Ya Handan, Ya Mennan, Esselükeleman Enbiyyayı vel mürselin, velhamdülillahi rabbil alemin, önzubillahimineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Tevbe Suresi Ayet 36 Şüphesiz Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre
ayların sayısı 12'dir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allah'ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Tövbe Ayet 36 Bugün Müslümanların büyük bir çoğunluğunun kabul ettiği Regaib Kandili Regaib Kandili Recep Ayı'nın ilk cuma gecesine denk gelen bir gecedir.
Son dönemde zuhur eden, sapık, sapık tekrar altını çizeceğim. Bazı Müslümanlar, ben yine onlara Müslüman diyorum çünkü, böyle kandil gecelerini, hadisleri bilhassa inkar eden, hadisleri inkar eden, sapık, bir kısım Müslümanlar kabul etmeseler dahi, Müslümanların oldum olası büyük bir çoğunluğu Recep'in ilk cuma gecesini Regaib Kandili olarak kutlaya gelmişler.
Tabi bu sapık düşünceli, sonradan CIA'nin, Mossad'ın, İngiliz kraliyet ailesinin beslemeleri olan, bu sapkın düşünceli, bu Müslüman görünümündeki kimseler, hadisi şerifleri komple inkar ettiklerinden, reddettiklerinden dolayı Recep ayındaki Regaib Kandili ile alakalı hadisleri de inkar ediyorlar.
Böyle olunca da böyle bir mübarek gece yok deyip komple inkar ediyorlar. Tabi kendi inkarları kendi inkarlarının içinde boğulup gidecekler ama ilmi yetersiz olan, bu konuda okumayan, araştırmayan, biraz da heva ve hevesini ilah edinmiş, nefsine uymuş olan Müslümanlar için bunların sapık düşünceleri o Müslümanlar için bir done teşkil ediyor.
Bak böyle bir geceler yokmuş, bunlar bidatmış, bunlar sonradan çıkmış deyip Müslümanların ne yazık ki inançlarını, ne yazık ki ibadetlerini, ne yazık ki İslam'ın kendi içerisinde olmazsa olmaz olan gün ve gecelerini reddedip Müslümanların kafalarını karıştırıyorlar. ve acı bir şey ki bunları haykırıp bunların yanlış olduğunu, bu kimselerin sapkın olduğunu, sapık olduğunu anlatacak, gür seda çıkaracak, ne yazık ki ülkemizde hiç kimse yok.
Ve acı bir şey, bu iş yine bizim gibi, sizin gibi garip Müslümanlara kalıyor. Neden korkuyorlarsa, niçin korkuyorlarsa, o korktuklarının içinde boğulup gidecekler tabii. Ama, sünnet-i seniyede bu var, hadisi şeriflerde bu var, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisi şerifleri inkar edilemez. Hadisi şerifleri toptan inkar etmek, küfürdür deyip, haykıracak doğru sesliler, doğru insanlar, ne yazık ki çok azaldı.
Ve gün geçtikçe, ahir zaman elameti olarak, hak ve hakikati konuşanlar, ne yazık ki susturulmaya çalışılıyor. Hak ve hakikati konuşanlar, ne yazık ki bastırılmaya çalışılıyor. Hak ve hakikati konuşanlar, ne yazık ki tabiri caizse taşlanıyor. Ama bu bir ahir zaman elameti. Ahir zamanlar, ahir zamanda doğru söyleyenler taşlanılacak, doğru söyleyenler hor ve hakir görülecek, doğru söyleyenler tabiri caizse, dokuz köyden kovulacak ve yalan hakim olacak.
Ahir zaman elameti. Adaletsizlik hakim olacak. Eşitsizlik hakim olacak. Ve insanların içerisinde, adalet mekanizması denilen mekanizma, kalmayacak. Ve insanların güvenebileceği, inanabileceği, hiçbir kimse neredeyse, kalmayacak. Öyle bir zaman gelecek ki, bir şehirde, emin insan olarak, parmakla gösterilecek. Denilecek ki, emin insan, filanca şehirde şu kimsedir. Ondan başka, emin kimse kalmayacaktır. Denilecek zamanları yaşıyoruz. Ne yazık ki, ve ne yazık ki, alimler, fesada uğramış, alimler, ilmiyle amel etmiyorlar. Alimler, ilmiyle amel etmeyince, fesada uğrayınca, amirler de, fesada uğramışlar.
Amirler de, ne yazık ki, hak ve hakikati, söyleyip, haykırmıyorlar. Amirler, fesada uğrayınca, halk da, fesada uğruyor. Halk da, ne doğru, ne yanlış, neresi sapık, neresi sapık değil, bilemez hale geliyor. Ve, millet, kör dövüşü yapıyor. Bir bakıyorsunuz, ilmiyle amel olmayan insanlar, birbirlerini küfürle, birbirlerini hıyanetle yargılıyorlar.
Bir bakıyorsunuz, ilmiyle amel olmayan insanlar, adaletsizliğin, ve ne yazık ki, adaletsizliğin vermiş olduğu, necaset çukurunda, debelenip duruyorlar. Ve bakıyorsunuz, nice alimmiş gibi görünen, nice insanların, ama siyasetçilerin peşine düşerekten, ama mal ve mekamın peşine düşerekten, ama heva ve hevesinin peşine düşerekten, bakıyorsunuz ki, sapkınlığa uğramış, ne yazık ki yolunu sapatmış.
Benim, İslam'la tanıştığım, ilk zamanlardaki, gözümde büyüttüğüm, gözümde büyüttüğüm, işte bu tam böyle, zamanımızın alimi dediğim, kimselerin, belli bir zamandan sonra, ne yazık ki, iç yüzlerini gösterdiği, ve ne yazık ki, sapkınlıklara uğradığı, ve ne yazık ki, adalet terazisini kaybettikleri, ne yazık ki, ne yazık ki, adalet terazisini kaybettikten sonra, hak ve hukuktan da ayrıldıklarını gördüm, ve onları gördükçe, teker teker, yıkıldıklarını gördükçe, battıklarını gördükçe, evet, alimlerin sapması, normal vatandaşın sapmasına benzemiyor.
Normal bir vatandaş gidip içki içiyor, gidiyor kumar oynuyor, gidiyor, hovardalık yapıyor, gidiyor yanlış bir amel işliyor. Gerçekten, bu, hak ve hakikatten sapmaktan, daha hafif geliyor. Çünkü bir alimin, hak ve hakikatten sapması, diğerinin içkisinin yanında, gerçekten çok ağır oluyor. Çünkü onlar, etrafındaki, veya arkasındaki, insanları da saptırıyorlar, sorumlulukları daha da büyüyor, ve ne yazık ki, göz göre göre, gözümün önünde, cehennemin tad diplerinde görünüyorlar. İşin acı tarafı da bu. Öbür insanı kötülerken, bu tip sahte alimler, bu tip sahte üstadlar, şeyhler, bu tip sahte, cemaat, tarikat, müntesipleri, evet, insanların içkisini, kumarını, kendi nefsinde yapmış olduğu, haramları ayyuka çıkarırlarken, kendilerinin, akait noktasında, sapkınlıklarını görmüyorlar.
Ve arkasında, ve etrafında yürüyen, insanların da, o sapkınlıklarına sebep olduğunun da, farkında değiller. Böyle bir ön sözle, giriş yapmak istemezdim hiç ama, yine tecelliyat böyle oldu. Çünkü, gerçekten, Ümmet-i Muhammed'in durumuna bakınca, Ümmet-i Muhammed'in haline bakınca, ülkemdeki Müslümanların haline bakınca, aynı ahir zaman fitnesinin, bütün Müslümanları zapt ettiğini, sardığını, ve Müslümanların doğruyu, yanlışı ayırt etmekte, güçlük çektiğini, ve Müslümanlar yanlışı doğru bildiklerini, doğruyu yanlış bildiklerini görüyorum.
ve bununla alakalı, hadis var dediğinde, cahil bir kimse, o sapkınlık, zokasını yutmuş, sapkınlık şurubunu içmiş olan, o Müslüman, kendince, hadis-i şerif var deyince, böyle, tabiri caizse, büyüklenerekten, karşında hadis-i şerif var diyeni küçümseyerekten, hani, hadisler ne kadar uyulur, filan noktasından tutuyor. Ve sorduğunda ona, hani hangi hadis kitabını okudun, veya nereden bu hükmü çıkardın da, dediğinde, bambaşka bir kimlik çıkıyor. Bu kimliğin arkasında, İngilizler var. Bu kimliğin arkasında, Sihaye var. Bu kimliğin arkasında, Mossad var. Bunu çok çok çok … yıllar önce, sohbetlerde söylediğimde, bana gülüyorlardı.
Diyorlardı ki, bunları sen nereden çıkarıyorsun? Nereden buluyorsun? Ama zaman içerisinde, görüldü ki, Mossad bile İsrail'e, İslam Enstitüsü kurmuş, İlahiyat Fakültesi kurmuş. Mossad, Tel Aviv'de, İlahiyat Fakültesi kurmuş. Ve buradan mezun ettiği, Yahudileri, İslam dünyasının içine gönderiyor. Bunu yıllardan beri, ben dile getirdiğimde, bana deli saçması, muamelesi görüyorlardı. Bakın, geçenlerde, basına yansıyan, bir Mossad ajanları oldu, değil mi? Her birisi sakallı, hatta birisi Hatay'da, sohbet ediyormuş. Her birisi örtülü, öyle değil mi? Aldanmayın. Bu, tabiri caizse, suyun üstündeki, çer çöp.
Bunu böyle, bizim önümüze, servis ettiler, derindekini saklamak için, derinlerdekini saklamak için, bunu bizim önümüze, servis ettiler. Asıl derinlerde, bu Mossad ajanları, bu Mossad ajanları, hükümetin içinde, bu Mossad ajanları, ilahiyatın içinde, bu Mossad ajanları, dinayetin içerisinde, bu Mossad ajanları, iç işlerinin içerisinde, bu Mossad ajanları, devletin damarlarında, asıl çıkartması gereken bunlar, bu Mossad ajanlarının, emrinde olan, bunu da söylüyorum şimdi, hep yıllardır diyorum ya, yani, tarikatlar var,
İngilizlerin kurduğu, tarikatlar var, Sihayenin yönlendirdiği, tarikatlar var, İngiliz, kraliyet ailesine, direk bağlı, endirek değil, direk bağlı, cemaatler var, Mossad'ın güdümünde, cemaatler var, Sihayenin güdümünde, tarikatlar var, Mossad'ın, Sihayenin güdümünde, asıl, girilmesi gereken, yerler buraları, asıl, üzerinde durulması, gereken yerler, buraları, ama bunları, cesaretle, söyleyebilecek, bir deli yok, onların tabiriyle, evet, o deli benim, asıl bakacakları, yerlere bakmıyorlar, ya da, şeytan gözlerini, perdeliyor bunların,
görmüyorlar, evet, işte, bu Mossad, Sihay'e, İngiltere'ye bağlı, bu, dini topluluklar, sizin önünüze, ayet inkarcısı, sizin önünüze, hadis inkarcısı, sizin önünüze, mezhep inkarcısı, sizin önünüze, süre gelen, dini kaideleri, bozan birer, kimlik olarak çıkıyorlar, önünüze, ve siz, onları makul görüyorsunuz, siz derken, sizleri kastetmiyorum, ama biraz böyle, dini meselelere, duyarlı olmayanlar, makul addediyorlar, bakın, Ramazan geliyor ya şimdi, yine bir tartışma çıkacak, kadınlar ay halinde, oruç tutar mı, tutmaz mı,
tutar, yine tartışma çıkacak, ay halinde, namaz kılınır mı, kılınır mı, kılınmaz mı, oruç tutulur mu, tutulmaz mı, sakız orucu bozar mı, bozmaz mı, ve bütün, koca koca profesörler, televizyonlara çıkıp, bunları tartışacaklar, sizin önünüzde, sizin önünüzde, bunları tartışacaklar, hiç kimse, şunu tartışmayacak, sizin önünüzde, dinin olmazsa olmaz, imani kaideleri, hayatın olmazsa olmaz, kaideleri, bunu tartışmayacaklar, dinin olmazsa olmazı, neler, bunu tartışmayacaklar, sizin önünüzde, sizin önünüzde tartışacaklar,
örtü, nereye kadar örtülmesi lazım, nereye kadar, örtülmemesi lazım, alnınız açık mı kalacak, kapalı mı kalacak, örtünüz, çenenizin üstünde mi olacak, altında mı olacak, yok namazı, kırarken erkekler, kulaklarına, memelerinin, arkasını mı değdirecekler, önünü mü değdirecekler, kadınlar, tekbir getirirken, göğüslerin hizasında mı getirecek, altında mı getirecek, bir tane mezure tutacaklar, kadınlar, nerede tutacaklar ellerini, onu tartışacaklar, önünüzde, şunu tartışmayacaklar, bakın, şunları bu ülkede tartışmayacak, hiç kimse, bu ülkede kadınların, yüzde kaçı fuhuştan geçiniyor, bu ülkenin yüzde kaçı, çocuğunu tam bir şekilde besleyemiyor, bu ülkede faizler kaça gelmiş, ticaret ne hale gelmiş, bu ülkede ahlak nerede, ne tarafa gidiyor, tartışmayacaklar, tabii oturacaklar, diyecekler ki, kadınlar açık dolaşıyor, etekleri bir karış, bunu tartışacaklar, kadının eteğini mezureyle örüşmüş gibi, olmazsa olmazları tartışmayacaklar yine, Ramazan geliyor, Kadir Gecesi'nde buradayız, Kadir Gecesi'ne kadar, göreceksiniz bakın, televizyonlarda neler tartışacaklar,
evet, olması gerekeni, söylenmesi gerekeni, söyleyemeyecekler, söylerlerse televizyona çıkamazlar, söylerlerse gazete köşelerinde yazamazlar, söylerlerse CIA'nin beslediği, Mossad'ın beslediği, kitap basım evlerinde, kitapları basılmaz ve satılmaz, söylerlerse eğer, mamaları kesilir, söylerlerse eğer, değişik, koftiden meselelerle yargılanabilirler, evet, o yüzden söyleyemezler, regaib kandili, inananlar için, müminler için, Recep'in birinci cuma gecesi, inanmayanlar için değil,
inananlar için, salt, Kur'an ve sünneti din olarak kabul edip, ayet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri kendisine ölçü kabul edenler için, üç ayların başlangıcı ve seçilmiş, mübarek kılınmış bir gece, regaib gecesinin, regaib kandili. Üç ayların başlangıcı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hadis-i şeriflerinde, bu haride hadis-i şerif, Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayı olarak belirlemiş.
Tabii, işte okunan Kur'an-ı Kerim'de de, Cenab-ı Hak Tövbe Suresi ayet 36'da, ayların sayısı 12'dir, bunların dört tanesi haram aydır, diye buyurmuş. Haram ayda ne? Recep ayı. O yüzden, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Recep ayını kendince, çok mübarek kabul etmiş, ve Recep ayı girdiğinde, dua etmiş. Demiş ki duasında, Allah'ım, bize Recep ve Şaban'ı mübarek kıl, ve bizi Ramazan'a ulaştır. Amin. Böyle buyurarak da, kendisi, üç ayların, ve regaib kandilinin, aynı zamanda da, Recep ayının, ehemmiyetini, bildirmiş. Ve, Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de, Recep ayında, muhakkak ki, oruçla süslemiş.
Ve, Recep ayını, genel olarak, oruçlu geçirmeye, gayret etmiş. ve, Ümmet-i Muhammed, bu nafile oruçlardan, gün geçtikçe uzaklaşmaya, nafile oruçları, gün geçtikçe, terk etmeye başlamış. benim yola girdiğim zamanlarda, 86'larda, 87'lerde, üç aylar gelirken, herkesle ayrı bir heyecan olur. Üç aylara bir hazırlık oluşturulur. Herkes, üç aylar geliyor diye, bir heyecan kaplar. İnsanlar, üç ayları karşılama, oruçları tutarlar. Üç aylara yakın, kendilerine çeki düzen verirler. Üç aylar geliyor deyip, birbirlerini müjdelerler. Muştulurlar, muştulurlar, muştu olarak, söylerlerdi. Ve, üç ayları genelde, hatta böyle, üç ayları komple oruçlu geçirenler vardı.
Recep'i, Şaban'ı, komple oruç tutup, Ramazan'ı zaten oruçlu geçiren, insanlar vardı. Ve, Şaban'la Ramazan'ı ayırt etmek için de, ortada bir gün, hani Ramazan'a geçmezden önce, bir gün, iki gün, böyle bırakıp, sonra Ramazan orucuna geçildi. Allah Resulü de, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de, hayatı boyunca, peygamberliği boyunca, oruca çok önem vermiş. Oruca o kadar çok ehemmiyet vermiş ki, zaten oruç, İslam'ın olmazsa olmaz, farzlarından birisi, geçmiş ümmetlere oruç farz kılındığı gibi, size de farz kılınmıştır. Ayet-i Kerimesi mucibince, Adem'den itibaren, bütün peygamberler oruç tutmuşlar. Bütün dini inanışlara, sahip olanlar, bir şekilde oruç tutmuşlar.
Hindulardan, Hindulardan, Tibet'teki, inanışlara varıncaya kadar, eski, Hristiyanlıktan da önce, Musevilikten de önce, olan kavimler dahi, oruç tutmuşlar. baktığınız zaman, Hindu dediğiniz kimse dahi, oruç tutuyor, Hindu dediğimiz kimsenin dahi, haç, vari, ibadetleri var. Tibet rahiplerine baktığınızda, Tibet rahiplerinin dahi, kendince bir oruç sistemleri var, kendilerince bir haç sistemleri var.
Demek ki, bugüne kadar olan bütün, o dini inanışların hepsinde, oruç önemli bir yer tutmuş, haç farizası önemli bir yer tutmuştur. Ve kendilerine ait, önemli bir ibadetler manzumesinin, içine konmuştur. Şimdi şimdi batıdan, yeni bir şey oluşturdular ya, hani böyle, oruçla temizlenme, onlar oruç demiyorlar, ama işte belli periyodik açlıklarla, kendisini temizleme diye, saçma sapan şeyler çıktı.
Ya bizim Müslüman halkımız da, şunu demiyor, bizim tertemiz, ibadetimiz var, orucumuz var, biz hiç olmazsa, pazartesi, perşembe tutarız, bu temizliğimizi yerine getiririz diye, düşünmüyorlar. İşte Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de, hadis-i şerifinde, oruç tutun, sıhhat bulun, diyerekten, hastalıklara şifa olarak, orucu öneriyor. Dikkat edin! Hastalıklara şifa olarak, orucu öneriyor. Eğer maddi manevi bir rahatsızlığınız var ise, oruç tutun, şifa bulun. Oruç tutaraktan, hastalıklardan maddi manevi, kurtulmanız kesindir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, heva hevesinden konuşmadı. O, Allah'ın emirlerini söyledi, ve, onun her söylediği şey, bir ayet mesabesinde oldu.
Yine birçok, hadis-i şerifte, orucun, insan nefsini terbiye etti. nefsi en güzel terbiye eden, ibadetlerden birisi olduğunu söyledi. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu manada, o kimse, oruç tutaraktan, sabrı öğrenir, sabrı öğrenen kimse, dininin yarısını, ikmal etmiş olur. Çünkü, oruç, sabrın yarısıdır, sabır da, dinin yarısıdır. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, insanlarda, bugünkü insanların, bilhassa, büyük bir handikabı olan, sabırsızlığa ilaç olarak, sabırsızlığa ilaç olarak, orucu öneriyor. Oruç, demek ki, oruç tutan kimse, dinin yarısı olan, sabrı öğrenecek.
Sabrı öğrenince de, hemen böyle bir şeye müdahale etme, hemen hevesine uyup parlama, heva hevesine uyup, etrafını kırıp dökmeyi, engelleyecek bir ibadet olarak, bizim önümüze koyuyor. Yine oruç, insanların günahlara karşı bir perde, günaha bir perde olarak, önümüze çıkıyor. Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, oruç bir perdedir, müminin sığınacağı kalelerden bir kaledir der. ve eğer ki, bir kimsenin günah işlemesine perde olacak olan, oruç oluyor. Dilimizi tutmaya, gözümüzü haramlardan uzaklaştırmaya, kulağımızı haram dinlemeyi, elimizle haram işlemeyi, ayağımızla haram işlemeyi, engelleyecek olan en önemli ibadeti, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, oruç olarak önümüze koyuyor.
Bir genç geldi ya, şehvani olarak kendisini engelleyemeyeceğini, ama aynı zamanda da evlenemeyeceğini söyleyince, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ona orucu tavsiye etmişti. İşte gerçekten bir kimse hakikat noktasında, orucunu tutarsa, hakikat noktasında, orucunu tutarsa, o zaman o kimse, günahlara karşı kendisinde, bir perde görecektir.
Böyle bunu söyleyince, gönlüme geleni de söyleyeyim. Hacı Nuri, kaç yılında hacca gittiydik? 2006. Biz 2006 yılında, karayoluyla haç yolculuğumuz oldu. Cenab-ı Hak nasip etti. Oktay, Nuri, Murtaza, onunla sonra bizim Albamya, Mehmet Kuyucu, bir de Albamya'nın bir adamı vardı, değil mi Diyanetten? Biz hep beraber, karayoluyla haç, Cenab-ı Hak nasip etti gittik. Bir şey böyle anlatacağım. Suriye'den içeri gireceğiz, Suriye'de pasaport işlemlerini yaptıracağız. Pasaportta memur var, arkasında böyle bir tane, omuzu kalabalık var. Büyük, yani o, belli. Orada komutan. Önümüzdeki pasaport işlemlerini yaptıracak, memur yapmıyor onun pasaport işlemlerini.
En güzeli oydu. Şimdi o rüşvet veriyor, açıktan. Bakın bir ülkenin batmasına sebep, memuratın, bürokrasinin rüşvetidir. O ülkenin batacağını oradan bilin. Rüşvet veriyor, normal, içeri girecek olan vatandaş. O rüşveti, memur kabul etmiyor, arkasındaki amir, hiç unutmayacağım. Parayı böyle aldı, böyle top gibi yaptı onu, basket atar gibi camdan dışarı attı, dedi ki, çabuk ol, namaza gideceğim. Salat dedi. Bir şey anladınız değil mi? Namaza gideceğim diyor, çabuk, daha fazla para ver. Bakın, namaza gideceğim diyen bir kimse, rüşvet yiyor.
Demek ki namaz onu, rüşvet yemekten alıkoymamış. O namaz onun yüzüne çarpılacak olan namazlardan. Oruç onu rüşvetten alıkoymamış. O oruç aç kaldı. Sufilerde bir tabir vardır, çok çok özür dilerim. Eşek orucu. Eşek orucu ne? Eşeği bağlarsın dama, önüne su koymasın, saman koymasın, arpa koymasın bütün gün. Eşek yememekle oruç tutmuş olur. Hem oruç tutup, hem rüşvet diyorsa, hem oruç tutup, hem adaletsizlik yapıyorsa, hem oruç tutup, hem başkasının hakkına, hukukuna giriyorsa, onun tuttuğu oruç, eşek orucu oluyor.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ise, oruç haramlara perdedir, diye buyuruyor. Demek ki, oruç tutan haram, işleyemiyor, işleyemeyecek. O yüzden, oruç önemli, ve bir kale, müminin sığınacağı bir kale, yine oruç, cehenneme karşı da bir perde. Yine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, oruç ateşe karşı bir perde, müstahkem bir kaledir, diyor. Çünkü, oruç tutanı, fîsebilillah, Allah için, oruç tutarsa bir kimse, hadis-i şerifte diyor ki, birçok rivayet var, cehennemden kırk bin yıl uzaklaşır, diyor.
Bir gün Allah rızası için, oruç tutan insan için söylüyor bunu. Demek ki oruç, cehennemle, Müslümanların önünde bir perde. Ve yine hadis-i şerifte, oruç ateşe karşı sağlam bir perdedir. Yeter ki, yalanla, gıybetle, kişi onu yırtmamış olsun. Yalan nedir? Bir başkasının hakkına, hukukuna giriyorsun. Gıybet nedir? Bir başkasının hakkına, hukukuna giriyorsun. Gıybet, zinadan otuzuş derece, daha ağır bir günah. Tekrar altını çiziyorum. Gıybet, zina, etmekten otuzuş derece, daha fazla bir günahı kebair. Biz gıybet etmeyi, o kadar önemsizleştirdik ki, zina edenlerin bile, gıybetlerini ederken, biz, yani, bir de var ya, mahalle, muhabbeti, bu kadının ne yaptığı belli değil ya.
Hem iftira etti, hem gıybet etti. Otuzuş derece, daha büyük günahı kebairi. Yine oruç, en sevap olan, ibadetlerden birisi, hadis-i şerifte, oruçlunun, uykusu, ibadettir. Bu hadis-i şerifi, okuyorum, oruç tuttum, ben bugün, akşama kadar, yatacağım deyip de, orucu, uykuya tutturmayın. var ya, öleleri, oruçlu ya o gün o, akşama kadar, paso yatıyor. Aslında, onun yatıp uyuması, belki de, ayakta durmasından, daha hayırlı ama, sakın ona, neden yatıyorsun, deme. Bazılarının uyuması, uyanık olmasından, daha evladır. Öyle ya, uyuyunca da, günah işecek değil ya o kimse. Varsın, uyusun o. Öyle mi? örtü üstüne uyusun.
Uyandığında, nerede kaldırdık deyip, kıymete başlıyorsa, varsın, uyusun ya akşama kadar. Veyahut da, uyanır uyanmaz, etrafa böyle salatasını çıkarıyorsa, kıyma makinesinden geçiriyorsa, varsın, uyusun. Hiç sıkıntı değil. Onu uykuya tuttursun orucu, problem değil. Allah muhafaza eylesin. Çünkü, onun uyuması ibadet, ve, susması, tesbihdir. Yani, dilini, tutması, hani, bilhassa, böyle şeker hastalarında daha fazla oluyor. Ben de oğlanı söyleyeyim. Saat iki, grogi başlıyor. Üç, dört, tam grogi. Karşımdaki konuşuyor, duyuyorum, hafızayı almıyorum. Yok, almıyor. Fatih Hocam buralarda mı şimdi? Duyacak, tutma oruç diyecek.
El kaldır Fatih Hocam burada sen. Evet. Duydun. Evet. Öyle diyor. tutma diyor bana. Doğru söylüyor. Çünkü saat dörtten sonra, komple kapalı benim. Fiş iniyor. Şalter aşağıda. Hani var ya, Lazlar on ikiden sonra diyorlar ya, ben oruç tutunca, benimki gündüz on ikiden sonra, şalter kapalı. İşte ama, burada güzel şey, susması tesbihtir. Konuşamıyorum ya. şimdi de böyle ikide birde su içiyor. Yani neden? Şekerim var ya, tatlı şekerim. İftar edince vuruyor ya, öyle olunca, dildamak kuruyor. Dildamak kuruyunca, bol bol da su içmek icap ediyor. Hakkınızı helal edin. Ben içiyorum, siz bakıyorsunuz ama, başka çaresi yok.
Ve oruçlunun duası makbuldür. Oruçlunun duası makbuldür. Ve aynı zamanda da, oruç tutanın günahı affedilir. Oruç tutanın günahı da affedilir. Ve hadis-i şerifine, oruçta riya yoktur. Yani oruç tutanda, gösteriş yoktur. Nafile oruç olunca, böyle iki tarafa da, ben bugün oruçluyum, ben bugün oruçluyum, ortalığa yaygaraya vermeyin. Ona kime diyeceksiniz, ben oruçluyum diye? Gelinler size söylüyorum. Kaynana geldi, başladı muhabbete. Ona diyeceksin ki, sevgili anneciğim, ben oruçluyum. Tabu o dağ, gene makinalı tüfek gibi saydıracak.
Sakın ben oruçluyum deyip de, susacak olan yüzde ondur, olsa olsa. Ama siz yine, büyük bir sabırla, oruç, sabır ya, siz her seferinde, o saydırmaya başlayınca, oruçluyum diyeceksiniz, iyice çıldıracak. Ama sen sakın, ikinci bir kelime konuşma. O suçacak, ben oruçluyum anne. O konuşacak, ben oruçluyum anne. en sonunda senin orucunu da diyecek, giydirecek, gidecek. Bunu yaşadığınız an, bilin ki, orucunuz makbul oldu. Veyahut da, işte, adam oruç tuttu ya, eve geldi, başladı hanım. Lan adam diyecek ki ya, ben nereden geldim eve? O oruçluyum dese de, giydirmeye devam edecek. Veyahut da, kadın ona giydirecek. giydirecek. Genelde bizim dervişlerde, adamlar giydirmesini pek bilmiyorlar.
Biraz da benim etkim var herhalde. İyi birer kılıbıl kovacağınız diyorum. O yüzden, neredeyse Hazreti Ömer gibi, bana müracaat edecekler. Bir yakamızdan düş şu kadınlar, bir dövelim diye. Öyle demiş ya, Hazreti Ömer Efendimiz. Kadınları dövmeye yasaklamış, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, dayanamamış Hazreti Ömer Efendimiz. Müddet sonra demiş ki, Ya Resulallah demiş, bir serbest et, şu kadınları bir dövelim. Ama Allah Resulü serbest etmiş mi? Etmemiş. O yüzden bizde yasak. Biz kadınlara el kaldırmayız. Asla. Bizde yasak. Biz kadınlarımıza küfretmeyiz, hakaret etmeyiz. Biz kadınlarımıza el kaldırmayız. Biz kadınlarımıza yüzümüzü bile asmayız.
Hele bir asın da görün göreceğinizi. Biz kadınlarımıza karşı merhametli, şefkatli, sevgili davranırız. Güzel ahlak budur. Bir erkek evlenir de, eşini dövmeden, sövmeden, hakaret etmeden, eşini güzel bir şekilde geçinir, ölürse, ehli cennettir o. Tabii. Hele bu zamanda. O çok önemli bir şey. Kadınlar için daha kolay. Onlara da diyor ki, bana üç şey sözlerin, size cenneti söz vereyim. Beş vakit farz namazınızı kılacağınıza, farz orucu tutacağınıza, eşlerinize tabi olacağınıza, bana sözlerin, size cenneti söz vereyim. Ne kadar kolay. Namaz tamam, oruç tamam da, işte kadınlar en fazla yıkıldığı yer, adama tabi olmak.
Yani adama bir tabi olsalar, evliye alacaklar. Tabi. Sen uğraş dur, la ilahe illallah çekeceğim diye, onlar bir tabi olsunlar, tamam yum gözünü aç gözünü, Beytullah'talar. Ama Beytullah'a gitseler, orada da adama derler, şunu şöyle yaptın, bunu böyle yaptın. Yaparlar. Onlar da oradan kaybediyorlar. Rabbim hepsini kazandırsın. Oruçta riya yok. Hadisi kudüsüde Allah diyor ki, oruç benim içindir. Onun mükafatını ben vereceğim. oruçlu yiyeceğini ve içeceğini benim için bıraktı. Bir müjde daha, nafile oruç tuttunuz veya farz oruç tuttunuz, bir misafiriniz geldi, o oruçlu değil, ona ikram edin, ona yedirip içerin.
Bakın ona ikram edin, ona yedirip içerin, müjde var. Diyor ki, oruçlunun yanında birisi yemek yiyince, melekler ona rahmet okurlar, bu hal öbürü yemesini bitirince kadar devam eder. Sizin alışageldiğiniz dinin, kaidelerinin dışında bu. Hani o oruçlu ya, ben oruçluyum, sana da yedirmem. Orada aslında oruç tutana, kibir geliyor. Allah bizi affetsin. Yok, oruçlu olduğunu söyleme. Karşındakine, teklif et. Çay içireyim, işte kahve yedireyim. Hemen yemek koy önüne. E ben teşekkür ederim, almayayım dedi. Teşekkür etti. Israr etme. Oruçlu olabilir o da. O da nafile orucunu saklıyordur. Neydi melamet? Melamet neydi? Hayırını saklamak, şerrini orta yere koymaktı.
Sufi kaidesidir. Hayırını sakla, şerrini orta yere koy. Senin o ufak tefek şerrini görenler, bu alsınlar, senin arkandan davul çalsınlar. Ama sen hayırını sakla. Sen öyle zekat dağıtacaksın zaman, kamyonun yanına kocaman bir pankart asma. Filancanın zekatıdır. Sen bir şey dağıtacaksın zaman, elini alıp sallaya sallaya, onun gidip de, bu benim zekatımdır.
Al ye. Al harca. Allah, böyle yapma. Sen bir iyilik yapacak mısın? Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin Efendimizin yolundan git. Gece dağıt. Kimse görmesin. Gece ver vereceğini. Kimseler bilmesin. Kimseler bilmesin. Hazreti Hasan Efendimizin arkasından, dedikodu ediyorlardı, gıybet ediyorlardı. Dikkat edin. Evlad-ı Resul'ün arkasından gıybet ediyorlardı. Dedesi kadar cömert değil diyorlardı. Ne zaman ki Hazreti Hasan Efendimiz, Muaviye'nin gönderdiği, hediye ettiği cariye tarafından zehirlenince, tabi kitaplarda onu okursunuz siz sadece.
Hazreti Hasan Efendimiz'i zehirlediler de öldü. Kimi zehirledi? Cariyesi. Cariyeyi kim gönderdi? Muaviye. Ne diye gönderdi? Hediye olarak gönderdi. Hediye olarak gönderdi, cariye ne yaptı? Hazreti Hasan Efendimiz'i zehirledi. Zehirleyince tabi şehit oldu. Ne zaman ki teneşire koydular, yıkamaya başladılar, baktılar ki omuzlarında ve sırtında nasırlar var. Bir insanın omuzunda, sırtında nasır olabilmesi için, o kimsenin tabiri caizse hamballık yapması lazım. Küfe çekmesi lazım. Hemen hizmetçisini çağırdılar. Dediler ki bu ne? Bu nasırlar ne?
Hizmetçisi utana sıkına dedi ki, Hazreti Hasan Efendimiz, o her gece Medine'nin varoş mahallelerinde, yiyecek, içecek, giyecek dağıtırdı kendisi. Sırtında. Ve vefat haberini duyunca, o Medine'nin varoşlarından, Müslümanlar ağlaya ağlaya, Medine'nin merkezinde toplandılar. Dediler ki, bizim, bizim hayatımızı idame ettiren vesilemiz vefat etti. O zaman halk anladı ki, Hazreti Hasan Efendimiz, varlığının büyük bir çoğunluğunu, fakir fukaraya dağıtmış, biriktirmemiş, bazıları gibi. Çünkü ayeti kerimede, biriktirenler için, cehennem azabı söyler.
O yüzden, o da biriktirmemiş. İhtiyacından fazlasını, tasaduk etmiş, dağıtmış. Nasıl dağıtmış? Gece herkes uyurken, o açlıktan uyuyamayanları bulmuş. Gece herkesi, rahat yataklarında, mışıl mışıl uyurken, o yokluktan, çocuğunu, besleyemeyenlerin, kapılarını çalmış. Herkes, rahatına bakaraktan, kendilerince, fetva arayıp, biz zekatımızı verdikten sonra, evlerimizin tuğlalarını altından bile yaptırabiliriz. Düşüncesine karşılık, o dağıtmış, gece dağıtmış, kapı kapı gitmiş, kapının önüne bırakmış, kimin bıraktığı da belli olmasın diye, kapıya vurmuş, yürümüş gitmiş, bugünkü, gün görmemiş, terbiye görmemiş, edep görmemiş, İslam'dan nasibini almamış, insanlıktan nasibini almamış, bir kısım, sonradan görme, sonradan görme, ham yobazlar gibi, böyle kamyon kasalarına, işte ne bileyim,
yiyecektir, içecektir, kömürdür, odundur, doldurup, mahallenin ortasında, millete dağıtacağız diye uğraşmamışlar. Gece dağıtmışlar. Ve böyle, dağıtmayı, tasadduk etmeyi, istismar etmemişler. İşte o yüzden, oruçlunun yanında da, oruçlunun yanında, yemek yiyen bir kimse, oruçluya da ne yaptı? Fayda sağladı. Evet, o zaman biz, oruç tutmuş olsak dahi, bize ziyarete gelenleri, biz yedirip içirmeye, gayret edelim. Allah bizi affetsin. Oruçlu hakkında, bir müjde daha. Oruçlunun, iki sevinci vardır. Birisi iftar ettiğinde, birisi de, yarın, mahşere, çıktığında.
İşte, bu hadis-i şerifleri, bir giriş olarak, hatırlattım ki, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Recep ayında, bazen o kadar çok oruç tutardı ki, sanki hiç iftar etmeyecek gibi, Recep ve Şaban'ı da ilave edelim. Recep ve Şaban'da, o kadar oruç tutardı ki, sanki hiç iftar etmeyecek gibi, oruç tutarlı. Yine, Ramazan ayından sonra, Recep ile Şaban'dan başka, hiçbir ayın orucunu, tamam olarak tutmamıştır. Hadis-i şerif, tabarani, haram aylarda, bir gün oruç tutup, bir gün yemek, çok faziletlidir. Ebu Davud, Recep ayında, Allah-u Teala'ya, çok istiğfar edin, yani tövbe edin. Çünkü, Allah-u Teala'nın, Recep ayının, her vaktinde, cehennemden azat ettiği, kulları vardır.
Ayrıca, cennette, öyle köşkler vardır ki, ancak, Recep ayında, oruç tutanlar girer. Deylemi, yine, Hazreti Ömer Efendimiz'in, oğlu Abdullah naklediyor. Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar, geriye çevrilmez. Recep'in ilk, cuma gecesi, yani bu gece, Şaban'ın ortasında bulunan gece, cuma gecesi, Ramazan bayramı, ve kurban bayramının, geceleridir, bey Haki. Evet, son hadis-i şerif, Recep, büyük bir aydır. Allah o ayda sevapları katlar. Kim Recep ayında, bir gün oruç tutarsa, bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim yedi gün tutarsa, ona cehennem kapıları kapatılır. Kim sekiz gün tutarsa, ona sekiz cennet kapısı açılır. Kim on gün tutarsa, Allah'tan ne dilerse, mutlaka Allah ona verir.
Kim de on beş gün tutarsa, gökte bir münadi şöyle seslenir. Geçmiş günahların bağışlanmıştır. Haydi, amele yeniden başla. Kim daha çok oruç tutarsa, Allah ona daha çok sevap verir. Allah, Nuh aleyhisselam'ı, Recep ayında gemiye bindirmiştir. O, Recep ayında, yani o ay, oruç tutmuştur. Ve halka da, oruç tutmalarını, emretmiştir. Ve sonra da gemi malum, Cudu dağına oturmuştur. Allah, bizi, Recep'i, tam hakkıyla, ihya edenlerden eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi, üç ayları, yani, Recep'i, Şaban'ı, Ramazan'ı, hak ve hakikata uygun olarak, geçirenlerden eylesin.
Sohbeti bugün, çok uzun tutmak istemedim. Büyük bir çoğunluğunuz, biliyorum ki, umut ediyorum, oruçluydunuz. O yüzden, daha fazla, sizi bu orucun arkasından, yormak istemedim. Zannediyorum, gecenin, ehemmiyetiyle alakalı, bu kadar sohbetin, yeterli olacağına inanıyorum. Yoksa, benim çenem düşük, ben burada, sabaha kadar, anlat Allah, anlat, anlat Allah Allah, anlatarım. tabi dilim, damağım kurur biraz, buradan da su takviyesi yaparım. Allah'ın izninden, öyle yürür, giderim. Ama inşallah, birazdan şimdi, sema olacak. Semadı da, malum biz, semamızı, zikurlah ile yapıyoruz. Herkes oturduğu yerden, bayanlar, fazla seslerini çıkarmadan, biraz hafi olarak, erkekler de seslerini çıkarırlar, ama böyle bağıraraktan değil.
Allah'ın izninden inşallah, tatlı tatlı zikrederekten, ardından dua ederekten, gecemizi sonlandıracağız. Haklarınızı baştan helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayırlı olsun, mübarek olsun. İnşallah semada buluşacağız. Allah'a emanet olun. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.