Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 22 Aralık 2018 · 44:00
Gemlik'te de bir oturmuş gelenek oldu. Her sene maşallah gençler, çocuklar yetişiyorlar. Allah razı olsun hepsinden de. Tabii onları yetiştiren Allah razı olsun abiler, kardeşler var. Bu noktada bu kardeşlerimiz semazen eğitimlerini başarıyla bitirmişler. O yüzden bana da dediler ki illa ki semazenlik beraatlarını ver. Estağfurullah bizim haddimize değil ama inşallah Şaban oğlu Ozan, Allah mübarek eylesin.
Cenab-ı Hak ahlaklı eylesin. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Allah razı olsun. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Orhan oğlu Eren. Allah seni ermişlerden etsin. Rabbim güzel ahlaklı eylesin inşallah. Maşallah Sübhanallah. Mümin oğlu İsa. Hay maşallah Sübhanallah. Allah seni İsa Aleyhisselam'a dost eylesin. Bismillah. Hay maşallah Sübhanallah.
Engin oğlu Küçük Efe efendim. Vay Engin oğlu Küçük Efe. Gel bakalım Küçük Efe. Maşallah Sübhanallah. Allah'ım. Eee ne oluyordu Efe'lerin yüreği? Çatal oluyordu. Bir tarafında ne vardı Efe yüreğinde? Vatan, millet. Bir tarafında ne vardı? Kur'an, sünnet. Tamam. Vay maşallah. Al bakalım. Muratoğlu Sedat. Vay maşallah. Saadete erenlerden olasın inşallah.
Vay. Vay maşallah Sübhanallah. Teşekkür ederim hepinize de. Destur. Uuu. Eyvallah. İllallah. Muhammedun Resulullah. Destur ya Hazreti Allah. Uuu. Maşallah Sübhanallah. Allah razı olsun inşallah. Bir topluluğun, bir milletin, bir inancın çocukları yoksa eğer ümidinizi kesin. Eğer evde namaz kılarken çocuklarınız sizinle beraber namaz kılmıyorsa, evde yaşlılar sadece namaz kılıyorsa ümidinizi kesin.
Bir millet düşünün. O milletin gençliği, o milletin değerlerine sahip çıkmıyorsa ümidinizi kesin. Bir aile düşünün. Bu aslında aileden başlar. Eğer ailenin değerlerini ayakta tutan çocuklar, gençler yetişmiyorsa o aile dağılmaya mahkumdur. Ümidinizi kesin. Bakın, ümidinizi kesin. O yüzden camilerde gençlerimiz olması lazım.
Milli ve manevi değerlerimizi koruyan, milli ve manevi değerlerimizi muhafaza eden, öğreten topluluklarda gençliğimiz olması lazım. Gençlerimiz, kökü dışarıda fikir ve akımların, kökü dışarıda herhangi bir ismi lazım değil, bir şeyin pençesine düşmeden çocuklarımıza sahip çıkalım. Gençliğimize sahip çıkalım.
Bakın, kıymetli dostlar, kökü dışarıda olan her ne var ise bu memlekete hep zarar vermiştir. Kökü dışarıda mı? Onda tehlike vardır. Bir şeyin kökü dışarıda, bir şeyin kurucusu dışarıda, onda sıkıntı vardır. Dışarıdan herhangi bir devlet, dışarıdan herhangi bir vakıf, dışarıdan herhangi bir kurum ve kuruluş, içeride herhangi bir vakfı, kurum ve kuruluşu destekliyorsa, sıkıntı vardır, problem vardır.
O yüzden çocuklarınızı doğru noktada, doğru yerde, doğru dairelerde tutmaya gayret edin. Bugün toplandık, çağrıya uyduk. Gel demiş ya, o gel sözüne uyduk. Ve öyle bir gel sözü ki, bütün her tarafa nefesini yetiştirmiş. Öyle bir gel demiş ki, öyle bir gel demiş ki, nefesinin yetişmediği hiçbir toprak, hiçbir devlet, hiçbir kıta kalmamış.
O ilahi nefesle nefeslenmiş çünkü. İlahi nefesle nefeslendiği için, gel çağrısına herkes bir şekilde uymuş. Gönlü olan, merhameti olan, ilahi nefese, içi açık olan, oraya doğru koşmuş. O gel derken, çağırdığı şey heva heves değil. Çağırdığı şey, nefsaniyet, şeytaniyet değil. Gel dediği yer, ben Kur'an'ın kuluyum. Muhammed-i Mustafa'nın yolunun tozuyum. Kim bunun dışında bir şey söylerse, o sözden de, o söyleyenden de, şikayetçiyim diyerekten, nereye davet ettiğini baştan beyan etmiş. Gel, ne olursan ol, gel derken sakın ha.
Bu noktada, ırkına, onun dinine, onun diline, onun zenginliğine, fakirliğine, toplumun içerisindeki herhangi bir makamına, mevkisine bakmadan, gel kardeşim, gel, davet ettiği yer ne, Kur'an, davet ettiği yer ne, Sünnet-i Resulullah. Hangi ümitsizliğin pençesinde düşersen düş, hangi ümitsiz, karanlık bir vadiye girdiğini düşünüyorsan düşün.
Hangi karanlık ve bataklık bir noktaya girdiysen girdin, yeter ki, tövbe ederekten gel. Gel, bin sefer tövbe şişesini kırsan da yine gel. Çünkü sen öyle bir Rabbe iman etmişsin ki, o Rab senin tövbeni kabul edecek. O Rab seni sevecek, seni sevindirecek, seni muhafaza edecek, seni koracak.
Bu, Ahmet'in, Mehmet'in yolu değil. Bu, Adem'den itibaren bütün peygamberlerin yolu. Bu, sonradan kurgulanmış, sonradan oluşturulmuş, kargacık burgacık bir şey değil. Bu, insanların oturup da kendi kendilerine dizayn ettikleri bir yol değil. Bu, yol ötelerden gelme, bu yol ötelerin nefesi, bu yol ilahi, bu yol onun, hiç kimsenin değil.
O yüzden, Hazreti Mevlana, o yola davet ediyor bizi. Diyor ki, bu ötelerden gelen o yola gel. Bu yolda ne bulacaksın? Hazreti Mevlana, mesnevisinde diyor ki, gel, sevmeye gel, tevazuya gel. Gel, hiçliğe gel diyor. Bakın, başlangıcında diyor ki, sevmeye gel. Gel, tevazuya gel. Gel, hiçliğe gel diyor. Hiçliğe. Aslında, Hazreti Mevlana, davet ederken, bütün insanlığı davet ediyor. Diyor ki, bulunduğunuz yerlerde sevgisiz kaldınız. Sevmeyi unuttunuz, sevilmeyi unuttunuz. Sevgiyle, bir şeye dokunmayı unuttunuz. Sevgi denilen o duyguyu, o ilahi duyguyu unuttunuz. Menfaatlara daldınız.
Karanlıklara daldınız. Metalara daldınız. Hani, Uhud'da, okçular tepesinde duran sahabeler vardı. O sahabeler, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ne olursa olsun, siz asla tepeyi terk etmeyin demişti. Ama o sahabeler, Uhud'da, meydanda ganimetler paylaşılıyor, bize bir şey kalmaz deyip, okçular tepesini terk etmişlerdi. O terk edip, okçular tepesinde aşağı inince, o zaman Müslümanlar bozulmuştu. Ey maddeye, ey paraya, pula, kendini bozanlar, sizler de ümitsizlik dergahına düşmeyin. Sizler de gelin, tövbe edip gelin. Neye? Sevgiye gelin. Neye?
Tevazuya gelin. Neye? Hiçliğe gelin. Hazreti Mevlana mesnevisinde der ki, Allah'ı seven insanları sever. Hazreti Pir'in davet ettiği insanları ve insanlığı sevmektir. Düşünebiliyor musunuz? Bugün dünya üzerinde insanlığın yedide biri terörün pençesinde inim inim inliyor. Bugün Suriye inim inim inliyor.
Irak inim inim inliyor. Bangladeş inim inim inliyor. Pakistan, Afganistan, İstanbul ülkeleri Yemen. Ciğerparemiz Yemen. Rahman'ın nefesinin geldiği Yemen. Çünkü iman Yemen'dendir. Hadis-i şerifinin sebebi Yemen. Inim inim inliyor. Niçin? İnsanların sevgisizliğinden. Hazreti Mevlana diyor ki, bu sevgisizliğin pençesinde inim inim inleyenler.
Gel. Neye? Sevmeye gel. Aşık olmaya gel. Kime? Allah'a. Kime? Resulüne. Kime? İnsanlara. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ayağa kalkar ya bir cenazede. Derler ki, bu Yahudi. Der ki insan değil mi? O bir insan. O bir insan. İnsanı sevmek. Hazreti Mevlana der ki, sevmek. İnsanları sevmek. Allah'ın her şeyi yarattığından dolayıdır. Hani Yunus da der ya, yaradılanı sev, yaradandan ötürü diye. Hazreti Mevlana da der ki, Allah'ı sevmemiz bütün her şeyi yarattığı içindir. Bizdeki duyguları yaratan, bizdeki duyguları dizayn eden, o düşünebiliyor musunuz?
O yırtıcı aslana çocuk şefkati veren o. O yırtıcı kablan, yırtıcı kablan, çocuğuna ne kadar merhametli. O yırtıcı kablan, o kendi doğurduğu yavrusuna ne kadar merhametli. Sevmek, yanında merhameti getirir. Sevmek, yanında muhabbeti getirir. Sevmek, yanında şefkati getirir. Sevmek, o kimseye yardımı getirir. Sevmek, korumayı muhafaza etmeye getirir. Seviyorsa merhamet eder. Seviyorsa korur. Seviyorsa bakar. Seviyorsa kıskanır. Seviyorsa onu her şeyden muhafaza etmeye çalışır. Sevmek, insanı insan eden duygudur. İşte Hz. Mevlana Celaletin Rum Hazretleri hiçbir şeyine bakmadan bütün insanlığa, bütün insanlığa kapısını açmış, penceresini açmış, gönlünü açmış, her şeyini açmış.
Ve bunu açarken de öğretisini Kur'an'dan ve sünnetten almış. Hz. Mevlana Celaletin Rum Hazretlerinin öğretisi dogmatik bir öğreti değildir. Hz. Mevlana Celaletin Rum Hazretlerinin öğretisi heva ve hevese dayalı değildir. Hz. Mevlana Celaletin Rum Hazretleri felsefeci değildir. Hz. Mevlana Celaletin Rum Hazretleri tam bir velidir, mürşidi kamildir.
Bunun dışında bir şey söylemek o zata büyük hakarettir. Kıymetli dostlar, bu toprakları sevgileriyle, muhabbetleriyle yoğuran, bu topraklarda İslam'ı sevdiren, bu topraklarda insanların İslam olmasını sağlayan ve bu topraklardan taşan, Balkanlara doğru giden, Afrika'ya doğru giden, Orta Asya'ya doğru giden bir sevgi medeniyetinin temelini atan dört büyük insandan birisidir. Dört büyük insan, üçü Anadolu'nun yanık bağrında yetişmiş. Öbürküsü de Endülüs'te yetişip Anadolu'nun bağrına gelmiş hediye olarak. Birisi Hz. Mevlana Celaletin Rum'i, birisi Hacı Bektaşi Veli, birisi Yunus Emre, birisi de Muhyiddin İbni Arabi. Mu'yiddin İbni Arabi gelmiş temel atmış, temel. Anadolu'nun bağrına sevgi temeli atmış.
Sevgi temeli. Ve Anadolu dini sevgiyle almış, sevgiyle yoğurmuş ve sevgiyle yaşamış. Biz Allah'tan korkmayı değil, önce Allah'ı sevmeyi öğreniriz. Biz Allah sevgisini anlatırız. Sufiler insanları Allah'la korkutmazlar. Sufiler insanlara Allah sevgisini anlatırlar. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sevgisini anlatırlar. İnsan sevgisini anlatırlar. Ve bir insan, eğer ki bir insanı sevdiyse, sufi anlayışına göre gerçekte Allah'ı sevmiştir. Nasıl bir kimseye teşekkür, Allah'a teşekkür ise, bir kimseye hakaret de Allah'a hakaret gibidir. O yüzden Hz. Yunus da gelin, sevelim, sevilelim demiştir.
Kıymetli dostlar, İslam dünyasının şu anda en büyük eksikliklerinden birisi, hoşgörüsüzlük ve sevgisizlik. Bu katı yürekliliği, bu merhametsizliği Anadolu'dan öğrenmedi bunlar. Bu katı yürekliliği, bu sevgisizliği İslam'ın kendi damarlarından almadılar. Ne yazık ki emperyalistler bunları aldılar, bunlara nasıl bir İslam anlattılarsa, bu zavallı, cahil, bunlar iman, İslam ve insan fukarası kimseler, Allahu Ekber deyip camiler bombalamaya başladılar.
Kıymetli dostlar, eğer ki doğru noktada olan insanlar, yanlış noktada olanlar kadar cesaretli değiller ise, doğruyu düşünen ve yaşayan insanlar, yanlışlıklarının içerisinde bulunanlar kadar cesaretli değil ise, insanlar yanlışlıkları doğru zannederler. Buradan haykırıyorum, İslam sevmektir, İslam aşık olmaktır. Hz. Mevlana Celalet-i Ruhu Hazretleri der ki, Kur'an baştan başa bize aşkı anlatır der.
Kıymetli dostlar, Allah bütün insanlara der ki, Allah'a koşun, Allah'a koşun. Sufilik, Allah'a koşmaktır. Koşarken, Allah sevgisiyle koşarsınız. Bir kimseyi zorla koşturmaya kalkarsanız, zorluk kalktığı anda koşması biter onun. Bir kimseye dersiniz ki, bu kadar metre koşacaksın, ama dipçik korkusuyla, ama dayak korkusuyla, ama cehennem korkusuyla, ama herhangi bir korkuyla, onu bir yere kadar koşturursunuz.
Korku kalkınca, onun koşması da kalkar. Ama severse insan, ama severse, son nefesine kadar koşsa doymaz. Severse, ebediyen koşar. Son nefesini vermek, onu durdurmaz. O yüzden, o sevenler için, Cenab-ı Hak, siz onlara ölü demeyiniz. Onlar haydır, yaşarlar. Ama, sizler göremezsiniz demiş. İşte, bakın, Hazreti Mevlana, hala da koşuyor. 745 yıl geçmiş, vefatının üzerinden. Bakın, onun nefesi nasıl birleştirmiş bizi. Ama, kendisi de mesnevisinde demiş. Biz, ayırmaya değil, birleştirmeye geldik demiş. Bakın, ayırmaya değil, birleştirmeye geldik.
Bakın, nasıl birleştiriyor bizi. Allah bizi, onun yolundan, ve o velilerin yolundan gidenlerden eylesin inşallah. Hz. Mevlana'mız, ay yoksul, hiçbir insanı hor görme derken, bu, Hucurat Suresi Ayet 11'in tefsirini yapmakta. Hucurat Suresi Ayet 11, Ey müminler, bir topluluk, diğer bir topluluğu alaya almasın.
Kıymetli dostlar, bu, Kur'an'ın ne ince anlayışıdır. Bir topluluk, diğer bir topluluğu alaya almasın. Onu küçük görmesin. Onu hor görmesin. Onu eksik görmesin. Onu yanlış görmesin. Ve Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri de, Arap'ın aceme, acemin araba, üstünlüğü yoktur. Siyah ırklıların, beyaz ırklılara, beyaz derlilerin, siyah derlilerin üzerine üstünlüğü yoktur.
Üstünlük takvadadır diyerekten, Hucurat Suresi Ayet 11'i bize ayrı bir veçeden tefsir eder. İşte Hz. Mevlana Celaletin Rum Hazretleri de der ki, Ey insan, sakın ha, hiç kimseyi hor hakir görme. Hiç kimseyi düşük görme. Hiç kimseyi öteleme. Hiç kimseyi itme. Hiç kimseyi. İnsanların makamından, mevkisinden dolayı, insanların yapmış olduğu işten, işte bu filanca işten işte çalışıyor. Bırak ya amele. Bu patron. Yok olmadı. Hiç kimseyi hor görme. Hiç kimseye tepeden bakma. Hiç kimseye yanlış bakma. Hiç kimseye eksik bakma.
Ve düşünebiliyor musunuz? Toplum olarak ve dünya olarak buna ne kadar muhtacız. İnsanların hor görüldü, itelendi. Bunu böyle söyleyeceğim, hakkınızı helal edin. Böyle bir ayrımcılık yapar gibi değil. Biz bunları, ben bunları yaşadım. Biz derken herkesi söylemeyeyim. Dinimiz için horlandığımız, sufiliğimiz için horlandığımız ve dinimizi ve sufiliğimizi yaşayacağız diye basıldığımız, karakollara götürüldüğümüz zamanlar oldu bizim.
Bu ülkede yaşadık bunları. Acı şeylerdi. Ama o sufi öğretisiyle hiç kimseye düşman olmadık. Hiç kimseye düşmanlığımız olmadı. Buna başta devletimiz. Dedik ki, şimdi eksiklik ve yanlışlık var. Bunlar düzelcek. Hamdolsun. Yavaş yavaş, teker teker düzeldi. Düşünebiliyor musunuz? Bundan 30 yıl önce böyle bir salonda böyle bir toplantı yapmayı insanlar hayal edemezlerdi. Böyle bir toplantıyı, böyle bir salonda yapmayı insanlar hayal edemezlerdi.
Camide basılmış bir kardeşiniz var sizin karşınızda. Camide. Ödemiş de camide hadis okuduk. Hadisin üstünde La ilahe illallah, La ilahe illallah, La ilahe illallah. Böyle La ilahe illallah derken polis bastı caminin etrafını. Ben arkadaşlara dedim ki herkes gözünü kapatsın. Herkes gözünü kapattı. gözlerini açsalar görecekler polisleri, korkacaklar. Dedim ki kapatın gözlerinizi. Kim gözünü açarsa ebediyen kör olur dedim. Açmayın. Hepsinin gözü kapalı. Biz La ilahe illallah, La ilahe illallah. Bitti. Oturduk. Dua ederken polis içeri girdi. Dua ederken. Duayı bitirdim ben.
Arkadaşlara dedim hadi serbestsiniz. Gidin evlerinize. Herkes teker teker teker teker çıkıyor. En son ben varım. Polis dedi buranın sorunlusu kim? Benim dedim. Haydi yürü karakola. Yürüdük gittik karakola. Ne yapıyordunuz? Dedim siz gördünüz. Ne yaptığımızı? Ne yapıyordunuz? Dedim La ilahe illallah diyorduk. Nasıl diyordunuz? İşte böyle diyorduk. La ilahe illallah, La ilahe illallah, La ilahe illallah. Ben karakolda böyle söylemeye başladım. Komiser bakıyor şimdi bana. Dedi sen normal değilsin herhalde dedi. Dedim kendini aynada gördün herhalde bende. Senin dilin de uzun dedi. Biraz öyle dedim. Tutanak tutuyorlar.
Camiye gittik. Söz konusu olan şikayetle. Orada bir topluluk vardı. Topluluk La ilahe illallah diyordu. Gerçekten. Şaka gibi şimdi bu. Öyle değil mi? Bildiğiniz şaka. Değil. Gerçek bu. Sonra müftülüğe yazı yazdı. Savcılık. Camide La ilahe illallah demek suç mu değil mi diye. Müftü geldi camiye elimizden aldı bizi. Dedi ki bundan sonra burada toplanmayacaksınız. Neden? Siz La ilahe illallah diyormuşsunuz. Ya hocam yapma etme camide La ilahe illallah denmeyecek. Nerede denecek? Yok. Allah Allah. Bakın siyaset lazım. Siyasetçi de lazım.
Doğru yerde doğru noktada. Dedik ne yapalım? Dediler ki çok özür dilerim. Parti ismi vereceğim ama. Caminin altında bir tane dediler. Nalbur var ya evet bu Nalbur eski Doğru Yol Partisi başkanı. Eee bunun çok tanıdığı vardır. Sen git ona söyle. Ben gittim. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Dedim benim adım Mustafa Özbağ. Ben dedim bayındırlıyım. Burada dedim bir firmada çalışıyorum. Biz dedim yukarıda senin üstündeki camide dedim. La ilahe illallah derken basıldık dedim. Öyle baktı. La ilahe illallah derken basılır mı insan dedi. Vallahi ilk basılan biziz herhalde dedim. Ne oldu? Durumu anlattım ona. Dedim böyle böyle durumumuz var bizim böyleyiz.
Dedi ne günleri toplanıyorsunuz? Dedim perşembe günleri toplanıyorsunuz. Bu perşembe ben de geleceğim. Müftü yasakladı dedim ben. Sen ben hallederim onu dedi. Hemen telefon çevirdi. Müftüye kaldırdı telefonu. Bu arkadaşlar perşembe günü ne yapıyorlarmış? Ben bunlara bakacağım dedi. Perşembe günde ben oradayım dedi. Vallahi geldi adam. Geldi caminin en arkasına oturdu. Biz derslerde hadis okuruz. Diyanetin Riyay-ı Salih'ini var. Buhari var. İşte böyle hadis kitaplarından 3-5 hadis okuduk. Ardından sohbet ettik. Yine la ilahe illallah, la ilahe illallah. Dersi bitirdik. Bunu mu yapıyorsunuz dedi. Vallahi bunu yapıyoruz dedim ben. Benim dedi, dedem rufaiydi dedi ya.
Sizin yaptığınız doğru, yanlış bir şey değil. Ben halledeceğim bunu dedi. Cenab-ı Hakk'a hamdolsun. Gerçekten adam halletti. Telefon açtı müftüye. Bu adamlar burada toplanacak dedi. Eğer toplanmayacaklarsa yer beğen kendine dedi. Müftü sustu. Müftü tamam. E dedim karakol savcıya, ona da telefon açacağım dedi. Savcıya da kaldırdı telefon. Sayın savcım dedi. Böyle böyle bu arkadaşlar böyle böyle yapıyorlar dedi. Bunlarda bir sıkıntı, bir problem yok. Sen bu meseleyden vazgeç dedi. Vazgeçti. Camide la ilahe illallah demekten karakolda ifadesi alınan bir kimseyim. Üzerinden kaç yıl geçmiş 89? Kaç yılındayız? 2017. Kaç yıl geçmiş üniversiteliler? Hesaplayın bakayım.
Hah yavrularım benim. Hiçbirisi de hesaplamadı bak. Sen hesap makinesinden mi hesaplıyorsun? Ha başka sosyal medyaya takılıyorsun. Canım benim. Yakalanıyorsun böyle işte. İnsan kütlek yakalanıyor. 89, 2017. Kaç yıl olmuş? 28 yıl olmuş. 2018'deyiz değil mi? Ben 17 diyorum biraz daha genç görüneyim diye. 28 yıl olmuş. 28 yıl sonra geldiğimiz noktaya bakın. Biz kapalı spor salonunda Hazreti Mevlana'yı anma gecesi tertipliyoruz. O yüzden geldiğimiz noktaların hamdini yapmasını bilelim. Hamd edelim. Ve geriye dönmemek için de mücadele edelim. Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimetleri unutmayalım. Nankörlerden olmayalım.
Bakın nankörlerden olmayalım. Biz basıla basıla, biz vurula vurula, biz yıkıla yıkıla, hançerlene hançerlene geliyoruz. Şimdi burada konuşmak böyle işin en kolay tarafı. Şimdi sufilik, dervişlik işin kolay tarafı. 28 Şubat'ta sufilik yapmak işin zor tarafıydı. 28 Şubat'ta Allah demek işin zor tarafıydı. Şimdi kahramanlık yapmak işin kolay tarafı. 15 Temmuz'da meydana çıkıp kahramanlık yapmak işin en zor tarafıydı. Şimdi herkes kahraman. Bu darbeci Yezidiler galip mi gelir? Galip gelirse biz de onlardan mı oluruz? Bu darbeci Yezidi, bu emperyalist uşakları bir şey olursa bizim canımıza, kanımıza bir şey olur. Bekleyelim canım ne tarafa doğru dönecek deyip de meydanlara çıkan, çıkmayanlar.
Sonradan kahramanlık tutukları atıp da kendi kendilerini aldatmasınlar. Zor zaman, zor zaman. 15 Temmuz'da darbe başladığında saat 10'da meydana çıkanlardı. Saat 10'da. Zor zaman o zamandı. Beni ilgilendirmez. Bu vatana, bu millete, bu Kur'an'a, bu sünnete kim savaş açarsa hep beraber savaşa, açılan savaşa göğüslerimizi siper etmeye hazırız.
Biz sema ederken, elimiz havada, sakın ha zannedilmesin ki bu elimiz havada, Osmanlı tokadı gibi zalimlerin kafasına izmeyeceğini zannetmesin hiç kimse. Biz öyle vur ensesini, al lokmasını olan sufilerden değiliz.
Bizim ensemize vurup da bizim lokmamızı alamazsın. Ensenine vurup da lokmasını veren kimse yarın öbür gün mukaddes değerlerini de verir. Ensesine tokadı vurup da lokmasını aldığın kimsenin yarın öbür gün mukaddes olan, kutsal olan bütün değerlerini alır. Bu sufi düşüncesi değildir. Sufi vatanı için, milleti için, namusu için, şerefi için, Kur'an'ı için, sünneti için, eşi için, çocuğu için. Çocukları için, her şeyi, kutsal olan her şey için canını verir. Öyle bir şey yok. Biz mantar değiliz. Ağaç dibinde bitmedik. Biz çalı değiliz.
Biz o ağaç, odun değiliz. Biz, Cenab-ı Hak'ın yeryüzünde yarattığı halifesi insanız. Bizim ensemize tokat vurmaya kalkarlarsa, kollarını kökünden koparmasını biliriz. Ama aç, gördün, doyurdun da beni doyurdun. Çıplığa giydirdin de beni giydirdin. Bir yetimin başını okşadın da benim başımı okşadın. Anlayışımız budur. O yüzden, bir açı görürsek, kendimizi doyurmayız. Onu doyururuz. Bir çıplak görürsek, kendimizi giydirmeyiz. Onu giydiririz. Ama kimse, ensemize tokat vurmaya kalkmasın. O zaman da onun kolunu koparıp, öbür koluna takmasını biliriz. Biliriz.
Bu konuda elimiz havada ya, hazır. Gönlümüze heva, heves düşecekse, kendi gönlümüze vururuz. Yok, vatanımıza bir keder gelecekse, vatanımıza bir şey gelecekse, o getirecek olana vururuz. O yüzden, devletimize bir şey getireceklerse, o getirecek olana da vururuz. Elimiz her daim havada, gönlümüz her daim uyanık, her türlü tehlikeye karşı hazır ve nazırız.
Biz, asker doğmuş, asker yaşamış, asker ölen milletiz. O yüzden, birimiz bine bedel değil, milyona bedeldir. Birimiz, milyona değil, dünyaya bedeldir. O yüzden, asla ve asla beyaz sakalımız ve sufiliğimiz, zalimleri, kafirleri, müşrikleri, vatan düşmanlarını, millet düşmanlarını, Kur'an ve sünnet düşmanlarını cesaretlendirmesin. Boş cesaret olur, 15 Temmuz'da derslerini aldıkları gibi, yine derslerini alırlar. Biz hoşgörülüyüz. Ama, tövbe edene, biz hoşgörülüyüz. Düşmanlık etmeyene, biz hoşgörülüyüz.
Hoşgörümüzden bir sıkıntımız yok. Ama, hainlik yapmayana, yapma hainlik. Başımıza tac edelim. Yapma vefasızlık. Başımıza tac edelim. Yapma duygusuzluk. Başımıza tac edelim. Hazreti Mevlana'nın, sakın ha, düşünceleri yanlış yorumlanmasın. Tövbe ederek gel dedi. Tövbe ederek gel. Başımıza tac olursun. Gönlümüze sultan olursun. Sana hizmetkar oluruz. Yeter ki sen tövbe ederek gel. Hazreti Mevlana düşmanın bile olsa, ona bağış yapman iyidir. Çünkü bağışın yüzünden düşman bile insana dost olur demiş. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yatıyordu, dinleniyordu ağacın dibinde.
Kaka raddellahu anh, İslam oldu ya o geldi. Hazreti Peygamber de kılıcını astı ağaca. Onun kılıcını aldı. Hemen mübarek boynuna uzattı. Dedi ki, seni kim elimden kurtaracak? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah dedi. Öyle bir sallandı ki, elinden kılıcı düştü. Aldı Allah Resulü'nün kılıcını. Şimdi, seni elimden kim kurtaracak dedi. O dedi ki, sen iyi bir insansın. İyilik timsalisin. Senden kötülük çıkmaz ki dedi. Evet. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onu bağışladı. Bağışlayınca o kimse de Müslüman oldu. Düşmanımız da olsa, tövbe eder, geri dönerse onu bağışlarız.
Allah bizi bağışlananlardan eylesin inşallah. Çok vaktinizi almayacağım. Sema ile alakalı bu seneki programlarda özel bir tane, tek bir hadis aldım. Kardeşlere ölçü olsun diye bunu okuyacağım. Çünkü, sanki Hazreti Mevlana, Celaleti Rum Hazretleri, Sema etmeyi heva hevesinden yaptı. İslam'da yok, yok işte Kur'an'da var mı? Yok sünnete Resulullah'ta var mı? Siz bunu nereden çıkardınız? Yeni bir din mi üretiyorsunuz? Bu kimselere bir cevap olsun istedim. O yüzden Sema ile alakalı hakkınızı helal edin. Bir hadis okuyacağım ve sohbetimi sonlandıracağım. Bunu normalde İmam-ı Hanbel Hazretleri naklediyor. Müsned'in de hadis-i şerif ve kaynak da veriyorum.
Cilt bir sayfa 537, hadis ne olsun da 857. Hazreti Ali radiyallahu anh dedi ki, Ben Cafer ve Zeyd ile birlikte Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gittik. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Zeyd'e dedi ki, Sen benim azatlımsın. Bu zaman sevinçten Zeyd bir ayağının üzerinde, Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellemin etrafında dönüp durmaya başladı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Sonra Cafer'e dedi ki, Sen ahlakan ve fıtraten bana benzersin dedi. Bu zaman Cafer de Zeyd'in arkasından dönüp durmaya başladı. Sonra bana dedi ki, Sen bendensin, ben de sendenim dedi. Bu zaman ben de Cafer'in arkasından dönüp durmaya başladım. Beyhaki, İmam Beyhaki, O da müthiş bir hadis kritercisidir.
Bu hadisi kriter ederken, İzahında diyor ki, Bu hadis sahih ve delil ve ruhsat ile, Ruhsat ile sema ederken, Dönüp durmanın, Yani Allah'ı zikrederken sema etmenin, Dönüp durmanın dediği o, Sema etmenin caiz olduğunu gösterir der. O yüzden kıymetli kardeşler, Biz kardeşlerimize eğitim verirken, Her bir 360 derece dönüşe bir çark denir.
Biz onlara eğitim verirken, Her çarkta Allah demesini öğretiyoruz. Kardeşlerimiz her çarkta Allah, Allah, Allah diyerekten sema ederler. Kaç para, Kaç para diyerekten değil. Bizim hiçbir etkinliğimiz, Bir ücrete tabi değildir. Şimdi birazdan yaklaşık 65'e yakın, Semazen kardeşimiz, Yaklaşık zannediyorum 35-40'a yakın. Kaç kişi, Mıtr'ı peyeti, 40 var mıdır? Evet, Yalan olmasın diye soruyorum. 40'ın üzerine Mıtr'ı peyeti, Yaklaşık, Hani arka mutfak derler ya, Arkada 120-130 kişi harıl harıl çalışıyor. Bunlar, Fisebillillah, Allah için.
Ücretsiz. Dışarıda, Kitap dağıtılıyor, Hadisler, Ücretsiz. CD, Bizim dışarıda CD'lerimizden alın, Kitap alın, Dergi alın, Ücretle alakalı hiçbir işimiz yok. O yüzden, Sufi demek, Allah için yaşayan, Yapmış olduğu hizmetin karşılığında, Ücret almayan, Ücret istemeyen demektir. Haklarınızı helal edin. İnşallah, Semada, Siz de oturduğunuz yerde, Allah diyerekten, Allah'ı zikredin. Malum, Süleyman Çelebi Hazretleri demiş ya, Bir kez aşk ile Allah dese, Lisan, Dökülür, Cümle günahlar, Misli Hazan. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Tabi sayın belediye başkanımıza ve, Protokol'e ayrıca teşekkür ediyorum.
Tabi protokolün en arkasında duran, Başkan yardımcımıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Evet, Allah razı olsun. Bu konularda, Tabi, Belediye başkanımız müsaade etmese, Bu tip şeyler, Öyle olmaz ama, Allah razı olsun, Başkan yardımcımız, Böyle bizle beraber koşuşturur, Böyle bir gönül birliğimiz var. Allah hepinizden de razı olsun. Biz Gemli'yi seviyoruz, Gemliklileri de seviyoruz, Hepinizi seviyoruz. Geceniz hayır olsun, Mübarek olsun, Sağlıcakla kalın, Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.