Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Kasım 2022 · 1:48:40
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Eğinizi, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak, bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seniye sımsıkı yapışan, Kur'an ve sünnet-i seni yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin. Eşbâin. Geçen haftadan devam herhalde Risale-i Kudsiye'den Beyt 120. Evet, geçen hafta enteresan bir sohbet oldu.
Dinleyenler, dinlemek isteyenler tekrar, tekrar dinleyebilirler inşallah. Risale-i Kudsiye Beyt 120. Tarikat hem hakikat bil hakikat, aziz, biz bil cümleden maksut şeriat, şeriat, kenze hak, miftah, tarikat, kemal ehli bilir ancak şeriat. Tarikat hem hakikat bil hakikat.
Belki tarikat ile hakikat. Bu aşağıdakileri okursak uzacak bu, altındakileri okursak. Evet. Tarikat malum kelime itibariyle anlamı yol demek.
Tabi tarikattan sonra hakikati konuşursanız veyahut da marifeti koyarsanız, o hakikate giden yol manasında çıkar. Şeriat, tarikat, hakikat dediğinizde o kimse için şeriatı yaşayan bir kimsenin sonradan özel bir yola girip, tarikat yoluna girip, hakikate veya marifete ulaşması olarak nitelendirilir. Tabi ben yaklaşık 30 kusur yıldır sohbet ediyorum.
30 kusur yıldır da benim iddia ettiğim bir şey var. Hem çaylağınız da için. Benim iddia ettiğim şey şu, Türkiye'de tarikat yapılanması diye bir yapılanma yok. Bunu böyle savcıdan, hakimden korktuğum için değil. Bu cumhuriyetle ulaşan bir şey de değil. Bu Osmanlı'nın son 100 yılı, 150 yılı, onu böyle bunun içerisine koyabiliriz. Yani kurum olarak olabilir, işlev olarak. Osmanlı'da dosdoğru çalışmadığından, işlevini yerine getirmediğinden ben yok hükmünde görüyorum. Bir şey işlevini yerine getirmiyorsa, isim olarak, tabela olarak orada duruyorsa, bina olarak orada duruyorsa, o yok hükmünde. O yüzden tarikat da bu manada, Osmanlı'dan 100 yıl, 150 yıl koyabiliriz bunu.
1800 yıldan itibaren bunu bu şekilde nitelendirebiliriz. Tarikat namına bir şey yok. Bunun normalde Cumhuriyet'le beraber, işte tekke ve zaviyeler kanunu, bu işin son merhalesi, yani o gelmiş gelmiş gelmiş oraya kadar, artık o son merhalede tekke ve zaviyeler kanunu ile tarikatların kapılarına, bu sefer işlevsel olarak çalışmayan, işlevsel olarak bir iş görmeyen, o kurumların kapısına sadece kilit vurulmuş.
Ha tartışma olabilir, bunlar tekrar işlevsel hale gelebilir miydi, gelemez miydi, bunlar ayrı şeyler. Ama zaten tekke ve zaviyeler kendi kendilerini bitirmişler. Kendi kendilerini bitirmemiş olsalar dahi, İngiliz kraliyet ailesi ve Avrupa, tekke ve zaviyelerin köküne zaten kibrit soyu dökmüştü önceden, Osmanlı'dan itibaren, son şeklinde de kapatılmasını öngördüler, kapattılar.
Ama o kapatılmazdan önce de tarikatlar, bu benim kendi şahsi kanaatim, işlevini bitirmişti. Tabii bu tekke ve zaviyeler kanunu, böyle tek taraflı bakmamak lazım. Yani bu bir bütünün içerisinde. Önce yeni anayasa, yeni anayasada Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir İslam Devletidir. Ondan sonra anayasayı değiştirir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti İslam Devletidir maddesini çıkar. Ondan sonra başta yavaş yavaş, işte hukukunu değiştir, dilini değiştir, medreseleri kapat, tekke ve zaviyeleri kapat. Bakın, mesela tekke ve zaviyeleri ve medreseleri kapatıyorsunuz, Robert Koleji duruyor onun gibi. Ve hatta Selanik'te Şemsi Efendi, Sebataycı Okulu duruyor. Zaten Osmanlı'da da duruyor.
Osmanlı'da mesela herkes, Selanik'teki Şemsi Efendi Okulu'nu zanneder ki Türk Özel Okulu değil. Selanik'te Şemsi Efendi Okulu, Sebataycı Yahudi Okulu'dur. Dönme Yahudilerin, Sebatayistlerin çocuklarını götürdüğü okuldur. O zaman için Selanik'te Osmanlı Okulu yoktur. Oradaki okulların hepsi de, Sebatayist dönme Yahudi veyahut da Hristiyan dönmelerinin gittiği okullardır.
Şimdi, siz Şemsi Efendi Okulu'nu nereden tanıyacaksınız? Çaylığınız için. Şemsi Efendi Okulu, Atatürk'ün gittiği okuldur. Yetiştiği okuldur. Yani Atatürk'te Şemsi Efendi Okulu'nda bir Yahudi eğitimi almıştır. Ve kendisi de itiraf eder. Ben de Sebatay Sevi'nin peşindeyim. Onun peygamberliğini kabul ediyorum. Onun peygamberliğine iman ediyorum diye kendisinin bu konuda sözü vardır. Biz kapattık, bizi ilgilendirmiyor. Kim nereye inanıyorsa inanıyor. Kim nereye iman ediyorsa ediyor. Bizi ilgilendiren bir şey değil bu. Herkes hesabını Allah'a verecek. Mahşer herkesin önüne gelecek. Şimdi, bizi ilgilendiren ülkemiz. Anadolu toprakları. Evet, yani normalde bunlar ardı ardına olan şeyler. Ardı ardına olan şeylerin bir adımı da tekke ve zaviyelerin kapatılmasıydı.
Kapandı. Kapanmazdan önce zaten, işin bir de bu tarafı var. Çanakkale ve Anadolu'nun, Anadolu'da, Osmanlı'da bitmeyen savaşlar ve bu savaşlara katılan Anadolu'nun yiğit insanları, Kur'an'ına sahip, dinine sahip, bunlar değişik cephelerde husisi kıyımdan ve kırılmadan geçiriliyor. Burası çok önemli, bu Osmanlı'nın son döneminde.
Yani düşünebiliyor musunuz? İşte Yemen'e gidiyor, Yemen'de elbise çıkarttırılıyor. Başında yine Mustafa Kemal var. Kemal de değil, Kamal. Kemal deyince Kemal'e eren manasından geliyor değil, Kamal. Yani Yemen'e gidiyor, Yemen'de komple asker elbise çıkarıyor. Ardından Trablus'a gidiyor, Trablus'ta da aynı şey oluyor. Ama aynı zamanda mesela Hicaz bölgesini savunan paşa var, her şeyinden. Veyahut da aynı zamanda Musul Kerkük'ü savunan paşa var. Bunların hepsi de Osmanlı paşası. Ama Trablus'ta yine bozgun var. Yani Yemen'de bir bozgun var, o bozgunun başındaki komutan Trablus'a gönderiliyor. Trablus'ta da bozgun var. Oradan tekrar geri geliyor.
Şimdi bunlar böyle zincirleme hadiseler. Ve akabinde sonuçta Osmanlı'nın elindeki alim, ondan sonra medreselerde okuyan öğrenciler, bütün o böyle vatanını seven, milletini seven, Kur'an'ını seven, sünnet-i seniyyesini seven, o nadide insanlar Yemen'de, Trablus'ta, Hicaz'da, Musul Kerkük'te, Çanakkale'de şehit düşüyorlar, hep düşüyorlar, dağılıyorlar.
Anadolu'da yerli, aklı, selim, kafası çalışan Müslüman, aydın yok. Hepsi dağılmış, dağıtılmış. Şimdi bunun akabinde, yani içeride buna böyle itiraz edilecek olan son sesler de, son sesler, bu devrim mahkemeleriyle son hani böyle sesler dediğimiz, yaşlı savaşamıyor, 60 yaşından yukarı, 50 yaşından yukarı, orada bir şeyhlik yapıyor, derfişlik yapıyor, onlar da kıyımdan geçiriyorlar zaten.
Onlar da bitiyor. Şimdi o esnada bunlar bittikten sonra, Tarikat-ı Aliye-i Muhammedi'yi savunacak hiç kimse yok. Savunacak olanlar da bastırılmış vaziyette. Tekke ve zaviyeleri kapatmak çocuk oyuncağı o zaman. Zaten baskı var, ağır bir baskı var. Hiç kimse itiraz etmiyor. Zaten o zaman için Mustafa Kamal'ın ilahlığı da etrafı tarafından ilan edilmiş vaziyette. Herkes onu bir ilah olarak görüyor, bir peygamber olarak görüyor. Onu gökten inen bir şahıs olarak görenler var. Etrafında bu insanlar, bu insanlara asla bir şey söylenmiyor. Ve İngilizlerin desteğini alan, bu Selanik'tir kurulan iddiat ve terakkiciler, dilediklerini yapıyorlar.
Ve tarikatlar, tarikatlar, böylece hem içeriden kendi işlevlerini yerine getirmediklerinden dolayı, hem de dışarıdan iddiat ve terakkicilerle beraber köküne tabiri caizse kibrit suyu dökülüyor. Kapatılıyor. Bu konuda konuşmak da yasak zaten. Aynı zamanda tabi bunlar, daha bunun artıları var. Kıyafet kanunu, işte şeyh, pir, dervi, sufi demenin yasaklanması kanun gibi kanunlarla bunların hepsi de destekleniyor. Şimdi, tarikatlar aslında birer hakikat mektebi iken, ne yazık ki bu özelliklerini kaybediyorlar. Ve ben o yüzden diyorum ki, hala da tarikat diye bir şey yok.
Yani bugün eğitim komple baştan sona, adının siz milli eğitim olduğuna bakmayın, milli değildir. Adı milli eğitimdir. Bakın, sizi hep bununla kandırırlar. Adı ne? Milli eğitim. İyi bakın bakalım milli mi? Müfredatına bakın. Milli değildir. Türkiye'de milli olan hiçbir şey yoktur. Eğitim milli değildir. Sağlık milli değildir. Bakın, milli değildir. Askeriye milli değildir. Dış işleri milli değildir. Dış işleri milli değildir. Ekonomi milli değildir. Bunları uzun uzun uzun konuşabiliriz. Hiç sıkıntı değil.
Ama kanmayın diye söylüyorum, kestirmeden. Hukuk milli değildir. Din, din de değildir. Din de değildir. Bir ülke düşünün. Ülkenin dini, Diyanet İşleri Başkanlığı var. Diyanet İşleri Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı. Bu ülkenin, Müslüman ülkenin, Diyanet İşleri Başkanlığı değildir. Basit bir şey. Bir kadın üç talakla boşandı. Onun bir tekrar nikahını aldırabilecek.
Bir fıkıh biliyor musunuz? İmam-ı Azam'da yok, İmam-ı Şafi'de yok, İmam-ı Malik'te yok, İmam-ı Hanbel'de yok, Suiyeti'de yok, Hanefiler'de İmam-ı Muhammed'de yok, İmam-ı Yusuf'de yok, Serasi'de yok, Tantavi'de yok, Taftazani'de yok, Kastalani'de yok, Şafiler'de, İbn-i Hacer'de yok. Bakın, hangi mezhebe giderseniz gidin. Hangi mezhebe giderseniz gidin. Hiçbir mezhebin içerisinde bir erkek eşini üç talak boşadıktan sonra tekrar nikahını alamaz. O kadın bir başkasıyla evlenir, bir başkasıyla evlendikten sonra boşanırsa tekrar eski kocasına, kocası nikahına alabilir. Böyle biliyoruz değil mi? Bunun çıkış yolu var mı başka? Yok değil mi?
Diyanette var. Evet. Kendim okumasam kulaktan durma diyeceğim. Yok olmaz böyle bir şey diyeceğim. Diyanette var. Diyanet fetva veriyor. Hatta geçen gün Twitter'da yayınladım. Dedim ya yok artık böyle bir şey. Diyanet fetva veriyor. Bir kadın kocasından üç talak olarak da boşandı. Sıkıntı yok. Tekrar eski kocasına dönmek isterse evlenebilir. Boşan, evlen, boşan, evlen, boşan, evlen. Sıkıntı yok. Diyanet bunun fetvasını vermiş. Neye göre verdi Diyanet bunun fetvasını biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti Devleti Medeni Hukuk'una uyaraktan verdi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Medeni Hukuk'u nereden gelme? Avrupa'dan gelme.
İsviçre'den gelme. Türkiye, Avrupa'daki Medeni Hukuk neyse. Türkiye'de de o. Kim getirdi? Mustafa Kamal getirdi. Bunun arkasından devam etti mi? Detti. O zaman Diyanet de şey değil. Ne o? Öyle dini bir kurum değil. Zaten Mehmet Emin Bey burada bana normalde şey gönderdi. Anayasa Mahkemesi'nin kararını gönderdi. Diyanet layık bir kurumdur diye. Birisi de kalkıp da Diyanet dini bir kurumdur derse kesin içeri girer. Birisi de gider şikayet eder onu. Diyanet burada dini bir kurum dedi. Diyanet dini bir kurum değildir deyip de gider şikayet ederse ceza alır. Diyaneti dini bir kurum olarak gösteren kimse. Şimdi böyle olunca bunların hepsi de birbirlerine bağlantılı olarak gitti.
Ama biz şimdi beyt'e dönecek olursak ne diyor beyt? Tarikat hakikate giden yolun okuludur. Öğrenim olduğu yerdir. Olmayınca bu öğrenim o zaman söyleyecek bir söz kalmıyor. O zaman tarikatlar işlevlerini yerine getirmiyor. Adı tarikat ama. Bakın Türkiye'de bu da bir aldatmacadır. Bakın Türkiye'de tarikat ismi aldatmacadan ibarettir. Direkt söylüyorum bunu. Bu ismi sistem husisi bir şekilde kullanılmasına müsaade eder. Husisi bir şekilde.
Sebep insanların orada toplanıp, orada toplanıp kendi nefislerini, vicdanlarını rahatlatsın, dini duygularını rahatlatsın diye. Evet camilerin açık olması aldatmacadır. Ezanların okunması aldatmacadır. Diyanet işlerinin başkanlığının olması aldatmacadır. Aldatmacadır. İmam hatiplerin açılması aldatmacadır. İlahiyatların açılması, ilahiyatların çoğalması aldatmacadır. Çünkü hiçbir yerde gerçek manada İslami eğitim yoktur. Büyük iddia ben ikisi.
Bakın büyük iddia. Bakın tarikat, adı tarikat denilen yerlerde İslami eğitim yoktur. İmam hatiplerde İslami eğitim yoktur. İlahiyatlarda İslami eğitim yoktur. Diyanette İslami eğitim yoktur. Siz sadece bu dediğim kurum ve kuruluşlar sizi namazı bozan bozmayan, abdesti bozan bozmayan, orucu bozan bozmayan vakitler, ibadetle alakalı öğretilerin onlar da bir kısmıdır.
Ey iman eden Anadolu Müslümanları! Aslında bizim size giydirecek olduğumuz elbise bu değildi. Ama Allah bizim kurduğumuz planı bozdu. Bizim kurduğumuz planı günden güne de bozuyor daha. Biz hiç olmazsa daha fazla büyük bir değişime siz sebep olmayın diye biz böyle mecburiyetten, fermardan bir çıt açıyoruz, siz bir nefes alıyorsunuz.
Bir çıt daha açıyoruz, bir çıt daha açıyoruz. Bizi müsaade ettiğimiz kadar. Ama sakın ha! Her seferinde de bu var. Daha fazlasını istemeyin bak ha! Sopayı yersiniz. Daha fazla bir adım atmayın ha! Ensenizde boza pişiririz sizin. Bir adım daha atarsanız sizi perperişan ederiz. Yıkarız sizi. Bak biz bir şapkadan dolayı da asarız. Biz Kur'an'dan dolayı da asarız. Astığımızın da kimse hesabını soramaz bize. Biz istediğimiz zaman ihtilal yaparız. Hiç kimse bunun hesabını soramaz. Sonra göstermelik ihtilalden sonra geçer kırk yıl. Kırk yıl geçtikten sonra bir dava açarız.
Sizin önünüzde siz de onunla oyalanırsınız. Biz 28 Şubat'ı da yaparız. 28 Şubat'ı yaptığımız siyasetçiler, gelir bizim önümüzde önlerine ilikler ve derler ki biz şikayetçi değiliz. Kimler? Refah partililer. Onca insanlar sokağa dökülür. Onca insanlar onca şey yaparlar. Ama partinin üst yöneticileri siz bilmezsiniz. Onlar bilir, giderler mahkemeye, kendileri beyanda bulunurlar. Biz söz konusu darbeyi 28 Şubat'ı yapan darbecilerden şikayetçi değiliz. Bizim bir zararımız yok derler. Ve bunun da hesabını dönüp de size bunu söylemezler. Ama böyle çarşaf çarşaf savunan adam, çarşaf çarşaf milli adam, çarşaf çarşaf büyük önder, Mehdi her birisi öyledir.
Siz de buna inanırsınız. Evet, baktığımız zaman normalde tarikatlar bu manada işlevini, Osmanlı'da zaten işlevlerini yitirmişler. Sonradan da kapatılmış. O gündür, bugündür kapalı. Böyle bir işlev yok şu anda da. Bu adına ne diyorsunuz? Menzil tarikatı değil mi? Boş muhabbet. Ne Nakşibendi tarikatı, boş muhabbet. Ne işte Mahmud Efendi'nin tarikatı, boş muhabbet. Bunları konuşmaya kalksak yer yerinden oynar zaten. Herkes görevini, işlevini yapıyor ama tarikat hem de hakikattir, hem de hakikate giden yoldur. Ama şu anda bu işlevi yoktur.
Benim nazarımda da konuşmanın da bir anlamı yoktur. Kim diyorsa ki, bunu yıllardan beri söylüyorum. Kim diyorsa ki, biz tarikatız, işlevimiz de yerine geliyor, istediği yerde konuşmaya hazırız. Bunu böyle sakın tekrar tekrar altını çizerekten söylüyorum. Böyle mahkemeden korktuğumdan veyahut da ifade vermekten korktuğumdan değil. 35 yıldır aynı şeyi söylüyorum. Eski arkadaşlar bilirler. O yüzden derim, biz bir sufi topluluğuz. Arasındaki fark şudur. Sufi topluluğun, mekanı mekansızlıktır. Adı atsızlıktır. Makamı da hiçliktir.
Tekrar tarif edeyim mi? Sufilin, makamı makansızlıktır. Mekanı mekansızlıktır. Şeyi de, ne o? Makamı da hiçliktir. Ne mekan, ne isim, bizim bir şeyimiz yoktur. Biz bir sufi topluluğuz. Allah'ı sevmeye çalışan, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sünnetini yerine getirmeye çalışan bir topluluğuz. Kökümüz İngiliz kraliyet ailesine bağlı değil, CIA'nin atadığı değiliz. Mossad bozması, CIA'ye yosması, Sebateist dönmesi değiliz. Geçen hafta da söyledim bunu. Özellikle söylüyorum, bazılarının çok gücüne gitmiş. Gitmesinler efendim, baksınlar, Şeyhlerine baksınlar, Şeyhlerinin şeyhlerine baksınlar, Yollarına baksınlar, Baksınlar, kör değiller ya, Baksınlar.
Aziz, bil cümleden maksat, şeriat. Ve şeriatın ve tarikatın bu noktada, Hem tarikat ve hakikatin temelidir şeriat, Ve aynı zamanda da tarikat da hakikat de o şeriat dairesinin içindedir. Bunu ben böyle üstündedir, tanımlamam hiç. Çünkü şeriatın daha üstünde bir şey yoktur. İçeri bir yolculuk vardır, o da tarikat, hakikattir. İçeride olan yolculuk. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin, ne ulaşmaktır? Bu dışa doğru bir yolculuk değildir. Bizim gibi cehri tarik, yani cehri topluluklar, Cehri sufi toplulukları, İçe yolculuk yaparlar.
Biz tankımızda, tüfeğimizde, tabiri caizse, Göstere göstere, bildire bildire, Geliyoruz diyerekten, Biz içi fethetmeye çalışırız. Yani biz kalbi Allah sevgisiyle, Resulullah sevgisiyle donatmaya çalışırız. O yüzden bu, içeri doğru yolculuktur. İçeri doğru olan yolculukta, Biz şerii ahkamı, şeriatımızı biz, Kendi bireysel manada muhafaza eder, koruruz.
Söylemlerimizde de koruruz. Kendi içsel manamızda. Öğretilerimizde de koruruz. Bizim için, Delinmemesi gereken, Bir, Dairedir, şeriat dairesi. Bir kısım bozuk fırkalar, Bir kısım bozuk, Düşünceler, Bir kısım bozuk, Sapkın, Kendilerini tasavvuf adı, Tarikat adı veren kimseler, Ne yazık ki, Kur'an ve sünnetin, Değişmez kaidelerini, Delmeye çalışırlar.
Bunu da kendilerince, Hakikat söz olarak, Dervişlerine, Etrafındakilere tebliğ ederler. Bu sözler, Hakikat sözü değil, Direkt zındıklıktır, Direkt sapkınlıktır, Direkt sufi toplulukların, Bozulmasına sebep olan, Kelimelerdir, Konuşmalardır. Buna zaman zaman, Bizim kendi içimizde de, Bazı kardeşlerde böyle, Fark ediyorum, Bunları o yüzden, Özellikle uyarmaya çalışıyorum.
Sufilik, Böyle tepeden konuşma, Böyle, İşte kendince, Kendisini, Farklı makamlarda, Gösteririp de, Konuşma, Mesleği, Meşrebi, Değildir. Böyle konuşanlar, Benim, 35 yıllık, Bu, Geldiğim silsilenin, 1400 yıllık, Adaf ve Erkanını, Bozmadır. Ya cehalettendir, Ya kibirdendir bunlar. Bizim kendi kardeşlerimiz, Konuşurlarsa, Ya cehalettendir, Ya kibirdendir. Ya da kendisini, Başka türlü, Gösterme hastalığındandır. Bunlar rahatsızlıktır, Hepsi de. Biz, Söylemlerimizde, Davranışlarımızda, Biz, Şeriatı, Delmeyiz. Hata işleriz, Kusur işleriz, Günah işleriz.
İşleriz. Bakın, Bu ayrı bir şeydir. Ben bazen derim, Bizim içimizde, İçki içen de olur, Kumar oynayan da olur, Zina eden de olur. Olur bizim, Bu günah kebari işleyen olur. Olur. Bunda bir sıkıntı yok. Bunda bir sıkıntı görmem. Sarar sarmalarım, Hiç problem değil. Ama böyle, Benim hiç kullanmadığım, Veyahut da kardeşlerin, Hiç kullanmadığı, Veyah, Kendi kendine, Aman o çok yüksek idrakten anlıyormuş. Küstah. Bu tip konu, Veyahut da, Sen bunu yapabilir misin? Sen yapabilir misin? Yok şeyhin şöyle derse ne yapacaksın? Sen ne yapacaksın? Sen yapabileceksin mi? Ben yaparım, Şeriata uy diyorum, Ne uymuyorsun?
Yaparım diyen? Senden mal isteyen yok, Mülk isteyen yok, Makam isteyen yok, Mevki isteyen yok. Senden para isteyen yok, Pul isteyen yok. Evin de senin olsun, Malın mülkün de senin olsun, Eşin çoluğun çocuğun da, Senin olsun. Ümmet-i Muhammed'in önüne, Şeriat-i Muhammed'i koruyaraktan çık. Bir kimsenin, Bir derviş kardeşinin, Gönlünü kırma diyorum, Kırıyorsun. Hani şeyhinin, Nerede dini yapacaktın? Hiç kimseden, Hiçbir şey istemeyin diyorum, İstiyorsunuz. Her istediğinizde, Benim yüzüme eğdiriyorsunuz. Hani nerede, Üstadınızı intisaplısınız siz? İsteme kardeşim.
Senden bir şey isteyen yok. Varsa eğdirirsin, Yoksa yedirmezsin. Ben 90'da Bursa'ya geldim. Şu 1, 2, 3, 90'dan beri benim yanımdalar. Allah razı olsun üçünden de. Tabi daha başka arkadaşlar var da, Yönetici vasfında. Diyemezler ki, Bir günden bir güne, Bir şey bizden istedin veya istettin. Dedim ya, İsteyen bu yolun adabının dışına çıktı. Bizim yüzümüze eğdi. Başka bir şey söylememe gerek yok. Siz benim sözümü dinleyin yeter.
Özel bir şey istemem sizden. Evet. O yüzden, Şeriat, Bu manada, Korunması gereken, Muhafaza edilmesi gereken, Ve asla, Taviz verilmemesi gereken, Bir olgu. Ben hep derim, Bunun temel, Dairesi, Kur'an ve sünnettir. İmamların iştahıdır. Üstadın bu konuda koyduğu kurallardır. Temel daire budur.
Buna uyulması gerekir. O yüzden, Bu olmuyorsa, O zaman, Sıkıntı vardır. Allah muhafaza eylesin. Şeriat, Kenzi, Hak, Miftah, Tarikat. Yani, Normalde, Şeriat, Kenzi, Büyük hazine demek. Hani, Ben bilinmez bir hazineydim. Meşhur, Kenzi, Hadisi, Kudüsü var ya, Şeriat, Kenzi, Yani, Büyük bir hazinedir. Hak, Tarikat da, O hazineye, Giriş kilididir. Miftah kilit, Çünkü, Hak, Tarikat da, Oraya giriş kilididir. O zaman, Biz şimdi eskiye dönüyoruz, Dil olarak. Hak, Tarikat ne demek? Kur'an ve sünnet, Disturlarına, Sımsıkı yapışmış, Bu konuda, Taviz vermeyen, Bu konuda, Ortalığı yıkmayan, Ahkamdır.
Yoksa, O kimse, Büyüklerin tabiriyle, Şeytanın maskarası olmuştur. Buradan, Şunu anlamayın, Tekrar söyleyeceğim, Bu bir günahsızlık, Ölçüsü değildir. Bu, Hakayet olarak, Fikir olarak, Bu kalp olarak, Akıl olarak, Fikir olarak, Ve kalp olarak, Kur'an ve sünnetin, İçerisinde durmadır. Bizim, Fiiliyatlarımızda, Eksiklik olur, Biz, O eksikliğimizi, Bunu da Allah yaptırdı, Demeyiz. Bu küfür olur. Yani, Gidecek, Zina işleyecek, Bunu da Allah yaptırdı, Bana diyecek. Bu küfür olur. Gidecek, İşte, Uyuşturucu kullanacak, Diyecek ki, Benim de nasibim, Böyleymiş.
Bu değil, Benim dedim. Biz, İçki de içebiliriz. Ama, Şunu demeyiz. Bunu da, Allah yaptırdı ya, Benim bir suçum yok yani. O nasip etti. Bu değil işte. Allah muhafaza eylesin. Bahsettiğim şey bu. O yüzden, Tarikat bu noktada, O hazineyi, Şeriat hazinesinin, Kapısı hükmündedir. İçeri doğru yolculuk ya, O içeri doğru yolculukta, Kapıdır. Allah muhafaza eylesin. Burada, Tarikatın, Mukaddemelerinden de, Bir nevze bahis açalım. Demiş, Evinde oturanı, İslam'ı yaşamak, Kolar, Meydan, Er meydanı.
Nice peygamberlerin, Birkaç kişiye geçmeyen, İnananları vardı deyip, Oturan alimler, Hocalar, Şeyhler, Şeriat mı, Hakikati mi, Efsaneti mi yaşıyorlar? Ya da burası, Aranılıp bulunacak, Dergah, Burası merkez, Derviş, Şeyh peşine gider, Diyenler mi yaşatacak? Evet, Yani bunların hepsi de, Şey, Tembelliğin, Aymazlığın, Korkaklığın, Sinmişliğin, Sünepeliğin, Dilenciliğin sözleri.
Bunlar böyle, Yani Allah muhafaza eylesin, O hocaları, Şeyhleri, Dervişler, Böyle hep bunları, Yıllardır duydum ben. Yıllardır duydum bunları. Bir de, Küçük görürler, Kerih görürler, Koşturanı, Çalışanı, Mücadele edeni, Küçük görürler bir de, Kerih görürler. Yani birisi diyelim ki, Koşturuyor, O Şeyh Efendiler derler ki, Yani, Sen koştur, Biz hakikate erdik. Yani, Sen koştur daha, Ereceksin. Bir gün, Bir, Melami Şeyhi, Öyle dedi bana. Hani, Geldiğin makamda, Beni gördün mü, Gibisinden, Bir laf söyledi. Tam da böyle, Bayındır'da, Biz, Hacı Sinan'a, Doğru, Cuma'yı kılacağız.
İçeri doğru giriyoruz. Hani, Arkadaş, O büyük, Zat, Ben de o zaman, Bursa'dayım, Gelip gidiyorum ben, O işte, O esnada, Hani, Beni gördün mü, Geldiğin makamda, Gibisinden, Bir şey söyledi. Şimdi, Söyleyen kimse de, Unutuyor ya insanlar, Söyleyen kimse de, Çok iyi biliyorum ben.
Ben hemen tuttum elinden. Ben böyle sıktım şimdi, Bileğinden. Şuraya kabrin başına gideceğiz dedim. Bana kim olduğunu söyleyeceksin. Ben de sana kim olduğunu söyleyeceğim. Sonra dedim, Vakfiyeyi açacağız, İçeride. Vakfiye'den dedim, Bu mezarda kimin yattığının dedim, Vakfiye'den bakacağız dedim. Ben asılıyorum, Bizim onlarla işimiz yok diyor. Diyorum, Olacak senin onlarla işin. Bırakmıyorum ben bunu şimdi. Bu ama tuttum böyle, Bileğinden sıkı sıkı, E gençlik de var ya o esnada böyle, Ben bileğinin acıdığını hissediyorum. Ama bırakmıyorum da ben şimdi. Diyorum, O bu sözü bana söyledin ya, Gel, Kim nereyi görmüş, Kim neyi görecekmiş diyorum ben.
Şeyh bu. Şimdi bu tip şeyhler, Kendilerini hakikat perdesinde zannedip, Oturdukları yerden, Yemeleri, İçmeleri, Arabaları, Katları, Yatları, İyaşeleri, Her şeyleri gelir. Gelmezse, Telefon açarlar. Filanca, Dervişe. Burada bu hizmetler nasıl yüz yürüyor, Biliyor musun sen? Bize şu kadar para gönder. Telefon açarlar. Burada her akşam iftar var, Şu kadar para gönder. Telefon açarlar. İsmail de bakıyor öyle gözümün içine, Açmayacağım İsmail sana telefon. İsmail'e telefon açar. İsmail bugün işte iftarı sana yazdık. İki günlük iftar sana yazıldı.
Telefon açarlar. Bak burada öğrenciler var, On tane kurban yazdık İsmail sana. Tabii. Böyle bir de, Ne o? Bir de resim bulurlar, Hafızlık çalışıyormuş, Üç beş tane öğrenci. O resimleri de atarlar size. Siz para gönderirsiniz oraya. Onlar da oturdukları yerde, Sabah sporları ayrı, Ondan sonra yürüyüşleri ayrı, Gezmeleri ayrı, Ziyaretleri ayrı, Ziyarete gidecekse, Götürecek arabaları ayrı, Orada hizmet edecek olan, Dervişleri ayrı, Öyle giderler.
Hocalar da aynıdır. İlahiyatın hocasını, Buraya getirmek, Mümkün değildir. Deseniz ki, İlahiyattan kim var? İşte tasavvuftan filanca var. Buraya gelsin, Hiçbirinizi beğenmez. Beni zaten beğenmiyorlar da, Sizleri de beğenmez. Böyle gelemezler de, Böyle sohbet de edemezler. Böyle, Hani, Spontane diyorlar ya şimdi, Böyle konuşamazlar da, Onlar önlerindeki kitabı bile okuyamazlar.
Onlar çünkü, Sebateist bir kolun, İlahiyat profesörleridir. Büyük bir çoğunluğu. Çünkü, Tarihselcileri ayrıdır, Rivayetçileri ayrıdır. Ondan sonra, Hadis inkarcıları ayrıdır, Mezhep inkarcıları ayrıdır. Bunların hepsi de kol koldur. İlahiyatta. Mesela, Mezhep inkarcıları ayrı bir koldur. Onlar özel yetiştirirler, Kendi talebelerini, Ve onları özel, Profesör yaparlar.
Hadis inkarcıları ayrıdır. Onlar ayrı olur. Kelamcılar ayrıdır. Tefsirciler ayrıdır. Tarihselciler ayrıdır. Hepsi de birbirini tanırlar. Abdühçüler ayrıdır. Hepsi de birbirlerini tanırlar. Öğretim üyesi olarak, Kendi kafalarına uyan, Elemanları yetiştirirler. Hepsinin de temeli bozuktur. Hepsinin temeli, Sebataycıdır. Hepsinin temeli dönmedir. Ya Yahudi dönmesidir, Ya Ermeni dönmesidir, Ya da Mossad dönlemesidir. Ya da CIA dönlemesidir. Temelleri budur. Fikri temelleri budur. Bizim kimsenin, Öyle soyundan, Sopundan işimiz yok. Fikri temelleri bunlardır. Ve bunların yetiştirdiği, Öğrenciler, İmam hatiplere, Öğretmen olarak atanır.
Ve İmam hatiplerde, 15 yaşındaki, Kız çocuğu, Hadis inkarcısı olur. Buhari'nin doğum yerini bilmez, Doğum tarihini bilmez, Ama İmam hatipte okuyan, İmam hatipte okuyan, Bir lise öğrencisi, Mezhep düşmanı, Hadis düşmanıdır. İmam-ı Azam'ın, Nerede doğduğunu, Hangi ilmi öğrendiğini, Bilmez, İmam-ı Azam'ı. Ama bir İmam-ı Azam düşmanıdır, İmam hatipten çıkan bir kimse. Ama şeriatiyi çok iyi bilir. Ali şeriatiyi, Abduhu bilir, Celaleddin Afganiyi bilir. Nerede masonist var, Nerede dönme zındık var, Nerede dönme piç var, Akıl olarak, Akıl olarak piç, Kalp olarak piç bunlar. Onları çok iyi bilirler. Evet.
Ve biz, Böyle İmam hatipte okuyan çocuğa, Yani hadislerini anlatmaya çalışırız. Yıllardan beri. İmam hatipte okuyan bir çocuğa, Mezhep anlatacağız diye uğraşırız. Mezhep'in meyesinden bilmeyen, Bir bayan açar telefon, Der ki, Bu mezhepler nereden çıktı hocam, Bize Kur'an yetmez mi? Bu, Aklı piç, Kalbi piç, Münafıkların attığı tohumlar bunlar.
Bunların akılları da piç, Bunların fikirleri de piç, Bunların kalpleri de münafık, Kalpleri münafık bunların. Ve bunlar, Asıl işlevlerini yerine getiriyorlar. Asıl işlevlerini yerine getiriyorlar. Liselerde, Ortaokullarda, İlahiyatlarda, Okuyan çocuklar, Şimdi, Hadis inkarcısı, Mezhep inkarcısı, Akayet inkarcısı, Tefsir inkarcısı, Ayet de inkar ediliyor çünkü.
Ayet inkar ediliyor. Ve, Ayet inkar eden kimse, Cerrahilerin başına, Şeyh oluyor. Yani, Düşünebiliyor musunuz? Şeyh, Ayet inkarcısı. Şeyh, Ayet inkarcısı. Herkes susuyor. Şimdi, Cübbeli'ye herkes kızıyor. Cübbeli bir tek konuştu, Koca Türkiye'de. Bir de bu fakir konuştu. İki tane kelayla, Kuşu gibi biz konuştuk. İlahiyatçısı suskun, Diyanetçisi suskun, Kendilerini tarikatım diyenler suskun. Hepsi suskun. Ya, Hepsi susuyor. Dinsin şeytan. Hepsi susuyor.
Sebep, İlahiyatçılar susuyor. Kendileri de öyle düşünüyorlar çünkü. Kendisi de öyle düşünüyor. Hangi ilahiyatçı çıkacak şimdi, Meydanada konuşacak bunu? Hangi Diyanetçi çıkacak, Konuşacak şimdi bunu? Konuşamazlar. Hangi şeyh, Sohbetinde bunu diyecek ki, Bu böyledir, Böyledir, Yanlıştır, Böyle adamlardan şeyh olmaz. Ayet-i Kerim'i inkar eden de, Şeyh mi olur? Zındık, Kafirin teki. Hangi, Kim olursa olsun, Ayet-i Kerim'i inkar ediyorsa, Zındık, Kafirin teki ya, Ne şeyhi ya? Söyleyemez ki kimse.
Evet, Mürşid kıymetini bilmek, Gayet zor bir iştir. Rahmetli şeyhimiz, Abdullah Efendi, Üstadımıza derviş, Mustafa Efendi, Sudan çıkan balık gibi, Kendilerine zarar veriyorlar. Su, Mürşidin nazarında, Denizi yani, Manuviyatıdır. Sudan çıkanların, Birçoğu da, Nefsine yediremiyorlar. Rüyalarında da, Üstadımızı görüyorlar, Ve neyin ne olduğunu, Gayet, İyice biliyorlar. Yine, Cennet mıkan, Şeyhimiz Abdullah Efendi derdi ki, Birisini zina ederken gören, Onun diline pelesenek edip, İbetini yapıyor. Halbuki, O zinadan köşeye dönerken, Yarabbi ben ne yaptım, Böyle pişmanım, Sen beni affet der. Halbuki, Bereke hala, Onun dedikodusunu yapar, Durur, O affolur, Diğeri günahkar olur.
Evet, Böyle, Bu meyanda, Bediüzzaman, Said Nursi Hazretleri de, Eleştirilmiş, Ben kısalttım bunu, Böyle, Eleştirmiş, Hatta terk eden, Şakir'ten çıkmış, Ve şöyle buyurmuşlar, Evladım, Bizden beğendiğimizi alın, Beğenmediğinizi de, Bize bırakıverin. İnsanoğlunun, Zaafı sevdiğinde kusur, Sevmediğinde meziyet görmez, İmam Gazale. Evet, Konuyla ilgili, Hedifli meşhur bir beyt, Alvarlı Efe Hazretleri, Şöyle buyurmuşlar, Aşık der incitenden, İncinme incitenden, Kemal de noksan inmiş, İncinen incitenden. Eyvallah. Şimdi, Tabi, Bu normalde, Beyt'in başını alalım, Şeriat, Kenzi, Hak, Miftah, Tarikat, Yani normalde, Şeriat büyük bir hazine, O hazineye gidilen yolda da, Tarikat onun kilidi.
Ama burada, O kilidin en önemli, Dişlisi, Üstad'dır. Eğer, Üstad, Şeriatı tam, Kamil bir kimse değilse, O zaman, O hazineye doğru, O kapa açılmaz. Kemal ehli bilir, Ancak şeriat. Yani şeriatın, Hakikini ancak, Olgunluğa ermiş, Maneviyatı, Olgunlaşmış, Kemale ermiş, Seyri sülükte, Belli bir noktaya gelmiş, Olan kimse, Şeriatın, Hikmetini, Şeriatın, Hazineliğini bilir.
Öbür türlü bilmez, O kimse. Rabbim bilenlerden eylesin. Şeriat, Hüccet oldu, Gel gidelim, Cemali, Bağ, Kemale, Seyredelim. Yani, Şeriat, Delil oldu bize, Onun sonuna, Gel, Şeriat, Deliliyle, Biz, Tarikat, Hakikat, Marifet, Yolculuğuna, Çıkalım, Şeriat, Deliliyle, Ve, Biz, Kemale, Ermek, İstiyorsak, Kemali, Seyretmek, İstiyorsak, O zaman, Şeriat, Deliliyle, Yürümemiz, Gerekir.
Şimdi, Bu konuda, Şeriatın, Delili, Nedir? Bir, Mürid, İçin, Üstadıdır. Mürid, Üstadını, Kendisine, Delil bilir, O yolda, Üstadı, Delil bilerekten, Üstadın, Çizmiş olduğu, Yolda, Yürür. Her, Devrin, Her, Bölgenin, Her, Zaman, Hastalıkları, Farklıdır. Bundan, 50 yıl, Önceki, Hastalıkla, Şimdiki, Hastalık, Aynı, Değildir. Bu, Tıpta, Aynıdır. Ama, Bizim, Sağlığımızda, Milli, Olmadığından, Dolayı, Biz, Onu da, Fark, Edemiyoruz. Bu, Tıpta, Hastalıklar, Aynı, Değildir. İsimleri, Aynı, Olabilir. Ama, Her, Sene, Nasıl, Grip, Değişiyorsa, Ve, Her, Sene, Daha, Grip, Değişmeden, Grip, Aşılarını, Bu, Aşı, Tüccarları, Üretip, Daha, Grip, Olmadan, Bu, Aşıları, Millete, Satıyorlarsa, Ve, Konu, Söz, Konusu, Olduğunda, Geçen, Seneki, Virüslere, Bakılaraktan, Aşı, Ürettik, Delinipte, Hatta, Geçen, Senenin, Virüsü, Bu, Senenin, Virüsü, Aynı, Olmacığına,
Göre, Bu, Aşı, İşe, Yaramaz, Değipte, O, Aşıyı, Kullanmama, Gibi, Bir, Lüksü, Olmadığı, Gibi, Devletlerin, Komple, Dünya, Üzerindeki, Bakın, Dünya, Üzerindeki, Bütün, Hiçbir, Devlet, Sağlık, Kuruluşu, Hiçbirisi, Değildir, Bunu, İddia, Ederekten, Söylüyorum, Dünya, Üzerindeki, Hiçbir, Sağlık, Kuruluşu, Devletlerin, Milli, Değildir, Ve, Şuanda, Dünya, Üzerindeki, Devletler, Savunmadan, Fazla, Sağlığa, Para, Öderler, Savunmadan, Fazladır, Ve, Yeni, Silah, Dünya, Üzerinde, Son, Otuz, Yıldır, Sağlıktır, Hiçbir,
Zaman, Hiçbir, Hastalığın, Bu, Manada, Sağlık, Sektöründe, Gerçek, Bir, Tedavisi, Yoktur, Ameliyatlar, Hariç, Onları, Ayırıyorum, O, Yüzden, Mümkün, Mertebe, Ameliyata, Yatkın, Kardeşleri, Cerrahlığa, Sevk, Etmemin, Sebebi, O, Öbür, Türlü, İlaç, Sektörünün, Soytarısı, Olacaklar, Veyahut, Olmasalar, Direnecekler, Ama, Başka, Yapacak, Ellerinde, Yapacak, Bir, Şey, Yok, Ellerinde, Bir, Şey, Var, Sistem, Var, O, Sisteme, Göre, İlaç, Uygulayacaklar, Onun, Dışına, Çıkamıyorlar, Öyle, Değil mi, Cemil, Sen, Hastane, Müdürlüğü,
Yapmış, İnsansın, Farklı, Bir, Tedavi, Uygulayamıyorlar, Değil mi, Uygulayamaz, O, Kimseye, O, Hapları, Verecek, Yazacak, Evet, Benim, Bildiğim, O, Çünkü, O, Yüzden, Bu, Manada, Hastalıklar, Değişir, Zahiri, Hastalıkların, Değiştiği, Gibi, Batini, Hastalıklar, Değişir, Zamana, Göre, Mekana, Göre, Değişir, Bursa'daki, Batini, Hastalık, Aynı, Değildir, İzmit'teki, Batini, Hastalıkla, Bursa'daki, Aynı, Değildir, Bunlar, Benzeşebilir, Ama, Aynı, Değildir, O, Yüzden, Şeyhim, Diyenler, Hocayım, Diyenler, Alimim, Diyenler,
İlacını, Vereceksin, Oradaki, Dervişleri, Eğiteceksin, Be, Ahmak, Bununla, Bir de, Sen, Üstünlük, Pâyesi, Gösterecen, Biz, Dolaşmayız, Herkes, Bizim, Ayağımıza, Gelir, Ahmak, Hazreti Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vesellem, Hazretleri, Köy, Köy, Dolaştı, Hazreti Ömer, Efendimizin, Abdullah, Oğlu, Abdullah, Diyor ki, 23 sefer, Biz, Onunla, Seyahat, Ettik diyor, 23 sefer, Koca Peygamber, Cihad etti, Seyahat etti, Gitti, Anlattı, Tebliğ etti, Hz. Muhammed Mustafa'nın, Yolundan, Gidiyorum, Diyen, Şeyhler, Alimler, Hocalar,
Nefislerinize, Düştünüz, Rahat, Battı, Batmadı, Rahat, Yattı, Yatırdınız, Sizi, Orta Yere, Dışarı, Çıkmaya, Gücünüz, Yok, Kuvvetiniz, Yok, Rahatınız, Bozulacak, Çıkamayacaksınız, Çıkacağınız, Zaman da, Saltanatta, Gidiyorsunuz, Arabalar, Etrafınızda, Hizmet, Edenler, Bir de, Korumalar, Ha ya, Hani, Allah'a, Teslimdiniz, Siz, Bu, Korumalar, Ne, Hani, Siz, Allah yolunda, Göğsünüzü, Açtınızda, Şehit, Olmaya, Hazırdınız, Bu, Kulaklığı, Takıp da, Korumalarla, Gezip de, Kendinize, Böyle, Ambiyans mı yapıyorsunuz, Edepsizler,
Hazreti Muhammed'i, Mustafa'ya, Ayet-i Kerim'e, Geldi, Senin, Koruyucun, Biziz deyince, Açtı, Çadırı, Kapısında, Duran da, O zaman için, Türklerden, Kılıç ustalarıydı, Dedi ki, Nöbetiniz, Bitti, Allah, Beni, Emanına, Aldı, Dedi, Siz, Bu, Koruma ne ya, Bu, Saltanat ne, Bir yere giderken, Böyle birkaç araba, Firden, Özel arabalar, Bu saltanat ne, Nerede kaldı, Hani, Allah Resulü'nün yolundan gitmek, O yüzden, Ancak, Kemal ehli, Olursa, Şeriatı yaşar, Ve yaşatmaya çalışır, Kemal ehli, Değilse, Al elliyse, Yut elliyse,
Rahat ehliyse, Keyf ehliyse, Yok, Ondan, Cemal seyredilmez, Onun yolu, Sapıklık yoludur, Onun yolu, Sapkınlık yoludur, Onun yolu, Sapıklık ve sapkınlık yoludur, Başka bir şey değildir, O yüzden, Şeriat, Hücceddir, O hüccedi, Öğrenmek gerekir, E işin tabi, Bir tarafı daha var, Kim öğretecek, Nerede öğrenecek, Kim öğretecek, Nerede öğrenecek, Kim öğretecek, Nerede öğrenecek, Ben 30 yıldır, Bu ülke, Darül Harp diyor, Millet hopur hopur hopluyor, Televizyon, Radyo telefonu, Radyo programında, Söyledim, Terörle mücadele bastı,
Radyo, Ben Darül Harp deyince, Çünkü, Bir ülkede, Dinini öğreneceğin, Dilin, Kalmadıysa, Dinini öğreneceğin, Bir, Okul, Mektep, Medrese, Kalmadıysa, Dinini öğrenebileceğin, Bir yol, Kalmadıysa, Sen şeriatı, Nerede öğreneceksin, E şeyhlerde kalmamış, Anlatanda kalmamış, Bu çok güzel, Hep bunu söylüyorum, Ne yapıyorsunuz dedim, Gittiğinizde, Hani şeyhinize, Gittiğinizde, Ne yapıyorsunuz, Valla dedi, Bakirem, Feyz alırem dedi, Bakıyor,
Feyz alıyor, Tamam, Bitti, Bu kadar, Dedim, Soru sorabiliyorsunuz mu, Hayır, Size bir konudan, Sohbet ediyor mu, Hayır, Rüyanızı, Anlatabiliyor musunuz, Hayır, E dedim, Hani, Siz böyle, Boynunuzu büküyorsunuz, Tek nefeste, Dedim, 21 tevhid çekiyorsunuz ya, Nakşibendi, Yaptı şimdi bir, Ben böyle anlatıyorum ya, Diyorum, Hiç böyle bir hal, Suhur ederse, Bir şey oldu, Bir nur gördün, Böyle bir gözlerinde, Bir yakamaz oluştu, Böyle bir yıldızlanma oldu, Böyle bir nur dedim, Süzmesi geldi, Böyle bir şey, Hiç yaşadınız mı,
Diyorum ya, Yaptı, Yapıyor, Dedim, Bak, Sana bir tokat indireceğim, Şimdi dedim, Dervişliğe başladığımdan beri, Dedim, Kimseye vurmamaya, Gayret ediyorum, Sorularıma cevap ver, Yok dedi, Dedim, Böyle bir şey yaşarsanız, Üstadınıza, Bunu dedim, Anlatabiliyor musunuz, Hayır dedi, Allah dedi, Ta uzaktan gördük mü, Yetiyor bize dedi, Ha dedim, Bu derviş, Nasıl yetişecek ya, Bu ama, Ama bakın, Ne dedim, Türkiye'de, Tarikat lafzı, Özel, Husisi olarak kullanılır, Dinini, Ve dininin, Hukukunu, Hükmünü, Öğrenmek için değil,
O gidecek, Bakirem, Diyecek, Feyz alacak, Kalkacak, Bu soruları, Soramazsınız bile, Hele böyle, Spontane soru soracaksın, Sen münafık mısın, Şeyhimizi, Zora düşürmek mi, İstiyorsun, Sen münafıkların, Ağzına söz vermek için, Benim bizatihi, Bana söylendi bu, Münafıkların, Ağzına laf mı, Vermek istiyorsun, Sen nasıl böyle, Soru sorabilirsin, Soramazsınız, Türkiye'de şu soruları, Spontane önüne koyup, Efendim bununla alakalı görüşleriniz nedir, Bunları şerh eder misiniz?
Hele bu kelimeler, Osmanlıca hayatta şerh edemezler, Bilemezler bile, Lügata bakmalar lazım bunlara, Bunun soruları sordunuz mu, Bir tane de Osmanlıca'nın Türkçe'ye, Türkçeden Osmanlıca'ya lügat vereceksiniz, Lügattan bakıp da cevaplandıracak, Risale gibi, Hani var ya, Bediüzzaman Hazretleri'nin risaleleri, Al oku bir para raf, Yani o sen onu mu okudun, O seni mu okudu, Belli değil, Hani şimdi yeni bir akım başlattılar ya, Hani normal Türkçe çevirelim diye, Üstad o kadar eskiye doğru döndürmeye çalışmış, Harf inkılabına karşı,
Karşı şimdi diyorlar ki, Millet anlamıyor, Eee, Bunun dilini değiştirelim diyenler var, Allah muhafaza eylesin, Evet, O yüzden dilimiz de, Ve harflerimiz de değiştiğinden dolayı, Bir gecede, Hiçbir dünya üzerinde bir ülke yoktur, Bir gecede dili değişen, Bakın, Komünist Rusya değil mi, Değiştirmemiştir dili, Komünist Çin, Beş bin yıldır aynı dilde gidiyor, Japonlar beş bin yıldır aynı dilde gidiyor, Avrupa, Kurulduğundan beri aynı dilde gidiyor, Değiştiriyorlar mı dili, Değiştirmiyorlar, Ama sizin değiştirmeniz gerekiyordu,
Binlerce cilt el yazması kitabı anlaşılmaz hale getirmek isteniyordu, Çünkü o kitapların hepsi de gökten indiği zannedilen kitabın açılımlarıydı, Çünkü o kitapların hepsi de hezeyana düşmüş bir Arap'ın söylemleriydi, haşa, Siz bunlara da itiraz edemezsiniz, Beyt yüz yirmi bir, Bu gece bitecek gibi değil, Bana kalırsa bitmeyecek zaten, Şeriatı bilmeyen bilmez tarikat, Evet, Şeriatı bilmeyenin tarikattan haberi olması mümkün değil,
Şeriatı haberi olmayanın tarikatı yaşaması da mümkün değil, Şeriatı haberi olmayanın tarikatın hakikatinden ve kıymetinden de anlaması, bilmesi mümkün değil, Bakın mümkün değil, İllaki illaki o kimsenin şeriatını bilmesi gerekiyor, Biz bunu kısaca söylüyoruz, Bir ibadetlerin olurları olmazları nerede yanlışlıkları, Bir de haram helal dairesi, Asıl hastalık başka yerde, Hukuk, Sabahtan akşama kadar bütün herkese siz dini anlatın, Ama Allah'ın yasakladıkları serbest ise, Ve insanlar o tarafa meyletmek için her şey buna uygun ise,
Hani Hazreti Pir diyor ya, Senin ambarında neden bu da birikmiyor, İçeride diyor, hırsız var, Başka bir beytte diyor ki, Senin havuzunda neden su birikmiyor diyor, Delik var havuzunda, Bizim ambarlarda delik var, Havuzda delik var, Biz bir taraftan bir şeyler doldurmaya çalışırken, Hem bireysel olarak, Hem de toplumsal olarak, Öbür taraftan her şey boşalıp gidiyor, Hukuk yok, En büyük sıkıntı da bu, Bakın en büyük sıkıntı da bu, Ve bununla alakalı hiç kimsenin söyleyeceği sözü de yok, Konuşacağı bir kelamı da yok,
Yok, Rabbim cümlemizi iyi eylesin, Kaldığımız yerden önümüzdeki hafta devam edelim inşallah, Şuraya devam yazayım, İnşallah, Soruyu sorana sonra inşallah cevap olarak, Bunu onu verin, O getirsin götürsün, Geçtiğimiz hafta perşembe sohbetinize dahil olamadım, 10 Kasım saat 9.05'te attığınız, Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir saçmalık yok, Tweeti ile, Neyi vurgulamaya çalıştığınızı, Ve yine aynı günün gecesinde, Sizin de olduğunuz, Tasavvuf Vahfı Erkek grubunda, Birinin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e hakaretler içeren,
Mesajı ile düşüncelerinizi merak ediyorum, Biz kimseye hakaret etmeyiz, Gazi Mustafa Kemal'e de hakaret etmeyiz, Hakaret edenler, Bu manada yani, Şahsı ortaya koyup hakaret edenler, Bir fikri olmayanlardır, Biz bir şahsı ortaya koyup, Hakaret etmeyiz, Ama bir fikre, Bir fikre karşı dururuz, Fikirle karşı dururuz, O yüzden, Bu konuda hakareti kabul etmiyorum, Bu dünyanın hiçbir yerinde, Böyle bir saçmalık yok, Tweet'i, Türkiye'de çok saçmalık var, Hangi birisini dile dökelim ki, Ve biz o Türkiye'de, O kadar çok saçmalığın içerisinde,
Boğuluyoruz ki, Saçmalıklar, Birbirini izliyor çünkü, Bakın saçmalıklar, Birbirini izliyor, Neler var neler, Hem dini kesimde, Hem Atatürkçüyüm denilen kesimde, Hem layık kesimde, Hem tarikatçıyım kesiminde, O kadar çok saçmalıklar var ki, Dünyanın hiçbir yerinde, Bu tip saçmalıklara rastlayamazsınız, Hiçbir yerinde, Dolaşın ülke ülke, Bizim ülkemizdeki, Böyle bağnazca, Saçmalıklar kadar, Başka bir ülke bulamazsınız, Şahsi düşüncem ve yorumum, Olmadan,
Saçma veya saçma olmayanın, Acizane çoktan seçmeli, Size soruyorum, Çok iyi bir Müslüman, Türk milliyetçisi olarak, Fikirleriniz benim için, Çok önemli, Evet ben, İyi bir Müslüman olma yolunda, Çalışıyorum, İyi bir, Millet ve vatan sevdası, O yolunda da çalışıyorum, İnşallah, Bu konuda da, O saçmalıkların, Hangi birisini, Yayın, Söyleyelim ki, Yani, Toplum, Topunu alacaksın, Kenara atacaksın, Bir şey, Kur'an ve sünnetin dışındaysa, Saçmalıktır, At, Burada mı bu kardeş, Bu soruyu soran, Burada mı, Aa, Soru var, Kendisi mi yok,
Evet, Şimdi, Bana, Buraya bak, Bana bak, Ben sana, Bir şey yapacağım, Şimdi, Kur'an ve sünnetin dışında, Ne görüyorsan, Saçmalık, Türk milletinin, Ve, İslam dünyasının, Aleyhin olan, Her şey, Saçmalık, Çok şey var, Değil mi, Konuşulacak o zaman, Hangi birisini, Anlatalım, Değil mi, Evet, Kurtuluş savaşı döneminde, İngiliz mandası, Bizim kurtuluş reçetemizdir, Diyen, Kanaat önderi, Din adamları mı, Başta, İsmet İnönü, Şimdi, Kurtuluş savaşında, İngiliz mandasına, Girelim diyenlerin, En ateşli savunucularından, Birisi,
İsmet İnönü, İkinci cumhurbaşkanı, Bizim, Ya, Bu adam, Kurtuluş savaşında, İngiliz mandasına, Girelim diyen, Bir kimse, Cumhurbaşkanı olunca, İngiliz mandasına, Girmez mi, Yoksa, Öyle dediği için, İngiltere, Kraliyet ailesi mi, Atadı onu, Sohbeti bitirecektik ama, He, Yoksa, Sonradan gelenler de, Hep böyle, Kraliyet ailesinin, Atanaraktan mı geldi, Abdullah Gül de, En büyük haçlı madalyası aldı, Değil mi, Bakın, Adanmış, İngiliz, Kraliyet ailesine, Adanmışlara, Verilen madalyaya, Abdullah Gül aldı, Büyük haçlı madalyası,
O zaman, Abdullah Gül ile, İsmet İnönü arasında, Bir fark kaldı mı, Allah Allah, Siz diyorsunuz, Bak fark kalmadı diye, O zaman, İngiliz, Kraliyet ailesi, Bizim normalde, Seçilen, Cumhurbaşkanlarına, Müdahale mi ediyor, Yoksa, Biz, İngiliz mandası, Kurtuluş, Leçetemiz, Diyen, Kanaat önderleri, Din adamları yok ki, En fazla, Siyasetçiler var, Paşalar var, Milletvekilleri var, Hatta, Öyle diyenler, Bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti, Devletinin, Kurduklarını, İddia ediyorlar, Bunda kim söylüyor, Küçük vardı ya, Ne küçüktü o,
Yalçın Küçük diyor, Türkiye Cumhuriyeti, Devletini, Sabahat'a ister, Dönmeler kurmuştur diyor, Yalçın Küçük'ün sözünü söylüyorum ben, Kimse de bu söze karşı, Mahkeme açmadı, Bu sözü, Kimse mahkemeye götür, Ulan birisi dedim, Bu Yalçın Küçük'ü, Mahkemeye verir, Bu sözünden dolayı, Öyle ya, Savcılar, Hakimler, Bir sürü, Memlekette hukuk sistemi var, Birisi kalkar dedim, Bu adamı mahkemeye verir, Neden vermediler, Biliyor musunuz, Mahkemeye, Bu benim kendi tezim şimdi, Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti, Devletini, Kur'anların,
Eğer ki, Nüfus geldilerine bakarlarsa, Dönmelikleri meydana çıkar diye, Mahkemeye vermediler, Ben öyle düşünüyorum şimdi, Çünkü, Girecekler nüfus kütüklerine, Eyvah, Bunların hepsi de, İttihat Terakkici, Nereden geldi İttihat Terakki, Selanik'ten, Kim yetiştirdi, Yahudi dönmeleri yetiştirdi, Aha, Neden sadece, Biz din adamlarını konuşuyoruz ki, Türkiye'de, Hangi din adamı devlet kurdu, Sizin önünüze, Din adamlarını koyarlar, Lafız çok güzel, İngiliz mandası isteyen, Din adamları, Astınız hepsini de, Siyasetçileri neden asmadınız,
Paşaları neden asmadınız, Bürokratları neden asmadınız, İngiliz, Kraliyet ailesinden, Mektup getirip de, Bürokrat olan, Bakan olan, Başbakan olanları, Neden asmadınız, O mektuplar, O mektuplar, Neden açıklanmıyor, Hala da, Arşivlerde saklı tutuyorsunuz, Yüzyıldan beri, İstanbul'u işgal eden, İngiliz komutan, Kimlere müsaade etti, Kimlere izin verdi, O izin kağıtları, O müsaade kağıtları, Kraliyet ailesinin, Kraliyet ailesinin, Antetli kağıtlarını, Açıklasınlar Türkiye'de, Kim milliyetçiymiş, Bilelim, Duymadığınızı söylüyorum,
Duymadığınızı, Bilmediğinizi söylüyorum, Kraliyet ailesinin, Resmi Antetli belgelerini, Açıklasınlar Türkiye'de, Evet, İki tane satılmış, Din adamı, Şeyh, Onlar da, Yemişler parayı, Yemişler cukkayı, İngiliz, Kraliyet ailesinin, Mandasına girelim diyorlar, Şimdi oradan, İcazette olan, Dergahlar var diyorum, Aha, Uluslararası Mevlana Vakfı, Nerede merkezi, Londra'da, Kim üyeleri, Çelebiler, Kim Çelebi, Hüsan, Neydi, Esin Çelebi, Öbür kardeşi ne, Hı, Hemdem Çelebi, Uluslararası Mevlana Vakfı'na,
Müntesipler, Londra'da merkezi, Evet, Sebate işçiler, O Londra'dakınlar, Dönme o Londra'dakınlar, Zaten onun, Onların dedeleri de, İngiliz muhbiri çıktı, Gitti, Sürgün yedi, Nereye gitti, Halebe gitti, Halep'ten nasıl döndü, Hatay'a, Ondan sonra İstanbul'a, Esin Çelebi, Neresi mezunu, Robert Kaleci, Abisi neresi mezunu, Robert Kaleci, Robert Kaleci, Sabah teyistlerin okuludur, Kim Robert Kaleci'nden, Mezun olduysa, Soyuna sopuna bakın, Soyuna sopuna bakın, Geçmişine bakın, Dedesinin babasına bakın, İyi, Neden Osmanlı'daki bütün eğitim sistemi kapatıldı da İstanbul'daki dönmelerin okulları kapanmadı,
Neden bütün okullar kapandı da Malatya'daki dönme okulu kapanmadı, Neden bütün okullar kapandı da Mardin'deki dönme okulu neden kapanmadı, Adana'daki dönme okulu neden kapanmadı, He, Siz Mardin'de dönme okulu olduğunu biliyorsunuz mu? Buradan mezun olanlar nerede şimdi, İttihat ve terakiyi kuranlar nerede, Nerede öldüler, Hangi ülkede, Hangi vazifede öldüler, Neden İttihat ve terakiyi kurup Osmanlı'yı yıktıktan sonra, Ülke topraklarında, Demokrasisi istiyorlardı, Demokrasi geldi, Laiklik istiyorlardı, Laiklik geldi,
Dinsizlik istiyorlardı, Dinsizlik geldi, Kimisi İtalya'da öldü, Kimisi İngiltere'de öldü, Kimisi Romanya'da, Kimisi Macaristan'da, Siz onları Türk ismiyle tanınıyordunuz, Hiçbirisi de Türk değildi, Dördüncü maddeyi okuyayım içsin, Sonuçta düşman ülkeye girince kaçan alçaktır, Kaçmayıp da düşmana yaslanan yavşaktır, Safını belli etmeyen korkaktır, Savaşa katılan askerdir, Onun için onun önüne düşen komutandır, Bu savaşa koca bir ülkeyi ikna eden, Türk'ün namusunu çiğne etmeyen ve bu davaya ömrünü veren Atatürk'tür,
Türk'ü geçemeyen modern haçlı karşısında, İslam'ın da doğal koruyucusu olmuştur, Bu minvalde her 10 Kasım saat 09.05'te, Ebedi başbuğu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anmak mı? Bunlardan hangisi saçmalık? Şimdiden teşekkür ederim. Mustafa Kemal Atatürk yoktu, Henüz daha piyasada, Kazım Karabekir, Ermenilerle savaşıyordu, Erzurum'da, Mustafa Kemal henüz daha yoktu, Fransa'da, Antep'te Fransızlarla savaşılıyordu, Mustafa Kemal yoktu, İtalyanlarla savaşılıyordu, Mustafa Kemal henüz daha yoktu, Benim anne dedem, Dağda efelik yapıp,
Yunan'la savaşıyordu, Mustafa Kemal daha henüz yoktu, Yoktu daha, Mustafa Kemal'in adı bile yoktu, Çünkü Mustafa Kemal gittiği bütün savaşlarda, Mağlup olmuş, Bozguna uğramış, O zaman için, Mustafa Kemal iyi bir, Askeri komutan hükmünde, Görülmüyordu o, Acaba bunun arkasında, Başka bir oyun olmasın ya, Sorunun değil, Sonra bu millet, Kendi kafasından böyle, Şeyi ne o, Düşmanı Anadolu'dan dışarı çıkarırsa, Şeriat değişmez, Kur'an değişmez, Harfler değişmez, Hukuk değişmez, Kitaplar değişmez, Diye düşünüp, Önlerinde Şemsiye Efendi okulunda,
Mezun bir kimseyi koymak, Daha akıllıca değil mi İngilizler için, Ben İngiliz, Kraliyet ailesinden olsam, Bakarım öyle bir, Oğlum bir sürü millet savaşıyor, Bunlar böyle savaştıklarında, Herkesi de dışarı atıyorlar, Eee bunlar savaşınca, Bunlar kendi kafalarından, Gene ülkeyi kurtarıp, Şeyde ne o, Padişah da İstanbul'da duruyor, Halife de orada duruyor, İslam Birliği yine toparlanır, Bunlar düşmanı püskürtünce, Aynı Osmanlı devam edebilir diye, Düşünmez miyim ben, Düşünürüm, Ondan sonra da birini gönderirim oraya,
Ona bütün vazifeleri de veririm, Bütün selayeti de veririm, Ona istediğim işi yaptırırım, Evet, Ülkede çok saçmalıklar var, Bu saçmalıkları 60 yıldır, Aklım eriyor 15 yıldır, İzliyorum, Seyrediyorum, Dinliyorum, Üzülüyorum, Ben bir 10 Kasım Hanım'ı anlatayım mı size, Ortaokulda gidiyoruz, Ortaokulda kapalı sinema salonu var, Sağır'ın sineması diye, Şimdi Bayındırlılar çok iyi bilecekler, Ortaokulda, Ben liseyi çünkü, Endüstri Meslek Lisesi'nde okudum, Ortaokulda 10 Kasım günü, Bütün herkes sıraya giriyor, Sağır'ın sinemasına gidiliyor,
Sahnede, Atatürk'ün bir tane, Başı, Bir sarı, Böyle, Büstü, Yanında iki tane, Meşale yanıyor, Sağında, Solunda, Bir kız, Bir erkek, Nöbetçi, Ondan sonra, Esas duruşta duruyor onlar, Meşaleler yanıyor, Meşaleler yanarken, Devamlı ona, Şey, Ne o? Yakıt, Benzin, Mazot, İspirto, Neyse, O ilave ediliyor, İçeride büyük bir, Matem sessizliği var, Ve, Sağır'ın sinemasında, Bir ses, O, İnce, Atatürk'ün sesi, Ey Türk milleti, Birinci vazifen, Türk istiklalini ve cumhuriyetini, İlelebet korumak, Muhafaza etmektir, Onu söylüyor, O zaman şunu söylemiyor, Oradaki seste şu yok, Bizim bu, Onuncu yıl, Şeyimiz, Ne o?
Devlet, CHP programımız, Gökten indiği zannedilen, Kitaplarla karıştırılmasın, O zaman şu söylenmiyor, O Arap, Köylünün, Bedevinin, Sözleriyle karıştırılmasın, Bunlar söylenmiyor, O zaman için, Bunlar söylense, Ne olurdu acaba? He? Evet, Biz böyle oturuyorduk, Biz de öyle dinliyorduk orada, Ondan sonra, Şiirler okunuyordu, Bizim o kadar çok, Gelişmiş bir yer değil, Bayındır, Atatürk'ün sevdiği, Türküler, Şarkılar okunmuyordu, Esas duruşta duruluyordu, Sonra, Şiirler okunuyordu, Ama ben, O hani, Araplar, Mekke, Sizin olsun,
Bize, Anıtkabirimiz yeter, O şiirleri, Oradan o zamandan biliyorum, Biz o şiirleri dinliyorduk, Yani, O Atatürk'ün, İlahlaştırıldığı, Atatürk'ün, Kutsallaştırıldığı, Şiirleri dinliyorduk, Böyle bir, 10 Kasım, Estantanelerimiz oluyordu, Orta 1, Orta 2, Orta 3, Sonra, Liseye gidince, Şeyde, Endüstü Meslek Lisesi'nde, Sanayi gibi yer, Kimse kimseyi takmıyor, 10 Kasım'ı da takan yok, Yani, Öyle bayram bayram takan yoktu, Sanayi gibi herkes, Böyle, İyi ki oraya gitmişiz, Yani, O sanayi gibi yerde böyle, Bu bir, Böyle, Herkes kafasına göreydi,
Saçmalıkların, Büyük bir çoğunluğu yoktu, Allah, Allah yi versin inşallah, Bu sorular, Devam ettiği müddetçe, Böyle, Biz burada, Baya gireceğiz, Eskilere, Yenilere, Allah, Yer versin inşallah, Bakın, Nereden geldiğimizi öğrenmez isek, Kendimize istikamet çizemeyiz, Nereden geldiğimizi, Hangi mecralardan geçtiğimizi, Görmemiz lazım, Ha, Diyeceksiniz ki, Ya, Kötü mü olmuş, Bir devlet kurulmuş, İyi, Kötü olmamış, Bir devlet kurulmuş, Eyvallah, E yıkmasaydınız be, Osmanlıyı, Kötü mü olurdu, İnsanın diniyle,
İmanıyla oynamasaydınız, Kötü mü olurdu, İnsanlar bir dine sahiplerdi, Kötü mü olurdu, Önce şunu koyalım ortaya, Müslüman mıyız, Değil miyiz, Müslümanız değil mi, Elhamdülillah, Bir Müslümanın, Herhangi bir putun önünde, Saygı duruşunda, Ne işi var, Müslümanlar, Peygamberi ilahlaştırmazken, Ve bütün peygamberler, Allah'ın kuluyken, Ya ben orta kula gidiyorum, Neden Atatürk'ü ilah olarak tanıyayım ki ben, Ben orta kula gidiyorum,
Anıt kabirle, Kabe'yi, Karşılaştırıp, Neden anıt kabiri, Kabe'den ben üstün göreyim, Neden bana bunu yaptınız ya, Neden ben anıt kabiri, Kabe'den daha üstün ve daha faziletli, Gören bir zihniyetin tahakkümü altında büyüyeyim, Ben neden Atatürk'ü, Hz. Muhammed'i Mustafa'dan üstün göreyim, Öyle bir zihniyetten onun bunun eğitimini alayım, Ben aldım bu eğitimi, Ben 61 yaşındayım, Kendimi büyütüyorum, 62 yapıyorum, Bugün baktım, Google'da 61'mişim ya, Gençleştim bugün, Neden ben bu eğitim alayım, Neden ben dini kötüleyen bir eğitim alayım,
Neden ben İslam'ı kötüleyen bir eğitim alayım, Neden ben Şeriat-ı Ahmet Muhammediye'yi kötüleyen bir eğitim alayım, Neden ben içki içmenin normal doğal olduğunu, İçmemenin yanlış olduğunu, Zina etmenin normal doğal olduğunu, Zina etmemenin normal olmadığını, Doğal olmadığını dair bir eğitim alayım, Neden, Neden benim şehrimde iki tane lise yokken, İki tane genel evi vardı, Neden, Benim yaşadığım şehirde bir tane ortaokul varken, İki tane genel evi vardı, Neden, Benim yaşadığım, Büyüdüğüm şehirde, Kasabada, Benim büyüdüğüm kasabada,
Okul dershanesinden fazla meyhane vardı, Ortaokul A, B sınıfı var, Birinci sınıf, İkinci sınıf, A, B var, C'si yok, Ortaokul içe gidiyor, A, B var, C'si yok, İkişer tane var, Aynısından, Ben liseyi bitirdiğimde, Sadece Hacı İbrahim mahallesinde, Askere gitmemiştim, Sadece Hacı İbrahim mahallesinde, On dört tane ev kumarhanesi, Bir gecede gezdim, Davet ettiler, Bleder akşama gecemiz var, Buyur gel, Eyvallah bleder, Uğrarız, Bleder bu akşam gecemiz var, Buyur gel, Eyvallah bleder, Uğrarız, O evden o eve, O evden o eve,
Sabah beşe kadar, On dört tane ev kumarhanesi gezdim, Ben on dört tane ev kumarhanesi gezdirinceye kadar, İki tane de gelen evinde, Her evde yirmi beş tane kadın varken, Ve hepsinin de önünde kuyruk varken, Neden ya, Neden, Neden insanlara, Bir Kur'an-ı Kerim kursu açmak, Çok geldi, Neden, Bunların hepsi de mevcutken, Bayındır gibi bir kazada, Ben evimi, Kiralık evimi, Risale-i Nur'un, Yeni Asya grubuna, Kiraya verdim diye, Neden karakola çekildim, Bunların hepsi de, Bayındır'da mevcut dururken, En az geceleri evlerde,
Otuz beş, kırk tane kumar oynanırken, Ve kumar oynanan evlerde, Esrarından tut, Her türlü içkisine, Bedava var iken, Ben evimde, Hadis-i Şerif okuyorum diye, Karakolda, Neden ifade verdim, Evet, Ve Buhari'nin, Davutoğlu'nun çevirisi Buhari, El konulup, Diyanete ile Diyanete, Savcılık, Yazı yazdı, Bu dini kitap mı değil mi diye, Mühtü dini kitaptır diye, On beş gün cevap vermedi, En sonunu mühtüye dedim, Hocam dedim ya, Sen de mi dedim, İman, İman dedim, İmanına bak, Öyle bir de görüşüyoruz, Devamla, Görüşüyoruz, Orman işletmesinde,
Çalışıyorum o zaman, Bayındır'ın, Tanınmış ailesinin, Çocuğuyum, Hem anne tarafım, Hem baba tarafım, Anne tarafım, Üç yüz elli, Dört yüz yıllık, Bayındır'lı, Babam, Gümülcün'e göçmeni, Dede Ağaç'tan gelme, Gelmişler, Dedem gelmiş, Devlet bir daha göndermiş, Lazımsın orada demiş, Bir sürü, Sebahat'a, Dönme var orada demiş, Bir sürü demiş, Yolsuz, Çulsuz, Donsuz var, Sen demiş, Orada dur, Vatana, Millete faydalı ol, Demiş, Orada durmuş dedem, Arkasında zindanlarda çekti, Sıkıntıda, Zindallardaki işkencenin, Çubanları vardı,
Her kış oldu mu, Çubanlarının böyle azardı, Tedavit ettirdi dedem, Arkasındaki çubanlarını, Yunanistan'daki zindanlarda olmuş, Ben öyleyken, Mahallenin yarısı, Dedeme borçluyken, Evet, Yeni Mahalle ve, Hacıbran Mahallesi'nin, Yarısı dedeme borçluyken, Günde iki bin ekmek, Satıyor, Veresiye, Beni götüren polis, Dedeme borcu var, Beni götüren bekçinin, Dedeme borcu var, Dedem diyor, Var namussuz, Teres, O mu götürdü seni, Bekçi Necati götürdü, Ha o götürdü diyorum ben, Ben onun hesabını sorarım, Diyor dedem, Ben Buhari okuyorum diye,
Buhari okuyorum diye, Ben ifade verdim, Davulun tokma, Uzaktan hoş gelir, Sen bir çıklı, Bir la ilahe illallah, Dede gör, Bir insanını boza pişirsinler de gör, Şeyhli, Dervişli, Alimli, Gör, Sen bir minvale dokun, Sen bir yerlere dokun da gör, Bir gör sen, Sen, Yeşil sermayesin deyip, Maliye sana bir çatlaşsın, Cezayı da bir gör, Sen yeşil sermayenin adamısın desinler, Olmayan faturadan da, Cezayı kütlesinler de, Seni bir gör, Olmayan faturadan, Bir de mahkeme, Utanmıyor da yazıyor, Bu şu,
O tarihler arasında, İncelenmiş bir fatura yok, Ama, Biz bu cezayı, Bu adama giydirdik diyor, Sana bir giydirsinler, Sonra boy boy, Fotoğrafların çıksın, Senin basında, Sahte faturacı, Şeyh diye, O zaman göreyim seni, Sonra bir hareketlensin, SSK'sı, MSK'sı, Hepsi de, Yazsınlar, Tomar tomar, Senin hakkında, Ondan sonra, Uydursunlar, Millete de baskı yapsınlar, Böyle ifade vereceğiniz diye, Onlar da öyle ifade versinler, Korsunlar, Ürksünler, Sen, Ben seni o zaman göreyim, O zaman göreyim ben seni, Bir tevhid neymiş,
O zaman gör, Hakikate ulaşmak, Neymiş, O zaman gör, Evet, Hiç kimseye kızmıyorum, O ifade verenlere de kızmıyorum, Seni bir tutsunlar, Üç gün, Dört gün içeride, Yemek yemeye de kork, Bir şey mi yaparlar diye, Şeyh'in fısıldasın, Aman oğlum, Yeme hiçbir şey diye, O zaman göreyim ben seni, Sonra da onlar korkuyorlar, Kime güveniyorsan, O yemek getirsin sana, Ye, Elimizde kalacağım burada diye, Ondan sonra, Sait'e telefon açtım, Sait sen mi gel dedin, Telefon mu açtı,
Sen gel dedi, Hiç unutmuyorum, Sait'e dedim ki, Yakın dedim, Bir buçuk, İki kilometre, Yakın daireden daha yemek getirme bana dedim, Seni takip ederler, Öyle dedim, Değil mi, Seni dedim, Takip ederler, Ne yemeğe getireceğin belli olmaz dedim, Git bildiğin, İnandın dedim, Uzak yerden bana dedim, Yemek getir, Kapalı bir şeyi, Direkt sen getir dedim, İçine de bir şey katabilirler dedim, Siz bu tramvayı yaşayın da, O zaman göreyim ben sizi, Siz bir tramvada anlatayım, Bitsin bu gece be, Sizi anadan üryan, Soysunlar, Ayak izlerini alacağız diye,
Fotoğrafınızı çeksinler sizin, Siz ellerinizle, Edeb yerlerimi örteceğim diye uğraşın, Gelsin şerefsiz, Zalim birisi, Senin ellerine vursun böyle, Sonra senin ayak izlerini çekeceğiz diye, Islampaya basıp, A4'ün üzerine çıkarsınlar, Bir de alay etsinler seninle orada, Ben o zaman göreyim seni, Evet, Sen şeyhlik yapıyorsun deyip, O zaman göreyim, O zaman göreyim ben sizin şeyh sevginizi, Ve sizi şeyh diye ilan eden şeyhiniz olsun, O dergahın şeyhidir desin, O dergahın şeyhidir dedikten sonra, Kendisi Nevşehir'deyken,
O dergahın şeyhidir desin, Orada emniyette öyle ifade versin, Ve siz sonra bunları yaşayın, Şeyhi satmamayı, Şeyhi satmamayı, Şeyhe biatı, Şeyhe teslimi, O zaman göreyim ben sizden, Bu edebiyat değil, 3 gün, 5 gün, Sorgudan çıktıktan sonra, Nereye gideceğinizi, Uykusuzluktan, Açlıktan, Şekerden, Psikolojik sendromdan, Bilemeyin de, Allah'a yalvarın beni en yakın, Kim varsa beni oraya gönder, Ya Rabbi diye, En yakın kim varsa, Ya Rabbi güvenebileceğim, İnanabileceğim, Kim var,
Beni oraya gönder, Benim gidecek takatım, Mehalim, Aklım yok deyin, Ondan sonra, Gittiğiniz yerde, Yarım saat sonra, Kendinize gelin, O zaman göreyim sizi, Hamdolsun, İngiliz, Kraliyet ailesine, Müntesip bir dergâhtan, Gelmiyorum, Hamdolsun, Benim şeyhim, Benim şeyhimin şeyhi, Şeyhimin şeyhi, Kraliyet ailesinin, Bozması, Yosması değil, Hamdolsun, Bugüne kadar, Ne baskıdan boyun eğdim, Ne paradan, Ne puldan, Ne kadından, Ne makamdan, Ne mevkiden, Hamdolsun, Burada beni sabit tutan, Allah'a hamd ediyorum, Eğilmedim,
Bükülmedim, Hatalarım olmuştur, Yanlışlıklarım olmuştur, İhanetim olmamıştır, Vefasızlığım olmamıştır, Hainliğim olmamıştır, İsim sorsalar, İsim alamazlar, Yol sorsalar, Yol alamazlar, Satanı sattı diye, Görmedim, Bu kadarmış, Nasibi dedim, Ben o değildir dedim, Ben satanları, Hep devletten öğreniyorum, Ben kimsenin, Hatasını, Kusurunu araştırmam, Ben bunu yıllardır söylüyorum, 28 Şubattan itibaren, Beni satanları, Ben devletten öğreniyorum, Nasıl öğreniyorum, Beni içeri alıyorlar ya, İçeri aldıklarında, Kelime kelime,
Harf harf, Kime ne demişim, Onlar çıkıyor, Ben diyorum ki, Yok öyledir, Yok ya diyor, O diyor, O Mustafa değil, Ne? Filanca Mustafa diyor, O lan diyorum, Sen de mi ya? O değil, Filanca diyor, O lan sen de mi diyorum ya? Kiminin ifadelerini, Okutuyorlar bana, Şeyli, Ne o? İmzalı, Sonra bir vesileyle, Onun imzasını da görüyorum, Oradaki imzayı da biliyorum ya, Evet diyorum ya, Bu da satmış, Dayanamayabilir insanlar, Buna hak veriyorum, İnsanın önüne, Çok şey getiriyorlar çünkü, Eşinin fotoğraflarını getiriyorlar, Çocukların fotoğraflarını getiriyorlar,
İşini getiriyorlar, Vergi dokümanlarını getiriyorlar, Getiriyorlar önüne, Senin çek dokümanlarını dahi getirebilirler, Senetlerini, Sepetlerini getirebilirler, Getiriyorlar, Benim önüme koydular bunların hepsinde, Evet, Adama borç senedi vermişim, Orada görüyorum, Diyorum borç senedi, Ne var bunda? Adama borcum var, Ödeyeceğim diyorum ben, Ha ödeyeceksin hadi, Ödeyeceğim diyorum, Ödediğim zaman görürsün sen diyorum, Borç senedinin orada ne işi var değil mi? İnsanlar baskıyla, Veya korkuyla, Veyahut da sevmiyorlar ya Mustafa Ezba, Bir şekilde konuşuyorlar, E tabi onlar şimdi bu sohbete dayanabilirler mi? Dayanamamızlar, Benim yüzüme bakabilirler mi? Bakamazlar, E tabi hala da bana şeyler, Ne o? Muhalefet ediyorlar, Ama, Eğilmedik, Bükülmedik, Yamulmadık, Satılmadık, Ne kendimizi, Ne de arkadaşlarımızı, Bir yerlere peşkeş çekmedik, Hiçbir partinin, Hiçbir izmin, Hiçbir şeyin, Soytarısı, Yalakası, Yalaması olmadık, Hamdolsun, Dimdik buradayız, Hiç kimseye verilecek, Bir diyetimiz yok,
Hiç kimseye, Hiç kimseye, Hiçbir diyet borcumuz yok, Anlımızın terinle buradayız, Yüreğimizdeki imanla buradayız, Kendi gücümüzle, Kendi kuvvetimizle, Allah'ın bize bahşettikleriyle buradayız, Kimsenin hiçbir, Hiçbir hem, Desteğiyle değil, Cebimizde varsa, Yeriz, Yediriz, Cebimizde yoksa, Otururuz burada, Allah'ı zikrederiz, Gücümüz yetiyorsa, Koşarız, Gideriz, Gücümüz yetmiyorsa, Otururuz, Eftali ziker fâlevenlâhu, La ilâhe, İllâh, El-Fâtiha mâ sallâvâtan, Amin,
Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.