Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Ocak 2025 · 1:24:22
Yeniden selamun aleyküm. Gecenizi hayır etsin. Gündüzünüz hayır olsun. Ayınız, yılınız, ömrünüz hayırlı olsun. Geceniz tekrar tekrar mübarek olsun. Malum bugün üç ayların başlangıcı regaib kandili. Kandiliniz de şimdiden mübarek olsun. Tabii yine bir sohbet hazırladım ama iş delilikten çıktı. Az önce masada işte deli miyiz, değil miyiz muhabbeti oldu. Oradan da Ahmet Özbağ işte yok şu bana video attı deli miyiz diye, yok bu video attı akıllı mıyız diye.
Dedim ki bizde akıllılık ne arar? Akıllı insan zaten İslam olmaz. Neden? İslam iman dili, akıl dini değil. Hele bir de o kimsede sufilik varsa, ben Allah'ı seviyorum diyorsa, görmediği, bilmediği, tanımadığı bir varlığı seviyor. Görmediği, bilmediği, tanımadığı bir varlığı seviyor. Bu akıl işi değil. Hele Mustafa Özbağ'ın sözüyle, biz görmeden, tanımadan sevdik.
Görmeden, tanımadan onu zikrettik. Görmeden, tanımadan sevip, görmeden, tanımadan zikrettik. Biz o zaman için aşkın ne olduğunu da bilmiyorduk, hala da bilmiyoruz. Sonradan ayeti kerimeyi okuduk. O iman edenler, o müminler, Allah'ı şedid, yani kuvvetli bir sevgiyle severler. Bu aklın üstünde bir şeydir. Mümin ise o kimse, Allah'ı şedid bir sevgi. İmam Gazali, bu şedid sevgiyi aşkla tanımlar. Yani, en kuvvetli sevgi.
Ve işin enteresan noktası da şu, bunun kuvvet derecesinin ne olduğu belli değil. O zaman ne olmuş oldu? Ucu açık. Sen ne kadar çok seversen sev, yine sevmemiş olacaksın. Çünkü sevginin, aşıklığın düzeyi bilinmiyor. Neden bilinmiyor? Çünkü aşık olduğunuzun evveli yok. Aşık olduğunuzun ahiri yok. Aşık olduğunuzun kenarı yok. Aşık olduğunuzun dibi yok. Aşık olduğunuzun yüksekliği yok. Aşık olduğunuzun mekanı yok. Aşık olduğunuzun makamı yok. Aşık olduğunuz tanınmaklıyı istiyor. Bilinmekliyi istiyor. Bunun akılla alakası yok. O ancak kalplere tecelli eder. Ve ancak bu kalbi bir sevgidir. Akli bir sevgi değildir. Öyle olunca, evet, Allah'a aşık olanlar, Resulullah'a aşık olanlar, Allah yoluna revan olanlar ve her türlü zorluya rağmen, her türlü kınanmaya rağmen, her türlü saldırıya rağmen, her türlü iftiraya, her türlü hukuksuzluya, her türlü haksızlığa, her türlü zulme, her türlü alevereye, dalevereye rağmen bir kimse
La ilahe illallah Muhammedun Resulullah deyip Allah yoluna revan olduysa, makamını düşünmediyse, mevkisini düşünmediyse, parasını düşünmediyse, malını mülkünü düşünmediyse, bugün insanların üç kuruş para için yalaka olduğu, hukuktan vazgeçtiği, adaletten vazgeçtiği, namusundan vazgeçtiği bir zamanda, bugün insanların bir makam için her şeyini sattığı, her şeyini peşkeç çektiği, insanlığından vazgeçtiği ve değerlerinden vazgeçtiği bir zamanda, insanlar, topluluklar Allah deyip yola çıktıysa, makamı elinin tersiyle ittiyse, mevkiyi elinin tersiyle ittiyse, parayı ayaklarının altına alıp ezdiyse
ve onu Allah demekten, hiçbir güç, hiçbir kuvvet, hiçbir alevere dalevere, hiçbir baskı onu geri adım attırmıyorsa, o vallahi de delidir, billahi de delidir. Yeminle söylüyorum delidir. Çünkü neye göre delidir? Onunla başkaları baktığında, onu diyecekler ki, bu gerçekten deli olmuş. Evet, hadisi şerifte de Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle buyuruyor, Allah'ı öyle zikredin ki dışarıdan sizi görenler bunlar deli olmuş desinler.
Eğer size bunlar deli demiyorlarsa, hakiki manada Allah'ı zikretmedin. Hakiki manada Allah'ı zikretmek demek sadece toplanıp zikretmek değil, Kur'an ve sünnet-i seneyi, doğruyu, hakikati, hakkı, hakkı güçlü bir şekilde haykırıyorsanız ve hakkı yaşamaya çalışıyorsanız ve hakkı tebliğ ediyorsanız, evet ancak o zaman hakiki manada iman edip, hakiki manada deli olursunuz. Çünkü, Ashab-ı Resulullah'ı yine Ashab-ı Resulullah tanıtıyor, tabiine tanıtıyor, kendilerinden sonrakine. Diyor ki, eğer siz onları görmüş olsaydınız, yani sahabeleri, derdiniz ki bunlar gerçekten deli olmuş. Onlar da sizi görmüş olsalardı, derler de ki bunlar da küfre düşmüş, kafir olmuşlar. Bakın tabi'in için söylüyor bunu.
Sahabe eğer sizi görmüş olsaydı, bunlar kafir olmuş, dinden dönmüş derdi. Ve siz sahabeyi görmüş olsaydınız, evet bunlar deli derdiniz. Hamdolsun deliliğimize. Hiç gocunmadım. Deliliğimden hiç gocunmadım. Hatta dedim ki az bile benim deliliğim. Bu aklın işi değil tabi. Beni dışarıdan tanımlayanlar, önceden beri, ben İslam'la gerçek manada dinle tanıştığımdan beri, herkes deliliğime dem vurdu benim. Şeyhimin hanımı dahil buna. Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum. Allah yolunun delisiyiz. Bu çok şatahat var olacak ama. Bir siz kaldınız, bir ben kaldım.
Allah yolunun delisi. Çünkü gerçekten Allah yolunun delisi olmak kolay bir şey değildir. Ve herkesin ulaşabileceği bir makam da değildir. Buraya ulaşmak için anadan, babadan, yardan, çocuktan, maldan, mülkten, makamdan tabiri caizse, dünyadan geçmek gerek. Dünyadan geçmiyorsa, evet, o kimse takılmıştır.
O Allah yolunun delisi değildir. Allah yolunun delisiyle yol gidilir. Çünkü öbürki hesap eder. Malını hesap eder, parasını hesap eder, rahatını hesap eder. Evet, o hep hesap eder, hesabın içindedir o. Boyuna hesap eder. Bana hesap eden bir zengin, hesap eden bir makam sahibi, hesap eden kendini bir şey zanneden lazım değil. Ben öyle bir kimseyle dostluk edeceğime, hesapsız, kitapsız, nedensiz, niçinsiz, makamsız, mevkisiz yol gidenlerle arkadaşlık, dostluk kurmak ister. Onlarla yol gitmek isterim. Çünkü hesap ediyorsa bir kimse, o hesabına bir gün sen uymazsan seni bırakır gider. Bir gün hesap uymaz onun çünkü.
Hesap uymayınca o bırakır gider. Hesabı yoksa, saymasını bilmiyorsa benim gibi, sayma özürlüyse bir sıkıntı yaşanmaz. Evet, buradasınız. Hepinize teşekkür ediyorum. Şimdi az önce masada bağıracaktım, deli miyiz diye. Ama böyle spontane gelişmediği için, aklıyla alakalı olduğu için bağırmadım. Bağırırsam da beni affedin. Bugün Regaib Kandili. Şöyle bir size içinizi karartacak bir giriş hazırladım. Evet, içimiz kararacak. Biraz o karanlığı görelim istedim. Dün gece ne olduysa bütün plan program değişti benim. O yüzden biraz içinizi karartacağım, hakkınızı helal edin. İslam dünyası mübarek üç aylara girerken, dünyanın her tarafında, Müslümanlar ne yazık ki her türlü soykırıma, katliamlara, bombalanmalara, sürgünlere, göçlere, açlığa, aşağılanmalara, çeşitli hukuksuzluklara ve baskılara maruz kalıp, cezaevlerinde, toplama kamplarında, mülteci kamplarında gayri insani yaşam savaşı verirken, bulundukları ülkelerde beşinci sınıf insan muamelesi görmekte,
başta İsrail olmak üzere bazı ülkelerde hayvan muamelesine tabi tutulmaktadır. İslam dünyasında her türlü haksızlıklar, ayrımcılıklar, sadece zenginlerin ve güçlülerin hakkının olduğu bir sistemde yaşamakta ve bu haksızlıklarla, bu kanunsuzluklarla, bu hukuksuzluklarla mücadele edecek, yeniden dirilecek imanı, aklı, feraseti kendinde oluşturamamaktadır.
Ne yazık ki İslam dünyası katiline, tecavüzcüsüne aşık ahmaklar gibi kendilerine zulmedenlerin kültür ve inançlarını kabul etmekte, çarpık hukukları ile, giyimi ile, eğlencelileri ile, fuhuş, kumar, uyuşturucu, alkol, rüşvet ve rüşvet ile çepeçevre çevrelenmiş durumda. İşin bir başka yönü de din ile alakalı. Genel anlamda Kur'an ve sünnet çizgisinin bozulması için ellerinden gelen her türlü şeytani planlar ve çalışmalar yapılmakta, İslam dünyasında resmi veya sivil dini topluluklar, dini sat, Allah'ın olmasını istememekte. Tabi oldukları sistemlerin etki ve baskıları ile, dini duruşlarından, yani Kur'an ve sünnetten taviz vermekteler.
Meselenin en acıklı yönü de dindarlıklarını paraya, makama, güce çevirdiklerini görmekteyiz. İslami gibi görünen sistemlerin başındakiler, milyon dolarlık villalar, milyon dolarlık şatafat, şatahat ve lüks hayatın içinde birer necaset halini almaktadırlar. Bu minval üzerinde yakın coğrafyamıza baktığımızda, Bosna, Suriye, Irak, Yemen, Myanmar, Hindistan, Lübnan, Libya, Afganistan, Doğu Türkistan, Avrupa, Rusya, ABD, İngiltere, Çin, velhasıl tüm dünyada Müslümanlar ezilmekte ve her türlü tacize, tecavüze, hukuksuzluğa uğramaktadırlar.
Filistin ise ayrı bir insanlık dramı olarak dünyanın gözü önünde devam etmekte, yüz binin üzerinde kadın ve çocuk fazla olaraktan, yüz binin üzerinde açıklanan sayılara aldanmayın. Kadınlar ve çocuklar çoğunlukla olmak üzere şehit verilmekte, katil, soykırımcı, siyonist İsrail çevresindeki ülkeleri istediği zamanda bombalamakta, şehirleri yerle bir etmekte, sayıları 6 milyonu aşkın Filistinli mülteciler dünyanın en kalabalık mülteci nüfuslarından birini oluşturmaktadır.
Aynı zamanda Suriye'deki mültecilerin normalde en büyük kısmı da Türkiye'dedir. Libya'dadır, Lübnan'dadır. Libya demişim Lübnan'dadır. Ürdün kabul etmedi, Mısır kabul etmedi ve Birleşmiş Milletler'e göre buna ek olarak Gazze'de 2 milyon kişi, Gazze şerinde 2 milyon kişi evsizdir, barksızdır, yolsuzdur, elektriksizdir, susuzdur, açtır ve ne yazık ki yaralılarını tedavi ettirebileceği yıkık dökük bir hastane bile yoktur.
Eğer ola ki Siyonist İsrail yarım yamalak bir hastanede tedavi görülüyorsa hiç durmaksızın orayı da bombalayıp yerle yeksan etmektedir. Ve ne acı ki buna bütün dünya sadece izlemektedir. Bütün dünya. Bilhassa İslam ülkeleri ve başındaki liderleri Gazze ile alakalı boş laf konuşmaktan başka bir şey yapmamaktadır.
Ve İslam dünyası ne yazık ki bu tip sorunların, bu tip problemlerin, bu tip aşağılanmaların, hukuksuzlukların, zalimliklerin altında inim inim inim inlemekte. Ve ne acı ki İslam dünyası kendisine zulmeden, kendisini katleden ve çocuklarına tecavüz eden ve kadınlarına tecavüz eden, erkek kız demeden, çocuklarına tecavüz eden, erkek kız demeden, İslam dünyasının küçük çocukları kaçırılaraktan ama ABD'de ama değişik ülkelerde o küçük çocuklarının kanları alınaraktan, tecavüz edilerekten bu hunharlıya, bu zalimliğe ne yazık ki göz yummakta.
Ve artı hiçbir şey olmamış gibi gavurların, Hristiyan dünyasının Noel'ini kutlamakta. Ve Noel için bilmem kaç bin tane polis, bilmem kaç tane bekçi, bilmem kaç tane güvenlik görevlisi Noel kutlayacak olan sarhoşlara, Noel kutlayacak olan gavura benzeyenleri korumak için mücadele etmekte. Ve İslam dünyasının gözünün içine baka baka bizdenmiş gibi görünen, Müslümanmış gibi görünen yöneticiler, bizdenmiş gibi görünen, Müslümanmış gibi görünen belediyeler, bürokratlar, devlet erkanı ne yazık ki bu gavurhane tutumlara çanak tutmakta, bu gavurluklara öncü olmaktalar.
Ve bu bütün İslam dünyasının acı bir gerçeğidir. Ve İslam dünyası gün geçtikçe, gün geçtikçe gavurlaşmakta, gün geçtikçe Kur'an ve Sünnet-i Seniyye'nin ölçülerinden uzaklaşmakta, gün geçtikçe ne yazık ki İslam dünyası, İslam'ın genel kaidelerini hafife almakta. Ve ne yazık ki İslam dünyası yine kendisinin içinde kendindenmiş gibi görünen bozuk alimlerin, bozuk bürokratların, bozuk siyasetçilerin, bozuk şeyhlerin, bozuk din uleması hükmünde görülenlerin, bozuk ilahiyatçıların, bozuk imam hatipçilerin ifsad ettiği, bozduğu bir dünya içindeyiz.
Ve İslam dünyası ne yazık ki kendisini Kur'an ve Sünnet-i Seniyye'de odaklamamış olan alim hükmündeki cahillerin ve zalimlerin, şeyh hükmündeki zalim ve çok özür dilerim ama namussuzların elindedir. Tabirlerimi hoş görün. Çok ağır konuşmak içimden geçiyor. Ama ve lakin bu topluluk o topluluk değil. Çünkü sizlerin bu konuda söyleyecek, sizlere söyleyecek bir sözüm yok. Sözüm bu topluluğun dışındaki nere. Ama gerçekten ve gerçekten İslam dünyası bu karanlık tablonun içerisinde ne yapacağını şaşkın vaziyette, nereye gideceğini şaşkın bir vaziyette, hangisine tutunduysa tutunduğu dalın çürük olduğunu sonra yıllar sonra öğrenmekte ve yine aynı delikten ümmetin bir daha ısırılmaz dediği halde ümmet aynı delikten defalarca ısırılmakta.
Ve ümmet doğru olan Kur'an ve Sünnet-i Seniyye'ye sımsıkı yapışmakta, kendi nefsine uymakta. Çünkü sımsıkı Kur'an ve Sünnet'e yapışırsa önce ailede çatırtı başlayacak, çocuklarında çatırtı başlayacak, işyerlerinde çatırtı başlayacak, etrafında çatırtı başlayacak. Bu çatırtıyı göze alamayan İslam dünyası Kur'an ve Sünnet-i Seniyye'ye sımsıkı yapışmakta ne yazık ki tembellik göstermekte. Ve o sımsıkı yapışmak nefislerimize ağır gelmekte. Ve ne yazık ki İslam dünyası dönüp kendi değeri olan, kendi kökü olan Kur'an ve Sünnet-i Seniyye'ye sımsıkı yapışsa kurtuluşu bulacak. Sımsıkı yapışsa önce kendi nefsini kurtaracak, sonra eş ve çocuklarının nefsini kurtaracak, sonra etrafındaki insanların nefislerini kurtaracak.
Ama o sımsıkı yapışmayı ne yazık ki biz beceremiyoruz. Ve İslam dünyası bu kısır döngünün içerisinde benim tespitim, ben yaklaşık hani övünmek için söylemiyorum bunu, işte 37-38 yıldan beri bu fakir böyle bir topluluğun içerisinde ve İslam dünyası bu kısır döngünün içinden çıkamamakta. Hala da Kur'an ve Sünnet-i Seniyye'ye kör, hala da Kur'an ve Sünnet-i Seniyye'nin hükmüne kör, hala da Kur'an ve Sünnet-i Seniyye'nin yaşantısına kör, kendi yaşadığı dünyayı İslam zanneden ama yaşadığı dünyanın İslam'la alakası olmadığını görmek istemeyen bir İslam dünyası var.
Düşünebiliyor musunuz? Hani hadis-i şerif çok hoş, komşusu açken tok yatan bizden değildir. Demek ki biz hiç kimse, biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden değiliz. Çünkü önce kendi ülkemizde aç olan komşular, bu açlık sadece yemek içmekle alakalı değil, bu açlık din açlığı, bu açlık sevgi açlığı, bu açlık merhamet açlığı, bu açlık insanların birbirlerine muhabbetle yaklaşma açlığı.
Ve bugün insanlar ne yazık ki sevgiye aç, merhamete aç, lütfa, ikrama aç, birisinin ona el uzatmasına aç, birisine tebessüm etmesine aç, birisinin sevgi göstermesine aç. Ve bu açlığı giderecek olan ehli sufi, kendi heva ve hevesine uyaraktan yanı başındakini sevmekten uzak, annesini babasını sevmekten uzak, kardeşlerini sevmekten uzak, çocuklarını sevmekten uzak, gelinlerini, damatlarını sevmekten uzak, gerçekten onun o su vardı, bunun bu su vardı deyip etrafındaki insanların birer tane bir eksikliğini görüp, birer tane yanlışlığını görüp ona düşmanca davranmakta.
Böyle olunca İslam o kimsenin içinde oturmadığı görülüyor. Oysa İslam dünyası yalnız, gerçekten iman edenler yalnız ve o yalnızlığını paylaşacak bir nefes lazım ona. O nefeste ama eşidir, ama çocuklarıdır, ama kardeşleridir, ama arkadaşlarıdır. O nefesi de bulamayınca ne yazık ki yapayalnız bir dünyada yaşamaya mahkum kalıyor Müslümanlar. Biraz da bunda kendi paylarımız da var. Rabbim bizi sevenlerden eylesin. Evet, buna değinmeden geçemeyeceğim. Hani internette görüyorsunuzdur, siz de üzülüyorsunuzdur. Bosna'da ölüleri, Bosna'da ölenleri düşünebiliyor musunuz? Gömemiyorlar ve cesetleri köpekler yiyor.
Bu aklımdan hiç çıkmıyor. Bir lokma yemek yerken dahi aklımdan çıkmıyor. Ve kendi kendime diyorum, Bosna demişim, Gazze'de. Evet, Bosna sevdiğimiz yer aklımızı almış. Bosna'da da aynı oldu diyor çünkü. Bosna'da başladı katliamlar. Başlangıç Bosna çünkü. Ve ardından devam ediyor. Çünkü Bosna'da yüksek bir sesle cevap veremeyen Müslümanlar yenilgiyi kabullendiler. Hani meşhur bir öküz hikayesi var ya. Aslan gelmiş, öküzlere demiş ki, barış içinde ormanda yaşayalım. Ne istiyorsun demişler.
Aslan demiş ki, şu ihtiyar sarı öküz var ya demiş, bizim düzenimizi bozan bu. Şu demiş, sarı öküzü bize verin, biz sizi rahat ettirelim demiş. Kimse kimseden korkmasın, çekinmesin. Öküzler toplanmışlar. Meslevi de geçer bu hikaye. Öküzler toplanmışlar, kendi kellerine istişare ediyorlarmış. Genç öküzler diyorlarmış ki, ya bu zaten sarı öküz, hani yaşlı, ihtiyar. Bize ikide bir de tecrübelerini anlatıyor, nasihat etmeye çalışıyor. Bizi de böyle hani tabiri caizse, gereksiz konuşuyor. Demişler bunu verelim, bu mesele bilsin, barış içinde ormanda yaşayalım. Sarı öküz, tecrübeli demiş ki, biliyorum beni feda edeceksiniz. Ama demiş, beni feda ettiniz de bu meselenin biteceğini bilsem demiş, ben canı gönülden kendim giderim.
Demiş bu başlangıç. Bunun arkası gelecek demiş. Bunun arkası gelecek. Tabii konsey toplanmış, sarı öküzün sürüden ayrılmasına karar vermişler. Ve sarı öküz, kaderine kendi ayaklarıyla gitmiş. Aslanlar bir güzel parçalamışlar, yemişler onu. Aranan zaman geçmiş. Aslanların yine başı, sürünün başı gelmiş. Öküzlerin başına demiş ki, bak çok rahat bunca zaman yaşadık. Üç beş ay. Demiş şu boynuzu kırık bir öküz var ya demiş. Neden boynuzu kırık? Aslanın bir tanesini boynuzlamış o. Demiş onu verin. İçimizde huzursuzluk çıktı demiş. Çünkü demiş ona karşı bir kin besliyorlar. Onu verin demiş. Bu iş bitsin. Onu da vermişler. Ardından bir tane daha vermişler. Ardından bir tane daha vermişler.
Bunun sonu gelmiyor. Sonra öküzler toplanmış. Demişler ki, ilk verdiğimiz sarı öküz vardı ya. Evet. Demişler biz onu vermeyecektik. Biz onu vermeseydik bu hale düşmeyecektik. İşte İslam dünyası bu sarı öküz misali birer birer kurban vermekte. Önce Bosna. Kadınlara tecavüz edildi, kızlara tecavüz edildi. Kaç kişinin şehit olduğu bilinmiyor hala da. Ve tecavüzlerden doğan çocuklar var. O doğan çocukları kimse sahiplenmedi. Ve Bosna'da vakıflar kurdular. O vakıflar o çocukları büyüteceğiz diye uğraşıyorlar. Babalarının kim olduğu belli değil. Hangi Sırp olduğu belli değil. Ve İslam dünyası Bosna'ya cevap veremedi. Bosna'ya cevap veremeyince Afganistan patladı. Afganistan'a cevap veremedi.
Afganistan sonra bir olay oldu. İkiz kuleler ve Amerika geldi. Irak'ı bombaladı. Suriye'yi bombaladı. Ve geldi Irak'a yerleşti. Suriye'ye yerleşti. Yetmedi. Batı kafirler canlarının istediği her yeri bombaladı. Canlarının istediği her yeri yaktı, yıktı. Ve canlarının istediği kültürü, canlarının istediği dini, canlarının istediği ticaret hukukunu, ekonomi hukukunu, siyaset hukukunu hepsini de bize dayattılar.
Biz tıpış, tıpış, tıpış, tıpış birer birer kalelerimizi terk ettik. İslami cemaatleri tarikatları da 28 Şubat'ta bir yüklendiler ve parti de dahil biz o kaleleri de kaybettik. Ve ardından olmadı, bir operasyon daha yaşandı ve herkesi FETÖ'cü yaptılar. Bu benim üzerimde de basında onca haber çıkardılar. Geleceğin FETÖ'sü, işte geleceğin yeni FETÖ'ler istemiyoruz diye. Ve böylece biz İslami topluluklarımızı da kaybettik. Buna direnemeyenler, buna dayanamayanlar gidip ağa babalarıyla anlaştılar ve kendilerini sattılar. Kendilerini satanlar da o satın aldıklarıyla kol kola şimdi ne yazık ki pişmanlar, şimdi özür bana beyan ediyorlar.
Biz sizin gibi olamadık diye. Ben de içimden acı bir tebessümle diyorum ki siz çünkü kendi makamınıza, mevkinize, cemaatinizin veya topluluğunuzun uğrayacağı baskılara dayanamayacağınıza alınanıp kendinizi sattınız. Kaça sattınız? İşte bir yurda sattınız, bir Kur'an kursuna sattınız, bir derneğinize sattınız, bir makamınıza sattınız, size şöyle derler diye sattınız, bize böyle derler diye sattınız. Şimdi o satılmışlığın altında inim inim inliyorsunuz. Evet ve siz o satılmışlığın altında bu dünyada bu çileyi çekiyorsunuz, layık olduğunuz şeyi görüyorsunuz, ahiretteki haliniz daha da perişan olacak. Sebep siz kardeşleriniz zulme uğrarken, kardeşleriniz sizin mücadele ederken siz ne yazık ki kendinizi kenarda tuttunuz.
28 Şubat'ta kendilerini kenarda tutanlar sonradan balyoz kendi başlarında patlayınca akıllarına geldi. Ama iş işten geçti. Çünkü 28 Şubat'ta böyle mücadele eden toplulukları kele aynak kuşu gibi meydanda bırakıp tabii canım bu zamanda da böyle olmaması lazım. Siz de çok ileri gidiyorsunuz, çok ileri konuşuyorsunuz deyip eleştirenler ne yazık ki şimdi ne süngülleri kaldı, ne tabancaları kaldı, ne tüfekleri kaldı, ne de konuşacak bir şeyleri kaldı.
Süngü, tüfek, tabanca dedim manevi, dini. Nedir bunlar? Kur'an, sünnet, imamların iştahıdır. Müslümanın süngüsü, tüfeği, bıçağı Kur'an, sünnet ve imamların iştahıdır. Başka bir şey değildir. Çünkü Müslüman kendini koruyacaksa Kur'an ve sünnet ve imamların iştahı ile kendini korur. Bu manevi manada ama senin gözünün önünde Kur'an ve sünnet-i seneye aykırı bir şey olduğu halde sen ona susuyorsan sen dilsiz şeytandan farklı bir şey değilsin.
Ve ne yazık ki İslam dünyasında dilsiz şeytan hükmünde münafık çokça oldu. Ve evet bu regaip kandilini böyle bir karanlık tablo çizerekten başlamak istemezdim. Ama ve lakin o karanlık tabloyu görmemiz lazım. Bu karanlık tabloyu size hatırlatmaktaki kastım şu. Ben hep şuna inanırım. Kendi özel hayatımda da, dini hayatımda da ben şunu görmüşümdür, şunu denemişimdir. Hatta az önce Cafer diyor ki, yıllar önce de dedin diyor, bizim işimiz hep son dakikada hallolur diye. Evet, karanlık ne kadar zifirliğini dökerse döksün, onun arkası aydınlıktır. Sabretmek lazım, mücadele etmek lazım, direnmek lazım, geri çekilmemek lazım, geri çekilmemek lazım. Var gücünle, var gücünle devam etmek lazım.
Eğer davan hak ise senin ve senin konuştukların hak ise, yürüdüğün yol hak ise ve kendine koymuş olduğun hedef hak ise asla ve asla yenilmeyi düşünme. Sen yenilmeyeceksin. Çünkü Kur'an'la sabit ki inanıyorsanız güçlüsünüzdür, inanıyorsanız galipsinizdir, inanıyorsanız kuvvetlisinizdir, inanıyorsanız. Cenab-ı Hak'ın yardım eli size mutlaka ulaşacaktır. İnanıyorsanız mutlaka Cenab-ı Hak sizin sesinizi gürleştirecek, sizin soluğunuzu manevileştirecektir. Yoksa aynı cümleleri, aynı kelimeleri herkes konuşabilir, herkes bu analizi yapabilir ama eğer ki o kimse hak ehliyse, o kimse hak noktasında ise onun sözü tesirli olacaktır. Ve o kimse yıkılmayacaktır. O kimse yenilmeyecektir.
Böyle mahzun gibi demeyeceğim, yıkılmadık ayaktaşı filan diye. Bizim yıkılmamamız manevidir. Bizim yenilmememiz manevidir. Bizim dimdik yürümemiz Allah'ın yardımıdır, manevidir. Bizim tavizsiz yürümemiz Allah'ın yardımıdır, manevidir. Bizim kendimize kalmış olsa biz bunu yapamayız. Cenab-ı Hak katından lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş, sevmiş, sevdirmiş, muhabbet etmiş, muhabbet ettirmiş. Bu ancak Rabbimin lütfu, Rabbimin ihsanıdır. Rabbim lütfunu, ihsanını, ikramını üzerimizden eksik eylemesin. Cümlemizi burada bir ve beraber eylediği gibi mahşerde de bizleri bir ve beraber eylesin. Ve o karanlığın ardında nurlu sabahtır. İslam dünyasında Doğu Türkistan'dan Avrupa'ya, Amerika'ya, İngiltere'ye, Afrika'ya, Rusya'ya ve Kanada'ya ve İskandinav ülkelerine kadar İslam dünyasında Müslümanlara bu kadar baskı varken ve her gün değişik sebeplerle Müslümanların canlarına, mallarına, namuslarına, şereflerine tecavüz ediliyorken
muhakkak Cenab-ı Hak nurlu sabahını bize gösterecektir. Ve bu karanlıklar daha da artacak. Ben ne görüyorsam anlatırım. Bu karanlıklar daha da artacak. Bu zorluklar daha da artacak. Bu baskılar daha da artacak. Ve ahir zaman alimleri, ahir zaman şeyhleri, ahir zaman satılmış müftüleri, ahir zaman satılmış sahte mehdileri, satılmış beccalleri çoğalacak, artacak.
Niceleri kendisini Mehdi ilan edip Müslümanları aldatmaya çalışacak. Niceleri kendisini şeyh ilan edip Müslümanları aldatmaya devam edecek. Niceleri kendilerini çok alim, çok ulema gösterecek Müslümanları aldatmaya devam edecek. Nice siyasetçiler toplumların önüne geçip, toplumları kendi peşlerine takıp, onları deccaliyete davet edecekler. Ve ne yazık ki topluluklar onların bu deccaliyet davetlerine icabet edecekler. Ve ne yazık ki gerçek manada inananlar çok az olacak. Bunların hepsi de hadis-i şerif metni. Bu son söylediklerimin hepsinin de karşılığında hadis-i şerif var. Ahir zamanla alakalı hadis-i şeriflerin tabiri caizse analizi, Türkçesi. Bunların hepsi de artacak, bunların hepsi de artacak, artıyor.
Bu yalancı deccalılar, bu yalancı mehdiler, bu yalancı alimler, bu yalancı şeyhler, ümmetin parasını, ümmetin parasını ütmeye devam edecekler. Ve ümmet bu yalancı siyasetçileri, yalancı bürokratları, yalancı şeyhleri, yalancı alimleri, yalancı alimleri tanımakta güçlük çekecekler. Çünkü ümmet dinini bilmiyor. Dinini bilmediği için bu yalancı deccallara, mehdilere, şeyhlere, alimlere, siyasetçilere, bürokratlara ne yazık ki paralarını verecekler.
Bakın bunları ben yıllardır söylerim, üttürmeyin kendinizi derim ama ümmet üttürmeye devam ediyor. Ve ne yazık ki bu sıraladığım kesimler, bu sıraladığım kesimler, ümmetin vermiş olduğu bu paralarla lüks bir hayat yaşamakta. O lüks hayat onlar yaşarlarken de ümmet hala daha uyanmamakta. Harcadıkları paranın, yaşadıkları lüks hayatın, yaptıkları adaletsizliklerin, hukuksuzlukların, yaptıkları rüşvetin, kayırmacılığın, yaptıkları aleverelerin, haramların haddi hesabı yok.
Ama ümmet hala da uyku halinde. Yıllardan beri sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz diye bangır bangır bağırırım. Ve yıllardan beri hiçbir sohbetimde, hiçbir hizmetimden tek kuruş para istemem, pul istemem, yemek istemem, su istemem. Ölçüdür bu ama ne yazık ki ümmet, ne yazık ki ümmet bunu görmemek için çaba sarf etmekte, gözüne perde inmiş, gözüne perde inmiş dinini dünyaya, makama, mevkiye devşirenlerin peşinden gitmekte.
Bunu ümmet adına üzülüyorum. Ve görmüyorlar. Hep yıllardır örneklerim ya, bir gün İstanbul'a sohbete gidiyorum, araba vapurundayım, kulaklıklı, siyah takım elbiseli, korumalılar böyle geldiler. Bir tanıdık, o gün için Şeyh Efendi de, o da geldi oraya, böyle bir oturdu, böyle deryaya bakıyor, hepsi de kulaklıklı. Hayırdır dedim, neden bu kadar bu dedim koruma, bana dedikleri şuydu, üstadımıza Mossad operasyon yapmak istiyor, o yüzden.
Böyle baktım, acı bir tebessüm, ne oldu acaba dedi, Mossad bu üstada operasyon yapacak kadar düştüyse dedim, Mossad Mossad'la kan çıkmış dedim. Çok kızdı bana, ne yazık ki ülkede, rafiziler, selefi vahabiler, itikadı bozuk, itikadı bozuk kimseler, hem siyaset aranasında, hem bürokrat aranasında, hem ilahiyat aranasında taltif edilmekte.
Hem de televizyonlarda taltif edilmekte. Şu bunu gösteriyor, buradan başka bir yere geleceğim. Aydınlık yakındır. Bu kadar çöküntünün üzerine, evet, aydınlık yakındır. Bu kadar çöküntünün üzerine, evet, bahar yakındır. Bu kadar baskının, zulmün üstüne, muhakkak ki Allah, zalimlerden intikamını alacaktır. Ben o günün ümidiyle yaşıyorum. Ve Allah'tan ümit ediyorum, Cenab-ı Hak o günü bana göstermeden nefesimi almasın. İnşallah o günleri hep beraber görür, yaşarız. Deriz ki, evet, beklediğimiz günler bugün derdi. Rabbim inşallah bizleri de, sizleri de, gelecek nesillerimizi de, Kur'an ve sünnetin üfül üfül yaşandığı, Kur'an ve sünnet-i seniyenin akıllara, kalplere, hayatımıza, evlerimize, sokaklarımıza, şehirlerimize, beldelerimize, ilmek ilmek işlendiği ve yaşandığı o bahar mevsimini hepimize göstersin inşallah.
Bir malum, ben hep derim ya, gözünüzü Arşala'ya özür dilerim. Gözünüzü onun gölgesine dikin. Hiçbir gölgenin bulunmadığı, hiçbir gölgenin olmadığı o mahşer yerinde, Allah'ın gölgesi altında Cenab-ı Hak bizleri gölgelenenlerden eylesin. Neydi özellikleri? İki özellikleri vardı. Bir, birbirleriyle akraba değillerdi, aynı kavimden değillerdi. İki, toplandıklarında Allah'ı zikrederlerdi. Üç, birbirlerini Allah için severlerdi. Rabbim bu üç unsuru üzerinde bulundurulanlardan eylesin. Evet, regaib kandili. Bir kısım selefi vahabilerin üzerinde kıyamet kopardığı, bir kısım kendisini İslammış gibi gösteren insanların, yok işte kandiller İslam'da yok deyip bangır bangır bağırdığı, yok işte kandil Kur'an'da geçmiyor, Kur'an'da geçmiyorsa da bu bidattır, işlenmez diyen, ne yazık ki kendisini alim gören o müsveddelerin inadına,
çünkü Kur'an'da böyle bir şey yok, bize Kur'an yeter diyen bir kimsenin yüz ciltlik satılık kitabı var. Bir de işin enteresan noktası bu. Kur'an bize yeter diyenlerin yüz, yüz elli ciltlik satılık kitapları var. Be ahmak adam, madem ki Kur'an bize yeter, senin yüz ciltlik kitaplarını neden alalım? Madem ki Kur'an bize yeter, sen bunca kitap yazmışsın, bu kitaplar neyin nesi o zaman? Neden bunları satıyorsun? Kur'an diyor mu, benim adıma kitap yazın da kitap satın diye, hangi hükmü buldunuz Kur'an'dan? Benim ayetlerimi açıklayın, bunu da parayla satın diye. Hem diyeceksiniz ki, bu toplumun gözünün önüne baka baka, Kur'an bize yeter, başka bir şey lazım değil. Senin kitaplarını ne yapacağız o zaman?
Senin kitaplarına neden gerek var? Ve ne ama bu kitaplarını satıyorsun da ümmet-i Muhammed'i ütüyorsun? Sen yalancının tekisin. Sen kendi söylediğine kendin de inanmıyorsun. Madem Kur'an yeter, nam'a tefsir yazdın. Madem Kur'an yeter, neden bunca kitap yazdın? Madem Kur'an yeter, yazmış oldun kitaplara, bir de neden indirim yapıp, taksit yapıp, satacağım diye uğraşıyorsun? Kur'an'la yeter o zaman, nam'a bunları yapıyorsun. Ama ümmet, daha doğrusu ümmettenmiş gibi görünen, ibadet etmek istemeyen, Kur'an ve sünnet-i seniyenin kaidelerine uymak istemeyen, özünde kafir, özünde kafir. Bunları böyle dillendiremez hiç kimse. Özünde kafir, kafirliğini ilan edemiyor, söyleyemiyor. Çünkü kafirliğini ilan ederse, onu dinleyen kalmayacak.
Ve kurbağa misali gibi herkes sıçrayacak, uyanacak herkes. O zaman ne yapmak lazım? Müslümanlardanmış gibi görünmek lazım. İnce ince onlara uyuşturucuyu şırınga etmemiz lazım. Uyutmamız lazım. Uyutuyorlar. Ve ahmak adam, ve yalancı adam, ve düzenbez adam, ve satılık adam, ve kafirlerin elinde oyuncak olan, alimmiş gibi görünen deccal müsreddesi. Deccal bile senden daha cesaretli, deccal bile senden daha iyi. Sebep, kendisinin düşman olduğunu gösteriyor. Sen düşman olduğunu da gösteremeyecek kadar korkak, düşman olduğunu gösteremeyecek kadar embesil, düşman olduğunu gösteremeyecek kadar sen ne yazık ki iki yüzlüsün. Bit yavrususun sen. Başka bir şey değilsin. Ama ümmet-i Muhammed'in üstlerine böyle gidiyorlar.
Hadi bize ne o, ne diyor? Herhangi bir şeyde, hadi kandillerle alakalı bir ayet getir. Böyle diyorlar değil mi? Evet. Ayet getirsen de inanmayacak o çünkü. Bakın ayet getirsen de inanmayacak. Derdi ne? Müslümanlar toplanmasınlar. Müslümanlar Kur'an okumasın. Sünnet-i Seniyye tabi olmasın. Müslümanlar Allah'ı zikretmesin. Çünkü Allah'ı zikrederlerse kalpleri açılır. Allah'ı zikrederlerse basiret nurları onların ayyuka çıkar, meydana çıkar. Ve kalpleri açılırsa, basiret nurları açılırsa hakikati görürler. Hakikati görünce de senin deccal müsreddesi olduğunu anlarlar. Hakikati görünce senin büyük bir yalancı olduğunu da bilirler. Hakikati görürlerse sen satılık bir insansın.
Onu da görürler. Bunu durdurmanın yolu zikir halakalarını kötülemek, Allah'ı zikredenleri kötülemekten geçer. Evet, sebep budur. Çünkü bir kimse Allah'ı zikretmeye başlarsa, Cenab-ı Hak onun kalbine doğruyu ilham eder. Onu sevmez. Hakiki bir mümin gavuru sevmez. Hakiki bir mümin gavurlaşmış bir aklı da sevmez. Hakiki bir mümin gavurlaşmış bir insanı da sevmez. O mümin hakikidir çünkü. Ve uyandırır mümin etrafını. Uyandıracağı için ehli zikre düşman olurlar. Siyasetçisi, bürokratçısı, alimi, zalimi, deccalı, yalancı mehdisi, yalancı şeyhi, zikrullah alakasına düşmandır. Selefi, vahabi, İngiliz bozuntusu, selahifi, vahabi, Yahudi beslemesi ve rafizi ve Kur'an ve sünnetin dışında olan topluluklar içindeymiş gibi gösterip halakayı zikrullaha ve sünneti Resulullah'a düşmandır.
O yüzden onlar kandillere de düşmandır. Ve çok basittir savunmaları. Hadis getirin, hadis getirirsin. Bu hadis zayıf, bu hadis sahte. Bir de bu var. Dersin ki ulemanın ittifak ettiği bir nokta var. Nedir? Zayıf hadisle hukuki bir şey yok ise amel edilir. Onu da kabul etmezler. Çünkü amaçları sohbetimin başında belli ettiğim gibi dini ifsad etmektir işleri. İnsanları Kur'an ve sünneti seniyeden uzaklaştırmaktır. İşte regaib kandili mübarek aylardan, kutsal aylardan biri olan Recep'in ilk perşembesi kutlanan bir aydır. Evet, sahabe zamanında böyle özel kutlamalar olmazmış. Doğru. Ama sahabe bilirmiş Recep ayının kıymetini ve Recep ayında kendilerine çeki düzen verilermiş.
Ve normalde bir kısım alimler de bu Recep ayını ibadetle geçirmenin müstehap olduğunu, bunun bir sıkıntısının olmadığını beyan etmişler zaten. Ama ve lakin işte bazıları da bu konuda kendilerince karşı çıkmak istiyorlar. Ama Hanefi fakihlerinden Molla Ali'l Kari buyuruyor ki, 11 aya nispetle Recep ayının bazı faziletleri olduğunu kimse inkar edemez. Ben bütün hadislere inceledim. Recep ayının diğer aylara fazileti kesindir. Recep ayından dolayı fazla sevap alacağından da şüphe yoktur. Ehli sünnetin cumhur dileması ittifak etmiştir ki, zayıf hadislerle faziletli ameller bölümünde amel etmek caizdir. Regaib namazına gelince, bazı alimler dediler ki, bu namaz ile ilgili hadis mevzudur.
Asla bu namazın uydurma, yani mevzu denilemez. Ben bu hadisi İbnül Esir'in Camiül Usul kitabında buldum. Ve ayrıca İmam Razi'nin sahih hadisleri topladığı eserinde de zikrettiği son nokta söylersem, bu hadis mevzu değildir, zayıf hadistir. Ve Osmanlı devrinde de Bursalı hemşerimiz olan Molla Fenari, Regaib gecesi hakkında olumlu fetva vermiştir.
Malum, Molla Fenari'yi Bursa'da bilmeyen, tanımayan yoktur. Bizim derviş kardeşler giderler, ziyaret ederler. Allah ziyaretlerini makbul eylesin. Mahallede var değil mi? Molla Fenari diye Bursa'da. O yüzden o mübarek zat da, Regaib gecesini bu noktada kabul edenlerden. Evet, bu üç aylar ve Regaib gecesi ile alakalı, Tebarani'de, Ahmet bin Hanbel'de, Beyhaki'de geçen hadis-i şerif şöyle, Allah'ım Receb ve Şaban'ı bize mübarek eyle ve bizi Ramazan'a kavuştur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, üç aylar gireceği zaman, Receb ayında böyle bir dua edermiş. Böyle bir dua edince de, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Receb, Şaban ve Ramazan aylarının ehemmiyetini, kıymetini beyan etmiş ve bu üç ayları dua ile başlamış. Demek ki dua etmek, Ya Rabbi bizleri, Receb ve Şaban'ı bize mübarek eyle, bizi Ramazan'a kavuştur demek, böyle dua ile başlamak, sünneti seniye oluyor. Ki dua malum, hem niyet olmuş oluyor. Biz üç aylere girerken de, bu hadis-i şerife göre, niyet etmiş oluyoruz. Niyetimiz ne? Ya Rabbi, Receb ve Şaban'ı bize mübarek eyle. Ramazan'ı da bize kavuştur. Ve sonunda da biz, af edilmiş, Allah'ın cemaline vuslat edilmiş bir halde, bayram etmeyi nasip eyle.
E tabi bu normalde duayla hazırlık başlar Müslümanlarda ve Müslümanlar bu duayla, niyetle üç aylara hazırlıklara başlarlar ve ardından da büyük bir aşkla, büyük bir muhabbetle Allah'a yöneliş başlar. Bu Allah'a yöneliş de malum işte tövbedir, zikrullahtır, Kur'an'dır, namazdır, nafilelerle Allah'a yaklaşmadır. Ve yine başka bir hadis-i şerifte de, Receb Allah'ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ümmetimin ayıdır. Allah Resulü buyurarak da, bu üç ayların, ehemmiyetinin kıymetini, üç ayların mübarek olduğunu, bizlere beyan eder. Ve bu üç ayların içerisinde, en önemli olan, Receb ayıdır, hepsi de önemli, ama Receb ayının içindeyiz, en önemli, ben bunu böyle bir, eee, uruç olarak görürüm.
Biz regaiple, inşallah, regaiple başlayan, bu, mübarek aylarda, kendimizi temizleme, kendimizi dizayn etme, düzenleme, ardından çünkü müjde gelecek, ardından müjdene, miraç. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, o karanlık günlerinde, o böyle baskının, problemin, zulmün arttığı günlerde, ve yalnızlığı, belki de, tabiri caizse, en acı bir şekilde, yaşadığı zamanlarda, çünkü, Hatice'si vefat etmiş, ve Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, tabiri caizse, zahir manada, yapayalnız,
ve o haldeyken, ve o hüzün günlerinde, Allah, Celle Celaluhu, tabiri caizse, hüzünlenme, üzülme, Allah, seninledir deyip, ona miracı, yaşatmıştır. bu karanlık tabloyu, çizdim, bu karanlık tablonun ardından, muhakkak ki, mirac gelecektir. Ve, üç ayların içerisinde, malum, Recep'in, 27. gecesidir, mirac kandilidir, peki, 27. gece, Ramazan'ın da, 27. gecesi nedir?
Kadir gecesidir. Demek ki, Ramazan, mirac, Recep ayının, 27'siyle, Ramazan'ın, 27'nin, 27'nin arasında, manevi bir bağ vardır. O yüzden, 27, mirac kandili de, Recep ayının içindedir. Demek ki, Recep ayı, kendi içerisinde, iki mübarek, gece saklar. Birisi, regaib gecesidir, birisi de, mirac gecesidir. Ve, regaible, miraç, tabiri caizse, birbirinin, ardı sıra gelir. Ve, o, karanlığın içerisinde, regaib, bir nefestir, bir aydınlıktır. O, regaib, kurtuluşa, müjdedir. Ve, o, regaibin ardından, miraç gelir ki, Hz. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. anlayıştan, akıldan, hesaptan, kitaptan uzak, Allah'la, baş başa, göz göze, diz dize, tabiri caizse, dil dile, gönül gönüle, görüştüğü bir, andır.
Ben, asla, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, Allah'ı, görmedi, sözüne itibar etmiyorum. ben, bu konuda, Hz. Abbas'ın, naklini itibar ediyorum. Hz. Abbas diyor ki, Resulullah, Allah'ı, hem gözüyle, hem kalbiyle, gördü, diyor. O yüzden, bunu, miraçta, daha teferratlı, Cenab-ı Hak nasip ederse, inşallah, anlatacağız. Recep ayı, içinde, miracı da, barındıran bir ay. O yüzden, mübarek bir ay, faziletli bir ay. Ve, Şaban'ın ve Ramazan'ın, müjdecisi bir ay. Rabbim, inşallah, o günleri de bizlere, yaşasın. Recep ayında, bir gün ve gece vardır ki, kim o günü, oruçlu geçirir, ve gecesini, ibadetle ihya ederse, Allah ona, yüz yıl, oruç tutmuş gibi, sevap yazar.
Beyhakiden bu hadislerim. İşte, Allah'u alem, biz, hani, bu noktada, hüsnü zam besleyip, o günün, regaip kandilinin günü olduğunu düşünüyoruz. Recep ayının içerisinde. Ya da, bu müjdeye nail olmak için, Miraç gündüzü de olabilir. Çünkü, Recep ayının içerisinde, iki mübarek gün var. Bir, regaip kandili, iki, Miraç kandili. Miraç kandili de, herhalde pazara denk geliyor. Ayın kaçı? Yirmi altı, Ocak. Yirmi altı Ocak, pazar günü de, Miraç kandili. İnşallah buradayız, Allah'ın izinine. O günde oruç tutacağız. O günde burada iftar edeceğiz. Pazar günü, tek gün oruç tutulmaz, kafirlerin bayramıdır, pazar günü.
Cumartesi de, kafirlerin bayramıdır. Cumartesi, pazar, kafirlerin bayramıdır. Cumartesi, Yahudilerin bayram günüdür. Pazar günü de, Hristiyanların bayram günüdür. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, yani sizin tatilleriniz de, cumartesi pazardır. Yani Müslümanlar, beşinci sınıf insandır. Önemli olan, Yahudi topluluğu, ve Hristiyan topluluğudur. Biz, Yahudilere ve Hristiyanlara, uymaya çalışırız. O yüzden, tatil günlerimiz, bizim, cumartesi ve pazardır. Cuma günleri, Cuma'ya gitmek için, parende atarsınız. Zorluk çekersiniz. Ama asla, neden Cuma günü, tatil olmuyor diye, siz bir başkaldırıda bulunamazsınız. İstikte bulunamazsınız. Ama, Cumartesi, pazar, tatil olur.
Yahudilerin ve Hristiyanların, daha rahat ibadet etmeleri, bayramlarını bayram gibi, kutlamaları için, kiliselerinde, havralarında toplanıp, ayin yapmaları için, Cumartesi, pazar, tatil olmuştur ülkemizde. Cuma günü de mesai vardır. Sizin Cuma namazını, gitmenizi önlemek için. Hele siz, Cuma'ya giderseniz, o zaman bilin ki, ülkeyi siz, şey, ne o, İslami bir, kuruma, kurula doğru götürmekten, yargılanabilirsiniz. Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı gelmekten, yargılanabilirsiniz. Mehmet Emin hemen başını eğdi, eyvah dedi, geliyor tehlikeli sohbet herhalde. Mehmet Emin gelirse, hiç, ama onu, baraj tutmayız, füze atılacaksa atarız. Ne yapalım, seninle peşimden koşturacaksın. Ben tehlikeli bir, eee, daireye geçince, Mehmet Emin hemen rengi değişiyor.
Biraz pembeleşiyor. Diyor ki, eyvah gene gidiyor diyor, bir taraflara. Ne yapalım Mehmet Emin? biz alışmamışız, biz alışmamışız böyle ensemizden dilimizi çekmeye. Allah çektirmesin inşallah. O yüzden normalde pazar günü, hani, Miraç kandili, ben size şunu, diliyorum, rica ediyorum. Biz o pazar günü, inşallah, Miraç'ımızı, Miraç gibi yaşayalım. Nerede ne varsa toplanalım, gelelim. İnşallah. Bak, deli miyiz diye demiyorum, söz mü? İnşallah. Şimdi bunu da alacaklar, ve ne o, sosyal medyada, diyecekler ki, aha bir de deli tarikatı bulduk. Yok bunlar deli mi? Al. Bir de yazmış birisi bana. Hocam, gerçekten deli misiniz? Akıllı görüyor musun ben dedim. Hayır dedi.
Ne ama soruyorsun o zaman? Ben açık açık diyorum, kendince aklını ilah edinen, içimizde durmasın. Varsa aklını ilah edinen, alsın dersine gitsin. Allah Allah. Biz bu noktada, aklını ilah edinmeyenlerdeniz. Aklını ilah edinen bir kimse, aklını ilah edinmeyeni deli görür. Evet. Bizim de deliliğimizden bir rahatsızlığımız yok. Rabbim beni, Allah delilleriyle beraber eylesin. Evet. Bu normalde, yine hadis-i şerifte, kim haram aylarda, Recep dahil buna. üç gün oruç tutarsa, Allah onun için, bir yıllık ibadet sevabı yazar der. Demek ki biz, Recep ayında da bol bol oruç tutacağız. Fakat işte, bir hadis-i şerif daha var.
Bunu geçen derslerde de okudum. Yine okuyacağım. Hatta, bazıları bana yazmışlar, bu hadisi biz bulamadık. Ben de, diyorum, araştırın, İbn-i Mace'de geçiyor, Beyhaki'de geçiyor. Tabii bu hadis, Güneytül Talibin'de de geçiyor. Onlar, araştırmacı değil ya, benim tezgaha gireceğimi zannediyor. Hani ben desem ki, Güneytül Talibin'de geçiyor. Güneytül Talibin malum, Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin kitabı, yani onu, koysam, delil olarak la edecek. Halbuki Geylan Hazretleri, hani, hadis olmayan bir şeyi, hadis olarak alacak bir kimse değil. E şimdi öyle olunca, evet, bu hadis-i şerif, dinliyorlar beni can kulağıyla, beni sevmeseler bile dinliyorlar.
Neden dinliyorlar biliyor musunuz? Benim burada bir açığımı yakalayıp, sosyal medyada linç etmek için dinliyorlar. Açığımı yakalayacaklar benim. Bak, burada işte, ne o, hadis olmayanı hadis diye nakletti diyecekler. Ben onları seviyorum. Bazen arkadaşlar üzülüyorlar, işte sosyal medyada şöyle dediler, böyle dediler diye. Ben üzülmüyorum, şundan dolayı üzülmüyorum. Bu insanlık, heva ve hevesine ilah edilmiş, Adem'den beri kafirler, peygamberlere düşman mı? Düşman, kitaplarına düşman mı? Düşman, Adem'den beri Allah dostlarına düşman mı bunlar? Düşman, müminlere düşman mı bunlar? Düşman, ya Adem'den beri böyle süre gelmiş bu.
Bir tarafta gerçek manada iman edip, imanlarını yaşamaya çalışanlar, bir tarafta da kafirler. İnsanlar iki gruptur. Bir inananlar, iki kafirler. Ortası yoktur. Bakın, ortası yoktur. Ya iman etmişsindir, ya etmemişsindir. İkisinden beri. İman ettiysen, İslam isen, Kur'an'a, sünnete imamların iştahına tabi olacaksın. Ayet-i kerime, Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiblerine itaat edin. İman ettiysen, üç tane itaat edeceğin yer var. Bir, Allah, Allah'a itaat etmek ne? Kur'an'a tabi olmak. İki, Resulüne itaat et. Resulüne diyor, Resullerine demiyor. Resulüne, son Resul kim? Muhammed-i Mustafa. Ona itaat edeceksin.
Bu itaat ne? Sünnet-i Seniye'ye tabi olma. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bizden olan, bizden. Bizden olan ne? Kur'an ve sünneti kendine ölçü etmiş. Kur'an ve sünnete tabi olmuş kimse. Bu kim? Benim için imamlar. İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli, Akayit'te İmam-ı Maturidi, İmam-ı Eşari. Bu bizden olan imamlar. Ha siyasetçi, benden olan bir siyasetçi görmüyorum ben. Dünya üzerinde Kur'an ve sünnet-i Seniye'ye tam tabi olan, Kur'an ve sünnet-i Seniye'yi uygulamaya çalışan, ve uygulatan bir siyasetçi tanımıyorum. O yüzden de bizden olan bir siyasi otoritede benim neznimde yok. Yıllardan beri söylerim bunu.
Korkum, çekintim de yok. O yüzden hiçbir siyasi otoriteye bağlı değilim. Hiçbir siyasi otoriteyle bir bağım yok. Hiçbir siyasi partiyle de bir bağım yok. Hiçbir siyasi partinin arka bahçesi, ön bahçesi değilim. Elemanı da değilim. Doğru söylediniz efendim deyip, alkışlayacak ahmak da değilim, aptal da değilim. Dinimi satamam. İmanımı satamam. 38 yıldır böyleyim. Kabul eden, başımın tacıdır. Kabul etmeyen, çekemeyen de neresine anten takarsa taksın, öyle çekmiyor çünkü. Çektirmeye çalışsın. Umrumda da değil. Zerrece de umrumda değil. Zerrece bakın.
Hiçbir siyasi ekolle işim yok. Ben devletimi, milletimi seven bir insanım. Milliyetçi bir insanım. Irkçı değilim. Benim için din, Kur'an ve sünnet. Benim siyasetim de vatan ve millet. İş düşerse, yaşıma bakmam, saçımın, sakalımın beyazlığına da bakmam. Devlet derse ki vatan savunması var. En önde gitmeye de hazırım. Eyvallah. Vatanıma, milletime göz dikecek olan, yan bakacak olanın, gözünü çıkarmakla kalmam. Kafasını koparır, koltuğunun altına verir. Nereye gidecekse gider. Bu konuda da hiç yavaşım yok. Ama vatanın, milleti, vatanın, milletin parasını, pulunu da peşkeş çekenlere göz yumacak değilim. Bu adaletsizliğe de göz yumacak değilim.
O yüzden o partiden, bu partiden, bu siyasetçiden, bundan, ondan, bundan korkacak bir kimse de değilim. Yılcak bir insan da değilim. O yüzden üç kuruşluk selefi vahabilere, üç kuruşluk hadis inkarcılarına, üç kuruşluk Kur'an inkarcılarına, üç kuruşluk dünya menfaatine, kendisine satıp satanlara, üç kuruşluk dünya menfaati için, makamı için, dinini, imanını peşkeş çekenlere göz yumacak da değilim. Evet, hadis-i şerif şu, Recep büyük bir aydır, Allah o ayda sevapları katlar. Kim Recep ayında bir gün oruç tutarsa, bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim yedi gün tutarsa, ona cehennem kapıları kapatılır. Kim sekiz gün tutarsa, ona sekiz cennet kapısı açılır. Kim on gün tutarsa, Allah'tan ne dilerse, mutlaka Allah ona verir.
Kim de on beş gün tutarsa, gökte bir münadi şöyle seslenir, Geçmiş günahların bağışlanmıştır. Haydi, amele yeniden başla. Kim daha çok oruç tutarsa, Allah ona daha çok sevap verir, buyrulmuştur. E bu hadis-i şerif, sonuç itibariyle, bütün hadis kitaplarında, özellikle söyledim, vardır. İnşallah oradan bakanlar da, bunu bulabilirler. Aslında hadis daha da uzun da, ben buraya konumuzla alakalı olanı aldım. Yine beş gece vardı ki, o gecelerde yapılan dualar geri çevrilmez. Regaib gecesi, verat gecesi, cuma gecesi, Ramazan bayramı gecesi, ve kurban bayramı gecesi. Evet, bu normalde hadis-i şeriflerin, beyanıyla, bizler, bu regaib gecesini, kutlamaya devam edeceğiz.
Ömrüm vefa ettiği müddetçe, toplanacağız. Hep beraber iftar edeceğiz. Hep beraber yine sohbet edeceğiz. Belki de aynı konuları, defalarca işleyeceğiz. Evet, çünkü yeni bir hadis-i şerif, irad edemeyeceğimize göre, yeni bir ölçü de koyamayacağımıza göre, o her sene, belki de siz, hemen hemen, sohbetin aynısıymış gibi görünen, sohbetleri dinleyeceğiz. Dinleyeceğiz. Biz hep beraber burada toplanacağız. Ve regaib gecesini, inşallah, kutlamaya, yaşamaya, idrak etmeye, devam edeceğiz. Yine deylemiden bir hadis-i şerif, Recep ayında, Allah-u Teala'yı çok istiğfar edin, yani tövbe edin. Çünkü, Allah-u Teala'nın, Recep ayının, her vaktinde, cehennemden azat ettiği kulları vardır.
Ayrıca, cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Recep ayında, oruç tutanlar girer, buyrulmuştur. O yüzden biz, Recep ayını, bol bol oruç tutaraktan, bol bol zikrederekten, bol bol tövbe ederekten, nafile namazlar kılaraktan, ve hayır hasenet, ederekten, küslerimizi barıştıraraktan, sevmediklerimizi severekten, aile merfumunu koruyaraktan, bunu özellikle söylüyorum, aile merfumunu koruyaraktan, anne ve babalar, birbirlerine toleranslı davranaraktan, eşlerin birbirine toleranslı davranaraktan, çocuklarımızın, ve anne ve babalarımızın,
birbirlerine toleranslı davranaraktan, aile merfumunu dağıtmadan, aile merfumunu koruyaraktan, inşallah hayatımızda devam ettireceğiz. Ve çocuklarımıza, bu dinimizin emrettiği, kural ve kaideleri, anlataraktan, onlara idrak ettireceğiz, inşallah, ve severek, muhabbet ederekten de, üç aylarımızı yaşatacağız. Yine Tirmizi, Ahmet bin Hanbel'den, hadisi kutsiyle, sohbetime son vereceğim, inşallah. Ey Ademoğlu, sen bana dua ettiğin, ve benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar, ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan, seni bağışlarım. Ey Ademoğlu, günahların gökyüzünü, kaplayacak kadar çok olsa, sonra da benden affını dilesen, seni affederim.
Ey Ademoğlu, sen yeryüzünü dolduracak kadar, günahla karşıma gelsen, fakat bana hiçbir şeyi, ortak koşmamış olsan, şüphesiz ben de senin yeryüzü dolusu, bağışlar karşılarım. Bu hadisi kutsi gibi, daha hadisi kutsiler var. Bunlar hep böyle, ümit var eden hadisi şerifler. Bazen kardeşlerimiz, bazen ümmeti Muhammed, işlemiş olduğu günahlardan dolayı, ümitsizliğe düştükte, hatta bazı kardeşlerimiz, ben şöyle günah işledim, böyle günah işledim, yok o mübareğin yüzüne bakacak yüzüm yok, yok oraya gelecek benim yüzüm yok deyip,
şeytan onları aldatmakta. Şeytan onları kandırmakta. Şeytan onların gözlerini perdelemekte. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, bunu hep derslerimde, sohbetlerimde, yıllardır anlatırım. Ne günah işlediysen işledin. Tövbe kapısı kapanmamış. Allah var, tövbe et, dön geri. Ne yaptıysan yaptın. Yaptığını bana söyleme. Ben papaz değilim, bana söylerekten günah çıkartacaksın. Allah'a secde et, Allah'a yalvar. Allah'ın önünde diş çök. Muhakkak ki, ayeti kerimeyle sabit, kim Allah'a tövbe derse, onu affedecek olan bir Rabbisini bulur karşısında. Kim tövbe derse, Allah onun tövbesine karşılık verir ve onu affeder.
Hatta yine günah işlese, yine tövbe etse, Allah der ki, kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, affettim der. Yine günah işler. Biz kuluz, biz şaşarız. Şaşmadan da, göz göre göre, nefsimize uyar, günaha gireriz. Evet. Ama, ümidimizi kesmeyiz. Cenab-ı Hak, muhakkak ki, affedicidir. Muhakkak ki, tövbeleri kabul edicidir. O yüzden, derslerinizi çekmeye gayret edin. Ümit kapınız olsun. Her gün tövbe edin. Ümit kapınız olsun. Her gün Allah'ı zikredin. Ümit kapınız olsun. Her gün küçük de olsa bir hayır hasanet işleyin. Ümit kapınız olsun. Derviş kardeşlerinize, annelerinize, babalarınıza, çocuklarınıza, merhametli davranıp, tebessümlü olun.
Ümit kapınız olsun. Açı doyurun. Ümit kapınız olsun. Çıplağı giydirin. Ümit kapınız olsun. İnsanlara yardım elini uzatın. Ümit kapınız olsun. Asla hiç kimseye haksızlık yapmayın. Ümit kapınız olsun. Asla hiç kimseye zulmetmeyin. Ümit kapınız olsun. Sonucu ne olursa olsun, hakkı savunun ve hakkı savunanların yanında olun. Ümit kapınız olsun. Doğruların yanında olun. Ümit kapınız olsun. İyyâ kenabüdü ve iyâ kenesta'in disturuna sımsıkı sabit durun. Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz. Bu distura, Fatiha'da söylediniz, bu distura sımsıkı yapışın. Ve bilin ki, Allah, müminlerin velisidir.
Allah inananların dostudur. Allah inananların yanındadır. Ve Allah inananları başarıya ulaştırır. Ve Allah inananları menziline kavuşturur. Buna inanın. Dine maddesel bakmayın. Kendi nefsimiz ve topluluğumuz için söylüyorum. Buraya dünyevi bakmayın. Bu topluluğa dünyevi olarak yaklaşmayın. Bu topluluğun sizin paranızda, pulunuzda, makamında, mevkisinde gözü yok. Bu topluluk sizden bir şey istemeyecek, andırmayacak da. O yüzden burası dünyevi bir yer değil. Burası uhrevi bir yer.
Ve burayı dünyayı karıştırmayın. Size vasiyetim, 64 yaşındayım artık. İstahabatimi doldurdum. Çünkü 63'te vefat etmiş. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. 63'ten sonra bazı veliler demişler ki, yaşayanlar haddi aştık demişler. Temennim ve vasiyetim şu. Yolun ölçü ve kaidelerini bozmadan, ben öldükten sonra da yola devam etmenizi istiyorum.
İçinizde parayı koymadan, makamı koymadan, mevkiyi koymadan, içinizde ben şu olacağım, bu olacağım, ben şu olmam lazım demeden, bu yola sahip çıkmanızı isterim. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri hep böyle dile getirmişti. Cafer, Adnan, Hüseyin, oğlum onların nakipliklerini verelim, bir tören yapalım, yapalım efendim.
İnşallah geldiğinizde yapalım. Hatta birkaç sefer de bana dedi, oğlum sen bir tören yap, onların nakipliklerini ver dedi. Bu ancak halifelerin yapabileceği bir şey. bana böyle diyor, ama hani cemaate de, sen şeyhsin, sen halifesin diye de açıklamıyor. Ben de tabii bu şartlarda, efendim siz böyle tatlı bir şekilde, siz geldiğinizde yapalım efendim, tamam geldiğimde yapalım diyor. Son nokta bu oluyor. Böyle böyle geçti seneler. Cafer'e diyorum ki ben, Cafer, bak benim üzerimde büyük bu. Yani bu töreni yapalım. Bak üçünüzün nakipliğini, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi verdi. Ama bir tören yapılmadı. Yapalım bunu. Cafer'in sözü şu, efendim aramıza makam girmesin.
Benim böyle bir şeyde, gözüm yok. Ama siz bilirsiniz. Tabii. Gene lafı olunca, tekrar söylüyor. Efendim böyle iyiyiz, araya makam girmesin. Ama siz bilirsiniz. Öyle diye de en son törene kadar geldik. Şimdi, herkes işte, nakiplik icazet alayım, yok nikabalık icazet alayım, yok halifelik icazet alayım. Hatta İtalya'dan, Arnavutluk'tan, Almanya'dan, hatta Türkiye'den de, onunla sona, birisi tatlı tatlı tebessim ediyor. Hatta Türkiye'den de, bazı kardeşler, böyle arkadaşlar, öyle söyleyeyim. İşte bize bir şeyhlik icazeti var derken, veyahut da işte, bak, böyle böyle, ben Almanya'da yaşıyorum, işte, icazet verecekseniz, gelelim, tabi olalım filan, elinizi öpelim, böyle bir küstahlık da var.
hani gel, sana şeyhlik vereceğim, hazır ya burada, gelecek arkadaş Almanya'dan, işte Hollanda'dan, nereden, bir de İtalya'dan, bir tane Arnavutluk'tan, hatta Kanada'dan, şimdi o icazet törenlerini görüyorlar ya, görünce de, aha diyorlar, burada bir maden bulduk biz, hani, bu da diyorlar böyle, kendilerince, yani, deli dembelek görüyorlar herhalde, hani işte, gitsek, ondan sonra, hatta birisi böyle, işte, dergahınıza ne yardım yapılacaksa da, hani uygun bir dille söylüyor, hani, para, ben de diyorum, orada bir dergahınız varsa,
ne yardım edilecekse, biz gelelim yardım edelim, parayla işimiz yok, ondan sonra, tabi böyle, herkesin makam peşinde koştururken, bizim kardeşler de, Cafer'dir, Adnan'dır, Hüseyin'dir, hiç o taraftan dem vurdukları yok, ondan sonra, gönlüm şunu arzu eder, ben öldükten sonra da, aranıza makam girmesin, birileri çıkıp, diyecektir, benim şeyh olmam lazım, benim şunu olmam lazım, hatta, Şeyh Efendi'nden sonra görüldü, bana rüyamda Şeyh Efendi, şunu verdi, tabi bir de bunlar çıktı, Şeyh Efendi'den sonra, ondan sonra, böyle şeyler de inşallah çıkmaz,
ve bu topluluk, selametli bir şekilde, inşallah, muhakkak ki, Cenab-ı Hak boş bırakmayacak, içinizden, içimizden birisini, Cenab-ı Hak vazifelendirecek, o vazifelenen kimse de, bu vazifeyi, devam ettirecek, götürecek, inşallah, ve temennim o, vasiyetim de o, nefsimize uymadan, heva ve hevesimize uymadan, yolumuza devam ettirmek, çünkü, Mehdi, âlâ, Resul çıktığında, ancak, ilk etrafta, samimi, sufiler, ona tabi olacak, samimi, sufiler, diğerleri, maneviyatları, olmadığından dolayı, inkar edecek, samimi, sufiler, rüyalarında görecekler,
hallerinde görecekler, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. ve diğer peygamberler, ve sahabeler, ve pir efendiler, ve büyük mürşitler, onun mehdi olduğunu, rüyalarda, manevi hallerde, ilan edecekler, ve samimi sufiler, o zuhur ettiği anda, onu görecekler, hatta, zuhur etmezden önce görecekler, alınan işaret bu, verilen işaret bu, o yüzden, bu fakir görür görmez, bu fakir görür görmez, ama size nasihatim, sufiliğinize devam etmeniz, samimiyetinizi kaybetmemeniz, samimiyetinizi kaybetmemeniz, ihlasınızı kaybetmemeniz,
birbirinize düşmemeniz, birbirinizi kıyaslığa eleştirmemeniz, birbirinize destek olmanız, birbirinizin koluna girmenizi, diliyorum, ve, diliyorum ki, bütün şehirler, kasabalar, kardeşler, bu aşkla, bu muhabbetle, Allah'ın izniyle, son nefeslerini, verecekler, ve, ümit ediyorum, inanıyorum buna, biz, hiçbir gölgenin bulunmadığı, o mahşer yerinde, fi sebilillah, birbirlerini sevenler, fi sebilillah, toplandıklarında, Allah'ı Allah olduğu için, zikredenler olarak, o gölgenin altında, gölgeleneceğimize inanıyorum, haklarınızı helal edin,
bizden yana da helal olsun, Cenab-ı Hak cümlemizi, bir ve beraber eylesin, ben yine saat almadım, kaç dakika konuştum da bilmiyorum, sürçülisan ettiysem, sizi yorduysam, hakkınızı helal edin, inşallah, komple topluluk olarak, Miraç gecesinde, buluşmak ümidiyle, birazdan inşallah, sema ve zikirde, inşallah, toplanacağız, selamun aleyküm, aleyküm,
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.