(NASİHAT/23) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 02.05.2024
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Mayıs 2024 · 54:02
Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. Selâmünaleyküm. Aleykümselam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı, hak bilip, hak yolda mücadele eden, batılı, batılı bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin. Amin. Kafirlere karşı güçlü, kuvvetli eylesin. Amin. İsrail başta olmak üzere, Doğu Türkistan'da, İsrail'de, bütün dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanlara Allah yardım etsin. Amin. Müslümanlara fetihler nasip eylesin. Amin. Kafirlerin karşısında güçlü, kuvvetli eylesin.
Amin. Kafirleri bozguna uğrasın. Ecmain. Bugünkü nasihatimiz inşallah 23. nasihat demişiz. İnsan Suresi ayet 25. Eûzü billahi mineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm.
Ve eûzkür isme Rabbike bükürten ve asîlâh. Sadakallâhu'l-azîm. İnsan Suresi ayet 25. Sabah akşam Rabbî'nin ismini zikretti. Cenâb-ı Hak hani geçen hafta sohbetin arasında öyle bir şey vardı ya, oruç vakti saati belli, günü belli, Ramazan'da bir kimse 30 gün orucunu tutar, farzını yerine getirir. İşte nafile tutacaksa ayın başında, ortasında, sonunda veya on dördünde, on beşinde, on altısında.
İşte daha fazla gücüm yeter derse, Allah Resûlü'ne sahabe öyle deyince, bir gün boş bir gün dolu tut, bu da Davud kardeşiminin orucudur, bundan daha fazlası yoktur der. Veyahut da namaz beş vakit farz kılınmış, geçmiş ümmetlere farz kılındı gibi, sizde de namaz farz kılınmış demiş, günü saati rekatı belli. Veya haç bu manada günü saati nasıl yapılacağı belli. Zekat, hangi maldan ne kadar verileceği belli. Genel olarak ibadetlere baktığımızda, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, orta ümmet olmamız hesabıyla, ibadetlerde de bir orta yol tutturulmuş. Yani sabahtan akşama kadar namaz kılın diye bir düşünce yok. Veyahut da, işte yıl üç yüz altmış beş gün oruç tutun diye böyle bir ibadet yok.
İslam'da ruhbanlık zaten yok. Hadis-i şerifle sabit. İbadetler belli bir ölçüde, insanın kendisini zorlamayacağı şekilde, sağlığını bozmayacağı şekilde, işini, eşini, aşını bozmayacağı bir şekilde ibadetlerin ölçüleri belli. Burada ölçüsü olmayan bir tek ibadet var. Ölçüsü olmayan bir tek Cenab-ı Hakk'ın emri var. Allah'ı zikir. Ayet-i kerimede sabah akşam Rabbinin ismini zikret diyor. Şimdi böyle hani zikri sadece namaza bağlayanlar, oruca bağlayanlar, ilme bağlayanlar. Böyle illaki bu zikrullah'tan dışarı çıkaracak ya, böyle ayet-i kerimeleri eğip bükenler var ya, yani tabi zikrullah'tan dışarı çıkaracak insanları böylece hani sufiliğe de bir laf atacak, sufiliği de reddedecek.
O yüzden kendine bir ölçü lazım, kendine bir şey lazım. O zikirden kasıt bu zikir değil, sizin yaptığınız değil. Bu tip şeyler biz yaklaşık 35 yıldır duyarız ya, Cenab-ı Hak ayet-i kerimede burada Rabbinin ismini diye özellikle beyan ediyor. Ve bir de sabah akşam, yani sabahtan anladığımız ne? Günün başlangıcı, akşam dediğimizde de günün sonu. Yani siz normalde sabah akşam devamlı Allah'ı zikredin. Bu konuda herhangi bir kısıtlama, herhangi bir zaman, herhangi bir adet, herhangi bir böyle zikrullahın önünde duracak herhangi bir şey yok. Yani sabah akşam Rabbinin adını zikret. Bir de Rabbinin adını zikret. Yani Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden bir isim.
Normalde Allah'ı zikredeceksin devamlı. Bu manada hani zikrin en faziletlisi La ilahe illallah'tır denmiş. Ama bunu burada özellikle sabah akşam sözüyle bir devamlılık arz ediyor. Yani sen devamlı olarak Allah'ı zikredeceksin. Devamlı olarak. Belli bir vakte sınırlamadan, belli bir sayıya sınırlamadan, belli bir mekana sınırlamadan. Mesela hac farizesini yapacaksınız, mekan belli. Hani zaman içerisinde, tarih boyunca bir kısım müşrikler çıkmışlar, değişik Kabe'ler yapmışlar. Gelin burada tavaf edin diye. Ama hepsi yerle yeksan olmuş. Kalıntıları var şimdi. Değişik yerlerde Kabe kalıntıları var. Bunun gibi. Yani o Kabe kalıntıları ne? O zaman için İbrahim Aleyhisselam, Allah'ın emriyle Mekke, Kabe'yi yapmış.
Bakmışlar ki inananlar oraya gidiyorlar. Meseleyi ekonomik olarak, ekonominin arkasında dini bir güç olarak görmüşler. O dini gücü ellerinde bulundurmak için değişik yerlere, değişik mekanlara, değişik bölgelere Kabe türünde binalar yapmışlar. Hani tavaf edecekseniz, ibadet edecekseniz gelin burada ibadet edin gibi. Bunu zaman zaman mesela işte Anıtkabir'i de Kabe Araplar'ın ondan sonra bizlerin Kabe'si de Anıtkabir'dir deyip Kamal öldükten sonra ne yapmışlar?
İşte orayı da tavaf yeri gibi yapmışlar. E şimdi de zaman zaman bunu dile getiren şiirler, bunu dile getiren insanlar da oluyor mu? Oluyor. Ben neyse bu tehlikeli mecraya girmeyeyim yine. Ama zaman zaman bu dinin, daha doğrusu dindarları yanına çekmek, dindarlarla beraber hareket edip gücü elinde bulundurmak isteyenler, bu tip organizasyonlar yapmışlar. Dünya üzerinde hiçbir siyasi hareket yoktur ki, dini kendisine bir ölçü etmesin, bir destek, bir kaynak yapmamış olsun. Din bu manada ne yazık ki devlet idare etmek isteyenler, gücü elinde bulundurmak isteyenler, dini kendi ellerinin altında almak istemişler. Hala da aynı ve o dini ve dindarları eline alan kimse, o iktidara giden yolda kendilerine dini ve dindarları basamak etmişler.
Sonra da dönmüşler iktidar olunca, bu dindarlar beni tekrar buradan alaşağı ederler diye önce dindarları kıymışlar. O dindarları önce kıymışlar ya da demişler ki, bize biat edeceksiniz, bize biat etmezseniz sizin ensenizde boza pişiririz demişler ve enselerini boza pişirmişler. Dindarlar da ne yazık ki aldatılmaktan bir türlü kurtulamamışlar. Her böyle kendilerindenmiş gibi görünen kimsenin peşine takılıp, onların güçlerine güç katmışlar, onların zulümlerine yardım etmişler. Enteresan bir şey bu. Baktığımız zaman, tarih boyunca, ta isterseniz Asurlulara kadar gidin veya daha öncesine kadar gidin, dini inanışları, siyasiler ve devlet erkanı hep kullanmış, istismar etmiş, hep yanına yardımcı olarak almışlar.
Türkiye Cumhuriyeti devleti de kurulurken, Hacı Bayram'ın veli de salatu selamlarla, mevlidlerle, tekbirlerle, tevhidlerle kurulmuş. Ondan sonra nerede Kur'an-ı Kerim okunuyorsa basılmış, camiler kapatılmış, Kur'an kursları kapatılmış, bir irtica yaygılası, bir mürteci yaygılası tutturmuşlar. Müslümanların enselerini boza pişirmişler. İlk önce devleti kurarken de Türkiye Cumhuriyeti devleti bir İslam devletidir demişler. Ondan sonra kafalarına göre devleti dizayn etmeye kalkmışlar. İlk dizayn edilecek olan toplumda Müslümanlar, önce Müslümanları bir güzel sindirmişler, bastırmışlar, baskılamışlar. Bu tarih boyunca böyle olmuş. İşte Beytullah da böyle çok ziyaret edilince, insanlar da değişik yerlere Beytullahlar yapmışlar.
Gelin burada haç farizanızı yerine getirin demişler. Hatta içlerine bir kısım putlar koymuşlar filan pişman, uzun mesele ve sonuç itibariyle ama haç geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi bize de farz kılınmış. Bazen böyle bizim ülkemizde sivri akıllılar oluyor böyle. Akılları onların çok fazla. İşte onlar diyorlar ki haç farizası, hani sanki hep devamlı yazın yapılıyormuş gibi kışın yapsınlar diyor haç farizasını. Yani o yılın içerisinde onlar gün döndüğünden haberi yok. Veyahut da orucu kışın tutsunlar diyor. Yani yazın ne yapmaya oruç tutuyorlar, zulmediyorlar kendilerine diye söylüyorlar. Hatta böyle söyleyen bir melami şeyhide tanıyorum ben. Öldü mü sağ mı bilmiyorum. Bizim orada Furnu köyünde bir melami şeyhi vardı. Bizim derviş kardeşler Ramazan tabi çok sıcaktı.
Böyle otuz kusur yıl sonra tekrar o sıcak günlere geliyor ya. Geçti mesela o sıcak günler. Ondan sonra böyle bir sıcakta tabi oruç tutuyorlar. Onlara demiş ki, Ya demişler ne kendinize zulmediyorsunuz Allah'ın istediği otuz gün oruç değil mi? Kışın tutuverin demiş. Şimdi tabi bu böyle zaman zaman ne yazık ki kendisini sufi görüntüsünü gösteren kimselerde de çıkıyor. Ve oruç veya hac veya namaz bunların hepsi de vakti, saati, dakikası belli. Neyi nasıl yapılacağı da belli. Bunda ucu açık olan, ucu açık olan bir tek ibadet var. Allah'ı zikir. Ve Cenab-ı Hak da sabah akşam diyerekten bunu bize teyit ediyor, tespit ediyor. Diyor ki Allah'ı zikri sadece ve sadece belli saatlerde yapmayacaksınız diyor.
Gazali, Allah'ı zikretmenin, bunu da çok hoşlarına gitmez böyle zikre karşı olanlar. O yüzden özellikle Gazali'nin bu tespitini aldım. Gazali, zikrin bütün ibadetlerin en üstünde, en yücesi olduğunu beyan eder. Ama der ki, bunun böyle olabilmesi için, burası çok önemli. Kişinin kendisini, kendisinin kalbinde Allah'a karşı bir ünsiyet peydah etmesi gerekir der.
Yani ünsiyet nedir? Aşinalıktır, yakınlıktır. Ünsiyet nedir? Onunla beraber olduğunu hissetmektir. Eğer bir kimse, Gazali'nin deyimiyle Allah'ı zikrederken, Allah'la beraber olduğunu kalbinde hissetmesi gerekir. Eğer kalbinde Allah'la beraber olduğuna dair bir his oluştu veya o kimse Allah'ı zikrederken, ben onunla beraberim dedi, dediği anda Gazali'ye göre en büyük ibadeti etti.
Çünkü Ankobüt 45'te de ne diyordu, Allah'ı zikir en büyük iştir. Ankobüt 45'te en büyük iştir deyince, Gazali de diyor ki, o kimse sabah akşam Allah'ı zikrederken, kalben Allah'a çok yakın olduğunu hissedecek. Çok yakın olduğunu hissettiği anda, Allah'la beraber olduğunu hissettiği anda, işte o en yüce ibadete ulaşmış olacak o kimse.
Buradaki ince perde o, o kimse Allah'ı zikrederken, Allah'a ünsiyet peydah edecek. Burası bu meselenin en önemli can alıcı noktası. Yani o kimse Allah'ı zikrederken, Allah'la beraber olduğunun bilincine varacak. Hani bir hadisi kudsi var, Allah'ı görüyormuşçasına, görmeseniz dahi her daim O'nun sizi gördüğünüzü hissederekten ibadet etmek.
O zaman görüyormuşçasına, Allah'ı zikretmek görüyormuşçasına. Bakın bunlar belki de hani bizim nefsimiz ağır gelebilir, zor gelebilir. Ama madem ki Allah'ı zikrediyoruz, biz böyle tabiri caizse, neyi nasıl, niçin yaptığımızın tam idrakiyle yapalım. O yüzden normalde eğer ki bir kimse böyle Allah'ı görüyormuşçasına, veyahut da Allah'la ünsiyet peydah etmiş gibi Allah'ı zikrederse Cuma Suresi Ayet 10'da da buyuruyor ki Cenab-ı Hak Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.
Bakın burada da Cuma Suresi Ayet 10'da da Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz. Çünkü eğer çok zikrederseniz kurtuluşa ereceksiniz. E başka bir ayet-i kerimede de hani siz Allah'ı namazlarınızı kıldıktan hemen sonra, bakın namazınızı kıldıktan hemen sonra, ayaktayken otururken yanlarınız üzerine Allah'ı çokça zikredin. O zaman çokça zikretmek ayaktayken otururken yanlarının üzerine kurtuluşa erecek. Ve sabah akşam Allah'ı zikredecek, kurtuluşa erecek. O zaman Allah'ı zikir bir kurtuluş kapısı. Nitekim geçen hafta derste de söyledim, İbni Hanbel'in naklettiği bir hadis-i şerif, cemaatle yapmış olduğunuz zikrullahın sonucunda, Cenab-ı Hak bir melekle ne yapıyordu?
Nida ediyordu. Kalkın! Allah sizin kötülüklerinizi hayra çevirdi. Tertemiz bir şekilde oradan ayrılın. Tertemiz bir şekilde. Cenab-ı Hak bizleri kurtuluşa çağırıyor. Cenab-ı Hak bizleri kendine ünsiyet peydah etmemizi, kendine dost olmamızı istiyor. Ve kendisine yakın olduğumuzu hissettiriyor. Ve sen Allah'a yakın olduğunu hisset. O uzakta değil. Hani o böyle sessizce Allah'a dua edin. Ayet-i Kerimesinde de hani Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, siz sağırı zikretmiyorsunuz diyor. Yine Cenab-ı Hak sana kullarım benden sorarlarsa, de ki ben onlara yakınım.
O zaman biz yakın hissetmeliyiz. Biz yakın hissetmemiz neyle alakalı? Allah'ı zikrederken O'na yakın olduğumuzu hissedeceğiz. Ve bir de ne? O'na yakın olduğumuzu hissederken, biz herhangi bir menfaat, herhangi bir beklenti gözetmeksizin Allah'ı zikredeceğiz. Bizim buradaki duruşumuz, hiç kimseden hiçbir şey beklememek, hiçbir şey istememek. O noktada biz Allah'ı zikredeceğiz. Beklentisiz, tertemiz. Beklentisiz. Bizim Hacı Cafer'in bir sözü var, aman makam girmesin bizim içimize der. Evet, beklentisiz. Makam girince işin içerisine, o kimse makama bozulur. Akçe para girerse, o kimse paraya bozulur.
Bugün Müslümanların bozulduğu en önemli üç unsur. Üç unsur. Birisi makam. Bunu Sufiler kendi içlerinde bunu, işte zakir olacağım, nakip olacağım, nügabba olacağım, yok halife olacağım, yok şeyh olacağım. Bu Sufice makam bu. Ya Sufilerin aslında bu makam sevgisi, yani siyasetçilerin makam sevgisinin yanında, hiçbir şeymiş. Ne zaman ki Müslümanlar bir makam sahibi oldu, o zaman gördük Müslümanların makama nasıl bozulduğunu. Ve Sufiler onların yanında gerçekten pürupak, tertemizler. Yani Sufi ne isteyecek? Zakir, hele bizim dergâhta, zakir olsan ne olacak, nakip olsan ne olacak, nügabba olsan ne olacak? Sebep? Para yok, pul yok, o yok, bu yok, hiçbir şey yok.
E olduğu zaman da kellen uçuyor. Durmuyor durduğu yerde. E öyle olunca, bir kimse nam'a burada makam sevdasına düşsün, düşemiyor. Düşse de bir işe yaramıyor. Bu makam o zaman kimle alakalı? Siyasetçilerle, bürokratlarla alakalı. Bugün en fazla bozuldukları yer orası. Ya Sufilerin makamı artık çok temiz. Ben bazen zaman zaman diyorum ya, kim ne zakirlik istiyorsa gelsin vereyim. Allah yolunda koysun. Kim ne çavuşluk istiyorsa gelsin vereyim. Hatta bir ara ben Şeyh Efendi'nin zamanında orada toplananların hepsini çavuşsunuz dedim ya. Gidin çalışın. Şimdi de diyorum, bütün hepiniz de çavuşsunuz ya. Kadını erkeği, çocuğu büyüğü, çalışın. Evinizi açın. Zikrullah yapın, yaptırın, toplayın. Yapın. Allah için koşun.
Ama sen buradakini gel, arkadaşlar benim evde ders var. Hadi git be. Tembel adam. Sen git evinde ders aç. Yeni taptaze insanları topla. Buradakini ben de götürüyorum. Git aç eve. Zikrullah aç. Komşularını çağır, akrabalarını çağır. Bir herkes sana kem gözle baksın. Desinler ki vah vah vah oğlan akıllıydı. Kaybetmişiz kendisini. Bir bütün çarşı, her şeye karşı. Bir hısım, akraba bir karşı gelsin sana. Ev, çoluk, çocuk bir karşı gelsin. Erkekler için söylüyorum. Hanım bu akşam ders var. On tane arkadaş gelecek. E bir pasta böreke yaptır bakalım. Bir hafta, iki hafta, üç hafta ne oluyor sana? Sepeti koluna, herkes yoluna deniliyor mu? Denilmiyor mu?
Haydi Allah yoluna çık. Gid ya, haydi ya. Birisi öyle demiş. Dervişlerini de al git demiş nereye gidiyorsan. Eve gelme. Dervişleri de al git demiş. Eve gelme. O kolay değil o. Onun devamiyetini sağlamak. Hazır dervişlere ben de çavuşluk yaparım. Hazır dervişlere ben de zakirlik yaparım. Ne olacak ki onlar? Gelin kardeşler. Oh ne güzel. Hatta bir de kızarım onlara. Bir de fırça çekerim. Bir de tepeden konuşurum. Bu işler böyle olmaz derim. Bir de derim zakirinizi biat edeceksiniz, itaat edeceksiniz. Gel gel, git git, otur otur, kalk kalk. Nasıl yani basbayağı. Bana itaat, şeyhe itaat. Bana itaat etmezseniz şeyhe de itaat etmemişsinizdir.
Oooo bir fırtına gibi eserim. E ne olacak ki ya? Onun onda bir şey yok ki. Bir hizmeti yok. Bir ter dökmedik ki o. Miras yedi gibi. Hani miras yedi çocuklar vardır. Babası 3-5 kuruş mal mülk bırakır. Bir alın teri yok ya. Başlar dağıtmaya. Eğer o çocuk asil çocuksa der ki dağıtmayayım. Babam bana bırakmış ben bunu arttırayım. Asil evlat arttırır. Asil olmayan dağıtır. Bak asil olmayan dağıtır. Asilse o dağıtmaz. O der ki benim büyüklerim bunu bırakmış. Ben arttırayım da çalışayım, çabalayayım. Har vurup harman savurmayayım. Ona göre hareket edeyim der. Asil insan öyledir.
Asil değilse o har vurdu, harman savurdu. Hatta der namussuz, şerefsiz adam biraz daha fazla bıraksaydı da yeseydim. Evet Allah muhafaza eylesin. Aynı şey. Derviş de aynıdır. Kimisi kurt doğuk gibi toplar. Kimisi dağıtır. Allah bizi dağıtanlardan eylemesin. Şimdi dervişler makam içinde ne yapacak? Zikrullah etmeyecek. Yok işte iş bulayım. Yok buradan evleneyim. Evlenecek muhakkak. Ama evlenmek için derse gelmeyecek. Veya ya duyduk ya birisi öyle dedi. Mustafa hocam ben kaç aydır geliyorum dedi. Baktım dedi. Burada para pul yok ya dedi. E dedim yok. E bana öyle demediler dedi. Ne dediler dedim ben. Oraya gidersen sen zengin olursun dediler dedi.
E yavrum sen dedim Allah'ı zikretmeyi küçük mü gördün? Allah'ı zikrettin, zengin oldun işte dedi. Ben öyle zenginlik istemiyorum hakkını helal et. Ben dersi geri vereceğim dedi. Tamam Allah yoluna çık etsin dedim. Dedim ne yapayım yapacak bir şey yok dedim. Onu hicretle alakalı hadis-i şerife söyle dedim. İnsan ne için hicret yaparsa onu bulur. Ama sen onun dahi bulamamışsın dedim. Neden dedim. Dedim çünkü hadis-i şerifte kadın için hicret eden kadını bulur. Mal için hicret eden malı bulur. E Allah için hicret eden de Allah'ı bulur. Kardeş sen mal için hicret etmişsin ama malı da bulamamışsın. Onda da samimi değilsin dedim. Hani hicret emri gelir de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'ye hicrete katılanların çok sevap aldığını söyler.
Hz. Ömer Efendimiz der ki Ya Resulallah filanca var ki müşrik bir Müslüman kadın için hicret etti. O da mı aynı sevabı alacak der. O zaman hadis-i şerif beyan olur. Allah Resulü der ki kim neye hicret ettiyse onu bulur. Yani Allah için hicret eden bu sevabı nail olur. Hicret sevabına. Kadın için hicret eden kadını bulur. Mal için hicret eden malı bulur. Dikkat edin bakın mal satmaya çıkan insanlar hicret ediyorlar ya. Onların işleri düzgün olur. Yani tabiri caizse pazarlama yapan. Gidiyor mal satmak için adam evini barkını terk ediyor. Öyle mal satmaya gidiyor. Nereye gidiyor? İşte şehir şehir yakın şehirler kaza kaza gidiyor. Cenab-ı Hak onu bereketlendirir.
Neden? O Allah rızası için çoluğunun çocuğunun nafakası için hicret etti. Allah rahmet eylesin. Şeyh efendinin bana meşhur sözü. Oğlum gezen tilki yatan aslandan daha hayırlıdır. Gezen tilki yatan aslandan daha hayırlıdır. Yani sen mal satmak için veya derviş kazandırmak için gezeceksin, hicret edeceksin. Yani oturduğun yerde oturmayacaksın. Bize de Cenab-ı Hak böyle takdir etmiş. Demek ki biz derviş olduğumuzdan beri geziyoruz. Hep seyahat halindeyiz hamdolsun. Her noktada. Ticaretimiz de seyahat halindeydi. Kendimiz de seyahat halindeyiz. Cenab-ı Hak hamdolsun. Hicret neyse onu bulacak. O zaman hicret Allah için. Hicret, günahtan korunmak hicrettir. Kur'an ve sünneti yaşamak hicrettir.
Bu zamanda heva hevesi terk edip Kur'an sünneti tabi olmak hicrettir. Rabbim bizi onlardan eylesin. O yüzden sabahta, akşamda, akşamdan sabaha ayaktayken, karada, denizde, havada nereden olursan ol, nerede olursan ol, ne olursan ol, kim olursan ol, Allah'ı devamlı zikret. Çünkü ayet-i kerimede sabah akşam dedi, aynı zamanda cuma suresinde de Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz dedi.
O yüzden yine Ra'at suresi ayet 28'de Allah'a yönelenler, iman edip Allah'ı zikrederekten kalpleri huzura kavuşanlardır. İyi bilinmelidir ki kalpler ancak zikretmekle huzura kavuşur ve o zikrullah ne yapacak? Kalbimizi huzura kavuşacak ve kalbimiz Allah'ı zikirle mutmain olacak.
Allah'ı zikirsiz bir mutmainlik söz konusu değil. Yine hadis-i şerifler var, ondan sonra Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin malum sabah akşam okunması gereken virdler, sabah okunması gereken virdler, işte namazların arkasında okunması gereken virdler, demek ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri genel olarak yani günlerini Allah'ı zikirle geçirmiş. Ve biz de inşallah Allah'tan bir şey gelmezse günlerimizi, gecelerimizi Allah'ı çok zikrederekten geçirmeye gayret edeceğiz. Müslüm'de geçiyor hadis-i şerif, Nevevi'de de var, ben bunu Nevevi'den aldım bu hadis-i şerifi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, Sabahladığı ve akşamladığı zaman yüz kere bunu söyleyen kimse başkası da onun kadar veya daha çok söylemedikçe kıyamet gününde onun getirdiğinden daha faziletli bir amel getirmemiştir.
Bu nedir ya Resulullah? Denildiğinde subuhanallahi ve bihamdihi subuhanallahi'l azim. Bizim malum tövbemiz var bu konuda. Subhanallahi ve bihamdihi subhanallahi'l azim ve bihamdihi estağfurullah el azim diye. Bu da bezarda geçer bu hadis-i şerif. Yani kim bunu söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa Cenab-ı Hak onu affederler. Ve normalde bunu söyleyen bir kimsenin amel defterine hemen yazılır bu. Bu yazıldıktan sonra da kıyamete kadar bozulmaz. Herhangi bir şeyden dolayı bu yazılan mühürlenmiştir, bozulmaz. Rabbim bizi böyle zikreden kullarından eylesin inşallah. O yüzden normalde hani kimse bunu yüz tane sabahleyen subhanallahi ve bihamdihi subhanallahi'l azim ve bihamdihi estağfurullah el azim dese, akşam da yüz sefer subhanallahi ve bihamdihi subhanallahi'l azim ve bihamdihi estağfurullah el azim dese, o kimsenin ne olduğu günlük hiçbir şekilde günahı falan kalmadı.
O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin böyle sabah akşam yirtleri, zikirleri var. Bunları normalde hadis kitaplarından bulabilirsiniz. Ama nevevinin zikir ve dualarla alakalı bir risalesi var. Ona ben baktım da böyle bir türlü bulamadım kitaplığımda. Onun böyle tek ciltlik bir risale kitabı vardı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden dualar ve zikirler diye hatırımda kalanı eğer onu normalde işte bulabilseydim kitaplıkta size örnek olarak getirecektim onu veyahut da baskısını filan söyleyecektim ama kitaplıkta bulamadım herhalde hediye ettim bir yere.
O yüzden ama aklımda kalan böyle bir kitap var. Rabbim cümlemizi zikredenlerden eylesin, tövbe edenlerden eylesin, hamd edenlerden, şükredenlerden eylesin, Kur'an ve sünnet-i seniyye sımsıkı yapışanlardan eylesin, Kur'an ve sünnet-i seniyeden ayrılanlardan eylemesin. Bir sorumuz var. Selamun aleyküm. İş yerimizde cumaya gitmek bazen sorun olabiliyor ve izin verilmiyor. Daha önce dinlemeyip çıktım, bu konuya nasıl yaklaşmalıyız, Darül Harp'te cuma nasıl olur? Yani normalde bir iş akti yapılıyor. İş akti yapılırken ben cumaya giderim, benim cumam benim için farz, ben cumaları namaza gitmekle mükellefim deyip de böyle bir iş akti yaptıysa bir kimse, o iş aktine göre cumaya gider.
Ama Türkiye Cumhuriyeti devleti sistem olarak layık, demokratik, insan haklarına saygılı bir hukuk devletidir der. Böyle olunca bu devlet sisteminde dini bir sistem, dini bir argüman olmaz. Çünkü devletin anayasası belli, o anayasaya göre bir kimsenin cuma veyahut da vakit namazları için iş yerinden ayrılma hakkı yok. Bunu böyle zaman zaman hani böyle müsehamallı davranıyor devlet kademeleri, bu işin vahameti anlaşılmasın diye ya da işte böyle yavaş yavaş belki de hani bir yerlerden bir şeyler koparmaya veya kurtarmaya çalışıyorlar, olabilirler. O yüzden Darül Harp'te cumayla alakalı meseleden önce, yani oraya gelmezden önce, cumanın bir eda şartları vardır, bir de sıhhat şartları vardır.
Ne yazık ki Türkiye'de cumanın eda şartları tam olarak yerli yerinde uygulanmaz. Sıhhat şartları var, eda şartları yok. Mesela Hanefi'ye göre eda şartlarından birisi, o beldede kısasların uygulanmasıdır. Bir beldede kısas uygulanmıyorsa, o beldede cuma kılınmaya bilinir. Bir yerin şehir hükmünde Hanefi'ye göre olabilmesi için, orada kısas uygulanması gerekir.
Orada kısas uygulanmıyorsa, Hanefi'ye göre orası şehir hükmünde değildir. Bu küçük İlmihal kitaplarında sıhhat şartları vardır, eda şartları yoktur. Eda şartları öğretilmez bize. Çünkü eda şartlarına iş girince, iş devletin sistemine iş gider. Devletin sistemine gidince, normalde eda şartlarını çok konuşmazlar, hiçbir yerde konuşmazlar.
Konuşulunca da sıkıntı yaşanıyor zaten. Benim bu konuda bir korkum, çekintim yok. Türkiye'de Hanefi'ye göre eda şartlarının büyük bir çoğunluğu yok. İşte örneğin, cumayı devlet başkanının kıldırılması ya da devlet başkanının tayin ettiği bir kimsenin cumayı kıldırılması. Müslümanlara kimlerin devlet başkanı olabileceği, yine Kur'an sünnetle sabittir. Eğer ki Müslümanların başına, Kur'an ve sünneti kendisine rehber ve ölçü edecek bir kimse var ise Müslümanların başında, o zaman Müslümanlar ona devlet başkanı olarak itaat ederler. Ama Müslümanlar bu noktada başlarındaki devlet başkanı, önceden devletin sistemi devlet başkanıyla belli olurdu. Şimdi tabi öyle bir şey değil.
Şu anda devlet dediğimizde bir sistem söz konusu. Bugünkü mevcut sistem dine dayalı bir sistem değildir. Dine dayalı bir sistem olmadığı için biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni İslam Devleti diyemeyiz. Birisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni İslam Devleti derse anayasal suç işlemiş olur. Her ne kadar Mehmet Emin Bey attı bana geçen gün desticinin bir açıklaması vardı. Bugünkü mevcut devleti Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne dedi? Müslüman Türk Devleti'dir dedi. Öyle bir ibarete bulundu. Ben böyle Mehmet Emin Bey atınca dinledim onu. İçimden dedim ki anayasal suç işlemiş. Böyle olunca sistem tartışması çıkıyor. Sistem tartışması çıkınca hani o zaman Cuma'nın kılınmasına bir devlet başkanının da fetva vermesi lazım.
Siz meseleler çok incedir. Şimdi ben meseleyi uzatmayayım. Siz kendi kafanızdan bir cami bile yapamazsınız İslami sistemde. Onu normalde devlet başkanı izin vermesi gerekir cami yapmak için. Camiyi yaptınız orada Cuma'nın kılınması için izin verilmesi gerekir. Hanefiler bu konuda sistematik olarak sistemi çok inceleyip sık dokunmuşlar. Öyle olunca Hanefilerin bu inceleyip sık dokunmasını şu anda istemek de biraz zor. Ama yeni iştahat da vermeleri zor. Böyle olunca Cuma meselesi ortaya çıkıyor. En önemli mesele Cuma meselesi halifelik ilgâ edilince çıkıyor. Diyorlar ki halifeliği ilgâ ettiyiz ama bu insanlar Cuma'yı kılacaklar. Cuma'yı nasıl kılacaklar?
Hani Cuma için bir halifenin iştahat etmesi gerekir diyorlar. Öyle deyince de Atatürk bir genelge yazıyor. Bütün Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları içerisindeki camilerde Cuma kılınabilir diye. Ha şimdi Atatürk Müslümanların devlet başkanı mıdır değil midir? Devlet İslami bir devlet midir değil midir? Atatürk'ün bu kılınabilir Cuma kılınır genelgesi bir fetva niteliğinde alınır mı alınmaz mı? Otursunlar ilahiyatçılar, diyanetçiler buna kafa yorsunlar. Benim kafa yoracak durumum yok. Ben zaten bir ceza aldım. O yüzden ikinci bir ceza almayayım bu konuda. Ama normalde böyle bir şey var. Türkiye'de bir gerçek var. Halifelik ilgâ edilince o Cuma'yı kimin? Çünkü halifelik ilgâ edildi.
Halife Hazretlerinin vermiş olduğu Cuma yetkisi de ortadan kalktı. Cuma yetkisi ortadan kalkınca Müslüman'dan nasıl Cuma kılacaklar? O zaman da Atatürk ondan sonra bütün camilerde Cuma kılınabilir diye fetvayı vermiş. Şimdi Atatürk böyle bir fetva verince Atatürk layık mıydı değil miydi? Atatürk bir Müslüman devlet başkanı mıydı değil miydi? Layık devlet başkanı mıydı değil miydi? Bunlar da ayrı tartışma konusu ama kimse bunları tartışmaz tabii bu işler sıkıntılı işler. Böyle olunca Cuma'ya daha Darül Harp'e gelmezden önce Cuma'nın eda şartları var. Mesela eda şartlarından birisi Hanefi'ye göre bir il veya ilçede tek merkezde namazın kılınması. Eğer bir o beldeyi bölen büyük bir vadi var ise, nehir varsa iki yerde de kılınabilir.
Ama yok öyle bir şey yoksa o zaman tek merkezde kılınması lazım. Nasıl yani? E basbaya bütün Bursa'nın düşün bir Cuma günü tek bir yerde namaz kılınacak. Amma siyasi bir güç olur artık. İyi mi? Bursa. Üç milyon mu nüfusu ne kadar? Üç buçuk milyon. Bunun bir buçuk milyonu erkek olarak Cuma'ya gitse, kadınla erkekle iki milyon insanın bir yerde Cuma kıldığını düşünün. Düşünün. Yani iki milyon Bursa'da tek merkezde namaz kılıyor. Bursa olarak sadece.
Diğer illeri düşünün. İlçeleri düşünün. Şimdi şunu diyebilirsiniz. Ya bunca insanı nerede toplayacaksınız? Stadyumlarda topluyorsunuz ya. Yani maçlar kaç ay sürüyor? Altı ay mı? Sekiz ay mı? Sekiz ay mı sürüyor? Evet spor hocası. Sekiz ay. Sekiz ay. O zaman yarısı dört ay içeride, dört ay dışarıda. Dört ay içeride olunca dört köre dört on altı. On altı maç oluyor. Öyle değil mi? On altı maç. On altı maç demek on altı gün demek. On altı gün için milyar dolarlar statyum yapılıyor mu? Milyar dolarla.
Bir de o statyumu yapanlar, yaptıranlar, aldıkları rüşvetler hariç. Muhakkak onun içerisinden birileri bir şeyler alıyor. On altı gün. On altı gün. On altı gün için mesela Bursa statyumu kaç paradır? Bilen var mı? Yok. Soru verin akılsız telefonlara. Hazreti Google biliyordur. Bursa statyumun maliyeti. Düşünün o kadar milyar dolardır o. Bu kadar milyar dolar statyum on altı gün için yapıyorsunuz. Müslümanlar için o kadar parayı harcasanız ne olacak ki?
Elli iki hafta var. Elli iki hafta. İki de bayram namazı var. Elli dört gün. Elli dört gün nerede? On altı gün nerede? Bir de dini bir ibadet edeceksiniz. Yedi yüz milyon TL. O bitmemiş işte daha. Demek ki bir milyon şeye ne o? Bir milyon TL'ye gelecek demek ki. Bir milyon. Ne kaç dolar yapıyor Seymen? Bir de ticaret adamı olacaksın sen Seymen. Bölüversen otuza. Elli milyon euro mu yapıyor? Yirmi bir milyon dolar.
Yirmi bir milyon dolar tutuyormuş. Yani daha bitmedi halde. Bitti halde otuz milyon dolar o zaman. Cafer doğru mu hesaplıyorsun? Yanlış mı? Statyum yapılırken haa. O da doğru. O zaman dolar kaç paraydı şimdi kaç para? Hesabı uzun hesap. Eyvallah. Yedi yüzü onunla çarptığın zaman.
İnşaat maliyetleri öyle oldu. Yedi milyar. O zaman ne yapıyor? İki milyar euro mu yapıyor? Yok. İki yüz milyar euro yapıyor. Hesabı bak. Biz sufiler, biz stadyum hesabını doğrultamadık. Düzeltemedik. Bu kadar paradan uzak az bak. Hiç bak. Hiç bir hesap edemedik. Bizim kafa durdu burada. Matematikçi yok mu içimizde? Nerede bizim matematikçi? Hoca nerede ya? Ancak o çıkarışın içinden dedik ama o da yok bak bu gece. Neredesin hocam ya? Neredesin? Sen ayağa kalk. Bu matematik seni de bozdu herhalde. Falan fizikçisin sen doğru. İyi kurtuldun bak. Eyvallah. Allah razı olsun inşallah. Teşekkür ederim. Bozdu bizi bak. Bu paraları hesaplayamadık biz.
Yani normalde böyle bir paralar. Hesaplayamadığımız bir para var orta yerde. Yani kalk böyle bir şeyde. İşte git bir yeri çevir o zaman. Düz. Üstünü kapatmana da gerek yok. Müslümanlar yağmur, çamur orada toplanır namazlarını kılsın. Tek merkezde kılınmıyor. İslam hukuku, kısaslar icra edilmiyor. Eda şartlarını söylüyoruz daha. Devlet başkanının veya onun görevlendiği yer kimsenin kılması lazım. Cuma yerinin de İslami bir devlet başkanının burası cuma kılınabilir hükmetmesi lazım. Darül Harbe gelemedik daha. Eda şartlarında kaldık. Bak, eda şartlarında kaldık. Darül Harbe gelince de, o zaman Darül Harbe gelince zaten eda şartlarının olmadığı bir yer zaten Darül Harb oluyor.
İşin bir de o tarafı var. Allah bizi affetsin inşallah. Rabbim cümlemizi affetsin. Haklarınızı helal edin inşallah. Bu soru böyle normalde işin içinden çıkılmadı gene. Öyle düşünebilir soruyu soran kardeş. O yüzden iş yeri sahibinden izin alacaksın. Ben cumaya gidebilir miyim, gidemez miyim? O da derse ki, cuma saati, mesai saati, cumaya gidemezsin. Sen cumaya gidemezsin. Kısacası bu. Üç ihlas ve fatiha şerife. Amin.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına, bütün geçmiş Peygamberi Zişan efendilerimizin ruhlarına, Cihari Yari Güzin efendilerimiz, Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osmani Zinnureyn, Ali El Murtaza radiyallahu anh hazretlerinin ruhlarına, Aşere-i Mübeşşer'in evladı Resulullah, Zevce-i Resulullah, İmam Hasan, İmam Hüseyin, 72 şühedanın, şehidi Kerbela'nın, tüm ashabı Resulullah hazretlerinin ruhlarına, İmamız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Halik, İmam-ı Hamili
ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Peyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Pirmi Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet El Rufai, Seyyid Ahmet El Bedevi, Seyyid İbrahim Duziki, Şeyh Ebu Resene Şazeli, Şahı Nakşibendi Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayram Veli, Mehmet Muhittin Üftade Veli, Veysel Karani Muhittin Arabi Niyazi Mısri, ve bütün Pir ve Piran Efendimizin ruhlarına da hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin. Ya Rabbi hasıl olan sevabı geçmiş üstadlarımızdan Abdurrahim Et Tantavi, Abdurrahim El Nişabi, El Haç, El Hafız Ebu Bekir Sıddiki Çorumi, Hacı Alaydar Efendi, El Haç Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşi Dergahı'nın ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına.
Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ, Beyefendi Hazretlerinin, Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine. Yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin, bütün ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine. Turuk Aliye'den, akraba-ı talikatlarımızdan geçenlerin ruhlarında hedeledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Ve selamun alel mürselin. Ve elihim velhamdülillahi rabbil alemin. Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikir fa'lamannehu. El Fatiha ma salavad.
Allah salli ala seyyidina mu'am.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.