Nefis Meratibleri ve Nefsin Halleri (Saatçi Ali Efendi Konağı)-01.05.2018
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Mayıs 2018 · 1:53:26
Selamün aleyküm, Allah gecenizi reylesin, inşâAllah. Namak'ın yüzünüzü reylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü reylesin, inşâAllah. Burada 780. beylikten inşâAllah, tabi 780'de dururken de nefisle alakalı geniş bir izahat. O yüzden bunu da söylemiştim, Allah izin verirse inşâAllah, bir dahaki aya geldiğimizde nefisle alakalı, uzun bir izahat aracılırdı.
Çünkü nefsi muhakkak olarak o kara suya pınar bildir. O yonturmuş put, kara say gibidir. Put yapan nefis, anayolda bir pınardır. Bir taş parçası yüz tesliği kırır ama bunlar suyu durmadan kaynar. Put kırmak kolay, gayet kolaydır. Fakat nefsi kolay görmek cahilliktir. Ey oğul, nefsin misal ve suretini istersen, yedi kapılı cehennemin kıssasını oku ol. Bunu ders yaptık, ardından 780. beytte kalmıştık. Nefsin her anda, her anda hilesi var. Eğer hilesin her hilesinde yüzlerce firavun, firavuna uyanlarla boğulmuş. Diye 780. beytten devam edeceğiz inşâAllah. Nefsin her anda hilesi var. Burada nefsin her anda hilesi var deyince, normalde bu nefis bize hileler kuran, bizim başımıza işler açan nefis manasında.
Geçen derste, geçen ay ki sohbette malum, nefsin hangi manalarda kullanıldığıyla alakalı ders yapmıştık. Ruh manasında, kalp manasında, beden birey manasında, bir şeyin bütünlüğü manasında, kötülükleri emreden manasında diye bunları normalde kendi kendimize ders yapmıştık. Şimdi bu akşam da normalde sufiler nefse nasıl bakmışlar, nefsin meratitleri ne, nefisten kasıt ne, maksat ne? İnşâAllah bundanla alakalı biraz böyle teknik gibi olacak, canımız sıkılır ama biraz geniş bir izahat lazım. Bu biraz böyle hem ayetler hem de dilimizden döndüğünce, inşâAllah aklımıza geldiğince hadislerle bu meseleyi anlatmaya çalışacağız. Tabi Kur'an-ı Kerim'den geçen ay, nefisin, nefis geçen ayet-i kerimelere bakarak da, o ayet-i kerimeler ışığında nefsin manasını, hangi noktada kullanıldığını söylemiştik.
Mutasavuklular, yani sufiler, nefsi hangi manada kullanmışlar? Bu sene, bu günde biz bu noktadan meseleye bakacağız. Yani nefis dediklerinde ne demişler, ne anlamışlar, ne söylemişler. Tabi bunu normalde bakarken bunu, Abdülhamdan Neşabi'nin bir eseri var. Bu normalde süreni değil ama Neşabi bu. Orada insan vücudu ve nefisle alakalı geniş bir izahat alabilirsiniz eğer o esere bakarsınız. Çok yıllar önce, o normalde öyle bir şey elimize geçti, o kitap duruyor mu durmuyor mu bilmiyorum da. Oradaki bir bölünlemişler oradan. O tabi sufiler genelde bunu kabullenmişler. O kabullenilen bölünmeyi veyahut da manalar açıklamaya çalışacağız.
Bu noktada nefsi dörde ayırmışlar, sufiler. Bu nefsi tabi. Bu insan vücudunun parçalarını bir arada tutan ve birbirinden ayırılmasına engel olan kuvvet. Buna biz tabi nefis diyoruz. Bu vücudu bir arada tutan tabi nefis. İkincisi nefs-i nebati. Bu insanın bedenen büyümesi, beslenmesi ve gelişmesini sağlayan bitkisel kuvvet.
Bunların hepsi de bir kuvvet, bir kuvvet vücudunun üzerinden. Üçüncüsü nefsi hayvanet. İnsanın iradesiyle his ve hareket etmelerini sağlayan bir kuvvet vücudur. Zahiri ve batınlı bütün düğü organlarının hepsi bu kuvvetin hizmetçileri durumundadır. Görme, iş etme, dokunma, tatma, şehret. Bunların hepsi de nedir? Nefsi hayvanıdır. Bu insanın üzerinde normalde tecelli eder. Bunların hepsi de fıtridir. Hani geçen dersi takip ettiyseniz mesela insanda nefis aynı zamanda can hükmündedir dedi. Anne karnında uyur. Aynı şey can hükmünde. Ruh çeker gider ama bedenin üzerindeki can hükmünde nefis durur.
Siz uyurken ruh denilen nefsin ayrı bir yüzü olarak görelim onu. O ruhu bırakır terk eder gider ama can devam eder. Vücudun çalışmasına sağlar. Nefsi hayvani çalışmaya devam eder. Nefsi tabi çalışmaya devam eder. Nefsi nebati vücutta çalışmaya devam eder. Bunlar vücudu ne yapar? Devam eder. Onlar vücutta kalıp bunların hepsinin de yok olduğu, vücudu terk ettiği an ölümdür. Ruh bu vücutla olan bağını keser. Ruh vücutla olan bağını kesince bir daha tekrar geriye dönmezse ölüm gerçekleşir. Ölüm ruhun bedeni tamamiyetle terk etmesidir. Geri dönmemesidir. Bu nefsi tabi, nefsi nebati, nefsi hayvani hepsi de bu bedenle beraber yok olur gider. Hiçbir işe yaramaz.
Dördüncüsü nefsi insani. Bu nefsi insani dediğimizde hani nefsi natıka derler ya eskiler. Konuşan nefis. Natıka konuşmak demektir. Nefsi natıka konuşan kimse. Hayvandan ayırdı. Yani bu ruh ve maddi birleşiminden oluşan bu soyut bir cevherdir. Bedene hakim güç olan insani nefis, hayvani nefsin destek ve yardımıyla vücut organları üzerinde etkinlik kurar.
İnsani nefis, hayvani nefse üstün geldiği sürece insan kemal sahibi, olgun bir kişi olur. Sufilere göre ana amaç ilk üç tür nefsin egemenliğinden kurtularak onları denetim altına alıp ruh adı verilen bu nefse yani insani nefsin özgürlüğünü sağlamaktır. İnsani nefsin özgürlüğünü sağlamak, insani nefse ulaşmak, nefsi bu noktada adeviye ve kamile noktasına getirmek.
Nefsi ademiye ve kamile noktasına getirmektir amaç. Sufilin amacı da bulur. İnsana nefis terbiyesi vermektir. İnsanın nefsini terbiye ederekten insanın en azından ayet-i kerimede beyan edilen ey nefis Rabbine mutmain olarak dön halini getirmektir. Sufiliğin amaçlarından birisi budur. Sufi, sufi, dördüncü makam olarak kabul edilen mutmain olmuş nefse ulaşmak. Ulaşmak bu tabi işin bir kısmı ama en azından o hale ermek için uğraşır, gidilir, çabalar. Hayvani nefisi baskı altına alarak da, onu terbiye ederek de, biz hayvani nefsi öldürmek yoktur bizde. Bu zaten akıl dışı, mantık dışı bir şeydir.
Nefisi öldürecek derler ya, nefis bu manada ölmez. O Cenab-ı Hakk'ın bize vermiş olduğu bir olgu, fıtri, fıtri olan bir şeyi siz öldüremezsiniz. Bunu söyleyen, kendilerini tarikat, sufi veya felsefi yapılamaların hepsinde hata yapıyorlar, yanlış yapıyorlar. Eksik öğretim içerisinde, Allah muhafaza eylesin. İşte nefsi bu manada, ademiyet halini, hani Adem'e ilk nefis ve ruh uflendiğinde ona bütün isimler de verildi.
Bütün isimlerin verilmesi onda bir ademiyet oluştu. Ademiyet deriz biz ona. Biz, Rabbim bize dönerken, ilk bize üflenen nefis noktasında dönmemiz gerekir. Ey nefis, Rabbine mutmain olarak dön. Yani mutmainliği kazan, kendini o hale getir. Ademiyet faslına kapı arala. Adem olmaya çalış. Senin asıl maksadın, amacın bu olması lazım. Bunun için de nefisle terbiyet. Nefse terbiyet. Nefisle mücadele gerekir. Nefisle mücadele etmezsen, nefsini ademiyet dediğimiz veyahut da nefsi kamile, nefs-i sâfiye dediğimiz noktaya getirmek. Çünkü nefsin bu manada, sufiler bunu böyle nitelendirmişler.
Bazıları nefsi dört kademeye almış, bazıları üç kademeye almış, bazıları yedi kademeye almış. O yüzden normalde üç kademe alanlar olmuş. Emhara, Leyva, Memüj, Mümer demişler. Bir kısmı dört kademe almış. Emhara, Leyva, Memüj, Mümer ondan sonra mutmainle demiş. Bir kısmı beş almış. Böyle değişik öğretiler var. Ama umum olarak sufilerin büyük bir çoğunluğu nefsi yedi kategoride almışlar. Emhara, Leyva, Memüj, Memüj, Mümer, Mutmainle, Radiye, Mardiye, Safiye veya kimisi kamile der, kimisi zekiye der. Bunun isim olarak farklı tabirler vardır. Ama nefsi biz, buradaki amaç nefsi en yüksek derecede olan işte Safiye makamında geri dönülmesi istenir. Çünkü ademiyetin saf halidir. İnsanlar o saf hale ulaşıncaya kadar mücadele etmekle emrolunmuştur.
Asıl gaye maksat budur. Dinin de asıl gayesi maksadı budur. İnsanların nefislerini terbiye edip insanları kamil bir noktada yürümeseler. Neden? Nefis terbiye oldukça, safileştikçe o kimsenin üzerinde Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tezahürleri görülür. O bir ayna haline gelir. O ayna haline gelince Allah'ın sıfatları onun üzerinde parlak bir şekilde tecelli eder. Ve o kimse hani yeryüzünde Allah'ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında, onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir. Haline ulaşmaktır. Yani o kimse görüldüğünde insanların aklına Allah gelmesi lazım. O kimse görüldüğünde vay lan ya gene bizden para isteyecek. Vay gene bize bir şey diyecek. Vay bize bağıracak, çağıracak şimdi.
Vay bize hakaret edecek. Ulan bizi görürse şimdi ya kıza, bizi gelirse döver. Bizi görürse bizden para ister. Bizi görürse şunu neden yapmadın der. Bizi görürse bunu neden yapmadın der. Bakın insanların birisini gördüğünde akıllarına gelen şeyler. Ama yok. O kimse görüldüğünde o kimsenin aklına Allah gelsin. Önemli olan bu. Şimdi doktoru görür, adamın aklına hastalık gelir aklına. Ya bir fırsatını bulsam da şuna bir hastalığımı bir sorsam da. Neden? Doktoru gördü. Doktor olduğunu biliyor çünkü. Ve avukatı gördü. Ya bir problemi vardı ona bir tanışsaydı. Avukatı gördü, hukuk haklarına geldi. Problemi var. İşte cefteti gördü, araba aktarlar geldi.
Adam der ki ya arabada bir sıkıntı vardı ya. Onu bir arada sorsaydın. Bak herkesin mesleği çıktı ortaya. Öyle değil mi? Yok. O kimsenin mesleğine mesleği çıkmayacak. O kimse gördüğünde adına, aklına o kimsenin Allah gelecek. Bu safiye makamına gelen bir kimse için geçerli. İşte normalde sufiler bu nefsin tezkiyesi. Bu normalde nefisle mücadeleyi de kendilerine bir yol olarak bulmuşlar. Tarikat ismi nefisle mücadele etmenin yolu kat edecek. Tarikatın manası bu. Ben tarikat lafzını çok kullanmak istemiyorum. Çünkü tarikat denilince oturmuş, yerleşmiş, kılık, kıyafet olan, değişik mülteyiz ve zükünler bulunan bir oluşum. Türkiye'de var olduğuna inanmıyorum.
Türkiye'de adı tarikat denilenler gerçekte tarikat değil. İster nakşi bence, ister kadiri, ister rufai, ister nevlevi. Onların oluşması için yer, zaman, mekan, ritüeller, özel kıyafetler, özel haller, durumlar, okul gibi. Bir özel okula gidiyorsunuz. Öyle değil mi? Özel okulun seçtiği bir kıyafet var. O özel okul yok. Kıyafeti zaten herkesin seçtiği kıyafetten seçmiyor. Sebep satacak çünkü o. Par kazanacak ona. Öyle değil mi? Evet. Gidiyorsunuz okul oynara, kıyafeti, ondan sonra ne defteri kitabı da oynara. Okul oynara, defteri kitabı, kıyafeti ki oynara olur mu? O oynara.
O okula girecekse o pantolonu veya o eteği veya o kazağı, o tişöptü almak zorundasın. Eşapmanını da alacaksın. Eşapmanını veriyor, tişöptünü veriyor, kazanı veriyor, pantolonunu veriyor, eteğini veriyor, her şeyini veriyor. Hepsini ondan alacaksın. Özel bir şey yapmış adam. Ne de bu kıyafet, defteri kitabı da oynar? Okul oynar, defteri kitabı da oynar. Evet, üç aşağı beş yukarı. Tarikat ne edince aklınızda bu gerçek. Ders programı var, kıyafeti var, belli bir yeri var, mekanı var, belli bir ders günleri var. Tarikat bu. Türkiye değil mi? İşte ama onların amacı, onların maksadı nefsi terbiye etmek. Şimdi, sufinin yolu, işi nefsi terbiye etmek. Nefsini, heva ve hevesini serbest bırakıp, nefsin heva ve hevesini, arzusuna göre yaşamak değil.
Şimdi, ehli sufi topluluklar, adam toplumanın derdine düşmüş ya, yani herkes istediği gibi orada nefsi at koşturabilir. Hiç kimse seslenmiyor. Bir terbiye yok. Sebep? Yani ne için yola çıktın? Nefis terbiyesi için çıktın. Ne için yola çıktın? Allah'ı bilmek için yola çıktın. Yoksa git, normalde namazını kıl, orucunu tut, işine devam et. Böyle bir derdin yoksa, bakın böyle bir derdin yoksa, ezan okundun, camiye git, camiden eve, evden camiye, hayatını devam et. Camiye, iş. O üçgen içerisinde git. Bu da yol mudur? Evet. Bakın yol mudur mu? Evet. Küçümsemiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Yoldur bu da. Adam kendince haramlardan uzaklıyor. Yaşayabilir diye kadar dinini yaşar, hayatına devam eder.
Bu kötülenecek bir yol değildir. Cenab-ı Hakk'ın kullarından istediği bunun biçim üstüdür. Bunun biçim üstüdür. O nedir? O da ki Allah'a koşun. Ben insanları ve cindileri, beni bilsin, nerede yarattım? İş farklılaştı. İşte bu yüzden normalde nefis ve cihad, nefisle mücadele, nefsi tezkiye etmek, terbiye etmek mantelitesi ortaya çıkan. Hac suresi ayet 78, Allah'ın rızası uğrunda gerektiği gibi cihad ediniz. Tevbe 41, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad ediniz. Enfal 72, iman edip hicret edenler ve Allah yolunda canları ve malları ile cihad edenler, ayetlerinden mücadelenin düşmana, şeytana ve nefse karşı yapılmış 3 mücadele örneği çıkar.
Mücadelenin 3 mücadelesi vardır. Bir, düşmanlarına karşıdır. Müminlere düşman olan, iman edenlere düşman olan Allah mücadele etmekle mükelleftir müminler. Başka bir ayet-i kerimede sizi diğerlerinizden, yurtlarınızdan sürüp götürmek isteyenlerle mücadele ediniz. Ayet-i kerimese de buna işaret edin. İkincisi, nefisle alakalıdır. İkincisi, şeytanla alakalıdır. Yani o zaman ne yaparız biz? Şeytana karşı mücadele ederiz. Çünkü şeytan bize vesvese verir. Şeytan bizi kötülüklere sevk eder. Üçüncü mücadele edeceğimiz şey, nefsimizdir. Ne yapar? Nefis de bize kötülüğü elde eder. Uzun bir Tebuk Savaşı ile alakalı sıkıntılar var ya, Tebuk Savaşı ile alakalı sıkıntılardan sonra normalde Müslümanlar'a Tebuk Savaşı büyük bir derstir.
Çok uzun bu mesele. Burayı aldım ama ben bu uzun meseleyi anlatmak istemiyorum. O normalde Ayet-i Kerim'de yemin olsun ki Allah peygamberin ve sıkıntılı zamanda peygambere tabi olan muhacirlerle Ensar'ın içlerinden bir takımın kalpleri kaymak üzereyken Tebuk Savaşı'nı kabul etti. Sonra da Tebuk Savaşı'nın sebebiyle bunları affetti. Şüphesiz ki Allah bunlara karşı çok şerkatli ve merhametlidir. Ve savaştan geri kalan o üç kişinin Tebuk Savaşı'nın de bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldiği, uğrularının son derece sıkıldığı ve Allah'ın cezasından kurtulmak için Allah'tan başka bir sığınak olmadığını anladıkları bir zamanda da Cenab-ı Hak onların tebuklarını kabul etti.
Meşhur ya o üç kişi. Normalde Tebuk Savaşı söylediğimde onlar üç kişi nefislerine uydular. Ne yaptılar? Bu üç kişi tam hurma toplanma zamanıydı. Çok sıcaktı. Gevşek davrandılar. Savaş'a askerler gitti. Bunlar gitmedi. Gevşek davrandılar. Nefislerine yenildiler. Mallarına düştüler. Tam hurma toplama zamanı. Biz hurma toplayacağız. Sormalıklarımız da çok dediler. Gevşek davrandılar. Dönüşte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in detayları koto uyguladı. Bunun üçüyle de bölüşmedi. Üçüyle de selamı sabahı kesti. Sahabeleri dedi ki sizler de selamı sabahı kesin. Onlar pişman oldular. Nefis ve şeytan onları bu mücadeleden geri bıraktı. Onlar tövbe ettiler. Tövbe ettikten sonra Cenab-ı Hak onların tövbelerini kabul etti.
Ayetle sabitlendi. Böyle ondan sonra da ne oldu? Onlar normal hayatlarına devam ettiler. Bununla alakalı hem ayet var, bu konuyla alakalı hem de hadisler var. İşte bu noktada tövbe ederse bir kimse nefisle mücadele eder. Gevşeklik gösterip geri döndü. Tövbe etti. Allah onu affetti. İşte nefisle mücadelenin başlangıcı bu. Diğer taraftan da o normali Bedir'den sonra da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sahabe bundan daha büyük bir savaş olur mu? Daha şedit bir savaş olur mu? Çok büyük bir savaş kazandı. Çok büyük bir abadreden geçti diye Ashab kendi arasında bunu konuşmaya başladı. Ki kolay bir savaş değildi. Yani Cenab-ı Hak Müslümanlar kafirlere baktığında Müslümanlara kafirleri az gösteriyordu.
Ama çoktular. Kafirler Müslümanlara baktığında çok az gösteriyordu. Ayet-i Kerbe'de diyor ki biz onları imtihan için böyle gösterdik. Ne zamana kadar? Ta ki bir köle esir edildi müşriklerden. Onu böyle konuşturmak için uğraştılar ama o konuşmalı. O konuşmayınca Hazreti Peygamber dahi bir kimse dedi ki birinde kaç deve kesiyorlardı? O dedi ki on deve kesiyorlardı. On deve kesiyorlardı deyince dedi ki bir deve yüz kişiye yemek on deve bin kişiye. Onlar bin kişi dedi. Hazreti Tabbas diyor ki Allah'ın Resulü böyle deyinceye kadar biz onları üç yüz, dört yüz kişiye zannediyorduk diyor. Onların bin kişi olduğu çıktı. Böyle büyük bir kanlı bir savaş oldu.
Yani normalde müşriklerden yirmi beş, otuz tane, kırk tane müşriklerin ele başı olanlardan oğlanlar öldürüldüler. Onlar cesetleri orada meydanda bırakıldı. Onlar böyle üç dört gün meydanda durdu cesetleri. Herkes kendi yaralarını topladı. Müşrikler çıktılar, gittiler. Allah Resulü'nden bir emir gelmedi. Huzisi müşriklerin o cesetleri ortaya savaş meydanına getirildi. Sıralandı. Bir gün, iki gün, üç gün durdu o müşriklerin o cesetleri. Sonra onların hepsi de kör bir Bedir kuyusuna atıldı. Yani suyu olmayan bir kuyu. Ondan sonra Allah Resulü gitti kuyunun başına. Ey otu be, şey be. Onlar da orada öldürüldü. O kuyudakilerin hepsine de aykırdı. Şimdi dedi, şimdi Allah'ın varlığına, mehline benim dedi, onun peygamberi oldu mu?
