(NASİHAT/31) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 07.11.2024
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Kasım 2024 · 1:04:04
Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak batılı, batılı bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden ve yaşayan, batılı, batılı bilip, batılı karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim, bu, beni, İsrail Yahudilerini, bu, Siyanistlerin, Onları yerle yeksan eylesin, onları kahri perişan eylesin, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, tüm dünyadaki Müslümanlara özgürlük nasip eylesin, hepsini bir bayrak altında toplanmayı nasip eylesin, Rabbim kafirleri ve destekçilerini dağıtsın, onların güçlerini yerle yeksan eylesin, ecma'yım.
Elleme çalsın, demek ki ne o, sohbetten haberi yoktur. Bu akşamki dersimiz, 31. nasihat, Ahzab 35. ayet. A'udzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Allah'tan hakkıyla korkan erkeklerle, hakkıyla korkan kadınlara, sadaka veren erkeklerle, sadaka veren kadınlara, oruç tutan erkeklerle, oruç tutan kadınlara, iffetlerini koruyan erkeklerle, iffetlerini koruyan kadınlarla, Allah'ı çokça zikreden erkeklerle, Allah'ı çokça zikreden kadınlara şüphesiz ki Allah mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır. Tabi bizi ilgilendiren son kısım, Allah'ı çokça zikreden erkeklerle, Allah'ı çokça zikreden kadınlar. Ama velakin bu ayeti kerime hemen hemen İslam'da ibadetle alakalı genel kaideleri koyma noktasından önemli bir ayeti kerime. Hemen hemen bunda on ayrı ayrı başlıklar var.
Tabi birinci başlık o Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlara. Ayet-i Kerime'nin böyle inzal olmasına sebep, birçok bazı hani sebebin üzül açısından söylenenler var. Ama birisi Ümmü Seleme'ye ait. Bu Ümmü Seleme normalde sadece erkekleri ilgilendiriyor bu din. Sadece erkeklere has mı diye. Böyle bir Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir soru yöneltiyor. Yine başka bir rivayette yine Ensardan kadın Ümmü İmari her şeyin erkekler için olduğunu görüyorum. Kadınların herhangi bir hususta anıldıklarını görmüyorum deyince Cenab-ı Hak hemen bu ayeti kerimeyi inzal eyledi. Ve Peygamberin üzerine Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlara dedi.
Yani normalde kadınları da ilgilendiren bir ibare çıktı orta yere. Tabi bunlar Müslüman kadın ve Müslüman erkek deyince bunlar İslam'a girmiş. Yani eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu diyerekten iman etmiş. Müslümanlara normalde din bu noktada Allah'ın hükmünü kabul etmiş. Allah'ın hükmüne boyun eğen hem erkeklere hem kadınları kapsıyor. Ve ikinci ayet-i kerimede de Mümin erkeklerle Mümin kadınlara. Yani ilk önce Müslüman dedi sonra Mümin dedi. Yani Müslümanla Mümin'i ayrıştırdı. Müslümanla Mümin'i ayrıştırması ne demek? Bir kimse kelimeye şehadet getirdi o kimse Müslüman oldu. Ama burada Mümin kadın, Mümin erkek deyince o zaman onlar İslam'ın emirlerine bağlı, İslam'ın kaidelerine sımsıkı yapışmış, İslam'ın emrettiklerini yerine getirmeye çalışan kimseler.
O zaman hani Müslümandı, İslam'ın emirlerini yerine getirmeye başlayınca o Mümin sıfatıyla sıfatlandı. Üçüncüsü itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlara. İtaat o zaman o kimse Müslüman ve o kimse Mümin ve Müminlikte de artık hani Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Başka bir ayet-i kerimede kim Allah ve Resulüne itaat ederse kurtuluşa ermiştir. Bu ayet-i kerimeler mucibince burada Müminliğin bir vası da itaat etmek. Neye? Kur'an'a, neye? Sünnete, neye? Sizden olan emir sahiplerine itaat etmek. Neye? Kur'an'a, neye? Sünnet-i Sene'ye ve hatta başka bir ayet-i kerimede Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri size bir şey emrettiyse, sizin bu konuda yapacak bir şeyiniz kalmamıştır.
Yani Peygamber'e itaatle alakalı. Dördüncüsü ne? Sadık erkeklerle sadık kadınlara. O zaman o kimse her konuda Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sadık kaldığı gibi, normalde çünkü itaatin üzerinde de bir de sadık kalmak var. Bir şeyde sıdkıyet, bir şeyde samimi olma, ihlaslı olma ve o ihlasını, o samimiyetini, o sadıklığını kaybetmeme. Bu noktada bütün her şeyine sadık bir kul olma, sadık bir sufi olma, sadık bir eş olma, sadık bir evlat olma, normalde sadık bir kardeş olma, artık o kimsede sıdkıyet söz konusu. Normalde hani itaat etti, ardından o itaatında sadık kaldı. Yani bir zorluk geldi, bir sıkıntı geldi, bir bela geldi, bir musibet kaldı. O dostluğunda sadık, eşliğinde sadık, çocukluğunda sadık, anne babalığında sadık, dervişliğinde sadık, kardeşliğinde sadık o kimse vefasızlardan değil, o kimse orası burası oynayanlardan değil, zorluğu görünce çekip gidenlerden değil, bir düdük evine kapananlardan değil,
yok bugün ben hasta oldum, yok bugün belim ağrıdı, yok sırtım ağrıdı, yok başım ağrıdı, yok bugün buradan buradan esiyor, ben hasta olabilirim, ben bir yere gitmeyeyim, öyle bir şey yok. Kur'an sünnet dairesinde o kimse hem itaatkar, hem sadık ve aynı zamanda da beşincisi devam ediyor. Sabırlı erkeklerle sabırlı kadınlara ve bütün bunların üzerine bütün bu hadiselerde sabretmek. Sabırlı kimse, yani normalde Kur'an-ı Kerim'de imtihanlar bellidir. Yani Kur'an'da Cenab-ı Hak korkuyla imtihan eder insanı, açlıkla imtihan eder, yoklukla imtihan eder, yakınların ölümüyle imtihan eder, bir öyle bir hani ticarette durgunluk, ürünlerde bozukluk veya az gelme, yani mavla imtihan eder, canla imtihan eder, eşle imtihan eder, anne babayla imtihan eder, dervişlik yolunda imtihan olur, her şeyle bir şekilde imtihan olur.
Avam bunu imtihan gözüyle bakar. Avamın gözünde bu imtihandır. Sufilerin gözünde bunlar imtihan değildir. Bunlar Cenab-ı Hakk'ın hediyesidir. Onun başına bu tip şeyler gelir. O bunlarla mücadele eder, bunlara sabreder. Onun makamı, derecesi artar. Ve muhakkak ve muhakkak o sıkıntılarla o kimse kemale erer. O problemlerle o kimse kemale erer. Yani eşinden imtihan olur. Öyle hanım laf söyledi. Küyt bir tokat olmadı. Veya küfretti. Olmadı. Veya anne babasının yaşlılığına denk gelirdi, cennetlik olmazsa burnu sürtülsün diyor. Kimse onun anne babaya yaşlılığına denk geldi. Onlara yok moruk, yok ihtiyar dedi, yok onlara görüp gözetmedi. Babasına isyan etti, anasına isyan etti, imtihanı kaybetti.
O yüzden normalde avam için bunların hepsi de imtihandır. Ama bir kimse sufi için annesinin babasının yaşlılığı cennet yoludur. Sufi için eşi cennet yoludur. Sufi için çocuğu cennet yoludur. Sufi için hastalık cennet yoludur. Sufi için varlık, yokluk, sıkıntı, ürünün az olması, ticaretinin az olması, karın az olması gibi bu tip insanı sıkıntıya sokan şeylerin hepsi de nedir? Cennet yoludur. Hepsi de Allah'a vuslat yolunda birer normalde sebeptir. Veya sağlığınla alakalı bir sıkıntı olduğu isyan etmeden ona sabretmek, isyan etmeden sabretmek ve onu güzellikle karşılamak, onu normalde Allah'tan bir hediye olarak görmek, bu tedaviyi reddetmek değil. Allah'tan bir hediye olarak görüp başına gelen sıkıntılarda sabretmek, namazda sabretmek, oruçta sabretmek, haçta sabretmek, dervişlikte sabretmek, yanındaki ayağını bastı, haydi isyan Allah isyan, derviş böyle yapar mı?
Ya gelip de 9-15 liranın seni çarpacak değil ya, burada dergahta oturuyorsun, sen ne imtihanın olacak senin? Dervişin birisi gelecek ayağına çarpacak senin veya basacak, birisi öte git biraz diyecek, kafanı düzgün sallamıyorsun diyecek, bir şey diyecek, bahane bulacak, laf söyleyecek sana. Öyle ama düşünce şu ya, ben dergaha gittim, herkes oradaki sütlümen değil kardeşim, herkes eşkıya adı buraya geldi evliya olmaya. Eşkıyalıktan evliyalığa dönüyor herkes. Ben bazen soruyorum ya, içinizde medreseden gelme var mı diye, yok. Hani bazen de üstüne hamd olsun diyorum ya. E şimdi normalde birisi bizden diyemez ki, ya ben önceden eşkıya değildim diye. Var mı içinizde eşkıya olmayan öncesinde? Bak, maşallah, herkesin öncesi eşkıyalıktan gelme.
Güzel bir şey bu. Hani bunu böyle nakıs gördüğümü düşünmeyin. Zaten önemli olan o, zor olan iş o eşkıyalıktan evliyalığı döndürmek. Sıkıntı olan o zaten. Önceden kırıyordu, döküyordu, vuruyordu, kızıyordu, küfrediyordu, hakaret ediyordu. Kimse ona laf söyleyemiyordu. E dergaha girdi, derviş oldu. Ulan önüne gelen laf söylüyor şimdi. Yani adam derviş değildi, herkes ipe dizilir gibi diziliyordu. Adam derviş oldu, evdeki hanım bile laf söylüyor. Hem de nasıl söylüyor. Ulan önceden hazı çıkmazdı, mıkı çıkmazdı. Derviş olunca bir değişti ortalık. Öyle, dervişlerin büyük bir çoğunluğu yaşar bunu. Kadındalar da, erkekler de.
En güzel örnek bende vardı. Geldi bir gün. Dedi ne olursun dedi, bana müsaade et. Ne ol dedim ben. Ya dedi, hatun dedi, öyle laf söylüyor ki dedi ya. Ben müsaade et dedi ya, ben bir içeceğim ya dedi. Lan olur mu şey yapma, etme, yok. Sen çekiyor, kafeye bir gidiyor eve, güm kapıya. Ve hop, bir bağırıyor, çağırıyor. İki gün sonra yalvarıyor hanıma. Mustafa Efendi ne olursun bunu el al. Lan düne kadar namık adama laf söylemedik. Laf bırakmadın. Ne diyeyim adama ben? Derviş olunca öyle. İmtihan başlıyor, evden başlıyor, çocuktan başlıyor. Herkesten başlıyor. Anne baba bile önceden laf söyleyemez. E derviş olunca laf söylüyor. Ya diyorum bu adam her gün içip geliyordu.
Bir şey diyebiliyor mudunuz? E diyemiyorduk. E şimdi neden diyorsunuz? Diyor. İmtihan, bunlara sabretmek. Bu sabır, geniş bir mesele. Allah bizi oradan imtihan eylemesin. Altıncısı, Allah'tan hakkıyla korkan erkeklerle hakkıyla korkan kadınlara. Yani bu artık Allah korkusu. Yalnız, şimdi bazı korkular vardır. İnsan korktuğundan kaçar. Öyle değil mi? Uzaklaşır. Bir şeyden korkar insan. Bir şeyden korkunca, depremden korkar, yangından korkar, selden korkar, zalim bir idareciden korkar, zalim bir patrondan korkar, zalim bir kocadan korkar, zalim bir kadından korkar, zalim bir çocuktan anne baba korkar, çocuk zalimse annesi babası ondan korkar.
Ve korktuğu şeyden insan enteresan bir şekilde kaçar. Korktuğundan kaçmak hayvani bir güdüdür. Bu hayvani bir güdüdür. Çok özür dilerim. Hayvanlar da korkularından kaçarlar. Kuş avlanmaktan korkar, kaçar. Balık avlanmaktan korkar, kaçar. Geyik avlanmaktan korkar, kaçar. Ormanda bir yangın çıkar, bütün hayvanlar kaçar. Deprem olur, deprem olmazlar önce. Hayvanların büyük bir kısmı depremin olacağını ilahi bir frekans alırlar. Kaçarlar hayvanlar. Bakın hayvanlar da kaçar. Çok enteresan bir şeydir. İnsan Allah'tan korkar ama Allah'tan kaçmaz.
Müslüman, mümin Allah'tan korkar, enteresan bir şey ama Allah'tan kaçmaz. Korkarsa daha Allah'a yakınlaşmaya çalışır. Allah'tan korkarsa Allah'la dost olmaya çalışır. İnsanda hayvani güdü var ise, güdü var ise, o Allah'tan korkaraktan Allah'tan da kaçar. O kafirdir. O münafıktır. O mürtettir. O dinden uzaklaşır o. Ama mümin ise, Allah'tan korkuyorsa, o Allah'a yaklaşır. Ve hadis-i şerif süt çıktığı memeye girmedikçe, Allah korkusundan ağlayan kimse de cehenneme girmez. Tirmizi. Yani o kimse Allah'tan korktuğunda, Allah'tan korktuğu için ağlar ise, o kimse de normalde ne yapıyor? O kesin cennete gidiyor.
Allah, hele başka bir hadis-i şerifte bir tenhada Allah korkusuyla akıtılan iki damla gözyaşının karşılığı cennettir der. Hatta başka bir hadis-i şerifte, melek bir böyle çok, örneğin işte altın kasede veya böyle bir mücevheratın içerisinde, Allah için akıtılan gözyaşını getirir o kimse cehenneme gireceğinde, o iki damla gözyaşını onun cehennemine atar, cehennem söner o esnada.
O kimse ateşten kurtulur. Allah için akıtılan gözyaşı bu kadar kıymetli. Ve Allah'tan hakkıyla korkan erkekler ve hakkıyla korkan kadınlar, o korkması onu Allah'a daha da yaklaştıracak çünkü. Allah'la dost edecek onu. Yedincisi, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlara. Buradaki sadakadan, bu ayeti kerimelerde genelde hep sadaka olarak geçer. İnsana farz olan zekattır birinci derecede. Bir kimse ticaret mallarından örneğin kırkta bir senede bir sefer zekat vermekle mükelleftir. O kimse farz olan bu zekatını verdiği müddetçe vazifesini yerine getirmiştir. Bunun üstü ne olur? Mesela işte o kimsenin örnekliyorum, 400 milyarı var. 400 milyarından işte bir milyar o kimse kırkta bir olarak zekat verdi.
Vazifesini yerine getirdi. Üzeri ne olmuş oldu? Üzeri nafile olmuş oldu. Hadis-i Şerif Buhari Müslim'den her sabah yeryüzüne iki melek iner. Biri, Ya Rabbi infak edip iyilik edenin malının yerine yenisini ver der. Diğeri de, Ya Rabbi cimrilik edenin malını telef et diye dua eder. Bir kimse zekatını düzgün hesaplayıp vermezse bu meleğin, ikinci meleğin duasının tecelliyatını yaşar. Ne olur? Onun malı telef olur. Hem Müslümansın, hem Müslümansın, hem Müminisin, hem de paranın, malının zekatını düzgün hesaplayıp vermiyorsun. İkinci melek dua ediyor. Bunun malı helak olsun. Öbürkü de zekatını vermiş. Birinci melek ona dua ediyor. Ya Rabbi onu diyor verdiğinden aslında yedi yüz misli, bazı şeylerde bin misli fazlasını verdi.
O da ne yapıyor? O da dua ediyor. Sadaka veren erkekler yine başka bir hadis-i şerifte ey Ademoğlu infak et. Ey Ademoğlu infak et. Sana da infak bu dünyada, sana da infak olunsun. Yani infak et, sana da infak olunsun. İnfak edersen, sen de infak bulursun. Ne ekersen onu biçersin. İnfak edersen, sana da infak edilir. Bu infan hem maddi tarafı var, hem de manevi tarafı var. Sen infak ettin, maddi tarafı, sen işte üç kuruş, beş kuruş veya zekatını verdin. Veya zekata muktedir değilsin, bir sadaka verdin. Bir infak ettin bir şeyi. İnsan ilmini de infak eder. Bir kimsenin bilgisi vardır, bilgisi de infakın içerisine gider.
Kuvveti infakın içerisine girer. Duası infakın içerisine girer. Dua etmek. Mümin kardeşine dua etmek. Onun bir sıkıntısı var, sıkıntısına dua ediyorsun. Görüyorsun, elinden bir şey gelmiyor senin. Öyle ya. Elinden bir şey gelmiyor. Dua et hiç olmazsa. Dua da bir infaktır. Onun yanında bulun. Hasta, git ona infak et, git yanında bulun, geçmiş olsun de. Ameliyat olacak bir kimse, ameliyat olmuş. Telefon aç, git yanına, geçmiş olsun de. Bir ihtiyacın var mı de. Bu da infaktır. Hatta yaşlı, bakılacak kimsesi yok. Git ona bak. Bu da infaktır. İnfak edersen, infak bulursun. Hem dünyevi hem uhrevi olarak. Sekizincisi, oruç tutan erkeklerle oruç tutan. Kadınlara.
Cenab-ı Hak ayeti kerimede geçmiş ümmetlere farz kılındı gibi. Oruç size de farz kılındı buyurdu. Yani o zaman bir kimsenin namazdan, oruçtan kaçması mümkün değil. Zekattan kaçması mümkün değil. Bakın bunlardan mümkün değil. Yani bir kimse kasten namazı terk ediyorsa, bakın kasten namazı terk ediyorsa, o kimsenin imani zayıflığı vardır. Allah muhafaza eylesin. Veya kasten o kimse hacca gitmiyor. Kasten oruç tutmuyor. Şafi'ye göre bunlar küfür. Hanefiler imanla ibadeti ayırmışlar. O yüzden küfür dememişler. Ama normalde öyle Hanefi alimleri var. Bunları çok tehlikeli görmüş. Bakın çok tehlikeli görmüş. Ama böyle biz hani safları seyreltmeyelim, safları sıkılaştıralım düşüncesiyle biz namaz kılmayan, oruç tutmayan, zekat vermeyen kimselere siz kafirsiniz demiyoruz.
O çünkü la ilahe illallah Muhammeden Resulullah demiş. İman etmiş. Onu biz iman etmiş olarak kabul ediyoruz. İmam Maturid de aynı noktadadır. Hanefilerden İmam Muhammed, İmam Yusuf da aynıdır. O nokta, Serahsi aynı noktadadır. Bazı Hanefi iştahat eden alimlerin bir kısmı var. Bunlar çoğunlukla değiller. Tehlikeli noktada konuşanlar. Ama o yüzden oruç tutmak bu manada her Müslümanın üzerine farz. Eğer sağlığı bir sıkıntılı değil ise. Kimisi şeker hastası. Örneğin o tutmaması onun farz. Sait tutmayacak mesela. Tuttun mu geçen sene? Bu sene ne yapacaksın? Allah gerim. Ameliyat doldum.
Kaç parmak gitti şimdi? İki mi oldu? Daha sekiz tane var yani diyorsun. Allah hayırlı şifa versin inşallah. Öyle iki olmuş da ardından sekiz tane daha var diyor kendince. Fazla bir sıkıntı görmüyor. Rabbim şifalandırsın inşallah. E şimdi mesela bu tip şeker hastalarının tutması uygun değil. Bana da diyorlar tutma diye. Ama benimki o kadar şeyin tehlikeli noktada değil yani. En fazla 350-400 oluyor. 450 oluyor. Komaya girmedim. O komaya giriyor. En son komaya girdin değil mi? Tamam. Allah muhafaza eylesin. Şimdi böyle olunca mesela o kimse tutmayacak. Veyahut da işte hamileler. Veyahut da lohusalar. Veyahut da çok zayıf kimseler. Çok yaşlı kimseler.
Yolculuğa çıkanlar. Yolcular. Bunlar tutmak zorunda değil. Ama normalde oruç farz mı? Evet. Ve oruç tutanları söylüyor. Ve birçok hadis-i şeriflerde de oruç bir terbiye aracı. Sabırla alakalı sıkıntıyı giderme aracı. Nefisle mücadele etmede en önemli ibadetlerden birisi. Ve en makbul ibadetlerden birisi. Dokuzuncusu iffetlerini koruyan erkeklerle iffetlerini koruyan kadınlara. Burada iffet denilince bizde sadece cinsel suçlular aklımıza geliyor. Yani iffet dediğimizde hani örneğin işte bir kimsenin cinsel suç işlemesi gelir. Genelde bizim toplumumuzda. Ben bugün buna farklı bir pencere aralamak istedim. Yani iffet sadece cinsel suç değildir. Muhakkak bir kimse namusunu koruyacak, muhafaza edecek.
İffetini koruyacak. Bunu böyle zayıf görme veya küçümseme değil. Ama iffet sadece bu noktada değil. Mesela hadis-i şerif böyle bir kimse sağlıklı, güçlü, kuvvetli böyle bir çalışıyor kendince. Hani çalışkan bir kimse. Sahabe diyor ki, yani bu kimse keşke diyor bu çalışmalarını hani Allah yolunda cihad ederken yapsaydı diyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onlara cevap veriyor. Eğer bu adam küçük çocuğu için çalışıyorsa Allah yolundadır. Yaşlı anne babası için çalışıyorsa Allah yolundadır. Nefsinin iffetini korumak için çalışıyorsa Allah yolundadır. Nefsinin iffetini korumak için çalışıyorsa Allah yolundadır. Ancak tefahür ve övünmek için çıkmışsa şeytan yolundadır.
Yani o kimse nefsinin iffetini koruması ne demek? Yani namuslu bir hayat yaşayacak. Hiç kimseden bir şey istemeyecek. Kendini ayağa düşürmeyecek. Dilenmeyecek. Çünkü aynı başka bir hadis-i şerifte de bir grup insan geliyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bir şeyler talep ediyorlar. Allah Resulü veriyor. Bir daha talep ediyorlar, bir daha veriyor. Bir daha talep ediyorlar, bir daha veriyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlere. Ve verilecek bir şeysi kalmıyor Hazreti Peygamber'in. Sonra herhalde onlar bir daha istediler ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu.
Yanımda bir mal olsa bunu sizden ayrı olarak kendim için biriktirecek değilim. Kim iffetli davranır istemezse Allah onu iffetli kılar. Kim iffetli davranır istemezse bir şey istemiyorsun sen. Halini birisine açmıyorsun, arz etmiyorsun. Söylemiyorsun durumunu kimseye. Şeyh'in lillah demiyorsun. Cenab-ı Hak seni iffetli kılıyor. Kim istina gösterirse Allah da onu ganin kılar. Kim sabırlı davranırsa Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsanda bulunulmamıştır. Sen sabırlı davranırsan Allah seni sabırlı kılıyor.
Sen kimseye boyun bükmüyorsan Allah seni ganin kılıyor. Allah seni ganin kılıyor. Bu o kimsenin Allah'a güvenmesiyle alakalı bir şey. Rabbim bizi onlardan eylesin. Onuncusu, Allah'ı çokça zikreden erkeklerle Allah'ı çokça zikreden kadınlara şüphesiz ki Allah mağfiret ve büyük mükafat hazırlamıştır. Bunu Allah affetsin ben on madde halinde böyle bunu anlatmaya çalıştım.
Hani çünkü şu hadis-i şerif aklıma geldi. Geçmiş ümmetlerden on tanenin birisini yapmazsa onlar helak oluyorlardı dedi. Birisini yapmazlarsa. Oysa ahir zamanda onun dedi birisini yapacaklar. Allah onları affedecek dedi. Şimdi bu hadis-i şerif aklıma gelince sıraladım on madde bu. Dedim bu on madde bu. Hani birisi şimdi iman etti ben Müslümanlardan oldum dedi. Cenab-ı Hak onun sonunda cennetlik edecek. Muhammed ümmetinin özelliği. Bu Muhammed ümmetine has bir şey. O kimse la ilahe illallah Muhammedun Resulullah dediyse sonunda cennete girecek. Bakın sonunda o cennete girecek. On tanenin birisini yaptı.
İman etti. İman ettiyse o kimse sonunda cehennemde azabını çektikten sonra Allah-u Alem bilemeyiz. Cenab-ı Hak belki de başka bir sevabı, hayırı, iyiliği vardır. Allah affeder. Direkt cennete girer. Orası Allah'ın bileceği bir iş. Ben oraya hükmetme noktasında değilim. Ama normalde bu on maddeni yaptı o kimse. O zaman Cenab-ı Hak ne yaptı? Allah mağfiret ve büyük mükafat hazırladı ona. Mağfiret af demektir. Yani Allah onu affetti ve onu bir de affetmenin üzerine bir de ne yaptı? Mükafatlandırdı. Bizi ilgilendiren, sufileri ilgilendiren, bu geceyi ilgilendiren ne? Allah'ı zikir. İbni Abbas, İbni Abbas, Allah-u Teala buradaki zikirle namazların ardından sabah akşam ve yatakta yapılan zikri kastetmektedir dedi.
Bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken. İbni Abbas diyor ki, Allah-u Teala buradaki zikirle namazların ardından sabah akşam ve yatakta yapılan zikri kastetmektedir. Yani namazların ardından 33, Sübhanallah 33, Elhamdülillah 33, Allahu Ekber. E sufiler için namaz arkasında tevhiddir filan böyle zikir bir evrat var. İşte diyor, Hazreti Abbas Efendimizin, Abbas Efendimizin oğlu Abdullah diyor ki, sabah akşam ve yatakta yapılan zikri kastetmektedir.
Yatakta bir de sabah akşam yaptın, sabahlı akşamlı gündüz vakti namazlardan sonra bir de yattığın yerde de Allah'ı zikrettin. Yattığın yerde başladın tevhid çekmen, tevhidle uyudun. Veya esman varsa Allah esması, Hu esması, Hay esmaksı, Hak esması, üstadın sana sayısız bir vir çek demiş. Sen o virdi sayısız çekerekten yattın. Bütün geceyi zikirle geçirmiş gibi sevap aldın. Sabah uyanır uyanmaz Allah'ı tekrar tesbih ettin, zikrettin. Ve geceyi normalde bütün ibadetle uyurken, sen geceyi ibadete geçirmiş gibi sevap aldın. Ve yine bir hadis-i şerif, Ebu Davud İbni Mace Nesai Hakim bunu nakletmiş. Kim uykudan uyanıp hanımını da uyandırır ve ikisi birlikte iki rekat namaz kılarlarsa, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar sınıfına kaydedilirler.
Yani siz şimdi bu erkekler olarak kalktınız sabah namazına ve ondan sonra sabah namazına eşiniz de uyandırdınız, kalk namaz vakti dediniz, kafanıza bir tane çelikten bir muhafaza alın. Veya göğsünüze böyle bir çelikten bir siperlik alın. Her an her şey olabilir, sabah namazına kaldırıyorsunuz ya. Öyle hatta evdekileri namaza kaldırıyorsun, çoluk çocuk. İşte bir de ezan okuyorsun veya kamet getiriyorsun, sabahleyin Allahu Ekber Allahu Ekber evde. Bunu söyleyin, yatak odasını kilitleyin kendinizi. Her türlü tacize uğrayabilirsiniz. Sen nasıl beni uyandırdın diye. O yüzden bazıları böyle söyleyince tebessüm ediyor. İşte o benim. Veya hanım seni uyandırdı. Böyle hanımı uyandırıyor adamı, adam bir de küfür ediyor kadına.
Evet. Kadıncağızın biri söyle dedi, benim dedi eşim dedi, ben onu sabah namazına kaldırınca bana hakaret ediyor, küfür ediyor dedi. Dedim kaldırma. Dedim yapma. Namazı küfür etmiyormuş, kadına küfür ediyormuş. Dedim o namazdan dolayı nikah dedim gidecek neredeyse. Allah'ım hafaza eylesin. Rabbim korusun. O hale geldik. Bakın o hale geldik. Yani hangi birimiz çocuklarımızı sabah namazına kaldırma cesareti var. Çok acı bir şey. Hangimizin eşlerini sabah namazına kaldırma, kadın erkek önemli değil, cesareti var. Kendimizi kaldırdığımızda mutlu oluyoruz.
Diyoruz ki oh elhamdülillah ya sabah namazına uyandık, kalktık, kıldık. Şöyle bir hane halkı düşünebiliyor musunuz? Yani sabah işte imsak vakti girmiş, herkes ayağa kalkmış, abdestler alınmış. Birisi namaz vakti girinceye kadar işte böyle bir Yasin-i Şerif okuyor evde. Bir Kur'an-ı Kerim okunuyor. Hayal yapıyor. Sabah ile çatır çatır, şakır şakır herkes sabah namazını kılıyor. Evin adamı dönüyor sana, bir imamlık ediyor bütün herkese. Sonra evin adamı dönüyor, onlara bir kısa tevhid çektiriyor hane halkına. Sonra evin hanımı hemen böyle akşamdan hazırlamış. Böreğini, çöreğini neyse hafiften ısıtıyor, kahvaltı hazırlıyor. Herkes kahvaltısını yapıyor, işe gidiyor herkes.
Murtaza, hayal beninkisi. Ben cennetten bahsedeyim. Hayal ile eşeğe müziksiz dans edermiş. Ay ışın da olursa daha romantik olurmuş. Ben hayalini kurayım birisi, bakarsın der ki ya böyle bir hayali vardı adamın. Ben bu evde ben bunu icra edeyim der. Şimdi gece birisi ders yapmaya kalksa, öyle üç bin beş bin tevhid çekecek erkek veya kadın evde kıyamet kopar be.
Kadın der ne oldu? Hatta mırıldansa bir kimse kendi kendine kadın onun tesbih çektiğini görmese, sen kimle konuşuyordun, beni kimle aldatıyorsun der. Öyle gece hanımdan ayrılacak bir kimse, işte ben gece namazı kılayım veya biraz zikrullah yapayım, tesbih çekeyim. Bir bin tevhid sonra kadınlar problem çıkarır. Erkekler de çıkarır kadına problem. Adam diyecek lan gelin ben burada yatıyorum, senin benimle beraber yatman nafile ibadet gel buraya. Allah onun da sevabını verir diyecek, kadın bozacak durumunu. Ama kim uykudan uyanıp hanımın da uyandırır ve ikisi birlikte iki rekat namaz kılarsa, Allah'ı çok zikredenlerden olacak.
Rabbim bizi onlardan eylesin. Son hadis-i şerif, hadisi kudsi bu. Hazreti Peygamber naklediyor sallallahu aleyhi ve sellem. Allah-u Teala Hazretleri diyor ki, ben kulumun hakkımdaki zanlı gibiyim. O beni zikrettikçe ben de onunla beraberim. O beni zikrettikçe ben onunla beraberim. O beni zikrettikçe ben onunla beraberim. Bu muhteşem bir müjde. O yüzden tekrar tekrar dönüyorum ben bunu, bir daha bir daha söylüyorum. Kendime de ben bunu söylüyorum. Diyorum ki, bu Mustafa Özbağ, sen onu zikrettikçe onunla berabersin. Kim beni zikrederse ben de onu zikrederim. Ayet-i Kerime. Bu muhteşem bir müjde. O beni içinden zikrederse ben de onu içimden zikrederim.
Öyle ya otobüste, trende, orada burada gidiyorsunuz veyahut da çarşıda dolaşıyorsunuz. Bir işiniz var. Yolda yürürken içinizden Allah'ı zikrediyorsunuz. Yalnız bu içinden zikretmek, kafayı sallamak değil. Bu içinden zikretmek, senin zikrettiğini hiç kimse anlamayacak. Hafi zikir budur. Sen elini böyle tesbih al, yolda giderken böyle kalbinin üzerine, vay ne zikir ehlisin ya.
Veya 99'lu çıkar elinde böyle, ne kadar zikir ehlisin ya. Böyle değil. O kimsenin üzerinde bir emare yok. Allah'ı zikrediyor ama. Hafi zikrullah. O hafiz zikrullah da senin üzerinde zikir emaresi yok. Ancak zikir ehli senin zikrettiğini anlar. Sen çarşıda, orada, burada, Allah'ı zikrede, zikrede yürüyorsun. Kalbinde Allah'ın zikri olduğu müddetçe nereye gidersen git. Şeytan seni ablukası altına alamaz. Sen zikrettiği müddetçe, hatta kalabalık yerlere gittin, çarşıydı, orasıydı, burasıydı. O zikir varsa sende, daha büyük sevap aldın. Daha fazla sevap aldın.
Diyor ya, siz öyle bir zaman gelecek ki, çarşı denilen yerler olacak diyor. Çarşı denilen yerler. Oralara gittiğinizde diyor, orada diyor şeytanlar çok dolaşır. Orada diyor Allah'ı zikrederseniz, böyle çok büyük sevabı vardır manasında aziz-i şerif var. İşte siz öyle kalabalık çarşıya filan gittiniz, orada Allah'ı zikrettiniz. Hafi olarak, çok büyük sevabı var. O beni bir cemaat içinde zikrederse, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Bir cemaatte zikrullah yaptın, cemaatte zikrullah yaptın. Veyahut da bir cemaata sohbet ettin. Allah'ın Kur'an sünnet tarihisindeki hakikatlerini anlattın. Birine tebliğ ettin. Öyle ya cemaatle veya cemaatle namaz kıldın.
Yarın cemaatle cumaya gittin. Daha hayırlı bir cemaat içerisinde, daha iyi bir cemaat içerisinde seni zikrediyor. Kim o şahit bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o bana bir zira yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım. Rabbim bizi gece gündüz kendisini zikreden kullarından eylesin. Her daim Allah'ı zikirle, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını müşahade eyle, geçiren kullarından eylesin. Zikri dilden kalbe, kalpten sırra, sırdan ruha erdirdiklerinden eylesin.
Cenab-ı Hakk'ın her halimizde, ilmel yakin, hakkel yakin, aynel yakin sırlarına ulaştırdıklarından eylesin. Kalbimize ilham eylesin. Kalbimize basiret nurunu ikram eylesin. Cenab-ı Hakk bizim ferasetimizi, basiretimizi açsın. Hak ve hakikati bize öğretsin. Hak ve hakikati bize göstersin. Amin diyen dillerimizi nar-ı cehennemden azat eylesin. Ecmain. Birkaç soru var, bunlar da inşallah vakit kalmışken cevaplandıralım. Bu akşam dağıtılan şekeri suya koyup çoğaltıp içebilir miyiz her gün? Çoğaltıp içebilirsiniz. Allah şifa versin inşallah.
Bir dervişin başka bir dervişe hakkını helal etmemesi, o kişinin dervişine zarar verir mi? Helallaşacaklar. Helal etmiyorsa, diyecek ki ya hakkını bana helal et, ne yapmam lazım? İşte özür dilerim, af dilerim diyecek. Ondan helallık dilecek. Dervişler de birbirlerinin haklarını helal etsinler inşallah. Bir evde hane halkının habersiz olarak babanın cebinden para almalarının adabı nasıl olmalı?
Bu haram. Bunun adabı mı olur? Bir insan babasının cebinden para alamazsa ondan habersiz. Veya eş, kocasının cebinden para alamazsa ondan habersiz. Olur mu öyle şey? Allah muhafaza eylesin. Bunlar doğru şeyler değil. Çocuklarınıza böyle şeyler öğretmeyin. Adam saydı parasını, bin lira para var, durdu orada. Sen içinden yüz lirasını aldın.
Ertesinde adam bir saydı, dokuz yüz lira. Ne diyecek eşine ve çocuklarına? Diyecek ki hanginiz aldınız? Hırsız kim? Aynı şey, erkekler içinde geçerli. Erkek kalktı, eşinin parasından aldı. Eşinin örneğin bir kira geliri var, babasından kalmış.
Veya babası bir harsik vermiş. Veya annesi bir harsik vermiş. Kadının kendi parası. Veya kadın çalışmış. Çalışıyor bir yerde, iş yapıyor. Adam da kalkıyor, onun parasını alıyor. Hırsızlık. Adam da şunu diyemez yani, benim bu parada hakkım var. Nereden hakkım var kardeşim ya? Babanın evinden mi getirdin? O da hırsızlık. Veya orada çalışan bir kimse. Yani ne dediydi o? Benim maaşımı ödemez diye düşündüm. Öyle de değildi değil mi? Nasıl düşündün dedim, bir daha söyle. Benim maaşımı ödemez diye düşündüm.
Yani çalışan eleman. Gelen çeki cebine almış. O çek de dön. Çekin sahibi de işlerin patronunu arıyor. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Diyor ki ben çek'i ödeyemedim. Çek'i ödeyemedim deyince, haydi çek elemandan çıktı.
Dedim ne yaptın? Anlat bana. Dedi ki benim maaşımı ödemez diye düşündüm. Hırsızsın sen dedim. Dergahı terk etti tabii. Şimdi muhalefet edeceğim diye uğraşıyor. Dedim nasıl böyle bir şey yaparsın? Ödemez diye düşündüm. E dedim ya normalde çek tahsil olsaydı ne olacaktı? Var mı sana borcu? Yok dedi. Dedim var mı sana borcu? Yok. Çeki tahsil etmiş olsaydı ne yapacaktın? Dedim seninki düpedüz hırsızlık. Allah muhafaza eylesin. Hiç kimsenin parasına puluna elini uzatmayacaksınız.
Hiç kimsenin. Bu babanız da olabilir. Onun parasına el uzatılmaz. Çocukların anne ve babalarının evinde yemeleri, içmeleri, bakın yemeleri, içmeleri hatta çocukların anne babanın evinden işte salçadır, peynirdir, zeytindir bir şey götürmeleri caizdir bunlar. Evlenmiş oğlun hiç önemli değil. Anne babasının evinden götürebilir bunları. Evlenmiş kızın önemli değil. Anne babanın evinden bunları götürür. Hanefiler de caizdir bu. Yani kızın evlenmiş senin. İşte salçası kalmamış. Anne babanın iznine ihtiyaç yok. Gelir salçayı alır. Kız ve erkek çocuklar hepsini almayın. Annenize babanızı da bırakın az bir şey.
Sıkıntı çıkmasın. Problem çıkmasın. Veya işte bir tencere lazımmış. Tencereyi almış. Alacak. Kız babaları düşünsün. Biraz daha fazla çalışsınlar. Erkek babaları da düşünsün. Biraz daha fazla çalışsınlar. Alacak çocuklar. Bak bunu caiz görmüş Hanefiler. Bunda bir sıkıntı yok. Bak bunda bir problem yok. Ama cebinden para almak, kasasından para almak yok. Baba erkek evladına şunu diyebilir. Oradan yüz bin lira getir bana. Erkek evladına diyebilir bunu. Git benim adıma bir trilyon borçtan gel. Erkek evladına diyebilir bunu. Öyle ya adamda hayırlı evlat vardır.
Erkek evlat. Öyle ya erkek evladın da hayırlısı önemli. Yani öyle erkek evlat var. Babası iki tane kurban kesmiş. O babasına sövüyor. Erkek evladı var o kimsenin. Yani öyle olacağına on tane kızı olsa daha iyi adam için. Şimdi de o tarafı var. Her erkek evlat da hayırlı değil. Ama hayırlısına denk geldin ya. Hani zor böyle bir şeyler ama. Birisi acı acı gülüyor bazıları böyle. Görüyorum onların acı acı güldüklerini. Allah onların da evlatlarını hayırlı eylesin. Öyle hayırlı eylesin ki Cenab-ı Hak onları böyle dünyada cennet nimeti gibi yaşatsın inşallah. Allah herkese hayırlı evlat nasip etsin.
Kız erkek önemli değil. Önemli olan hayırlı evlat olması. Cenab-ı Hak cümlemize hayırlı evlatlar nasip eylesin. Zürriyetlerimizi hayırlı eylesin. Ecmayin. Kur'an ve sünnet dışında olan eylemler ve düşünceler bidat ise. Örneğin şiş burhanını nasıl değerlendirmek ve görmek gerekir? Burhanın ortaya çıktığındaki durumuyla ve çıktıktan sonra sürdürülmesindeki durumunu nasıl değerlendirmeliyiz?
Hazreti Ali radıyallahu anh hazretlerinin normalde ok battıydı ayağına. Dedi ki namazda çıkarın. Allah-u Ekber namazı durdu. Namazda oku çıkardılar ayağından. Selam verdi. Dedi ki oku çıkarın dedim namazda. Çıkarmadın mı? Çıkardık ya emir-i mümin dediler. Bunlar sahabelerin üzerinde kerametler. Mesela sahabelerin kimisinin kılıç mesela yediği halde kan çıkmazdı. Veya oklanırlardı. Oklandıklarından düşmezlerdi. Cenab-ı Hak onların normalde gelirlerdi. Tabiri caizse Çanakkale'de milletin üzerinden saçma kurşun çıkardıkları gibi ok çıkarırlardı sahabelerin üzerinden.
Veyahut da mesela zehir buhranın sahibi Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'dir. Yılan ısırdı, zehirledi onu. Yılan ısırıp zehirleyince Hazreti Ebu Bekir Efendimiz o zehirden herhangi bir şey görmedi. Zehirlenmedi. Nakşibendilerde zehir buhranı vardır. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'dendir. İyi bir nakşibendi mürşidi zehir buhranlığı yapması lazım.
Örnek. Tabi bunlar şimdi böyle hani tasavvuf, tarikat böyle bunlar böyle lav edildiğinden, yasaklandığından bunlar sanki dini, İslami değilmiş gibi görünüyor. Şiş buhranı da sanki İslami değilmiş gibi görünüyor. Örneğin. Kılıç buhranı da İslami değilmiş gibi görünüyor. Sahabeden bir kimse savaş meydanında, bacağı koptu komple. Savaş bitti, normal bacağı yerinde zannediyor. Atından inerken bacağının kesildiğini o zaman anladı. Kütük gibi düştü yere. Öyle savaşta mı? O yüzden bu tip evliyaların üzerinde, veylilerin üzerinde görülen harikulade haller keramet sınıfına geçer. Keramet de haktır. Hem sahabede görülmüş, hem tabiinde görülmüş, hem teba'y tabiinde görülmüş.
Hem İmam-ı Azam, hem İmam Şafi, hem İmam Maliki, hem İmam Muhammed, dört mezhep imamının dördü de, hatta otuz üç mezhep imamının otuz üçü de kerameti hak görmüşler. Keramet hak, şiş buhranı da bir keramettir, kılıç burhanı da bir keramettir, ateş burhanı da bir keramettir, zehir buhranı da bir keramettir. Kerametler müminlerin üzerinde tecelli ettiyse haktır.
Ama keramet veya bu olağanüstü haller mümin olmayanların üzerinde tecelli ederse istidraştır. O yüzden şiş buhranı, sahabelerin üzerinde birçoğu var, oklarını namazda çıkartmışlar, oku hissetmemişler, çıkmış kan akmamış. Kimisi yaralarını yara, dağlamak, yarayı dağlamak, yani kılıç yarası var, ok yarası var, dağlanması lazım. Allah Resulü bazı hadis-i şerrilerde dağlamayı uygun görmemiş ama dağlamışlar sahabeler. Demek ki o dağlamayla, o uygun görmediği dağlama aynı noktada değil, şifa niyetine dağlamışlar örneğin ve namazda dağlatmışlar kendilerini. Demişler ki namazda dağlayın. Hani dağlamak ne demek? Ateşi normalde işte o kimse kılıcını veya bıçağını veyahut da demiri ateşte kızdırıyor, kızdırıyor, kızdırıyor, yaranın üzerine basıyor coz diye.
İbrahim aleyhisselam ateş yakmadı. Onun üzerinde görünen mucize, geçmiş peygamberlerin üzerinde görülen mucizeler, ümmet-i Muhammed'in velilerinin, evliyalarının üzerine keramet olarak zuhur eden. Haktır. O yüzden kılıç burhanı da bu manada haktır. Veya şiş buhranı haktır, ateş buhranı haktır. Bunun üzerinde herhangi bir şek şüphe olmaz. Rabbim bizleri Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsık yapışanlardan eylesin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş peygamber efendilerimizin ruhlarına. Cihari ya rükizin efendilerimizi Ebu Bekir Sıddık, Ömer'ül Faruk, Osman'ı Zinnureyn, Ali el-Murtaza radiyallahu anh hazretlerinin ruhlarına. Amin. Aşerim-i Beşerin, Evlad-ı Resulullah, Zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, yetmiş iki şühedanın, şehit-i kerbelanın, bütün şühedanın, tüm ashab-ı Resulullah hazretlerinin ruhlarına. Amin. İmamız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafii, İmam Maliki, İmam-ı Hambeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye edip vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı birimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet-el Rifai, Seyyid Ahmet-el Bedevi, Seyyid İbrahim Dursiki, Şeyh Ebüleseneş Şazeli, Şahı Nakşibenni Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektaş Veli, Şahı Hacı Bayram Veli, Mehmet Muhyiddin Üftade Veli, Veysel Karani, Muhyiddin Arabi, Niyaz-ı Mısri ve bütün Pir ve Piran efendilerimizin ruhlarına da ayrı ayrı hediye edip vasıl Asıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi.
Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı geçmiş üstadlarımızdan. Abdurrahim et Tantavi, Abdurrahim en Nişavi, Elhaç, Elhafız, Ebubekir, Sıddık, Çorumi, Hacı Ali Haydar Efendi, Elhaç, Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin Kaçuni dergahının, Kabbaşi dergahının ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına.
Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ, Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine. Cedved Adalı'nın ruhaniyetlerine. Yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine. Turuk Aliye'den, akraba ve talukatlarımızdan geçenlerin ruhlarına da hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.