mustafaozbag.org

(NASİHAT/26) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 03.10.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 4 Ekim 2024 · 55:59

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, gününüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim nerede Müslümanlara zulmedenler varsa, zalimlerden Cenab-ı Hak intikamını alsın, Müslümanların kanını, canını, namusunu, şerefini heder edenleri, Cenab-ı Hak yeryüzünde burunlarını sürtsün, ahirette burunlarını sürtsün, onları yerle yeksan eylesin, bu siyonistleri yerle yeksan eylesin, bu siyonistlere destek çıkan gayrimüslim, Müslüman ne var ise, hepsinde yerle yeksan eylesin, onların kuvvetlerini yerle yeksan eylesin,
Rabbim bizleri de Kur'an ve Sünnet-i Sene'yi sımsık yapışanlardan eylesin, ahiremeyin. Birkaç soru var, onu aldıktan sonra derse geçelim. Peygamber Efendimiz, bana dünyanızdan üç şey sevdirildi derken, dünyanız diyor, burada ne demek istiyor? Dünyanız dediği, yaşadığı bu dünyayla alakalı, o yüzden bu dünyaya ait görmemiş kendisini, çünkü bu dünyaya ait değil hiç kimse, bu dünyada oluşmadı çünkü.
Ruhlar aleminden öteden geldi, burada yaşadı, işte başka bir hadis-i şerifte de gölgelenmek kadar diyor ya, gölgelendi, buradan da göçtü gitti. Dünya hayatı, öyle göz açıp kapatıncaya kadar. Horesani törenden sonra dünyaya dönmekte zorlandık. Hikmeti nedir? Sonuçta dünyada yaşıyoruz. Burada ne kadar yaşanacaksak, Allah hayır versin inşallah. Kılıç, asa ve zırh kıydınız, bundan sonra bizi neler bekliyor? Rabbim ne takdir ettiyse, o yaşanacak. Normalde bir dönüm vardır, böyle bir daireyi tamamlar insan, insanoğlu böyledir. Dair, kendi dairesini tamamlar, bu dünyadan göçer gider.
Ne bekliyor deyince, herhalde ben daireyi tamamlıyorum. Bundan sonra da öbür tarafa doğru göç başlayacak herhalde. Allah iyi etsin inşallah. Bundan öncekiler fragman mıydı? Bundan önce neydi ki fragman olsun? Soru kimi? Fragman ne? Fragman bir şey olmuyor mu? Bir film var, filmden içinden kesitler alınıp, ön bir izlem oluyor öyle değil mi?
Özet. O zaman bundan öncekiler fragman da olsa, özet mi olmuş oluyor ya? Soruyla bu tam uyuşmuyormuş herhalde. Fragman ama, özet değil mi fragmanın karşılığı? Sence uymuş mu öndeki cümleyle arkadaki? Ben mi anlamda güçlük çektim?
Yusuf uymuş mu? Yok, ciddi ciddi soruyor. Evet. Bir daha açıkla soruyor. Yani kılıç, asa ve zırh giydiniz. Bundan sonra bizi neler bekliyor? Bundan öncekiler fragman mıydı? Yok ben seni sormak istediğini anlamak istiyorum ki cevaplandırabileyim diye. Benim durduğum nokta itibariyle anladığım kadarıyla benim için çok fazla bir değişkenlik olmadı. Ben hayatıma devam edeceğim yine.
Cenab-ı Hak nasip ederse koşuşturmaya devam edeceğim. Benim için fazla başka bir şey yok. Biz Müslümanlar olarak darül harpte devlete vergi vermezsek hükmü nedir? O normalde yaşamış olur. O sorunun önü var. Hocam hayırlı akşamlar. Kur'an'da geçen mucizevi ayetler. Örneğin evrenin sonu, evrenin genişlemesi, anne karnındaki katmanlar, demirin inmesi ayetleri. Ve bu zamanda öğretilip keşfedilirken, ayetler indiğinde o zaman peygamberimiz sahabeye nasıl anlatırdı, sahabe nasıl anladı? Biraz uzun oldu. Sahabeye normalde anlattı, sahabe de anladı. Sahabe en iyi anlayanlardan.
O yüzden normalde hadis-i şerifler veyahut da sahabenin ayeti kerimeleri, bakış açısı, normalde onların en iyi anladıklarına inanıyorum ben. O yüzden ayet-i kerimelerin tefsirlerine baktığımızda ilk tefsirlerde sonrakilerden daha iyi anladıklarını görüyor. Sonrakiler çünkü belli şeylerin etkisinde kalarak bakmışlar. Yani örneğin zaman zaman hastalıklar olmuş, fikri hastalıklar, o fikri hastalıklardan etkilenenler olmuş, o fikri hastalıklardan etkilenenler meselelere farklı yorumlamaya çalışmışlar.
Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin böyle bir hastalıklardan etkilenmesi yok, sahabelerin de yok. Sahabeler de hastalıklardan etkilenmemişler. O yüzden onlar altın çağı diyoruz. Yani normalde onların herhangi bir şeyden etkilenmeleri yok. Sahabe, tabi'in, hadis-i tebae tabi'in, aslında onlarda tabi'inden itibaren etkilenmeler var. Yani dört cihar yer güzünden sonra Ümmet-i Muhammed'in içerisindeki siyasi çalkantılar, askeri çalkantılar, Ümmet-i Muhammed'in içerisindeki fikri çalkantılar, sonuçta sahabelerin bir kısmını, sonra tabi'ini, sonra tebae tabi'ini etkilemiş. Mesela bunların içerisinden sahabelerin böyle ilk dönem değil, son dönem sahabelerin de etkilendiği söylenebilinir.
Ama normalde o ilk dönem sahabeler, yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tedrisatında yetişmiş olanlar etkilenmemişler. Akılları berrak, kalpleri berrak, bakışları berrak, duyuşları berrak, hayatları, yaşantıları berrak. O yüzden hani o ilklerin yolunu tutun, hadis-i şerif mucibince, yani bakılacak olan şey Kur'an, ondan sonra sünnet-i seniye, sonra o cihar yer güzün ve ashabın önemli zatlarının baktıkları ve durdukları yer.
Ben kendimce buna bakıyorum. Bir başkasının din anlayışı nasıldır bilemem. Ben bu silsilenin, yani Kur'an, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hem fiili hem fikri sünnetleri, hadis-i şerifler, sonra o çok önemli ashabın, ashabın büyüklerinin, o ilk Müslüman olanlar, ilk sıkıntıyı çekenler, o ilk cihatlara katılanlar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığında, o mücadeleyi, o böyle dinin ahkamını ayakta tutma, yaşama, yaşatma mücadelesi verenlerin, bu meselede çok berrak olduklarını, akıllarının, fikirlerinin, kalplerinin çok berrak olduğunu,
görüşlerinin berrak olduğuna inanıyorum. Ve bence Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de vasiyetinin, tavsiyesinin bu olduğu kendisi de söylüyor. Ben ona da inanıyorum. Hani size iki şey bıraktım, kim sımsık yapışırsa, delalete uğramaz. Birisi Kur'an, birisi de benim sünnet-i seniyem. Size iki şey bırakıyorum, kim sımsık yapışırsa, sapkınlığa, sapıklığa uğramaz. Birisi Kur'an-ı Kerim, birisi de Ehl-i Beytim'in yoludur. Böyle olunca, bence Ümmet-i Muhammed'in kurtuluşunu da, hem dinin fikri noktada kurtuluşu, yani insanların dinlerinin, insanın dini, kendi dini. Allah bir din indirmiş, bu Allah'ın dini. Sen ona ne kadar uydun, uyduğun nokta senin dinin oluyor. Sen Allah'ın dinine ne kadar uydun, ne kadar uymadın.
Bu senin kendi çabanla alakalı. Veyahut da sen kendinden oraya bir fikir sokuşturmaya çalışıyorsun, bu senin dinin oluyor. Sen oraya kendinden bir şey sokuşturuyorsun çünkü. Bence bu böyle olmalı diyorsun, bence bu böyle olmalı deyince kendinden bir şey sokuşturdun oraya. O zaman normalde bu senin dinin oluyor. İyi, burada bütün insanların kurtuluşunun, bilhassa Müslümanların kurtuluşunun, Müslümanların bakışının, duyuşunun, görüşünün, yürüyüşünün berraklığı, bu Kur'an ve sünnette.
Eğer sen dini olarak bakışını berrak, duyuşunu berrak, kalbi olarak inanışının berrak olmasını istiyorsan, Kur'an ve sünnete uyacaksın. Bu sarsılmaz bir şey. Yani bakacaksın, Kur'an'da yeri var, sünnet-i seniyede yeri var, harika. Evet ben Hanefiyim, ben Hanefi iştahına uymaya gayret ediyorum. Öbürki Şafi olabilir, Malik olabilir, Hanbeli olabilir, Suiti olabilir. O kimsenin fıkıhi mezhebi. İmam Züfer olabilir, İmam Muhammed olabilir, İmam Yusuf olabilir. Yani bunlar da sonuçta Hanefi fıkıhçısı ama bir kimse kendince şunu diyebilir, ben İmam Muhammed'in fıkhına uyacağım. İmam-ı Azam'a da değil, talebesi İmam Muhammed. Eyvallah. Bu da onun kendi görüşüdür, düşüncesidir, yoludur.
Bunda bir sıkıntı yok. Ama bir kimse kendine berrak bir yol seçecekse, o zaman Kur'an ve sünnete bakacak. Benim bu kendi durduğum nokta, yani İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf, İmam-ı Züfer, Kastalani örneğin. Fıkıhi olarak bu birisinin veya tamamının bu noktada, işin içinden çıkamayınca, bu fakirin yaptığı o Hanefi'ye bakarım, bulamazsam Maliki'ye bakarım, bulamazsam Hanbeli'ye bakarım, bulamazsam Şafi'ye bakarım, bulamazsam Serasi'ye bakarım.
Mevsud'dan, ben de Allah razı olsun bir kardeş hediye ettiği de mevsudu, Türkçesini. Oradan bakarım, örneğin İbn-i Abidin'den bakarım. Kendimce, yani ben bunu bu noktada kendimce ölçü olarak görürüm. Çünkü normalde din berrak bir şekilde, berrak bir şekilde orada. Ha, bu noktada bir kimse kendince de yolunu böylece şey yapmış olur. Ne o? Düzeltmiş olur. Çünkü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bugün din tamam oldu. Din olarak size İslam'ı seçtim, ayet-i kerime indi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, dinde anlatma, tebliğ etme noktasında eksik ve noksan bir şey bırakmadı. Bize lazım olanı komple anlattı ve aktardı.
Sahabeler de ondan duyduklarını yazıya döktüler, ondan sonra hadis-i şerif olarak. Herkesin elinde yazılı hadis-i şerifler vardı. Vardı sahabelerin elinde. Çünkü sahabeden bir kimseye dedi ki, ben ezberlekteme zorluk çekiyorum. Dedi ki, sağ elinden kuvvet al. Yani yaz. Ha bu sonradan çıkan, batıcı, emperyalist, İslam'mış gibi görünen alim müsveddeleri, hadis-i şerifleri inkar ettiler. Sahabelerin nakillerini inkar ettiler. Örnekliyorum, Ebu Hureyre en büyük yalancı dediler. Hala da diyorlar ya böyle, bunlar bakışları kirli, kalpleri kirli, görüşleri kirli, kendileri kirli, paslı. Bunların hakikati görmeleri mümkün değil. Bunların doğruyu görmeleri de mümkün değil. Bunlar sonradan İslam ümmetinin içerisine yetiştirilmiş ajan bunlar.
Bakın ajan, ümmet-i Muhammed'in içerisine sokulmuş ajan bunlar. Hadisleri inkar ediyorsa bir kimse, bilin ki ya Mossad ajanıdır, ya CIA ajanıdır, ya da Fransa'nın ajanıdır. Bilin ki o ya Mason'dur, ya Sebataist'tir, ya Ermeni dönmesidir, ya Yahudi dönmesidir, ya Rum dönmesidir. Ama içimizde Müslüman gibi geziyordur. Çok açık ve net söylüyorum. Bakın çok açık ve net söylüyorum. Korkum yok bu konuda. Bir kimse isterse İlahiyat Fakültesinin dekanı olsun. İsterse bu kimse Diyanet İşleri Başkanı olsun. Bu isterse bilmem hangi medresenin alimi olsun. Eğer ki hadisleri reddediyorsa, bakın hadisleri reddediyorsa, ya Mason bozuntusu beslemesidir, ya İngiltere M16 beslemesidir, ya CIA beslemesidir, ya Mossad yosmasıdır, ya da Fransız fahişesidir, ya onun Ermenidir, kendini saklıyordur, ya Rum'dur, kendini saklıyordur, ya da kendisi Yahudi'dir, saklıyordur kendini.
O böyle bozuğun tekidir. O bozuğun tekidir. Bu ister siyasetçi olsun, ister kendini din alimi, ister şeyh görsün, ister profesör görsün, kendisini ne görürse görsün. Hadisleri reddeden kimse kafirdir, tekrar söylüyorum bunu, hadisleri reddeden kafirdir, o resmen gizli servis ajanıdır içimizde. Bir kimse hadisleri reddediyor mu, hadislerle alay ediyor mu?
Kimisi bir de alay ediyor hadislerle. Bildiğiniz hadislerle alay ediyor. Hadislerle alay ediyorsa o kimse, yemin ediyorum buraya el basarak söylüyorum, vallahi de kafirdir, billahi de kafirdir. Tövbe etmediği müddetçe o küfür üzerine ölür. Allah hepsinin de burunlarını sürktürsün, hepsinin de akıllarını alsın, hepsi de delirmiş kendi necasetini yiyerekten bu dünyadan götürsün, ibret-i alem için tek gözlerini kör eylesin.
Çünkü bunlar kadar, bunlar kadar İslam dünyasına zarar veren başka mahluklar yok. Kafiri kafir olarak biliyorsun, ona defans yapıyorsun. Ama bu bizdenmiş gibi görünüyor. Bunlar normalde işte, Kur'an sünnet tarihisindeki bir sufiliğe karşılar, Kur'an sünnet tarihisindeki bir zikir toplantısına, bir zikre karşılar. Bunlar zikre düşmanlar, bunlar velilere düşman, evliyalara düşman, bunlar mezheplere düşman, bunlar İmam-ı Azam'a düşman, İmam-ı Şafiye, İmam-ı Malik'e, İmam-ı Hanbel'e düşman, bunlar ilk tefsircilere düşman, onları kafasız akılsız görüyor.
Bunlar böyle bir mahlukat. Bunlar Osmanlı'yı zayıflayınca Osmanlı'nın içerisine girdiler, yerleştiler. Bunda Osmanlı'nın suçu var. Bunda Osmanlı'nın suçu var. Osmanlı'da batılılaşma hareketini başlatan zihniyette bu suç. Ve sonuçta da zaten Osmanlı'nın dibine de bunlar kibrit suyu döktüler. Bunlar Osmanlı'ydı, yıkan içeriden bunlar. Bir ülke, bir aile, bir dergah içeriden yıkılır, dışarıdan yıkılmaz. Küçük bir aile içeriden yıkılır, dışarıdan yıkılmaz o. İçeridekinlerin saflığından, aptallığından, cahilliğinden, içeridekinlerin kibrinden, içeridekinden heva hevesine uymasından, nefsine uymasından yıkılır.
Karı, koca, çocuk örneğin. Birisi nefsine uyar, birisi nefsine uydu mu, öbürkü de nefsine uydu mu? Aile yıkılır. Dergah içeriden yıkılır, dışarıdan değil. Dedikodu, gıybet bilir, bilmez insanlar konuşur, dergah içeriden yıkılır. Dışarıdan yıkılmaz. Dışarıdan birisi gelip yıkamaz burayı. Zaten birisi gelse dışarıdan, burası sağlamsa defans yapar. Konuşma lan, otur oturduğun yere.
Bitti. Adam bir daha konuşamaz. Adam benim şeyhimle alakalı konuşacak. Otobüsteyiz. Hayırlı yolculuklar kardeşim. Teşekkür ederim. Sakallı, ne güzel. Ama ondan önce böyle bakıyorum ben şimdi, gözümün önünde. Turistlerle Almanca konuşuyor, İngilizce konuşuyor, turistlerin kolunu elliyor, çıplak kollarını böyle dokunuyor onlara. Konuşuyor onlara. Ne konuştuğunu bilmiyorum. İçimden diyorum ki, bir çuval sakalınla diyorum, turistlerin her tarafını elledi diyorum. Sonra geldi benim yanım oturdu. Selamünaleyküm aleyküm selam. Hayırlı yolculuklar canım kardeşim. Allah razı olsun. Nereye gidiyorsun? Nevşehir'e gidiyorum. Bu kadar. Hayırdır? Şeyhin var orada onu ziyarete gidiyorum.
Kim dedi şeyhin? Kubbasanoğullarının Abdullah dedim. Abdullah Efendi'ye gidiyorum. Vah vah vah. Ona mı bağlandın dedi. He ona bağlandım. Ne oldu dedim. Bu durdu işte. Yani Abdullah Efendi filan böyle. Böyle döndüm ona. Dedim Şeyh Efendi hakkında bir kelime daha konuşursan valla da billah da bir kafayla seni burada dağıtırım dedim. Sen önce dedim onun ağzını almazdan önce bütün karıları ellendirin lan dedim. Edepsiz adam dedim. Bir kadına dokunmak, ellemek haram değil mi dedim. Bu kaldı şimdi. Kalk lan buradan dedim. Terbiyesiz adam dedim. Bir de benim şeyhimin dedim aleyhine konuşan. Kalk lan buradan dedim ben buna. Bu yavaş şamp kalktı. Bu gitti. Gözümde görmesin seni. Yakın yerde durma. Giten arkaya otur dedim.
Valla da billah da gelir. Oturduğun yerde kafayı vururum sana dedim. Benim kafam meşhur o zamanlar. Bir daha denemedim artık sonra derviş olunca kimseden. Bu gitti. En arkaya puslu orada. Hiç kımıldamıyor. Ben Nevşehir'de indim. Orada birisi bağırıyor. Bayındırlı Mustafa Efendi. Bayındırlı Mustafa Efendi. Ettim. Hayırdır birader dedim. Baba seni almam için gönder dedi. Böyle baktım. Tamam dedim. Bin ve arabaya gittik. Bakın bunlar bir insanın yolda benim kendimce dama taşları. İşaretler. Ben içeri girdim. Böyle beş altı kişi oturmuşlar. Şeyh Efendi gel Mustafa Efendi gel evladım dedi. Ben içeri girdim. Şuraya yanıma otur dedi. Yanına oturdum. Ne oldu yolda dedi. Dedim efendim sakallı bir kimseydi dedim. Bütün turistlerin kollarını dedim. Orasını burasını elledi. Geldi sonra dedim.
Ha şimdi geldi. İnsan sevdi mi böyle yiğitçe sevmeli dedi. Özü sözü bir olmalı dedi. Bir insan sevince dedi. Tam sevmeli dedi. Aa ben şimdi kendi kendime diyorum. Bu nereden çıktı? Ya dedi otur bakayım şuraya yanıma dedi. Oturdum. Ne oldu yolda dedi arabada anlat dedi. Ben olayı anlattım. Böyle böyle oldu bu dedim efendim. Ben kendimi suçluyum. Neden kafa vurmadım diye. Şeyh Efendi'den özür diliyorum. Efendim hakkınızı helal edin. Özür dilerim. Ben ona bir kafa vuramadım. Buna yanıyorum dedim. Allah beni affetsin. Şeyh Efendi döndü gel bakayım dedi. Anlından bir öpeyim seni dedi. Yiğit insan böyle olur. Sevdi mi tam sever dedi. Anlımdan öptü. İkinci bir kimse benim anlımdan öpemez. Benim iki gözümden öptü.
İkinci bir insan benim iki gözümden öpemez. Sevdi mi insan böyle sevmeli dedi. Bir dergah içeriden yıkılır. Dışarıdan değil. Dışarıdaki düşman zaten. İçeriden birisi de ya sorma bu zamanlarda böyle yapmaya başladı. Deme ya ben de fark ettim ya. Yani Şeyh Efendi bu ara böyle yapıyor. Onu o esnada o kimse içerideki kimse dur kardeş. Sen tövbe et ağzını yüzünü topla yoksa ben senin ağzını yüzünü toplamasını bilirim. Bitti. Muhabbet kesilir. Varsa anlayayım götüreyim seni ne söyleyeceksen söyle. Burada dışarıdan laf konuşma. Dedikodu etme, gıybet etme. Hatta daha ağır. Ben derim ya İbni Mübarek Hazretleri ne demiş? Soyu belli olmayan insanlar laf gezdirirler demiş.
Soyu belli olmayan. Onların anneleri babaları belli olsa da onlar soysuzdur. Onlar laf gezdirirler diyor insanların arkasından. İçeriden yıkılır. Dışarıdan değil. Şimdi Ümmet-i Muhammed'in de içine kattılar bunları. İçinde bunlar Ümmet-i Muhammed'e de Müslüman'ın böyle gevşek Müslümanlara tatlı geliyor. On beş yaşındaki çocuk hat ister sahih mi? Kimden öğreniyor onu? Hastalığı bulaştırdılar. Siyasetçisine de bulaştı. İlahiyatçısına da bulaştı. Diyanetçisine de dolaştı. Bulaştı. O yüzden öz Kur'an ve sünnettir. Ehli beytin yoludur. İlklerin yoludur. Onların görüşleri de düşünceleri de pırıl pırıl parlaktır. Benim nazarım da lekesizdir. Allah bizi affetsin. Biz Müslümanlar olarak Darül Harp'te devlete vergi vermezsek hükmü nedir?
Gidiyorsunuz Almanya'da yaşıyorsunuz. Mesela Alman pasaportu var cebinizde. Almanya pasaportunu taşıyorsanız Almanya hükümetin bütün kanun ve maddelerini kabul etmiş sayılıyorsunuz. Gidiyorsunuz bir Alman kimliğiniz var. Alman kimliğiniz oldu mu oradaki kanun ve maddeleri kabul ettiniz. Bunları değiştirmek için mücadele edebilirsiniz. Bu ayrı bir mesele. Ama yani bazı oradaki onu kabul ettiğin sonuçta oranın Darül Harp hukukudur bu. Siz oradaki o hukuka göre riayet etmek yaşamak zorundasınız. Hanefi'ye göre söylüyorum bunu. Böyle zaman zaman birileri çıkar işte Darül Harp'te şu olmaz bu olmaz. Bunlar böyle çok ipe sapa gelmeyen görüşler. Allah bizi affetsin. Bu akşamki 26. nasihatımız inşallah. Zuhru suresi ayet 36-37-38-39 Eûzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
Zuhruf ayet 36 Kim Rahman olan Allah'ı zikretmekten yüz çevirirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz.
Artık o şeytan her zaman onun arkadaşıdır. Ayet-i Kerime'yi tekrar okuyorum. Kim Rahman olan Allah'ı zikretmekten yüz çevirirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan her zaman onun arkadaşıdır. 37. Ayet Şüphesiz ki bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyar. Onlar da kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar. Ayet 38 Kıyamet günü bize geldiği zaman arkadaşı şeytana, keşke seninle benim aramda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü arkadaşmışsın der. Ayet 39 O gün onlara şöyle denecektir.
Bugünkü pişmanlık size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmedenler oldunuz. Bu sebeple azapta ortaksınız. Yani şeytanla o kimse azapta ortak. Burada ders konusu asıl zikrullah'tan yüz çevirenler. Tabi normalde bu ayet-i kerimenin okunuşunda zikir olarak geçiyor. Fark ettiniz fark etmediniz. Özellikle zikir olarak geçiyor. Bakın zikir. Tabi geçen hep derslerde söylüyorum. Zikrullah geniş bir alan. Ama mesela bunun ilk taberi tefsirine baktığımızda bu ayet-i kerimeyi taberi bu ayet-i kerimeyi bakın ibare şu tefsirinde. Kim Allah'ı zikretmekten yüz çevirir ve onun gazaf ve azabından korkmayacak olursa biz ona şeytanı musallat kılarız da şeytan ona devamlı vesvese veren bir arkadaşı olur.
Bakın bu ilk tefsirde taberi tefsirinde meşhurdur. Hani tefsirlerin anası babası gibidir taberi tefsiri. Meşhurdur tefsiri taberi. Yani normalde ilk tefsirlerden birisi denilebilecek bir tefsirdir. Orada direkt zikrullah olarak geçer. Yani kim Allah'ı zikretmekten yüz çevirirse, yani sen Allah'ı zikretmekten vazgeçersen, Allah'ın zikrine sırtını dönersen, sen Allah'ı unutursan, sen zikrullah yapmazsan, senin kalbine zikrullah oturmazsa, kalbinde Allah sevgisi yok ise, kalbinde Allah'la alışveriş yok ise, o zaman sen şeytanla dost oldun.
Şeytanın vesvesesi seni yendi. Çünkü zikrullah'tan yüz çevirenin, yüz çevirini şeytan onu avucuna alır. Onu avucuna alınca şeytan ona vesvese vermeye başlar. Çünkü o zikrullahı terk etti. Çünkü o zikre sırtını döndü. Zikri unuttu. Hatta daha ilerisini söylersek zikirle alay etmeye başladı. Hani derler ya, gidiyorsunuz orada kafanızı sallıyorsunuz, alay ediyor. İşte birisi bana öyle dedi. Hani dedi, çok kafanızı sallamayın. O atlara yem şey ne deniyor? Yok, yem torbası.
Yem torbası. Hey be, atın sırtına vurula. Atçı sen söyle en arkadan. Yem torbası mı diyorsunuz ona? Evet. Öyle bir şey söyledi. Hani kafanızı çok sallıyorsunuz, torbayı düşüreceğiniz gibisinden oradan. Ben yakasından tuttum onun. Sen ne demek istiyorsun lan dedim. Sen böyle söylemekle kafir oldun. Siz de kafirleri tuttunuz, yerde öldürün diyor dedim ayet-i kerimede. Bunun rengi mengi gitti. Ulan şerefsiz dedim. Ulan haisiyetsiz adam dedim. Ulan südü kanı bozuk adam dedim. Bilmeden ne konuşuyorsun? Ben beygir miyim lan dedim. Edepsiz adam. Bunda tık yok. Sen dedim bunu söylemekle zikrullah yapanla, zikrullahla alay ettin.
Kim zikrullahla alay ederse dedim. Zikirden dolayı küfre düşer. Küfre düşünce de dedim ayet-i kerime kafirleri gördüğünüz yerde öldürün der dedim. Bu kaldı. Bu da böyle hani zikre karşı vahabi takılanlardan. Böyle kaldı bu tek kelime konuşamadı. Defol git lan karşımdan dedim yıkıl. Şimdi bakın ayet-i kerime diyor ki şeytanı onlara musallat kılarız. Ve şeytan diyor onları doğru yoldan alıkoyarlar. Ama onlar kendilerini hidayette zannederler. Ayet-i kerime açık. Yani sen zikrullaha karşı geldin. Sen zikrullahı terk ettin. Zikrullah'tan yüz çevirdin. Allah sana bir tane şeytanım. Sen şeytanı kendine davet ettin. Şeytanla arkadaşlık ediyorsun. Ve şeytan seni yoldan çıkarıyor.
Ama sen kendini hala da hidayette zannediyorsun. Oturuyorsun bir mikrofon koyuyorlar önüne. Diyorsun orada bu sufiler dağlara çekilirler. Dağlarda işte Allah'a yakınlaşmak için uğraşırlar. Ha nerede gördün o sufileri de bunu bu yalanı söylüyorsun? Bu sufiler dağlara çekilirler. Devleti yönetmekten, milleti yönetmekten, siyasetten uzak dururlar. Nerede gördün o sufileri de bu yalanı söylüyorsun? Nerede o sufiler? Ha sen Hristiyanlarla karıştırıyorsun Müslümanları. Bu da ayrı bir garabet. E Müslüman, o zamanki Hristiyanlar neden dağlara çekildiler? Yahudilerin zulmünden dolayı dağlara çekildiler. Çünkü Yahudiler gördükleri her Hristiyan'ı öldürüyorlardı.
Katlediyorlardı. Bunlar sapık diyorlardı. O yüzden onlar gittiler dağlara çekildiler. Yerin altında şehirler kurdular. Paganlardan ve Yahudilerden çektiklerinden dolayı. Şimdi de Müslümanlar zaten Paganlardan ve Yahudilerden ve Avangeleslerden çekiyor. Şimdi de Müslümanlar zaten bunlardan çekiyor. Siz Yahudi artığısınız. Zikrullah'a karşı geliyorsunuz. Siz Ermeni artığısınız. Zikrullah'a karşı geliyorsunuz. Siz Mason'sunuz. Zikrullah'a karşı geliyorsunuz. Siz Rum'sunuz. Zikrullah'a karşı geliyorsunuz. Siz kafirsiniz. Zikrullah'a karşı geliyorsunuz. Şeytan dostusunuz siz. Başka bir şey değil. Neden? Çünkü zikrullah'a karşısınız. Düşmansınız. Oturmuşlar Allah'ı zikrediyorlar.
Sen o zikrullah'a karşısın. Sen kendinde bir bozukluk ara. Akayet olarak bozukluk ara. Süt olarak bozukluk ara. Sen bütün her şeyinde bozukluk ara. Neden? Sen çünkü Allah'ı zikir en büyük iştir. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Ayet-i kerimelerini sen üzerinde tecelli ettirmeye çalışan bir Müslümanla alay ediyorsun. Amelle de alay ediyorsun. Ve şeytanın arkadaşısın. Sen şeytanla dost oldun. Çünkü bir de kendini hidayette zannediyorsun. En büyük zaten ölüm bu. Yani sen hem zikrullah'a karşısın. Hem Allah'ı unutmuşsun. Allah'ın zikrine sırtını dönmüşsün. Hem zikir yapanlarla alay edeceksin. Veya düşmanlık yapacaksın. Ama kendini bir de hidayette sayacaksın.
Ya Allah cevaplandırıyor seni. Mustafa Özba değil. Cenab-ı Hak'ın cevabı 2. ayeti kerimede geliyor. Onlar ne diyor? Şüphesiz ki bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyar. Onlar da kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar. Adam halakayı zikrullah'a düşman. Zikredene düşman. Zikre düşman. Kendisini ama hidayette sayıyor. Ya oradaki zikirden kasıt o değil. Ne kardeşim ne? Zikirden kasıt ne? Zikir zikir ne? Rahmanı. Rahman olan Allah'ı. Anmaktan, zikretmekten, zikretmekten yüz çevirirse. Bitti. Daha ne arıyorsun buradan sen? Ayet-i Kerim açık.
Hadi Kur'an'a uyalım. Uyun hadi Allah'ı zikretmekten. Kim yüz çevirirse. Buyurun Kur'an'a uyun kardeşim. Sizi başka bir yere davet etmiyorum. Kur'an'a davet ediyorum. Ey zikrullah düşmanları. Ey zikrullah'la ağlay eden hainler. Sizi Kur'an'a davet ediyorum. Kim Rahman olan Allah'ı zikretmekten yüz çevirirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan her zaman onun arkadaşıdır. Her zaman onun arkadaşıdır. Bakın her zaman gece gündüz. Ne oldu? Kalbini mühürledi çünkü kendi kendine. Ne oldu? O sapıklığı seçti. Çünkü Nisa 115. Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir.
Müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası. Nisa ayet 115. Sen zikrullah'a yüz çevirdin. Şeytan ne yaptı? Şeytanla dost oldun, arkadaş oldun. Ayet-i Kerime diyor. Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra sana doğru yolu göstermişler. Kur'an var kardeş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleri meydanda. Sen peygambere karşı geliyorsun. Peygamber birçok hadis-i şerif var. Habire her gün her gün ya bir ayet-i kerime ya da bir hadis-i şerif.
Sosyal medya denilen o bozuk yolda kullanılırsa insanı bozan, toplumu bozan, doğru yolda kullanılırsa insanı doğru bir noktaya götüren o yerde her gün bakın, her gün kendime mutat olarak yani buna inkar ediyor. İnsanlar bilmeden de inkar ediyor. Kardeş bilmeden inkar ediyorsan işte ayet-i kerime. Bilmeden inkar ediyorsan işte hadis-i şerif. Ama yok. Neden? O fikri bozuk, kalbi bozuk, kanı bozuk, sütü bozuk, damarı bozuk. O kasıtlı çünkü. Kasıtlı. Buna başka bir kelime bulamıyorum ben. Normal. Cahilse öğrenir. Aa böyle bir ayet-i kerime varmış ya.
Özür dilerim hakkını helal et. Bu ayet-i kerimeyi bilmiyordum. Eyvallah cahilliğinden söyledin. Ya böyle bir hadis-i şerif olduğunu bilmiyordum. Özür dilerim hakkını helal et. Bilmedi cahilliğinden. Bunlar öyle değil. Bunlar neyin ne olduğunu biliyor. Yetiştirilmiş ajan bunlar. Yetiştirilmiş ajan. Bunlar kapitalistlerin, emperyalistlerin emrinde, güdümünde olanlar. Bunlar normalde başka bir şey değil. Artık hüsn-ü zanım kalmadı bu konuda. Bu konuda hiç hüsn-ü zanım kalmadı. Bir kimse zikre ve zikrullaha düşman mı? Ona hüsn-ü zanım kalmadı. Bir tanesi demedi ya özür dilerim böyle bir ayet-i kerime varmış diye. Yayınla istediğin kadar ne önüne koyarsan koy. Hüsn-ü zanım kalmadı.
Hiçbirisi de kabul etmiyorlar. Ve bunlar Nisa 115. O yüzden normalde bunlar Nisa 115. Bunlar Allah'a, Resulüne, Peygamber'e, müminlerin yoluna karşı çıkan insanlar. Ve kendileri karşı çıktıkları için kalpleri mühürlendi. Biz onlara bir takım yoldaşlar kattık da önlerindekini ve arkalarındakini onlara süslü gösterdiler. Gerek cinlerden gerekse insanlardan kendilerinden önce geçmiş ümmetler içinde aleyhlerine söz hak olmuştur. Doğrusu onlar hüsrana uğrayanlardı. Demek ki önlerini arkalarını süslü gösteren, onların yaptıkları Kur'an ve sünnetin dışındaki söz ve davranışları süslü gösteren arkadaşları var. Onlar şeytanlaşmış. Şeytani.
Süslü gösteriyor ona. Heva hevesi süslü gösteriyor. Nefsaniyeti süslü gösteriyor. Haramı süslü gösteriyor. Allah bizi muhafaza eylesin. Ve bu Allah'ın zikrinden uzak duranlar en önemlisi de bu. Bugün bugüne işaret etmiş. Allah'ın zikrinden uzak duranlar ve Allah'ın zikrine karşı olanlar kendilerini hidayette görüyorlar. En önemli noktası bu. Yani kendisini hidayette gören bir kimseyle mücadele ediyoruz. En acısı bu. Adam zikullah halakasına bidat bu diyor. Kardeş ayet-i kerime var. Ayakta zikredin, oturarak zikredin, yanlarınızın üzerine yatarak zikredin. Bir de namazı kıldıktan hemen sonra. Şimdi orada diyemiyor namaz zikirdir diye.
Kardeş namazı kıldıktan hemen sonra diyor ayet-i kerimede. Ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine yatarken Allah'ı zikredin. Buradan ne anlayacağız? Onun dediğini anlayacağız. O peygamber ya. O İbn-i Abbas'tan daha fazla ya. O İbn-i Abbas'tan daha fazla ya. İbn-i Abbas şerh ediyor bunu. Diyor ki ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine yatarken Allah'ı zikredin. Bu diyor Allah'ı çokça zikredin ayet-i kerimesinin açılımı gibi diyor. O ondan daha fazla biliyor. Bunlar Hazreti Abbas'tan fazla biliyor. İbn-i Abbas'tan fazla biliyor. Bunlar Dört Abdullah'tan fazla biliyor. Bunlar böyle. Çok bilgililer bunlar. Bunlar İmam-ı Azam'dan, İmam-ı Şafi'den, İmam-ı Maliki'den çok fazla biliyor.
Mezhep imamları kim ki? Zaten Geylani, Ahmet-el Rufay, Ahmet-el Bedev hepsi de müşrik bunlara göre. Küfür ehli. Tabi küfür ehlilerinin başında bunlara göre Muhyiddin İbn-i Arabi, Hazreti Mevlana bunların hepsi de müşrik, kafir bunlara göre. Bunlara göre zaten kendilerinin haricinde hepsi de kafir zaten. Çünkü şeytan onların kalbine oturmuş, onları hidayette gösteriyor. Saf ayet 5. Ama onlar yoldan sapınca Allah da onların kalplerini saptırmıştı. Onlar kendileri yoldan saptılar. Yoldan sapınca Allah da onların yollarını saptırdı. Kimseye suç yok. Kendileri yoldan saptılar.
Rabbim bizi bu sapkınlardan eylemesin. Onlara inananlardan da eylemesin. Ve ahiret günü ne denecek onlara? Ey dünyada Allah'ı zikretmekten yüz çevirenler! Bugün hepinizin beraberce ateşte olmanız size hiçbir menfaat sağlamayacaktır. Zira herkes ateşten kendisi için ayrılan bölümde yanacaktır. Çünkü siz dünyadayken Allah'ı zikretmekten uzak durarak kendinize zulmedenlerden oldunuz.
Verilecek olan cevap bu. Bu cevap nerede geçiyor? Taberi tefsirinde geçiyor. Bakın size kaynak veriyor. Taberi tefsirinde geçiyor. İmam Taberi bu ayet-i kerimin sonunu böyle tefsir etmiş. İsra 97 Allah'ın doğru yola sevk ettiği kimse hidayettedir. Kimi de saptırırsa sen Allah'tan başka onlar için dostlar bulamazsın. Biz onları kıyamet gününde yüzü koyun, körler, dilsizler ve sahırlar olarak toplayacağız. Hazreti Ali Efendimiz'in sözüyle sohbeti sonlandırıyorum. Hazreti Ali Efendimiz der ki, Dünyada Allah'ı tanımayanı Allah da ahirette tanımaz. Sen dünyada Allah'ı zikretmezsen, zikrillahtan yüz çevirirsen, ahirette de Allah senden yüz çevirir.
Rabbim cümlemizi yüz çevirilenlerden eylemesin. Eylemesin. Amin. Ey cümayin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş peygamber efendilerimizin ruhlarına. Cihar-i Yari Güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Öner-ül Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Ali el-Murtaza radiyallahu anh hazretlerinin ruhlarına. Amin. Aşere-i Mübeşeren'in, Evlad-ı Resulullah, Zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, 72 şühedanın, Şehid-i Kerbelanın, bütün şühedanın, tüm ashabı Resulullah hazretlerinin ruhlarına. Amin. İmam-ı Zimam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hambeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye edik vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas ve Fatiha-i Şerife.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmed el-Rifai, Seyyid Ahmed el-Bedevi, Seyyid İbrahim Dursiki, Şeyh İbhlas'ın Es-Şazeli, Şahı Nakşibenni Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celalettin Rumi, Şahı Hacı Bektaş Veli, Şahı Hacı Bayram Veli, Mehmet-i Muhittin Üftad Eveli, Veysel Karani, Muhyiddin Arabi Niyaz-ı Mısri ve bütün Pir ve Piran Efendimizin ruhlarına da ayrı ayrı hediye edik vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi.
Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas ve Fatiha-i Şerife. Amin. Ya Rabbi.
Hasıl olan sevabı geçmiş üstadlarımızdan Abdurrahim-i Tantavi, Abdurrahim-i Nişavi, El-Hac, El-Hafız, Ebu Berke Sıddık-ı Çorumi, Hacı Alaidar Efendi, El-Hac Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehir Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni dergahının, Kabbaşi dergahının ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına. Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine. Turuk Aliye'den, akraba ve talukatlarımızdan geçenlerin ruhlarını da hediyeledik.
Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin ve selamun aleyl mürselin ve aleyhim elhamdülillahi rabbil alemin. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi