ŞEB-İ ARUS 2018 "MEVLANA'DA HOŞGÖRÜ" - MUSTAFA ÖZBAĞ'IN KONUŞMALARI VE SEMA - GELİBOLU- 16.12.2018
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Aralık 2018 · 1:27:31
Değerli Üstadımız, Sayın Mustafa Özbağ Beyefendi'yi ve onunla birlikte Tasavvuf Vakfı'nın, Türkiye'nin ve dünyanın en büyük sema zikri şerifi icra edecek ekibini huzurlarınıza takdim ediyorum. İllâllah, Muhammedun Resûlullah, Destur Ya Hazreti Allahu, Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü ve nefeslerinizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak her daim cümlemizi hayırlı olan kullarından eylesin.
Sevgili kardeşlerim, bugün malumunuz, Hazreti Pir'in 745. düğün günü, biz onu ölüm günü olarak görmüyoruz. Bizler, Orta Asya'dan itibaren, İslam'dan önce de, İslam'dan sonra da, İslam olduktan sonra da, ölümü düğün gibi karşılayan bir öğretiye sahibiz. Çünkü, inanırız ki, öldükten sonra, hayat devam eder. Hayat dediğimiz bir olgu, bir perdeden ibarettir.
Buradan, öte âleme doğru yol gideriz. Öte âleme doğru yol giderken, ya hayırlı işler yaparız, ya da hayırsız işler yaparız. Hayırlı işler yapanlar da, hayırsız işler yapanlar da, o mecburi istikametten yürür giderler. Hayatı anlamlaştıran, hayatı değerlendiren, insanların hayırlı işlerle iştigal etmesidir. İyi ameller işlemesi, arkasından iyi amel, iyi nefes, iyi bir yol bırakmasıdır.
Yol derken, herkes kendi yolunu yaşar. Herkes kendi yolundan gider. O yüzden, sufiler, Allah'a giden nefes miktarınca yol vardır demişler. Yollar, Kur'an ve sünnete uygun olursa, anlamlı olur. Kur'an ve sünnete uygun değil ise, vatanına ve milletine hayırlı değil ise, o yol anlamlı değil, o yol cehenneme giden bir yoldur. İşte, o büyük pirin, ben Kur'an'ın kuluyum, Muhammed-i Mustafa'nın yolunun tozuyum. Kim bunun dışında bir şey söylerse, söylediği sözden de, o kimseden de, şikayetçiyim diyerekten, Hz. Pir, kendisinin hangi yolda olduğunu beyan etmiş. Ve, mesnevi bu manada, Kur'an tefsiri olarak önümüzde durmakta.
Kıymetli dostlar, mesnevide malumunuzdur muhakkak. Dört binin üzerinde Kur'an ayeti, altı binin üzerinde hadisi şerif vardır. O yüzden, mesnevi bir hayat tefsiri olarak tavsiye ederim sizlere. Hayatı, farklı bir pencereden bakmak, dine, herkesin baktığı noktadan değil, farklı bir pencereden bakmak isterseniz, muhakkak ki mesnevi okuyunuz.
İslam, bir ilim nerede olursa olsun, bizim yitik malımızdır demiş. İslam'ın Peygamberi Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Muhakkak ki, dünya üzerindeki ilimleri takip etmek, onlardan gerekli dersi almak, bir Müslümanın vazifesi. Hele, vatanını seven, milletini seven bir kimse, bunu muhakkak yapmalı. Ama, Kur'an'ına, sünnetine, vatanına ve milletine zarar verici söz, fikir, fiiliyatlardan da uzak durmasını bilmeli. İşte Hazreti Pir, ben Kur'an'ın kuluyum derken, ben Kur'an'a tabi olurum. Ben Muhammed-i Mustafa'nın yolunun tozuyum derken, ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tabi olurum diyerekten, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin size iki şey bırakıyorum.
Buna sımsıkı yapışın, buna yapışan asla delalete gitmez dediği, birincisi Kur'an, ikincisi sünneti seniyedir. Bunlar, insanı delalete düşürmez. Ve Cenab-ı Hakk'ın Kur'an-ı Kerim'de, bugün dininizi tamam ettim ve size din olarak İslam'ı seçtim. Ayet-i Kerim'in tefsiri hükmündedir. O yüzden bugün 745 yıl sonra dahi, nefesi ilk günkü gibi buram buram aşk okan, o Hazreti Mevlana'nın yine meclisinde oturmaktayız.
Kıymetli dostlar, bu meclis ki, Kur'an ve sünnetle yoğrulmuş şefkat, merhamet, lütuf, ikram, hoşgörüyle, bütün herkese ve her şeye gönlünü açmış bir meclistir. Hazreti Mevlana, ümitsizliğin, karanlığın en zirve noktasında Anadolu'daki Müslüman halklara ümidinizi kesmeyin, yitirmeyin. Moğol baskısı, kefere baskısına bakaraktan dağılmayın.
Bu her iki baskının altında ümitsizliğe düşmeyin. Bu her iki baskının altında kendinize gelin, özünüze dönün ve vatanınızı, milletinizi, dininizi koruyun diyerekten muhteşem bir nefes vermiş. Her ne kadar değişik sebeplerden, 200 yıldan beri o nefes unutulsa da, 200 yıldan beri o nefes unutulsa da, Cenab-ı Hak'a hamdü sena ediyoruz.
Yeniden inşallah o nefesler hatırlanıp, yeniden özümüze döneceğiz. Az önce Karadağ Mühtüsü'nü ve malum Kazım Efendi'yi her daim görüşürüz. Yukarıda dinleyince, kendimce tüylerim diken diken oldu. Dedim ki, nefes yerini buluyor. Bunu çok anlatmak istemiyordum. Ama Halit Hoca az bir şey anlatınca, bir not düşeyim dedim. Kusuruma bakmayın. Biz buraya geldiğimizde, tabiri caizse, bu semahanede bir karış toz vardı. Bizden sandalye, masa kirası aldılar. Biz program yapmıştık. Yaklaşık 15 otobüs Bursa'dan, yaklaşık özel arabalar hariç. Dedik ki, kardeşler bu vatan bizim. Çanakkale şehitlerini görmeyen, o şehitleri ziyaret etmeyen, orada vatanı için, milleti için, dini için, namusu için, toprağa düşmüş olanları yad etmeyen, asla ve asla bir vatan evladı olamaz.
Haydi dedik, gidelim. Program yaptık. Dedik ki, akşam da Gelibolu Mevlanesi'nde sema edelim. Bir geldik ki, Allah affetsin, burası perişan. Dedik ki, buraya gelmeye devam edelim. Haydi bakalım, bir el ele verelim. Ve burada başladık program yapmaya. Halit Hoca ile de o zaman tanıştık. Henüz daha hoca değil, genç, üniversiteyi bitirmiş. İşte, aktif, cevval. Dedim, otur. Benim dedim, hayalim var. Hayalime koşarım. Gelibolu Mevlanesi var olduğundan itibaren, Balkanlar açılan kapıdır.
Tarihi misyonu vardır. Sadece Mevlevihane değildir burası. Burası bir, Balkanlara atanacak olan bütün resmi zevatın, kurs yeri gibidir. Balkanlara kadı, vali, hakim, Balkanlara komutan, kim atanacaksa, atanan kimseler burada bir müddet eğitimden geçirilip, Balkanlara gider. Çünkü, buradaki eğitim, önemlidir. Halit Hoca, Gelibolu Mevlanesi'nin tarihi misyonu bu. O yüzden, burayı biz, Balkanlara açılacak bir kapı olarak görelim. ve, Balkanlar bizim, yitik evladımız, canımız, orası düşerse, Mekke düşer.
Balkanlar düşerse, Mekke düşer. O yüzden, biz yeniden, Balkanlara, kardeşliğimizi, dostluğumuzu, şefkatimizi, merhametimizi, kardeşliğimizi götüreceğiz. diyerekten, yola çıktık. Şimdi, yedincisi, benim, en mutlu günlerimden biri. Bu hayalim bitmedi. Ben sadece, buraya kadarını söylemiştim, Halit Hoca'ya. eda var hayalim. O yüzden, daha yürünecek, çok yolumuz var. Mesela, Selanik Mevlevihanesi, mesela, Kazım Efendi Hazretleri dedi, Bosna'daki Mevlevihane, ben gittim, orada bir, Mesnevi'nin okunduğu yerler ayrıdır bir de.
Orada Mesnevi okunan yeri bir belediyemiz tadilat etmiş. Oradan, nehrin kıyısında, eski Mevlevihanenin olduğu yere baktım. İçim acıdı. Dedim ki, bizim ecdadımız böyle yürümüş. İnşallah, yeniden ihya edeceğiz. Çünkü, burası çok önemli. Çünkü, bütün dünya, bütün dünya, bir, sufi nefesi bekliyor. Ben, size, dünya meselelerini anlatmayayım. Zaman zaman değiniyorum ya, dünyanın yedide biri, uyuşturucu kullanıyor. Yedide biri, terör pençesinin altında.
Yedide biri, kumar, içki, bunun pençesinin altında. yedide biri, yedide biri, açlık altında. Ne kaldı? Üç kaldı. Yedide üç. Yedide üç. Sağlam. Dünya, nefes bekliyor. Hristiyan'ı, Hristiyan'ı, Yahudisi, Müslüman'ı, ateisti, putperesti, hepsi de. Mutsuz, Avrupa'da, dört kişilik ailenin, bir tanesi, muhakkak, intihara teşebbüs etmiş. Dört kişilik ailenin, bir tanesi, intihara teşebbüs etmiş. Dört kişilik ailenin, bir tanesi, uyuşturucunun içinde. Avrupa'da dördün ikisi gitti. Nefese muhtaç.
Biz, onlar gibi olmamak için, mücadele etmeliyiz. Bugün, dünyayı kuşatan, emperyalistler, bütün insanlığı, terörle, uyuşturucuyla, fuhuşla, ve kumarla, vuruyor. terör, uyuşturucu, kumar, ve fuhuş. Bu dördüyle vuruyor. Dördüyle, büyük bir kaos oluşturuyorlar. Rabbim, onlara fırsat vermesin. Bu seneki, bizim temamız, Hazreti Mevlana'da, çok özür dilerim, hoşgörüydü. Bu hoşgörü, bütün herkes ne yaparsa yapsın, hiç birisine seslenmeyelim, hoşgörüsü değil.
Adam memleketi satıyormuş, hoşgörülüm. Memlekete zarar veriyormuş, hoşgörülüm. Dine zarar veriyormuş, hoşgörülüm. Bu değil. Böyle bir hoşgörü teması çiziyorlar. Bu hoşgörü teması, doğru bir tema değil. Hoşgörü şu, karşımızdaki kimselerin, eksiklikleri ve noksanlıkları var. Onların yanlışlıkları var. Hataları, kusurları var. Biz onların hatalarını, kusurlarını, tatlı bir şekilde eğitelim. Onun hatasını, kusurunu, başımıza tac etmeyelim. Canım kardeşim, sen neden hatanı, kusurunu bana dayatıyorsun? Dayatma. Canım kardeşim, sen yanlışlığını bana dikte etmeye çalışma. Bak, ben senin eksikliğini, kusurunu görsem, nasihat ederim sana.
Aa, neden? Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Bizim hoşgörümüz, o zaman bu manada, nasihat çerçevesinde olmalı. Ama yok, biz hoşgörümüzü, haramları, eksiklikleri, yanlışlıkları, alıp da, başa tac etmek olarak görürsek, o zaman büyük bir sıkıntı var demektir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, hoşgörü, bir şeyi anlayışla karşılamaktır. Bir şeyi anlayışla karşılarsınız. Hani, Hz. Mevlana Celaletin Ruhu Hazretleri, bu hoşgörüsünü, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretlerinden öğreniyor. Hz. Peygamber, hani malum ya, içki içen bir kimse var. İkide birde içiyor, ikide birde içiyor.
Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri de ona nasihat ediyor, cezalandırıyor. Sahabeden bir kimse, ona kötü davranmaya çalışırken, ona diyor ki, dur, sakın ona kötü davranma. Sebep, o Allah ve Resulünü sever diyor. buradaki, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretlerinin, ona vermiş olduğu değer çıkıyor. Canım kardeşlerim, bir kimsenin, yanlışlığını, eksikliğini, hoşgörmek, ona nasihat etmek içindir. Onu itmemek, onu atmamak, onu ötelememek içindir. onun yoksa, onun yoksa yanlışlığını, eksikliğini baş tacı etmek değildir. Bizde ötelemek var. Bizde itmek var. Biz onu hoşgörüyle yaklaşıp, öteleyip itmeyeceğiz.
Onun yanlışlığını, onun eksikliğini, ne yapacağız? nasihatle, tamir ve, tadilatına gideceğiz. O yüzden, biz, hoşgörüye bakarken, hoşgörüye bakarken, bakış açımızı, Kur'an ve Sünnet noktasında, sabitleyeceğiz. Kıymetli dostlar, biz, Hristiyan'a da bakarken, Yahudi'ye de bakarken, önce insan noktasında bakacağız. Dinli, dinsiz. Hangi dine mensup olduğu önemli değil. Dinsiz de olabilir. Biz ona birinci derecede, hoşgörüyle bakacağız. Hele, ülkemizin gelmiş olduğu bu noktada. Bakın, ben burada siyasi konuşma yapmak istemiyorum. Ama, buna da değinmeden geçmek istemiyorum. Öyle bir, cenderenin içindeyiz ki, hoşgörü sahibi olmaz isek, her an, birbirimize düşebiliriz.
Bizi, birbirimize düşürebilirler. Bu ülke, bir imparatorluktan kalma bir ülke. Eğer biz, İslam coğrafyasında, bütünüyle, hem ülkemizde, hem de İslam coğrafyasında, insanların ırklarını, renklerini, dillerini, dinlerini, öne çıkarır, ona göre davranırsak, biz, aldananlardan oluruz. Biz, aldananlardan oluruz. Bu, aldanmışlığımızın, ceremesini, bizden sonraki, nesiller çeker. biz, kin tohumu ekmeyelim, nefret tohumu ekmeyelim, ötekileştirme tohumu ekmeyelim, işte, bu, şucuydu, bu, bucuydu, bu, ondandı, bu, şundandı, bu, oralıydı, bu, buralıydı tohumu, ekmeyelim.
eğer bu tohumu eker isek, biz, kendi ölüm fermanımızı, kendimiz imzalıyoruz. Hani, sufiler, bir, öğretileri vardır. Bu, öğreti, aksi sedadır. Hani, geçmişler derler ya, ne ekersen, onu biçersin diye. Hani, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri nakleder, İsa aleyhisselam'dan, ateş eken, kor biçer diye. Nefret eken, nefret biçer. Ötekileştirme eken, ötekileştirme biçer. Biz toplumu, Aleviydi, Sünniydi, Maturiydi, Eşariydi. Biz toplumu, Sufiydi, şuydu, buydu.
Biz toplumu, Hristiyan'dı, Yahudi'di. Biz toplumu, Esmer'di, Siyah'tı, Sarı'ydı. Bölersek, ve ötekileştirirsek, birileri, birilerini ötekileştirirse, en büyük düşmanlığı yapmış, ve kendi idam fermanımızın, altına kendimiz, imzalamışızdır. Kıymetli dostlar, bakın, Sufilik, Adem'den itibaren vardır. Sufilik, Hz. Muhammed-i Mustafa ile başlayan bir hareket değildir. Adem'den itibarendir. Sufi, gönül dünyası, 72,5 millete açık bir kimsedir. Hz. Mevlana, Celalettin, Ruma Hazretleri, bir ayağım, Şeriat-ı Ahmediye'de, öbür ayağımla, 72,5 millet, gezerim, beytinin, temeli budur.
Sufi kapısı, dini, dili, ırkı, mezhebi, meşrebi, kim olursa olsun, açıktır. Ötekileştirme, itme, sen buraya giremezsin, yoktur. Bakın buradaki topluluğa, burada birbirini öteleyen, burada birbirini iteleyen bir kimse var mı? Bakın, yok onun başı açıktı, yok onun başı kapalıydı, yok o dekolte giymiştir, yok o dekoltesizdi. Böyle bir anlayış var mı? Olmamalı, olmamalı. Din adına insanları ötekileştirmemeliyiz. Din adına insanları itmemeliyiz. Tarikat adına, sufilik adına, cemaat adına, cemiyet adına insanları itmemeliyiz.
Bunu yapanlar, Kur'an ve sünnetin mesajını doğru almamış, bunu yapanlar, insanlık mesajını almamış kimselerdir. Hep örneklerim, hep örneklerim, belki de orada yeni kimseler vardır, diye, hani bir cenaze geçer ya, cenaze geçerken, Hz. Muhammed-i Mustafa ayağa kalkar, cenazeye hürmeten, yanındaki sahabeler derler ki, ey Muhammed, sallallahu aleyhi ve selleme, bu bir Yahudi cenazesidir.
Gözünü böyle çevirir, bakar kafasıyla ona, insan değil mi der? İnsan değil mi? en büyük zararı veren kimseyi, gönlümüzde biz, yeşertemiyorsak onu, bize en fazla zulmü yapan kimseyi, biz, gönlümüzde affedemiyorsak, düşmanlıklar ekeriz. Örneğimiz, Hz. Muhammed-i Mustafa'dır. Vahşi, amcasını şehit etmişti. Sonra geldi Müslüman oldu. Sonra Müslüman olunca, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. dedi ki, sen biraz gözümden uzak dur. Çünkü, sen benim ciğerparemi yaktın.
Ciğerparemi şehit ettin. Ama vahşi, o cemaatin, en arka safında dururdu. Ona sen Müslüman olamazsın dememişti. Ona sen buraya giremezsin dememişti. Bize zarar vermiş olabilir bazıları, komşularımız, arkadaşlarımız, etrafımız. Anlamamıştır, bilmemiştir. Biz onu gönlümüzde yeşertmesini bilmeliyiz. Hoşgörü bu. Biz onu gönül dünyamıza açmalıyız. Kıymetli dostlar, bir karış toprak için annesiyle babasıyla kavga edenler, bir karış toprak için kardeşliğini bozanlar, beş lira, üç lira para ona fazla verdin, buna para fazla verdin deyip de, aile bağlarını koparanlar, bir çocuk sesinden dolayı komşuluk bağlarını koparanlar, biz hoşgörümüzü nereye bıraktık?
Biz insanlığımızı nerede koyduk da geldik? Koca bir orduyu, bir köpek ve dört beş tane yavrusu için, güzergah değiştiren, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, hayvana dahi olan sevgisini ne çabuk unuttuk. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, sufi nefesi beklemekte dünya. Çünkü, sufiler, dünyanın kalbi hükmündedirler. Ondan çıkacak, doğru bir nefes, bütün dünyanın, anatomisini, fabrika ayarlarına geri getirir. Bakın, Hz. Pir, insanlığa nasıl sesleniyor? Hristiyan, Yahudi, Müslüman, Zerdüş, taş, yer, dağ, nehir, her biri gizemli olmanın, benzersiz, yargılanamaz, ve saklı yollarına sahip.
Bakın, hiç ayırmamış. Hepsi de diyor, hepsi de, yargılanmaz. Hepsi de gizemlidir. Hepsi de gizemlidir. Hiçbirisi de yargılanmaz. Gelin, yargılamayalım. O kimsenin mezhebini, o kimsenin meşrebini, yargılamayalım. Ölçümüz, İslam ise, Kur'an, sünnet olsun. Ölçümüz, eğer bu manada, siyaset ise, vatan ve millet olsun. Biz, Kur'an ve sünnetle, yoğrulmuş, bir, din anlayışı, vatan ve millet sevgisiyle, yoğrulmuş, bir, siyaset anlayışına, bürünelim. Canım dostlarım, biz, vatansız, yaşayamayız, yapamayız.
O yüzden, dini, toprak olmadan, yaşanabilir, terenelerine, katılan bir kimse değilim. Bunlar bize, dışarıdan, emperyalistlerin, empoze ettiği, din anlayışları, sebep, çünkü, bu millet, toprağına sahip çıkıyor. Bu Müslümanlar, Bosna'da, Karadağ'da, her yerde, toprağına sahip çıkıyor. Biz şimdi, Kazım Efendi'yi, burada bakarken, tanıtırken, diyoruz ki, Saray Üniversitesi'nde, Güzel Sanatlar Akademisi, dekanı, aynı zamanda da, Mesudiye Tekkesi, şeyhi olarak görüyoruz. Öyle değil mi? Öyle değil. Sadece değil. Ya, onlar, Bosna, savaşında, bizatihi, katılan, babanın oğlu, vatan sevgisi, olmamış olsaydı, olur muydu?
ve kendisi, bana öyle söylemedi, sakladı, örttü, tevazu yaptı. Tekkenin altı, bir, sağlık merkezi. Tekkenin altı, o sağlık merkezi, Bosna mücahitlerinin, Bosna mücahitlerinin, tedavi edildiği merkezmiş. Tabi, o tevazu edip, seslenmeyince, ben de sustum. Bir şey demedim. Tevazu edip, saklıyor. Bu Müslümanlar da, bu topraklarda, vatan sevgisi olduğu müddetçe, emperyalistler, bu sevgiyi, yok etmek için, uğraşacaklar. O yüzden, dışarıdan gelme, din, cemaat, tarikat, neyse, arkasında, bir bit yeni arayın. Ben zaman zaman derim, benim içinde bulunduğum, yol ve tarikat, tarikat, Londra'nın, Buckingham Sarayı'nın, dehlizlerinde kurulmuş, bir yol ve tarikat değil.
Benim içinde bulunduğum, yol, kuvvayi milliyeye, hem parasıyla, hem dervişleriyle, katılmış bir yol. Bununla, mutluluk duyuyorum. Bakın, başımıza ne geliyorsa, kökü dışarıda olanlardan geliyor. Ben bunu, 30 yıldan beri haykırıyorum. 30 yıldan beri. Diyorum ki, kökü dışarıdaysa bir şeyin, bize bunun faydası olmaz. Hz. Mevlana'ya, küfür fetvası verenler, Yunus Emre'ye, küfür fetvası verenler, Hacı Bektaş Veli Hazretlerine, küfür fetvası verenlerin, kökü dışarıda.
Bosna Hersey'e gittiğinizde, Bosna Hersekteki dergahlarda, tekkelerde, Yunus ilahilerinin, Türkçe okunduğunu görürsünüz. Bosna Hersey'e gittiğinizde, dergahlarda ve tekkelerde, Yunus'un, Türkçe ilahilerini dinlersiniz, ve kendinizi, kendi vatanınızda görürsünüz. O Yunus'a küfür fetvası veren de, Selefi Vahabilerdir. Onları da Kur'an İngilizlerdir. İngilizlerin kurduğu Selefi Vahabilik, Yunus'a, Hz. Mevlana'ya, Hacı Bektaş Veli'ye, küfür fetvası verir. Ve ne yazık ki, bu Selefi Vahabiler, ülkenin her tarafına sızmışlar. Çok açık konuşacağım, Diyanette de var, ilahiyatta da var.
Herkesin küfür fetvasını veriyor. Önüne gelen kafir. Birazdan sema yapacağız ya, buna da küfür fetvası veriyor. Bunların amacı, ülkeyi bölüp parçalamak. Hani hadisleri de inkar ediyorlar ya şimdi, buna da çok kızıyorlar ben, hadis inkarcılarının hepsi de vatan hainidir dedim. Evet, hadislerin hepsini inkar edenler, vatan hainleridir. Hadislerin tamamını inkar edenler, direkt vatan hainidir. bu ülkeyi karıştırmak istiyorlar. Bu ülkeyi karıştırmak isteyenlerin, bir çıkış noktası o. Kaosa sürüklemek, birbirine düşürmek istiyorlar. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak ülkemizi korusun inşallah.
Ha, biz insana değer veririz. İnsana değer veririz ama, bize düşmanlığı, gelme kardeşim. düşmanca gelirsen, dersini de veririz. Hani biz, sema ederken, bana soruyorlar, semazenlerin bir eli havada, bir elleri de böyle bakıyor, ne mana veriyorsun diye, ben diyorum ki, biz semazenlerin bir eli havada, gözleri kalplerinin üzerinde, diyorlar ki diyorum ben, kalbi nazar ediyorlar.
Orada Allah sevgisinden, Resulullah sevgisinden, vatan millet sevgisinden başka bir şey varsa, eli balyoz gibi kalbinin üzerine vuracak, onu atacak. Dikkat et, eli havada, anında tokat haline gelebilir. Sen bu vatana, millete, Kur'ana, sünnete aykırı bir şey yaparsan, Osmanlı tokadı gibi, nerende patlayacağı belli olmaz. Patlar. Bizim, semazen figürünün altında yatan bu, ama, biz bu noktada, insanları sever miyiz? Evet. Hz. Pir der ya, ayoksul, hiçbir insanı hor görme, hiçbir insanı hor görmeyiz. Hor gören, hor görülür. Allah muhafaza eylesin. Ve Hz. Mevlana'ya göre, bütün insanlar, bütün insanlar, Allah'ın yarattığı, için onları severiz.
Hepsi de, Allah'ın yarattığıdır. Hani, koca Yunus der ya, yaradılanı severiz, yaradandan ötürü. Yunus da der, Hz. Mevlana da der. Biz bütün insanları, Allah'ın yarattığı olarak görür, ve onları severiz der. Ve, kıymetli dostlar, Hz. Mevlana, bu insan sevgisiyle, hümanist değildir yalnız. Bir de bu terenenliği çıkarıyorlar ya, işte o, hümanisti. Canım kardeşim, biz bütün insanları severiz. Hümanizm, insanı tanrılaştırmaktır. Biz insanları, insanları, tanrılaştırmayız. Bizim için, hiç kimse, tanrı değildir. Biz, İyyâkena'bedü, ve İyyâkenasta'im deriz. Ancak sana ibadet eder.
Ancak senden yardım dileriz. Disturnu, kendimize destur edilmişizdir. O yüzden, Hz. Mevlana, Cerahatür-Rüma Hazretleri de, bu manada, insan sevgisi, doğru düzeydedir. Ama bir hümanist, değildir. Rabbim bizi, muhafaza eylesin. Ben, kısacık, sizin biraz daha vaktinizi alacağım. Çok az bir şey. Sema ile alakalı. Bu ara böyle, her, Aralık ayı geldiğinde, boyuna, yayınlar, değişik yerlerden, mesajlar, işte bu sema, dinde yoktu, vardı tartışması. Yok bunlar, küfür ediyorlar. Yok küfre giriyorlar. Yok böyle bir şey, dinde yok. Nereden çıkardılar? Yok bunu, Mustafa Özbağ çıkardı. yok bunu Hazreti Mevlana yapmadı da, sonradan gelenler yaptı.
Bunların hepsi de, boş tartışma. İki şey. Bir, semayla alakalı. İki, şiirle alakalı. İki tane hadis nakledeceğim size. Tabii, siz bunların, yaptığımız şeyin, doğruluğunun bilincesindesiniz ki, buradasınız. Ama, işte bu basın, yayın, bu internet üzerinden yayınlar var ya, bunlara, laf söyleyenlere, böyle bir, nasihat olsun onlara. O baptan, inşallah, yüksek müsaadelerinizle, semayla alakalı bir hadis, şiirle alakalı bir hadis okuyup, sohbetime son vereceğim. İnşallah. Hz. Ali, rallallahu anh, hazretleri naklediyor. Ben, Cafer radiyallahu anh ve Zeyd'le birlikte, Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gittik. Cafer, Hz. Ali Efendimiz'in kardeşi.
Aynı zamanda, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, kuzeni, amcasının oğlu, Hz. Ali Efendimiz'e kardeş çocukları, Hz. Cafer de kardeş çocuğu. Biliyorsunuz, Hz. Cafer, bir, Habeşistan'a hicret etti. Bu, hicretten dönünce oluyor. Döndüğünde biliyorsunuz, Hayber'in de fethi olmuştu. Bu, döndüğünde, cereyan eden olay. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Zeyd'e, sen benim azatlı mısın? dedi. Sevgiyi görüyor musunuz? Sen benim azatlı mısın? deyince, Zeyd, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, az önce bir semazen, kardeşi ben böyle, ilahi söylerlerken, kendi kendime, ben orada, yukarıda, çok hoşuma gitti.
Böyle bizim küçük, çocuklardan birisine dedim ki, hadi in aşağı dedim, sema et, ilahi eşlik et dedim. O tek, ayak üstüne, etrafında, aynı öyle, sema eder gibi, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin etrafında, sema etmeye başlıyor. Cafer'e diyor ki, sen ahlâken ve fıtraten bana benzersin. Bu sefer, Hz. Cafer aşka geliyor. Zeyd'in arkasından, o da sema etmeye başlıyor. Ardından, Hz. Ali Efendimiz'e diyor, sen bendensin, ben de sendenim. Bu aşkla, Hz. Ali Efendimiz de, Cafer'in arkasından, sema etmeye başlıyor. ve Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ortada, Zeyd önde, Cafer onun arkasında, Hz. Ali Efendimiz onun arkasında, etrafında, sema etmeye başlıyorlar.
Bunu nakleden kim? İmam-ı Hanber. Nerede bunu bize naklediyor? Müsnedinde, cilt 1, sayfa 537, hadis ne olsun da, 857. Demek ki, bir kimse, Allah'ı zikrederken, sema edebilir mi? Evet. Bu ritüeli de, yerine getirebilir mi? Evet. Bakın, bu bir, sevginin tezahürü, dışavuru mu? E şimdi, ha, sema, parayla yapanlar var mı? Kardeş, Kur'an-ı Kerim'i de, parayla okuyanlar var. E sema, parayla yapanlar var mı? Var.
Hadisleri de, parayla okuyanlar var. İstismar edenler, her meslekte, her meşrepte olabilir mi? Evet. İstismar, her meslekte, her meşrepte vardır. Biz, içimize katmamaya, gayret ediyoruz. Bizim hiçbir, programımız, hiçbir şeyimiz, ücretli değildir. Ben biraz da latife olsun diye söylüyorum. Bizim semazen kardeşlerimiz, kaç para, kaç para, kaç para diye sema etmiyor. Allah, Allah, Allah diye sema ediyor. E sizden ücret, istemeyenlerin peşinden gidiniz, diyor ayeti kerimede. Kıymetli dostlarım, dinin karşılığı, ücret değildir.
Bir kimse, sohbet ettiği sohbeti, dini bir sohbet etse, dini bir aktivite ise, onun karşılığında, ücret alıyorsa, ondan sevap beklemesin. Onu Allah rızası için yapıyorum, demesin. Hiçbir peygamber, din tebliğinden dolayı, insanlardan ücret toplamamıştır. Hiçbir, büyük veli, din tebliğinden dolayı, ücret toplamamıştır. Ücret toplayanlar, sufi olamazlar. Kapının önünde, CD satan, kapının önünde, kitap satan, kapının önünde, bunlar, Şeyh Efendi'nin okuduğu yoğurtlar, bunlar, Şeyh Efendi'nin okuduğu tesbihler, bunlar, Şeyh Efendi'nin yazdığı kitap, bu, Şeyh Efendi'nin sohbet zikri, bu, Şeyh Efendi'nin sohbet, CD'si, yok işte bu zikir CD'si, bunları satan kimseler, hiçbir zaman, sufi değildir.
Bir şeyin, ücretini alıyorsan, onu Allah için yapmış değilsindir. Allah için yapılan işlerin, ücreti yoktur. Ücretini, gerçek sufiler, Allah'tan bile beklemezler. İsa Aleyhisselam, yolda yürüyordu. Bir grup, ibadet edenle karşılaştı. Ne için ibadet ediyorsunuz, diye sordu. Onlar dediler ki, biz cehennemden kurtulmak için, ibadet ediyoruz. Aradığım sizler değilsiniz, dedi. Biraz daha yürüdüler. Bir kısım insanlar, yine ibadet ediyordu. Sordu onlara, niçin ibadet ediyorsunuz? Dediler ki, cennetine girmek için, aradığım sizler de değilsiniz, dedi. Biraz daha yürüdü. Bir grup insan oturmuş, altını çizerekten söylüyorum, Allah'ı zikrediyorlardı.
Ve dedi ki, siz ne için ibadet ediyorsunuz? Onlar dediler ki, biz Allah'ı sevdiğimiz için, onu zikrediyoruz. İşte aradığım sizlersiniz, dedi. Kıymetli dostlar, Sufi, cennet ve cehennem duygusundan kurtulmuş, sırf Allah'ı sevdiği için ibadet eden, Allah'ı sevdiği için yaşayan, Allah'ı sevdiği için zikreden, Allah'ı sevdiği için namaz kılan, Allah'ı sevdiği için oruç tutan, Allah'ı sevdiği için insanları seven, anneyi seven, babayı seven, eşi seven, çocuğunu seven, Allah'ı sevdiği için vatanını seven, bidonu çıkardılar şimdi.
Bu vatan sevgisi nereden çıkmış? Be ahmak! Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini dinlemedin mi? Onu seyretmedin mi? Hiç ondan bir ders almadın mı? Medine'ye, münevvereye yaklaşırken, atını mahmuzlardı, hızlandırırdı. Bir gün toz toprak çıktı, sahabe aldılar, ağzını yüzünü örttüler, toz toprak girmesin diye. Oysa ağzını yüzünü açtı o. Dedi ki Medine'nin, Medine'nin tozu toprağı şifadır dedi. Vatan toprağı şifadır. Vatanın tozu dahi şifadır. Sen vatan sevgisini, kalkıp da bu dinden değil demen, İngiliz soytarısı olduğunu gösteriyor. Amerikan soytarısı olduğunu gösteriyor. Bilmem nerenin soytarısı olduğunu gösteriyor senin.
Müslümanlar bulundukları, benim vatan duygum da Edirne'den Kars'ta bitmiyor. Buradaki bütün herkes bilir. Benim vatan duygum ta Adriyatik'ten başlıyor. Tad Çin Seddin'e dayanıyor. Benim vatan duygum bu. İster eleştirin, ister kızın, ister sövün, ister sevin. Ben, dar yerlerden daraltı geliyor bana. Dar yerlerden daraltı geliyor. Benim vatan toprağı olarak nitelendirdiğim o. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Kıymetli dostlar, ben bir de şiirle alakalı hadis okuyacaktım ama, sizin daha fazla vaktinizi almak istemiyorum. Bir kelime söyleyeyim. Şiirsiz, sanatsız, hikayesiz, romansız, bir medeniyet kurulur mu?
Böyle bir insanlık düşünebilir misiniz? Böyle bir ülke düşünebilir misiniz? Bunlar, Allah muhafaza eylesin. İşin, çığırından çıkardılar. Rabbim cümlemizi korusun. Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin. Kardeşlerimiz sema edecekler. Sema ederlerken de, Allah'ı zikredecekler. Oturduğunuz yerde, siz de gönlünüzden, Allah deyin. abdeste ihtiyaç yok. Örtülüydün, örtüsüzdün. Şu mezhep dedin, bu mezheptendin. Buna ihtiyaç yok. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. İnşallah, toplu olarak da zikri yapılan yerden, herkes af olmuş olarak kalkar. Hadisi Kutsi.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Nice şeybaruz programlarında, burada yeniden, yeniden, yeniden, yeniden, bulaşmak üzere. Geceniz hayır olsun. Huzurlarınızda, tüm gelen misafirlerimize, hepsine de ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Hepsine de ayrı ayrı hürmetlerimi, saygılarımı sunuyorum. Bizi, Allah razı olsun, sevindirdiler. Hepsi de ayrı ayrı geldi. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim. Hakkınızı helal edin. Bu geçen Ramazan iftarında da demiştim. Sayın paşam da, hakkını helal etsin. Biz böyle, kendi kendimize, bu 15 Temmuz'da, Aksakal paşamıza, böyle bir kalben çok muhabbetimiz, sevgimiz oldu. Bizim yakın dairedeki arkadaşlara diyordum ki ben, ya ne muhteşem bir paşa.
İşte şöyle, işte böyle, kendi kendimize öyle düşünüyorduk, öyle konuşuyorduk. Bu Ramazan programında, Sayın paşam davetimize icabet edince, dedim ki ya, Cenab-ı Hakk'a hamdü sena olsun. Yani o kadar muhabbet ettik, o kadar dua ettik dedim. Rabbim bir yerde buluşturdu bizi dedim. O yüzden, huzurlarınızda ayrıca, Sayın paşamıza teşekkür ediyoruz. Biz de kendi kendimize böyle, sevinçliyiz ya, sevincimiz de şu, 15 Temmuz'da, herkesten önce, hiç kimse daha sokağa çıkmadan, biz meydanlara çıkan bir topluluğuz. Ben İzmit'te sohbetteydim, bana dediler ki, darbe oluyorlar, darbe oluyor. Dedim, yok yapamazlar.
Dediler ki, şeyi ne o, köprüyü tutmuşlar. Oradan da birisi, demesin mi, Elhamdülillah diye, darbe oluyor diye. Bizim çocuklar boğacak onu birden. Aha dedim, ilk provokasyona burada giriyoruz. El-Fatiha dedim ben, sohbeti kestim. Birisi, o İzmit'te olan kardeşler, onu görmüşlerdir. Hiç kimse tanımıyor adamı. Hiç kimse tanımıyor. Provokasyona bak. Biz hızla çıktık, herkes sokağa çıkacak, herkes, buna direnecek. Diye, ilk sokağa çıkan topluluğuz biz. Elhamdülillah. darbenin olacağını da biz biliyoruz ha. Bir buçuk, iki ay önce, bizim Cafer'in gelip, kulağına üflemişler, demişler ki, önce sizi toplayacağız.
Sonra önce onlar toplandı. O yüzden, Aksakal Paşa'mızda da, ayrı bir muhabbetimiz var. Hakkını helal etsin. Buradan böyle, kendisini fahşettik gibi oldu ama, teşekkür ediyoruz kendisine. Rabbim, bu vatanı, bu milleti koruyacak. Bu vatanı, bu millete her şeyini feda edecek. O kahramanları, memleketimizden, yurdumuzdan, hiç eksik eylemesin inşallah. Hu, eyvallah, illallah, Muhammedun Resulullah, destur ya Hazreti Allah. Hu, destur ya Hazreti Allah. Subhanı Rabbi al-Aliya al-Ala al-Wahhabi.
Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Velâkıbeti lil müteqin. Velâduana illâlel-zâlimin. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. El-Salatu ve selamu aleyke ya Resulallah. El-Salatu ve selamu aleyke ya Habiballah. El-Salatu ve selamu aleyke ya Seyyid-el-Evveline vel-Akhirin. El-Hamdülillahi Rabbil Alemin. El-Hamdülillahi Rabbil Alemin. Önümüzü, ardımızı nur eyle Altımızı, üstümüzü nur eyle Gözümüzü, gönlümüzü nur eyle Derimizi, tenimizi, kanımızı nur eyle Kabrimizi nur eyle Mahşerimizi nur eyle Hesabımızı, kitabımızı nur eyle Yürüyüşümüzü nur eyle Bakışımızı nur eyle Tutuşumuzu nur eyle Dergahımızı nur eyle Üstadımızı nur eyle Derviş, derviş an, mürşid, mürşidan ehl-i man Ya Rab cümlesini de nur eyle Nuruna gark eyle Ey nurların nuru bizlere nur ver Ey merhametlilerin en merhametlisi Merhametinle dualarımızı kabul eyle
Allah Allah Allah … Amin Vakti şerifler hayrola Amin Hayırlar feth ola Amin Şerler def ola Amin Allah-u Azim-i Şan'ın ismiyle kalplerimiz Tahir Amin Tahir Amin Pak ola Amin Demler sefalar müjdat ola Amin Kılı bağışı çan, bağışı şadu handam ola Amin Demi Hazreti Mevlana Amin Sırrı Cenab-ı Şems-i Tebrizi Amin Kerem-i İmam-ı Ali Amin Şefaat Muhammedun Resulullah-i Nebi El Fatiha ma selavat Eyvallah İllallah
Muhammedun Resulullah Destur Ya Hazreti Allah Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Şebi arzunuz mübarek olsun Selamun Aleyküm Değerli dostlarımız 18 Mart Üniversitemiz Tasavvuf Topluluğunun etkinlikleri
15 gün boyunca Şebi Haruz Haftası etkinlikleri devam etmektedir Çanakkale'de bulunan isim öncülüğünü Sayın Valimizin yaptığı Mevlana Kültür ve Sanat Evinde 22 Aralık Cumartesi akşamı Mevlana konulu tiyatro gösterimi sunulacaktır Bütün dostlarımız davetlidir Ayrıca 18 Aralık Salı günü Yani 2 gün sonra Hz. Mevlana Şems ve Aşk konulu tiyatral sunum ve şiir gösterimi sunulacaktır Bütün Hz. Mevlana severler davetlidir Ardından yine 23-27 arası sergimiz Mevlevilik ve Balkanlar konusu fotoğraf ve resim sergisi olacaktır Bütün konuklarımıza açıktır
Değerli dostlar geceniz hayırlı, bereketli olsun Sayın Valimiz protokol alanının yanında konuklarımıza hediye takdimi yapacaktır
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.