Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 17 Aralık 2018 · 1:20:21
Selamun aleyküm, Allah'ın gecenizi öylesin inşallah. Onlar burada kura koyusunlar da, ben sizinlerle halleşeyim biraz. Arada boşluktan kalmasın yine de ayakta. Yaklaşın bakalım birbirimize boşluktan doldurun. Boşluğa kalmasın, ayakta da kimse kalmasın. Burası bizim ilk gözü ağrımız. Burada biz çok böyle ayrı bir program yaptık. Burası bizim kendi yerimiz gibi.
O yüzden buraya biraz aşinayız. Böyle her şey elimizin altında gibi. Her şey böyle sanki kontrolümüzün altında gibi. Hoş geldiniz. Başkanım değil misiniz? Seyindir misiniz inşallah. Tamaklarınız. Tabi izin etmişsin hepimiz de her şey denince. O yüzden buraya gelirken koşu koşu gidiyoruz. Severek gidiyoruz. Muhabbetle gidiyoruz. Allah hepinizden de razı olsun inşallah. Bizim burada toplayanı bir düşündüğümüz de muhteşem bir şey. 850 yıl geçmiş. 850 yıl geçtikten sonra hala da nefesi kulaklarımızda muhabbeti gördüğümüzde devam eden Hz. Mevlana Celalettin Rumi Hazretleri. İnsanlar vardır. Gelir geçerler, unuturlar. Dünyadan nice krallar, nice kraliçeler geçmiş. Nice büyük insanlar gelmiş, geçmiş. Nice büyük devletler geçmiş. Topraklara hükmeden, kıtalara hükmeden.
Yıkılıp gitmişler. Değişmişler. Nerede Nafariyon'da ufak? Nerede Hikler? Nerede Musulimi? Deriye doğru gittiğimizde hani Atil'de baktığımızda hoş bir seda bırakan, hoş bir nefes bırakan büyük insan. Bu toprakları da bu büyük insanlar yorulmuşlar. Düşünebiliyor musunuz o Selçuklu'nun son dönemin her yerde bir keşif keşif var, her yerde sıkıntı var, her yerde problem var.
Bugünkü gibi Orta Doğu kaynıyor. Bugünkü gibi Orta Asya kaynıyor. Bugünkü gibi döndüğümüzde Anadolu'nun batı tarafı kaynıyor. Her yerin kaynadığı, her yerde ümitsizlik, kaos, kan, açlık, yokluk, perperişanlık, zulüm, adaletsizlik, hukuksuzluk, coğrafyanın tamamı perperişan. Öyle bir zamanda araları çok az. Üç büyük insan çıkıyor. Bunlar Horasan'dan terbiyeyi almışlar.
Ahmet Yesevi'den Horasan terbiyesi. Yani Hazreti Hüseyin terbiyesi. Yani Hazreti Muhammed Mustafa terbiyesi. Dogmatik değil, heva heves değil. Çok özür dilerim. Bu benim aklıma göre böyle değil. Dilek dinin özünü almış. Demişler ki, candan da içeri can var. Demişler ki, içten de içeri iç var.
Manadan içeri mana var. İçsel yürüyüş yapmışlar. O içsel yürüyüşleriyle zaten kâmil olmuşlar. İnsan olmuşlar. Adem olmuşlar. Asıl ademiyet vassını kazanmışlar. O içsel yürüyüşleriyle yapmışlar. Dışsal değil. Görüntülerini düzeltmemişler bizim gibi. Bizim gibi üzerlerine bir kova boya sürmemişler. Bizim gibi içi başka, dışı başka değiller. Ya, olduğun gibi görün. Göründüğün gibi ol. Üzerlerine tecelli ettirmişler. Göründükleri gibi oldu. Hani kadının birisi demiş ya, o büyük imam, imam azama.
Bu imam yaksının adresiyle sabah namazını kılıyor diye. Sırf o kapının zanlı üzerine kırk yıl, kırk yıl, dört gün değil, dört ay değil, kırk ay değil, kırk yıl yaksının adresiyle sabah namazını kılmış imam azama. Ya, göründüğün gibi ol. Ya, olduğun gibi görün. Distur bu. İşte o büyük insan. Üç tane. Birisi Hazreti Mevlana Celaleti'nin Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli, ondan sonra gelen, Koca Yuruz, Haysi Celserler var. Hacı Bektaş-ı Veli Türkçe konuşmuş.
Şiirler, değişler okumuşlar. O zaman da Hacı Bektaş-ı Veli'nin küfrüne fetva vermişler. O zaman da Hazreti Mevlana Celaleti'ne fetva vermişler. Ortak özellik, üçünün birleştiği yer, üçünün zirve yaktığı nokta. Allah'ı şedid bir sevgiyle severler.
Allah'ı şedid bir sevgiyle sevmek. Sizler beni, annenizden, babanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan daha fazla sevmedikçe imanınız kemale ermez diyen Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın salallahu ve sellem. Bu müthiş hitamına uymuşlar.
Siz nazınıza namak, siz zekatınıza zekat. Yok işte şunlar bunlar yapmakla değil. Ya her şeyden fazla sevmedikçe, kıymetli dostlar, şimdi bize sadece namak var. Saadet ol, şimdi bize diyor bir kediyi besledin oldu mesela.
Bir köpeği besledin oldu mesela. Allah müthiş ya. Aşık gel.
Kadına aşık olsun. İsterse erkeğe aşık olsun. Bana aşık gel. Ya nasıl? Bas ver. Benim derdim ancak bu olmaz. Gerçekten aşık. Hani Hazreti Mevlana Celal-i Tunurma Hazretleri diyor. Dil taşından ayrı düşer. Dil taşından ayrı düşer. Kiminle sohbet eder ki? Allah'a aşık olmayan. Resuluna aşık olmayan. Bir insanı sevemeyen. Neyi sevebilir ki? İşte bu üçüncü. Yaratıdanın ses. Yaratandan. Üçünün ortak özelliği. Yaratıdanı severiz. Yaratandan ötürü kimin sözü? Büyük yurlusu sözü. İkincisi Hacı Bektaş Beyli Hazretleri. İmanı kemale er.
Kimse 72,5 milletle dost olur. Hazreti Mevlana'dan. Evlat. Biz permügelin ikisi yürü ucu gidiyoruz. Bir ayağımız şeriat-ı muhabbetliyede. 72,5 milletle dostlar. Anadolu'da bir sevgi medeniyeti kuruldu. Anadolu'da bir muhabbet medeniyeti kuruldu. Anadolu'da bir hoşgörü medeniyeti kuruldu. Anadolu'da yandaki komşunun dini sorulmazdı. Anadolu'daki insanlar yandaki kimsenin mezhebini, meşrebini sormazdı. Bu bir sufi öğretisidir. Bir kimseye hangi tarikata bağlılsın diye sormak edep dışıdır. Bir kimseye senin şeyhin kim diye sormak edep dışıdır.
Kimsenin dinini sormak edep dışıdır. Bir kimsenin mezhebini, meşrebini, hırkını, rengini sormak edep dışıdır. Bomba bağlayıp camide Allahu Ekber diye patlatma haline geldik. Bunun adı ne? İslam. Bizi hep bu gavurlar yaptı. Biz birbirimizi yaptık canım kardeşim. Sen bir olsaydın gavur senin başına bombayı aldığın mıydı? Sen kenetlenseydin kimsenin yıkabilirdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine'yi münevvereye hicret ettiğinde Hristiyanları Medine'den sürüp çıkardılar. Yahudilerin Medine'den sürüp çıkardılar ki Kuşma gider.
Geldi Necran'la Hristiyanlar din tartışıyorlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde diyorlar ki Sen peygamber değilsin. Düşünebiliyor musunuz? Bunu tartışıyorlar. Bir gün, iki gün diyorlar. Diyorlar ki, ey Muhammed biz ibadet edeceğiz. Bize ibadet yeri göster. Hemen mescidine göndürüyor. Diyor ki mescitte ibadet edebilirsiniz. Mescitte ibadet edebilirsiniz. Necran'la Hristiyanlar gidiyorlar. Hz. Muhammed Mustafa'nın mescidinde ibadet ediyorlar. Kendi ayinlerini yapıyorlar. Bir camide bomba patlatıyorsun. Amerika bombalıyor, yetmiyor. Fransızlar bombaladı, İngilizler bombaladı, İtalyanlar bombaladı.
Önce Amerika'lılar bombaladı. Suriye, Irak, yerle yeksan ettiler. Öyle değil mi? Yetmedi. Bir de orada bir öbür oluşturttular. Neymiş? İslam'mış onlar. Onlar yetmedi. Kimseler camileri bombaladılar. Ne farkı kaldı? Söyler misiniz ne farkı kaldı? Bu hale geldik. Hoşgörümüzü kaybettik. Buna geçtik. Neye ne dalga geçtik? Hz. Mevlana'nın yaptığıyla dalga geçtik. Hani Hz. Mevlana Celal Demut Hazretleri yolda giderken. Hani hafif meşref bir tanınmış kadın. Bir köyce onunla alaybari yapmak için önünde eğildi.
Hz. Mevlana da eğildi. Biraz daha eğildi o. O ondan biraz daha fazla eğildi. O biraz daha eğildi. O ondan daha fazla eğildi. O tam secdeye gidecek de Hz. Mevlana'nın secdeye gitti. Celal Demut başladı ağlamaya. Etrafındaki erkekler secdeye gittiler. Başladılar ağlamaya. Herkesi ağlıyor. Herkesi ağlıyor. Ne yaptı? Bir gün ayağa kalkıp bir cenazeye geçiyorum. Dediler ki ey Muhammed. Muhteşem bir cevap verdi.
Her cevabı muhteşem olduğu gibi. Biz insan. O bir insan. İnsan. Canım kardeşlerim. İnsan. Bir insanı sevemez hale geldik. Bıraktık. Hristiyanı Yahudi'yi. Yemin ediyorum bıraktık. Vallahi de bıraktık. Hadis-i şerif. Müslüman odur ki diğer Müslümanlar onun dilinden emindir. Canım kardeşlerim Müslüman odur ki diğer Müslümanlar onun dilinden emindir. Bir Müslüman gösterin. Diğer Müslümanlar ben dahil olma.
Diğer Müslümanlar onun dilinden emin olsun. Bana bir Müslüman gösterin. Diğer Müslümanlar onun dilinden emin olsun. Vallahi de elinden ökeceğim. Ben ökeceğim. Vallahi de. Onun şeref bir ders alacağım ondan. İnsan arıyorum diyor.
İnsan. Hayır zaman eden. Hadis-i şerifte diyor ki öyle bir zaman gelecek ki. Bir berde şehir. Diyecekler ki. Yine ancak kimse emin insandır. Bir kişi. Biz Avrupa'ya, Amerika'ya, Rusya'ya orada buna bahane bulmayalım. Bu işin kolay tarafı. Bu işin kolay tarafı. Evet ona kendi bulunduğumuz dairede, kendi bulunduğumuz apartmanla insanları sevemiyorsa, evin içerisinde anne baba çocuğunu sevemiyorsa, çocuk anne babayı sevemiyorsa. Dışarıda ne arıyoruz kıymetli dostlarım?
Biz evimizde sevgi ağacı, sevgi tomurcu dikemediysek, çocuğumuzun yürüyüşünden canımız sıkılıyorsa, babamızın ölçülmesinden canımız sıkılıyorsa, annemizin bakışından canımız sıkılıyorsa. Nefeset-i Mevlana, cennet-i Maks-ı Sedadır. Maks-ı Sedadır.
Biz çocukuz daha. Hepimiz daha ben on bir olayım. İzmir'in Bayıklı ülkesinde. Dağdan defice zeytinler oluyor sırtımızda. Babamın bir arkadaşı var. Onun bahçesinden alıp geliyor. Zeytin çok samimiler. Defice zeytini. Normal zeytinin arasından bir filiz çıkar. Biz ona defice zeytini deriz. Kalınlaşır oldu. Onu koparıp götürür, diker aşılar oldu. Böyle bir dere yatağı gibi bir yer var. Dere yatağına bağırıyorsun. Çocuk kız yani. Ses geliyor. Ooo. Örümden.
Baba, oğlu. Bakın o gibi sunan kimse. Ama biz Oşo'cuyuz ya. Biz Hazreti Mevlana'yı bırakmışız. Oşo'nun peşinden gidiyoruz. Biz Hacı Bektaşi Veli'yi bırakmışız. Oşo'nun peşinden gidiyoruz. Oşo'nun nerede? Cüneydi Bağdadi'den, Hacı Mansur'dan, Sırrı Saket'i'den, Hazreti Mevlana'dan, Hacı Yunus Emre'den bir topluluğu. Kimse bize anlatacak. Oşo. Ya canım kardeşim ne Oşo'su. Yunus'dan anlatıyor. Kuşer'i'den anlatıyor.
Teşekkür ederim. Enteresan, Hazreti Mevlana üzerine ilk ayet ediyor musunuz? Londra Üniversitesi. Hazreti Mevlana'yı ilk bize tanıtan kim biliyor? Bir Avrupa'lı Türk konu. İlk çeviriler ondan iyi. Oşo anlatıyor. Oğuz gidiyorlardı. Baba. Bağdurdu çocuk.
Seni hiç se... Ses geldi. Seni hiç sevmiyorum. Bir yol daha denes. Ne yapayım baba? De ki seni çok seviyorum. Çocuk döndü. Bağırdı. Seni çok seviyorum. Cevap geldi. Seni çok seviyorum. Dedi ki sen neysen aksi sedan o gelir. Sizi seviyorum. Allah için aksi sedan.
Sevgiyle aksi sedan. Sana sevgi gelecek. Ne ettiysen onu biçeceksin. Hazreti Peygamber Sağullahi Aleyhisselam'dan anlatıyor. Kimin sözü İsa Aleyhisselam'ı sözü. Ateş iken. Hadi. Hadi. Bu akşamın yüzü su hürmetine. Biz hep beraber kendi kendimize düşünelim. Çocuklarımızı alalım yeniden sevmeyi deneyelim. Eşlerimizi yeniden sevmeyi deneyelim.
Babalarımızı yeniden sevmeyi deneyelim. Çocuklarımızı, komşularımızı, akrabalarımızı yeniden sevmeyi deneyelim. Ruhu Hazretleri diyor ki, beni düğümde, beni ödersin gidip, haram olur. Yolunsa vakti geçti.
Yolunsa vakti geçti. Neden diriyken yanağına bir öpücük kondurmalı? Neden diriyken bir tabak bir de ona göndermedi? Neden akraban diriyken gidip onun elinden öpmedi? Neden insanların mezheplerinden, meşreklerinden dolayı onlara kötü söz söyledi? Neden onun inancını yavgıladın?
Hani hoş gördüğünüzü nerede? Siz gidip gidiyor, ineğe tapıyor diye dakika geçebilir misiniz? Neğe tapıyorlar mı? Hadi gidin Hindistan'a siz, ya siz ne gerizekalısınız? İneğe tapılır mı deyin. Deyin hadi. Neden bir başkasının inancıyla, meştebiyle, mezhebiyle uğraşıyoruz? Neden kötülükleri öpmekle gece gibi olmuyoruz? Neden eksiklikleri, noksanlıkları biz tamamlamıyoruz? Burası eksik, tamamla. Burası yanlış, düzel kardeşim. Biz de seni alkışlayalım.
Yanlışımızı düzeltelim de alkışlayalım. Neden teşekkür etmeyin? İnsana teşekkür, Allah'a teşekkür dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. İnsana teşekkür, Allah'a teşekkür dedi. İnsan, Cenab-ı Hak kendisini halife yarattı. Bütün velilerin, bütün peygamberlerin derdi, insanları üstün insan, ademiyet vasfına baştırmak. O yüzden Hazreti Mevlana, velhafta Tuğsi'nin söylediğini söylüyorlar. Tarihi tartışmaya girmeyecek. İster Tuğsi söylesin, o da bizim. İster Hazreti Mevlana söylesin, o da bizim. Gel, Eşriya, ne olursan ol gel. Bu sözden bakıp, Hazreti Mevlana dinisizdir. Geç kardeşim ya.
Sözün arkasını dinle. Sabır ol, bekle, anla. Yine Hazreti Mevlana diyor ya. Sus, düşün, tefekkür et. Onunla sonra konuş. Gel, ne olursan ol gel. Atatürk, İster Kutatak. Hangi dine mensup olursanız olun.
Hangi mezhebe, hangi mezhebe mensup olursanız olun. Allah'tan ümidi kesenler, Antep kafirler. Neden? Eti terime var. Ey azgınlıkta, sakınlıkta ileri gelen kullarım. Tövbe edin Allah. Bir sefer tövbe ettin, bin seferde tövbeni bozdun. Bilsizliğe düşme. Bin birincisinde tövbe et, gel. Allah ki, ne zaman tövbe edersen, senin tövbeni kabul eder. O öyle bir Allah ki, ne zaman dövsen ona, yarabbi desen, o büyük bir aşkla, büyük bir muhabbetle, sana der ki, buyur kudu.
Sen ne zaman ona dövsen, sen ona ne zaman cevap vereceksin. Adem'i affettiği gibi, Yusuf'u, Yakub'u affettiği gibi, İbrahim'i kurtardığı gibi, geçmiş peygamberlerin zellerlerine affettiği gibi.
Seni de affetti. Hangi günahı girdiysen geldin, nereye baktıyorsan baktın. İyâken âmüdü ve iyâken âstâin, ancak ona ibadet eder, ancak ona nevdun dileriz. O sana kabul etmedin mi dedi. Böyle bir rüya mı gördün? Sen al bu, zikrettin de, o hey kurum ben sizi zikretliyorum dedi. Böyle bir hitap mı aldık? Naz'ı kıldın da, namazın senin kafandan paçalar gibi attı mı? Böyle bir hitap mı aldın? Şefkat dedi. Kullarına rahatla. Ruh Hazreti onu diyordu bize. İçsizliğe düşme.
Bugünkü bu dünya kaosunun içerisinde, ümitsizliğe düşme. Başına bombalar da yağsa, ümitsizliğe düşme. Her türlü bela ve sıkıntının altında, inip inip innesem de ümitsizliğe düşme. Başımıza ne geliyorsa gelsin. Hangi sıkıntı, hangi bela, hangi müslümanlık, hangi perişanlık gelirse gelsin. Seni oradan yaptım borca gün. Hata yaptım.
Hata yaptım, günaha girdin. Hata yaptım. Ama et onların içlerinde mi arkadan? Titre, sıçra, tövbe, ağla. Şahidim. Ne?
Allah! Şahidim. Muhammed-i Mustafa onun kulu ve peygamberidir. Biz lahirde, beri gel. Gel. Bu zahir şahidini, manevi olarak da yaşa. Hazreti Mevlana Celatürn Hazretleri, o hadis-i şerfi şerh ediyor. Onlar ölü değildir. Biz ölüyeyi iman etmedik. Bizim olan Allah'a iman ettik. Yaklaş. Daha da yaklaş Allah'a. Daha da yaklaş. Daha da yaklaşmanın, ateşini kaldırabilmen için, Allah'ı sevmen lazım. Seversen o ateşe yaklaşırsın. Seversen, yakınliğin yakınlığına olur.
Seversen, yakınlıktan da yakınlığa geçersin. Kıymetli dostlar, sevmezsen, namaz ahörobikten başka bir şey değildir. Sevmezsen, onun açlıktan başka bir şey değildir. Sevmezsen, sen bir cesetten ibaret olursun. Manem olmaz. Hazreti Mevlana Celatürn Hazretleri diyor ki, aşık olmadan, bir anlamamız kalmayacak. Bize diyor ki, aşık olun.
Kime? Allah'a. Kime? Resulüne. Kime? Allah'a. Hazreti bir, bir aşık gerek ki, aşık bir, sevgilin bu sokağında, bir aşığınız yoksa, üçüncü sahibi olamazsınız.
Hoşgelemezsiniz. Kimseye yardım edemezsiniz. Sevemezsiniz. Kaba bir insan olursunuz. Sevmeyen, alim dair olsa, kaba dair olsa, neden biz düzeltemiyoruz kendimizi? Neden kendimizi düzeltemiyoruz? Aşıklarımız az. Biz aşıklara da deli gözünden bakıyoruz. Deli. Biz aşıklara bu bir şeyden anlamaz gözüyle bakıyoruz. Biz aşıklara kıymet vermiyoruz ki. Bize şunu lazım. Falanca, oğul, şöyledir.
Canım kardeşim, aşıklar, bir şey sevmiş mi? Ciğerini yara yara bir şey sevmiş mi? Ciğerini yara yara, kalını akıta akıta, sevmiş mi? Bunu söylemem. Sevmemiş. Taştan farkı yok. Sevmemiş. Hazreti Mevlana Celalatırma Hazretleri'nin deyimiyle eşekten farkı yok. Ben bunu okuduğumda, yeni Sufi olduğumda, böyle elimde abimden kalma, abimin bir kültür bakanını okuyorum.
Yeni heyecan. İşte, ben böyle açık konuşmayı severim. Hakkı'nı zevah edin. Önce siyasetle bir işim var. Hazreti Mevlana'nın dediği gibi, bizim anamız aşk, babamız aşk. Biz aşkın çocuklarıyız. Biz kimsenin çocuğu değiliz bu manada. Okuyorum oradan, aşktan nasip olmayan eşekten farkı yok. Gençlik, heyecan.
Ya bu söz ne kadar olur? Aşktan nasip olmayan eşekten farkı yok. Yıllar yılları geçti. Yıllar yılları geçti. 3-5 yıl oldu. Yıllar yıllar dedim, 3-5 yıl. Aa, baktım. Dedim, çok hafif konuşmuş. İnsanları o kadar çok sevmişim ki dedim. Aşktan nasip olmayan eşekten farkı yok demişim. Oysa dedim, aşktan nasip olmayanları görüyorum. Vallahi dedim, hayvattan da, aha aşağı noktada var. Diyor musunuz? Ve içi ensesli ilişkilerde tanıştık. 14 yaşından beri dert dinler.
Belki de daha hızla yalancı olmamak için şimdi 14 görüyorum. Biz hangi aralıkta insan, Resulü sev, insanları severse, meleklerden üstün.
Meleklerden üstün. Biz şimdi melekleri daha üstün görüyoruz. O kadar aşağıya düştük ki, melekleri üstün görüyoruz şimdi. canım kardeşlerim biz insanız. Cenab-ı Hak bizi suretimde yarattı. Biz aşağılarda dolaştık. Biz bir çift daha inka çıkalım. Hani yine Hazreti Mevna der ya, bir adım daha at, bir adım daha atayım da. Buradan geçip gideyim ötelere. Neden bir adım daha atmayalım? Öteye geçip, bize baksın.
Biz ona bakalım. O bize baksın. Kıra, Mert, Münutur, Ahri ikram, Ahri ihsan. O bize baksın. Biz ona bakalım. Mürbin, müminin aynasıdır dedi Hazreti Resulullah. Bunu Hazreti Pir, Mevlana Ceyreti Ruhu Hazreti diyor ki, mümin, müminin aynasıdır dedi o yüce peygamber. O değil mi? Ömritsiz bir dertler kaldı.
Gel. Tövbe işlesini kırsam da gel. O değilse ver, tövbe işlesi. Yine hadisi kudsi var. Kul günah işledi. Hadisi kudsi dedi ki, Ya Rabbi beni affeyle. Allah dedi ki, kulun kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, ben onu affettim. Kul tekrar günah işledi. Yine dedi ki, beni affeyle. Allah dedi ki, kulun kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. affet. Kul biler mi ah işledi. Kul biler mi ah işledi. Dedi ki, Ya Rabbi ne affediler. Kendisini affediyor.
Ya Rabbi. Biz affetmiyoruz. Yine Hazreti Mevlana Ceyreti Ruhu Hazretleri der ki, bakın, Ertesan kimlerle alakalı? İnanmayanlarla alakalı. Bizim Hristiyan ve tokide olarak tanımladığımız kimselerle alakalı. Der ki, laf söyleme onlara. Son nefesinden haberin var mı? İnce diye bakın. Hristiyan gördüğünüz kimse, laf söylemeyin diyor. Ona düşman olmayın. Kötülemeyin. Son nefesinden haberiniz var mı? Son nefesinden haberiniz yok. Sen bu Hristiyan gördün. Ya son nefesle iman ederse, vallahi de, billahi de, dillahi de, benden hayırlı olur. Neden? Son nefesle iman etti. Direkt cennetteki. Hesabı kitabı yok.
Çık Mustafa Özbağ hesaba kitaba, ver hesabını kitabını. Neyin hesabını kitabını vereceksin? Bir de o Hristiyan'ın hesabını vereceksin. Yetmedi işlediklerin, senin Hristiyan gördüğünün de hesabını kitabını vereceksin. Yetmedi işlediklerin, bir de Yahudi deyip kötülediğinin de hesabını vereceksin. Yetmedi işlediklerin etrafta. Bırak şunu ya. Ya Ramazan'ın teki o. Kim? Filanca var. Hepsinde ya Ramazanların ya. Kim? Fişmanca var. Hepsinde ya Ramazanların ya. Kim? Filanca tarikatının tesbiri. Hepsinde kafir onların ya. Evet. Mantolon yiyenler kafir. Ferahce giymeyenler kafir. Sakal bırakmayanlar kafir.
Şalvar giymeyenler kafir. Başka fetvalık soruyorlar. Bana sordukları. Bana soruyorlar. Bunlar real hayatta. Yazıyorum. Selamun aleyküm aleyküm selam. Önceden bütün ülke telefonu biliyorum. Telefon durmuyor hiç. 24 saat telefona bak. Diş diş yapma. Neler? Diş dolgusunu yaptıran kafir. Saçlarını boyayan kafir. Dövme yaptıran kafir. Pantolon diyen kafir. Ondan sonra şey, kadınlarla alakalı, cibop diğmeyenler, ferahce giymeyenler kafir. Erkeklerle alakalı, sakal bırakmayanlar kafir. Akıma gelenler söylüyor. Kafir hükmünü verdiniz. Hz. Muhammed Mustafa dedi ki bize La la illa Muhammed'in Resulullah diye bir übindir.
Onun canını, malı, haklı, namusu, şerifi, haysiyeti, her şeyde eminler. Allah Allah. Ya bu adam La la illa Resulullah demedim. E dedi. Nasıl kafir ettin bunu? Kafir etti bunu. Hoşgörümüzü kaybettik. Vardı ablandık. Kaybettik. İstediğimiz kalıba girdi, girdi. Girmedi. Tuh kaka. Öyle olmadı mı? Kalınıma girersen Müslümansın, benim kalınıma girmezsen Müslüman değilsin. Bizim kalınımıza girerseniz iyi bir iman edersiniz. Bizim kalınımıza girmezseniz iman eden değilsiniz. Nelerine kalınır hoşgörünüz. Biz bu topraklarla yeniden sevkiyi, yeniden muhabbeti, yeniden şefkati, yeniden merhameti, yeniden hoşgörüyü, zorluklarız.
Bunun kalbi ehli tasavvuf olmalıdır. Bunun kalbi ehli tasavvuf da birbirine taşatıp. Bu filancalar, bırak şunları ya. Bu pişmanca, bırak şunları ya. O bak şey, o Kadir'i bırak onları, onlar Mevli'yi bırak onları. Onlar işte, ne ol? Rufa'yı bırak onları, çocuk bırak onları. Kardeşliğimiz, o iman edenler kardeştir. Ay, kardeştik. Allah'ım hafız.
Bir teklifte bulunuyorum bütün herkese. Yılda bir sefer hoşgörü ayıya dağı. Aralık ayı, hoşgörü ayı olsun. Fikri yok olarak. İnşallah önümüzdeki yıllar biz Aralık ayını komple hoşgörü ayı olarak tanzim edeceğiz. Ben hoşgörüm. Benim hayalim var. Hayalim ne? Seva edenlerin hepsini de tıklayacak. Dicev ki hangi tarikata, hangi meslebe, hangi meslebe, hangi dine mensup olursanız olun. Hepimizde gelin. İnançları, bütün inançları, bütün felsefeleri bağrında misafir edecek kadar geniş ve derin yürekli. Öyle değil miyiz?
Kabul muyuz? Hakkı, Allah. Bütün anı, sünnisiyle, ademisiyle, sufisiyle, inananıyla, inanmayanıyla, hristiyanıyla, yemenisiyle, süryanisiyle, bu toprakların insanları. Bu toprakların kültürünü, bu toprakların eğitimini, bu toprakların paslet-i mevlana, celalet-i rumba hazretlerinin deyimiyle, bu hoşgörüyü, bu şefkati, bu merhameti, bu toprakların çocukları olarak devletten, siyasetten bekleme yükümlülüğümüz yok.
Şefkatle, yumuşatlıkla, tatlılıkla, hoşgörüyle yaklaşmanın yolunu bulmalıyız. Biz, birbirimizin rengi yakından, birbirimizin dininden, birbirimizin meşrebinden, mezhebinden, dininden ayrılığa düşersek, geleceği de bu emr, bizi parça parça edip, yalayıp, yutarlar. Silahlar verilerekten birbirimizi öldürttürürler bunlar.
Düşeriz sonra. Ben o üç tarafa, dargaya, müsait hale edip, sonra dağbı, kraliyetinin dediklerini yaptıkları gibi, bunu bize oynayabilir.
Yineden, yeniden, bu ülkenin topraklarında, kendisini ne olarak, kendisini ne olarak tanımlarsa, tanımlarsa, düşman edip, birbirlerini kırdırabilirler. Hazreti Mevla'nın, seni baştan önden, seni baştan, yangın var, bu aylık birbirini taşlama yangın var.
Vuslah yıl dönümünde, kendinize gelelim. Kendinizi az olarak görmüyoruz. İnsanlık değildir. Düşmanlara azıyo, birkaç gün sonra diyor, senin kevranın arka, aynı şekilde ne? Müslümanlar öyle görüyordu.
Ta ki ne zamana kadar? Hufaz diyordu ki, akıştan geçelim, götürüverceğiz. İnsan sormuyor, kaç kişisiniz?
Tevi kesiyonuz dedi. Hazreti Peygamber Sami 할isi, definitely 1000 kişiler. Türkiye'de bir kişi yer, 10 deve 1000 kişi yer. Bunlar 1000 kişidir. Hazreti Hufaz diyor ki, o zaman biz onların 1000 kişi olduğunu öğrendik. Sakın, sufi toplulukla bir toplumun kalbi hükmündedir. Toplumun kalbidir. Nasıl kalp iyiyse adi şerif öyle ya bütün vücut iyi olur, iyi olursa bütün toplum iyi olur. Vanda bir eksiklik varsa sorumlusu sufilerdir. Edirne yanlışlık varsa sorumlusu sufilerdir. Bir yanlışlık varsa sorumlusu sufilerdir. Londra'da bir eksiklik varsa sorumlusu sufilerdir.
Ya nasıl? Hayat dünya düzenedir. Biler tövbe etmeler, şikayet etme hay sufi. Birinize taş atmayın, çekiştirmeyin.
Müslüman kardeş hoştur ayında, tövbe de inşallah. Kıymetli dostlar.
Sema olacak ya şimdi. Sema hakkında da herkes ileri geri konuşur ya. Biler de konuşur, bilmeyen de konuşur. Kardeş bununla alakalı bir hadis okudun mu? Hayır. Bununla alakalı bir kitap demiş ödün mü? Hayır. Allah'ım. Nereden hükmetti? Hadis-i şeriflerden. Hayır öyle bir şey. E yok. He iyi. İmam-ı Azam'dan bir fetva var mı? Şafide yok. İmam-ı Hambe'den yok. Haram oldu. 2004'ünde de fetva yok. Hadis-i şerif yok. Ahiyet yok. Ha iyi. Tımar var mı? Senin hocaların?
Ya şu senin hocanın ismini söylesene bize. Bizim hocalarımız. Meşrutluklar. Canım kardeşlerim. Direk hadis-i şerifin medine olup. Bıcafızı da. Çünkü bu sohbeti dinliyorlar ya. Bu sohbeti dinleyenler medinden bir lafız. Eğer medinden böyle bir kelime eksiklik olursa var kafasına görüyor. olduğunu zeka. Kim arttırıyor? Ahmet bin Hanber. Hazret-i Ali radiyallahu an hazretler dedi ki. Ben Cafer radiyallahu an ve Zeyd ile birlikte Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gittim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Zeyd'e dedi. Sen benim azabımsın sahabe. Bundan sonrası çok enteresan.
Diyor ki sen benim azabımsın. Böyle söyleyince Zeyd öyle seviniyor, öyle seviniyor ki. Sevinçler bir ayağının üzerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin etrafında dönüp durmaya başladı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sonra Cafer'e dedi ki. La ke ve fıtraten bana benzersin. Bu zaman Cafer de Zeyd'in arkasında dönüp dur.
Sen bendensin. Bu zaman ben de Cafer'e dönüp hüsnediler. cilt bir sayfa 537, hadis nonsu da 857, matematik. Haram olmayan bir şeyi, bir icadı, bir meseveyi.
Bir kimse yeni bir din oluşturuyor. O ya Allah ya peygamber. Dikkat edin. Haram o bir şey değil. Bir kimse. Yani sünnet-i resulah da haram değil. İmamlar da haram değil. İmamlar da haram değil. İmamlar bir şeyi böyle iştah edip haram dememiş. Bir kimse. Mesela illeti de yok. Hani illeti dedi bir hastalık, bir problem. Bir zararı yok. Böyle bir şey yok ise. Onu haram eden bir kimse. Dinde olmayan bir şeyi varmış gibi kabul ediyor. Dinin haram kılmadığını bu ne gaflet. Ve bunlar bir de hoca alim.
Yayınlar, neşriyatlar, etan neşriyatlar. Kardeşler. Siz için bir şeye ayet getirmeniz lazım. Haram demeniz için Kur'an'da yoksa sünnetlerle bir getirmeniz lazım. İmamlardan iştahat getirin. Haram dememiş.
Ta Cüneyt-i Mardari'ye maruf kerhiye dayanan bir sema var. Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine dayanan bir sema var. Ya nereden bilip bilmeden konuşuyorsunuz böyle? Bir hadis daha okuyacağım. Zamanınızı alıyorum hakkı. Kısa. Yine Enes bin Malik bize naklediyor bunu. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri, şiir okuyacak bir kişi istemiş. Bir de bu var ya, şiir söyleyene haram demek. Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin bizatihi kendisinin şairi vardı. Mekke'nin fethinde o şiir okuyordu. Hazreti Ömer radiyallahu anh onu susturmak istedi. Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri dedi ki, Dur ya Rabb'in sözleri senin mızrağından daha şiddetlidir müşriklere karşı.
Kardeşler, bu Anadolu topraklarında şiir düşmanlığı başladı. Benim şairlere düşmanlık edilebilir mi? Kimsiz olabilir mi? Bir medeniyet... Sevgi üzeri... Bir medeniyet düşünebilir mi? Nereye doğru... Vahabi... Ne zamanki bu Daesh...
Ne zamanki böyle kökünde İngilizlerin olduğu bu fraksiyonlar ülkenin içine girdi. Ve bunu böyle bir kısım cahil, bir kısım alan, bir kısım bunları İslam gibi gören ham fikirliler öne çıkardılar. Bir bedeli de şiiri patlattı. Nefis ve arzu yılanı ciğerimi soktu.
Doktoru da ev suncusu da yoktur. Fakat benim aşık olduğum bir sevgilim var. Bu şiiri okunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri etrafında kapsamıyla ve ecde geldi. Ve üzerindeki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerden iki kişiye o da dört yüz tane sahabe onun ne yaptı?
O yüzden kıymetli dostlar bizim hasbelkader eğitim vermemiz kardeşlerimiz sema ederlerken kaç para, kaç para, kaç para diye sevdiler. Sema etmezler. Bizim semazen kardeşlerimiz her çarptan Allah bizim verdiğimiz eğitim odur. Biz eğitimlerinden devamlı kardeşlerimize deriz ki bir dönüş üç yüz altmış derece olan bir çarptır.
Biz deriz ki bir çarptır. Sema etmezler. Biz onlara eğitim verirken dışarıdan söyletiriz hatırlasın diye. Allah, Allah, Allah, … diye Allah'ı zikrederse Allah dolu zikreder.
Tüm azen kardeşler semalarından dolayı ücret almazlar. Biz de hiçbir dini çalışmamızda ücret örtümüz. Allah bizim peşine düşmekten alıkmışsın. Hiçbir programımızın kapısının önünde sidi satılmaz, belki satılmaz, kitap satılmaz, tesbih satılmaz.
Bu Şeyh Efendi'nin okunmuş tesbih satılmaz. Bu Şeyh Efendi'nin okuduğu yol satılmaz. Bu filanca sohbetsiniz satılmaz. Bu Şeyh Efendi'nin sohbetlerinin toplanmış hali, kitap hali getirmiş satılmaz. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin dilinden söyledi Cenab-ı Hak. Ben sizden ücret istemiyorum. Diğer peygamberlerin dilinden söylüyor Cenab-ı Hak. Bizim ücretimizi Allah verir. Diğer peygamberlerden, genel olarak. Sufilik, evin kapısında dırıp da da ne değişir? Ben filanca dergaha mültesibim demek değildir.
Sufilik, belinin kapısından itip, biz filanca efendinin müritleriniz. Bize de bir ihale ayırın kayırın demek değildir. Sufilik, Kur'an kursu yaptıracağız, tepke yaptıracağız, hafızlık kursu yaptıracağız, okul yaptıracağız değil. İnsanlardan para toplama sanatı değildir. Değildir. Sufilik, fil sabillillah, bandını çıplak Allah'a çıkmaktır.
Başka bir şey değildir. Menfaat, hangi bir beklenti? Alkış dahi buna. Yeme, içme, oturma, kalkma, yatma. Beklemek, beni nerede yatıracağınız demek değildir. Değildir. Sufilik, Horasan'dan yayan çıkıp, Ayvaz dede gibi, Osman'ın ortasına kadar yürümektir.
Yürümektir. Allah için seversin. Allah için koşturursun. Allah için muhabbet beslersin. Çünkü Sufi, gözünü hiçbir gölgenin bulunmadığı o mahşer yerinde Allah'ın gölgesine gözünü dikmiştir. Sufilik, mahşer yerinde Allah'ın gölgesinde gölgelenmek, Allah'ın gölgesinde gölgelenecek olanlar.
Allah için toplanırlar. Alışverişleri yoktur. Onların birbirlerine karşı dünyevi ve uhret. Mahşer yerinde gıdda ile baktıklarıdır. Mahşer kurulur. Mahşer kurulunca nurdan kürsüler kurulur. Nurdan kürsülerin üzerinde nurdan elbiseleri olan bir topluluk vardı. Mahşer yeri hayran.
insanlar peygamberler. Bunlar ki gıdda ile baktıklarıdır. Mahşer kurulur. Mahşer kurulunca nurdan kürsüler kurulur. Nurdan kürsülerin üzerinde nurdan elbiseleri olan bir topluluk vardı. Mahşer yeri hayran. İnsanlar peygamberler. Bunlar ki gıdda ile baktıkları. Cevap ver. Peygamberler derler. Bunlar peygamberler. Bunlar şehit dedi. Peygamberler. Bunlar yani sevip toplandıklarında Allah sohbetleri. Semalarını, zikirlerini ücret karşılığında yapanlar sufi değildir. Sohbetini 80 bin liraya yapan, gecesini 5 bin liraya giden, aydını 80 bin liraya yapanlar sufi değildir.
Sema ederken kaç para, kaç para, kaç para, kaç para diye. Ben öyle tanımıyorum onları. Sema edenler sufi değil. Olsa olsa böyle bir kültürel bir faal edilir. O yüzden sema bir zikildir. Şimdi kardeşler sema açıklar. Sizler de oturduğunuz yerde onlarla sema ediyorlar. Onlarla beraber sema ediyorlar. Güzel söylemiş. İnsan ödüllü. Çıkarken günahlarımız görüyorlar. Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.
Allah yar ve yarıncını görsün. Cenab-ı Hak muhabbetimizi doldur. Birbirlerine selam, birbirlerine merhamat edersin. Birbirlerine şefkat gösteren, birbirlerinin koluna girer. Birbirlerinin koluna girer. Birbirlerinin koluna girer. Birbirlerini destekleyen ürünlerden, kullardan eylesin hepimizi. Cenab-ı Hak vatanımıza, milletimize, devletimize, Kur'an'ımıza, sünnetimize, ailemize, değerlerimize saldıranlara fırsat vermesin. Rabbim hepimizi bir ve beraber eylesin. Sürçül insan ettiysem, dirimizi bilerek, bilmeyerek inciktiysem, kırk insan. O da ki insanın ağzımızdan bir laf kaçtıysa, o kardeşimizle helallaşalım, hakkımızı helal edin. Bizden yana helal olsun. Geceniz mübarek olsun. Benimki yıldan sonra burada program yapmak, burada sohbet etmek, burada daha yakından göz geze, temas kurmak benim çok hoşuma gitti.
Allah sizden razı olsun. Sebep olan müdürümüzden ve dostluğumuz, başkanımızdan Allah razı olsun. Hepsinden de razı olsun. Hepsinden de razı olsun. Malum, başkanımızda Allah razı olsun. Bizle beraber bayağı terk ediyor her sene. Cenab-ı Hak onun da inşallah önünü açık edilsin. Hakkınızı helal edin. Selamünaleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.