(NASİHAT/40) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 30.01.2025
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Şubat 2025 · 42:57
Selamun Aleyküm. Aleyküm Selam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'i hakka hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Amin. Cenab-ı Hak cümle Ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsık yapışanlardan eylesin. Amin. Rabbim nerede Ümmet-i Muhammed'e zulmediliyorsa, kanı, canı, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı onların hak ve hukuklarına riayet edilmiyorsa, hepsinde Cenab-ı Hak intikânımızı alsın.
Amin. Hepsinde güçlerini ellerinden alsın. Amin. Hepsinde yerle yeksan eylesin. Amin. Bu İsrail, Siyonist İsrail devletini batırsın. Amin. Bu onun destek çıkan batılıları batırsın. Amin. İçimizde, dışımızda kimler destek çıkıyorsa hepsini kahri perişan eylesin. Amin. Doğu Türkistan'da, Hindistan'da, Bangladeş'te ve diğer dünyanın neresinde olursa olsa Müslümanlara zulmeden devletleri Cenab-ı Hak yerle yeksan eylesin. Amin. Bu geceki sohbetimiz 40. nasihat Enfal Suresi ayet 45. Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Ya eyyuhallezine amanu iza laquytum fiyatan fethbutu وَذْكُرُوا اللّٰهِ وَذْكُرُوا اللّٰهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ صَدَكَ اللّٰهُ الْعَظِينَ
Enfal ayet 45. Ey iman edenler, bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki kurtuluşa eresiniz. Bu genelde bu ayet-i kerime cihatla alakalı bir toplulukla karşılaştığınızda sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki kurtuluşa eresiniz. Buradaki bizim bu geceki sohbetimiz çokça zikretmek ve aynı zamanda da sebat.
Çünkü sebat olmazsa o kimse zikrullahta duramaz. Zikir yolunda yürüyemez. Sebat olmazsa İslam yolunda gidemez. Sebat olmazsa Kur'an ve sünneti icra etme, ettirme, mücadelesini verme yolunda duramaz. Sebat etmezse bir işte başarılı olmaz. Sebat etmezse okulda başarılı olmaz. Sebat etmezse mesleğinde başarılı olmaz. Sebat etmezse ailesini düzgün yönetemez, yürütemez. Sebat etmezse dünya hayatı da, ahiret hayatı da o kimsenin dağılır. Burada sebat etmek doğru noktada inatla durmak. Sebat etmek işte elindeki malı korumada, canını korumada, namusunu korumada, şerefini korumada, yolunu korumada, kendi nefsini korumada sabit durmak. O konuda sebat etmek, yani yılmamak, yenilmemek, ne olursa olsun o konuda kararlı durmak.
Sebat bu manada herhangi bir meselede kararlı bir şekilde hedefe ulaşmaya çalışmaktır. Kararlı bir şekilde. O konuda inatla devam etmektir. Yani o hem sebat edecek, kararlı olacak, hem de o konuda inatçı olacak. Şimdi bazen ben hani arkadaşlara ben inatçıyımdır veyahut da adamın mesela inatçısı makbuldür. Ama nasıl? Doğru noktada inat edecek o kimse.
Sebatta inat edecek, mücadelede inat edecek, cihad etmede inat edecek. O yoldan geri dönmemek için, o sıkıntıların karşısında yenilmemek için sebat edecek. Göğsünü siper edecek, koyacak ortaya neyi varsa. O konuda kararlı olacak. O yüzden sebat bu benim kendi şahsi kanaatimdir. Sabırdan önde gelir. Yani ben sabretmeyi bazen acizlik olarak görürüm. Çünkü sabır sebatta lazımdır. Bir kimseye birisi canına kastetmeye çalışıyor, malına kastetmeye çalışıyor, namusuna kastetmeye çalışıyor, şerefine, haysiyetine kastetmeye çalışıyor, gittiği yolu kastetmeye çalışıyor veyahut da işte tecavüz etmeye çalışıyor. Canına, malına, mülküne, eşine, dostuna, ailesine.
Tecavüz illaki cinsel suç olarak değil. O kimse oradan serfinaz ediyor, geri dönüyor. Onları korumak için sebat etmiyor. Veyahut da sevdiğine laf söylüyor bir kimse. Yani ben ona sabrettim diyor. Ben de içimden diyorum ki zayıfsın, pasifsin. İçinden sabretmiş. Senin sevdiğine laf söyleniyor. Sen nesini içinden sabrediyorsun? Zayıf adamların işidir. Pısırık insanların işidir. Basiretsiz insanların işidir. Sen benim sevdiğime laf söylersen, senin ağzını yırtarım. Dilini ensenden çıkarırım senin. Sen benim sevdiğime laf söyleyemezsin. Sen benim şeyhime laf söyleyemezsin. Sen benim yoluma laf söyleyemezsin. Sen benim eşime, çocuklarıma laf söyleyemezsin.
Sen benim kardeşlerime laf söyleyemezsin. Benim arkadaşlarıma laf söyleyemezsin. Ben orada işte ben bir şey diyecektim ama demedim, sabrettim. Sen ne? Zayıf adamsın sen. Pısırık insansın. Sen hakkı ve hakikati savunmuyorsun. Sen hakkı savunacaksın. E ben bir şey demedim. E bir şey demedin. Basit adamsın. Bazen Murtaza'yı eleştirirler ya. Ben de derim ki Murtaza o koltuğun hakkı. O koltukta oturacak. Sebep ben onun nelerinin içinden neleri savunduğunu bilirim. Örnek. Dolaylısı olarak bilirim. Bir de bana gelmiş şikayet ediyor. Söğüdü bana diyor. Boş boşuna sövmez dedim. Çıktım ben de işin içinden. Nasıl ya? Basbaya dedim. Bizim derviş kardeşler sövecekleri zaman dedim.
Hakkı hakikat noktasında söverler dedim. Kaldı. Hak etmişsindir. Sövmüştür dedim. Ben sustu. Benim aleyhime konuşmuşsundur. Sövmüştür dedim. Sustu. Hadi söv benim yüzüme. Benim aleyhime dedim. Benim yüzüme konuş. Sustu. Bak benim yüzüme de konuşamıyorsun dedim. Ha Murtaza'nın söylediğinin iki katını söyledim sana dedi. Ha o as söylemiş dedim. İki katını söyledim sana dedim. Şimdi bizde sabrı yanlış anlıyoruz biz. Sabrı. Biz acizliği, tembelliği, aymazlığı, mücadele etmemeyi, gayret etmemeyi biz böyle onun sabrı kategorisini koymuşuz. Biz öyle değil ya. Benim anladığım sabrı değil. Ben korurum.
Ben muhafaza ederim. Ben sebat ederim. Ben yolumu da korurum. O yolda da dururum ben. Sıkıntı. O yolda dururum. Sebat etmemden dolayı başıma bir iş gelir. Ben ona da sabrederim. Ama ben o yolda dururum. Ben yapmam gerekeni yaparım. Yapmam gerekeni yaparım. Ve yapmam gerekeni yaptığımda bir şey gelecekse başıma gelir. Ben ona sabrederim. Bu doğru sabırdır. Yoksa bir müminde, bir sufide önce lazım olan sebat'tır. Sebat. Bütün İslam toplumuna lazım olan sebat'tır. Sen toprağını korumakta sebat edersin. Dinini korumakta sebat edersin. Namusunu, şerefini, haysiyetini korumakta sebat edersin.
Kadınlığını korumakta sebat edersin. Erkekliğini korumakta sebat edersin. Evlatsan, evlatlıkta sebat edersin. Anne babasan, anne babalıkta sebat edersin. Önce sebat gelir. Sabır, sebatın sıfatı gibidir. Bakın sabır, sebatın sıfatı gibidir. Ama bize önce böyle ters öğreti veriliyor bize. Biz böyle haksızlıklar karşısında susan değilsin şeytandır. Hadis-i şerif var. Biz haksızlıklar karşısında susmayı sabır olarak görüyoruz. Ya birisi sana haksızlık yapıyor. Sen o haksızlığı ona tebliğ edeceksin. Ona söyleyeceksin. O yanlışlığı ona nasihat edeceksin. Sana birisi haksızlık yapıyor. Haksız davranıyor. Sen ona söyleyeceksin. Kardeş, burada haksızlık yapıyorsun.
Burada yanlış yapıyorsun. Veyahut da burada sen bir başkasının arkasından konuşuyorsun. Bu konuştuğunuz kimse bizim derviş kardeşimiz. Sen nasıl bir başkasının arkasından böyle konuşursun? Derviş kardeşimizin arkasından sen nasıl konuşursun? Konuşma lütfen. Bu konuyu kapat. Gıybet etme. Ya bu doğru. Doğru olabilir. Doğrusa gıybet. Değilse iftira zaten. Biz bunu nasihat etmekten uzağız. Müslümanlar olarak, müminler olarak uzağız. Çünkü dedikoduya, gıybete, kaypakçılığa, dönekçiliğe alıştık. Ya Müslümanın olmaması gereken haller Müslümanlarda var. Yani burada seni seviyor, kapının önünde satıyor seni. Burada seviyorum diyor, bir bakıyorsun hiç ummadık hal ve hareketler görüyorsun.
Ya bu nasıl sevmek? Seviyorum diyor, gidiyor başka yerlerde, karanlık dehlizlerde satıyor seni. Sevgisinde de sebat ehli değil. Sevmekte de sebat ehli olacak. Bir kimse yolda da sebat ehli olacak. Sen bir el tutmuşsun, sebat göster. Varsa eksiklik, noksanlık git yüzüne söyle. Yoksa sebat et. Çünkü sebat etmiyorsan, yolun kaypaklaşır senin. Sen kaypaklaşırsın yani. Senin kendi özel yolun kaypaklaşır. Orada dik durmayı, orada sabit durmayı kendine ölçü edin. Bir şey oldu, dedim kardeş ölürüz biz dedim malımız için. Böyle baktı, şehit oluruz dedim. Sen burada beni vurursun, ben de şehit olurum. Ama sen buradan bir iğneyi benden izinsiz götüremezsin.
Böyle kaldı. İstersen dedim dokun. Bunu 28 Şubat'ta maliyeciye de söyledim. Polisler basmış, hepsi de gelmiş. Defterleri alacak, götürecek. Dedim buradan dedim, bırak. Dedim iş yerinden dışarı, bürodan dışarı çıkardığından da kafanı gözünü yararım senin dedim. Polisler de başımda duruyor. Hem öyle bir yararım ki dedim, seni elimden dedim, bu polisler de alamaz dedim. Vergidariyesi memuru baktı öyle. Polisler dedi, sakin ol dedi, ben sakinim dedim. O vazifesini yapsın. O buradan defter çıkaramaz dışarı dedim. Çıkarıp dedim, on tane fatura keserse ne yapacağım ben dedim. Onun kanuni hakkı değil dedim. Böyle tuttum omuzundan, hakkın mı lan dedim ben. Sustu. Bırak dedim defterleri. Yavaşça bıraktı.
Fotoğraflarını çekeceğim. İstediğini çek dedim. Malını korumakta, eşini korumakta, çocuklarını korumakta. Bir dergaha girmişsin, dergahını korumakta. Sebat et. O sebatında sıkıntı yaşayacaksın. O sıkıntı da sabredeceksin. Ha oradan ayet-i kerimeden sonra ne diyor? Allah'ı çokça zikredin. Burada senin en büyük dayanağın manevi. Maddi değil, zahiri değil. Allah'ı çokça zikredeceksin. Ki kurtuluşa erersin. O sıkıntıdan, o sebat'tan dolayı, sebat'tan dolayı, sebatın arkasından gelen sabırdan dolayı, sabıra karşı senin Allah'ı zikirle, Allah'tan bekleyeceksin her şeyi. E çünkü hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sabır ve sebat zaferin anahtarıdır diyor.
Sen orada sebat edersen, sabredersen, zafer senin. Ama sebat edeceksin önce, direneceksin, dayanacaksın, mücadele edeceksin, yıkılmayacaksın. Zorluk olacak, zorluklara karşı sabredeceksin. Ben bazen diyorum ya, 28 Şubat'ta kim benim yanımdaysa, onlar benim yanımda, canımda onlar benim. Neden? Sebat ettiler benimle beraber. Benimle beraber sebat ettiler. Bir düdük tiyansın deyip evlerine kapanmadılar. Bir düdük gidip de satmadılar. Beni de satmadılar, yolu da satmadılar. Satmadılar, durdular yanımda. Ne olursa olsun. Şimdi bazen derim ya arkadaşlara, yeni arkadaşlara, arkadaşlar, bu eski abilerinize hürmet edin. Bunlar yolun çilesini çekmiş insanlar.
Eksiklerini, kusurlarını görmeyin onların. Çünkü o düdük çaldığında kimin nerede neyi satacağı belli olmuyor. O düdük çalınca o kimsenin neyi nerede satacağı belli oluyor. Günlerce ben iş yerine uğramazdım. Said giderdi, Said'e telefon açardım sabahları. Said, selamun aleyküm, aleyküm selam nasıl dururum? Kapının önünde bekliyorlar. Gelme. Evet. Said orada direniyordu. Benim malımı koruyordu. E şimdi bazen Adnan, Cafer, Hüseyin üçlüsü var ya. Veyahut da Cemil'i bir kenara koyamayız. Örneğin. O Hacı Erkan'ı bir kenara koyamayız. Bunlar eski benimle beraber çileyi çeken insanlar.
Sebat edenler. O mücadelede direnenler. Çünkü deccalist sistemlerde cemaatlerin, tarikatların böyle insasında ne zaman boza pişirecekleri belli olmaz. Evet. Orada direnmek, orada satmamak önemli. Orada tiyansın deyip tornistan yapmamak önemli. Orada durmak önemli. Önemlidir bu. Bu sebatla alakalı. Şimdi o gün için Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir düşmanla karşılaştığınızda diyor. O zamanki düşman, çok affedersiniz, kancık değil. O zamanki düşman kravatlı değil. O zamanki düşmanın elinde bir tane bilmem ne anayasası yok. O zamanki düşmanı düşman olarak biliyorsun.
Düşman, müşrik veya kafir her neyse. Kılıçlanıyor, geçiyor karşına senin. Şimdiki düşman öyle değil. Şimdiki düşmanlar ahir zaman düşmanları. Sendenmiş gibi görünüyor. Bizdenmiş gibi görünüyor. Dili iki çatallı değil, on çatallı, yirmi çatallı. Senin yanında derviş oluyor, gidiyor öbür tarafta kafir oluyor. Senin yanında çok samimi kardeşin senin ama senin malına çökmeye kalkıyor. Senin kardeşin senin ailene çökmeye çalışıyor. Aileni dağıtıyor. Şimdiki düşmanlar farklı. Şimdiki düşmanlar eskisi gibi değil. Şimdiki düşman fitneci. Şimdiki düşman normalde ortalığa ortalığı perişan ediyor. Şimdiki düşman öyle. Böyle yumuşak yumuşak konuşuyor senin yanında. Veya geliyor bana da, efendim siz çok iyisiniz ama şu dervişleriniz.
Demek ki ben onları yetiştirememişim. Bak işine sen diyorum. Eksik insanız biz diyorum. Bana dervişleri şikayet edecek. Ben çok iyiymişim de dervişler iyi değilmiş. Yürü git iyi dervişler olan bir yer bul. Burası böyle bizim. Biz medreseden çıkmadık, meyhaneden çıktık. Biz de bu kadar. Biz böyleyiz. Biz meyhaneden çıkmayız. Fazla edeb, adap bilmiyoruz biz. Bu kadar biliyoruz. Bildiğimizi de yaşamaya çalışıyoruz. Gerçekte dervişleri bana böyle kötüleyecek. Yürü git ya nereye gidiyorsan git Allah yoluna çekilsin. Konuşma. Sen beraber yemişim, içmişim her perşembe Allah'ı zikrediyorum onunla beraber omuz omuzla. Sen onun bana ne anlatıyorsun bana?
Ben çok iyiymişim de dervişler iyi değilmiş. Fitne bu. Size de böyle söylüyorlardır. Yani arkadaşım, kardeşim yani. Gerçekten yani. İyisiniz, hoşsunuz ama işte. İyi ama ama. Lan sevenin aması mı olmuş? Aşığın aması mı olurmuş? Dostun aması mı olurmuş? Kardeşin aması mı olurmuş? Lan kedi miyiz biz ama ile mamayla uğraşacağız? Yürü git bak sen kedilerin arasında dolaş. Atarlar senin önüne bir parça kemik, mama. Ondan oyalanırsın sen. Bizim öyle bir yiyişimiz yok. Bize ama amacı, ama amacı lazım değil. Allah bizi affetsin. O yüzden sebat öndedir. Sabır arkasındadır. Onların arkasında duran en büyük iş olan zikrullahtır. Onların arkasında duran.
Kim sabreder ve sebat ederse Allah onu muvaffak kılar. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve geniş bir lütuf verilmemiştir. Buhari'den. Demek ki ne yapacağız? O sebatla beraber sabrı yanında taşıyacağız. Namaz kılmakta sebat edip sabır lazım. Namazı bir kıl bir kılma. Dersi bir çek bir çekme. Yok sebat et her gün çek. Sebat et beş vakit namazı kıl. İyilikte sebat et. Zikre gelmekte zikrullah yapmakta sebat et. Allah bizi muhafaza eylesin. İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı yani dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kimse avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır. Tirmizi Ebu Davud bakın dininde sebat etme dinini yaşamada sabretme dinini yaşamada mücadele etme iyiyi doğruyu güzeli din derken sadece namaz değil yani bu namaz kılanlar gerçekten dinlerinde sağlam durmuş olsalar ülke bu noktada durmaz.
Bu dervişim diyen, sufiyim diyen, şeyhim diyen, alimim diyenler gerçekten Kur'an ve sünneti seniye dairesinde sebat ehli olup sabredip o mücadeleyi verseler ülke bu halde olmaz. Toplum bu halde olmaz. Ama ne yazık ki elde tutmak gerçekten Kur'an ve sünneti elde tutmak, imanını elde tutmak ateşten kor gibi. Başka bir ateşlerde de atan dinden imandan olacak diyor.
Ahir zamanda iman ateşten bir kor haline gelecek. Elinde tutanın eli yanacak. Atan diyor dinden imandan olacak. E şimdi elinde tutmak zor. Bakın gerçekten hakça durup kararlı bir şekilde durmak, namusunu, şerefini, haysiyetini korumak, malını, mülkünü, arkadaşını, dostunu korumak ateşten kor gibi. Anneni, babanı, çocuğunu korumak ateşten kor gibi. Kardeşini, arkadaşını, akrabalarını korumak, tutmak ateşten kor gibi. Bunlar bizim dinimizin emri. Dinimizin emri. Dostunu korumak ateşten kor gibi. Bunlar dinimizin emri. Bunlar Adem'den beri İslam'ın emri. Adem'den beri, Adem'den beri sen arkadaşını, dostunu korucan, kollucan.
Sen sana sığınığını korucan, kollucan. Buradan kapıdan içeri girmiş. Sen onu korucan, kollucan. İsterse sevmediğin insan olsun. İsterse senin dışarıda, senin arkandan atsın, tutsun, sana zarar versin. O buradan kapıdan içeri girdi mi? Girdi. Onu korucan, kollucan. Ona yanlış bir hareket etmeyeceksin. Bir başkasının da ona yanlış hareket etmesine müsaade etmeyeceksin. Dur kardeş diyeceksin. Yapma. Bizim kardeşimiz olur. Buradan içeri girmiş. Bitti. Sen bir meselem varsa git dışarıda gör. Burası oranın yeri değil diyeceksin. Korucan. Derviş kardeşini korucan. Dergahlar, tekkeler, cemaatler kardeşlerini korumaktan geçer.
Sen burada kardeşini yem gibi ortaya atamazsın. Korucan onu. Kardeşinin eşini, çolunu, çocuğunu korucan. Bay ve bayan zakirler. Hepsi de emanettir size Allah'tan. Onların özel meselelerini, şahsi meselelerini ortaya çıkarmayacaksın. Ortada konuşmayacaksın. O dergahın namusu. Koruyamıyorsanız, ben koruyamıyorum. Görevimden affımı istiyorum diyeceksin. Korucan. Orada herhangi bir derviş kardeşinin herhangi bir şeyine zarar gelmeyecek. Ölü başını sarı sarmakla olmuyor bu işler. Hakkını yerine getireceksin onun. O konuda da sebatlı davranacaksın, kararlı davranacaksın, inatçı davranacaksın.
Oraya gelen her kimse orada diyecek ki, ben emin yerdeyim. Benim namusum, şanım, şerefim, haysiyetim emin yerde diyecek. Burası emin yer olacak. Bu konuda sebatlı davranacaksın. Yani inatçı davranacaksın, şuurlu davranacaksın, kararlı davranacaksın. Bu konuda başına ne gelirse gelsin sabredeceksin. Orta her insanı olmaz sufiler. Bir kimse bir sufi hakkında konuşacağı zaman, 118 sefer tartacak onu konuşurken. Sebep, orası kocaman bir aile diyecek. Ben burada birisinin hakkında konuşursam şimdi, bu aile çöker bana diyecek. Biz öyle vur ensesini, al lokmasını olanlardan değiliz. Birisi bizim ensemize vurursa onun kolunu kökünden koparırız.
Enseye vurulup tokadın lokması yenecek kimse değiliz. Biz vurdurmayız. Lokmamızı yiyecekse, edeble gelsin canımızı yesin bizim. Ne lokması? Edeble gelsin canımızı yesin bizim. Bize kata gülleri davranmasın, oradan buradan puan alacağım diye uğraşmasın. Harbi harbi gelsin yiğitçe, açım desin doyuralım. Gelsin yiğitçe desin ki şuna ihtiyacın var, ihtiyacını görelim. Eyvallah. Ama o kimse ok gibi olmalı. O yüzden kardeşlerinizi korumakta da sebat edeceksiniz. Kardeşlerinizi korumakta da başınıza bir şey gelirse sabredeceksiniz. Dergahınızı korumakta sebatlı ve sabırlı ve kararlı olacaksınız. Çünkü düşman, öyle diyor, ey iman edenler, bir düşman bir toplulukla karşılaştığınızda, çünkü önceki ayet-i kerimelerde kafir düşmanlarla alakalı, bir toplulukla karşılaştın veya bir kimseyle karşılaştın, ona karşı sebatlı ve dirençli olacaksın.
Allah bizi affetsin. Tabi bunun içerisinde bir de nefse karşı mücadele etmek var. Nefis mücadelesinde sebatkar olmak. Çünkü yine hadis-i şerifte, gerçek mücahit nefsine karşı cihad eden kimsedir dedi. Tirmizi ve İbni Hanbel'de. Gerçek mücahit nefsine karşı cihad eden kimsedir. O zaman biz kendi nefsimizle olan mücadelede de sebat edeceğiz. Biz oramıza, buramıza, oraya, buraya peşkeş çekmeyeceğiz. Biz haramlara karşı durmakta sebatkar davranacağız. Yanlışlıklara karşı sebatkar davranacağız. Nefsimizin oyununa, şeytanın deslisesine karşı biz sebatkar davranacağız. Sabırlı davranacağız. Ve Allah'ı çokça zikredeceğiz. O yüzden sadece savaş meydanında değil, tekrar sözümü geriden alayım, şimdi eskisi gibi savaş meydanı yok.
Şimdi deccaliyetin savaşları var. Bu fitne, bu Kur'an ve sünnete saldırmak, hadis-i şeriflere saldırmak, cemaatlere, cemiyetlere, tarikatlara saldırmak, namaza saldırmak, oruca saldırmak, zikre saldırmak, İslami herhangi bir ritüele saldırmak gibi. Bunların hepsi de cihadın içine giriyor. Sabrettim ben bir şey demedim. En çok nefret ettim laf. Deseydin, canını vereydin orada, deseydin, o da kavga çıkarıyordu seninle, deseydin, seni dövüp ataydı dışarı, ev üzeri gifari sabır mı etti, çıktı, haykırdı Kur'an'ı, imanın çıktı, haykırdı. Sen de haykıraydın, konuşaydın. Neyi engel oldu sende?
Ticaretin mi engel oldu? Akrabalığın mı engel oldu? Neyin engel oldu senin? Heva hevesi mi engel oldu? Hangi korkaklık seni zaptur aptaltına aldı? Hangi korkaklığa peşkeş çektin sevdiklerini? Şeytan nereden girdi de seni o korkaklık hummasına kattı da hakkı ve hakikati söyleyemedin? Şeytan senin bir tarafından girmiş ve seni korkaklık hummasına katmış. Sen o korkaklık hummasıyla sen ne yaptığını bilmiyorsun. Sarhoş olmuşsun, deli olmuşsun, zayıf pısırık bir kimse olmuşsun. Sen hangi korkaklık seni o hale getirdi? Seni bir korkaklık sarmış. Ne oldu ticaretin mi engellenecek diye korktun? Sen parasız kalmaktan mı korktun?
İşsiz kalmaktan mı korktun? Senin Rabbin kim? Sen hangi Rabb'e iman ettin? Hem ayeti kerimede diyeceksin dünyanın da yerin de göğün de Rabbi Allah'tır. O da diyecek ki rızkınıza benim kefil olan sen neye sattın? Hangi korkaklığına sattın? Aa o zaman sen nefsinle cihad etmek. Bu konuda da normalde cihadın nesiydi? En mükemmeliydi. Hani en son savaş vardı ya Rumlarla bir savaş olacaktı. Rumlar asker toplamışlardı. Allah Resulü de büyük cihata ilan etti. Bütün herkes neyi varsa alsın getirsin dedi. Son savaş İslam orduları toplandı. Sonra Rumlar oradaki o Iraklı müşrikleri satıverdiler. O Iraklı müşrikler tarih boyunca hep satılmaktan geçiyorlar.
O savaştan geri dönülürken hani böyle sahabe mutlu mesut dedi ki daha büyük bir savaşa dönüyoruz. Dediler ki ya Resulallah bu ne? Bu dedi iki göğsünün arasında bulunan nefisle cihad. Nefisle cihad cihada ekberdir dedi. Bu büyük cihad dedi. İşte dervişler bu nefisle olan cihadı çok önemserler. Sen nefsinle olan cihatta sebahtlı davran. Bu konuda da sana normalde en büyük destek, en büyük destek Allah'ı zikirdir. Allah'ım iyi etsin inşallah. O yüzden Ali İmran ayet 191 onlar ayaktayken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler. Demek ki o cihad ehli olan sufiler, o nefsiyle mücadele edenler, o sebahta ve sabırda sıra dağlar gibi duran kimseler her daim Allah'ı zikredecekler.
Ve enteresan bir şey, bu ayeti kerime yani bu sebahtedin ayeti kerimesi cihadla alakalıdır. Enteresan bir şey, Cenab-ı Hak en önemli savaşta bile Allah'ı zikrini unutmayın diyor. Başka bir hadis-i şerifte eline kılıcını alsan kırılınca kadar savaşsan, sonra yeni bir kılıç alsan onunla da savaşsan kırılınca kadar, sonra yeni bir kılıç alsan onunla da savaşsan kırılınca kadar, ancak diyor Allah'ı zikredenle o kimse müsavi olur, denk olur.
Üç tane kılıcı kıracak savaşırken, ancak Allah'ı zikredenle ne olacak? Müsavi olacak, denk olacak. Kapının ağzını bir açın bu tarafa doğru. Açın, açın, açın kapının, yaklaşın bu tarafa doğru, gelin. Rahat olsun kapının ağzı girip çıkacak olanın. Şu tarafa doğru yanaş böyle, benim sağımla sizin solunuza doğru, yanaşın böyle mesela. Kapının ağzını açık tutun. Bu hani cumalarda var ya, en son namaz kılanlar, en son namazı kılıyorlar, farzı kılıp çıkıyorlar ya. Bizde de olabilir, bir adamın işi vardır, gücü vardır, yeni geliyordur. Bir gideyim bir bakayım, kafama görese kalırım orada. Öyle ya, değilse de şuradan kenardan kayar giderim der. Olur bunlar.
Biz şimdi normalde bayındırda, böyle şeyh efendi geldi, zikrullah oluyor, anlatırım ya ben bunu. İşte tabii, biz boyuna basılıyoruz ya o ara. Şimdi normalde bizim Ali İhsan var, Allah rahmet eylesin. Böyle o zamanlar böyle uçtu, kaçtı, halde bunlar böyle zirvede dolaşıyor aramızda. O böyle zikrullah, o da benim karşımda böyle. Ondan sonra, oradan işaret ediyor bana. Zikrullah'ta geliyorlar diye, yapıyorum ben de hani umurumda diye şeyh efendi var başımızda. Bize ne? Dergan orada halakanın sahibi var. Bizi ilgilendirmez. Zikrullah, zikrullah, çayır çayır gidiyor. Bu şimdi benim gözüm kapalı, asılıyor beni, açıyorum ben şimdi ne var diyorum ben.
Geliyorlar diyor gene bana, işaret ediyor. Kaş göz, ben umuruma katmıyorum en sonunda dayanamadı. Şapka işareti yapıyor. O esnada da bir tane imam var benim yanımda. O yakaladı bizim işaretlememizi. O öyle bakıyor. İmam bizim bir sokağımızda oturuyor. Tabi şeyh efendi de koyuverdi zikrullahı, tevhid, la ilahe illallah. Gidiyor o böyle, cayır cayır. Polis arabası bizim böyle hafif bir rampa var. Bayındır'a gidenler bilir. Oradan sola döndü. Bizim caddeye girdi. Tam böyle geliyor. Birkaç ev var şeyhefendi dedi. Çıt yok. Derviş disiplini de böyle. Hepimiz duyduk şimdi.
Bayındır'ların hepsi de o Renault polis arabasının egzersizini biliyor. Fırırırırırırırırırır. Bizim kapının önünden geçti. Bizim camda zaten böyle yakın hmm bir şey yok. Arada çok fazla bir şey yok. Bir de eski ev zaten. Yani içeride öhe yapsan dışarıda zaten bomba atmış gibi dövülüyor. Geçti. Şeyh Efendi başladı bu yolda asılmak da var, basılmak da var. Bu yolda polis de var, şu da var. Bunlara sabretmek. O esnada o yanımdaki imam yavaşça gidiyor. Tak ensesinden tutum. Dedim nereye gidiyorsun? Mustafa kardeş beni bırak dedi. Yok dedim. Defeleniyor. Gidecek. Dedim ne o? Basılmaktan mı korktun dedim. Böyle durdum. Gidecek. Ne olursun beni bırak. İyi git hadi.
İyi git dedim. Bıraktı. Hiç unutmuyorum. Bizim bir tane meslek lisesini okuyordu o çocuk. Ondan sonra. Onu da kapıya diktim ben. Kapı açık bizim. Dedim yani zikrullah başlayınca gelen geri dönmesin dedim. Al içeri. O da böyle polisler geliyor diye. Tam kapıya kadar gelmiş. Kapıyı açamamış. Dondum kaldım abi diyor bana. Oğlum donucan kalacağın tabii dedim. Burada dedim. Sahibi var dedim. Makam burada. Tabii dedim donucan kalacağın. O diyor kapıyı açamadım. Beni ne durdurdu diyor o çocuklar. Kulaklar için nasıl? Şimdi her zaman olur bu topluluk, bu tip topluluklarda böyle kapının ağzını oradaki görevliler açık bırakacaklar. Anladınız?
İnşallah. Olur mu olur? Adam şimdi biz zikrullah başlarız ölü kopar adam. Ama ben nereye geldim der ya. Burasının böyle olduğunu bilmiyordum der. Hoş biliyorlardır da herkes. Allah bizi affetsin. O yüzden kapı açık olsun. Girene de çıkana da. Ebu Derda naklediyor. Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek. Sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi diye sordu. Onlar da evet söyle dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretir buyurdu ki, Allah'ı zikretmektir.
Tirmizi İbn-i Mace. Kim Allah'ı çok zikrederse, Allah ona kurtuluş kapılarını açar. Tevarrani. Yine bu hadisi çok naklediyorum ya ben. Benim hoşuma gidiyor. Böyle bir kendime buradan bir ümit kapısı buluyorum ben kendime. Çünkü ben kendim için bir ümit kapısı benim. İbn-i Ambel'in nakletti hadis-i şerif. Enes bin Malik'ten o da. Allah'ın rızasından başka bir şeyi gözetmek ve beklemeksizin Allah'ı zikreden bir topluluğu gördüğünde göklerden bir münadi şöyle seslenir. Kalkın. Hepiniz bağışlandınız. Kötülükleriniz iyiliklere çevrildi. Ne diyormuş melekler bize? Kalkınız. Hepiniz bağışlandınız.
Kötülükleriniz iyiliklere çevrildi. Elhamdülillah. Bu hadis-i şerif benim çok hoşuma gidiyor. Nefsime tatlı geliyor bu benim. Ben açık konuşuyorum. Bu bir ümit kapısı, bir müjde olarak görüyorum. Yani Cenab-ı Hak'a hamdolsun böyle cemaatle zikrullah oldu. Kötülüklerimiz hayra çevrildi. Kötülükleriniz affedildi değil bakın. O var zaten. Zaten affoluyorsun. Onda sıkıntı yok. Ama bu hadis-i şerifte diyor ki, kötülükleriniz hayra çevrildi. Ha siz sakın ha her perşembe nasıl olsa kötülüklerimiz hayra çevriliyor deyip de günah işleyenlerden olmayın. Yani biraz böyle manevi olarak yol yürümüş olun. Yani işte ya ne yapayım işte ya biraz temiz tutalım kendimizi.
Evet ne güzel müjdeli bu haber. Ama bu müjdeli habere bakaraktan hani böyle kendimizi de kötülüklerin içine, çirkinliklerin içine ne bileyim pisliklerin içerisine atmayalım. Eyvallah. Ama biz kendimizle mücadele edelim. Nefsimizle mücadele edelim. Yolun disiplinine uyuyalım. Kendi kendimize böyle, kendi kendimize bir şeyleri böyle ruhsat vermeyelim. Allah bizi muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizi korusun inşallah. Eftali zikr fâlemennâhu La ilahe illallah El Fatiha mâ selavat Allahümme salli âlâ seyyidina Muhammeden ve âlâ Muhammed
Amin Ecmain Destur
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.