mustafaozbag.org

(NASİHAT/2) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 18.05.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 20 Mayıs 2023 · 53:06

Batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Allah razı olsun hepinizden de inşâAllah. Bu akşamki nasihat, tövbe etmekle alakalı, inşâAllah dilimizin döndüğünce, tövbe etmekle alakalı sohbetimiz olacak. Rabbim cümlemizi hakiki manada, tövbe eden kullarından eylesin. Ne istiyorum? Bismillahirrahmanirrahim Bismillahirrahmanirrahim ''İnnama attawba'tu ala Allah'ı lillezine ya'maloon assü'e bi jahalatin thumme yetubun ''Thumme yetubun min qaribin feaulaike yetubullahu alayhim'' ''Ve kanallahu alima'n hakeema'' ''Bismillahirrahmanirrahim''
''Ya ayyuhal lezine amanu'tubu ila Allahi tövbeten nasuha'' ''Hasâ rabbukum men yukaffir ankum seyyiatikum meyudukhlikum jannatin tajri'' ''Jannatin tajri min tahti halennaar yawma la yukhzi Allahun nabiyya'' ''Yavallezine amanu'l ma'am'' ''Nurum yes'abeyne yidiyhim ve bi aymanihim'' ''Yakuluna Rabbana''
يَقُولُونَ رَبَّنَا اتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا اِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪ينَ سَدَقَ اللّٰهُ الْعَظ۪ينَ Allah razı olsun inşallah. 1. ayet-i kerime Nisa suresi ayet 17 Allah katında makbul olan tövbe ancak cehaletle kötülük işleyip hemen tövbe edenlerin tövbesidir. İşte onların tövbesini Allah kabul eder. Allah her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 2. ayet-i kerime Tahrim suresi ayet 8 Ey iman edenler Allah'a nasuh bir tövbe edin.
Belki Rabbiniz kötülüklerinizi siler. Peygamberi ve beraberindeki müminleri utandırmayacağı günde sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün onların nuru önlerinde ve sağ taraflarında yürürken Rabbimiz nurumuzu tamamla. Bizi bağışla şüphesiz ki sen her şey kadirsin derler. Tövbe malumunuz üzerine bir çirkinlikten, bir sapkınlıktan, bir haramdan, bir yanlışlıktan, bir eksiklikten pişman olup geri dönmek.
Bu bütün Adem'den itibaren bütün dinlerde var olan ve bütün peygamberlerin kendi ümmetlerine tavsiye ettiği, emrettiği bir olgu. Çünkü Cenab-ı Hak Adem'i yeryüzüne gönderirken onu İslam dini üzerine gönderdi. Ve Adem yeryüzünde bir ilk Müslüman olarak, ilk bir de peygamber olarak, ilk bir de dinin bu noktada anlatan dini tebliğ eden olarak gönderildi.
Ve Adem Aleyhisselam da cennetten kovulmasından, çıkarılmasından dolayı tövbe etti. Bu manada ilk tövbe eden de Adem Atamız oldu. Ve Adem Aleyhisselam nasıl ilk hata yapansa, ilk tövbe eden de Adem Aleyhisselam oldu. Ve Cenab-ı Hak ilk tövbesini kabul ettiği de Adem Aleyhisselam oldu. Ve onun tövbesini kabul edip, onun normalde bu manada günahını affetti.
O yüzden tövbe bu manada bir kimsenin, İslami manada, Kur'an ve Sünnet'in haram ettiği, yasakladığı, Kur'an ve Sünnet'e aykırı bir hareketin içerisine giren bir kimsenin tövbe edip, yeniden rucu edip, hayatına devam etmesidir. Cenab-ı Hak da burada makbul olan tövbeyi, yani bir kimse herhangi bir günah işlediğinde, bir hata işlediğinde, hemen acil bir şekilde tövbe ederse, bunu makbul görüyor, bunu kıymetli görüyor.
Yani o kimse bugün hata yaptı, bugün yanlışlık yaptı veya o esnada günah işledi, o esnada işlemiş olduğu günahtan hemen tövbe edip rucu etmesi, o esnada tövbe etmesi, hani acele ediniz ölüyü gömmekte, acele ediniz borcu ödemekte, acele ediniz hayır hasanet işlemekte, acele ediniz tövbe etmekte, bunlar acele edilecek olan şeyler. Halbuki acelecilik başka bir meselede, hani acele işe şeytan karışır manasında, hadis-i şerif de var ama hayır hasanet işlemekte, tövbe etmekte, zikretmekte, namazı zamanında kılmakta ne yapacağız? Acele edeceğiz. İftarı etmekte acele edeceğiz. Acele edilecek olan yerler var. Ölüyü gömmekte bir kimse, vefat etti kimse, onu bekletmeyeceğiz, onu acele edeceğiz.
Hani var ya şimdi sonradan bidat olarak çıktı bu. Yani iki gün bekletiyorlar. Neredenmiş de filanca yerden oğlu gelecekmiş, fişman ciğerden kızı gelecekmiş, bekletiyorlar. Ölüyü bekletmek bidat, yok böyle bir şey. İslam'da yok, ölüyü gömmekte acele ediniz. Ölmüş, hemen ilk aslında hazırlanabiliyorsa, ilk namaz vaktinde gömülecek. O ölüyü gömmekte acele. Bunun gibi bir kimse de günah işledi, o işlemiş olduğu günahın farkında, bilincinde, o farkında, bilincinde olarak işledi. Hemen tövbe edecek. Diyeceksiniz ki ya bir insan farkında, bilincinde olarak günah işler mi? Evet. Nefis böyle bir şeydir. Bir kimse günah olduğunu bile bile onu yapar mı? El cevap yapar.
Yapar mıyız hepimiz için? Hepimiz yaparız. Günah olduğunu bile bile işleriz. Hiç olmazsa Cenab-ı Hak diyor ki, siz hemen buna tövbe edin. Hemen buna acele bir şekilde tövbe edin. Tövbe edin, rucu edin, geriye dönün, yapın yapacağınızı. Çünkü hani her akşam vaktinde ameller Allah'a sunulur. Sufilerin gece dersi de bu sebepten önemlidir. Sufi hemen akşam namazından sonra tövbe eder. O akşam namazından sonra okulan Allahümme ecirne minanlar tövbesi, duası bununla alakalıdır. Yani akşam namazından sonra ameller Cenab-ı Hakk'a sunulurken en son tövbe et. Çünkü Allah sondan başa doğru bakar. Baştan sona doğru bakmaz diyor hadis-i şerifte. O yüzden o kimse ne yapacak?
Onunla ilk önce, tövbe ilk önce Allah'ın huzuruna çıkacak. Tövbe Allah'ın huzuruna çıkınca geriye yönelik Cenab-ı Hakk'a onun tövbesini bu manada tövbe etmiş. Onu yazacak. İşte ikinci ayet-i kerime de nasuh tövbe ile tövbe et. Buradaki nasuhtan kasıt, bununla alakalı birçok rivayet var. Değişik rivayetler. Bu geçmiş ümmetlerde nasuh adında bir kimse vardı. Onun yapmış olduğu hatalarla, günahlarla alakalıydı diye bu tip mevzular var. Burada önemli olan şey şu. Yani o kimsenin sağlam tövbe etmesi, bir daha geri dönmemecesine sağlam tövbe ederse ona nasuh tövbesi yapıyor. Ve normalde o nasuh tövbe bir daha geri dönmezse Allah onun bütün kötülüklerini ne yapıyor? Silmiş oluyor.
Tövbe etmek, biz Müslümanlar için, biz Sufiler için önemli bir şey bizim için bu ibadet. Bakın, tövbe etmek, ibadet. Bizim için tövbe etmek Allah'ı zikir. Cenab-ı Hak, peygamber, Cenab-ı Hak'ın peygamberi, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, diyor ki, günde ben en az yetmiş başka bir rivayette yüz kez Allah'a tövbe ederim. Birçok ayet-i kerime var tövbe ile alakalı ama bunun normalde en benim için önemli atfettiğim şey şu. Allah tövbe edenleri sever. Bakın, en önemli atfettiğim yer burası. Allah tövbe edenleri sever. Allah'ın sizi sevmesini istiyorsanız, Allah'ın sevdiği sıfatlara bürünün. Allah tövbe edenleri sever.
Allah zikredenleri sever. Allah cömertleri sever. Allah namaz kılanları sever. Allah kendi yolunda cihad edenleri sever. Allah müminleri yumuşaklık gösterenleri sever. Allah müminleri affeden, onlara müşrik davrananları sever. Allah kendi yolunda cihad eden, koğuşturan, dimdik duranları sever. Demek ki bunlar Allah'ın sevdiği sıfatlar. Tövbe de Allah'ın sevdiği sıfatlardan birisi. Yani bir kimse kendini günahsız görmesi zaten mümkün değil de. Ama ola ki böyle bir nefsine uyanlar da olabiliyor. Kendini o esnada günahsız görüyor. Veyahut da işte kendini günahlardan arınmış görünüyor. Veyahut Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gibi günahlardan korunmuş görüyor.
Bunları sufilik adına söylüyorlar. Veyahut da ben bir hata yapsam, ben bunu rüyamda görürdüm. Ben bir günah işlemiş olsam beni ikaz ederler. Sufilerin handikaplarıdır bunlar. Biz bir yanlış yapsak bizim kulağımızı çekerler. Yani sufilerin bunlar handikapları. Yani nerede kulağını çekecekler onun rüyasında. O çok önemli ya. Onu muhakkak rüyasında birisi ikaz edecek. O çok önemli birisi çünkü. Halbuki üstadı devamlı ikaz ediyordur. Üstadının ikazını ikaz olarak kabul etmez o. O der ki ben bir hata yapsam rüyamda görürüm. Oysa tövbe herkes için geçerli. İşte diyor ki Cenab-ı Hakk ey iman edenler. Bu iman edenlere ait. Nasuh bir tövbe ile Allah'a tövbe edin.
Yani siz bir daha aynı hatalara, aynı yanlışlıklara, aynı eksikliklere düşmeyecek şekilde ne yapın? Allah'a tövbe edin. Yani siz öyle tövbe edin. Öyle tövbenizde sadık kalın ki, bir daha o içkiyi içme. Bir daha o kumarı oynama. Bir daha birisinin kalbini kırma. Bir daha anne babana öf deme. Bir daha ribaya faize bulaşma. Bir daha Cenab-ı Hakk'ın haram kıldığı, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın haram kıldığı fiiliyatlara bulaşma. Öylesine bir nasuh tövbe ile tövbe et. Öylesine bir nasuh tövbe ile tövbe et ki, bir daha geri dönme. Hiçbir güç, hiçbir kuvvet, hiçbir nefis, hiçbir şeytan, hiçbir heva ve heves seni tekrar geriye döndürmesin.
