(NASİHAT/6) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 15.06.2023
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 16 Haziran 2023 · 22:11
Selamün aleyküm. Aleyküm selam. Allah gününüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Geçen hafta Allah'ın dinine sarılmakla alakalı sohbet etmiştik. Allah'ın dinine yapışmak, Allah'ın dinine sarılmakla alakalı. Bu hafta da dedim ya böyle adım adım yürümek istedim diye. Bu hafta da Allah'a sarılmakla alakalı inşallah sohbetimiz. O yüzden inşallah Hafız Ali İmran 101 ile Nisa 146'yı okucak inşallah.
Bismillahirrahmanirrahim. Bu normalde 103. Ali İmran'ın 103. ayet-i kerimesiydi.
Ondan öncesinde de Cenab-ı Hak 101. ayet-i kerimede Allah'a sarılmaktan bahsediyor. Diyor ki, kim Allah'a sımsıkı sarılırsa şüphesiz ki o doğru yola iletilmiştir. Yani sırat-ı müstakimdedir. Burada Allah'a sımsıkı sarılmayı söylüyor. Allah'ın dinine sarılmak bu kategorinin içerisinde ama Allah'ın dinine sarılmanın daha içsel yanı, daha içi, daha zirvesi Allah'a sarılmak.
Bu normalde Allah'ın dinine sarılmanın içi. Hani ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin daireleri gibi. İlmel yakin de ilim olarak o kimse Allah'ın varlığını, birliğini, peygamberini, dini kabul etti. Ama aynel yakin onu yaşamaya başladı. Hakkel yakin dediğimizde artık onunla hemhal oldu. Allah'ın öyle kulları vardır ki, yeryüzünde yürürken onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir. Hakkel yakin noktaya geldi, o görüldüğünde Allah hatıra geldi. Demek ki o hakkel yakin noktaya gelince artık o kimse görüldüğünde Allah hatıra gelecek. Veyahut da iman nedir, islam nedir, ihsan nedir dediğinde ihsan zirve oldu. Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmen, amel etmen, Allah'ı görüyormuşçasına yaşamandır. Bir çıt altı sonra dedi ki, göremesen dahi, sen göremedin ama o seni daim gördüğünü hissederekten, onun seni daim gördüğünü hissederekten yaşamandır dedi.
İşte Allah'a sımsıkı sarılanlar, tövbe edenler, durumlarını, hallerini düzeltenler, yani o kimse günah işledi veya hata kusur etti veya etmedi ama tövbe etti ve halini düzeltti, ahvalini düzeltti. Yanlışlıklardan doğruya, eksikliklerden sırat-ı müstakime yöneldi. Ve Allah'a sarılanlar ve dinlerini sırf Allah'a has kılanlar. Bakın o dinini Allah'a has kıldı. Yani Allah nasıl ona dini nasıl indirdi ise sırf Allah için dinini yaşadı. Bu artık ihlasın zirvesi, o Allah için dinini yaşıyor. Artık hiçbir şey için değil, orta yerden bütün her şeyi kaldırdı. Onun dinini yaşaması Allah için oldu, Allah'a has kıldı. İşte bunlar müminlerle beraberdir.
İşte bunlar da müminlerle beraberlerdir. Allah'a sarılmak, o zaman bu akşamki dersimiz Allah'a sarılmak. Allah'a sarılmanın da kendi içerisinde üç hali var. Veyahut da nasıl ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin olarak biz bunu tarif ederken, bu Allah'a sarılmanın da üç hali var. Üç mertebesi var. Genelde malum ben sufili tasavvufı anlatırken, bu ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin ayet-i kerimesini çok kullanırım. Veyahut da bu iman nedir, islam nedir, ihsan nedir, bu hadisi şerifi çok kullanırım. İşte normalde veyahut da farzları yerine getirip, nafilelerle Allah'a yaklaşmak, sonra Allah'ı sevmek, bu da üç haldir ya, üç adımdır.
İşte Allah'a sarılmanın da üç adımı var. Birincisi kimin? Avamın sarılması. Avamın sarılması, geçen hafta anlattığımız, Allah'ın dinine sımsıkı sarılmak. Yani Kur'an ve sünnete sarılmak. Bu işin zahirine talip olup, zahir noktada Kur'an ve sünnete sımsıkı sarılmak. Hani öyle Müslümanlar vardır ya, Kur'an ve sünnete çok dikkat ederler, haramlara, helallara dikkat ederler. O böyle bir tasavvufa girmek, böyle bir üstadın elinden tutmak, böyle ayrı bir manevi yola girmek, böyle bir şeye ihtiyaç duymaz, böyle bir şeyden malum Türkiye'deki gündemden dolayı çekinir, sakınır, aman karışmayayım ben et diye süt diye der. Bu tip insanlar vardır ya, bunlar işte sufi dilinde, Allah'ı sevme, Allah'a yaklaşma yolunda olmadıklarından dolayı avam olarak nitelendirilir.
Veyahut da normalde bunlar böyle derinlemesine bir noktaya doğru gitmek istemezler. Halk tabiriyle kıl beşi bitir işi derler ya, hani bunun bir çıttı daha, böyle hani harama, helala dikkat eden, hayatına dikkat eden, yaşantısına dikkat eden, yani tabiri caizse, genel olarak kaidelere uyan Allah'ın haram ve helalına dikkat eden kimseler. işte bunlar Allah'a sarılmanın böyle avam kısmı, birinci hali. İkinci hali ne? O normalde o havasın Allah'a sarılması. Havas ehli, yani ilmel yakinden sonra aynel yakin halin, aynel yakini yaşayan bir kimsenin sarılması. O da ne? O da zahir ve batını terk edip, sağlam bir manevi kulpa bağlanmak.
Bu kulp Allah'ın ipi hükmünde muhabbetullah'tır. Bu tabiri caizse ehli tarikatın halidir. Artık o işin zahir ve batın tarafını geçer, bir manevi bir kulp bulur kendine. O manevi kulp nedir? Allah sevgisidir. Allah'a muhabbet beslemektir. Onun manevi kulpu, Allah'ı sevmektir. Allah'a yakin olmaya çalışmaktır. İşte o manevi kulpla ne yapar? O kimse artık normalde Allah'a yaklaşmaya çalışır ki, bunlar da böyle küçümsenecek bir noktada değildir. No, muhabbetullah'a erişen bir kimse de, gerçekten Allah'a ulaşmış sayılır. Öyle bunu böyle, hani şeriattan tabiri caizse, 5. 6. esmaya kadar, veya 3. esmadan 5. 6. esmaya kadar olan kimselerin halidir.
Bunun içerisinde olanlar. Ve onlar da Allah'a ne yaparlar? Muhabbet beslerler. Asıl konumuz, Allah'a sarılmanın 3. hali. Bu o zaman 3. hali de, çok affedersiniz, bizim tabirimiz de, hasül hasın hali. Hasın hası hali, o hale gelenler, bu gruba müntesip olanlar, artık masivadan, gafletten, kendilerini el çekmişlerdir. Bu grupta olanlar, heva ve heveslerinden geçmişler. Bu grupta Allah'a sarılanlar, artık işin fetvasını bırakmışlar. Daha içsel bir yürüyüşe, daha içsel bir derini bir hale ulaşmışlar. Artık onlar bu konuda, iştahatla filan değil, bu biraz size, ağır gelebilir, kalbe gelen ilhamla, hareket eden haldir.
Şimdi, vahiy 3 türlüdür. Bir vahiy vardır, direkt Cenab-ı Hak kuluna vahyeder. Bir vahiy vardır, Allah, bir elçi kullanaraktan vahyeder. Bir vahiy vardır, bir vahiy vardır, Allah, bir şeyin arkasından seslenir. Musa'ya seslendiği gibi, ağacın arkasından seslendiği gibi. Şimdi, bir vahiy var neydi? o bir vasıta kullanıyordu. Cebrail aleyhisselamla, peygamberlere vahyettiği gibi. Bakın, burada ne var? Aracı var. Cebrail aleyhisselama ne yapıyor? Vahy ediyor.
Cebrail'le vahy ediyor. Cebrail'le, Kur'an'ı indiriyor. Cebrail'le, bazı şeyleri söyletiyor. Hani, hutbeye çıkıyordu, bir adım attı, amin dedi, bir adım daha attı, amin dedi, bir adım daha attı, amin dedi. Dediler ki, Ya Resulallah, hikmet ne? Her adımda amin dedin. Dedi ki, Cebrail kardeşim geldi. Dedi ki, kim Ramazan'a ulaşır da affolmazsa, Allah ve melekler ona lanet etsin, dedi. Ben de amin dedim, dedi. Ardından dedi ki, kim anne babasına ulaşır, anne babasına ulaşır, cennetlik olmazsa, Allah ve melekler ona lanet etsin, dedi. Ona da amin dedim, dedi. Üçüncüsünde dedi ki, bir toplulukta senin adın anılır da, o toplulukta sana salatu selam getirilmezse, Allah onlara da lanet etsin. Melekler ve Allah onlara lanet etsin, dedi.
Amin dedim der. Demek ki, Cebrail aleyhisselamın, Kur'an ayetleri olmadan da, Hazreti Peygamber'e, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, vahyettiği oluyor. Demek ki, her Cebrail aleyhisselamın getirdiği emirler, bu noktada, Kur'an ayeti değil, normal şekilde de, vahyediyor. Veyahut da işte, yine ayeti kerevinde, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için, ona biz, her peygambere verdiğimiz gibi, ona da, kitapla beraber, hikmet verdik, diyor.
Ama hikmeti söylüyor. Hikmetin ne olduğunu, beyan etmiyor. Demek ki, hikmet de ona ne oldu? Vahyedildi. Demek ki, onun kalbine, Kur'an'la beraber, ahiretten, Kur'an'ı açıklasın. Kur'an'ı anlatsın, Kur'an'ı yaşasın diye, ahiretten ayrı bir vahiy var, hikmet var. Ve bütün ulemanın ortak noktası, hikmet nedir? Hadis-i şerrlerdir, sünnet-i seniyedir. Demek ki, her vahiy, ahiyeti kerime değil. Kur'an ayrı. Bakın, Cebrail aleyhisselam'la da ne oldu? Ona, Cenab-ı Hak, ayrıyetten vahiyetti. Veyahut da, bir örnek daha, hani meşhur iman nedir, İslam nedir, ihsan nedir, hadis-i şerif vardı ya, bu neydi? Bunu da, dedi ki, Cebrail kardeşim geldi, size dininizi öğretmek istedi.
Bakın, bu da vahiy oldu. Ayrıyetten, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için, ayeti kerimede neydi? O dedi ki, hiç heva hevesinden konuşmadı. O, her şeyi, Allah'ın istediği gibi, emrettiği gibi konuştu, dedi. Demek ki, vahiy sadece, Kur'an'la sınırlı değil. Şimdi bu, vahiy meselesini, niçin anlattım? Direkt, çünkü Allah, bir kulun kalbine ilham eder mi? El cevap eder. İşte, Allah'a sarılanlar, Allah'a sarılanlar. Bu, üçüncü halde, hakkel yakin noktasında, onların gönüllerine, Cenab-ı Hak, ilham eder mi? Evet. Peygamberler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadisi mucibince, salih rüyalar neydi?
Peygamberliğin, 46 cüzünden bir cüzdü. O zaman, salih bir rüya, Allah'ın o kimseye ilhamı mı? Evet. Bunun üzerinde, şek ve şüphemiz var mı? Hayır. İşte, Allah'a böyle, sımsıkı sarılanlar, ben, işin en sonunda söyleyeceğimi, şimdiden söyleyeyim. yani vasıtasız, vasıtasız, Allah ile hemhal olan, onu tanıyan, onun sıfatsal tecelliyatlarına ram olan, sıfatsal tecelliyatlarına mazhar olan kimseler, işte ayet-i kerimedeki gibi, enfal kırk, Allah sizin dostunuzdur, o ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır, ayet-i kerimesine mazhar olmuşlardır.
Artık onlar, Allah onların dostlarıdır, ve o Allah ne güzel dosttur, ne iyi dosttur, ne aziz dosttur, onlar artık önlerinde, arkalarında, yanlarında, sağlarında, sollarında, Allah'ın nuru ile yürürler. Aslında herkes, Allah'ın nuru ile yürür, ama ve lakin, herkes onun idrakinde değildir. Yoksa Allah'ın nuru, bütün kainatı sarmıştır, bütün kainatı sardığı halde, biz, o Allah'ın nurunu görmekten, anlamaktan, idrakten uzağız.
O yüzden biz, Allah'ın nurunun içinde, yürüdüğümüzün farkında değiliz. Ama o Allah'a dost alan, Allah'a sımsıkı sarılanlar, önlerinde, arkalarında, yanlarında, sağlarında, sollarında, Allah'ın nuru ile yürüdüklerini, Allah'ın nuru ile yaşadıklarının, farkındadırlar. Artık onlar, o nur üzerine giderler ki, o nur üzerine gidenler, o sımsıkı sarılanlar, sıraat-ı mustakimdedir. Onların yolu, direk sıraat-ı mustakimdedir. İşte o, kim Allah'a sımsıkı sarılırsa, o doğru yola, iletilmiştir. Ayet-i kerimesi, onun üzerinde, tecelli etmiştir. Bakın, onun üzerinde, tecelli etmiştir. Ve onlar bu manada, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını, hayretten hayrete, perdeden perdeye, müşahede ederler.
Bu konuda, o müşahede ile yürürler. Hatta, öyle bir hal olur, onlar, müşahededen de geçerler. Çünkü, müşahede de, bunun bir alt noktasıdır. Onlar, bu müşahededen de geçerler. Ve, o müşahededen geçerekten de, hayatlarını, vasıtasız bir şekilde, dini hayatlarını, Allah'la olan dostluklarını, artık vasıtasız bir şekilde, yürütürler. Her şey, bir sebebe bağlıdır. Onlar için, artık sebebin de, bir hükmü kalmamıştır. Sebebi, yaratan, yaratıcıyla, hemhal olurlar. O yaratıcıyla, yürürler. Bu konu, biraz daha, genişletilebilirdi. Ama bu, kısacık zamana, bu kadar, eee, eledik, yazdıklarımızı filan. İşte, bu kadar oldu.