Gördünüz mü? Bu enteresan bir vakası. Şimdi dedi, şehadet ettiniz mi? Gördünüz mü? Ve ondan sonra Bedir'den dönülüyor artık. Galibi olarak sahabeler dediler ki yani bu kadar zorlukların altında bu kadar sıkıntının altında muhteşem bir savaş kazandı. Dedikleri anında dedi ki Gavze'den de nergen? Dedi ki küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz. Sahabeler dediler ki Ya Resulallah kim var karşımızda? Büyük cihat deyince o da dedi ki o da nefis mücadelesidir. Büyük cihat nefsimizle mücadeledir. Nefis mücadelesidir dedi. Çünkü nefisle mücadele etmeyen bir kimse cihat, cihat meydanına çıksa öldürülse şehit olmaz. Bunun örnekleri var. Mesela birisi çıktı tam ölümüze dedi.
Dediler ki şehit oluyor. Allah Resulü hayır dedi. Koştular, gördüler bunu. Buldular yaraların içerisinden. Kafasını kaldırdılar. sen niçin savaştın? O dedi ki bunlar gelir bizi vurmalıklarımıza sahip olurlar diye savaştın. Dedi. Öldü dediler Saddak Ya Resulallah. Birisi böyle şehit oldu dediler. Ona da koştular. O esnada hançerini karnının üzerine, kalbinin üzerine tuttu. Dedi ki ben böyle ölecek bir kimse miyim? Kendi kendine intihar etti. Hançerinin üzerine attı kendine. Bunu hançeri toprağa dayadı. kılıcına. Dedi ki ben böyle ölecek bir kimsenin. Yani böyle uydurup tam bir yer alalım tam böyle kalacak. Ben kahraman insanım. Eee? Benim kahramanla ölmem lazım. Hançerinin üzerine kendi kendine kart ettir.
Demek ki asıl cihad nefisle olan cihad. Nefisle cihad etmezse bir kimse savaş meydanında ölebilir ama şehit olmaz. Savaş meydanında ölebilir ama şehit olmaz. o. O yüzden Tirmize, Ahmet, Nusnet hepsinde geçiyor ki hakiki mücahit nefsine karşı mücadele edermez. Allah bizi nefsiyle mücadele edenler. E iman edenler size ne oldu size Allah yolunda cihada çıkın denildiği zaman yere çakılıp kaldınız. Ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı pek az bir şeydir. eğer Allah yolunda sefere çıkmazsanız sizi elen dolu bir azab ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir.
Siz ise ona hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şey hakkıyla gücü yetendir. Tevbe 38-39. ayetleri yalnız nefislerine koyup da cihad etmeyenlere bu noktada ne yapar? İkaz eder. O zaman sen normalde nefsinle mücadele edeceksin dünya hayatının güzelliklerine kendini kaptırmayacaksın. Dünya hayatının güzelliklerine kendini kaptırır nefisle mücadele etmezsen tehdit büyük. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri normalde bu noktada ashabına nefisle mücadele eder. Mesela ahlaki meselelerin hepsi de nefisle mücadelenin içerisine girer. Ahlaki disiplin. Hepsi de nefisle mücadelenin içerisine girer. Tekrar söylüyorum. Ahlaki disiplinler nefisle mücadelenin içerisine girer.
Bütün ahlaki disiplinler. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden normalde işte nefis terbiyesinde bir yoldur ya bu yol bir nefsani tarikatlar vardır. Ondan sonra bir de buna nefsani tarikatlar dedikleri nefisleriyle mücadele eden tarikatlardır. Nefisle mücadeleyi öne alırlar bunlar kendilerince. Biz nefisle mücadeleyi öne alan topluluklardan birisiyizdir. Biz o şeddâr ehli olmak yani aşk ehli olmayı nefisle mücadelenin içerisinde yaşarız. Nefisle mücadeleyi bırakıp bir kısım böyle topluluklar var severim, sevilelim böyle işte gönlümüzü hoş edelim diye biz o topluluklardan olmamaya gayret ederiz. Bizdeki o aşk ehli olma tırnak içerisinde nefisle mücadelenin içindedir.
Yani Kur'an sünnet dairesinin içindedir. Kur'an ve sünnet dairesinin dışında değildir. Bunun altını özellikle çiziyorum. O yüzden normalde bu nefisle mücadele eder. bütün ehli sufinin yedi makam belirlemişler. Nefsin durakları emmâe, levvâme, mülhûme, mutmûme, râbiye, marziye, râziye, ondan sonra işte kâmüle diye bunu sıralamışlar. Bu yedi nefis meratibinin karşısına da esmaları koymuşlar. İşte emmânenin esması lâ lâhe illâllâh revvâme'nin esması ya Allah mülhûme'nin esması hu mutmûme'nin esması hay ha kayhûn kayyûm kahhar olarak yedi meratibin yedi ism-i şerifi o kimselere terkin edilmiş.
Bunlar bizim dergamızda görülen rüyalarla verilir. O kimsenin rüyasında ona öyle bir esma terkin edildiğinde ona üstadı o esmayı ona verir. Göre göre gideriz biz. O sufi bunu görür. O sufi bunu görünce ona esma verilir. Veyahut da Şeyh Efendi o esmayı görse dair o kimsi biraz daha pişsin, biraz daha otursun, biraz daha yerleşsin de ona esmayı vermeyebilirdi. Bu bir öğreti, bu bir disiplin. ona rüyasında hu esmasını vermişlerdir. Şeyh Efendi ona hu esmasını terkin etmeyi bilir. Terlikleri çıkıyor artık. Başım bir şey yok.
Yok ellemeye. O yüzden bu bir disiplin. Şöyle düşünmeyecek arkadaşlar. Ya bana rüyamda hu esması verir ama ya Şeyh Efendi benim hakkımı yiyor. Ya bana hu esması vermez. Değil. Veri düşünmeyelim. bu nefsin oyunudur. O kimseye verilir o esma. Veya verilmiştir. Önemli değil. Şeyh Efendi ya buna şimdi hu esmasını oku desen muhtemadak düşecek. Düşeğine Esma'yı vermeyin. Vurlu esma da çalışsın diyebilir. O yüzden emmâre, levvâme, mülhîme, mutmâyına, râziye, mâziye ve safiye dedir. Biz bazıları kâmile der. Bazıları zekiye der. Bu yedi nefis meratibini geçmektir derdimiz. Seyh-i sülûk da budur. O kimse böylece sülûkunu ne anmış olur? Anlamış olur.
Ve o sülûkunu tamamlamakla yükümlülür. Bu şimdi bu nefis meratiblerini, nefsin isimleri ve hallerini biraz böyle inşâAllah sıkılmayacaksınız inşâAllah. Yavaş yavaş anlatmaya garret edeceğim. Zaten bunları biz derslerin içerisinde bölüm bölüm işliyoruz ama inşâAllah biz şimdi bunları biraz daha teknik olarak işleyiz. Nefsi emmâre. birinci dersimiz bu. Bu nefis, nefsi emmâre. Genelde müslüman ama müslümanlıkla hiç alakası olmayan kimselerle alakalıdır. O la ilâh, ya muhammede, Resulullah demiştir. Müslümandır. Biz onu müslümanlığına bir şey demeyiz. ama nefis olarak o bir müslüman gibi yaşamaz.
Bununla alakalı inşâAllah biz Kuran-ı Kerim'de geçen ayet-i kerimeleri ince ince okumaya gayret edelim. Câsiye ayet 23. Ey Muhammed, hevâ ve hevesini kendine ilâh edinem. Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinem. Ve Allah'ın da bu, o hevâ ve hevesini ilâh edindiği için saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü?
Ya bir müslüman düşünür, o müslüman hevâ ve hevesini kendine ilâh edinemiş. Öyle olunca, gözü perdeli, kulağı perdeli, kalbi perdeli, mühürlü. Namazı görmüyor. Orucu görmüyor. İbadeti görmüyor. Haram helal tanımıyor. Hevâ ve hevesine uymuş o. Ya ben bazen örneklerim ya, yani İzmir'de, ya Mustafa'cığım ya, ya yapma kardeşim. Bak Hazreti Peygamber geçiyordu, orada insanlar içiyorlardı, tatlı tatlı sohbet ediyorlardı. Hazreti Peygamber baktı onlara sallallahu aleyhi ve sellem. Ümmetim ne güzel, onlar keyf ediyor dedi. Dönüşte onlar kavga ettiklerini gördü. Eee?
Kavga ettiklerini görünce, bu ümmetime haram olsun dedi. Eee? Hiç ki o yüzden haram oldu kardeşim. Bir dur, içersen, keyfedersen haram değil. Ben oradan gelmeyeyim. Abi yapma, yapma, bu böyle değil. O hevâ ve hevesini ilâh ediniyor. Ya bir kimseye diyorsun ki bu haram. Ya olmaması lazım ya. Kardeşim, bu haram. Mü'min insandan faiz alma, yapma. Ödemiyorlar ama. Ya kardeşim, adama mal satma o zaman. Rızkın ondan mı senin? Adama de ki kardeşim, sen ödeme dayı. Uymuyorsun. Satmayacağım sana mal. Adamdan faiz alma. Adam ödemesin diye bakıyor. Ödemeyince konu çalıştıracak. Bunun gibi. Onlar bu nefis kötülüğü emreder. Halkın, genelde avamı nefsidir.
Yani bunlar aşağı tabakat diye nitelendirilen insanlardır. Bunlar sevgiden, bu manada ilahi sevgiden, ilahi muhabbetten yoksunlar. Bunlar böyle dünyanın işte sefasına dalmış. Dünyanın karanlık dehlizlerine, mahverlerine yürüyen insanlar. Bunlar normalde hayvani içgüdüye kendilerini kurban etmişler. Hani vardı ya bir hayvani nefis dediydik ya. Bu hayvani nefse kendilerini kurban etmişler. Hayvani nefsin tecelliyatı bunların üzerinde tamamiyette oturmuş. Artık her şeyi hayvanca yaşıyorlar. Dışarıdan baktığınızda adep, dışarıdan baktığınızda adep, içeriden baktığınızda hayvan. Bir kısım sufiler, sevsülüklerinden, dördüncü makamı geçtikten sonra bunların hallerini görürler.
Dördüncü makamın sonuna doğru hani Mutmain'den ondan sonra raziyeye geçince o esnada, çünkü o raziye makamı iyinin kötünün o kimseye ilham edildiği makamdır. O artık rüyasında görür, halinde görmeye başlar. Ve mesela insan bakar ona, Allahümme, domuz suretinde, insan ama tilki suretinde, insan ama bir anda yılan olur.
Kimisi yeşil yılan olur, kimisi kırmızı yakut yılan olur, kimisi beyaz yılan olur, kimisi sarı yılan olur. Değişiktir. Yani tilki görsün, tilki genelde boz renklidir. Onu siyah tilki olarak görürsün. Çok özür dilerim. Merkep suretinde görürsün. Bunlara katlanmak zordur. Ben bazen arkadaşlara derim ya, insanlar halim açılsın ama bir Allah'ım bir Allah'ım. O sadece Geylan Hazretleri ile görmekte kalmıyorsun. O güzel, oh Betullah gördü. Allah, Allah Betullah gördü. Harika, o esnada tanıdığı, yakın olduğu bir kimseydi, tilki suretinde gördü. Bildiği bir kimseyi başka bir hayvan suretinde gördü. İşte bu nefsi emmalede olanlar, Araf suresi ayet 179, onlar hayvan gibidirler.
Daha da şaşkındırlar. Bakın onlar hayvan gibidirler. Enmâredeki kimseler, onlar insan görünümünde hayvandır. Araf suresi ayet 179, onlar hayvan gibidirler. Daha da şaşkındırlar. Ayetinin belirttiği kimseler. Onlar dünyaya kalmışlar. Onlar dünyaya aldanmışlar. Onlar Müslüman, herhal. Asla bakın, onun küfrüne fetva vermek yok. Biz onların küfrüne fetva vermeyiz. Müslüman mıdırlar? Evet. Ama hayvan gibi yaşarlar.
Hayvani iç güdükleriyle hareket ederler. Hayvanlar gibi yerler, içerler. Hayvanlar gibi cinsel ilişkiye girerler. Herkesin önünde bunları yapmaktan sakınmazlar. Görürsünüz yollarda, bahçelerde, parklarda. Yani onu bir özgürlükmüş gibi görürler ya onlar. Evet, hayvanlar gibi özgürsünüz. Hayvanlar nasıl özgürse, özgürsünüz siz de. Neden? Onlar hayvanlar gibi yaşıyorlar. Kur'an-ı Kerim'de nefsini temize çıkarmıyor. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder. Var ya, hani, Yusuf aleyhisselamla alakalı. Nefis insanı hep kötülüğü emreder. Bu emaredir.
Allah manfaza eylesin. Naziyat ayet 37 ve 39. Azıp dünya hayatının tercih edeni varıp kalacağı yer cehennemdir. Onların gidecekleri yer neresidir? Cehennemdir. Araf 175-176. Ey Muhammed! Onlar şu adamın halini anlat. Biz ona ayetlerimizi vermiştik. O onlardan sıyrılıp çıktık. Şeytan onu peşine taktı. Nihayet azgınlardan oldu. O ne yaptı? Ona ayetler anlatıldı. Din ona tebliğ bildi. Söylenilmesine rağmen o şeytanın yoluna gitti. Heba hevesine uydu. Allah muhafaza eylesin. En değerli şeyleri köpe attı. En kıymetli sevgileri eba etti. O böyle her türlü hastalığı kendisine çekti.
Hayvani hastalıkta. Ne varsa onun üzerinde bütün her türlü melaneti üzerine aldı. Böyle bir kimseyle karşılaştığınızda ona tavsiye edeceğiniz, ona söyleyeceğiniz şey kardeşlerle ilallah devam ediyor. O çünkü nefsinin zevunu olmuş. Onun zikri la ilallah'dır. Durduğu makam hayvani bir makamdır. Ama hayvani insani değildir. Allah muhafaza eylesin. İkinci nefis meratibi nefsi levvamedir. Levvame kıyamet suresi ayet 2. Kendini kınayan nefse yemin ederim ki mutlaka diriltirileceksiniz.
Ayette geçen kendini kınayan diye tercüme edilen mana verilen levvame kelimesinden alınmıştır. Levvamedir. Kendisini kınayan, levvamedir. Kendisini kötüleyen, levvamedir. O günahlarının, kusurlarının bakıp da kendi kendine bu neden işledim diyen nefsi tarif eder. O yüzden bu nefis sahibi kimse yapıp ettiklerini hep kendi kendisini kınar. Ama yapmaktan da vazgeçmez. içkiyi içer, ben namla içtim dün akşam uyudum bu insanlara ya. Ya Rabbi beni affeyle ya. Gıybete eder. Bak gördün mü ya ben yine gıybet ettim ya. Ya ben namla gıybet ettim ya yine milletin dedikodusunu yaptım.
O kimsenin kalbine ince ince latif nur pırıntıları geliyor. İnce ince onun vicdanlı çalışmaya başlıyor. Bu artık böyle bir hata işlediğinde bir günah işlediğinde bir günah-i kebahir ile baş başa kaldığında bunu yaptığında buna pişmanlık duyuyor. Lehmeden pişman ama bir hata yapıyor. Bir haksızlık yapıyor. Kınıyor kendisini. O kendi kendisini bakıyor ayıp bana ya diyor. Bazen karşılaşırsınız ya. Ya ayıp biz ama işte yapıyoruz gene. Ya bize yakışmıyor aslında ama yapıyoruz işte. Yani bu bize oturmadı, bu bize yakışmadı. Böyle olmaması lazım ama yapıyoruz işte.
Ne yapıyor? Kendi kendisini hep ayıplıyor. Kendi kendisini hep tabiri caizse kınıyor. bu kimsenin bu nefis merakındaki Allah'ın zikirlerinden Ya Allah ismi celeli. O devamı kendisini ne yapıyor? Kınıyor. Bu La ilahe illallah tevhide mânâ verirken de la maksûde illallah olarak mânâ versin.
Önce la ilahe illallah Allah'tır. Allah'tan başka illallah yoktu. Onu çekiyordu. Vereceğim mânâ da Allah'tan başka illallah yoktu. Artık o Allah ismi şerifini söylerken tevhide mânâ itibariyle la maksûde illallah yani benim maksûdum Allah benim maksûdum Allah'tan başka bir şey değil. Mânâ verirken bu mânâ yâ verirken ama bunun normalde ism-i şerîfi Ya Allah'tır. Rehâme'nin ism-i şerîfi. Nefsi mülhüme gelir. Bu kimse pişman oldu. Pişmanlıklarından artık günahlardan sıyrılmaya başladı. Günah işlememeye bile bile büyük günah kebay işlememeye başladı.
Bu kimse artık önceden bir namaz kılıyor aradan namazı kaçırıyordu. Es geçiyordu. Namazı es geçtiği için ya ben yine namazı bu arada bak kılmadım bugün diyordu. İşte akşamın hepsini birden kılalım. Akşam da kılmıyor ertesi bir bakıyor namazı kılıyor. Bir gün üç gün namaza devam ediyor dördüncü gün yine bırakıyor o kimse namazı. Bu kim? nefsi devam eder. Gelgitler yaşıyor bu. Bakıyorsun üç ders beş ders gelmiş güldür güldür zikrullah yapıyor altıncı ders yok. Üçüncü ders yok. Ve o ara ya bizim bu ara düğün var. Kim var işte ya o düğüne gideceğim geleceğim utanıyorum şimdi orada çalacağım oynayacağım kalkacağım içeceğiz. Ya hocam yanlış anlama biz de şimdi orada içmeyince de olmuyor.
O yüzden utancımdan gelmiyorum. veya gittik onu içirdiler böyle onlar gelirler söylerler bana. Ben dedim ki kardeş ne günah işledi sen işlemedin. Gel Allah gafur rahim de tövbe et devam et işine yoluna. bu levvamedeki hali artık günah keballerden uzak duruyor. Hani hadisi kıdisi var ya kul farzları yerine getirmekle Allah'a sevgili bir iş yapmış olur. O artık farzları yerine getiriyor. Farzları yerine getirince o kimse ne yaptı? Münhümeye geçti. Artık o farzları yerine getiriyor onun böyle tatlı tatlı kalbine ilhamlar gelmeye başladı ince ince. Farzlar arası mı sıkı yapıştı o. Artık onun namazları kaçmıyor.
Artık o bile bile günah keball işlemiyor. Nefisle mücadele devamlı uyanık halde. Münhime ilham alan ilham edilen nefis artık o kalbi Cenab-ı Hak'ın ilahi ilhamına ilahi valide ahlaklarına hazır olmaya başladı. Üzerindeki siyah lekeleri beyazlamaya başladı. O boyuna kalbi cilalıyor. Böyle aman farzlara dikkat ediyor. Aman yanına nafileler eklemeye başlıyor. Bir şeyde haramiyet var. Homsuz uzak duruyor. Allah muhafaza eylesin. Böyle artık o kötü huylarını terk ediyor. Güzel yerine güzel ahlakı koyuyor.
Bizim yolumuz mücadele yolu. Biz sorumluyuz. O yüzden biz mükellefiz. Mükellef olduğumuz için biz cüz-i irademizle aklımızla mücadele edeceğiz. Bizim yolumuz cüz-i iradeyi reddeden bir yol değil. Ben cüz-i iradeyi reddeden bir kimse değilim. Ahlakın mücadeleyle güzelleşeceğine ve düzeleceğine inananlardan biz dinimizi mücadele ederekten yaşarız. Yoksa nefsimize bırakırsak hiç kimsenin canı namaz kılmak istemez. Biz mücadele ederiz. O yüzden o kimse artık böyle yavaş yavaş iyiyi kötüyü öğreniyor. Onun kalbine yavaş yavaş ilham gelmeye başlıyor.
Şems Suresi Ayet o nefse ve ona bir takım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerine ilham edene yemin ederim ki nefsini kötülüklerden arınılan kurtuluşa ermiş onu kötülüklerden gömen de ziyan etmiştir. Bu normalde 7. ayetten 10. ayete kadar. Bu normalde bu 10. ayeti unutmayın. Otağ Safiye makamında da bu ne olacak? Bizim elimize yapışacak. Bize lazım olan ne? iyilik ve kötülüklerine ilham edene o nefse iyiliği ve kötülüğü ne yaptı? İlham etti Cenab-ı Hak artık. Onun o nefse ilham gelmeye başladı. Buna dokunma. Buna dokun. Bu haram. Bundan uzak dur. Bunu yeme. Burada sıkıntı var. Buradan yürü. Buradan git. Buradan atla. Kalbine ilham geliyor.
Bunun oluşması için o kimse devamlı zikrınmak halinde olacak. Zaten bunun başında o kimse esmasını görür. O hu esmasını alır. Onun kalbinde hu hu hu tabir cihazı kukuk kuşu gibi. O istese de istemese de hu hu hu hu hu hu o etraftan da bunu duymaya başla. Yani kendi kendine la la la yolda gidiyor. Hu hu yerlerden ses geliyor. Döner yok orada duvarmış ya. duvardan hu hu ses geliyor. Haydi sünniyet oluştu. Bir baktı şeyhi elba buradaymış ya. Gerçekmiş gibi görür onu.
Bir bakar şeyhi hu hu hu o da başladı. Hu hu hu hu. Onun kalbine ilham geliyor. Başlangıç bu. Şimdi kapıdan Cemil girecek. Bak Cemil geliyor. Oho. Cemil geldi gerçekten. Kalbine ilham geliyor. Başladı. Yandı. Evli. Ah bir anda evinin kapısının evi geldi. Ah bir anda evi geldi önünden. Ah bir anda hanıları gördü. Ah yemeği yakıyor. Dayanamadı. Yemek yanıyordu. Yemek yanıyordu. Kurtulamadık madalına. Yemek yanıyordu. Sana hayal edin mi yoksa koşturdum. Gerçekten yanıyormuş yemiyor. Evvah dedi ya.
Ben bunun sesini koydum. Hu esmasının tecelliyetlerimle. Bunları yaşayan, yaşamayan bilmez. Onun kalbine ilham geliyor. O dışarıdan duymaya başladı. Zikrullah'ta zikrullah yapılıyor. Allah Allah Allah Allah ama üç dört tane sakallı toplanmış. Oradakiler Allah Oradakiler Allah diyor ya onlar da esnayı ekliyorlar. O topluluk Allah Allah Önceden ne duyuyordu? Bir anda Allah diyordu. Ah tamam. Kalbinde birden geliyordu. Şimdi Hu gelmeye başladı. O normalde Allah muhafaza eylesin. o kimse ne yaptı? Nefsi onun iyilikleri ve kötülükleri görmeye başladı. Ve o kimse iyi olmaya gayret etti.
Artık o kötülüklerden seyirli, kötülüklerden arınmaya başladı. Naziyet ayet 40 41 Rabbinin huzuruna çıkacağından korkup kendini şehri arzularından koruyana gelince artık o kendini şehvani arzulardan koruyor. Hayvani nefisten koruyor kendisini. O hayvanlıktan hayvaniletten kendini arındırmış. Kendini koruyor. O Rabbinin huzuruna çıkıp hesap vereceğini artık düşünüyor. O yüzden o kolay kolay günahı kebailerden uzak duruyor. Onun kalbi de artık ilham almaya başladı. akıl olarak beden olarak günahlardan uzak durdu. Kalbi de ilham almaya başladı. Furkan ayet 71 kim tövbe edip salih ama enişkarsan şüphesiz o Allah'a hakkıyla yönelmiş olur.
Artık o tövbe etti günahlardan. Bir daha o tövbe etti günahlara dönmüyor artık. Levvaniden dönüyordu. Şimdi dönmüyor artık. Şimdi o ne yaptı? kendisini Allah'a yönlendirdi. O Hakk'a yöneldi. Ve Hakk'a yönelişinin tecelliyatı salih amel işlemeye başladı. Yani haram işlemiyor artık. Haramdan elini eteni kesti. Haramdan dilini kesti. Haramdan gözünü kesti. Harama başlangıcın ilk adımı gözdür. harama bakarsan kalbine leke gelir anında. Bu nedir?
Bir kadına şehvetle bakmak. Bir erkeğe şehvetle bakmak. Bir harama bakmaktır. Meyhane bakarsın harama giriş yaptın sen. Bakma meyhaneye de. Hayır. Gözünü haram olan her şeyden sakındır. Haram olan kadının eteğinin boyu sadece o değil. Haram işlenen yere de bakma. bir yerde açıktan alenen haram işleniyor. Gözünü alenen haram işleyen yerden sakındır. Uzaklaştır. Haramın başlangıcı tekrar söylüyorum. İnsanın gözüdür. O mümin erkeklere ve kadınlara söyle gözlerini haramdan uzak tutsunlar. O zaman bir kadınla göz göze gelme. Bir erkekle göz göze gelme.
Gözünü haramdan uzak tut. Bakma orasını burasını göreceğim diye uğraşma. Gözünü haramdan uzak dur. Orada içki içinen bir yer var. Bakma kardeşim oraya. Açıktan haram işleniyor bir yerde. Bakma. Açıktan bir adam bir kadınla birbirlerine yumulmuşlar gidiyorlar yolda. Bakma. Kendini ne yapacaksın? Uzaklaştıracaksın. Tekabün ayet 16. Gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun. Emirlerini dinleyin. Sen gücünü yetleyince onun emirlerini dinle. Haramdan uzak dur. Allah muhafaza eyle. itaat et Allah. Hayati kerimede diyor ki Allah'tan korkun. Emirlerini dinleyin. İtaat edin. İtaat edin.
Emirlerini dinleyin. İtaat edin. Burada nefisle mücadele var çünkü. Bu esnada itaat etmemek aklına gelir. İtaatsizlik gelir. Disiplinsizlik gelir. Dinlersin. Dinlemek iyidir. İtaat etmediğin zaman dinlemenin bir anlamı yoktur. Burada insanların ayaklarının kaydığı yerlerdir bunlar. O kimse dinler çok güzel. Sohbette de dinler şeyhini. İtaat etmez. Dinlemenin arkasından gelecek olan şey itaattir. Dinledin itaat et. Dinledin itaat et. Duydun itaat et. Dinleyip itaat etmezsen dinlemenin bir anlamı kalmamı. Birine diyorsun ki yapma. Yapıyor.
Ya ne anlamı kaldı sana yapma değişimi? Gitme. Gidiyor. Ne anlamı kaldır? En büyük problem itaat etmeler. Efendim şunu şöyle yapalım bunu böyle yap. Yok itaat etmiyor. Dinliyor mu? Çok iyi. İtaat yok. Allah muhafaza eylesin. Ancak dinleyip itaat edenler kurtuluşa çekler. Allah muhafaza eylesin. Öyle diyor çünkü. Bu sizin için hayırlıdır. Dinleyip itaat ederseniz Ayet-i Kerim'in devamında öyle diyor. Bu sizin için daha hayırlıdır. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden bu noktada o kimsenin nefsine kötü şeyler de ilham edilir.
Bunlara uyma. Buradan gitme. Bunu yapma. Bunu etme. Ve bu taraftan da iyi şeylerle ona gösterilir. Mesela cemlilik yapmak cömertlik yapmak. Karşılığı nedir? Cömertliktir. Namazını kılmamazlık etmek. Karşılığı namaz kılmaktır. İtekler senin kalbine gelir inan. ve sen sen bu noktada o mücadeleyi vermekle mümkün mükerlesin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o kimsenin kalbinde hak da vardır, batıl da vardır. O kimsenin kalbinde haram da vardır, helal da vardır. O kimsenin içerisinde iyilikler da vardır, kötülükler de vardır. O kimsenin üzerinde tamamiyetle iyilik hakim olmamıştır daha. O kimsenin kalbi tam olarak berraklaşmamıştır. Kötülük de vardır.
Orada öğreti de vardır çünkü. O kimse hüludur daha. O böyle bir an gelir bütün her tarafın huye esmasının çektiğini görür. Bir an bir bakar hiçbir şey yok. Eyvah ben bir şeyler yaptım der. Tövbe etmeye başlar. Zekrullah'a başlar tekrar. Tekrar toparlamaya başlar. Doğrusu o durum. Aa böyle toparlandı. Ama tekrar düşebilir mi orada? Düşebilir Allah'ın hafaza eylesin. O yüzden normalde böyle dördüncü makama doğru dördüncü makamın halleri o kimsenin üzerinde tecelli de edebilir. Üçüncü makam hani mülhümenin halleri de tecelli edebilir. Arada gider gelir o böyle. Tam sabit olmaz. Dervişler için en tehlikeli yerdir.
evet dervişler için iki tane tehlikeli yer vardır. Müdürme ve mutmain der. Dervişlerin en tehlikeli yeridir burası. Yani bir bakmışım o mülhümede takılmış kanmış öyle kalabilirde. Bir bakmışım mülhümede levvamiye levvamede bülhümede levvamede bülhümede orada takılmış kanmış o böyle kırık plak gibi orada duruyor. Silkelenemiyor bir türlü. Tehlikeli yer. Bugün ki derviş kardeşler için tehlikeli yerlerden üç makam. Levvame bülhümede mutmain dervişler büyük bir çoğunlu bu üçününün arasında dolaşır. Levvame bülhümede mutmain ne dolan kimse de kendini şeyh görme hatta olamadış abi.
O yüzden normalde burada o kimse kendine rehber edilecek. Çak gönüllü olacak. Dikkat edecek. Sabırlı olacak. Bir kimse sabırlı olacak. Yani erkek kadın büyürmeye geldi. O güne kadar eşi laf söylemedi. Eşi laf söylemedi. O zamana kadar bir sıkıntı görmeyen sıkıntı görmeye başlarsın. Asil lazım. Kanatkar ol lazım. Etrafındaki insanların hatalarını görmeye başlarsın. Mata yaparlar özür dilerler.
Özürlerini kabul edeceksin. Bir yanlışlık yapın. Özür diyor. Helal hoş olsun kardeşim. Özür kabul etsin. İşin gücün az yazsın. İnsanlara bu noktada hüsnü zam besleyeceksin. Laki tecelliyet insanlara hüsnü zam besler. Yok canım ya bu adam vardır bir sıkıntılı işi. Suizam kaydırır ayağı. Hüsnü zam besle. İyi mi kardeşimizdir? Muhakkak hüsnü zam insanların içerisinde bu noktada kendi kendine iyi ahlakı belirtmeye başlayacak. Sen zaten alçak gömürlü olduğunda tevazu sahibi olduğunda insanları affettiğinde insanlara sert davranmadığında senin etrafında insanlar toplanmaya başlayacak.
Zakir etrafında kimse yok. Allah Allah neden? Neden? Sert davranmadığında neden? affetmiyor insanları oh hizmet edin. Ama aşırı deşir ol. Burada bir kimse sevabını da günahını da Allah'ın yardımıyla biliyor artık. İlham ediyor. Normalde artık bu ülümenin sonuna doğru öyle bir hal olur ki insanlar insanlarda insanlardan dervişler uzaklaşmaya başlarlar. Kendi kendine öyle bir his gelir. Yani şu sohbet yani sohbet der ki bu sohbet değil.
Ya şu akrabalar gitse de Allah'a zikretsem o hale bile gelir. Anne, baba, eş, dost, çoluk, çocuk. Kendime alsam ya. Ya şöyle bir dağa çıksam, bir kulübe yapsam da orada Allah'ı zikretsem. Böyle o hale gelir onlar. O yüzden şeyh lazımdır o kimseye dikkat edin. Şeyh bunu dağa çıkarmaz. Şeyh bunu münzevi bir hayat yaşatmaz. Ben neden mecbur kılarım derse gelin diye kalabalık görmek için mi? Hayır. O kimse kendi kendine der. Ya ben evde zikrularımı yaparım. Uzak dur geçeceğim seni odada dedikata olacak. Değil. Bizde münzevilik yoktur. O derste gelecektir. O sohbete gelecektir. Münzevilik yok. O kenara çekinmeyecek. Hayattan kopmayacak.
Rulbanlık yok bizde. Yok. O kimse hayatın içerisinde olacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde o kimse böyle aşk hali onu da vurur bazen. aşk hali vurduğunda uçası gelir. Der ki ya ben ruhlara bir katılsam ya şu dünyadan bir kurtulsam. Şuradan bir duvardan öbür tarafı bir geçiversen ben. Bu hal ne hal denir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu zikrin bu hali zikri hu esmasıdır. Keyf ile mana verirken de la ma bude illallah Allah'tan başka ma bude yoktur diyede mana haber. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu noktada o kimse artık böyle bu halde bir daha daha önce işlemiş olduğu günahlara hiç dönmez.
Burası çok önemli. Mülhümeyi sabitleyen hal o dervişin daha önce işlemiş olduğu günahlara hiç dönmemesidir. Bakın hal budur. o tekrar söylüyorum işlemiş olduğu günahlara bir daha dönmez. O mülhümede oturur. Bakın o mülhümede oturur. Önceden namazı kah kılıyordur kah kılmıyordur. Beş rakit namazını kılıyor. Otuz Ramazan orucunu tutuyor. O önceden işte ya rada belede bir gıybet de diyordu. Etmiyor artık.
O dedikodu de diyordu. Etmiyor artık. o iftira da ediyordu. Etmiyor artık. O suizan da besliyordu. Beslemiyor artık. O anneye babaya laf da söylüyordu. Söylemiyor artık. O eşini hakaret ediyordu. Etmiyor artık. O eşini küçük görüyordu. görmüyor artık. O insanları küçük görüyordu. Görmüyor artık. O insanların aleyhine de işler yapıyordu önceden. Yapmıyor artık. Kesinlikle o kimsede daha önce işlemiş olduğu günah-i kebailer sıfır. Bakın günah-i kebailer sıfır. Bir kimse mülhümede oturmak istiyorsa günah-i kebail sıfır. Farzlar da bir tamam yerine geliyor. O zaman mutmainliğe çıkıyor.
günah-i kebailer sıfır. Farzları sımsıkı yerine getiriyor. Farzları sımsıkı yerine getiriyor. Birisinin kadın erkek ağzından küfür çıktı. Mülhümede iş yok onun. Hakaret çıktı. Mülhümede iş yok onun. Açık açık konuşuyor herkes kendi nefsini onun göre hizaya çeksin diye. Kim gelmiş ya? Ne bu Barbarası? Aman bırak ya şu Barbarası ya. Gitti. O kimse mülhümede değil. Bakın o kimse mülhümede değil. Takvi kimse burada ne oturuyor orada ya? O kimse mülhümede değil. Kesinlikle değil. Kimse kendisini farklı bir aynada görmesin. O kimseden nünah-i kebail çıkmazsın.
Çıkmadı. Farzları yerine getirdi. Hadisi kudsi farzları yerine getirmesi Allah'ın hoşuna gider. En güzel şeydir. Mülhümede ve Allah'ı sever. Mutmainne. Kimsenin Allah'ı sevmesi mutmainne. Nefsi mutmainne. Feciv Suresi Ahet 27 Ey mutmain olan nefs! Nefse hitap geldi. Hangi nefse hitap geldi? Mutmainne'ye erişen nefse geldi. Emmarede hitap yok. Levvamede hitap yok. Mülhümede hitap yok. Mutmainne'ye geldi. Hitap var. Ey mutmainne ol nefis! Bu hitap nerede?
Cennette. O sufi gerçek manada. Mutmainne'ye geçtiyse hitap alacak. Ya zikrullah da alacak ya manada alacak. Hitap alacak. Hitap aldı. Bu da normalde o hitaba mahzar oldu artık. Cenab-ı Hak ona hitap ediyor. O Allah'a doğru gidiyor artık. Allah'a yakınlaşma yolunda artık o. Onun işi farklılaştı. Rengi farklılaştı. Tadı farklılaştı. Hali farklılaştı. Artık o dinin kendi içerisindeki rumuzlu sırlarına vakıf olmaya başladı.
O böyle şeriat dediğim böyle tabiri çağırsa kabuk değil. Şeriatın inceliklerine hakim olmaya başladı. Artık o böyle doğru o yumuşak huylu o güler güzel o tatlı dilli o böyle insanların gönlüne rahatlık veren bir kimse. İnsanların gönlüne tatlılık veren bir kimse. o tevazuda yerlere seriyor her şeyi. O birisi onu kullanıyor gerektiğinden. O kadar alçak gönüllü. Hani kadının birisi geldi Allah Resulü sallallahu aleyhisselam sen ne çalışıyorsun burada ortalıkta dedi. Ne iş yapıyorsun sen dedi.
Hz. Peygamber daha hiçbir cevap vermeden şu dedi benim çuvalımı al ve getir ver onu. O ben peygamberim demeden. Çuvalı aldı sırtına kadın önünde o arkada gidiyor. Kadın bunu Medine sokaklarının arkasında evine kadar götürdü. Benim evim burası dedi buraya koydu çuvalı o da o ne koydu? O güler yüzlülükte insanlara yardım etmeler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinde.
Evet. O böyle insanların arasında aspirin gibi. Bundan bıkmak yok. Bu halden usanmak yok. Hakkın güzelliğinden çıkmak yok. O nefis artık Allah'ın haberliğini kimse kendi içinde kalbinde ruhunda tasdik etmiş.
İlman artık ruhunlaşma derdesine girilmiş. Hani kırmızı olacak ya iman yeşilden pembeliğe dönmüş. Ruhunlaşma yolunda artık o hayvaniyetten tamamıyla kurtuldu. Hayvaniyetle bir bağ kalmadı artık bakın ondaki onda hayvaniyetle alakalı bir bağ kalmadı.
O kimse devamlı kendini bu noktada ruhaniyete bağladı. Maneviyyete bağladı. O böyle hani mülhümede itaat edecekti ya orada mülhümede itaat etmede zorlama vardı. Bunda zorlama yok. Bu itaate sevgiyle yaklaşıyor. Sevdiğinden itaat ediyor artık. Sevdiğinden yaşıyor. Severekten yaşıyor. Sevdiğinden yapıyor her şeyi. aşıklıkta o belli bir olgunluğa erişti. O artık böyle günah işlemek için böyle kafasını çevirmiyor böyle. İçinden bile geçmiyor. Onun kalbinden böyle bir olarak dahi geçmiyor günahla alakalı. Herkes günaha sevk etmek için uğraşıyor onun kalbinden olarak bile geçmiyor.
Ekran onun puslanmıyor hiç. Ekran kararmıyor onun. Ekran bulanmıyor artık onun. Bulanıklı gitti. Fuylu gitti onun. O böyle tabiri caizse ayna gibi oldu. O ama zikrullah onda devam ediyor. Artık onun kalbinde bir velet oluştu. Çocuk oluştu. Kalbinde zikrullah gümbür gümbür gidiyor. O sohbette de kalbinde zikrullah gidiyor. Yolda da kalbinden zikrullah gidiyor. O konuşurken de kalbi ondan bağımsız zikrullah ediyor. Kalbi ondan bağımsız ilham oluyor. O böyle konuşurken de kalbine bir taraftan akıyor. O böyle yolda yürürken de kalbine akıyor. İlahi varidatlara açıldı. İlahi varidatlara açıldı.
O buna dahi kendi kendine hayret ediyor. Ulan diyor ya sohbette daha kendine böyle ne oluyormuş demek geliyor. O böyle şaşkın tomk gibi tabir zelse. Böyle bir aptallık manasında değil. Böyle hayret kapısı açılıyor ona. Bu farklı bir noktada artık. Onun kalbi normalde farklı artık. Müllümedeki gibi perdeler puslu değil. Müllümedeki gibi kalpte karartılar yok. O perdeler artık perdeler normalde böyle safiyete doğru gidiyor. Hakikati görmeye başlıyor. Hakikate ram olmaya başlıyor. Yani Adem ama Adem değil. Hakikate ram oluyor. Yani insan ama insan değil. Hakikate ram oluyor. Veyahut da gördüğü, yediği, içtiği her şeyi hakikatine ne yapıyor?
Aşina oluyor. Artık o böyle tabiri caizse Mevlası'nda sükun buluyor. Başka bir yerde sükunet yok o için. O böyle kendi kendine zikrullah da, ibadette, kendi kendine böyle koşuşturmada sükun buluyor. O böyle yemeğinde, içmede, uyumada sükun bulmuyor. Herkes böyle ya bir yemek yiysem o yemekte sükunet bulmuyor. Ya bir yatsam uyusam o uyku aramıyor. Uykuda sükunet bulmuyor. Veyah böyle bir hayvani bir şey yapsa onu da sükunet bulmuyor. Millet diyor ya üçte şöyle bir yeşilliğe gidelim ya. Onun yeşilliği manada. Onun yeri artık mutumeneye geldiğinde dünyada bağlantısı kesildi. Onun bakışı değişti.
Onun görüşü değişti. O her şeye manevattan bakıyor. Her şeye. Bunu tarif eden bir ayet-i kerime daha var. Hep söylüyoruz ya. O iman edenler, gönülleri Allah'ın zikriyle sükunete erenlerdir. Onların gönülleri zikullah ile sükunete erer. O zikullah da sükunet bulur. O ibadette sükunet bulur. O hayır hasanette sükunet bulur. O iyilikte sükunet bulur. Başka yerde sükunet olmaz. Rahat suresi. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı zikirle huzur bulur, mutmain olur. Neydi başlangıçtaki? En mutmain olan nefs.
Bu mutmain olan nefs neydi? Zikirle mutmain olan. Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olsun. Bak kalpler, artık o kimsenin kalbi konuşuyor. Nefisle balıbitti, hayvaniyetle balıbitti onun. Onun kalbi ancak zikrullah ile mutmain oluyor. ancak her şeyin zikir gözünde, zikir tadında bakıyor. Allah biz onlardan eyleseyiz. Amin. Onun makamı artık bir adım daha attı, sır oldu. Ya biliyor musun kalbime ağır yok.
Bir adım attın sürekli oldu. Ah baktım Barbaros'un yarın başına bir şey gelecek. Gördün. Sır. Barbaros yarın sen nereye gideceksin ya? Şuraya gideceksin. sakın gitme başına böyle böyle bir şey gelecek. Sakın ağa. Zor şeylerdir. Ertesi gün çocuk hasta olacak. Biliyorsun. Hanım çocuğu örp bak yarın. Neden ya? Ya örp sen işte. Ya neden? Ya örp hasta olacak. Gördüm ben onu. Ha gittin. Burada dayanmak, katlanmak zor. Tehlikeli dediğim yerler bunlar benim. Bir bakmışın en sevdiğin ölüyor.
Herkes başlamış, toplanmış başına. Selamlar okunuyor. Aha ölüyor biri. Kimmiş ya? Selam sokuna. Aha senin çocuğunmuş. Sakın ağa. Söyleme kimseye. Sır perdeleri aralanıyor sana. İlham perdeleri aralanıyor sana. Keramet perdeleri aralanıyor sana. Keramet perdeleri. Sakın. Sakın. Allah muhafaza eylesin. Amin. O bu esnada da artık tabiri caizse hakikati Muhammediye'ye doğru yürüyor. Almaya başlıyor.
Bakıyor şeyhi. Bir anda Muhammed'i Mustafa olmuş. Ardından ağa şeyh olmuş. Bir anda Muhammed'i Mustafa olmuş. Ağa şeyh olmuş. Esması ne? Hay esması. Önceden duvardan duyuyordu ya. Şimdi artık bir yerden böyle etrafına baktı. Ha? Kimisi yok. Hay dedikçe büyüyor. Bursa'yı için alıyor.
Hay dedikçe büyüyor. Oludağı için alıyor. Kocaman bir şey oldu. Hay dedikçe büyüyor. Bakıyor. Ben buyum muyum diyor. Manevi tecelliyatlar değişmeye başlıyor. Allah'ın makamı. Hay esması. Sır yer. Sır makamı artık. Kalbi Muhammed'i Mustafa'dan almaya başladı. O bu noktada her yerde kalbi olarak şeyhinin duymaya başlıyor. Onu görmeye başlıyor. Güneşe bakıyor.
Şeyhi olmuş. A bakıyor. Şeyhi olmuş. Bir bakıyor. Şeyhi bulut gibi onu istiyor. İki tane göz darı üzerinde. Bir yanındakine diyor. Gözleri gördün mü? Orada kafası gitmiş olarak görüyor seni. İlk önce anlamıyorsun ya sen de. İki tane göz takip ediyor bizi fark ettin mi? Hayırdır abi ne gözü ya? Haa. Sen görmüşsünüz abisi. Bunları çalmayın yanınıza. Yarın ömrünü açık açık söyleyeyim. Bir iki tane göz takip ediyor. Kimse demesin. O yaşıyor. O üzerinde keramet tutuyor. Bunun normalde evinde verdiği manada la mevcude illallah.
Hani o ilahideki gibi. La maksude illallah. La matlube illallah. La mevcude illallah. Allah'ın ne söylüyorsun ya? Bunun halini biliyor musun? Hayır. Teyzeyliyatını biliyor musun? Hayır. Fiyiliyatını biliyor musun? Hayır. Ne anlamı konuşuyorsun edebiyat olarak? Veya bir başkası diyor. La mevcude illallah. Allah'tan başka bir mevcude illallah. Değil. Haline bakmış mısın? Kalbine geldi mi öyle bir şey? Mücadelede. Kelamın kapalan muhafaza eylesin. Amin. Burada oturdu artık o. Burada yerleşti. Oo baba derviş oldu o. Kadın erkek hiç önemli değil. Öyle bir şey oldu ki artık uçanı, kaçanı, gelene, gideni böyle kamera geliyor.
Herkes oturuyor biliyor ama orada değil o. vücudden orada. Bağı kalmadı dünyayla onun. O kimse nefsi mutmainliğe geldi mi dünyayla bağı kalmaz onun. Bakın dünyayla bağı kalmaz. Ondan sonra ne oldu? Nefsi râziye geldi. Râzi ola, hoşnut ola nefis. Ayet-i Kerimesi Fecir Suresi ilk önce başladık ya ey mutmain olan nefis diye. Ardından ey mutmain olan nefis hitap etti. Şimdi ona hitap devam ediyor. Sen Rabbinden râzı, Rabbin de senden râzı olaraktan ona dön. Burası râziye makamı, râziyet makamı. Artık o nefis sahibinden Allah râzı ama önce o nefis sahibi Allah'tan râzı. Bu ne demek ya şu neden şöyle oldu, bu neden böyle oldu, bu neden yan yattı, bu neden çamura baktı, bu neden yan baktı, bu neden düz baktı, bu neden geldi, bu neden gitti, bunu neden aldın, bunu neden verdin, bu böyle mi oldudu, bu şöyle mi buldu, gelene hoş geldin.
Allah râzı olsun, Allah râzı olsun, Allah râzı olsun, ondan geldi, Allah râzı olsun, ondan geldi, ona gitti, o râzı artık, ona bir şey geliyor, gidiyor, gidiyor, yan yatıyor, çamura batıyor, devriliyor, kendisi de. Bu arada da eza-i cefayı unutmayın, mülhümeden sonra başladı yandan, kimisi çimdik attı, kimisi laf attı, kimisi çelme attı, kimisi sıkıntı verdi, mülhümede başlıyor bundan. Eşinden, çoluğundan, çocuğundan, annenden, babandan, etrafından, arkadaşlarından, gelir, maşallah, gelir böyle. Mülhümede, mutmainle de, maşallah, güzel böyle, bir de bisi bol bir şekilde akar. Vela, musibet, sıkıntı, derk, gam, kasabet, o eksik olmaz. Bunlar râzı, râzı eder, maşallah, subhanallah, yağmur gibi akıyor.
Yani kafanı çıkarsan sanki asit yavruyor, eritecek böyle. Ama râzı olmak var. Neden? Önce sen O'ndan râzı oluyorsun. Ayet-i kerime öyle. Sen Rabbinden râzı. Sen râzı olacaksın önce. Sen râzı olmazsan, o senden râzı olmaz. Sen râzısan bir şey değiştirmeye çalışma o zaman. Teslim ol. Burada kimisi cebriyeye kaymış, kimisi kaderiyeye kaymış. Sıkıntılı yerdir. Allah muhafaza eylesin. Bu normalde artık böyle o kimse Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanma yoluna gidiyor. O ahlâkı incelmeye başladı. Ahlâkı iyice güzelleşmeye başladı. Onun artık güzel, iyi, hoş olanlar hep onun tercihinde.
Şikayet zerrece yok. Râzı olacak ya, şikayet yok. Bakın şikayet yok. Acıdan, sancıdan, sıkıntıdan, elemden, dertten, kederden şikayet yok. Hastalıktan şikayet yok. Başınıza gelen beladan, musibetten, sıkıntıdan şikayet yok. Anneden, babadan, eşten, çocuktan, arkadaştan, dosttan şikayet yok. Hayatta şikayet yok orada. Şikayeti bohçaladığa, adleten var. Hiçbir şeyden şikayet yok. Ya bir şeyden ne şikayet etsin? Aman şikayet etmek küfür gibi onun için. Bir şeyden şikayet etmek onun için küfür gibi. Bir şeyden memnuniyetsizlik beyan etmek onun için küfür gibi. Önüne ne geliyorsa yaşıyor, anını yaşamıyor. Güzel bir şeydir.
Bir an sonrasını düşünmek yok. Bir an sonra ne gelecekse gelecek. Rahatsızsın ya. Harika bir şey bu ya. Artık o kimse de ona bakan derler ki ya bu insan mı ya? Beşeli özelliklerini kaybetmiş bir şey. Bir şeyi kendi kendine tatmin etme. Psikolojik olarak bir şeyden böyle kendini tatminkar etme duyurusu yoktur. Psikolojisi yani. Yani insan bir şeyden kendini tatmin etmeye çalışır. Ama hayvani ama insani. O'nun tatmin duygusu bunda yoktur. Öyle bir şey yok. O hep üvey kuşu gibi ötelere gitsin. O urgu cetmenin yolunda. O verdirini göğe dayamış. Onun bu noktada bu dünyayla işi yok artık. Onun gönlü nur perdesinden nur perdesine gidiyor artık.
O böyle Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının, Cenab-ı Hakk'ın esmalarının üzerindeki tekcevliyatıyla aşırıleşir. O Cenab-ı Hakk'ın etrafındaki sıfatlarla aşırıleşir. Tabiri caizse mutmainne de bir aya cennetteydi, bir aya dünyadaydı. Mutmainne de. Artık bunu bir aya dünyada değil artık. Tabiri caizse o gitti bir vakti ki cennette oturuyor. Bütün vücut kulak oluyor. Her şeyiyle duyuyor. Esması Hak. Gerçek yerleşti.
Esması Hak. Hak dediğinde bin bir tane Hak çıkıyor. Onun için artık Hak bir de şeydir. Gerçek hakikat manasında. Her şey gerçek. Her şey hakikate uygun. Her şey hakikate uygun. Onun razı olmadığı hiçbir şey yok. Herkes bir şey gidiyor, çırpınıyor. O duygusuz bir çırpınıyor. Herkes ahli eftan ediyor. Valla ne gittin ne? Bu hayır. Hakik Allah'ın kullarına üzülüyor. Razı olmuş. Razı. Ondan razı olunca o da ondan razı. İki razılık cem olmuş. Burası bir ne cem.
Dirileme makamı. İki razıya cem oldu. Dirileme makamı. Cem olmayı. O razı. O ondan razı. O ondan razı. Bazen onun yerine geçiyor, onun yerine geçiyor. Bakıncıyım mı bazen? Evet. Razı olmuş artık. Onun tevhiddeki dikkat tecellisi, tecelliyatı. O halde ki bir kimse şehri kebar.
Onun da şeh olarak düşer. O kimse artık şehri kebarlar. Beşinci makam, hakez masam almış, tecelliyatı almış, düşmüş o aile. Almış, düşüyor ki büyük bir çoğun. Yani bunu böyle söyleyeceğim şimdi, halar kardeşlerimiz hepsi de düştüler. Böyle söylemem onları yermek için değil kendilerini toplamalı diyecek kendim de üzülüyorum. Bir usta sanatıyla ömülür. Belki de o kimselerden daha fazla üzülüyorum ben. Çin'i dinliyorlar ya, bir de sohbetler elden ele değden dile gidiyor ya. Benim nezarımda en üzüntü verici şeylerden birisi odur. Bir dert için mülhumeden levvameye düşmesi, mutmainleten mülhumiye düşmesi, hak esmasından aşağıya düşmesi çok üzülüyorum.
Buna çok üzülüyorum. Sufilikte benim düzenin en önemli şeylerden birisi odur. Çünkü o böyle beşinci esmayı bitirse diyeceğim ki artık bu böyle tanıcak. Abi rica etsin bir şeyh aday olacak. O kimse hak esmasından böyle oturdu, yerleşti. Burası çok kaygın bir zemin çünkü. Sıkıntılı bir yer. Yukarı doğru tırmandıkça sıkıntı çoğalıyor zaten. Ama buranın zemini daha da kaygın.
Yani onun rüyasında şeyh olarak görürler. Onun halinde görürler. Sıkıntılı bir yer burası. Ama nefsi kaynayacak. Onun böyle artık o cezbeden bir hale gelir. O cezbeden bir hale gelince etrafımdaki o cazibelere katılmayacak. Allah muhafaza emesin. Amin. O böyle eğer yerleşir, oturursa artık hani mutmainede sır ehlidir ya. O sırrın arkasındaki sırra erişmeye başladı. O sırrın sırrına doğru gidiyor. Bakın bir sır var, sırrın sırrı var. Bazen diyorum ya, hakikatin hakikati vardır. Onun da hakikati vardır. Hakikati, hakikati vardır. Onun da hakikati vardır.
Sır vardır. Sırrın sırrı vardır. Onun da sırrı vardır. O böyle kitaplarda okuduğunuz gibi değil. Hayır, sır ehlili oldu. Gelsin bana nasıl mı okursun? Öyle değil. Evet. O kimse artık ne yapıyor? O böyle ruhanilerle uğraşmaya başlar. Sizin tabirinizle. Meleklerle konuşmaya başlar. Peygamberlerle konuşmaya başlar. Böyle işte veli zatlarla konuşmaya başlar. Onlarla haşır neşir olmaya başlar. Cinni tayfesiyle haşır neşir olmaya başlar. Onlar gelirler çünkü ona. O işi artık onun böyle ruhaniler gibidir. O böyle ona baksan bu dünyaya ait değilsin o adam. Veya bu kadın bu dünyaya hiç gibi gelmez.
Onun işi o tarafıdır. O tarafıdır. Ondan sonra ne olur? Marziyeye geçer. Marziye ne demek? O da hoşnut olunan, kendisinden razı olunan nefistir. O artık razıyette, razı hoşnutlukta artık o son kademenin verdiği heyecan var durumda. Böyle o psikolojisi sanki mutluluğun son aşamasında gibidir. Mutsuz edecek bir şey bulunmuyor gibidir artık o.
Böyle ondan mutluluk akıyordur. O her tarafa da mutluluk dağıtıyordur. Böyle enteresan bir noktadır o. Ve ona bakan mutlu olur kendince. Aa gördü ya bunu. Tuhaftır ya. Etraftaki insanlar derler. Ya ne oldu gördüğünde? Ya oğlum artık o farklı bir şeydir. Etrafı o farklı bir... Ne diyorlardı? Eretrik mi diyorsunuz siz ama? Etrafa farklı bir elektrik veriyor. Öyle değil mi? Va elektrik ne kuvvetli değil mi? Öyle mi değil mi? Evet. Onun gibi. O böyle onun üzerinde artık Cenab-ı Hak'ın değişik nur tecelliyatları olmaya başlar. Onun üzerinden. Değişik nurun renklerini de tecelli etmeye başlar. O böyle etrafındaki insanların kusurlarını affeder.
Artık o güzel düşünür. Artık böyle Allah rızası için sever her şeyi. Böyle nefis muhasebesini yapar artık o. Nefis muhasebesinde en ince ayrıntıları düşünmeye başlar. Böyle artık Cenab-ı Hak'ın o dedin ya sırrın sırrına kavuşur. Onun da sırrı vardır diye. Böyle normalde Allah'ın sır noktasında durur artık. Ayet-i Kerime. Rahman'ın kulları ki onlar yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler. Ve cahiller kendilerine laf atarlarsa selam verirler. Hurkan ayet 73. O artık Rahman'ın kulu olmuştur. Rahman ism-i şerîfi onun üzerinde tecelli etmiştir. Rahman ism-i şerîfi bütün ismi şeriflerinin üzerindedir.
Yani Rahman ism-i şerîfi bir kimsenin üzerinde tecelli ederse bütün sıfatsal boyutlar onun üzerinde tecelli eder. Rahman'ın kulu oldu. Dikkat edin. Rahman'ın kulu oldu. Rahman ism-i şerîfi Allah ismi şerifinin altındadır. Rahman ism-i şerîfi bütün ismi şerifleri kendi ismi şerifinin altında toplayan Rahman ismi şeriftir. Ve Rahman'ın kulu demek burada Allah'ın kulu demiyor bakın. Rahman'ın kulu. Yani Rahman ism-i şerîfi bütün ismi şerifleri çatısında topladı şeriflerin altında. O zatın üzerinde de bütün bu ismi şerifler tecelli etti. İsmi şerifin altındaki bütün isimler. Artık böyle o Cenab-ı Hakk'ın tabiri caizse emanına girdi. Hani şimdi bugün şu ana kadar olan sohbeti de şimdi ceme edecek bu dediğim şey.
Hani Cenab-ı Hakk'ın bir hadisi kutsisi var ya. Kim beni veli kuluma düşmanlık ederse. Kimse artık veli kul oldu. Hatırcı Esma'yı aldı. Kayyum Esma'sını aldı. Allah'ın veli kulu artık bu. Beşinci evliyadır. Dört evliya. Dört ve beş evliyadır. Onların kendi işlerinde kadeveleri var da şimdi oraya girmeyeyim. Üç evliyanlığa bir anı muamber. Üçte. Dört evliyadır. Beş evliyalıkta kemalerdi artık o. Altı veli kul oldu o. Şimdi yedinci makamı anlatınca farkı anlayacaksınız. Bu farkı insanlar fark edemezler. O kimse altıncı nefis meratibine geldiğinde Allah'ın velisidir.
Onlar için korku yoktur. Ayet-i kerimesi onun üzerinde tecelli eder. Hadis-i Kudsi kim benim veli kuluma düşmanlık ederse diye başlıyor ya. Harp ilan ederim. İşte kulumu bana yaklaştıran şeyler arası en çok hoşuma giden ona farz kıldığım şeyleri de eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetleriyle gelir. Bundan devam ediyor ya. Meşhur Hadis-i Kudsi uzun uzun ben anlatmayacağım. Burası çok şey diyor ya o benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle görür. Ben onu, bak benimle tutar, benimle görür. Bu altının halidir. Benimle görür, benimle tutar, benimle görür.
Bu altının halidir. Yediden şunu da, yediden. Altıda ne dedi? Benimle görür, benimle tutar. Yediden ne dedi? Gören gözü olurum. Altıda benimle görür dedi. Hadis-i Kudsi devam ediyor ya. Yediden ne yapıyor? Benimle görür. Gören gözü, tutan eli, yürüyen ayar olur. Altıda benimle görür. Benimle tutar, benimle görür de. Yapıştı. Onunla gördü. Yediden benimle görür dedi. Bu da ince bir... Onun normalde buradaki o kimsenin esması da ne? Altıdaki esma, o kimse Kayyum esmasını aldı.
Kayyum esmasını aldı, onun normalde manevi makamı da kürsünün bir altı oldu. Benimle kuşur kürsü oldu. Bu yedinci makam, burada ayırt ediyoruz şimdi. O da velilikte en kemal maktası. Kimlerin? Zamanın kutuplarının. Bu ne? Bu artık bunlar. Artık bütün makamları geçmiş. Velileri yetiştiren makama oturmuşlar.
Birler, üçler, beşler diyoruz ya. Bu yedinci makama oturan kimseler. Artık bunlar safiye makamı. Bunlar velileri yetiştiren makam. Bunun da artık şeyini, isim şerifi. Kahar ism-i şerîfi. Onların da dersine kahar ism-i şerîfi. Artık bunlar normalde arınmaları tamamlanmış. Felaha kavuşmuşlar. Kurtuluşa kavuşmuşlar. Bunlar artık normalde kesrette vahdet, vahdette kesret yaşıyorlar. Artık bunlar Allah'a... Düşünebiliyor musunuz? Yedi milyon insan var. Yedi milyon insanın içerisinde üç kişi. Sufiler dervişler hepsidir. Yedi milyonun dolu üç kişiden herkes kendi şeyhini görür.
Hakkıdır. Ama bu, bizim bu noktada dergahımızın da nefis meratibleriyle alakalı genel görüşü ve düşüncesi, doktrini budur. O yüzden bu noktada nefis meratiplerinin her yıl bugüne kadar en teferatlı bir şekilde sohbeti de burada oldu. Çünkü şey ne o? Sohbet dönüp dolaştı. Muhale geldi burada. Muhale gelince de biz sohbeti yapmaktan da kendimizi mükellef kıldık. Rabbim inşallah hepimize dinleyip, itaat edip, amel edenlerden eylesin. Amin. Biraz böyle alın olabilir veyahut da böyle çok doktrinal bir sohbetmiş gibi gelebilirim. Hepimize helal edin.
Helal edin. Siz de inşallah. İnşallah kendilerimiz tekrar bizleriyle hallendirdiklerinden eylesin. Amin. Biz böyle burada keseceğim sohbeti. Çünkü saat on yedi, on yedi geçiyorum. Ben sohbeti ana hatlarıyla hazırlamıştım. Vaktim kalmadı. Biraz da tabiri caizse dedim hadi şey yapayım. Geri kalanını halledeyim diye öyle şey yaptıydım. Mutbim inşallah iyi yesin. Musa'nın Allah'ına ve Musa'ya kaç. Allah'a izin verirse inşallah bir dahaki şeyden ayda buradan devam edeceğiz.
Hakkınızı helal edin. Bu sorulara girersek biz bugün zaman olarak işin içinden çıkamayız. Sorular sende emanetler kursun. Belki de bayatlayacak önümüzdeki ayakta tazelerle birleştiririz. Hakkınızı helal edin. El Fatihah. Allah'a başlayın. Bunu yarım bıraksaydık olmazdı. İşte emarede levvame, mühlemame, mutmayine, böyle işte parçalasaydık böyle bir bütün bir sohbet olmazdı.
Böyle bir bütün bir sohbet olsun. Dergada böyle bir şey olsun değil mi? Bir ders olsun. Herkes oradan inşallah tabiri caizse alsın, yazsın, dinlesin tekrar tekrar diye. Şöyle hepsini bitireyim istedim. Bu yüzden fazlaca vaktinizi aldım belki de hakkınızı helal edin. Helal edin. Biz genelde 11'de bitiririz sohbetlerin programları. Ama ipin ucu kaçtı. Bu yüzden ben hızla çıkacağım. Hakkınızı helal edin. Helal edin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.