Seni tekrar o bataklığın içine katmasın. Öyle bir nasuh tövbesi ile tövbe et. Öyle tövbe ederse, Cenab-ı Hak ne diyor? Onun günahlarını bağışlar. Allah, tövbe edenlerin tövbesini kabul edendir. Ayet-i Kerime. Allah'ın üzerinde ümitsizlik yok. Allah'ın üzerinde suizan yok. Allah'ın üzerinde kalkıp da bir kimsenin eksik düşünmesi yok. Biz tövbe ederiz. Bir daha işlememek için Cenab-ı Hak bizim tövbemizi kabul eder. Biz bu konuda Cenab-ı Hak'ın o vaadini, o vaadi ile beraber o ümidi üzerimizde taşırız. Allah'ın üzerinde suizan beslemeyiz. Demeyiz Allah bizim günahlarımızı affetmez diye. Demeyiz Allah bizi affetmez diye. Veyahut da birisinin üzerinde şunu demeyiz.
Seni Allah affetmez. Böyle bir şey söylemeyiz. Allah çünkü affedicidir. Kim tövbe ederse, Cenab-ı Hak onun tövbesini kabul eder. Önceki günahlarını siler. Onu tertemiz hale getirir. Yani düşünebiliyor musunuz, sufiler her gün derslerinde yüz sefer, tabi derslerini çekerlerse, dersini çekerse, sufi dersini çekmiyor. Bu acı bir şey. Yani telaşı çok o arkadaşın. Öyle olunca dersini çekmiyor. Oysa dersinde her gün yüz sefer, subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahi lazim ve bi hamdiye estağfurullah el azim. Bu dersi var mı? Var. Kim bunu günde yüz sefer söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder diyor. Ve böyle bir müjde var iken, hadis-i şerifle sabit, bakın böyle bir müjde varken, sufi kardeşlerin bir kısmı ne yazık ki günlük virdlerini disiplinli bir şekilde çekmiyor.
Çekmeyince bu müjdeden mahrum kalıyor. Bu müjdeden mahrum kalınca ne yazık ki Cenab-ı Hak da ona lütfetmiyor, ikram etmiyor, ihsan etmiyor. Oysa günlük virdini çekse, günlük virdinde bu tövbe var, Rabbim ona ikram edecek, ihsan edecek, lütfedecek. Ve bunu çekmediği için de kendi kendine de ümitsizliğe düşüyor. Ve o şeytan onu tabiri caizse Allah'ın avucundan alıyor. Neden? O çünkü tövbe etmedi, ümitsizliğe düştü. Kendi kendini ümitsizliğe, karamsarlığı düşürerekten kendi kendini manevi olarak aşağı çekti. Oysa tövbe etmiş olsaydı, Rabbisi onu affedecekti. Tövbe etmiş olsaydı, Allah onun geçmiş günahlarını da ne yapacaktı? Affedecekti. Nahl ayet 119 Şüphesiz ki Rabbin bilmeden günah işleyip ardından tövbe eden ve kendilerini düzeltenleri bağışlar.
Bunlardan sonra Rabbin çok bağışlayan, çok merhamet edendir. O zaman demek ki bir kimse hataya günaha girdi, hataya günaha girdikten sonra tövbe ederse Cenab-ı Hak ne yapıyor? Onları düzeltiyor, onları bağışlıyor, onları yine tabiri caizse sarıp sarmalıyor. Müşfik bir Allah var. Müşfik bir Allah. Tövbe edenlerin tövbelerini kabul eden bir Allah var. Bakın Allah, tövbe edenlerin tövbelerini kabul ediyor. Allah kendisini zikredeni zikrediyor. Yani bunları insan düşündüğünde bu lütfun, bu ikramın karşısında iki büklüm eğiliyor o insan. Yerle yeksan oluyor. Öyle bir Allah ki sen onu zikredince o da seni zikrediyor. Öyle bir Allah ki sen ona tövbe ediyorsun, sen ona tövbe ediyorsun.
Cenab-ı Hak ne yapıyor? Seni bağışlıyor. Öyle bir Allah ki sen onun vermiş olduğu sana rızıktan sen insanlara tasadduk ediyorsun, o sana daha fazlasını veriyor. Sen tasadduk ediyorsun, o sana daha fazlasını veriyor. Tasadduk ettiğinden daha fazlasını veriyor. Seni lütfa, seni ikrama gark ediyor. Sen kendi kendine malım eksilecek, param eksilecek diye düşünüyorsun. Oysa Cenab-ı Hak en az 1'e 10 veriyor, 1'e 100 veriyor, 1'e 700 veriyor. Ama senin şeytan sana cimrilik yaptırıyor, verdirmiyor sana. Tasadduk ettirmiyor ve seni fukara gösteriyor. Senin ihtiyacın var diyor. Önce sen kendi ihtiyacını gör. Önce şunun ihtiyacını gör. Önce bunun ihtiyacını gör. Veya senin fabrika kurman lazım.
Şunu yapman lazım. Bunu yapman lazım. Senin önüne her şey koyuyor. Ya onları yaptıracaksan, onları yaptıracaksan senin önüne öyle bir ticaret koyar. Sen fabrikayı da yaparsın. Senin önüne öyle bir iş koyar. Sen harika işler yaparsın. Sen alırsın. Millet 1 kazanır ondan, sen 10 kazanırsın. Millet 10'dan 5 kazanır, sen 50 kazanırsın. Allah'la kim yarışacak? Kimse yarışamaz Allah'la. Sen Cenab-ı Hakk'ın bu tip ayet-i kerimelerinin bu sıfatlarını iyi analiz edin. Tövbe edenin Cenab-ı Hakk bağışlıyor. Onun lütfa, onu ikrama, onu ihsana garip ediyor. Çünkü o diyor Rabbisini hatırladı. Hani bir kul çıktı, bir kul dedi ki ya Rabbi beni affeyle. Allah dedi ki diyor, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı.
Allah onu affetti diyor. Kul tekrar günah işledi. Tekrar dedi ki ya Rabbi beni affeyle. Allah dedi ki diyor, kulum Rabbisini affedecek olan, kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Allah onu affetti diyor. Kul tekrar günah işledi. Ondan sonra tekrar tövbe etti. Allah yine dedi ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Bakın, tövbe etmek, önce Allah'ı saymak. Yani nasıl saymak? Evet bir Allah var. Ben o Allah'ın kuluyum. O Muhammed-i Mustafa'nın ümmetiyim. Evet, ben bir de günah işledim. Bu tevazu bu. Bu kibirlilik değil. Bu Allah'ın önünde iki büklüm olma, eğilme bu. Yani diyorsun ki ben günah işledim, ben kulum. Sen de benim Rabbimsin.
Beni affeyle. Bu Allah'ın çok hoşuna gidiyor. Sen çünkü onun Rabbini yüceltmiş oluyorsun. Sen kendi kulluğunla da kendini alçaltmış oluyorsun. Bu Allah'ın çok hoşuna gidiyor. Ve ne yapıyor? Senin tövbeni kabul ediyor. Ey peygamber! Hicr ayet 49 ve 50. Kullarıma benim son derece bağışlayıcı ve merhametli olduğumu, azabımın da gerçekten can yankıcı bir azab olduğunu söyle. Sen ey peygamberim, ey nebi, ey Muhammed sen kullarıma söyle ben son derece bağışlayıcı, son derece merhametliyim. Yani bu öyle bir ayet-i kerime ki, yani burada son derece dediğinde aslında sonu yok. Yani sizin gidebildiğiniz, gidebileceğiniz yerde son yok.
Yani bu sonsuzluk elameti son derece dedi. Sonsuz derecede merhametli, sonsuz derecede bağışlayıcı. Ama bakın, azabıyla alakalı sonsuzluk ibaresi yok. Ama aynı şekilde de Allah azap edici. Burada sonsuzluk ibaresi yok. Demek ki Allah'ın azabının bir sonu var. Ama merhametinin sonu yok, affının sonu yok. Affının sonu yoksa o zaman biz tövbe etmekle mükellefiz. Ama tövbe ederken böyle azap edici bir Allah'tan, korkumuzdan dolayı değil, Allah'ın merhametine, lütfuna, ikramına, ihsanına güvenerekten, dayanaraktan bir tövbe. Rabbim inşallah bizi öyle tövbe edenlerden eylesin. En am elli dört ayetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman onlara şöyle de selam olsun size.
Sizden bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra tövbe edip nefsini ıslah eden kimseye Rabbiniz merhamet etmeyi üzerine almıştır. Çünkü o çok affeden ve çok merhamet edendir. Bakın bir çıt daha burada üstü. Yani o zaman biz Allah'ın ayetlerine iman ettik. Biz müminiz. Biz eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu deyip iman edenlerdeniz. O zaman bu müjde bize, bize diyor ki selam olsun size. Allah selam veriyor bize. Selam olsun size. Vuh aleyküm selam. Allah'ın selamı bu. Peygamberin üzerinden selam veriyor. Onlara de ki selam olsun size. Ve sizden bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra tövbe edip, burası önemli. Nefsini ıslah eden kimseye.
Yani tövbe etti, sonra da nefsini ıslah etti. Yani nefis terbiyesine girdi. Nefsini terbiye etmek için mücadele ediyor. Tövbe etti, tövbe etmekle kalmadı. Artık o nefis mücadelesi yapıyor. Tasavvuf neydi, sufilik neydi? Nefsinle mücadele etmekti. İşte Cenab-ı Hak ayeti kerimede diyor ki, tövbe edip nefsini ıslah edene, tövbe edip nefsini terbiye edene. İşte bu işin bir çıt üstü. Tövbe etmekle kalmadı. O kimse nefis terbiyesine girdi. Nefis terbiyesinin yoluna girdi. Nefsini terbiye edecek. Makamlarında yürüyecek. O kimse nefsini terbiye etmek için özel bir süluk, özel bir yola girecek. O gidecek ne yapacak?
Nefsini terbiye etmek için. Nerede bir kendisinde hata, kusur var bunları gördü. Göremediğinde o üstadın önünden diz çekip ama dinleyecek. Ama dinleyecek. Ama itaat edecek. Ama o disturları, o eksikliklerini, yanlışlıklarını orada sohbette dinleyerekten Ha diyecek ki, bu bende de var. Deyecek ki, bu bende de var. Deyecek ki, bu bende de var. Benim bunlardan kurtulmam lazım. Sohbeti, geçen cumartesiye bağlayayım, can kulağıyla dinleyecek. Dinlerse zaten itaat edecek. Dinlerse zaten eksikliklerini görecek. Dinlemezse eksikliklerini görecek mi? Hayır görmeyecek. O kendince, kendi nefsini temize çekti çünkü. O kendince, kendi nefsini bir şey zannetti. Kendi nefsini bir şey zannettiğinden dinlemedi.
Sohbete geldi, dinlemedi. Veyahut da ne bileyim işte orada sohbet var, onu dinlemedi. Başka şeyler dinledi. Oho, o kadar çok şey var ki dinleyecek. Açtığı zaman YouTube'u bir sürü videolar var, bir sürü şeyler var, siyasetçiler var, baldırı çıplaklar var, geyler var. Ondan sonra ne ararsan bütün günah keberler var. Eee, öbür tarafta da sohbet var. Ya sen şimdi orayı açınca günah keberlere girmeden olur mu? Bir baksın canım, ne yapıyor bu millet ya? Eee, çok lazım sana. Yani sana sohbet lazım değil. Sana millet kim ne yapmış, onlar lazım. Hatta sana sohbet lazım değil. Sen bir de siyasetçilere gir, işin içerisine gir, bir de günaha gir. Tabi, sana ne lazım sohbet ya?
Ona bağır, buna çağır, buna kız. Bir de gir küfret, hakaret et, sana o lazım. Değil, sana ne lazım? Sana sohbet lazım, sana zikrullah lazım. Bu dünya geçici, bu dünyanın geçici olduğunu bilip günahlardan alınman lazım. Yetmedi. Nefsini terbiye etmen lazım. Nefsini ıslah etmen lazım. Dünkü Mustafa Özbağ ile bugünkü Mustafa Özbağ aynı olmaması lazım. Bugün de o nefis meratibleri açısından bir adım, iki adım, üç adım, beş adım, on adım, kaç adım attıysa muhakkak ki nefsini terbiye etmesi, nefsini ıslah etmesi lazım. Eğer nefsini terbiye etmiyorsa, nefsini ıslah etmiyorsa o tekrar geriye dönüş yapacak, nasuh tövbesinde kalmayacak. Ümmet-i Muhammed'in en büyük sıkıntısı bu.
Ümmet-i Muhammed'in sıkıntısı nefsini terbiye etmemek. Alimi, şeyhi, siyasetçisi, bürokratı, ondan sonra dervişi, sufisi. Nefsini ıslah etmemek. Nefis terbiyesine girmemek. Ümmet-i Muhammed'in sıkıntısı bu. Dervişlerin sıkıntısı bu. Sufi kardeşler, sıkıntınız bu. Nefsini terbiye etme yolunda büyük bir kısmınız sayıklıyor, yerinde sayıklıyor, yürümüyor. Bir gün, iki gün kendini disiplin ediyor, üçüncü gün gözü kayıyor, dili kayıyor, kulağı kayıyor, eli kayıyor, kayıyor. Sıkıntı bu. Nefsi terbiye etmek. Tövbe ettin, döndün geri. Nefsini terbiye et. O daha önce düşmüş olduğun sıkıntıya düşme. Daha önce yapmış olduğunu yapma. Daha önce dilinden çıktı, bir daha çıkmasın.
Daha önce gözün kaydı, bir daha kaymasın. Tövbe et. Bırak, haramlardan uzak dur. Tövbenin özü o. Sen işledin haram. Bir daha geriye dönmedin. Cenab-ı Hak onu affediyor. Affetmekte kalmıyor. Onu hayra çeviriyor. Bakın, affetmekte kalmıyor. Onu hayra çeviriyor. Bir daha geri dönme. Bir daha geri dönüyorsun, bozuyorsun ahdini. Mührü bozuyorsun. Bozma mührü. Ne yaptın? Bir günah işledin. Eyvallah. Ya Rabbi tövbe ettim. Ben bir daha bu günahı işlemeyeceğim. Bu sözü verdin mi verdin. Dönme geri. Bu sözünde durursan kaç yıl o günahı işledin? On yıl. On yıl o işlediğin günahı Cenab-ı Hak sevaba çeviriyor. Hayra çeviriyor.
Yapma güzel kardeşim. Etme güzel kardeşim. Tövben de sabit kal ya. Sabit kal. Dersinde sabit kal. Şeyhinde sabit kal. Tövben de sabit kal. İbadetinde sabit kal. Namazında sabit kal. Orucunda sabit kal. Dönme geri. Geri dönme. İki vakit kılıp üç vakit kılmamazlık etme. Yapma bunu. Yapma. Üç gün ders çekip beş gün çekmemezlik etme. Etme. Tabiri caizse Allah iki elini birden açmış. Bekliyor. Bizi bekliyor. Tövbe etse de sarsam onu diye. Zikretse de sarsam onu diye. Biz tövbe ediyoruz. Ondan sonra diyoruz ki. Tiyansın. Biz gene yapacağız yapacağımızı. Yine tövbe ediyoruz.
Allah'ın merhameti çok geniş. Biz yine dönüyoruz ondan. Hani kul getirildi diyor mizana. Cenab-ı Hak kulunun kulağına eğildi. Dedi ki. Sen bu sevapları işledin. Allah bunların hepsini de kabul etti. Kul diyor sevindi. Tebessüm etti. Böyle bir hoşluk oldu. Sonra Allah diyor. Kulunun tekrar kulağına eğildi. Dedi ki diyor. Sen bu günahları da işledin. Bir hüzünlendi. Bir sıkıntı oldu. Kulun yüzünden düşen bin parça oldu. Allah dedi kulunun kulağına tekrar eğildi. Dedi ki. Bu günahların hepsini. Allah sildi. Affetti. Kul derin bir nefes aldı. Bir tabiri caizse. Oh dedi ya.
Tamam. Allah diyor. Kulunun kulağına tekrar eğildi. Dedi ki. Allah senin günahlarını silmekle kalmadı. Onları sevaba çevirdi. İyi amele çevirdi. Kul öyle sevindi. Öyle sevindi. Ve dedi ki. Ben ne güzel Rabb'mişim. Sen ne güzel kulmuşsun. Bunu söyleyince diyor. Allah ona tebessüm etti. Bunu nakleden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'de hadisi kudsi. O zaman o da tebessüm ediyor bunu. Allah diyor buna tebessüm etti. O da kendisi de tebessüm ediyor. Canım kardeşim. Benim için bu hadisi kudsi çok önemli. Ümit kapım benim. Benim ümit kapım. Bakın ümit kapım. Biz her zaman günah işleyenlerdeniz.
Rabbim cümlemizi, cümlemizin tövbesini kabul eylesin. Rabbim cümlemize tövbeyi nasip eylesin. Bir de işin bu tarafı var. Yani bir kimse tövbe etmeden dövüp gitmesi var o kimsenin. Bir kimsenin diline tövbenin dolaşmaması var. Ben bunları da gördüm yaşadım. Yani son nefesinde ben ona böyle telkin ediyorum. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en muhammeden abduhu ve resuluhu de diyorum. Bana bön bön bakıyor. Demiyor. Diyorum ya söyle. İnat etme diyorum. Allah'ın huzuruna çıkacaksın bak. Kelime-i şehadet getir. Hiç olmazsa la ilahe illallah de. Hani dile daha hafif ya. Yani la ilahe illallah diyemiyor. Bugün bizim toplumumuzda, bugün bizim toplumumuzda gençlerimizin büyük bir çoğunluğu kelime-i şehadet getiremiyor.
Bilmiyor kelime-i şehadet getirmeyi. Bilmiyor. Koca koca insanlar kelime-i şehadet getirmeyi bilmiyor. Koca koca insanlar besmele çekmesini bilmiyor. Koca koca insanlar bunlara bakınca siz tabi nur ala nursunuz. Ama bilmiyor. Fatiha-i şerifeyi bilmiyor. Bilmiyor. Bilmiyor. Salavat-ı şerifeyi bilmiyor. Bilmiyor işte. Gusül abdestini bilmiyor. Yani telefon açıyor. Mustafa hocayla mı görüşüyor? Buyurun. Ben hoca değilim ama buyurun söyleyin. İşte şöyle takırtı oldu, böyle tukurt oldu, şöyle oldu, böyle oldu. Yani çok basit söylüyorum. Diyorum, gusül etmesini biliyor musun?
Önce onu soruyorum. Birine dedim, Müslüman mısın? Durdu telefonda. Canım kardeşim, Müslüman mısın? Yani sen, eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü ennem Muhammeden abdühü ve resulühü diyenlerden misin diyorum. Evet evet ben onu diyenlerdenim diyor. Bunu söyleyemiyor. Telefonda dört sefer, beş sefer, altı sefer sabırla bunu söylesin diye ezberletmeye çalışıyorum. Diyorum ki, bunu böyle hadi bir daha söyleyelim, hadi bir daha söyleyelim, hadi bir daha söyleyelim. Amacım onu zorlamak değil. Dili devrilesin. dili onun bu konuya alışsın diye. Diyorum, la ilahe illallah de, la ilahe illallah de, la ilahe illallah de. Bana diyor ki, ben diyor, bu cinnilerden kurtulacağım mı bunları söyleyince?
Canım kardeşim diyorum ya, önce iman et ya. Önce iman et. Ben senin iman etmeni istiyorum. İman edersen diyorum, Cenab-ı Hak seni korumasını alacak, muhafazasını alacak. Seni diyorum, koruyacak iman edersen. İman etmezsen, seni Allah korumayacak. Seni Allah muhafaza etmeyecek. Sen önce bir iman et. Gerçekten ben, hatta bir gece, ben iki saat uğraştım. Birisine kelime-i şehadet getirip, gusül abdesti, gusül abdesti aldırıncaya kadar, iki saat, gecenin saat üçü, beş buçuk altıya kadar, ben onunla uğraştım. Gusül abdestini almasını bilmiyor. cinsel ilişkiden sonra, gusülün farz olduğunu bilmiyor. Bilmiyor, gusül oldu, gusülü bilmiyor. Evli, gusülü bilmiyor. Diyorum, cinsel ilişkiye girdikten sonra, hani gusül edilir, bunu bilmiyorsunuz mu?
Hayır diyor. Kocan da mı bilmiyor? Hayır. Diyorum, çocuklarınız var mı? Var. Gusülü bilmiyor. Kimse öğretmemiş gusülü onlara. Çocuklarınıza utanmayın. Kız çocuklarınıza, erkek çocuklarınıza. Gusülü öğretin. Çünkü nerelerde lazım, bunu da öğretin. Anneler cahil, babalar cahil. Anneler ruj sürmesini biliyorlar. Süslenmesini biliyorlar. En iyi kıyafetleri biliyorlar. Küçük çocuklarına besmeleği öğretmeyi bilmiyorlar. Babalar çocuklarının ayakkabısını, pantolonunu, ondan sonra gömleğini markadan almayı biliyorlar. Çocuklarına yüzmeye, oraya, buraya, langura, lungura, gerekli, gereksiz her yere göndermesini biliyorlar. Ama çocuklarına din-i mübini, İslam'ın temelini öğretmiyorlar.
Hepimizde bu hata var. Çocukları kolejlere gönderdik, üniversitelere gönderdik, özel okullara gönderdik, her yere gönderdik. Ama çocuk başında senin bir Yasin-i Şerif okumasını bilmiyor. Bilmiyor. Harami helalı bilmiyor. Çok iyi para kazanmasını öğrettik herkese. Çok iyi okullarda okumasını sağladık. Verdik 20 milyar olmadı, 50 milyar olmadı, 100 milyar yıllık okul parası verdik. Verdik bunları. En iyi okullara gönderdik. Harika yaptık. Çocuk haramı helalı bilmiyor. Çocuk dinini bilmiyor. Ondan sonra, ya çocuklar bizim elimizden kaydı. kaydı bizden dolayı kaydı.
Bizden dolayı kaydı. Biz götürdük onları AVM'lere, biz götürdük orada onları lokantalara, restoranlara. Biz götürdük o uçuk hayatı onları. Biz öğrettik. Biz ona cami öğretmedik, tekke öğretmedik, şeyh öğretmedik. Biz onlara Kur'an kursu öğretmedik, Kur'an-ı Kerim öğretmedik. Biz onları mutedil yaşamayı öğretmedik, iktidarlı yaşamayı öğretmedik. Biz onlara normal bir hayat yaşamasını öğretmedik. Biz onlara uçuk şeyler öğrettik. Ben yapamadım, sen yap oğlum. Ben yapamadım, sen yap kızım. Ben giyemedim, sen giy kızım. Ben giyemedim, sen giy oğlum. Biz yiyemedik, sen ye. Gani gir kol, ölünceye kadar ye. En marka neredeyse ondan ye. Biz yiyemedik ya. Evet.
Ama evlenmiş, otuz yaşında, iş güç sahibi, zengin. Banyoda tıkırtı var, kelime-i şehadet yok. Takunya sesi geliyor diyor banyodan. İyi dedim, bomba sesi gelmedi. Bomba sesi de mi geliyor hocam dedi. Gelir dedim. Gelir. İki saatte kelime-i şehadet öğretiyorum. Bundan mutsuz muyum? Değilim. Üzülüyorum. Bu nesle üzülüyorum. Bu çocuklara üzülüyorum. Bu topluma üzülüyorum. Geldiğimiz noktaya üzülüyorum. Getirilen noktaya üzülüyorum. Toplumu getirilen noktaya üzülüyorum. Bir kısmı din düşmanı olmuş zaten. Din düşmanı olması için elinde malzeme de çok.
Bir kısmı dindarım demiş, istismar ediyor, sömürüyor ortalığı. Ve halimiz böyle. Allah bizi affetsin. Tövbe etmeyi nereden bilecek? İman etmeyi bilmiyor. Kelime-i şehadeti bilmiyor. Gidin evlerinizde çocuklarınızla. Gerçekten ciddi söylüyorum. Çocuklarınıza bir bakın. Kelime-i şehadet getiriyorlar mı? Evet. Çocuklarınızla oturun. Bir Fatiha-i Şerif'i okuyabiliyorlar mı? Bir bakın. Bir bakın. Büyümüş çocuklarınıza bir bakın. Namaz surelerini biliyorlar mı? Diye. Ama çocuk, hepimizin çocuklarının elinde son model telefon var. Hepimizin çocuklarının elinde var. Son model telefonlarda, son model internette cirit atıyorlar.
Ama 18 yaşına gelmiş, 20 yaşına gelmiş, 15 yaşında. Bir Yasin-i Şerif ezberinde yok. Kunut duaları ezberinde yok. Vitir namazının kunut duaları ezberinde yok. Namazda okunacak sureler ezberlerinde yok. Kimsenin suçu değil, anne babaların suçu. Anne babaların suçu. Hud suresi ayet 112. İşte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin beni Hud suresi kocattı dediği, Hud suresi kocattı dediği Hud suresi. Hud suresinin içindeki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir anda saçına, sakalına aklar düşüren ayet-i kerime. Sen emrolunduğun üzere dosdoğru ol.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu ayet-i kerimeyi okuduğunda tabiri caizse kendinden geçiyor. Beni Hud suresi kocattı deyip Hud suresinin içindeki ayet-i kerime Sen emrolunduğun üzere dosdoğru ol. Seninle birlikte tövbe edenler de Yani dosdoğru ol kim? Hazreti Peygamber ve onunla beraber tövbe edenler. Yani Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın ümmeti Ümmetin içerisinde O Allah'a tövbe eden kimseler Hadde tecavüz etmeyin. O zaman haddi aşma. Haddi aşanlardan olma. Haddini bil.
Hani her şeyde Demişler ya böyle hani En büyük erdemlilik haddini bilmek diye En büyük erdemlilik haddini bilmek demişler. Sufiler bunu çok önemli görmüşler. Demişler haddini bil her şeyde. Haddini bil diyor. Burada diyor ki Hadde tecavüz etmeyin. Yani haddinizi bilin. Haddinizi aşmayın. Haddinizi aşarsanız muhakkak Birilerinin hakkına, hukukuna, haddine Tecavüz etmiş olursunuz. Birinci derecede Allah'a Haddini bil. Allah'ın sınırlarını aşma. Haddini bil. Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın sınırlarını aşma. Haddini bil. Kur'an ve sünnetin sınırlarını aşma. Haddini bil. Haddini bil. İnsanların arasında sınırı aşma. Haddini bil. Eşine, çoluğuna, çocuğuna, etrafına karşı Haddini bil.
Sınırını aşma. Şüphesiz ki Allah Yaptıklarınızı çok iyi görendir. Şüphesiz ki Allah Yaptıklarınızı çok iyi görendir. Allah muhafaza eylesin. Yine benim çok böyle Müjdeci olarak gördüğüm Hadis şeriflerden birkaç tanesini İnşallah Sizlere nakledip Sohbeti bitireceğim. Birincisi şu. İnsanoğlunun Her biri Hatakardır. Yani İnsanoğlunun hepsi de Günah işler. Hata yapar. Yanlışlık yapar. Ancak Hatakarların en hayırlısı Tövbekar olanlardır. Hata yapanların En hayırlısı Tövbe edenlerdir. Bu hadis-i şerif Başka ravilerde Daha uzun.
Tövbe edenler de Hiç günah İşlememiştir gibidir diyor. İşte devamı. Günahından tam olarak dönüp Tövbe eden Onu hiç İşlememiş gibidir. Tirmizi İb-i Nuhace Taberrani Bunlar hepsi de ne yapmışlar? Bunları nakletmişler. Kıymetli kardeşler. Hepimiz hata işleriz. Hepimiz günah işleriz. Ama bunların en kıymetlisini Tövbe edenler. Ve Tövbe edenler de Tövbelerinde Sadık kalırlarsa Ne olmuş oluyor? Onlar da Cenab-ı Hak Onları hiç Günah işlememiş gibi Onları temize çıkarıyor. Rabbim bizi onlardan eylesin. Ve ondan sonra da az önceki Hadis-i Kudsi Bir kul günah işler ve Allah'ım benim günahımı bağışla der. Allah da şöyle buyurur.
Kulum günah işledi. Kendisini hem affedecek Hem de sorumlu tutacak Bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Kul dönüp tekrar günah işler Ve Allah'ım beni bağışla der. Allah da kulum günah işledi. Hem affedecek Hem de sorumlu tutacak Bir Rabbinin bulunduğunu bildi der. Kul tekrar dönüp günah işler Ve Rabbim günahımı bağışla der. Allah da kulum günah işledi. Affedecek ya da sorumlu tutacak Bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Haydi istediğini yap Ben seni bağışladım buyurur. Buhari ve Müslüm. Rabbim inşallah bizi Öyle tövbe eden Öyle dua eden Öyle zikreden Kullarından eylesin inşallah. Rabbim cümlemizi affetsin. Rabbim cümlemize merhamet eylesin.
Rabbim cümlemizin Yar ve yardımcısı olsun. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Bir bugün özür diledim ama Tekrar özür dilemek istiyorum. Hakkınızı helal edin. Dün böyle bir pazardan itibaren Bir diş rahatsızlığı yaşadım. Yani Cenab-ı Hak demek ki Benim susmamı istedi. Ondan sonra Dün bütün gün hiç konuşamadım. O böyle konuştukça O ağrıyan dişimin üzerine diş gelince Böyle sanki bütün vücudumun merkezi Oraya toplanmış gibi sancılandı. Telefonlara cevap veremedim. Arayanlar oldu. İşte ne bileyim Böyle şey yapanlar oldu. O dün böyle bir Daha doğrusu Dünden bir gün öncesinden itibaren Böyle bir 48 saatlik 50 saatlik bir diş Handikapı yaşadık.
Baktık dayanılacak gibi değil. Bizim dişçi Nerede? Cafer Cafer'den Allah razı olsun. Dün telefon açtık ona tabii. Dedim böyle böyle Yaşanılacak gibi değil. Hemen dedi ki Tedaviye başla Şey ne o? Antidepresan kullan. Antidepresan demişim. Antibiyotik. Ben tabii 21 yıldır Bir tane antibiyotik içmedim. 21 yıldır bir tane ağrı kesici içmedim. Herhalde nazar değdi. Onun olsana Pazartesiden beri İşte Antibiyotik tedavisi devam ediyor. Ama Yani bugün Sohbet edebilir miyim? Edemez miyim? diye Kendimce Dünden tereddüdüm vardı. Sabahtan itibaren Cenab-ı Hak yardım etti. Hamdolsun. Hızla bir İyileşme oldu. Böyle dedim ki Tamam Bu Allah'ın lütfu, ikramı Böyle hızla Dedim Hani konuşabilecek Hale geldin.
Akşama dedim İnşallah sohbet ederiz. Allah razı olsun Cafer de Geldi bir baktı, etti Bir gün bir film çektirdi bana Dedi ki İyiye gidiyor İnşallah Belki de Çekmemize gerek kalmayacak Dedi. Yarın tedaviye devam edecek Tabii inşallah Yarın da olmazsa Pazar günü de olsa olur Değil mi? İnşallah Böyle bir Yarın anlaşacağız İnşallah ama Şu anda iyiyim Elhamdülillah Bir sıkıntı yok En azından Konuşabiliyorum Böyle rahat bir şekilde Oraya dişim değiyordu Sanki beynim O yerinden oynuyordu Allah razı olsun Kendisinden de Sebep oldu
Şifayı veren Allah Ama biz bu konuda Arayıcı olacağız Bu konuda Ehline müracaat edeceğiz Bu konuda Seli baştan önleyeceğiz Seli baştan önleyeceğiz O yüzden Allah razı olsun Bizde bu konuda Cenab-ı Hak bir dert Vermezden önce Onun Devasını Şifasını Önce yaratırmış O yüzden Şifa aramak Bizim vazifemiz Şifayı verecek Olanda Allah Allah'a dua ederiz Yalvarırız Yakarız İnşallah Bizi Cenab-ı Hak Hayırlı şifalar versin Bütün hastalarımıza Hayırlı şifalar versin Bütün hastalarımıza Katından yardım eylesin Allah sizlerden de
Razı olsun Dua ediyorsunuz Böyle Biz böyle Ben böyle Kendimi acındırmak için Söylemiyorum Dervişin duası Mühimdir Makbuldür Hani birbirlerinizi Günahsız ağızlarla Dua ediniz diye Allah razı olsun Doktorum Teşekkür ederim Zafer Birbirlerinize Temiz ağızlarla Dua ediniz der O yüzden ben Dervişlerin Duasını Önemserim Bu Benim Dervişlik Sufilik Anlayışım Yani Bazen hani Filanca kardeşimiz Rahatsız olmuş Allah'ım şifa Dua versin Deriz ya Dervişlerin duası Birisi Dua Ben bütün Dervişlerin Duasının Cenab-ı Hak Katından Makbul
Olduğuna İnanıyorum O yüzden Derviş Kardeşlerimiz Hamdolsun Allah razı olsun Rabbim Birbirlerimizden Dualarımızı Eksik Eylemesin Birbirlerine Birbirlerine Dua Dua Edenlerden Eylesin Birbirlerine Yardım Edenlerden Eylesin Birbirlerine Destek Olanlardan Eylesin Birbirlerini Fise Bilillah Sevenlerden Eylesin Allah sizden Razı olsun Eftali zikr Fâlemennehu Lâle El Fatiha Mâsara
Vata Amin Ejimayin Destur

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi