mustafaozbag.org

(NASİHAT/22) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 25.04.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Nisan 2024 · 49:48

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi mübarek eylesin, Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü mübarek eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Cenab-ı Hak nerede bir Müslümana zulmediliyorsa, o zulümden onları kurtarsın, zulmedenleri Cenab-ı Hak intikamını alsın, Rabbim cümle zulme uğrayan ümmet-i Muhammed'in intikamını alsın, zulmedenleri Cenab-ı Hak dağıtsın, perişan etsin, makamlarını yerle yeksan eylesin, cümlesini kahri perişan eylesin, cümlesini birbirine düşürsün,
Amin diyen dillerimizi Nâri Cehennem'den azad eylesin. Bugünkü sohbetimiz 22. nasihat, Keyf Suresi ayet 28. Bismillahirrahmanirrahim, Bismillahirrahmanirrahim. وَاصْبِرْنَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاتِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُعَيْنَاكَ عَنْهُمْ
تُرِيدُ ذِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَا تُدِعْ مَنْ اغْفَلْنَا قَلْبَهُ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَالتَّبَعَهَ وَالتَّبَعَهَ وَالتَّبَعَهُ وَكَانَ أَمْرُهُ فُرُضًا صَدَقَ اللّٰهُ عَظ۪ينَ
Keyf Suresi ayet 28. Ey Muhammed! Rabbinin rızasını ve onun cemalini dileyerek sabah akşam ona ibadet edenlerle birlikte kendini tut. Sabret! Sakın dünya hayatının ziynetine kapılıp gözünü onlardan ayırma. Kalbini bizi zikretmekten uzaklaştırdığımız arzularına uyan, işi gücü hadde aşmak olan kimseye sakın uyma. Bu ayet-i kerimenin normalde meallerine baktığınızda meallerde Ömer Ransu'u bilmen Ahmet Fikri Yavuz'la hayrat neşriyatın meallerinde şu anda benim okuduğum meal gibi okursunuz.
Ama genel olarak meallere baktığınızda böyle almamışlar bunu. Enteresan bir şekilde cemali mesela almamışlar. Oysa ayet-i kerimede veçheyhu olarak geçiyor. Aynı zamanda da zikrullaha almamışlar. Oysa ayet-i kerimede kalbehu en zikrna diye geçiyor. Şimdi hem zikir kelimesi geçiyor hem veçhu yani cemal kelimesi geçtiği halde meallerin büyük bir çoğunluğunda bunları almamışlar bile.
Hani cemalini istemek ve kalbini zikrullahımızdan uzaklaştırdığımız yani burada normalde iki önemli ana kaide var. Birisi Allah'ın veçhini dilemek, onu istemek. Allah'ın cemalini dilemek, onu istemek. Öbürkü de ne işte kalbini Allah'ı zikretmekten uzaklaşmış olanlar.
Allah'ın zikrinden uzaklaşanlar. E şimdi tabi mealleri böyle hepsine baktığımda dedim ki hem Allah'ın bakın burada öyle bir enteresan bir nokta var ki ayet-i kerimede yani diyor ki Rabbinin rızasını ve onun cemalini dileyenlerle. Yani Allah'ın rızasını diliyor, Allah'ın cemalini diliyor. Bakın burada rıza ve cemali birleştirmiş cemali dilemek, cemalullahı dilemek. Öbür tarafta da uzak dur. Kimden? Zikrullahı unutan, Allah'ı zikretmeyen kimseler. Bak namazı terk eden demiyor, orucu terk eden demiyor, haccı terk eden demiyor. Uzak dur. Kimi? Kalbinde Allah'ın zikri olmayanlardan. Burada önemli iki tane özellik var.
Bir, bir topluluk var. Bu topluluk Allah'ın rızası dairesinde Allah'ın cemalini diliyor. Ve Hz. Peygamber'e diyor ki, sen o topluluğun beraber bulun, onlara sabret, onlardan uzaklaşma, gözünü onlardan çevirme, bakın gözünü de onlardan çevirme, gözün onların üstünde olsun, onlarla beraber ol. Enteresan bu ayet-i kerime. Ve ardından da o dünya hayatının süsüne dalanlar var ya, dünya hayatını, zenginliğine, süsüne, dünya sevgisine dalanlar. Diyor ki, onlar da normalde onlardan uzak dur, onlara bakma. Ya, bakacak olduğun kimseler, Cenab-ı Hak'ın bu noktada devamlı cemalini isteyen, ona dua eden, onlarda gözün olsun senin. Tabii, birkaç gündür meallerin hemen hemen hepsini de önüme döktüm, tefsirlere baktım.
Ya, ne yazık ki, acı bir şey. Bunları önceden dile getirmek istemiyordum. Yani, zikrullahı ve cemali dileyenleri, cemali dileyenleri örtüyorlar. Çünkü normalde cemali dilemek var burada. Allah'ın cemalini dilemek, onunla cemalleşmeyi dilemek. Öbürkü de ne? Kalbi zikrullah'tan uzak olanlar. Kalbi zikrullahla haşır neşir olmayanlar. Dünya sevgisine kendisini kaptıranlar. Diyor ki, bunlardan da ne? Uzaktır bunlara da gönlünü çevirme. Ben bu meallerden örnekler aldıydım, vakti doldurmayayım şimdi. Sabah, akşam Rab'ların rızasını ve cemalini müşahede etmeyi dileyerek, ona yalvaranlarla beraber sen de sabret. Demek ki Allah'ı zikreden, hamd eden, şükreden, tekbir eden, tesbih eden bunların hepsiyle sen beraber ol.
Bakın hepsiyle. Ve sabah akşam dua eden. Çünkü sabah akşam niyaz eden, dua eden. Cenab-ı Hakk'ın cemalinde fâni olmak isteyenler. Bunun sufice dili bu. Allah'ın cemalinde fena olmak. Bu seyr-i sulukun son perdesidir. Allah'ın cemalinde fena olmak. Bir kimse emmare, levvame, mülhime, mutmainne, râdiye, mardiye, safiye. Normalde bunları geçer. Aynı zamanda da kalbi makamlar dediğimiz o kalbi makamların sonuncusunda o kimse Cenab-ı Hak'ın cemalinde fena olur. Cenab-ı Hakk'ın cemalinde fena olmayan bir kimse şeyhlik de yapsa, adı mürşidlik de olsa o nakıstır, eksiktir.
O son perdeyi tamamlamamıştır. Son haddeye, son reddeye gelmemiştir. Cemalinde fena olanlar ancak kutup olurlar. O yüzden cemalinde fena olmayanlar için önlerinde yol vardır. Onlar şeyhlik de yapsalar, mürşidlik de yapsalar eğer Cenab-ı Hakk'ın cemalinde fena olmadılarsa onlar eksiktir. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Cenab-ı Hak diyor ki o cemali isteyenlerle beraber ol.
O cemalleşmek isteyen, cemalde fena olmak isteyenlerle beraber ol. Onlardan gözünü ayırma. Tabi bu ayet-i kerimenin sebebin üzülü ise malum Mekkeli müşrikler yani Mekke'nin zenginleri, entelektüelleri, Mekke'nin bu manada bürokratları, bunlar böyle söz sahibi olanlar. Geliyorlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de orada fukara, dervişlerle sohbet ediyor, Allah'ı zikrediyor. Onlara diyor, Hz. Peygamber'e diyorlar ki, bizi bunlarla beraber tutma, bize ayrı bir sohbet et. Biz seninle ayrı görüşmek istiyoruz, ayrı konuşmak istiyoruz. Bunlar fakir fukara, tabiri caizse ayak takımı. Bunlar entelektüel değiller, bugünkü tabirle bürokrat değiller, siyasetçi değiller, büyük iş adamı değiller. Ya bunlar fakir fukara, hatta bazı ibarelerde bunlar böyle hoş kokmuyorlar.
Kokuları da hoş değil. Hani bunlar böyle kötü kokuyorlar. Bir de hani toplumun zirvesinde olan kimseler değil. Öyle ya, işte siyasette, bürokratta ne bileyim işte okur yazar, yazarlar var ya memlekette. Ya yazarlar gibi, bunun gibi bu kimselerden oluşmuyor bu topluluk. Ya bu topluluk fakir fukara, en çok da şu tuhafıma gitti. O zaman için Hz. Ammar o topluluğun içerisinde, Hz. Ammar fukara o esnada. Ama düşünebiliyor musunuz, Cenab-ı Hak sonradan ona öyle bir zenginlik veriyor ki, parasının haddini, hududunu, hesabını bilmiyor. Ama o esnada fukara, Bilal-i Habeşi var orada, fukara, İbn-i Mesud var orada, fukara. Böyle toplanmışlar onlar, onları hor hakir görüyor Mekkeli müşrikler.
Onları hor hakir görünce Cenab-ı Hak hemen ayet-i kerimeyi indiriyor. Sakın sabah akşam Allah'ın rızası için dua eden ve cemalleşmek için, cemali için orada gece gündüz seninle beraber duran ve Cenab-ı Hak'ın cemalini dileyenlerden gözünü ayırma. Ya bizim zikrimizi unutmuş yani dünyanın heva ve hevesine aldanmış, dünyada üç beş kuruş bulmuş o zenginlikten aldanmış, bir makam vermişler ona makamdan aldanmış, bir mevki vermişler mevkiden aldanmış.
Hiç var mı içinizde? Yok. Sebep? Küçük görüyor çünkü. Hor hakir görüyor. Bu gerçek manada sufilerin imtihanıdır. Hor hakir görüyor. Hor aslında gerçek manada müminlerin imtihanıdır. Gerçekten o gerçek manada mümin ise evet onun imtihanıdır. Hani böyle zaman zaman cemaatler, tarikatlar görürsünüz.
Zenginlere ayrı bir ders. İşte bilmem kimlere ayrı bir ders. Kendilerince de bunu böyle hani olması gerektiğini söylerler. Veyahut da işte belli kesime, belli bir dersler, özellikler. Allah muhafaza eylesin. Ve onlar için böyle bir şey söylenince ne oldu? İşte direkt Cenab-ı Hak ayeti, kerimeyi gönderdi. Hani Nuh'un kavmi de aynı şeyi söylemişti. Nuh'a. Ne demişlerdi Nuh'a? O da şu ara ayet 111. O kafirler, o müşrikler dediler ki sana rezil bayağı kişiler tabi olmuşken biz sana iman eder miyiz? Bakın bu gerçek manada müminlerin, müminlerin sıkıntısıdır. Müminlerin sıkıntısı değildir aslında ama müminlere öyle bakılır. Siz gerçek manada la ilahe illallah Muhammeden Resulullah der, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışırsanız sizi siyasetçiler beğenmez. Sizi bürokratlar beğenmez. Sizi kendisini zengin gören zübbeler beğenmez.
Kendisini bir şey zanneden, kendi üç tane kitap okumakla alim olduğunu zanneden, gerçekten kendisini alim hükmünde gören alim çıkıntıları beğenmez. Beğenmezler. Gerçek manada bir kimse Kur'an sünnet desin, bu dediğim zümre beğenmez. O günkü müşrikler de beğenmemişti. Kimler beğenmemişti? O günkü müşrikler. Yani Kureyş'in devlet erkamı, Kureyş'in siyasetçileri, Kureyş'in zenginleri, Kureyş'in kendilerini entelektüel olarak gördükleri de ne yapmıştı? O sahabeleri beğenmemişti.
Hz. Peygamber'e demişlerdi ki, sen bunlardan uzaklaştır. Hatta bazı rivayetlerde şöyle geçer. Sen bunlarla bizi aynı tutma. Bunları bizden uzaklaştır. Bak biz Müslüman olursak, bizim etrafımızdaki insanlar da Müslüman olur. Daha geniş bir daireye hitap edersin. Etrafımızdaki insanlar da Müslüman olur. Ama yeter ki, sen şu etrafındaki fakir fukarayı, bu ter kokan, evet. Birisi öyle dedi de bana o aklıma geldi.
Yani sizin dedi sohbetiniz çok mükemmel, çok iyi. Ama dedi arkadaşlar hep ter kokuyorlar dedi. Ben de dedim öyle bizim arkadaşlar dedim. Biz rutubetli yerlerdeyiz. Hep ter kokuyoruz biz dedim. Hep beraber. Böyle durdu dedi ki, böyle bir özel ders yapamayız mı dedi. Yapamayız dedim ben. Ben dedi arkadaşlarımı toplasam. Yok dedim yapamayız öyle. Biz öyle yapamayız. Ders belli, zikrullah da böyle dedim. Geleceğiniz orada zikrullah yapacağınız. Şimdi bu topluluğu burada zikrullah yapmayı, gururuna, kibirine yediremeyen ahmaklar var. Dersli bir de. Ben de onlara diyorum ki siz dersli değilsiniz. Ders aldınız ama dersli değilsiniz. Sebep? Sen bu topluluğu küçük, hor, hakir gördüğün müddetçe, senin iki yakan bir araya gelmeyecek.
Ne derslisi? Sen bu fukara topluluğunu, bu ter kokan, zikrullah teri kokan, bu insanlara hor, hakir baktığın müddetçe, bakın tarih boyunca, benim tarihim boyunca, dervişleri cahil görenler, dervişlere tepeden bakanlar, bunların normalde sordukları sorulara tepeden bakanlar, işte bu da sorulur mu diyenler, bunlar nasıl böyle, işte efendim siz iyisiniz de, arkadaşlar böyle, yok sen iyisin de, arkadaşlar şöyle, yok işte şöyle, yok işte böyle. E tabi onlar da böyle canlar, milletin canı şöyle istiyor. Yani bir milletvekili gelsin, bir böyle bir siyasetçi gelsin, ya gelmez bize, bir bürokrat gelsin, ya gelmez bize, neden gelmez? Biz nalına da mıhına da vuruyoruz, biz dilimize ne geliyorsa söylüyoruz. Biz dinlemiyoruz ki, bizim normalde arkamızdan çeken yok bizim.
Bizi bunu konuşma deyince biz deleniyoruz, zaten inadına konuşasımız geliyor. Tabi televizyonlara çıkarken, bakarlar tehlikeliysen, işte şuna dokunmasan, buna dokunmasan, ben derim ki, ben her şey konuşarım. Bana ne sorarlarsa, ne gelirse konuşarım. Benden tedirgin oluyorlar. Oldular daha doğrusu hep. Neden? Çünkü onlar belli bir kitleyi küstürmek istemiyor. Bakın Türkiye'deki muhafazakar yapının en büyük handikapı bu. Türkiye'de belli yerlere şirin görünmek için imanlarından taviz veriyorlar. Belirli yerlere şirin görünmek için dini konumlarından ve durumlarından taviz veriyorlar. Aslında münafıklıklarını koyuyorlar ortaya. Münafıklıklarını koyuyorlar.
Cenab-ı Hak peygamberine öğüt veriyor. Diyor ki, sakın o, o gece gündüz Allah'ın rızası için dua eden ve Cenab-ı Hak'ın cemalini dileyenler var ya, gözünü onlardan ayırma. Bu büyük bir şey. Ve devam ediyor ayet-i kerime. Dünyanın süsüne, dünyanın şatafatına, şatatına dalıp, heva ve heveslerini ilah edinip, Allah'ın zikrini unutan, Allah'ın zikrinden vazgeçen, zikri terk edenler var ya, evet.
Diyor ki, sakın onların sözlerine bakma, sakın onlara itaat etme, sakın onların sözüyle, lafıyla hareket etme, sakın onlara yönünü çevirme, sakın gözünü onlara çevirme. Asla. Bu normalde, 52. ayette de aynı şey var. Onda da öyle Rab'lerinin cemalini isteyerek, sabah akşam ona dua edenleri yanından kovayım deme. Sana onların hesabından bir şey yok. Senin hesabından da onlara bir şey yok ki, bir çareleri kovup da zalimlerden olacaksın.
Ayeti var, bu konuda ayrıyeten. E demek ki o zaman, o Allah'ın cemalini isteyen, gece gündüz Cenab-ı Hakk'a dua eden, Allah'ı zikredenlerden gözünü çevirme. Gözünü dünyaya tapmış, dünyayı kendisine ilah edinmiş, heva hevesini kendisine ilah edinmiş, dünyanın içerisinde kendince, kendi kendine güç, kuvvet, kudret sahibi gören, zavallılara diyor ki, sen onlara uyma, onlara bakma, onlara da itaat etme. Onlar şöyle olacak, güzel olacak dese dahi, sen onlara itaat etme.
Ya sen dervişler topluluğundan ayrılma. Benim anladığım bu. Sen sufiler topluluğundan ayrılma. Ama hangi sufiler topluluğu? Allah'ın rızasını gözeten, makam, mevki, para, pul, dünya, eş, kadın, çoluk, çocuk gözetmeyen, sırf fi sebilillah, Allah için Allah'ı zikreden, fi sebilillah, Allah için Allah'ı sevenlerin yanındadır. Onlar evet ter kokarlar. Evet onlar şatafatlı, şatahatlı değillerdir. Evet onlar gösterişli değillerdir. Evet onların son model, bilmem kaç model arabaları yoktur. Evet onların lüks ve şatahatları ve şatafatları yoktur. Veyahut da olsa da önemli değil. Ama onlar dervişler topluluğunun yanında duruyorlarsa, dervişlerle beraber oluyorsa, ister zengin, ister fakir, ister alim, ister cahil, ne olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, hangi konumdan olursa olsun, nerede olursa olsun, ne olursa olsun.
Eğer Allah'ı seven, Allah'ı zikreden, Allah için olanlarla beraber oluyorsa, öper başımıza koruruz. Yok, başka bir maksadı var, başka bir amacı var. Allah rızası için burada değil ise, o zaman o bizden değil. Buradaki derviş kardeşleri hor hakir görüp tepeden bakıyorsa, o bizden değil. Manevi olarak bizden değil. Buradaki dervişleri cahil cühela görüyorsa, burasını böyle güzel kokan olarak görmüyorsa, o bizden değil.
O bizden değil. Ve böyle gören kimse bir gün gelir, bu topluluktan ayrılır. Sebep, çünkü o öyle dervişleri hor hakir gördüğünden, dervişlere tepeden baktığından, eğer bununla alakalı tövbe edip geri dönmezse, Cenab-ı Hak, Allah'ı zikir meclisinden onu uzaklaştırır. Çünkü Allah'ın zikir meclisine ancak temizler devam ettirebilir.
Kibirlenenler, tepeden bakanlar, küstahlar, kendini bir şey zannedenler, sufi topluluğun içerisinde barınamazlar. Bir gün gelir, öyle bir gaflete düşerler, öyle bir hıyanete düşerler, öyle bir zulüm yaparlar ve onların o dergahta sonları olur. O dergahta sonları olur. Benim 35-36 yıllık, 37 yıllık sufi hayatımda bunların çok örnekleri vardır. Sen Allah'ı zikredenleri, sabah akşam Allah'a dua edenleri ve bu cemalini istemek seyr-i sülükle alakalı. Sen seyr-i sülükle girmiş bir kimseyi, hatta seyr-i sülükle bitirmiş, tamamlamış bir kimseyi, yani Allah'ın cemalinde fena olmuş bir kimseyi, sen hor hakir görür, ona tepeden bakarsan, ona küstahlık yaparsan, senin yolun zorlaşır, tepes taklak gidersin.
Nerede soluklanacağım belli olmaz. Çünkü o sabah akşam dua eden, cemalini dileyenler, o kadar Cenab-ı Hakk'ın sevgisini kazanmış, muhabbetini kazanmış ki, Allah Celle Celaluhu Peygamberine diyor ki, nasihat ediyor, ben onu ikaz olarak algılamıyorum, ben onu tehdit olarak algılamıyorum, nasihat ediyor, diyor ki ey Habibim, sen sakın ha, onlardan gözünü ayırma, bu müşrikler geldiler sana, bu müşrikler böyle zengin, işte kendini beğenmiş, kibirli, işte Kureyş'in ileri gelenleri, sen bunlar böyle Müslüman olunca, bunlar Müslüman olunca herkes Müslüman olur diye düşünme.
Neden? Sen o fakir fukara, Allah'ı zikreden, cemalini isteyenler var ya, onların gönülleri yüz bin değil, milyon değil, milyar değil, yerdeki ve gökteki ne kadar yaratılmış var ise, hepsinin gönlünden daha kıymetli. Sebep? Çünkü Allah Celle Celaluhu, hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım dedi, o cemalinde fena olanlarla otur. Onların çünkü gönüllerinde Allah'tan başka bir şey yok. Onlar her daim Allah'la murakabede, Allah'la alışverişte. O yüzden sen dünyaya dalmış, dünyanın sevgisinden sarhoş olmuş, heva hevesini ilah etmiş, bu kimselere sakın ha yönünü döndürme diyor. Demek ki, Allah'ı daim zikredenler, dünya sevgisini ve dünyanın içindeki sevgileri kenara atıp, Allah'ı zikredenler, Allah katında çok makbul.
Hadis-i şeritin Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki, Sabah namazı vakti güneşin doğuşunda Allah'ı zikreden bir topluluğun yanında oturmak, benim için üzerine güneş doğan her şeyden daha çok sevimlidir. İkindi namazından güneş batıncaya kadar Allah'ı zikretmek, benim için İsmail aleyhisselamın çocuklarından olmak üzere sekiz köle azat etmekten daha hayırlıdır. Demek ki, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de ne yapıyor? Allah'ı zikri met ediyor ve o zikredenlerle beraber olmayı met ediyor. Yine Ahmet bin Hanbel naklediyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri şöyle buyurmuş, Allah'ın rızasından başka bir şeyi gözetmek ve beklemeksizin, Allah'ı zikreden bir topluluğu gördüğünde göklerden bir münadi şöyle seslenir.
Kalkın, hepiniz bağışlandınız, kötülükleriniz iyiliklere çevrildi. Allah'ı zikredenler ve Allah'ı zikir meclisleri bu kadar kıymetli ve bu kadar da insanların affına sebep olan en önemli ibadetlerden birisi. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, namazın vakti bellidir. Ben bu Allah'ı çokça zikredin ayeti kerimesine bakarken bir de inceledim.
Hangi ibadeti çokça yapın diye baktım öyle. Namaz hakkında böyle bir ayeti kerime bulmadım. Allah'a çokça namaz kılın diye. Veya bir ayeti kerime göremedim ben, çokça zekat verin diye. Onu şey söylüyor, neydi o bir tane vardı ya, ihtiyacınızdan fazlasını dağıtın diye. Evet, o söylüyor. Dinin böyle bir kuralı yok. Neyse, böyle çokça zekat veren yok. Zekat belli, adam zekata zekat verebilecek kimse ise senede bir sefer zekat verecek. Tam olarak hesaplasın, versin. Adam varsa parası, sağlığı yerindeyse, yol bulabiliyorsa, ömründe bir sefer hacca gitse yetiyor ona. Ama bir ayeti kerime var. O çok önemli. O, Allah'ı çokça zikredin. Başka bir ayeti kerimede Allah'ı sabah akşam zikredin.
Sabah akşam deyince birbirine ardı ardına. Başka bir ayeti kerimede Allah'ı çokça zikredin. Demek ki az zikredenler içinde ne dediydi? Geçenlerde, geçen hafta, geçen haftalarda sohbet ettiydik. Neydi Allah'ı az zikretmek? Münafıklık alametiydi. O münafıklar ne yapıyorlardı? Allah'ı az zikrediyorlardı. Allah'ı çok zikretmek demek ne demek? Ayaktayken, otururken yanlarınızı, ayeti kerime öyle. Ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine yatarken Allah'ı çokça zikrederler. Müminleri tarif ediyor. Ne diyor? O müminler ki, ayaktayken, otururken, yanlarının üzerlerine yatarlarken Allah'ı çokça zikrederler. Demek ki Allah'ı çokça zikretmek var. Kıymetli kardeşler, tarih boyunca, Adem'den itibaren, sufileri hep eleştirmişler.
Dünyayı sevenler, dünyaya gönlünü kaptıranlar, dünya için yanıp tutuşanlar, hep sufileri eleştirmiş. Kendilerini Müslümanmış gibi gören ama sufileri gördüğünde kendi imanlarını ve kendi yaşadıkları dini göz önüne getirince kendilerinin o noktada olmadığını görenler, sufileri hep eleştirmişler. Bakın, dünya üzerine şu anda herkes oturmuş, işi gücü bırakmış, sufileri eleştireceğim diye uğraşıyor.
Allah'ı zikredenlere laf söyleyeceğim diye uğraşıyor. Dünyayı küfür sarmış, dünyayı küfür sarmış, dünyayı İslam dışı her şey sarmış, hele İslam dünyasını, hele ülkemizi bütün günah-i kebaliler sarmış. Günah-i kebaliler oluk oluk akarken ve gözümüzün önünde, gözümüzün önünde, gözümüzün içine baka baka her türlü günah-i kebal işlenirken Allah'ı zikredenler adamlara batıyor.
İşte bilmem hangi sanatçıyı getirip, toplantılar düzenleyip, konserler düzenleyip, bütün gençleri zehirlemelerine rağmen hiç kimse bir şey demezken, ama ne yazık ki beş tane Allah'ı zikreden bir kimse, bir yerde Allah'ı zikredecek dese, bütün her şey ayağa kalkıyor. Düşünebiliyor musunuz? Allah'ı zikredenler bir aşure dahi dağıtamıyor. Bir aşure dağıtacağız dedik, altı yüz tane, yedi yüz tane polis geldi bastığı. Altı üstü aşureydi. Veyahut da arkadaşlar, kardeşler, her taraf semahane dedi, birkaç yerde sema ettiler. Sema ettikleri yerlere, emniyet kuvvetlerini gönderdiler. Neden? Sema etmeyeceksiniz. Neden? Allah'ı zikretmeyeceksiniz. Oysa istediği yerde çıplak kadınlarla defile yapılıyor mu? Yapılıyor.
İstenildiği yerde çıplak kadınlarla konserler düzenleniyor mu? Evet. Biz normalde burada parasını yatırdığımız halde, Merinos'ta şebu aruzu bize kutlatmayan, şebu aruzu yaptırmayan, o gizli güçler, Bursa'da her türlü melanetin işlenmesine müsaade ettiler. Allah'ın zikrine müsaade yok, semaya müsaade yok. Hatta bir de sema edenler bir de terörist sınıfına kondu. Bir de ne yazık ki yasaklandı. Mahkemeye vermek zorunda kaldık. Mahkemeyi kazandık, ondan sonra gittik tekrar Merinos'a parasını yatırdık. Dedi ki Mevlana'yı, Celaletin Rumi'yi ancaz, oradaki küstah müdür, ben müsaade etmiyorum dedi. Ben müsaade etmiyorum dedi. Bizim Nasikçi Ömer'e söylemiş.
Ben müsaade etmiyorum dedi. Biz parasını ödedik, parasını tekrar iade ettiler bize. Bakın Allah'ı zikredenler, Allah'ı zikredenler ne yazık ki bu baskı ve zulme maruz kalıyor. Ama gerçek manada eğer nününü tutturmadıysan kimseye, kulağından tutturmadıysan kimseye, kimseye tutturmadıysan özgür, hür bir şekilde hareket edince sen üç kişi de olsan, beş kişi de olsan bir yerlerin canını acıtıyorsun.
İşte o müşrikler de, o müşrikler Allah'ı zikredenleri sevmiyordu. O kafirler Allah'ı zikredenleri sevmiyordu. Kafirler, müşrikler, münafıklar Allah'ı zikredenleri hep birer bahane bulmuştur. Hep eleştirmiştir. Bakın hepsinin de sonu hüsrandır. Gidin kabirleri dolaşın, kabirleri dolaşın, kabir haliniz açıldığında kabirleri dolaşın. Bu sözüm şataat biraz ama Allah'ı zikreden kabirle Allah'ı zikretmeyen kabirin arasındaki farkı işitir ve görürsünüz. Zikrullah'tan uzak bir vefat eden kabrin sahibiyle Allah'ı zikrederekten ölen bir kimsenin kabrini gidin görün. Aradaki farkı görün. Cenab-ı Hak bütün kardeşlerimize kabir halini açsın. O hakikati görmelerini isterim.
O hakikati görerekten yaşamalarını isterim. Sebep o zaman işte neyin ne olduğunu, zikrullahın kıymetini görürsünüz. Hani sizler onlar ölü demeyiniz diyor ya, onlar ölü değillerdir çünkü. Eğer sen zikrullah halakasında devam ettin, ömrünün sonuna kadar zikrullah halakasında kaldıysan merak etme. Öldükten sonra da o zikrullah halakasında Cenab-ı Hak seni yeniden var ediyor orada. Seni zikrullah halakasında bir tamam seni orada hazır ediyor. Ve sen her o gittiğin zikrullah halakasında orada duruyorsun. Bunu anlamak için gören göz lazım. Ve bakarsın ne kadar Allah'ı zikrederekten dersli olarak vefat eden kimse var ise hepsi de orada bir tamamı oradadır. Hatta daha ilerisini söyleyeyim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle Ashab-ı Resulullah'la Pir Efendilerle beraberdir.
Ve onların o beraberliklerini gördüğünden o yüzden sen de ölüme can atarsın. Çünkü bakarsın ki öldüğünde her zikrullah da onlarla beraber olacaksın. Onu görürsün. O yüzden kıymetli dostlar, Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o gün nasıl Allah'ı zikreden, cemaline vuslat olmak için onu dileyen, orada seyr-i sülük yapan ashabının üzerinden nasıl gözünü ayırmadıysa, bugün de seyr-i sülük yapan ve zikrullah halakalarından ayrılmayan, Allah'ı zikredenlerin üzerinden de gözünü ayırmaz.
Çünkü o Peygamber insin ve cinsin Peygamberi, çünkü o Peygamber ölü değil. O Peygamber henüz daha dünya kırılmazdan önce de Peygamber idi. O çünkü Adem yok iken de Peygamber idi. Ve Adem yok iken de Peygamber iken de Allah'ı zikrediyordu. Çünkü o Peygamber ilk manevi olarak hem ruhundan hem nurundan Cenab-ı Hakk'ın yaratıldığında ilk yaptığı şey Allah'ı zikirdi. Allah'ı zikirdi. Allah'ı zikrettiği için Allah onu çok sevdi.
Hamd ettiği için Allah onu çok sevdi. Şükrettiği için Allah onu çok sevdi. Ve yaratılmışların en şereflisi yaptı. Onun yalnız yaratıldığında yaptığı, yaptığı ilk amel, yaptığı ilk amel Allah'ı zikirdi. Allah'ı zikirdi. O yüzden Cenab-ı Hak diyor ki, Ben onu sevdim. Sebep? O Allah'ı zikretti çünkü. Kıymetli dostlar, Allah'ı sabah akşam zikredin. Zikredenlerden ayrılmayın. Zikrinizden ayrılmayın. Ve Allah'ı zikredenleri hor hakir görmeyin. Hata da yapsalar, kusur da işleseler, yanlış da yapsalar. Sen onu hor hakir görme. Nasihat et. Hor hakir görme. Tepeden bakma.
Kibirlenme. Onun kılına, kıyafetine laf söyleme. Onun sarığına, haydaresine laf söyleme. Onun buradaki hal ve hareketlerine laf söyleme. Seni ilgilendirmiyor. Allah onu sevmiş. Allah onu zikretmiş. Onu buraya getirmiş. Sana, ona hor hakir görmen düşmüyor. Bu, gerçekten derviş kardeşlerimize önemle, bunu arz ediyorum.
Kimseye tepeden bakmayın. Zikrullah halakasında kim varsa, onu küçük görme. Onu hor hakir görme. Onu günahkar görme. Çünkü hadis-i şerifi, tekrar nakletmeme gerek yok herhalde. O zikrullah halakasına oturup, cemaatle Allah'ı zikredenlere, bir münadi melek ne diyor? Haydi, kalkın şimdi. Kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş olarak. Kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş olarak. Biz Peygamber'e itaat ettik. Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini kabul ettik. Peygamber olarak. ona, geçen gün dersten alıntı, her Peygamber'e Cenab-ı Hak, kitabıyla beraber bir hikmet verdi. Onun bütün sözlerini biz, doğru kabul eder, bütün sözlerine biat eder, tabi oluruz.
Ve onun bütün sözlerini de, ben kendimce onu dinlemek, ona itaat etmek, onun sözlerini kabul etmek, bana farzdır. Ben kendime farz olarak görüyorum. Aslında Allah'a itaat edin derken, Resulüne itaat edin derken, ayet-i kerimede, bütün Ümmet-i Muhammed'e farzdır. Ümmet-i Muhammed, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, itaat etmekle mükelleftir. Ve itaat etmeyenlerin imanları yoktur. Öyle olunca, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, İbni Hanbel hadisinde, o zikrullah meclisinden, affolmuş olarak değil bakın. Burası çok önemli. Bir çok daha hadis-i şerif var, affolmuş olarak kalkınız diye. Bu hadis-i şerif diyor ki, kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş olarak kalkınız.
Kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş olarak. Burası çok önemli. Kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş. Ama ne için diyor, o topluluğa ne diyor? Sırf Allah rızası için, başka bir amacı olmayacak, başka bir maksat olmayacak, başka bir dileği olmayacak. Buradaki dileği sadece Allah olacak. Allah'ı Allah için zikredecek, Allah'ı Allah olduğu için sevecek. Ve Allah'a Allah olduğu için iman edip, sırf Allah rızası için, o zikrullah cemaatine katılacak. ve o cemaatten ayrılmayacak. Gözünü onlardan ayırmayacak. Eğer ayırırsa, o zaman hüsrana uğrayanlardan olur. Rabbim bizleri onlardan eylemesin. Dünya sevgisine takılıp, Allah'ı zikir meclislerini terk edenlerden eylemesin.
Heva hevesine ilah edinip, heva ve hevesine kapılıp, gidenlerden eylemesin. Cenab-ı Hak oradaki derviş kardeşlerin, hatalarını, kusurlarını, hor hakir görüp, onlara tepeden bakıp, manen ipi kesilenlerden eylemesin. Bir insanın manen ipi kesilirse, her şey bahane olur ona. Rabbim bizleri onlardan eylemesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Geceniz mübarek olsun. Üç İhlas ve Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına, bütün geçmiş Peygamberi Zişan efendilerimizin ruhlarına, cihar-i yari güzin efendilerimiz, Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Ali El Murtaza radiyallahu an hazretlerinin ruhlarına, aşere-i mübeşşerenin evladı Resulullah, zevcihat Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam Hüseyin,
72 şühedanın, Şehid-i Kerbela'nın, bütün şühedanın ruhlarına, tüm ashabı Resulullah hazretlerinin ruhlarına, İmamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Maliki, İmam-ı Hanbeli ve bütün mezhep İmamlarımızın ruhlarına, ayrı ayrı hediye edilir, vasıl ve istedar eyle Ya Rabbi, haberdar eyle Ya Rabbi, feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme Ya Rabbi. Üç İhlas ve Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Pirmi Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet-el Rufai, Seyyid Ahmet-el Bedevi, Seyyid İbrahim Duseki, Şah-ı Nakşibendi Muhammed-i Bahaddin, Şah-ı Mevlana Celaleddin Rumi, Şah-ı Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Mehmet Muhittin Üftade Veli, Veysel Karani Muhittin Abi Niyaz-ı Mısri, ve bütün Pir ve Piran Efendimizin ruhlarına, ayrı ayrı edildik.
Vasıl ve hissedar eyle Ya Rabbi, haberdar eyle Ya Rabbi, feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme Ya Rabbi. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerif. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, geçmiş üstadlarımızdan, Abdurrahim Et Tantavi, Abdurrahim En Nişabi, El Haç, El Hafız, Ebu Bekir Sıddık-ı Çorumi, Hacı Ali Haydar Efendi, El Haç Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehir Hacı Abdullah Gürbüz Efendi, Kaçuni dergahının, Kabbaşe dergahının geçmişlerinin ruhlarına, bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin,
müminlerin ruhlarına, Ya Rabbi, bilhassa Üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ, Beyefendi Hazretlerinin, cet ve dadalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, bütün müminlerin ruhaniyetlerine, Turuk Aliye'den, akraba ve talikatlarımızdan geçenlerin ruhlarına da hedieledik, vasıl ve hissedar eyle Ya Rabbi, haberdar eyle Ya Rabbi, feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik, eyleme Ya Rabbi, Amin, ve selamün alel mürselin, ve elihim velhamdülillahi rabbil alemin,
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikir fa'la manna hu. La Fatiha ma salavat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi