(NASİHAT/24) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 09.05.2024
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 10 Mayıs 2024 · 34:56
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim gününüzü, ayınızı, yılınızı hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünnetisini sımsıkı yapışıp yaşayanlardan eylesin, Cenab-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed'in neresinde, nerede, bir zulüm görüyorsa, bir haksızlığa uğruyorsa, kanı, canı, namusu ayaklar altına alınıyorsa, o zalimlerden Rabbim intikamımızı alsın, Cenab-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed'i yeniden dirilsin,
Yeniden ayağa kaldırsın, yeniden kuvvetlendirsin, gavurları ve gavurlara destek olanların hepsinde kahri perişan eylesin, hepsinde burnunu sürtsün, gavurları ve gavurları seven ve gavurları destek olanları da bizim içimizdekilerin hepsinde kahri perişan eylesin, makamlarını yerle yeksan eylesin. Ecmain 24. Nasihat Nisa Suresi Ayet 103 E'udhu Billahi Minash Shaitanirracim Bismillahirrahmanirrahim Sadakallahu'l-azîm
Nisa 103 Namazı kıldıktan sonra ayaktayken, otururken ve yanlarınızın üzerine yatarken Allah'ı zikredin. Emniyete kavuştuğunuzda namazı gereği gibi kılın. Şüphesiz ki namaz müminler üzerine belli vakitlerde farz kılınmıştır. Bu Nisa ayet 102'de ise korku namazını tarif eder Cenab-ı Hak. Korku namazını tarif ettikten sonra ayet 103'de de der ki bu korku namazını kıldıktan hemen sonra.
Allah'ı ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine yatarken çokça zikredin. Şimdi bu ayeti kerimeyi bugün ders konusu etmemizin sebeplerinden birisi de hani işte buradaki zikrullah'tan kast edilen namaz veya zikrullah'tan kast edilen şu genelde namazı kast ederler ya. Hani Ankabut 45'te de namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allah'ı zikir en büyük iştir dediğinde illaki orada bir namazı şey yaparlar.
Hani namaz kılmak en büyük iştir o manada söylerler. Burada Allah'ı zikir der, onlar namaz kılmak en büyük iştir der. Yani zikrullah'tan bu noktada insanları geri göndermeye çalışırlar. Onlar Allah'ı zikretmesinler. Bu manada oturup Allah'ı zikretmeyi kerih görecekler. Allah'ı zikretmeyi eksik görecekler. Nakız görecekler. Yani Cenab-ı Hak işte bu korku namazından sonra da açık bir şekilde Allah'ı ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine zikredin diye ibare var. Ayrıyeten başka ayet-i kerimeler de var da onlara da vakti sırası gelince bu konuyla alakalı devam edeceğiz inşallah nasihatlere. Onlara da böyle şeyi geldiğinde, sırası geldiğinde ders yapacağız.
Demek ki korku namazı yani o esnada Müslümanların üzerinde bir sıkıntı var. Müslümanlar o korkuyla haşir neşirler ve korku namazını tarif ederken işte normalde bir kısım Müslüman namaza dururken öbür günler nöbet tutuyorlar hepsi namazdalar ama ondan sonra normalde iki rekat öyle kılıyorlar sonra öbür Müslümanlar geliyor nöbet tutanlar onlar namaza duruyor. Onlar iki rekat kılıyorlar sonra normalde işte diğerleri tekrar namaz kılıyor onlar dörde tamamlıyor sonradan gelenler yeniden namazı dörde tamamlıyor. Ben böyle kısacık geçtim onu bu namazı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine Allah'ı zikredin. Yani bu namazı kıldıktan hemen sonra namazı kıldıktan hemen sonra yani Allah'a zikir çünkü en büyük iş ya normalde Müslümanlar korkmuşlar çekinmişler bu noktada Cenab-ı Hak onların bu korku namazıyla alakalı Rabbim onlara bir kolaylık sağlamış.
Bunu böyle böyle kılın emniyetinizi de alın demiş ama velakin namaz bittikten hemen sonra Allah'ı çokça zikredin otururken ayaktayken yanlarınızın üzerine muhakkak Allah'ı zikredin. Hatta Hz. Aişe annemizin bir kendisinin söylediği bir hadis-i şerif vardır. O da der ki ben yanımın üzerine yatarken de Allah'ı zikrederdim Allah'ı dua ederdim gece ibadetiyle alakalı. Ve normalde Allah'ı çok zikredin çünkü bakın Allah'ı çok zikredin çünkü Enfal 45'te iman edenler bir düşman topluluğuyla karşılaştığınız zaman sebat edin. Ve Allah'ı çokça zikredin gerekir ki kurtuluşa erersiniz. Eğer normalde o çokça zikretmezseniz bir düşmanla karşılaştığınızda mağlup olursunuz. Bir düşmanla karşılaştığınızda yenilirsiniz, dağılırsınız, başarıya ulaşamazsınız.
İster bunu bireysel planda alın, ister bir topluluk, bir cemaat planında alın, isterseniz bunu bir ülke planında alın. Allah'ı zikretmeyen ülke, Allah'ı zikretmeyen topluluk, Allah'ı zikretmeyen birey dağılmaya mahkumdur. Yenilmeye mahkumdur. Onlar bu noktada ölüler hükmüne girerler manevi olarak ve yenilirler ve dağılırlar. Hani Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Mektubat 29. Mektup 9. kısımda der ya, Devlet-i Aliye-i Osmaniye'yi 500 yıl kafirlerin karşısında diri tutan, onları galip getiren, camilerin arkasındaki tekkelerden yükselen Allah Allah sesleriydi, nidalarıydı der. Ama ne yazık ki biz bir batılılaşma uğruna, biz ne yazık ki batılılaşma, batılılara benzeme uğruna biz tekkelerimizi, zaviyelerimizi kapattık.
Allah'ın zikrini yasakladık, zikrullah yapanları da yasakladık. Batılılar biliyorlardı ki biz Allah'ın zikrine devam edersek, devam edersek, onlar bize galip gelemeyeceklerdi. Batılılar biliyorlardı ki o gerçekten Allah'ı zikreden bir topluluk olursa, o topluluğun kalbi hükmünde olacak o topluluk ve o topluluklar ne yapacaktı? Diğer Ümmet-i Muhammed'i uyandıracaktı. Ümmet-i Muhammed'i hareketlendirecek, Ümmet-i Muhammed'in dirilmesine sebep olacaktı. Tekke ve zaviyelerinin kendi içlerindeki çürümüşlük, kendi içlerindeki çürümüşlük. Ve ondan sonra da gelen batılılaşma, tekke ve zaviyelerin ne yazık ki veya tarikat dediğimiz veya sufilik dediğimiz o toplulukların işlevleri ne yazık ki tam olarak icra edilmedi.
Bunu sadece sistemsel olarak görmek bu meseleyi ne yazık ki anlatmaz. Bu tarikatız diyenlerin veya sufi topluluğuz diyenlerin sımsıkı Kur'an ve sünnete yapışmaya yaşı ve aynı zamanda o sisileden gelen öğretiyi, Kur'an ve sünnet öğretisini yeni müritlere aktaramaması ve normalde meselenin sulandırılması, Kur'an ve sünnet dairesinin dışına çıkılması, birçok bidatların, sapkınlıkların hatta ve hatta şirklerin kendi içerisinde neşv-i neva bulması, gelişmesi ve sonunda o tarikatlar işlevlerini dosdoğru yerine getirmediğinden dolayı işin doğrusu kapatılması.
Tabi kapatanlar da bu konuda manevi mesuliyet var. O ayrı bir mesele ama işlevselliğini yitiren, işlevselliğini yok eden, tarikatlarının kendi içlerindeki heva, heves, nefis, şeytani düşünceler, akçeler, parasal meseleler veyahut da işte o sufi topluluğun sadece ve sadece Allah'ın dininin öğretilmesi ve Allah'ın sevilmesini sağlaması, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretin sünnet-i senin yaşanması dairesinin dışına çıkıp üzerine farz olmayan işlere dadanması ve böylece o tarikat silsilesinin içerisinde bulunan kimselerin
o bozuntudan nasibini, o çürümeden nasibini alması ve insanların Allah'ı zikirden uzaklaşaraktan ve oradaki sufi toplulukların, Kur'an ve sünnetin dışındaki hal ve hareketleri, işin içerisinde en fazla bozan parasal meseleler, ne yazık ki bu toplulukların çürümesine sebep olmuştur. Ve bu topluluklar çürümesine sebep olunca, bu sefer topluluğun, o milletin, o topluluğun içerisindeki öz olma noktasında durması gereken sufiler bu hareketini yerine getirememişler, öz noktasında duramamışlar.
Bu işin kalbi bozulmuş. Bu işin kalbi bozulunca da toplum bozulmuş. Toplum bozulunca da her şey bozulmuş. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi ben ehl-i tarikatım demek suç. Bir kimsenin ben sufiyim demesi suç. Toplum nezdinde de suç. Toplum nezdinde, öyle bir hale gelmiş ki, bir kimse artık ben dervişim demekten utanır hale gelmiş. Bunu söyleyemez hale gelmiş. Veyahut da ben dindarım, ben müslümanım, ben şu sufi topluluğuna tabiyim demekten utanır hale gelmiş. Sebebi ne? Sebebi Kur'an ve sünnet tarihsinin ve sufi topluluklarının olması gerektiği yerde olmaması. Ayrıyeten bütün dünya sisteminin, bu deccali sisteminin sufilere acımasız saldırması ve müslüman topluluklar gibi gördüğümüz topluluklarda basınla, yayınla, kültürel faaliyetlerle, televizyonlarla, dizilerle, filmlerle hep böyle ehl-i sufiyi, ehl-i sufiyi yermesi, ehl-i sufiyi yerden yere vurması, kötülemesi.
Ne yazık ki o tırnak içerisinde söyleyeceğim, popüler kültürün ezginliğinin altında müslümanlar ezildiler gittiler, sufiler de ezilip gittiler. O popüler kültür, sufiliğin de tabiri caizse dibine kibrit suyu döktü, müslümanlığın da dibine kibrit suyu döktü. Ve popüler kültür denilen o kültür, aslında kültürsüzlük, aslında namussuzluk, şerefsizlik, haysiyetsizlik, aslında bütün bildiğiniz haramların hepsi de içinde.
Haramların hepsi de içinde, o popüler kültür dediğimiz kültür. Ama bize o şaşalı gösterilerekten bize yutturdular o popüler kültürü. Ve müslümanlar olması gerektiği yerde değil, sufiler de olması gerektiği yerde değil. Ve bu yüzden de ne oldu? Bu savaştan mağlubiyet çıktı. Çünkü Allah'ı zikrederseniz mağlup olursunuz. Allah'ı zikrederseniz galip gelirsiniz. Allah'ı zikretmezseniz mağlup olursunuz. Mağlubuz şu anda. Derviş kardeşlerimiz dahi mağlup. Mağlubiyetinin sebebi şu, Allah'a zikrediyorlar. Allah'a zikrediyorlar. Derviş kardeşlerimiz bireysel noktada mağluplar. Allah'a zikrettiğimizden dolayı. Eşlerimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız, annelerimiz, babalarımız hepimizde bunda payımız var.
Allah'ı az zikrettiğimizden dolayı kendi nefsimizde biz ne yazık ki dinimizden taviz veriyoruz. Allah'ı az zikrettiğimizden dolayı bireysel olarak dini hayatımızdan taviz veriyoruz. Ve bu Allah'ı az zikretmek. Neden az zikretmek? Allah'ı sevmemekten kaynaklanıyor. Tam manasıyla Allah'ı sevmiş olsak o zaman dini hayatımızdan bir taviz vermeyeceğiz. O zaman sufilik hayatımızdan bir taviz vermeyeceğiz. O zaman sufilik hayatımızda biz daha iyi bir noktada yaşayacağız. Ama daha iyi bir noktada yaşayabilmek için Allah'ı çokça zikretmemiz lazım. Ve normalde bunu öylesine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarif ediyor ki sizi görenler bunlar deli olmuş desinler.
Öylesin Allah'ı zikredin diyor. Ama biz deli denilmekten, kınanmaktan korktuğumuzdan biz öylesine de zikretmiyoruz. Dinimizi öylesine de yaşamıyoruz. Biz eğer bir taviz verilecekse hayatımızın her alanından kendimiz de taviz veriyoruz. Eş ve çocuklarımız da taviz veriyor. Eş ve çocuklarımız da taviz verince biz onlara da bir şey diyemiyoruz. Biz onlara da seslenemiyoruz. Elimizin altındakiler de sorumluyuz ya, o sorumluluğumuzu biz düzgün yerine getiremiyoruz. Elimizin altındakilerden sorumluyuz. Kadınlar da erkekler de ellerinin altındakinde sorumlular. Erkekler hem eşlerinden hem çocuklarından sorumlu. Kadınlar da hem eşlerinden hem çocuklarından sorumlu.
Din sadece erkeklere değil, sadece kadınlara da değil. Ama ve lakin biz bu noktada o sorumluluğumuzu düzgün yerine getiremiyoruz. Bunun temel sebeplerinden birisi, kökü bu. Allah'ı az zikretmek. Allah'ı az zikretme noktasında durduğumuz müddetçe biz mağlubuz. Oysa Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Allah'ı zikri o kadar çok methetti ki, gazilerden savaş meydanında savaşmaktan daha önemli bir ibadet olduğunu söyledi.
Ve hadis-i şerifte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e sordular. Kıyamet günü Allah katında ibadet yönünden en üstün kul kim olabilir? Sorusuna cevaben Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Allah'ı çok zikredenler buyurdu. Ve sahabe şaşırarak, Allah yolunda cihat eden mücahitlerden de mi daha hayırlıdır? Sorusuna cevaben, Evet, o gazi düşmanla çarpışırken kılıcı kırılıp kanlar içinde kalsa dahi, yine Allah'ı çokça zikredenler derece itibariyle eftal ve üstündür buyurdu. Tirmizi'de. Ayrıca bir daha normalde Tirmizi'de, Buhari'de, Müslim'de geçen bir hadis-i şerif var. Onda da diyor ki, Diyor ki, Bir kimse kılıcı kırılınca ve kendisi kana bulanıncaya kadar kafirlere ve müşriklere kılıç sallasa bile, Allah'ı çok zikredenler ondan daha değerlidir diyor.
Yine bir hadis-i şerifte var. Bir kimse savaş meydanına çıksa, eline kılıcını alsa, kırılınca kadar savaşsa, ikinci kılıcını alsa, o da kırılınca kadar savaşsa, üçüncü kılıcını alsa, o da kırılınca kadar savaşsa, ancak Allah'ı zikredenlerle müsavi denk olur diyor. Bu üç tane kılıcı kırılınca kadar savaşacak. Ancak Allah'ı zikredenle müsavi denk olacak. Demek ki Allah'ı zikir bu kadar önemliyken, Allah'ı zikretmek bu kadar bu kadar her şeyin üstündeyken ne yazık ki Ümmet-i Muhammed Allah'ı zikirden uzaklaşmış. Furkan ayet 18. Sonunu okuyayım. Seni zikretmeyi unuttular ve yok olmaya layık bir kavim oldular. Seni zikretmeyi unuttular ve yok olmaya layık bir kavim oldular.
Allah'ı zikretmeyi unutan, Allah'ı zikirden uzaklaşan, Allah'ı zikretmeyen birey, aile, topluluk, devlet yok olmaya mahkumdur. Yok olmaya mahkumdur. Ahiyetle sabit. Ve Koca Osmanlı yok oldu. Geriye doğru baktığımızda Endülüs yok oldu.
Geriye doğru baktığımızda Selçuklular yok oldu. Yok olan İslam devletleri var. Sıralanır. Bunların hepsinin yıkılmaz sebebi Allah'ı zikirden uzaklaşmalarıdır. Tabii büyük planda ilim var. Büyük planda teknoloji var. Büyük planda aklı çalıştırmamak var. Büyük planda günün şartlarına uygun bir eğitim sistemi, günün şartlarına uygun bir harp sanayisi, günün şartlarına uygun siyasi ve strateji belirleyememe. Ama bunların hepsinin temelinde Allah'ı zikretmemek var. Çünkü Allah'ı zikretmeyenin kalbi aklı çalışmadı.
Kalbi aklı çalışmayınca feraset olmadı. Feraset olmayınca ne kendilerini tanımlayabildiler ne de geleceği tanımlayabildiler. Ne kendi zamanlarını tanımlayabildiler ne de gelecek zamanlarını tanımlayabildiler. Tanımlayamadılar. O zaman bu gecenin kısadan hissesi, eğer biz birey olarak Allah'ı zikretmeyi bırakırsak, kalbi aklımız çalışmaz. Kalbi aklımızın çalışmaması demek, ferasetimizin kapanması demek. Ferasetin kapanması demek, kendini tanımlayamaman demek. Kendini bilen Rabbini bildi, kendini bilmeyen hiçbir şey bilmedi. Körlerden oldu, sağırlardan oldu, şeytanın oyuncağı oldu. O zaman Allah'ı biz az zikredersek, biz kör ve sağırlardan oluruz.
Kendimizi bilemeyiz, tanımlayamayız. Bizim ferasetimiz kapanır. Allah'ı çokça zikredersek, o zaman kendimizi tanımlamamız, kendimizi bilmemiz mümkün olur. Kendimizi bilirsek, Rabbimizi biliriz. Rabbimizi bilince de, Cenab-ı Hak bilmediklerimizi öğretir. Allah'ı zikredince, Cenab-ı Hak kalbimize zikrullah'tan bir nur verir. O nurla biz doğruyu ve yanlışı ayırt ederiz. Allah bizim gönlümüze bir nur verir. O nurla biz, gelecekle alakalı feraset sahip oluruz. O nurla biz doğruyu yanlıştan ayırırız. Ama bize öyle öğretmediler. Bize öyle söylemediler. Bize dediler ki, binlerce cilt eser okuyacaksın. Bunları okumazsan sufi olamazsın.
Binlerce cilt eser koydular önümüze. Bunları okumazsan hiçbir işe yaramazsın dediler. Bize öyle söylediler hep. Bize hep öyle söylediler. Allah'ı unuttular. Bize de Allah'ı unutturdular. Bize de Allah'ı unutturdular. Buradan şu çıkmasın, ilme karşı değiliz. Bir insanda hem zahiri hem batın ilim olacak. Sadece zahiri ilim, insanın kendisini kurtarmaya yetmez. Kendisini kurtarmaya yetmez. Bakın günümüzde yetmediği meydana çıkıyor. Yetmez. Muhakkak ki, o kimsenin kalbinin harekete geçmesi lazım. Üstadın dediği gibi. Hani diyor ki, bir muhakkak alim zat olsa, kalbi harekete geçmemişse, bugünkü zındıkanın karşısında, imanını koruması, muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.
Adi, samimi bir ehl-i tarikat, silsile-i meşahiye duyduğu muhabbet cihediyle, asla ümidini kesmez. Ümidini kesmezse, o kimse zındıkaya da düşmez der. Ama ne yazık ki, insanlar, bu yollardan uzaklaştırdılar. İnsanları bu yollardan, ne yazık ki, uzaklaştırarak, deccaliyet, deccaliyet, murad ettiği, istediği şeyi bizim üzerimize, tesis etti.
Bütün İslam dünyası, deccaliyetin esiri oldu. Deccaliyetin esirinin altında, inim inim inlemekte. Ve Müslümanlar, o deccaliyetin altında, namuslarını, şereflerini, haysiyetlerini kaybettiler. Ve, deccaliyet, Müslümanların namuslarına, namuslarına, kanlarına, şereflerine, haysiyetlerine, dokundu. Dokunmakla kalmadı, parçaladı. Müslümanların ırzına geçti. Her gün Müslümanların ırzına geçiliyor. Her gün Müslümanların şerefi, namusu, ayaklar altında. Ayaklar altında. Filistin'de her gün, Müslümanların kızlarına tecavüz ediliyor. Dokuz yaşında, sekiz yaşında, yedi yaşındaki, Filistin'deki kızlara, tecavüz ediliyor.
Bütün dünya seyrediyor. Müslümanlar da seyrediyor. Her gün erkek çocuklarına, tecavüz ediyorlar orada. Tecavüz ettikten sonra öldürüyorlar. Müslümanlar seyrediyor. Kız çocuklarına, tecavüz ediyorlar her gün. Çocuk, sekiz yaşında, on yaşında, on iki yaşında, on beş yaşında. O kız çocuklarına, tecavüz ediyorlar. her gün, tecavüz ettiklerini öldürüyorlar. İslam dünyası seyrediyor. İslam dünyası, bu zikir var mı, yok muydu, onu tartışıyor. İslam dünyası oturmuş, başındaki satılmış liderlerle, havanda su dövüyor. Havanda su dövüyor. Şeyhleriyle, alimleriyle, siyasetçileriyle, havanda su dövüyor.
Ama, Allah'ı zikirden uzaklaştığından, ben bunu böyle burada sohbet edeceğim, buradan çıktıktan sonra, iki saat sonra, herkes normal hayatına dönmüş olacak. Bir şey değişmeyecek. Kafamızı yastığa koyacağız, uyu uyuyabildiğin yere kadar. Ertesi sabah olacağız, bizim önümüzde o kadar çok hengamen var ki, o kadar çok yetişmemiz gereken şeyler var ki, ne Filistin aklımıza gelecek, ne Doğu Türkistan, ne zulme uğrayan Müslümanlar aklımıza gelecek, ne tecavüz gören Müslümanlar, ne tecavüze uğrayan çocukların çığlıkları, çocukların çığlıkları,
biz bunu duymayacağız hiç. Çünkü, bizde tecelli etmedi, gören göz, duyan kulak. Biz, ondan uzağız. biz gören göz deyince, Zikrullah'ta Geylana Hazretleri'ni görmek aklımıza geliyor. Biz gören göz deyince, tecavüze uğrayanlar aklımıza gelmiyor hiç. Kısacası, Allah'ı zikretmeyi unutan topluluklar, dağılmaya mahkumdur. Allah'ı zikretmeyi unutan topluluklar, gavurların önünde yenilmeye mahkumdur. Bu, Cenab-ı Hakk'ın sünnetullahıdır. Zikrullah'ı kim unutursa dağılır. Zikrullah'ı kim bırakırsa dağılır.
Zikrullah yapan cemaati, cemaati, kim bırakırsa dağılır. Zikrullah yapan bir cemaati, kim kötülerse dağılır. Kim onları inkar ederse dağılır. Kim ehli zikre ve zikri hor hakir görüyorsa dağılır. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın ayeti kerimesiyle sabit olan en büyük işe laf söyleyenin iki yakası bir araya gelmez. Rabbim cümlemize hidayet eylesin.
Cenab-ı Hak onlara da hidayet eylesin. Rabbim ümmet-i Muhammed'i derlesin, toplasın, birlik ve beraberliğini tesis eylesin. Rabbim o Allah Allah nidalarıyla kelime-i tevhid sancağı altında ümmet-i Muhammed'i toplayıp gavurlara karşı galip eylesin. Amin. Ecmain. Üç İhlas ve Fatiha-ı Şerife.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına, bütün geçmiş Peygamberi Zişan efendilerimizin ruhlarına, cihar-i yari güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Ali Ali Murtaza adı diyallahu an hazretlerinin ruhlarına, aşere-i mübeşerenin, evladı Resulullah, zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, 72 şühedanın, şehidi Kerbela'nın, bütün şühedanın ruhlarına, tüm ashab-ı Resulullah hazretlerinin ruhlarına, İmam-ı Azam Ebu Hanife,
İmam-ı Şafi, İmam Malik, İmam-ı Hambeli ve bütün mezhep imamlarının ruhlarına hediye edildik. Vasıl ve istedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Peyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç İhlas ve Fatiha-ı Şerife. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet El Rufai, Seyyid Ahmet El Bedevi, Seyyid İbrahim Duziki, Şeyh Ebul Hasan El Şazeli, Şahı Nakşibendi Muhammed İbahattin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi,
Şahı Hacı Bektaşi Veli, Şahı Hacı Bayram Veli, Mehmet Muhittin Üftade Veli, Veysel Karani, Muhittin Arabi Niyazı Mısri, ve bütün Pir ve Piran Efendimizin ruhlarına da hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç İhlas ve Fatiha-ı Şerife. Amin. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, geçmiş üstadlarımızdan, Abdurrahim et Tantavi, Abdurrahim en Nişabi, El Haç, El Hafız, Ebu Bekir, Sıddıkı, Çorum'i, Hacı Ali Haydar Efendi, El Haç, Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşi Dergahı'nın, ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına.
Amin. Ya Rabbi, bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özba Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların ruhaniyetlerine, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine, Turuk Aliye'den, akraba ve talikatlarımızdan geçenlerin ruhlarında hediyeledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Ve selamun alel mürselin, ve alihim velhamdülillahi rabbil alemin. Euzubillahimineşşeykanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikir fa'le mennehu, El Fatiha ma salavat Allahümme salli ala
Seyyidina Muhammed'in ve ala Amin, ecmain, restur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.