mustafaozbag.org

ŞEB-İ ARUS 2018 "MEVLANA'DA HOŞGÖRÜ" - SOHBET - AFYON - 28.12.2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Aralık 2018 · 50:33

Sayın Protokol, değerli konuklar, kıymetli misafirler, vatan için canlarını, kanlarını feda eden, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, tüm şehitlerimizin ve gazilerimizin huzurunda sizleri bir dakikalık saygı duruşuna ve akabinine İstiklal Marşı'nı söylemeye davet ediyorum. Değerli konuklar, selam vakti. Hazreti Mevlânâ'nın sözüyle başlayalım programımıza. Selam denizi coştuğunda gönüllerden kini giderir. Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.
Sayın Protokol, değerli davetliler ve Mevlânâ dostları, Afyon Karahisar Belediyesi tarafından Hazreti Mevlânâ'nın 745. Vuslat Yıldönümü dolayısıyla hazırlanan ve Bursa Tasavv Vakfı Samaa ekibinin katılımıyla düzenlenen Şebiaruz ya da Türkçe anlamıyla düğün gecesi ölümü bir ayrılık değil, aslına Yaradan'a kavuşmak olarak gören Hazreti Mevlânâ'yı anma ve Sema programına hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Konuşmalarını yapmak üzere Tasavvı Vakfı Afyon Karahisar Temsilcisi Mehmet Emin Özgüven'i kürsüye davet ediyorum. Basınımızın gücüdü temsilcileri ve pek kıymetli misafirler, Afyon Karahisar Belediye Başkanlığı ve Tasavvı Vakfımız tarafından düzenlenmiş olan 745. Şebehorus merasimine hoş geldiniz diyor ve sizleri en kalbi duygularla selamlıyoruz.
Vakfımız kuruluşundan bu yana Hazreti Mevlânâ'yı ve aşkını tanıtmak ve sevdirmek için Bursa, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Çanakkale, Edirne, Tekirdağ, Konya, Afyon gibi 17 şehir temsilciliğe yurt içi ve yurt dışı birçok programları Bila bedel fi ise bilillah gerçekleştirmeye devam etmektedir. Aylık ve haftalık olarak düzenlenen ilmi, dini ve kültürel faaliyetler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bila bedel icra edilmeye devam edecektir.
Afyon Karahisar il temsilciliğimiz Hoca Ahmet Yesevi Mahallesi Seyhan Caddesi NO 105A adresinde bila bedel faaliyetlerini devam ettirmektedir. Bu vesileyle Tasavvuf Vakfı Gönüllülerine fi ise bilillah hizmet etme şevkini aşılayan, ufkumuzu açan üstadımıza ve ekibimize sizlerin huzurunda teşekkürlerinizi arz etmek isteriz. Ayrıca ilimizde icra edilen tüm kültürel ve ilmi faaliyetlere desteğini esirgemeyerek her alanda olduğu gibi kültürel anlamda da çığır açan Belediye Başkanımız Sayın Burhanettin Çoban'a bu ve geçmiş organizasyonlarımıza vermiş olduğu destekten dolayı haseten teşekkürlerimizi sunarız. Son olarak katılımları ve desteklerinden dolayı hemşehrilerimize, basınımıza ve belediye yetkilileri başta olmak üzere emeğe geçen herkese teşekkür eder.
Gecemizin hayırlara vesile olmasını dilerim. Evet, Tasavvuf Vakfı temsilcimize teşekkür ediyoruz. Değerli konuklar, sizleri fazla bekletmeden Tasavvuf Vakfı Üstadı Sayın Mustafa Bağı alkışlarınızla sahneye davet ediyoruz efendim. Konuşmalarını yapmak üzere. Sesim duyulmadı herhalde. Selamun Aleyküm.
Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Rabbim cümlemizin yar ve yardımcısı olsun. Cümlemizi sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin. Cümlemizi korusun. Bütün ümmeti Muhammed'i sevdiği gibi, seveceği gibi eylesin. Bütün insanlığa barış, huzur, mutluluk versin. Bütün ailelerimize huzur ve afiyet nasip eylesin inşallah. Bugün benim için ayrı bir mutluluk günü. Ben özellikle Şebu Arus programlarının sonuncusunu Afyon'da yapmak istemedim. Afyon, Mevlevi tarikatının yolunun, kültürünün, anlayışının ikinci büyük merkezlerinden birisi. Konya'dan sonra ikinci merkez deniline bilinir.
Bu tabii bu kültürün kendi içerisindeki bir olgusu, anlayışı. Benim için de hususi bir yeri var. Hususi yeri de şu, ben Afyon'a ilk defa geldiğimde Afyonlar oraya tekke diyorlar. Kimisi tekke camisi diyor, kimisi türbe diyor Mevlevi Hane'ye. Ben oraya Mevlevi Hane'ye gittim de bunu böyle biraz hoş görün, açık açık konuşacağım.
Bir zat o kadar böyle üzerindeki cübbesi süslü, cübbesi güzel, kendi güzel, cübbesi güzel, tebessüm. Allah'ım yarabbi daha önce görmedin mi kimse? Allah'ım diyorum bu kim? Kendi kendime, içimden düşünüyorum. Sonradan yanında bir zat da baba oğullarmış. Ben de Afyon'da Mevlevi'nin ikinci büyük yeri Mevlevi Hane var.
İşte zahiri olarak hiçbir şey araştırmadan, okumadan geldim. Aa, onlar bu Mevlevi Hane'nin poş sinistleri, ilk kurucuları. Kim? O büyük zat, Aba Puşi Veli. Aba Puşi Veli. Şimdi Aba Puşi Veli, ilk önce kendi kendime dedim bu ne demek?
Aba Puşi Veli, bana üzerindeki abasını gösterdi. Aba Puşi Veli, aslında kendisi bir bey oğlu. Yani saltanat kıyafeti giymesi lazım. Ama babası, Hz. Mevlana Celaleti Ruma Hazretleri'nin, oğlu Sultan Veled'in kızıyla evlenmiş.
Öyle olunca, soy Hz. Mevlana'ya gidiyor. Ve babası da iyi bir Mevlevi dervişi. Oğluna sultan hırkası giydirmemiş. Oğluna derviş hırkası giydirmiş. Yani eski dilde fakir hırkası giydirmiş. Ve oğlu da malum, o oğlu babasından daha meşbur. Kim? Sultani, divani Mehmet Celebi. Tabii oğlu babasından meşhur olunca, babayı çok tanıyan olmamış. Çünkü oğul Mehmet Celebi, Mevlevilikte ikinci pir olarak adlandırılmış. İkinci pir olarak adlandırılınca, babası o kadar çok konuşulur hale gelmemiş.
Ama oğlanı oğlan eden, asıl arkasındaki babası. Tabii biz o zatlarla böyle manen tanışınca, dedim ki, bir de bunu da açık açık söyleyeyim, biraz da serzenişte bulundu, nerede kaldınız diye. ben bir utandım, bir utandım, bir utandım. Söz verdim sonra, dedim ki, geleceğim hep inşallah dedim. İnşallah fırsat buldukça geriliyoruz. Tabii, böyle programlar olunca da, daha da çok seviniyoruz. O yüzden, hem buraya kadar önce, gelenlere, teşekkür ediyorum. dükkan ne kadar güzel olursa olsun, müşterisi olmazsa, bir anlamı olmaz. O yüzden, müşterisi olursa, dükkanın anlamı olur.
Sizler gelirseniz, bu toplantıların anlamı olur. Sizler gelmez, ehemmiyet göstermez, katılmazsanız, bu toplantıların, bir anlamı olmaz. O yüzden, hepinizin, o, mübarek zamanlarınızı, böyle bir programa ayırdığınız için, ayrı ayrı, hepinize, teşekkür ediyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bizler, tasavvuf topluluğu olarak, az önce, bizim Mehmet Emin Bey'in, dediği gibi, hatta içeride dedim ki, avukat olduğundan dedim, avukat diliyle konuşuyor, bila bedel diyor, dedim ben. Normalde, biz tasavvuf vakfı olarak, bu tip, çalışmalarımızda, bu tip faaliyetlerimizde, bir ücret talep etmiyoruz. Biz ücretsiziz. Öyle olunca, bizim böyle bir salonu, tertip etmemiz, böyle bir program yapmamız, biraz güç, biraz zor.
Allah yardım ediyor, ve, Cenab-ı Hak'a, hamdü sena ediyorum, Afyon Belediyesi, bu konuda, bize böyle gönlünü açıyor, kucağını açıyor, kollarını açıyor, bize sevgiyle, muhabbetle, böyle bir hizmeti yapmamıza, vesile oluyor. Belediye Başkanı'na, çalışanlarına, ayrı ayrı, hepsine de, huzurlarınıza, yeniden teşekkür ediyorum. Hepsinden de, Allah razı olsun inşallah. Tabii, bu, büyük zat, Aba Puşi Veli, onun bir sözünü size, buradan okumadan geçmeyeceğim. Timur, Afyon, sınırlarına kadar dayanır.
Aba Puşi Veli, sağdır. Timur, ona, biraz akçe, biraz hediye göndermek ister. Verdiği cevap, muhteşem, çok hoşuma gitti. Der ki, bizim, abamız, elbisemizi terk, ve, ihtiyaçsızlık elbisesidir. Yani, Timur'un, akçesine gözünü dikmez. Timur'un hediyelerine gözünü dikmez. Kıymetli dostlar, Sufilik, insanların, akçesine göz dikme yolu değildir. Bu zatlar, dervişlerinin, etrafının, akçesine, makamına, mevkisine, göz dikmiş, akçe toplamış.
İşte, şu kitabı yazdım, bu kitabın telif ücreti bu kadardır. Bu eseri, Türkçe'ye çevirdim, bu eseri, şuna çevirdim, bunun telif ücreti bu kadardır. Veyahut da, ayı, derviş kardeşler, gelin bakalım, burada bir tekke yapacağız. Tekke için şu kadar para lazım. gelin bakalım, şunu şöyle yapacağız, bunu böyle yapacağız. Bunları yaparken, bu işler parasız, dönmez, diyen, nerdeyildir Sufiler. Sufiler, Allah için sevip, Allah için yaşayıp, Allah yoluna, Allah için hizmet edenlerdir. Sohbetin başında bunu söylüyorum, siz çıkışta, CD satılmayacak, dergi satılmayacak, kitap satılmayacak, para toplanmayacak. O yüzden huzur içerisinde, ya giderken, işte bir çanak çömlek tutarlar da, para pul isterler mi diye, düşünmeyin.
Huzur içerisinde, sohbeti dinleyin. Aklınız, cebinizde olmasın. Hani, ben yeni, İslam olunca, anlatıyorum bunu, zaman zaman, ben böyle, hızlı bir şekilde, namaz kılmaya başladım. Ben İzmir Bayındırlıyım, yakınım size. Ben namaz kılmaya başlayınca, tutan beni götürüyor. Bir de bu fakir, bunun da altının, not olarak, çize, şey yapayım, benim, şu anda, herhangi bir siyasetle işim yok. Siyaset benim için, Kur'an, sünnet, vatan, millet. Ben eski ülkücüyüm. Tabii böyle, çevremizde arkadaşlar da var. Çevremizdeki arkadaşlar, burada da zaten varlar. İlklerden. Onlar böyle, şimdi çevremiz kalabalık ya, Bayındır'da, bizi bir sohbete götürüyorlar. Haydi gel Mustafa kardeş, şurada sohbet var. Gidiyoruz biz.
Bildiğimiz yok, ettiğimiz yok. Bir sohbet, bir ağlaşıyorlar. Pamuk eller cebe, atıyoruz biz, pamuk eller cebe, evimiz, elimizde ne varsa. Biz o zaman biraz, gayrimeşru koştuk daha önce. Saat kıymetli bizim. Yani herkes de, şimdi diyelim ki, ortalama saat, kaç paralık saat takar? İşte 50 lirayla, 250 lirayla, aslında saat takar. Bizdeki saat o zaman için, yani, çok özür dilerim ama, bir yerde hesap kapatmaya değer. Yani, bin dolar, iki bin dolar, az. Ne yapalım, kaliteli, saat takıyoruz. O kadar güzel sohbet, attık bir saat, orta yere. Para yok, saat var. Koyduk orta yere, saat, çıktık, gittik.
Bir ay sonra, bir daha çağırdılar bizi. Orada yalnız, bir adam, bir senet imzaladı, bir senet imzaladı. Adamın birisi, bu adam dedik, amma yardım etti adama. Aradan bir ay geçti, bir daha çağırdılar beni. gittim, oradayım ben yine. O adam gene, bir daha senet yazdı. Adam da orada. E bizde, tarlada çalı değiliz. Dağda odun değiliz. Yaş genç ama, hayat görmüşüz. Oradaki, o arkadaşın, tanıyorum, yakasından tuttum. Gel buraya dedim ben, geldi şimdi. Bayındır'da, herkes beni bilir. Ben bir kafayla adamı indiriyorum çünkü. Dedim, bu ne iş? Bu adamı iflas eder, bu kadar senetle dedim.
Bana şunu dedi, Mustafa kardeş, o sonradan senetler alıyor dedi. Ben bol bol hadis okuyorum o zaman. Buhari'nin üzerinde yatıyorum. Tek başıma yaşıyorum, tahtanın üstünde yaşıyorum. Buhari okuyorum. Bu kitabın üzerinde uyuyorum. Sabahleyin orman işletmesine gidiyorum yine, çalışıyorum. Adamın yakasından tuttum. Dedim, aldatan bizden değildir diyor. Siz nasıl aldatıyorsunuz böyle dedim. Aldatan bizden değil. Bu laf çok büyük bir laf. Aldatan bizden değil. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Aldatan bizden değil. Aldatan senden değil. Eş, çocuk, arkadaş, kardeş, kim olursa olsun, aldattı mı?
Senden değil. Seni bir daha aldatır. Bir sefer aldattı mı? İkinciyi de aldatır. Bir sefer seni satmış. İkinciyi de satar. Bir sefer seni kandırmış. İkinciyi de kandırır o. İkinciyi de kandırır. Tuttum, aldatan bizden değil dedim. Kaldı. Bana şunu söyledi. Ben dedim ki, benim saat gitti desene dedim. Mustafa kardeş, senin saati getireyim dedi bana. Çok özür dilerim hepinizden. Git lan dedim. Mustafa Özbağ'ın ne zaman verdiğini geri almış dedim. Yıkıl. Bu yürüdü gitti, son oldu. Dedim ki, Yasin suresi, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Bu benim kendi distürü.
Cami yaptıracağız. Pamuk eller cebe. Yaptırma ya. Kur'an kursu açacağız. Pamuk eller cebe. Git kardeşim. Sen sokağın köşesinde koy rahleni. Sokağın köşesinde Kur'an-ı Kerim öğretmeye başla. Git evini Kur'an-ı Kerim kursu aç. Evinde öğret. Evini mescit yap. İsteme. Dilenme. Müslüman dilenmez, vakarlı olur. Dilenme. Bir caminin halısını, o caminin cemaatı değiştirmiyorsa değiştirmesin. Dilenme. Dilenme. Talebe okutacakmışız. Okut kardeşim. Aç sokakta okut. Aç caminin bahçesinde okut.
Caminin bahçesinde de ki, ben burada İngilizce kursu vereceğim. Git caminin imamına de ki, şuradan köşeden bir yer ver bana. Bu köşede ben matematik kursu vereceğim de. Evet. Bunu biz yapacağız. Biz. Diyanetten bunu beklemeyin. İmamlardan bunu beklemeyin. Matematik hocası mısın? Evet. Fise bilillah matematik kursu mu vereceksin? Evet. Git caminin imamına, mahalle camisinin imamına git. Canım kardeşim, bu mahallede bulunan gençlere matematik kursu vereceğim. Bu caminin köşesinde vereceğim. O kovsun seni camiden kovuyorsa. Camiler sadece namaz kılma yeri olmaktan çıkacak. Biz çıkaracağız onu. Biz yapacağız.
Ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. İşte bu büyük zat, Afyon'un bağrında yatan, Afyon'un bağrında yatan, bu büyük zat, Timur'un akçesine bakmamış. Demiş ki, bizim elbisemiz, ihtiyaçsızlık elbisesidir. Bizim elbisemiz, isteme elbisesi değildir. Sufi elbisesi, isteme elbisesi değildir. Sufi abası, dilenci abası değildir. Sufi abalarının cebi yoktur. Sufi abasının cebi var ise, o sufi, sufi değildir. Sebep? Çünkü cep olması, onun dilenci olmasını gösterir. Bakın, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin cübbesinin cebi yoktur. Hz. Muhammed Mustafa'nın cübbesinin altına giydiği, bizim işte şimdi pantolon dediğimiz, eskilerin don dediği şeyin cebi yoktur.
Hz. Muhammed Mustafa'nın kıyafetlerinin cebi yoktur. Hiçbir kıyafetinin cebi yoktur. O yüzden sufi elbiselerinin cebi olmaz. sufi kıyafetlerinde zembil, yani ekmek koyacak yer olmaz. Bir tek su ıbrası olur. O da abdest almak içindir. eğer ki ekmek kesesi olursa, o kimse benim keseme ekmek koyarlar düşüncesiyle, keseyi kaldırırlar.
Gerçek sufilerin ekmek kesesi de yoktur. Onlar sadece insanları, fise bilillah Allah'a davet ederler. Derler ki Allah'a koşun. Derler ki Allah'ı sevin. Derler ki Allah'a iman edin. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, insanları kendine davet etmemiştir. Allah'a davet etmiştir. Bakın Adem'den itibaren bütün peygamberler, insanları Allah'a davet etmişlerdir. Ve Allah'a davet etmek için gönderilmişlerdir. Ve bütün kitaplar Allah'ı anlatır. Bütün peygamberler Allah'ı anlatır. İşte Hz. Mevlana Celalettin'in Rumi Hazretleri de, gel, ne olursan ol gel. İster ateşe tap, ister puta tap, istersen hiçbir şeye tapma.
Yeter ki tövbe ederek gel derken, insanları Allah'a davet eder. Hiçbir zaman Hz. Mevlana Celalettin'in Rumi, insanları kendisine davet etmez. İnsanları kendi yolu olduğunu söyleyip, kendi yoluna da davet etmez. Hz. Mevlana Celalettin'in Rumi Hazretlerinin kendi yolu yoktur. O yol, ben Kur'an'ın kuluyum, Muhammed-i Mustafa'nın yolunun tozuyum. Kim bunun dışında bir şey söylerse, söylenen sözden de, o söyleyenden de şikayetçiyim diyerekten, yolunun ne olduğunu söylemiştir. Onun yolu Kur'an, onun yolu Muhammed-i Mustafa'nın yoludur. onun yolu peygamberlerin yoludur. Onun yolu sırat-ı mustakimdir. İnam ettiğin, ihsan ettiğin, o peygamberlerin yoludur.
Onun yolu, kökü dışarıda değildir. Kökü dışarıda değildir. Onun yolu, siyahinin ajanlarının kurduğu yol değildir. Onun yolu, Mossad'ın kurduğu yol değildir. Onun yolu, M16'nın kurduğu yollardan değildir. Onun yolu, KGB'nin kurduğu yollardan değildir. Onun yolu, emperyalistlerin kurduğu yollardan değildir. Onun yolu, tam Kur'an ve sünnetin göbeği olan yoldur. Çünkü benim bir ayağım, Kur'an ve sünnette, öbür ayağımla, 72,5 milleti dolaşırım, diyen Hazreti Mevlana'nın yolu, Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın, ve bütün peygamberlerin geçtiği yoldur. Kıymetli dostlar, biz toplum olarak, ülke olarak, insanlarımız olarak, kendi değerlerimize sırtını dönmekte çok maharetliyiz. Çok maharetliyiz.
Bizim elimizde bir Mevlana gibi bir deniz var. Bizim elimizde, Hacı Bektaş Veli gibi bir umman var. Bizim elimizde Yunus gibi muhteşem bir kimse var. Bizim elimizde Muhyiddin Arabe gibi, şaheser bir kimlik var. Bu dördü, Anadolu topraklarını yoğurmuşlar. Dördü yoğurmuş. Biz şimdi, küçümsemiyorum, biz Friot'u da okuyalım, Kant'ı da okuyalım, biz Marx'ı da okuyalım, okuyalım, biz okumaktan derdim yok benim. Biz okuyalım, biz oturalım, Marx'ın en ağır kitabını okuyalım. Neydi Marx'ın en ağır kitabı?
Ha sen söyle. Sen nasıl solcusun kız? Beni görünce solculuk kalmadı mı? Allah iyiliğini versin seni. İyi bir solcuydu o da. Ondan sonra, geceleri boyuna bana telefon açıyordu. Solculuğunu bitirme. Ben senin solculuğunu bitirmeni istemiyorum. solculuk güzeldir. Sen canını sıkma. İyi solcular iyidir. Biz emperyalist solculardan çıkıyoruz ne çekiyorsak. Solcular ikiye ayrılır. Bir emperyalizme hizmet edenler var, bir de gerçekten vatanını, milletini seven solcular var. Onlar iyi insanlar. Ben bu noktada, iyi solcu arkadaşlarım var. O yüzden hepsini de aynı kategoriye koymam. Vatanını, milletini sevenleri severim.
Allah hepsinden de razı olsun. Tamam? Ben kendi içimi kendim gördüm. Yaşlanmadım o kadar. İşte canım kardeşlerim, Hazreti Mevlana ve onun yetiştirdikleri, hiçbir şey, ücret istemeden, yollarına devam etmişler. Hazreti Mevlana da, bakın, amacını nasıl anlatıyor? Derdini nasıl anlatıyor? Güneş gibi herkese can vermeye gelmişiz biz. Canlılara eş dost olalım. Toprağa döşenenleri gül gülistan haline getirelim. Bunun için gelmişiz biz. Dünya bedenine canı nedir bildirelim. Gözleri aydın edelim. Onun için gelmişiz biz. Altın gibi, gümüş gibi, kimsenin öz malı değiliz biz.
Deniz gibiyiz, maden gibiyiz, herkesin malıyız, herkesin mülkü. Yeryüzü gibi, yağma yurdu değiliz. Gökyüzü gibi, eminiz, hoşuz biz. Korkup duranlara, iman gibi aman vermeye gelmişiz biz. Hazreti Pir, muhteşem bir şekilde, kendisinin ne olduğunu, ne yapmak istediğini anlatıyor bize.
Ve, güneş gibi, herkese can vermeye gelmişiz biz. Bakın, kıymetli dostlar, güneş, mümindi, münafıktı, kafirdi, mürtetti, müşrikti, kadındı, erkekti, çocuktu. Ayırt etmez. Varlığın bütününe can verir. Ve bir Allah dostu, bir Allah velisi, bir peygamber ve o peygamberlerin peşinden giden veliler, bunlar bulundukları yerde, güneş gibidirler.
Etrafındaki herkesi aydınlatmaya çalışırlar. Bakın, kötü bir kimse yoktur. Kötülüklerin içine düşmüş insanlar vardır. Siz, o kötülüklerin içerisine düşmüş olan insanı, aydınlatmak mecburiyetindesiniz. Kıymetli dostlar, karanlıkta kalmış bir kimse, hiçbir şey göremez. Siz onun elinden tutup, aydınlığa çıkarmakla mükellefsiniz. güneş gibi olmalısınız. Önce ailenize yol göstermeniz gerekir. Mahallenize, bulunduğunuz yerde, bölgenize, ilinize, ilçenize, ülkenize, bütün dünya insanlığına, yol göstermeniz, aydınlatmanız gerekiyor.
biz burada, şey onda, bin bin beş yüz kişi olabiliriz. Ama düşünebiliyor musunuz? Az önce, basın mensubu kardeşlere söyledim. Haber kanallarında bir haber, bir tarafta cami, yarısı yıkılmış, onun önünde Noel babalar dolaşıyor. Orta Doğu'da, Orta Doğu, Güneş gibi bu medeniyetin insanlarını bekliyor. Avrupa bu medeniyetin insanlarını bekliyor.
Amerika bu medeniyetin insanlarını bekliyor. Zalimler dahi bu medeniyetin insanlarını bekliyor. Çünkü, zalimin zulmünü önleyecek. Zalimin zulmünü aşağı çekecek. Zalimin zulmünü durduracak, bir nefese ihtiyaç var. Eğer o zalimi orada yalnız bırakırsak, zalim, zalimliğini arttıracak. Eğer siz, bir kötü, bu kimse, onu bırakırsanız, o kötülüğünü arttıracak. Bunun için, bütün bu Anadolu'da, yetişmiş, Anadolu'nun bağrından, sevgiyle yoğrulmuş yüreklere, Washington'daki, Londra'daki, Rusya'daki gönüllerin ihtiyacı var. Sakın bunu, böyle haması bir duygu olarak düşünmeyin.
Bakın, yüz yıl sonra, yüz yıl sonra, şehirlerde, şehirlerin büyük kapalı spor salonlarında, şebaruzlar kutlanıyor. Bundan otuz yıl önce, bundan yirmi beş yıl önce, böyle bir şeyi yapmak hayaldi. Biz, evimizde hadis okurken basılıp götürülen insanlarız. Biz daha yirmi sekiz Şubat'ta, evlerimizde Allah'ı zikrederken, polisler tarafından çevrilip götürülmüş insanlarız. Bizim ismimiz bütün karakollarda var. Alırlar, götürürler, sorgularlardı. Ne yapıyorsunuz siz? Biz hadis okuyoruz, biz Allah'ı zikrediyoruz. Nasıl zikrediyorsunuz? La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah diyerekten, Allah'ı zikrediyoruz dediğimde, savcılık, bunun ibadet olup olmadığını, müftülüklere yazıyordu.
Karanlıktan korkmak, zorluklardan korkmak, sıkıntılardan korkmak, bunlardan yılmak, kabuğuna çekilmek, Türk-İslam sentezinde yoktur. Bizim topraklarımızda böyle bir şey yoktur. Biz karanlığın bağrına aydınlık hançerini vururuz. Biz zalimin önüne, ona hak ve hakikati götürürüz. Zalim ne kadar büyük zalim olursa olsun. O yüzden bütün dünya, güneş gibi merhamet beklemekte. Düşünebiliyor musunuz? Filistin'de her gün, her gün, dini ne olursa olsun, mezhebi, meşrebi, ırkı ne olursa olsun, çocuk, yaşlı, genç demeden öldürüldükleri yetmiyor gibi evleri yıkılıyor. Mescitleri yıkılıyor. 23 yaşındaki Fatih, İstanbul'u fethediyor.
Bir tane kilisenin tuğlasına dahi dokunmuyor. 23 yaşında Fatih, İstanbul'u fethediyor. İçerideki bir tane Hristiyan'ın canına bir şey demiyor. Biz Fatih'in torunu isek, bakın mutluluğumu paylaşıyorum sizinle. Bu topraklarda bir tane kilise yıkılmamıştır. Bir tane havra yıkılmamıştır. Bir tane yıkılmamıştır. Hiç kimse saldırmamıştır oraya. Hiç kimse saldırmamıştır. Bizim almış olduğumuz terbiye ve eğitim budur. Çünkü biz, bize indirilen Kur'an'a iman ettiğimiz gibi, Musa'ya, İsa'ya, Yakub'un çocuklarına, İbrahim'e, kime, hangi peygambere, neye indirildiyse, onlara da iman etmişiz.
Onların peygamberliklerine de iman etmişiz. O yüzden, kıymetli dostlar, biz, bütün insanlığa, güneş gibi, merhametimizi, sevgimizi, götürmekle mükellefiz. Dünyayı barış haline getireceksek, dünyayı yaşanlar bir hale getireceksek, Hz. Muhammed Mustafa'nın, veda hutbesinde, belirttiği gibi, onun o nefesine, kulak vermeliyiz. Ey insanlar, Arap'ın aceme, acebin araba üstünlüğü yoktur. Hepiniz, bir tarağın dişleri gibisiniz. Kardeş olun. Biz, bu kardeşlik sözünü, bütün insanlara, ulaştırmakla mükellefiz. Sizin elinizde atom bombası olsa, siz hangi şehre atabilirsiniz?
Hiçbir şehre atamazsınız. Dininiz buna müsaade etmez. Hanefi, maturidi ekolündeki bir, din algısı, fetva ve akait algısı, sivil insanların, katledilmesini yasaklar. Şimdi, bundan rahatsızlık duyuyorlar. Neden? Anadolu'daki, Anadolu'daki sünni inanış, terör oyunlarına uymuyor. O yüzden. canlılara eş dost olalım. Canlılara eş dost olalım. Şimdi tutturmuşuz, bir papağanın hakkını konuşuyoruz. 745 yıl önce, 745 yıl önce Hazreti Mevlana diyor ki, canlılara eş dost olalım. Ama ona bunu öğreten kim?
Hazreti Muhammed Mustafa. Bir köpek yavrularını rahat bir şekilde emzirsin diye, ordunun yolunu değiştiren, Hazreti Muhammed Mustafa. onun yolundan gelen Hazreti Mevlana diyor ki, canlılara eş dost olalım. Bu çiçekmiş, bu böcekmiş, bu herhangi bir hayvanmış, bu insanmış, canlıya eş dost olalım. Bu melekmiş, bu cinliymiş, eş dost olalım. Şimdi cinli taifesi deyince, aman aman aman aman, ne oldu? Eş dost ol, korkma. o da senin gibi bir varlık, Allah'ın kolu. Cenab-ı Hak diyor ki, ben insanları ve cinlileri bana ibadet etsin, beni tanısınlar diye yarattım. Onlar da canlı. Korkmayın, ahir zamanda Müslümanların yardımcısı olacaklar.
Korkup da bağlarınızı koparmayın. Canlılarla eş dost olun. Toprağa deşenenleri gül gülistan haline getirelim. Bunun için gelmişiz biz. Toprakta çıkan her ne var ise, toprak sana neyi verdiyse, gül gülistan haline getir. Etrafını gül gülistan haline getir. Bunun için gelmişiz biz. Devam ediyor. Dünya bedenine canı nedir bildirelim. Gözleri aydın edelim. Onun için gelmişiz biz. Gel şu bedeni aydınlat. Bu canın içerisinde bir can var. Onu gör. Gel içini aydınlat. Bu gözün görmediği, kalp gözünün göreceği şeyler var. Onu görmeye davet ediyor. Biz onun için gelmişiz diyor. Kıymetli dostlar.
Bu duvarı görmek herkesin işi. Duvarın arkasını gör. Toprağın altını gör. Ötelere doğru kanat çırp. Sen bu dünyayı seyretmek için gelmedin sadece. Bu alemler elhamdülillahi rabbil alemin. Alemlerin Rabbine iman ettik. Ona hamd ediyoruz. Hangi aleme vakıf oldun da gidip göçüp gideceksin bu dünyadan? Hangi alemi tanıdın? Annenin karnından doğduğundan beri bu dünyadan başka bir şey gördün mü? Gördün ev, yurt, eş, çoluk, çocuk. Ötelere doğru bir kanat çırptın mı? Hani cennet cennet dedikleri. Kapısını, perdesini ardıladın mı? Hani şahit olacaktın? Şahidiz dedik. Şahidiz. Şahit olmak için avukat bey görmek lazım değil mi? Şahit olmak için görmek lazım değil mi?
Duymak lazım. Eşhedü. Şahidim. Niye şahitsin? Allah'ın varlığına ve birliğine, peygamberin onun kulu olduğuna. İyi. Gördün mü? Görmeden göçüp gitme. Görmeden göçüp gitme. Onun için geldin. Görmeden göçüp gidersen kendine ahveh et, yazık et. O yüzden diyor Hazreti Mevlana, benim arkamdan ahveh etmeyin. Altın gibi, gümüş gibi kimsenin öz malı değiliz biz. Peygamberler bir kimsenin öz malı değildir. Hazreti Muhammed-i Mustafa sadece Arapların peygamberi değildir. Sadece Kureyşlerin peygamberi değildir.
O alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberdir. Onların, onun velileri, o yoldan giden veliler, alemlere veli olarak gönderilmişlerdir. O yüzden onlar bir kesimin, bir tarikatın, bir topluluğun malı değillerdir. Deniz gibiyiz, maden gibiyiz. Herkesin malıyız, herkesin mülkü. O zaman herkesin malı, herkesin mülkü olup, ilminezi herkese yaymakla mükellefsiniz. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Ben Hazreti Mevlana Celalet-i Ruma Hazretleri'nin bir de hoşgörü olarak kutluyoruz ya, fikir özgürlüğüyle alakalı hemen kısacık bir şey okuyacağım. Ardından sohbetimi bitireceğim.
Fikirler, düşünceler bir bahçedeki ceylana benzer, kuşlara benzer. Bunlar hür olmalıdır. İnsanların kafalarının içindeki düşüncelerinden dolayı insanlar yargılanmaz der Hazreti Mevlana Celalet-i Ruma Hazretleri. Kıymetli dostlar, bu sema ile alakalı, bu son dönemlerde bilir bilmez, duyar duymaz, kendisini oturduğu yerde alim addedenler, klevye silahşörleri, oturdukları yerde ahkam kesenler, çok bilenler.
Vay bu İslam'da varmışmış da yokmuş da bu sonradan Hazreti Mevlana ile alakalı din icat etmiş de yok işte şu. Bunlar çok ağır iftiralar, çok ağır kelimeler. Hazreti Mevlana'yı savunmak gibi insanların işi değil. Belliyse eğer savunanı Allah'tır.
Birisinin onu böyle bilir bilmez savunma duygusuna kapılıp o işe koyulması Allah muhafaza eylesin. Allah'ın vekilliğini alır ortadan. Kim Allah'ın dostlarına savaş açarsa Allah da onlara savaş açar. Allah yırtıcı hayvanın avından intikamını aldığı gibi onlardan intikam alır. Hadisi kudsi. Velilere çok savaş açılır, çok laf söylenir, çok kınanır onlara. Dedikodular çok olur. Olur. Ama ben hani böyle bir şeyi böyle çok kötülerler de yol gidecek olanların yolunu keserler ya onlara bir delil olsun diye bir hadis şerif okuyacağım semayla alakalı. Ve sohbetime son vereceğim. Sizin vaktinizi almak istemiyorum.
Bu İmam-ı Hanbel Hazretleri'nin müsnedinde geçen bir hadis. Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretleri dedi ki, Hazreti Ali Efendimiz'den nakil. Hazreti Ali Efendimiz çok hadis nakletmemiştir. Bizatihi kulağınla duyduğu şeyleri nakletmiştir. Muhakkak ki sahabelere sorardı. Bununla alakalı bir bilen var mı? Bir hadis bilen var mı diye. Ama kendisinin naklettikleri, kendisinin bizatihi kulağıyla duyduklarıdır. O yüzden Hazreti Ali Efendimiz'e yalan, isnat etmek herhalde büyük günahı keballeri en büyük olmalı.
Hazreti Ali dedi ki, ben Cafer ve Zeyd'le birlikte Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem'e gittik. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Zeyd'e dedi ki, sen benim azatlımsın, özür dilerim. Bu zaman sevinçten Zeyd bir ayağının üzerine Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellemin etrafında dönüp durmaya başladı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sonra Cafer'e dedi ki, sen ahlaken ve fıtraten bana benzersin.
Bu zaman Cafer de Zeyd'in arkasında dönüp durmaya başladı. Sonra da bana, sen bendensin, ben de sendenim dedi. Bu zaman ben de Cafer'in arkasında dönüp durmaya başladım. Kaynak, Ahmet İbni Hanbel, El Müsnet, Cilt 1, sayfa 537, hadis 1857. Kıymetli dostlar, Hazreti Mevlana'nın, daha önceki bir kısım Sufi zevatın, Pir Efendilerin, bunu Abdülkadir Geylan Hazretleri, Ahmet Errufu Hazretleri gibi zatlar, ondan öncekinler, böyle hani eski dilde veç derler, aşka geldiklerinde, zikir halindeyken, kendi etraflarında sema etmeye başlamışlar.
Veyahut da şeyhleri sema edince, dervişler de aşka gelip, onun etrafında sema etmeye başlamışlar. Bu, Hazreti Mevlana ile başlayan bir ritüel değildir. Sema, Allah'ı seven, Allah'a aşık olanların dili niteliğindedir. Allah bizi onların yolunda eylesin. Haklarınızı helal edin. Hepiniz canhıraş beni dinlediniz. Hepinizin de yüreklerine sağlık. Cenab-ı Hak, nice programlarda burada buluşmayı nasip eylesin. Sağlıcakla kalın. Geceniz muharek olsun. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi