. Ve dünya üzerinde sistem gayrimeşruluğun üzerine kurulu. Haramın üzerine kurulu. Anne babalar İslami tırnak içerisinde duruşmuş gibi sergilerlerken çocuklarını deccaliyetin eline oyuncak olarak veriyor. Anne baba mütedeyyin tabirimi hoş görün hiç hoşlanmadığım bir tabirdir. Anne baba muhafazakar hiç hoşlanmadığım tabirdir.
İslam muhafazakar değildir. İslam mütedeyin değildir. İslam muhafazakar değildir. Biz Hristiyan değiliz. Muhafazakar olalım. Biz Yahudi de değildir. Muhafazakar olalım. Bizim dinimiz kendini yenileyen bir dindir. Muhafazakarlık yoktur. Bakın muhafazakarlık İslam'da yoktur. İslam çünkü müteşabih ayetleriyle devamlı kendini yeniler. Hukuk sabittir İslam'da. Sabit olan hukuktur. Sabit olan farz ibadetlerdir. Algı anlayış devamlı kendisini yenilemesi gerekir. O yüzden muhafazakarlık yoktur. Bugün bir kardeş bir tefsirden bir pasaj okudu gündüz sohbetinde.
Dedim yok buradan kadereycilik anlaşılır dedim. Hani ilk ruhların yaratılışlığıyla alakalı bir bayis okudu. İsmail Hakkı Bursevi'den dedim burada böyle anlaşılır. Sebep yani o günkü anlayış onu kabul edebilir. Kaderi'yi bilmiyordu. İnsanlar Cebriye'yi bilmiyordu. Şimdi Cebriye'yi biliyor. Kaderi'yi biliyor. Veyahut da benim anlama kafirli yazılmış diyor. Çıkıyor işin içinden. Az önceki kader bahsinde olduğu gibi. Onun da mesela kaderi algılarken Allah'ın yaratılış kaderi olarak değil yazış kaderi olarak insanın üzerindeki kaderi olarak algıladı. Bunun gibi şimdi ama bugünkü toplum bu manada çocuklarını İslam üzerine yetiştirmesi mümkün değil. Yani İslam üzerine yetişmiş, imam hatip bitirmiş, ilahiyat bitirmiş bir kadın çoluk çocuğa karışmış gelmiş 35 yaşına başını açmayı düşünüyor.
Sebep çünkü toplum baskısı iş baskısı ekonomik baskı onu o tarafa doğru sevk ediyor. Çünkü çalışmış olduğu kurumda çalışmış olduğu kurumda kendisi İslamiymiş gibi görünen müdür veya amir orasını burasını açan memura şehrlik veriyor. Kendisine yalakalık yapan, kendisine yalamalık yapan kimseye şehrlik vereceğim diye uğraşıyor. O da yazıyor kadıncağız bana. ne yazık ki bizim müdürümüz kısa iteklilerden hoşlanıyor diyor. Ben bilmem kaç yıllık burada çalışıyorum şehrlik benim hakkım olmasına rağmen bana vermiyor diyor. Bir de sen neden sana bunu vermiyorum biliyorsun. Sen bir türlü şu örtüden kurtulamadın diyormuş. Şimdi ben sohbetlerde 28 Şubat devam ediyor deyince kızıyorlar bana.
Sen diyorlar AK Parti düşmansın. Kardeş ben kimseye düşman değilim. Ben Kur'an ve sünnetin dışındaki her şeye düşmanım. Kur'an ve sünnetin dışındaysa düşmanım ben ona. Ama hala da Müslümanlar bir baskı altındaysa ve Müslümanlar bu konuda taciz ediliyorsa Müslümanlar tahkir ediliyorsa o zaman değişen bir şey yok demek ki. Bunları toparladığımızda bu sefer o çocuğun dini olarak yetişmesi çok zor. Gerçekten bugünkü anne ve babaların en büyük imtihanları çocukları. Ve ben hiçbir anne babaya kabahat bulmuyorum. Şimdi burasını da koyayım kenara. Güç yetiremiyor anne babalar çocuklarına şu anda.
Ciddi güç yetiremiyorlar. Ben şimdi kimseyi utandırmak istemem. Sen buradasın oğlun nerede? Gittiğin yol mu yanlış? Değil. Oğlun burada değilse ya sen yanlışsın ya da çocuğun yanlış yerde. Çok açık bakın. Bugün biz dahi kendi kardeşlerimiz olarak İslami standartlara uygun düğün yapamıyoruz. İslami standartlara uygun bir eğlence kınadır ne bileyim erkek yapamıyoruz. Hangi oğlunu kızını evlendirecek olan cesaretle bunu yapabilir? Bayrağı dikmesi lazım. İyi o nur dikti.
İyi kaç kişi dikecek? Ne hak edecek şimdi benim ekmeğimle ne olacak? Bakın bizim önümüzde koydukları adettir gelenektir görenektir dediğimiz şeylerin hiçbirisi de İslami bu toprakların kültürü değil. Beyaz gelinlik nereden geldi ya? Hadi şimdi evlenecek olan bir kıza diyeceksin ki beyaz gelinlik giymeyeceksin. Dergahın içinden bir tane bayan çıktı. Kim? Gözde. İsim olarak vereceğim şimdi.
İkincisi çıkmadı da. Ya da ben görmedim. Her düğüne gidemedim gibi. Bakın ben 36-37 yıldır 38 yıldır sohbet ediyorum ve ben İslam olduğumdan çok kısa bir süre sonra dergaha girdim. Ben Şeyh Efendi'nin kendi şeyhlinin döneminin ilk zakiriyim. İlk nakibiyim. İlk nakib-i nükabbasıyım. Hatta daha ilerisini söyleyeyim mi? İlk halifesiyim. Adı konulmamış olarak. Bana söyler misiniz? Kimseyi zan altında tutmak için söylemiyorum. Hangi kız şimdi ben gelinlik giymeyeceğim İslami ve bu toprakların kültürüne göre evleneceğim diyecek.
Önce çok dindar görünen anne baba fırlayacak. Bizim çevremiz var, etrafımız var. biz millete ne diyeceğiz? Bunu diyecekler mi? Diyecekler. Bir genç erkek kız istemeye gidecek, görüşme yapacak kızla. Sünnette var. Diyecek ki evlenecek olduğu kimseye ben beyaz gelinlik yapmam, ben düğün yaparsam Kur'an ve sünnete göre düğün yaparım, ben her şeyi Kur'an ve sünnet çerçevesinde yaparım, bana batıdan gelen hiçbir şeyi konuşmaz, söyleme, yapmam diyecek. Ben şimdi kendi hayatımı anlatmak için söylemiyorum, örnekliyorum.
Aslında farkında değil insanlar. Diyorum ki ben bir kızla görüşmeye gittim, evlilikle alakalı. Şeyh efendi, evlen Allah, evlen, evlen Allah, evlen, iyi evleneyim dedim ya. Böyle orman işletmesine camdan bakıyorum, bizim eski ülkücü arkadaşlardan bir çocuğun kayınvalidesiyle bir kız orada, örtülü böyle bir tek gözleri açık. çarşaflı, bizim bir arkadaş var, onun çocuklarını çocuk bahçesinde oynatıyorlar. Dedim, evlen, bana şimdi annem bir taraftan, sülale annemin sülalesi bir taraftan, babamın kalan sülalesi bir taraftan. Herkes kafayı bana takmış vaziyette. 15 yaşından beri herkes beni evlendireceğim diye uğraşıyor. Yunanistan'dan dedemin bir akrabası geldi, evlendirecekler.
Kız geldi oraya, benden birkaç yaş büyü. kızcağız da ümit ediyor, dede ağaçtan gelmiş, bundan sonra böyle hani beni evlendirmeye takmış kafalı herkes dedim ya içimden. Herkes dedim beni evlendirmeye takmış. Herkes de benimle evlenmeye de takmış. Bir de benim de özgüven patlaması var. Herkes peşimden koşuyor. Bir tane, iki tane değil ki. Seçmeyen al. İyi. Ben dedim şunu alayım dedim, bitsin bu mesele dedim ya. Kim olursa olsun evlenmiş olmak için evleneceğim. Neyse, arkadaşa dedim söyle, ben dedim evlilik için onunla görüşmeye gideceğim. Tamam, onlar istihare yapmışlar. İstiharelerinde demişler ki, beşinci makamda gelecek olan kimse olur makamı. Beşinci makam, olur makamı.
Rüyasını da öyle görmüş kız. Beşinci makamda olur makamı. Onlar razıdılar zaten. Ben gittim, selamün aleyküm aleyküm selam. Dedim, ben tahtanın üzerinde yaşıyorum. dedim, bir tane çay demliğim var ondan sonra. Yerde dedim, bir tane çaputtan örme, babaannemden kalma kelim var. Bir tane dedim, babaannemden kalma saman, minder var. Yine babaannemden kalma dedim, bir tane saman, yastık var. Yine babaannemden kalma bir tane yorganım var ondan sonra. Dedim, bir tane kitaplığım var, içi kitap dolu. bir tane piknik tüpüm var, o da annemin dedim. Kavga edince piknik tüpü bir annemin kapısının önüne geliyor, bir bizim kapının önüne geliyor, benim kapının önüne geliyor.
Ben dedim, yalnız yaşıyorum. Dedim, başka benim hiçbir eşyam yok. Benden düğün isteyeceksen, yok işte nişan isteyeceksen, altın, salkın, talkın, bunları isteyeceksen, selamün aleyküm. Ben gidiyorum, dönüyorum. Ben böyle dedim, tığ taber, şahmaran bir adamım. Kur'an ve sünnetten başka hiçbir şey tanımam. Kur'an ve sünnet ne emrediyorsa onu yaşarım. Hiç dedim, kimsenin gözünün yaşına bakmam. Bu şartlarda evleniyorsan, ben evlenmeye hazırım. Benim şeyhim var, Nevşehir'de. Ondan görüşmeye izin aldım, girendim, görüştüm. He dersen, ona tekrar soracağım. Ben böyle böyle dedim diyeceğim. Allah affetsin, böyle kendimi yüksekte tutmak için değil, ben böyle oturuyorum koltukta.
Böyle baktı, baktı, baktı. Benim için her şey tamam dedi. İçimden dedim ki, ya ne diyeceksin ki daha başka? Gelmiş Mustafa Özbağ. Böyle bir özgüven var ya. Gitti, içeride annesi oradan, perdenin kenarından bakıyor, benim görmediğimi zannediyor. Dinliyor oradan. İçimden dedim ki, perde gerisindeki, dedim politbüroya gitti şimdi dedim. Gitti pıs pıs pıs konuştuk. Geldi, annem diyor ki dedi, hani bir yatak odası da alamaz mı? Ben dedim, Türkçe konuştuğumu zannediyorum. Dedim, niye yatak odası? Tahtanın üzerine evleneceksin dedim. Bildiğin tahta dedim, beşinci elemen. Böyle baktı, tekrar gideyim dedi anneme söyleyeyim.
Ben tabii böyle değilim o zaman. Zıpkın gibi delikanlıyım. İsmail'den yakışıklıyım o zaman, çok yakışıklıyım. Gitti, tekrar görüştü. Kadın ya işte, kadın her yerde kadın. İki tane çek yattı mı alamaz demiş. Dedim ya siz ne diyorsunuz? Ben gidiyorum. Yok, kal, dur, otur. İyi. Tamam, bizden tamam her şey. Evet, gidip babasından iste. Dedim, istemeye benim müsaadem yok. Ben görüşmeye geldim. ben şeyhimden görüşmek için izin aldım. İstemek için değil. Şeyhin nerede? Nevşehir'de. Ara dediler buradan telefon, aradım hacı anne çıktı.
Selamun aleyküm aleyküm selam. Hacı anne, babayla görüşecektim. Önemli bir şeydi dedim ben. Oğlum Sivas'a gitti dedi. Pek hacı anne, selamun aleyküm aleyküm selam. Kapattım telefonu. Dedim, Sivas'a gitmiş. Dedim, bulmak, yakalamak biraz zor. O zaman cep telefonu filan da yok. Dedim, görüşmeden bir şey değil. O zaman babasıyla tanıştı. tanışayım. Gittim. Babası karayollarında şoför. Karayolların yemekhanesine bir girdim ben. Bütün herkes bir döndü bana baktı. Ondan sonra birisi böyle karşıdan çıktı. Dedim, bu adam selamun aleyküm ben Mustafa Özbağ dedim. Evet siz miydiniz? Benim dedim. Direkt ama ona. Allah isabet ettirecek ya. Oturduk yemek yiyin, yemeyeceğiz.
Çay içelim. Dedim, geldim kızınızla görüştüm, konuştum. Ondan sonra benim şartlarımı kabul etti. Ben Neyşeli Abdullah Gürbüz Efendi'nin müridiyim. Ben sadece bakmaya, görüşmeye müsaade istedim. İstemeye değil. O yüzden Allah'ın emrini koyamıyorum size. Derseniz ki bu cesareti nereden aldın? Benim pirim Hz. Ali Radiyallahu anh Hazretleri o kendi işini kendisi gördü dedim. Ben de kendi işimi kendim görüyorum dedim. Benim dedim pir efendilerinden pirim Abdülkadir Geylan Hazretleri dersen ki dedim hani bu cesareti nereden alıyorsun? İkinci cesareti aldım yer orası. Benim dedim şeyhim Neyşeli Abdullah Gürbüz Efendi anlattım.
Böyle adam maşallah dedi. Ondan sonra kalktık böyle bir gözlerinden öpebilir miyim dedi. Öpemezsin dedim. Kaldı benim gözümden öpecek olan can teslim eder dedim. Bir cana göz öptürürüm ben dedim. Adam ne dediğimi de anlamadı. Kaldı dedi ki ne zaman hani müsaade istedin kız senindir dedi. Allah razı olsun. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam döndük. Bakın şunu anlatmak için söyledim. Kendim ümmet etmek için değil. Sadece Kur'an ve sünnet tanırım dedim. Başka hiçbir şey tanımam dedim. Başka hiçbir şey tanımam dedim. Şeyh Efendi Sivas'tan bindi geldi İzmir'e dolanıyoruz şeyde Kıra sokaklarında iki aşık gibi baş başayız yanımızda hiç kimse yok.
O zaman böyle bir sakallının yanında dolaşmak cesaret istiyor. Evet cesaret istiyor. Koca koca dervişler bizi gördüklerinde böyle uzaktan selam veriyorlar. Yan yana dolaşamıyor hiç kimse. Biz o günlerden geldik. Şeyh Efendi'yi açtım muhabbeti böyle böyle böyle böyle efendim. Neresini gördün Mustafa Efendi dedi. Hani görüştük deyince neyini gördün Mustafa Efendi dedi. Efendim bir tek gözlerini gördüm dedi. Bir tek gözlerini gördüm. Kalsın bu iş dedi. Emredersiniz efendim bitti. Aynı gün ben bizim arkadaşa dedim ki Şeyh Efendi kalsın dedi. Dedim kaldı bu iş dedi. Kızcağız tabii perişan etmiş kendini yemekten içmekten kesilmiş kilo vermiş bir haftada 10 kilo 15 kilo.
bir daha dediler bana ya Şeyh Efendi'ye bunu söylesen. Dedim onun olmaz dediğine ben dedim ağzımı açıp bir daha bu konuyu söylemem bile. Sonra kızcağız geldi bayındıra filan bir şeyler bahane ettiler filan. Dedim yok bitti. Şeyhim olmaz dedi dedim. Yapacak bir şey yok. Şimdi bir genç evlenecek. Öyle ya. Herhangi bir genç evlenecek. gidecek şimdi diyecek ki kıza Kur'an ve sünnetten başka bir şey tanıma. Temeli böyle atacak. Veya bir genç kız diyecek ki evlenecek olduğu erkeğe. Kur'an ve sünnetten başka bir şey tanıma. Çocuğunun Kur'an ve sünnete uygun büyümesini istiyorsan temeli sağlamaz.
Temeli sağlamaz. Bana söyler misiniz şimdi hiç kimseyi utandırmak derdim değil. Ya millet düğün yapıyor şimdi. Daha damat kızı öpmeden takı takanlar öpüyor ya. Bunu yıllar önce Karabaşı Veli'de sohbet ettiğimde çok alındı insanlar. Bana dediler ya bu sana yakışmadı. Ya ne demek yakışmadı ya? Senin evlenecek olduğun kızı senden önce başkası öpüyor yakışıyor da bunu dile getiren mi yakıştırmıyor bunu? Sen evleneceksin daha sen öpmeden gelecek adam bir yüz lira takacak öpecek gelini. Öyle mi?
O adam da namus abidesi kesilecek bana. Öyle mi? Ben bayındırlıyım. Kimsenin aklına gelmeyen benim aklıma gelir. Kimsenin düşünmediğini ben düşünürüm. E şimdi geceleri eşimde hiçbir anne babayı suçlamıyorum. Herkesin evladı imtihanıdır çünkü. Ben sizi anne babalarınızla eşlerinizle çocuklarınızla mallarınızla canlarınızla imtihan eder. İmtihanıdır çocuk anne babanın. Çocuk için de anne baba imtihanıdır. İyi şimdi biz bu ortamda biz çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz?
Temeli sağlamatacağız. Çalışacağız erkekler için söylüyoruz. Gayret edeceğiz. ve biz aslında kendimize torunlara nine alıyoruz erkekler olarak. Kadınlar torunlarına dede seçiyor. Kadınlar torunlarına dede seçiyor. Bana söyler misiniz? Nasıl bir kimse ninesi olmanızı isterdi? Yani siz nasıl bir ninenin elinde yetişmek isterdiniz? Şöyle bir nine profili. Harika Kur'an-ı Kerim okuyor. İslam ahlakıyla ahlaklanmış. Çocuklarına ve torunlarına İslam ahlakından örnekler veriyor. Harika bir dede. Çocuklarına müşfik davranıyor, şefkatli davranıyor ve İslam ahlakından onlara örnekler veriyor.
Böyle bir dede ve ninenin elinde yetişmek istemez mi bir çocuk? Yetişmek ister. Bir baba düşünün. Evde küfretmeyen, hakaret etmeyen, çocuklarını dövmeyen, sövmeyen, çocuklarına Kur'an ve sünneti aşılamak için, Kur'an ve sünnet tarihisini yetiştirmek için çaba sarf eden bir baba düşünün. Öyle bir babanın elinde çocuk olmaz mı? Olur. Bak evlenecek şimdi Şahin. Babası en eski dervişlerden birisi. Annesiyle falan. Çıkan sonuç bu. Ahmet Şahin'in oğlu.
Kalk oğlum. Kaç yaşında semaya başladın? On yaşında. Ali Şah'ın yeğeni. Ali kalk ayak. Ahmet senden önce mi sen ondan önce? İlk ben aldım efendim. İlk sen aldın. Sonra mı Ahmet aldın? Sonra Ahmet aldın. Sonra Ahmet aldı. Evet. İlk sen aldın. Kaç yıllık dervişsin? 16 yaşında başladım. 94 efendim. 94'ten beri dervişsin. 31 yıl olmuş. 31 yıl olmuş. Ahmet senelinde o kadar kadardır. Doğru mu? Arkanda abi. Kaç yıl oldu Ahmet? 32 sene oldu. Bakın normalde şimdi örnek diyorum. Ta Şeyh Efendi'den kalma. Onlar. Şimdi 32 yıldır dervişler. Ahmet'in de Ali'nin de hanımları da derviş.
Bakın örnek aile olarak söyleyeceğim. Allah nazardan saklasın. Her ikisinin de çocukları derviş. Her ikisinin de çocukları dergahta büyüdü. Bütün çocuklar. Şimdi 30 yıldan beri ne Ahmet'e ne Ali'ye birisi kalkıp da bunların gözlerinin üstünde kaşı var diyemez. Diyenin dili kopar. Bakın diyenin dili kopar. Örnek. Bakın örnek. Demek ki anne baba düzgün ise ve anne baba çocuğuna düzgün eğitim veriyorsa ve anne baba çocuğunu gözünün önden ayırmıyorsa çocuk başka yere gitmiyor. Çocuk başka yere gitmiyor.
Oturun Allah razı hakkınızı helal o zaman çocuk yetiştirirken temel sağlam olacak. Temel sağlam olacak. Tabii Ali'de bir tane daha oğlan kardeş var değil mi Ali? O nerede? Bak o da orada. Evet. O da sen Ahmet'ten sonra mısın? Sen önce Ahmet'ten sonrasın. O da derviş. Onun da çoluğu çocuğu derviş. Otur Allah razı olsun inşallah. Bir kişi derviş oluyor. Bütün aile derviş oluyor. Ondan sonra çocuklar da dergat yetişiyor. ve çocuklar da dergahta kalıyor. Demek ki temel sağlam olacak ve anne baba düzgün annelik babalık yapacak. Çocuklarını elinden tutacak. Götürecek olduğu yere götürecek.
O zaman İslam bu. O zaman işte çocuklar anne babaya herhangi bir şey söylemiyorlar. Anne babanın çizgisinde gidiyorlar. Hayatları ayrı bir düzlemde sistemde gidiyor. E şimdi tabi heva heves giriyor işin içerisine. Nefis giriyor. Ortamdan etkilenmek giriyor. Ortamdan etraftan etkileniyor çocuklar. Okuldan etkileniyorlar. Üniversiteden etkileniyorlar. Çocuklar bozuluyor. Hele bir de evlilikte de Kur'an ve sünnete uygun bir eş seçimi yapamadılarsa yandı keten elva. Ya da erkek olarak Kur'an ve sünnete uygun hani örnekliyorum kızın bazı eksiklikleri olabilir ama erkek o eksiklikleri evlendikten sonra tamamlatabiliyorsa nur a la nur.
Bir sıkıntı yok. Ama öbür türlü sıkıntı büyük ve toplumda da sıkıntı büyümeye devam ediyor. El-Fatiha. Hemen selam. Amin. Bu gece de böyleymiş. Aklılarınızı helal edin. Bizden yanı da helal olsun. Telegramdakiler Allah'a emanet olun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi