mustafaozbag.org

Risale-i Kudsiyye Şerhi (123-125. Beyit) 24.11.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Kasım 2022 · 1:07:36

Selamun Aleyküm. Aleyküm Selam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hak, hak, batıl-ı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip, hakça yaşayan, batıl-ı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Kur'an ve sünneti seneye sımsıkı yapışıp yaşayan ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin. Amin. Selamun Aleyküm. Amin. Bu iki, üçüncü haftadan itibaren, üçüncü hafta, inşallah beytleri şert etmeye devam ediyoruz. Beyt 123. Meşayih ekmelinden oldu hüccet. Meşayih demek, mürşidi kamil demek.
Mürşidi kamiller, meşayih ekmelinden oldu hüccet dediğinde meşayih, ekmel olgunlaşmış kemallermiş. Hüccet de delil demek. O zaman bir mürşidi kamil, olgunlaşmış bir mürşidi kamil delil oldu. Mürşidi kamillerin işi Kur'an ve sünnettir. Kur'an ve sünnetin yaşanması, yaşatılması, insanların nefislerinin tezkiyesi, terbiyesi ve aynı zamanda da kalbi meratiplerinin bitirilmesidir.
Şimdi, çünkü olgun mürşidi kamil dediğimizde, o olgun mürşidi kamilin en önemli özelliği kalbi meratibleri de tamamlatmasıdır. Nefis meratiplerini bir kimse tamamlayabilir, tamamlatabilir ama olgun mürşidi kamiller ancak kalbi meratibleri açtırabilirler, açabilirler, yürütebilirler. O yüzden, meşayih ekmelinden olduğu hüccet, yani olgunlaşmış bir mürşidi kamil delil oldu.
O, bu delalet, bu delil sadece şeriata delil değildir. Onların delaleti, delili hem şeriata, hem tarikata, hem marifete, hem hakikate eğer normalde böyle gidilecekse delildir. Yok, bazen ben derim ya, ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin diye, ya da ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakine onlar delildir. Onlar sadece şeriata delil değildir. Onlar sadece tarikata delil değildir. Onlar sadece marifete de delil değildir. Onlar şeriat, tarikat, hakikat, marifet, ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin bunların hepsine delildir. Veyahut da nefis meratiplerine, emmare levvame, mülhüme, mutmainne, radiye, mardiye, safiye, buna normalde nedir? Bunlara delildir. Her nefis meratibine.
O yüzden bir olgunlaşmış bir mürşidi kamil, bu manada hem yola, seyri sülüka delildir, hem de dervişlere delildir, hem de dine delildir. Yani çünkü peygamberleri gönderdi Cenab-ı Hak, peygamberlerden sonra da peygamberlerin sonu geldi. Hz. Muhammed-i Mustafa ile başka bir peygamber nebi gelmeyecek. Hz. Abbas Efendimiz'in nakliyle diyor ki, nice olacak bu ümmetin hali? nice olacak bu ümmetin hali deyince, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, peygamberlerden sonra veliler gelecek, mürşitler gelecek. Onlar bu yeryüzünün nasıl dağlar, yeryüzünün direkleri ise, onlar da dinin direkleri hükmünde olacak diyor. Ebdallarla alakalı, velilerle alakalı meselede.
O yüzden o olgun mürşidi kamil, bu manada hem şeriyata, tarikata, hakikate, marifete, aynı zamanda kalibi olarak ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasına da delildir. Kitap, sünnet dahi, icma-i ümmet değil, zan var, ehli keşfi keramet. Normalde onların yolları kitaba, sünnete ve icma-i ümmete uygundur şeriatların. Yani onların tavırları, davranışları, bakışları, sözleri, fiiliyatları, Kur'an'a, sünnete ve icma-i ümmete uygundur. Bunların dışına çıkmazlar, din anlatılacaksa, tarikat anlatılacaksa, şeriat, tarikat, hakikat anlatılacaksa veya ilmel yakin, aynel yakin anlatılacaksa, onlar kitaba, sünnete, yani Kur'an'a, sünnet-i seniye ve icma-i ümmete tabi olurlar.
Bunun dışına çıkmazlar. Burada bir şey var, işaret var. Hep, her dönem, ehli tasavvufun, ehli tarikatın içerisinden sapkınlar çıkmış. Bu tarih boyunca hep böyle olmuş. Bu sadece Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ümmetine has bir şey değil bu. Bu geçmiş ümmetlerde de bunlar yaşanmış. Aynı şey Muhammed-i ümmette de yaşanıyor. Ve bunlar tarih boyunca sufilik adına, tasavvuf adına, tarikat adına, kitabın, sünnetin, icma-i ümmetin dışına çıkan şeyhler, kendilerini mürşidi kamil atfeden kimseler, nakipler, dervişler, zakirler, halifeler bunlar olmuşlar hep. Yani bu zaten ehli sufinin en büyük handikaplarından birisi burası.
En büyük vartalar burada yaşanmış. Bakın en büyük vartalar, en büyük sıkıntılar burada yaşanmış. Kur'an'ın, sünnetin, icma-i ümmetin dışında konuşmayı hikmet, hakikat zannetmişler. Ve böyle konuşanların etrafında insanlar toplanmışlar. İşin acı tarafı da bu. Çünkü nefislerine tatlı gelmiş. İbadet etmek zor gelen namazsız bir sufi topluluk bulmuş. Oruç tutmak zor gelen, oruçsuz, ibadetsiz bir sufi topluluğa gitmiş. Veyahut da bugün işte Kur'an ve sünneti seneyi yaşamak zor gelen, böyle çok affedersiniz, ülkede de var bunlar, yurt dışında da var, yurt içinde de var. Böyle bozuk fırkalar, sapkın oluşumlar var. Ben onların adına tarikat bile demek istemiyorum. Sufilik bile demek istemiyorum.
Bunlar o sapkınlıklarını, o oluşumlarını devam ettiriyorlar. Ve bunlar ülke içerisinde de var. Bu tip insanları ne yazık ki sistem de destekliyor. Bunları uluslararası sistem de destekliyor. Mevcut Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sistemi de destekliyor. Eğer sen sapkın bir oluşumsan, onunla sonra başınızdaki şeyh sapkın bir kimseyse, işte ayetleri inkar ediyorsa, İslam'ı batılılaştıracağım diye uğraşıyorsa, Müslümanları batılılaştıracağım diye uğraşıyorsa, veyahut da dinde olmayan bir şey dindenmiş gibi içine katıyorsa,
dinde var olan farzları inkar edip onları yok etmeye çalışıyorsa, veyahut da ne bileyim dinin olmazsa olmaz haramlarını bu konuda hiçe sayıp, göz göre göre, siz anlamazsınız bunda da hikmet vardır deyip haramları işliyorsa, o zaman onu bütün herkes destekliyor zaten. Bu konuda hiç şek şüphe yok. Onlar genelde böyle bu sözümden çok bozuluyorlar, çok canları sıkılıyor ama, hani nasıl böyle söyler İngiliz bozması, siyahe yosması falan diye, az konuşuyorum aslında.
Yani gerçekten ağır değil. Çünkü onların yapmış olduğu ifsat, onların yapmış olduğu ifsat çok büyük. Şimdi normal bir kimse bir yerde içki içer, derviştir, nefsine uymuştur, bir hata yapmıştır, derviştir, Müslümandır, mümindir, gitmiştir bir yerde, gerçekten bir günah işlemiştir, işler, hepimiz işleriz, herkes işler.
Eyvallah. Ama yolun önündeymiş gibi görünen bir kimse, veyahut da böyle piramidin zirvesindeymiş gibi görünen bir kimse bunu yaparsa, o zaman bu çok büyük sıkıntı. Bu büyük problem. O artık yolu ifsat ediyor. Yani o öyle bir, öyle bir büyük yanlışlık yapıyor ki o, onun vermiş olduğu zarar, bütün yola, bütün dervişlere.
Burası çok sıkıntılı. Bu ister şeyh olsun, ister işte zakir olsun, nakip olsun, nikabah olsun, burası sıkıntılıdır. Yani o kimse, o makama geldiyse, onun Kur'an'dan, sünnetten, imamların iştahından dışında bir şey, o söylemeyecek, yapmayacak. Yol ifsat ediyor çünkü. Yol ifsat edince, sıkıntılı. ve eğer Türkiye'de ve dünya üzerinde bu böyle şey, moda gibi yol ifsat eden kimseleri alkışlıyorlar. İşte o gerçekten bir mürşid-i kamil ise, ekmel, olgunlaşmış bir mürşid-i kamil ise, onda Kur'an'ı, sünnetin ve icma-i ümmetin dışında, bir şey öğretmesi, mümkün değil.
Değil, zan var, ehl-i keşf-i keramet. Yani o kimsenin üzerinde, sen zanla düşme, süvi zanla düşme, o Kur'an'a, sünnete, icma-i ümmete uygun davranır ve o aynı zamanda da, keşif-i keramet sahibidir. O zanlı ile hareket etmez. O zanla davranmaz. O meselenin zahirine, Kur'an'a, sünnete, icma-i ümmete bakar, işin batınına ise, keşif-i kerametle bakar. O yüzden o kimseden, bunun dışında bir şey düşünme ve o zanla hareket etmez, sen de ona zanla bakma. Sen de ona zanla bakarsan, sen de hata edersin. Onun çünkü zahirinde, Kur'an, sünnet, icma-i ümmet, batınında ise, keşif-i keramet var. Sen bu konuda, eğer o mürşidi kamil ekmel, olgunlaşmış bir mürşid ise, o öyledir.
Vücud-u aleme, izzetle rahmet. O mürşidi kamilin, vücudu, yani, zahiri vücudu, ve o zahiri vücudu, bütün aleme rahmet gibidir. Hani, bir alem, bir alim ölürse, bir alem ölür, hadis-i şerif var ya, o da bir aleme rahmettir. Etrafına izzet, yani şeref veren bir kimsedir. onunla irtibatta olan, onun rahlesine oturan, onun sohbetine oturan, onun zikrullahına oturan, izzet bulur, rahmet bulur. O etrafına izzet ve rahmet saçar, Allah'ın izniyle. Ama eğer o mürşidi kamil ise, o bidat işlemez, hakka gidelim. Yani, ondan bidat bekleme. O bidat işlemez bile bile. İnsanları bidata sürüklemez.
O insanları, Kur'an ve sünnete yönlendirir. Kur'an ve sünnetin, emrettiği gibi bir, yol yürütür. Ondan bidat bekleme. O zaman, bidatçı şeyhler var ise, onlardan uzak durmak lazım. Bidatçı, bidat nedir? İslam'da, Kur'an ve sünnette, imamların iştahında, olmayan bir şeyi, dindenmiş gibi, ortaya çıkarmak. Dindenmiş gibi bir hüküm, dindenmiş gibi bir kanun, dindenmiş gibi, bir ibadet, dindenmiş gibi bir fikir, bir düşünce koymak. Bu bidat bu. Hani işte bazen, böyle alayvari konuşuyorum ama, işin hakikati var. Hani üniversiteye girme, namazı gibi. Üniversiteye girme namazı mı olurmuş? Bunun gibi, bidat, veyahut da işte, hadis-i şeriflerde, olmayan bir namazı üretiyor.
Yani bazen, sohbetlerde soruyorlar, böyle bir namaz var mı? Diyorum ki, hadis-i şeriflerde okumadım. Diyorum ki, fıkıhta okumadım, böyle bir namazı. Seni bilmiyormuş gibi gösteriyor. Öyle atfettiriyor. Yani böyle bir namaz var, sen bilmiyorsun. Ya hadiste olmayan, fıkıh mezheplerinde olmayan bir şey, nereden var? Nereden buluyorsunuz bunu? Bidatçı. Bidattan buluyor. Ben şimdi bu bidat desem, alınacak. Diyorum, ben okumadım böyle bir namaz. Böyle bir namaz yok. Ama var onlar için. Veyahut da, çıkıyor ya şimdi, ne? üveysi zikri. Allah Allah. Nereden çıkardınız bunu? Nereden buldunuz?
Desen ki, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin hadislerinden, ders veriyoruz. Zikir veriyoruz. Amenne ve saddakna. Diyeceğiz ki, sünnet-i seniye işletiyor, bu şeyh efendi, kimse. Hem, sufilik yolu yürütüyor, hem de vermiş olduğu virtle, sünnet-i seniye işletiyor. Yani, o virt, sünnet-i seniye. Ve o virti, ona Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri tarif ettiyse, o kuvvetli bir sünnet işletiyor. Bakın, kuvvetli bir sünnet. Neden, Hz. Mevla'na, yaşayan bir mürşide gidip, intisap edeceksiniz diyor. Çünkü, o zamanın hastalığına, o virt, o virtler, zamanın hastalığına şifa. O yüzden geçen ona.
Neden, her mürşidi kamile, kendi döneminde, kendisine ait bir virt düzenlemeyi, serbest bırakmışlar? Çünkü, yüz yıl öncesinin hastalığıyla, şimdiki hastalık aynı değil. Ümmetin hastalığı da aynı değil. Veya, o dönemin, çekilecek olan virdi ayrı, örneğin. Bunlar, ayrı şeyler. Şimdi, bidat yok. Eğer, vermiş olduğu virt de, bidat ise, yanlışlık var işin içerisinde. Bakın, yanlışlık var. Mesela ne diyor? İşte, bunlar şimdi, disiplin olarak görülüyor. Terbiye olarak görülüyor. günde otuz üç bin ya Allah çekeceksin. Allah Allah. Yetmiş bin ya Allah çekeceksin dese, aklımı aracak.
Var hadis şerif. Yüz bin ya Allah çekeceksin dese, var hadis şerif. Bin tane dese, eyvallah. Otuz üç bin'i nereden buldun? Din, Kur'an, sünnet canım kardeşim. Otuz üç bin'i nereden buldun? Bunu söyle bana. Duruyor hayat. Bakın, hayat durdu. Veyahut da, şeyh efendi, bir virt söylüyor. Farklı bir şey. Bakıyorsun o zikri, hadis şeriflerde var mı? Yok. Salavat-ı şerife söylüyor. Delalül hayrete bakıyorsun. Yok. Nereden buldun? Bulduğu yer yok. Veyahut da, bir ibadet söylüyor.
Bidat. Hani işte, bir bayan başı açık, işte imam olmuş, namaz kıldırıyor. Evet. Bu Türkiye'de şeyh, bu kadın. Başı örtmek farz, o kadın, başı örtmesine gerek yok. Öyle şeyhlik yapıyor. O, alkışlanıyor. Bidat. Yani, Hacı Cafer'e söylemiş birisi, adam sahneye çıkmazdan önce, viskisi sahneye çıkmıyor. Eee, adam şimdi şeyh, tövbe etmiştir inşallah. dönmüştür de, inşallah şeyh olunca dönmüştür.
Ondan sonra inşallah tövbe etmiştir. E şimdi, bakın bunların hepsi de, enteresan şeyler bu ülkede. Enteresan şeyler. Ve, toplum, yani bu hem, siyasi bürokrat, hem sivil bürokrat, komple bunları destekliyor. yani, böyle Allah'a fesne, kendimi böyle büyütmek, yüceltmek için söylemiyorum. Bizim gibi, Kur'an ve sünneti, sımsıkı yapışanları, yani, o siyasi ve, devletin resmi, bürokrat kesimi sevmiyor. Yani, onu radikal görüyor, keskin görüyor, sert görüyor. Yani, böyle sufilik olmaz diyor. Onun için sufilik ne olacak? Yani, her türlü, bidata müsaade edecek.
Ama, böyle sımsıkı durursan, o zaman, o, seni sevmiyor, istemiyor. O, bidat işlemez. Hakk'a gidelim, cemali, bağ, kemale seyredelim. Yani, o, hakikate doğru yönelelim. Biz, Hakk'a yolculuk yapalım. Ve, cemali, bağ, kemale seyredelim. Yani, o, mürşidi kamilin, üzerinden, Allah'ın, cemalini ve kemalatını seyredelim. Ve, bu alemde, bütün, tecelliyatta, Rabbimin, o, kemalin ve cemalin, tecelliyetini seyredelim. O, mürşidi kamilin sayesiyle, o, bidat işlemeyen, mürşidi kamilin sayesiyle, inşallah, Hakk'a yolculuk olsun. Ve, inşallah, o, cemali seyredenlerden, olalım.
Amin. Be'it 124, huzuru daimi üzre ibadet, yani, bu zatlar, bu kimseler, devamlı huzur üzerindedirler. Huzurun, onlar üzerinde, birkaç manası var. Bir, onlarda, kalbi huzur vardır. İki, onlarda, akli huzur vardır. Kalbi huzurla, akli huzur, ikisi de farklı farklıdır. Akli huzurdur, çünkü onların akılları, kalplerinin, kalplerindeki huzura, rağm olmuşlardır. Akıllarında, fitne fücür yoktur. Akıllarında, bidat yoktur. Akıllarında, kötülük yoktur. Onların akıllarında, şunun şurasını, şöyle yapıvereyim, böyle yapıvereyim, bu parayı buradan, evirivereyim, çevirivereyim, bunu aldatayım, bunu kandırayım, bunun parasını yiyeyim, bunu aldatayım, bunu şöyle yapayım, bunu böyle yapayım, bunların akıllarında yoktur.
Aklı huzur içerisindedir. Sebep, iman etmiş, kemale ermiş, o yüzden iman edip, kemale erdiğinden, aklı huzura ulaşmış. Bu akıl huzuru, kalp huzurundan geçer. Kalbi huzura ermeyenin, aklı da huzura ermez. Kalbin huzuru nedir? O, Rabbisine teslim olmuştur. O, Rabbisine teslim olduğu için, kalbi huzur içerisindedir. O, kalbi ilham alır, kalbi onun ilim alır, kalbi onun ilham aldığından, ilim aldığından, o, Rabbinden razı, Rabbi ondan razıdır. O, Rabbinden razı, o da, Rabbi de ondan razıdır. O, kalbi huzuru bulmuştur.
Kalbi huzuru bulamayanların, akli huzurları da yoktur. O yüzden, genel olarak, tarikatlar, cehri tarikatlar, nefis meratiplerine önem verirler, kalbi meratibi bilmediklerinden dolayı konuşamazlar bile. Konuşamazlar. Asıl, sufiliğin yolu, kalbi meratiptir. O yüzden, o kalbi huzuru yakalamayan, akli huzuru da yakalayamaz. Kalbi ve akli huzuru yakalayamayan bir kimse, her daim huzurda, yani, kah pirlerin huzurunda, kah peygamberlerin huzurunda, kah huzurullah da.
bu huzuru, bu ayrı, bu huzurullahı, yakalayamaz. O yüzden, onlar, huzuru daim üzere ibadettir. Yani, bunu sadece, ibadetlerini huzur üzerine yaparlar, huzurla ibadet ederler olarak, anlamıyorum. Bu çünkü, daim huzur, daim huzuru yakalayan, ancak daim ibadeti yakala. Daim huzuru yakalamayan, daim ibadeti yakalaması, mümkün değildir. Bu da, mürşidi kamillerin halidir. Onların kalplerinde, daim huzur vardır. Kalpleri, daim huzur olunca, daim kalpleri, tecelligaha hazırdır. Tecelligaha hazır, hazır olduğundan dolayı, onlar, her daim, ibadetteymiş gibi olur.
Ve onların, akli, huzurları da, olduğundan dolayı, asla onların üzerinde, bidat olmaz. O yüzden bidat olmaz. Hem, akli huzuru yakaladı, hem, kalbi huzuru yakaladı. Kalbi huzuru yakalamayan, akli huzuru yakalayamadı. O yüzden kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Ayet-i kerimesi budur. O zikrullah ile kalp, o huzuru bulacak. O zikrullah onun kalbinde yerleşecek. Artık onun oturup tevhid çekmesi değil zikrullah. Onun bakışı zikrullah, onun nefesi zikrullah, onun namazı zikrullah, onun sadakası zikrullah, onun nasihati zikrullah, onun tesbihatı zikrullah, onun yürümesi zikrullah, onun tebessümü zikrullah, onun ne yapıyorsa yapsın, artık onun kalbinde zikrullah yerleşti.
Kalbinde zikrullah yerleştiği için, onun yaptığı her şey, zikrullah hükmünde. ve kalp bu manada huzuru buldu. Kalp bu manada mutmain oldu. Bütün sıfatların tecelliyatlarına rağm oldu. Her an bir sıfatın işleyişinin farkında. her an bir sıfat işliyor. Her an. Onun içinde, dışında, etrafında. Ve böylece akıl da huzura erdi. Akıl ne çekti o zamana kadar? Ne çekti? Ve o kimse de ne çekti o zamana kadar? Çünkü o akıl durmadı hep. Hep böyle sardı da sardı, sardı da sardı. Rahatsız etti onu. O güne kadar o kadar rahatsız etti onu, o kadar rahatsız etti.
O kadar onu çilelere, sıkıntılara, problemlere kattı. O kadar onu dünyaya meylettirdi. Onun bunun parasına, malına, namusuna, ırzına, şerefine, osuna, busuna gözünü diktirdi. Bu akıl var ya, bu akıl, o nefis terbiye olmadıkça, kalp huzura ermedikçe durdurmadı onu. Ama ne zaman ki kalp huzura erdi, o zaman akıl da huzura erdi. O zaman onun bakışı keskinleşti. Fikri keskinleşti. Görüşü keskinleşti. Artık o herkes gibi düşünmemeye başladı. Herkes gibi hükmetmemeye başladı. Artık o meselenin özüne, meselenin hikmetine rağm oldu. Artık o perdenin gerisini de görmeye başladı. kalbiyle, kalbiyle görev gördüğünü, aklı tasdik etti.
Kalbinin gördüğünü, aklı tasdik etti. O kalbin gördüğünü, akıl tasdik edecek. Akıl veyahut da aklın hükmettiğine, kalp tasdik edecek. Artık onlar birbirleriyle kardeş gibidirler. Kardeş gibi. Aklın hükmetine kaç tasdik eder? Kalbin tasdik ettiğinde, akıl tasdik eder. Hani Miraç'ta Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri dedi ya Cenab-ı Hak, gözünün gördüğünü, kalbi tasdik etti. Gözünün gördüğünü, kalbi tasdik etti. İşte onlar, bu manada, daim, hem akli olarak, hem kalbi olarak, huzurdadırlar. Ve aynı zamanda da, her daim, huzur noktasındadırlar.
Bu, buna sufice, hani tarif edersek, huzurullah. Yani her daim, Allah'ın huzurunda olmak. Bunlar böyle, ben böyle, tefsir ediyorum. Bunların hepsinin karşılığında, hadis-i şerif var. Daim Allah'ın huzurunda olmak. İhsan meselesi. Var ya, mevcu, muhteşem bir, hadis-i kutsi, İslam nedir, ihsan nedir, iman nedir, İslam nedir, ihsan nedir?
İhsan, her daim, onun huzurunda, her daim, onun huzurunda olduğunu görmek. Her daim, onu görüyormuşçasına. Hadis-i kutsi de ne diyor? Onu görüyormuşçasına. İşte bu, huzurullah'tır. Bunu yaşayamasan, çünkü bu böyle en zirvedir. Bu hali insanın devam ettirmesi, hani 7-24 zordur. Bu artık, bir tek, 7-24 Hazreti Muhammed-i Mustafa içindir. Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri için. bunu böyle kutuplar ancak, böyle bir bu hali yaşarlar, daim olmaz.
Allah-u alem. Ama, böyle bir, ince zar bir perde gibi düşünün. O ince zar perdenin, çıt altı, her daim, onun seni gördüğünü hissederek yaşamandır. hadis-i kutsi böyle ya. Bu o demek. Devamlı, huzurullah'ta. Her daim, o seni görüyor. deseler var bu bidat içre, vuslat, bülürler yok, kaçarlar, anna halet. Yani bu, o kimselere, o zatlara, deseler ki ya, ne olacak ki ya, bunu böyle yapıverelim ya, bidat ama, bidat ama, hani vardır ya böyle, evet ya, bu bidat ama yapıverelim. Hani ne olacak ki bundan?
Hani bu böyle, hatta öyledir ya, hani, bidat-ı hasene, diye, hani iyi bidat derler ya, yok bunlar iyi bidattan da kaçarlar. Bunlar için bidat bidattır. Ona desen ki, bu bidat-ı hasene bunu işte, yok, onu işlemez o. Avam işler bunu, işler. Onun hakkı mıdır? Evet. Ama bu zatlar işlemezler onu. Ona siz bir bidatı işletemezsiniz. Bülürler, yok kaçarlar, anna halet. Yani onlar normalde, böyle bir bidatı işlemezler, onlardan kaçarlar. Onlardan beri dururlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, o tip işlere girmezler. O yola asla kimse onları katamaz. Aziz, kaç, ehli bidattan gidelim, cemali bağ, kemale seyredelim. Aziz dedi, bunları okuyan kimse.
Diyor ki, kaç, ehli bidatın etrafında durma. Bir kimsede ehli bidat var, bir üstad, bir mürşid olarak oturmuş bir koltuğa, ama bidat var. Ondan kaç, ondan uzaklaş. Onun etrafında durma. Ve cemali bağ kemale seyredelim. Biz yine, cemal ve kemal ehli olan, o mürşidi kamilin yoluna gidelim. Orada seyr-i sülûk edelim. Orada seyredelim. İnşallah. Beyt 125. Bunu da okuyalım. Sıkılmadınız değil mi? Sıkılan var mı aranızda? İsterseniz var değil. Sakın bu ara, var filan demeyin, kılıç havada, kınından çıkmış vaziyette.
Rabbim cümlemizi o kılıçtan korusun. Normal değil. Evet. Beyt 125. Bu zatlar zahiri, mutlak şeriat. Bu zatların zahiri, yani, işledikleri ameller, hepsi de şeriata uygun. Konuştukları şeriata uygun. Zahirlerine baktığınızda, bunlarda şeriata aykırı bir şey görmeniz mümkün değil. Ben bunu hep söylerdim. Yani o adam şeyh olmuş, sakalsız. Sakalı yok. Ama şeyh. Ben bunu yıllardan beri derim. Ya kardeşim, ya kardeşim, şeyh dedin, kimsenin zahiri, şeriat'a uyacak. Sakalsız bir peygamber yok. Sakalsız bir peygamber yok.
Sen kaçıncı Adem'den, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya kadar, hangi peygambere bakarsan bak, sakalsız bir peygamber yok. Sen şeyh misin? Evet. Senin sakalın olacak. Bir de senin sakalın böyle, kısa sakal da olmayacak. Sen gençler gibi kısa sakal bırakmayacaksın. Ne işin var senin kısa sakalla?
Yok hadi bir de ne diyorlar? Kirli sakal. Hani daha da kısa. Değil. Sen bir mürşidi kamesin. Sen bir şeyhsin. Sakalsız olmazsın kardeşim. Bir de ölçü. Sen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine örneksin. Sen mümkün olduğunca sakalını, Şeyh Efendi öyle derdi. Hemen tutar da böyle sakalını. Bir kabze olacak derdi. Bir kabze. Bakın bir kabze. Buradan görünüyor. Az bir şey daha büyümüş hatta. Bir kabze olacak. Sünnet olanı bu. Şeyh Efendi buna çok dikkat ederdi. Bir kabze olacak sakalı. Bir şeyhin sakalı bir kabze olacak. O daracık pantolon giymez. Vücut hatları belli olmayacak.
Bakın zahiri diyor. Mutlak şeriat. O böyle ne olacak canım. Nasıl bir kıyafetten örtünürsen örtün. Otur oturduğun yere. Senin pantolonun daracık olmayacak. Genci olanlar gibi streç pantolonundan dolaşma. Edepsiz adam. Sen sünneti seneye işte. Sen bir şeyi temsil ediyorsun. Sen öyle body game'i mi? Senin komple kılığın kıyafetin dair sünneti seneye uygun olacak. Saçın sakalın sünneti seneye uygun olacak. Konuşmaların sünneti seneye uygun olacak. Hareket tarzın sünneti seneye uygun olacak. Sünneti seneye uygun olacak.
Şeriatın dışına çıkmayacaksın sen. Şeriatın dışına çıkmayacaksın. Ben zakir kardeşlere de derim ya. Siz çıkmayacaksınız. Yapmayacaksınız. Sebep? Ya sen orada bu yolu temsil ediyorsun. Sen orada bu yolu temsil ediyorsan sen dikkat edeceksin kendine. Sen o temsiliyeti üzerinde taşıyacaksın. Bir şeyh o temsiliyeti üzerinde taşıyacak. öyle korumalar, lüks arabalar, şantana, tantana nereye gidiyor? Bir yere gidiyor. Kulaklığında korumalar. Gözümle gördüm. Gördüğümü söylüyorum size. Arabalı vapurda gidiyorum ben de. Ben İstanbul'a gidiyorum.
Yalova'dan bindim onlar da İstanbul'a gidiyor. Ulan bu ne dedim ya? O hani var ya böyle korumalar, kulaklıkları falan var böyle. Siyah takım elbiseler. Ondan sonra bildiğiniz koruma. Allah Allah. Şeyh Efendi de böyle şey. Hani Şeyh Efendi. Böyle baktım kendi kendime. Allah Allah dedim ya. Ya bu nasıl bir şeyh ya içimden. Allah beni affetsin. Sonra birisine dedim hayırdır. Dedi Şeyh Efendi dedi. İsrail'e dedi. Mossad'a dedi. Böyle karşı sözler söylüyorlar dedi. İsrail, Mossad dedi. Her an onun hani böyle suikast yapabilir. Böyle o öyle şey ya. Böyle baktım.
İşte dedim kendi kendime. Böyle kendilerine üstünlük payesi veriyorlar. Hani o önemli bir kimse. Yani o kalkmış. Mossad'ın aleyhine konuşmuş. Mossad'ın aleyhine konuştuysa. Yani ona Mossad muhakkak hani operasyon yapabilir ona. O yüzden korumalar ayrı bir koruma arabası önde. Ayrı bir koruma arabası arkada. Onun arabası ortada. Şeyin içerisinde, geminin içerisine dahi öyle aldılar. Bir de hani lütfetti. Böyle şeye çıktı. Ne o? Hemen bir masa ayarladılar ona. Korumalar böyle ayakta duruyorlar. Şeyde ne o? Yalova gemisinde. Allah'ım dedim kendi kendime. Güleceğim gülemiyorum. Üzüleceğim üzülemiyorum. Dedim ki böyle kendilerini atfediyorlar. Veyahut da bir şeyh gidiyor ya.
Bir hani nereye gidecek? Örneğin atıyorum İstanbul'a gidecek. Yani bir şeyh İstanbul'a tek başına gider mi? Avane gitmesi lazım. Yani sen bir şeyhi davet edeceksin İstanbul'a. Yani o yanında 5-6 kişi götürecek. Tabi devamlı onlar etrafında dönecekler. Ona temanla edecekler. Onu yüceltecekler. O 5-6 kişi lazım. O 5-6 kişi etrafında olmazsa olmaz. Bunlar işte şeriata aykırı. Bunların zahirleri şeriata uygun değil. Yani böyle bir şey yok. Ama ne yazık ki bizim artık bu son dönem şeyhler birer batı soytarısı. Batı soytarısı. Bunlar böyle o soytarılıklarını nasıl icra edeceklerini şaşırıyorlar.
Ve o hani klasik bir kimse bir şeyler yapmaya çalışıyorsa unutu kaka ilan ediyorlar. Tabi şeyh dediğin davetlere gitmeli, viski, kadehleri elinde dolmalı. Ne olacak ki yani? Nereden viski olduğunu biliyorsun, siizan etme diyecek bir de. Belki de meyve suyudur diyecek. Örneğin veyahut da laf şuymuş. Yani içki içti, Allah affetmiyor mu içki içeni? E tabi affeder. E ne olmuş yani normal bir insanı affediyorsa şeyhi mi affetmeyecek? E dedim tamam o zaman esrar sarsın dedim ben. Ne uğraşıyor ki dedim viskiyle. Nasıl yani? Basmaye dedim ya. Ya bizim şeyhefendi dediğim bizi dedim. İyice klasik yetiştirmiş dedim. Dedim madem ki dedim bu böyle uygundu. Dedim bizimki dedim.
Dedi ki bize dedim ben haram. Ondan sonra bakıyor bana. Ben diyorum baya baya uğraştım, araştırdım. Hani bunun temeli ottur. Yani ha o ot ha bu bu ot. Yani diye dedim ben şimdi ona. Bakıyor şimdi ama dedim bir türlü kapı bulamadım. Maşallah dedim şeyhefendi bir kapı bulmuş. Viskiye kapı bulduysa yani ota da kapı bulunur tabi. Allah muhafaza eylesin. Bunların zahirlerinde şeriatın dışında bir şey görmek bulmak mümkün değil. Bunlar böyle işte ne yapıyorlarsa günlük hayatlarında dahi bunlar sünnet-i seniyeye uymaya çalışırlar. Allah muhafaza eylesin. Buradaki zahiri mutlak şeriattan ben sünnet-i seniye olarak görüyorum. Bir mürşid-i kamil için.
Avam şeriatın vermiş olduğu hani o böyle ruhsatları kullanabilir. Bu avam için mümkündür. Şeriata uygun mudur? Evet. Yolculuğa çıkıyor. Orucunu bozabilir mi? Bozabilir. Şeriattan var mı bir sıkıntısı? Yok. Mürşid-i kamil bir rahatsızlığı yoksa bozamaz. Yok hayır. Şeriattan uygun mu? Adam orucaya gelmiş. İşte işi var, gücü var, bir sıkıntısı var, bir problem var. Yolculuğa çıkacak. Oruca niyetlenmez. Mürşid-i kamil niyetlenir. Bir rahatsızlığı yoksa o oruca niyetlenir ve yol boyunca orucu tutar. O çünkü ruhsata tabi değildir, azamete tabidir. Kendi iç dünyasında o azamete tabi olacak.
Bir avamdır, bir kimse bir yere gider, yemek yer mi? Yer. Mürşid-i kamil dikkat eder. Yemez. Azamete tabi olur. Der ki ben kendi yiyeceğimi kendim yerim. Yatırırlar onu. Avam için caiz midir? Evet. Yok. Mürşid-i kamil azamete tabidir. Yatma. Uyuma. Rahatını düşünme. Rahatını düşünmek avamın işidir. Şeriat'a uygun mudur? Evet. Ama o mürşid-i kamile uygun değildir. O azameti tercih edecek. O azamet de gidecek.
Yani o sünnet-i seneye sımsıkı bağlı olacak. Buradaki şeriat'tan kasıt o. Bir mürşid-i kamil nasıl olması gerektiğini anlatıyoruz çünkü. O kalkıp da avam gibi yiyip içemez. Avam gibi gezip uyuyamaz. Avam gibi hareket edemez. Allah bizi affetsin. Bu zatlar batını mutlak tarikat. Evet. Bu zatlar iç alemlerinde. İç alemlerinde. Az önce dediğim azameti yaşarlar. Bunlar batınları azamettir. Batınları bunun kendilerince, kendi şer'i hukukun içerisinde kendine ait bir hukuk oluşturur. Kendine aittir o.
Batın tarafında. Sen dışarıdan onu anlayamazsın. Dışarıdan bakarsın sünnet-i seneye uygun, şer'i hukukun. Ama kendi iç alemlerinde özel bir hukuk oluştururlar. Muhakkak sırları mutlak hakikat. Yani bunların içinden daha içeri doğru gidersen, bunların sır perdeleri de muhakkak hakikattir. Mutlak hakikattir sır perdeleri. O yüzden içsel yolculuklarında onların sır perdeleri neymiş? Mutlak hakikatmiş. O yüzden onlar o ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin, kalbi, meratibin içerisindedir onlar. Onlar o sır perdesinde o hakkel yakin yani hakikati yaşar. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin.
Beşerdir zahiri, batın hakikat. Onların normalde zahirlerine bakarsan beşerdir. Hani Hazreti Mevlana, Celaleti Ruma Hazretleri diyor ya, onlar senin gibi yerler, içerler, uyurlar. Sen sakın ha, sen kendin gibi görme onları da. Onların yemesi de ibadettir, içmesi de ibadettir, uyuması da ibadettir. Onların çünkü batınları hakikattir. Hani başka bir beyt de diyor ya, sen yersin zehir olur. Ama diyor o yer, o zehiri bal eder. Sen normal bir şey yersin, sende zehir olur, o zehiri bal eder. Onun çünkü içselliği hakikattedir. Onun sırrı hakikattedir. Hakikat ehli bul, hakka gidelim.
Cemali bağ, kemale seyredelim. Yani bir o hakikat ehlini bul. O hakikat ehlini bulmadan, hakka gidemezsin. Yolda çünkü haramiler çok. Hakikat ehliymiş gibi kendisini gösterenler çok. O yüzden sen bu yolda yürüyeceksen, muhakkak bir hakikat ehli bulacaksın. O hakikat ehlini bulduktan sonra yola revan olacaksın. Ve o hakikat ehlini bulursan, o zaman hakkı bulacaksın. O zaman cemali seyredeceksin. O zaman sen kemal ehli olacaksın. Vesiledir fenaya, mürşid, ey yar, bekaya, destektir, olur, ol, dildar. O normalde, o mürşidi kamil, fenaya, ey yar, o mürşidi kamil, senin fenafillah olmana vesile olur.
O hakikat eri, o hakikat ehli, seni fenafillah'a götürür. Seni fenafillah yolunu öğretir. Sana fenafillah'ın yolunu açar. Öğretir sana. Senin bu konuda, bilmediğin yerde, bilgisini, hikmetini, lütfunu, ikramını, senin üzerine akıtır. O yüzden fena olmana ne yapar? O vesile olur. Bekaya destektir, olur, ol, dildar. Yani o kimse, seni fenafillah'ta da bırakmaz. Çünkü olgun bir mürşidi kamil, fenafillah'a gelen o dervişi, beka billaha da götürür. Fenafillah'ta yarım bırakmaz. Eğer fenafillah'ta bırakır, yarım kalırsa, o dervişin işi, o meczup olur.
O yüzden fenada kalırsa eğer, o insanlara bir şey öğretemez. O insanlara yol çizemez. O fena halidir. Fena halinde o kimse, asla ve asla, mürşidi kamillik yapamaz. Onun beka billaha ulaşıp, beka billaha oturması lazım ki, o fena halinden çıksın, beka halinde kalsın ki, beka hali, bakın beka hali, akılsızlık hali değildir. Beka hali, az önce anlattığım, kalbi huzur, aklı huzurla, her daim huzurda olan kimsedir. O yüzden fena halinde olan bir kimsenin, fena halinde olan bir kimse, hala da gelgitleri vardır. Ve onun fenası, baskın olduğunda, bakın fenası baskın olduğunda, sana yol çizemez o. Fena bastıysa ona, fena bastığında, onun senin durumuna, haline, ahvaline bakacak hali yoktur.
Senin yakar başını senin. Sana öyle bir şey söyler, sen onu yapmaya kalktığında, sen yanarsın. Bu sefer bir işe yaramazsın. Fena halinde kalan da bir kimse, bir işe yaramaz. O eştir, çocuktur, arkadaştır, kardeştir, iştir, açtır. O çizgidir, yoldur. Onun o esnada, muvazaneyi kaçırır. O fena hali bastığı anda, onda denge kalmaz. Sen ona desen ki ya, bende böyle bir işte, dükkan var, ne yapayım? Ondan sonra hediye et buna der. Senin şeyhin, sana hediye et demiş. ne yapacaksın? Hediye edeceksin. Öyle şeyhe, ben bunu yapmam demek yok. Öyle şeyh diyecek ki, tövbe et, ben etmiyorum diyecek.
Yok öyle bir şey. O fena halindeki bir şey, adama der ki, boşa eşini. Ona o esnada, fena hali baskın ya onda. Sen gittin, farkında değilsin. Fena halinde basmış fena. Ona gittin, dedin ki, efendim hakkınızı helal edin. benim eşim bana böyle davranıyor. Anında çaktı, boşa dedi. Fena hali. Ne yapacaksın? Tehlikedir bunlar. O yüzden hani, beşinci esmadaki bir kimse, şeyhlik yapar mı? Yapar. Ama, senin başını gözünü de yarar mı? Yarar. Yarar mı?
Yarar. Allah muhafaza eylesin. Asin. Ama insanlar bu halleri bilmediğinden, bu halleri bilmiyor ki insanlar. Bunun normal tarikatız diyenler bilmiyor. Bu halleri normal, Türkiye'deki kocaman kocaman tarikatlar bilmiyor bunu. Başlarındaki şeyhleri de bilmiyor ki. Nereden bilecekler? Allah muhafaza eylesin. Beyyit 126'dan devam edeceğiz. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Şurada bir soru var Almanya'dan, o yüzden buna da hemen bir zaman ayırayım istedim. Almanya'dan bir kardeş sormuş. Oğlu bir kadınla nikahlanmış.
Kadın önce dinsizmiş. Fakat oğluyla İslami olarak nikahlanabilmek için kiliseye gidip Hristiyan olmuş. Yani kadın Hristiyan oluyor. Dinsiz olunca nikahlanamıyor ya. Kadın İslam olacağıma Hristiyan olayım demiş. Gitmiş Hristiyan olmuş. Ve dini nikahıymışlar. Burayı bir böyle açayım mı az bir şey? Şimdi bütün fıkıh kitaplarında şu fetva vardır. Bir mümin erkek, ehli kitap bir kadını kendisine nikahlayabilir. Bunu Hanefi'ye göre, ondan sonra istediğiniz fıkıh kitabına bakın. Hepsinde bunun delilini bulabilirsiniz.
Hepsinde de vardır. Kim ehli kitap? Burası sıkıntılı. Bunun iştahat edilmesi lazım. Burasını es geçiyor herkes. Kahve içmeyeceğim aşkına Allah. Şimdi ehli kitap denilince bizim önümüze İbrahim Aleyhisselam gelecek. Zebur indirilmiş. Musa Aleyhisselam gelecek. Ona Tevrat indirilmiş. İsa Aleyhisselam aklımıza gelecek. Ona da İncil indirilmiş.
E tamam, eyvallah. Ama Hristiyanlar için, bugünkü Hristiyanların içerisinden hangi grup Hz. İsa'yı peygamber olarak görüyor? Tehlike burada. Bakın tehlike burada. Bu bir şey vardı değil mi? O beşinci kitap buldular Türkiye'de. Barnabas İncili. O Barnabas İncili ile alakalı işte İsa Aleyhisselam'ı peygamber olarak gördüğüne dair Barnabas İncili böyle. Bir de Hz. Muhammed Mustafa'nın geleceğine dair onda da ibareler olduğu söyleniyor. İşte bu konuda bir sürü şehir efsaneleri var.
Barnabas İncili'nin Muhsin Yazıcıoğlu'nun eline geçtiğini, ona verildiğini, o yüzden Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopter kazasında kurban ettiklerini, Barnabas İncili'nin aldıklarını, birçok şey var. Ne o? Hala da bir tane çanta kayıp. Bu tespit edildi. Bir çanta kayıp. Muhsin Yazıcıoğlu'nun çantası kayıp. Bu tespit edildi, tescil edildi. Ha işte bunun üzerinde bir sürü şehir efsanesi var. Barnabas İncili'yle alakalı, işte Muhsin Yazıcıoğlu'nun alakalı. Allah rahmet eylesin. Biz buralara girmeyelim. Ama dünya üzerindeki mevcut Hristiyanların hangisinde İsa Aleyhisselam peygamber hükmünde değil. O zaman ne? Hepsi de İsa Aleyhisselam'a ne diyor?
Oğul. Öyle olunca ehli kitaplıktan çıkıyor. Ne oldu? Şirk ehli oldu. Bakın halis bir ehli kitap gelmiş olsa biz ona şirk ehlisin diyemeyiz. Deriz ki ehli kitap bu Hristiyan. Bu Hristiyan. Bu Yahudi. Ehli kitap deriz. Ama burada şirk durumu var. Şirk olunca şirk ehlini nikahlayamaz bir kadın. Bir erkek. Şirk ehlini bu Müslüman da olsa adı bir erkek La ilahe illallah Muhammed-i Resulullah demiş Eyvallah ama söylemleriyle şirk ehli.
Tecih-i iman tecih-i nikah gerekti. Ama ona inanıyor şirk ehli oldu. Bir ayet-i kerime inkar etti. O inkarda duruyor. Şirk ehli oldu. Biz ona Müslüman diyemeyiz. O zaman hanımı da boş oldu. Otomatikman. Neden? Adam şirk ehli çünkü. Veya bir kadın. Bir kadın. Bir ayet-i kerimeyi inkar etti. Şirk oldu. Oradan geri dönmedi. Otomatikman nikahı düştü. Nikah düştü otomatikman. Şimdi bu son dönem hani bu Almanya'da Hollanda'da Avrupa'da yaşayan Müslüman erkekler oradaki Hristiyan kadınlarla evleniyorlar. Bu Avrupa'da fazlalaşmaya başladı.
Ondan sonra bu Bosna'da da bir ara komünizm zamanında fazlaydı. Ondan sonra bir savaş çıkınca bunlar perperişan oldular. Bu aileler zaten çok sıkıntı yaşandı. E şimdi normalde Avrupa'da yaşayanlar da var şimdi bu. Böyle olursa eğer Hristiyan olmuş ama nasıl bir Hristiyan şirk ehliyse burada sıkıntı var. Ama kitaplarda fetva açık mı açık ne ehli kitabı nikahlayabilir mi el cevap nikahlayabilir hükmü var. Bir kavga esnasında erkek sinirle tek seferde üç kez boş ol demiş o ayrılmışlar. Evet şimdi ulemanın büyük bir kısmı diyor ki bir bir seferde üç tala kabul etmiyorlar.
Hazreti Ömer Efendimizin oğlu Abdullah'ı geri çeviriyor ya o bir seferde üç talak yapmış. Üç talak yapınca Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ezretir bu boşama doğru boşama değil rüce et buradan geri dön demiş. Geri döndürmüş onu. Ben şimdi bu meseleye bakarken karşımdaki kimsenin dini ne kadar bilip bilmediğine kontrol etmeye çalışıyorum. eğer o kimse gerçekten cahil dinini bilmeyen bir insansa onun üç talanı bir talak yerine sayıyorum. Tanıdığım bir kimse ise tanımıyorum tanımadıysam o zaman diyorum ki evliliğini kurtarmak istiyor. Üç tala bir talak sayanlar da var mı? El cevap var. Senin üç talan bir talak yerine geçmiştir diyorum. Ondan sonra diyorum ki dön eşine madem ondan sonra tekrar geçinmek istiyorsanız geçinin diye hükmediyorum.
Durduğum nokta bu. O yüzden onlar da üç talak boşanmışlar. Bir seferde üç talak boşamayı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunu geri döndürmüş ruce ettirmiş. Bu konuda elimizde sahih hadis-i şerifler var, kaynaklar var. Bu bir tane iki tane de değil. O yüzden üç talak bir talak yerine geçer. tekrar onlar dönüp işte tecid-i iman tecid-i nikah ile yollarına devam edecekler inşallah. Hani bir şey var ya onun şakası da gerçektir diye o da talaktır diyor. Erkekler dillerini boşamayı alıştırmayacaklar. Diline erkek boşamayı alıştırmayacak. Bunu kullanmayacak. Hani bir de şakası dahi nikahtır. bir de işin o tarafı var. Hani bir böyle erkekler şimdi öyle yapıyorlar ya genç erkekler işte bir kızla görüşüyorlar konuşuyorlar kızlar da böyle gönül yayları gevşiyor adam ona diyor ki sen benim eşimsin artık.
Kadın da buna seslenmiyor nikah oldu. Kız buna seslenmiyor. Hoşuna gidiyor yapıyor. Tabi nikah oldu. Bitti. Adam bunun farkında veya değil. Adam bunun farkında veya değil. Nikah oldu ama bitti. Çünkü normalde nikah icap ve kabul. Bir adam bir kadına sen benim eşimsin dedi. Hanefi'ye göre. Kadın da seslenmedi. Hatta onu böyle olumlu gördü. Ondan sonra kabul ettiğini beyan etti. Nikah oldu. Bitti nikah. Bakın nikah bitti. Böyle çok vaka var. Sonra normalde bunlar ne oldu? İşte bir canları sıkıldılar ayrıldılar. Ben şimdi soruyorum kıza seni boşadım dedi mi?
E demedi diyor. Ama bunu dedi mi sana? Sen benim eşimsin dedi mi? Dedi sen onun eşisin şu anda diyorum ben. Böyle kalıyor şimdi kız. Onun dini bilmiyor çünkü erkekler dediğini bilmiyor. Nereden öğrenecekler ki zaten? Veya onlar diyanete gidince diyanet soracak resmi olarak evlendiniz mi siz? Hayır. Tamam siz evli değilsiniz diyecek. Gönderecek başından. Diyanet için iş kolay. Diyanet işin kolayını bulmuş. Resmi olarak kimle evliysen senin dini nikahında onunla. Resmi olarak evli değilsin sen evli değilsin. Resmi olarak boşandın sen boşandın. Dini olarak ayrı etten boşanmana gerek yok. Resmi olarak evlendin sen evlendin.
Dini olarak nikah kıymana gerek yok. Böyle bir şeye gerek yok. Diyanet bu işin en kestirme yolunu bulmuş. Hiç sıkıntı yok. Yani layık demokratik insan haklarına saygılı bir ondan sonra tam batıcı bir diyanetimiz var. O yüzden gayet normal Allah muhafaza eylesin. Önzübillahimine şeytanun rejim Bismillahirrahmanirrahim eftali zikir faalemennehu La ilahe illallah La ilahe illallah El Fatiha selamat
Allah

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi