(NASİHAT/18) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 29.02.2024
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Mart 2024 · 1:16:10
Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hakkılık, hak yolunda mücadele eden, batılı, batılı bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim Doğu Türkistan'da, Filistin'de, Irak'ta, Suriye'de, Fas'ta, Tunus'ta, Türkiye'de, Dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanlara yardım eylesin, onlara kurtuluş nasip eylesin, onları kafirlerin karşısında galip eylesin, Müslümanları zulmeden içeride dışarıda her ne var da ne varsa hepsini de helak eylesin, hepsini kahre perişan eylesin, Karun'u batırdığı gibi onları da batırsın, ecmain.
O birkaç haftadır devam eden sohbet serisine devam edeceğiz inşallah, bugün de Allah izin versin inşallah, münafığın kalbini, hani o normalde Nisa 142'deki münafıklar Allah'ı pek az zikrederler, bununla alakalı bir kısa inşallah sohbet edeceğiz, Rabbim inşallah tesirli eylesin.
İnnuna fiqeen yukhadi'un Allah'a ve huwe khadih'uhum. İnnuna fiqeen yukhadi'un Allah'a ve huwe khadih'ahun.
Nisa 142 Demek ki münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışırlar.
Halbuki Allah onları aldatır. Onlar namaza kalktıkları vakit tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az zikrederler. Demek ki münafıklar ne yapıyorlarmış? Allah'ı aldatmaya çalışıyorlarmış. Namaza tembel tembel kalkıyorlarmış. Bir de insanlara gösteriş yapıyorlarmış. Ayrıyeten de Allah'ı çok az zikrediyorlar. Kur'an-ı Kerim 3 tip insandan bahseder bize. Birisi kafirlerdir. Birisi münafıklardır. Topluluk olarak. Diğeri de müminlerdir. Kur'an bu konuda çok net ayrıştırır insanları.
İmani ve ahlaki olarak. Mekke mükerimede genelde ayet-i kerimeler müşrikler üzerinedir. Yani kafirler üzerinedir. Kafirlerle alakalı, müşriklerle alakalı ayet-i kerimeler iner. Münafıklarla alakalı Medine-i Münevvere'de çok ayet-i kerime vardır. Sebebi şu, artık Medine-i Münevvere'de İslam kuvvetlidir. İslam kuvvetli olunca oradaki bilhassa Yahudiler ve oradaki müşriki kimseler bu sefer hani Müslümanmış gibi kendilerini göstermeye başlarlar. Mekke'de İslam kuvvetli değildir. Yani Müslümanlar olarak. O yüzden Mekke'de böyle bir münafıklık söz konusu değildir. Münafıklar yoktur.
Münafıklığa da ihtiyaç yoktur. Ama ne zaman Müslümanlar Medine-i Münevvere'de güçlenmeye başlayınca, münafıklık ve münafıklık akımları Medine-i Münevvere'de başlar. Çünkü Medine-i Münevvere'de artık İslam hem sistem devlet olarak hem askeri, siyasi, ekonomik, içtimai meselelerde her şeyi eline alır. Artık ordu güç Müslümanlardadır. Müslümanlardadır. Hatta hani Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri kendi halifeliğinde hani kafirlerin gönlünü İslam'a ısındırmak için verilen zekatı keser. Artık der Müslümanlar kuvvetli. O yüzden birisinin gönlünü kazanmak için ona zekat verilmez der. Kafirlere, müşriklere zekat verilmesini kaldırır. Hani çünkü hani ayet-i kerime ile sabittir ya.
Hani gayrimüslim unsurların İslam'a ısınması için onlara da zekat verilir hükmü vardır. Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri artık İslam kuvvetlidir. O yüzden bir Hristiyanın gönlünü, bir Musevinin, bir ondan sonra gayrimüslimin gönlünü almanın bir anlamı yoktur. İster Müslüman olsun ister olmasın der. Onlara şeyi keser, zekatı keser, zekatı dağıttırmaz.
Çünkü artık Medine-i Münevvere'de İslam kuvvetlidir. İslam kuvvetli olduğu için orada Müslümanmış gibi görünenler. Münafıklık Medine-i Münevvere'de hastalık halinde orta yere çıkar. İlk orta yere çıktığı kimseler Yahudilerdir. Yahudiler öylesine münafıklık yaparlar ki hani tabiri caizse gündüz Müslümanlarla beraberler. Yani biz sizinle beraberiz derler. Gece ama yine yapacaklarını yaparlar. Yahudiler öyle pis bir millet. Ve Medine-i Münevvere'de o genelde münafıklarla alakalı ayet-i kerimelerin bir çoğu Yahudilerle alakalıdır. Tabi işte normalde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de sonuçta o münafıkları bilir tanır.
Ama açıklanmasına müsaade yoktur. Hatta Hüzeyfetül Yamani'ye münafıkların listesini verir o gün için. Tabi o liste böyle münafıkların lideri konumunda olan münafıkları organize eden münafıkları ve münafıklığı organize eden şahıslarla alakalıdır. Onlar çünkü artık İslam kuvvetlendiğinden kendilerini saklamak, kendilerini gizlemek için münafıkça hareketler ederler.
Mesela işte hadis şerifte diyor ya, onlara zor gelen sabah namazıyla yatsı namazıdır. O münafıklar sabah namazıyla yatsı namazını kılmaz diyor. Öğlenle ikindide veya akşam namazında mescide gidiyorlar. Kendilerini orada gösteriyorlar ama sabah namazına ve yatsıya gelmiyorlar ve kılmıyorlar. Sabah ve yatsı namazını kasten terk etmek münafıklık alameti olarak. Bir de amelde münafıklar var ya, işte söylediğinde yalan söyler, emanete hıyanet eder. Verdiği sözü yerine getirmez, bunlar amelde münafıklık. Ama bir de itikatta münafıklık var, bunlar kalbi maraz. Öbürkü ne? Öbürkü ibadetle alakalı, ahlakla alakalı. Söylediğinde yalan söylüyor, emanete hıyanet ediyor, verdiği sözü yerine getirmiyor.
Bu normalde ameli münafıklıktır. Bir kimse amelde münafıklık ediyor. Bir de asıl sıkıntılı olan itikatta münafıklıktır. Onlar sizin yanınıza gelirler, inanmış gibi davranırlar. Hatta buraya gelir, derviş gibi davranır. Örneğin, bir İslami topluluğun içerisine girer, onlardanmış gibi davranır. Bizim içimize çok gelmezler yani buraya gelir, derviş gibi davranır derken, söz misali söyledim. Bizde para yok, pul yok, makam yok, mevki yok, parti yok, purti yok. Buraya gelmezler. Onlar burada gösteriş yapsa kime gösteriş yapacak? Burada çalım satacak kime çalım satacak? Biz salmışız yakasını. Paranın da olsa, malın da olsa, mümkün de olsa, mevkin de olsa boş bir yere oturacaksın, gelacaksın oturacaksın oraya.
Burada kimse temanla etmez. Temanla etmeyince de bize öyle, işte zenginliğini önüne koyacak olan, gelmez bir, ne bileyim, siyasetini önüne koyacak, makamını önüne koyacak olan bir kimse gelmez. Bizde burada şakşak yok, alkış yok, bir şey yok. O filanca beyefendiler, hoş gelmişsin. Ondan sonra oturacak yer yok. Zaten oturacak yeri de Murtaza zapt etti, oraya oturdu zaten. Kimse de onun yerine oturamıyor. Oturacak yer de yok. Gelsin birisi Murtaza'yı oradan kaldırsın, mümkün değil. Bunun gibi. Yani normalde yok, makam yok, koltuk yok. Koltuklarda zapt edilmiş vaziyette bak. Karşıda onlar böyle. Normalde koltuklarda oturanlar politbüro gibi. Tabii. Makam yok yani burada. Oysan gelmezler bizde, öyle münafıklık aramızda dolaşmaz bizde.
Ha ne olur işte, evlenecektir. Gideyim burada evlendiriyorlar derim. Ben de buradan bağırıyorum, burası evlendirme memuru değil diyorum, o da kalıyor. Bu sefer. İş bulma kurumu değil diyorum, o da kalıyor. Bizde böyle bir menfaatin üzerine bir kimsenin kendisini değiştirmeye gerek yok. Adam gelecek yanına ayak başı kabak. Burada oturacak, Allah'ı zikredecek. Allah Allah diyecek, yürüyecek. Bizdeki durum bu, o yüzden bizim içimizde münafık fazla, ne yol münafığı da fazla durmaz. Ne bileyim normal münafık zaten gelmez. Şimdi ama bu münafıkların kalbiyle alakalı hadise. O zaman ayeti kerimede en önemli özelliklerden, bakın özellik olarak koymuş Cenab-ı Hak.
Tanıtıyor. Bunlar ne yapıyorlar? Normalde bunlar namaza erinerek kılıyorlar. Yani namazı böyle çok iştahlı değiller. Namazı böyle yalım yapacak, onu da görsünler diye yıkılıyorlar. Gösteriş yapıyorlar. Gösteriş yapıyorlar. En önemlisi, Allah'ı az zikrediyorlar. Burası önemli. Tabi buraya yine müfessirler, tefsirciler böyle hani normal ibadetleri alıyorlar ama değil burada da Cenab-ı Hak zikir olarak kastediyor. Zikir. Bakın bir önceki ayette namazı kastetmiş olsaydı, namazı o münafıklar namazı söylemiş. Namazı onlar zor kılarlar, kılmazlar. Ardındaki ayeti kerimede yok, onlar az zikrederler. Az zikrederler deyince işte bu kalbi bir maraz oluyor münafıklarla alakalı. Şimdi diyeceksiniz ki bunu normalde hep öyle söylerler ya bize.
Namazla zikir. Kardeş namazla zikir ama zikir ayrı bir zikir. Oruçla zikir doğru kabul ama bu zikir ayrı bir zikir. Yani bunu normalde namazla, oruçla, zekatla, haçla veya diğer ibadetlerde zikir dediğinde bu Allah'ı zikir en büyük iştir. Ankabut suresindeki 45. ayetin gerçek manası olmuyor. Veya bak aradaki siz Allah'ı zikredin, ben de sizi zikredeyim. Ayeti kerimenin gerçek manası olmuyor. Yani siz namaz kıl, ben de namaz mı kılayım diyecek Cenab-ı Hak. Sen oruç tuttun, ben de oruç mu tuttum diyecek. Öyle dediğinde bu ayeti kerimeye öyle mana vermek gerekiyor. Ama öyle değil. Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Zikir, namaz dememiş, oruç dememiş, zekat dememiş, haç dememiş veya başka bir sadaka dememiş, cihat dememiş.
Orada direkt ibare Allah'ı zikir. O zaman Allah'ı zikir denilince münafıklar, kalbinde maraz olanlar, münafıklar kalbinde maraz olanlar, Allah'ı direkt zikre karşı gelmek için veya sulandırmak için ayet-i kerimeleri eğip bükmeye çalışıyorlar. Eğip bükmek için büyük çaba sarf ediyorlar. Halbuki söyleyecekler çok basit, salt, yalın. Kardeş Allah'ı zikir en büyük iştir. Münafıklar da Allah'ı az zikrederler. Senin kalbinde gönlünde münafık varsa, sen zikrullaha düşman oluyorsun zaten. Kalbinde maraz var çünkü. En önemli buradaki olgu, o kimsenin kalbinde hastalık olması. Bakın hastalıklar ikidir. Birisi fiziki hastalıktır. O kimse fiziken rahatsızlık duyar.
İkincisi kalbi hastalıktır. Bunların her ikisinde tedavi edilmesi gerekir. Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, hiçbir hastalık yoktur ki, Cenab-ı Hak şifasını önden yaratmamış olsun. O zaman fiziki hastalıklarının da şifası var. Manevi, kalbi hastalığın da şifası var. Bakın iki hastalık var. Bir, kalbi hastalıklar var. Manevi maraz. İki, fiziki. O yüzden normalde bakın, bunu bir kere yerleştirin kendinizde. Bilgi olarak yerleştirin. Manevi hastalıklar kalbidir. Zahiri hastalıklar vücutla alakalıdır. O kimsenin beynine düzgün kan gitmiyordur. Beynine düzgün enerji yürümüyordur.
Onda değişik haller olur. Vücudunun herhangi bir tarafında arıza olur. Vücudunun herhangi bir tarafında hastalık olur. Veya onun üzerinde hastalık olur. Ey insanlar, tedavi olunuz. Ayet-i Kerime, hadis-i şerif net ve emirvaki. O zaman o kimse tedavi olmakla mükellef. Tedavi olacak. E şimdi, zahiri olarak vücudunda bir hastalık var, kafasında hastalık var, gözünde, kulağında, elinde, ayağında hastalık var. O kimse zahiren tedavi olacak. Eyvallah. Ama en önemlisi kalbi maraz. Kalbi hastalık. Eskiler maraz derdi ona. Hastalık demezlerdi. Kalbi olan bir şeye maraz. Kalbinde maraz var. Asıl sıkıntı kalbi maraz olanlar. Onların kalplerinde sıkıntı var. Çünkü Cenab-ı Hak ayet-i kerimede de kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur dedi.
O zaman bakın orada müminlerin kalbi zikrullah ile mutmain olacak. Demek ki o kalbi marazları atmanın, kalbi marazlardan kurtulmanın yolu Allah'ı zikir. Ama o normalde onu yapmıyorsa o zaman münafık kalbine döndü. Ne oldu? Allah'ı az zikretti. Kalbinde onun maraz, onun çıkmadığı. Oysa başka bir ad-i şerifte neydi? Kalp böyle ev gibi, dükkan gibi. Eğer içinde zikrullah var ise şeytan çekip gidiyor. Eğer içinde kalbin içinde zikrullah yok ise şeytan geliyor. Kalbin ortasına oturuyor. Ne yapıyor? Vazifesi ne? Vazifesi sana vesvese vermek. Allah'ın üzerinde bile vesvese veriyor sana. Sen Müslümansın, namaz kılıyorsun. Namaz kılarken diyor ki Allah yoksa.
Sen Allah'ı zikrediyorsun. Zikrullah'tasın, buradasın. Senin kalbine yerleştiyse diyor ki ya zikrettiğin yoksa veya kalbine zikrullah olmayınca, maraz girince senin şeyhin üzerinde de vesvese yapıyor, peygamberin üzerinde de yapıyor, Allah'ın üzerinde de vesvese yapıyor. Her şeyin üzerinde vesvese yapıyor. Sebep? Kalbine oturdu çünkü onun işi kalpte vesvese vermek. İşte maraz buradan çıkıyor. Kalpte maraz var. Yani şeytan o kalbe vesvese veriyor. Şeytan o kalbe vesvese verince o Allah'ı az zikrediyor. Vesvese gelince namaza hele hele kılıyor. Vesvese gelince orucu tutmak çok istemiyor. Bir bahane uyduruyor orucu tutmamak için. Veyahut da aslında orucu tutabilir ama kendince bir fetva arıyor.
İşte hastayım, şu hastasıyım, bu hastasıyım. Tutabiliyor aslında ama o hastalığı öne koyup ne yapıyor? Orucu tutmamanın yolunu arıyor. Veyahut hani bir kısım böyle Müslümanlar var ya, onlar da ne yapıyorlar? Yolculuğa çıkıyorlar, seyahate çıkıyorlar. Ne zaman geleceğim belli değil benim. Çıktı seyahate, tatile gidiyor. Dubai'ye tatile giden var Ramazan'da. Bahama Adaları'na tatile giden var Ramazan'da. Bunlar sonradan oluştu bu tip Müslüman tiplemeler. Aslında bunlar tarih boyunca vardı ama ve lakin bunlar normalde saklanıyorlardı. Böyle gevşeyince ortalık rahatlayınca bunlar artık saklanmaya ihtiyacı duymuyorlar. Bunlar oruçtan kaçmanın yolunu buluyorlar.
Kendilerince de bir fetva çıkarıyorlar. Fakir fukara ne yiyecek? Sen oruç tutmayı ver, zenginsin. Böyle diyen hocalar da var. Bu fetvayı da veriyorlar. Senin oruç tutmana gerek yok, sen zenginsin. Ver parayı, oruçtan kefareti öde. Kaç para kefaret? İşte diyelim ki günlüğü 200 liradan ne yaptı? 30 günde 6 milyon etti. Ne yapacak ya? Öde diyor sen 16 milyon öde. Bizim tarikata ver, bizim cemaate ver, fukaraları ver. Sen oruç tutma. Hadi adam oruç kefareti filanca tekkeye, filanca cemaate, filanca topluluğa oruç kefareti. Verdi 20 bin lira. Tabi oruçtan kurtuldu. Bir de orada Mustafa Beyler hoş geldiniz. Castıkı, castıkı. Buraya, bu tarafa oturun. Sen kalk yavrum bakayım.
Abin gelsin, otursun oraya. Tabi o önemli para verdi çünkü. Biz münafıklığı körüklüyoruz. Bir de işin bu tarafı var. Yani adam bir tarikata giriyor, bir cemaate gidiyor. Kur'an, sünnet öğreneyim diyor. Onun nefsinin üzerine tokat vuracağına, onun nefsini terbiye edeceğine, biz onu daha ayyuka çıkarıyoruz. Filanca beyler, o filancılar gelmiş. Murtaza kalk oradan, o otursun. Ondan sonra Murtaza'ya gelen adamı çiğniyormuş tabi. Sen kimsin beni burada makamlar ediyorsun diye. Gibi. İşte normalde o onun nefsini de o kimse ne yapıyorlar? Pohpohluyorlar. Pohpohlanınca o münafıklığa doğru yol gidiyor. Ama onun kalbinde zaten o maraz var. O maraz olunca maraz kalbi kaplıyor.
Kalpten sonra bütün vücudu kaplıyor. Kaplayınca onun dili de marazlı oluyor. Bakın onun dili de marazlı. Oturun böyle. Allah'ı az zikrediyor ya. Otur böyle. Hiç kendini belli etme. Sohbet etmeye başla. Başlar. Hadis-i şeriflerin sahih olup olmadığından. O zaman sen fetvacı başı mısın? İmam-ı azam mısın sen? Senden gelip fetva mı isteyen var? Senden gelip fetva istiyorlarsa sen hangisi sahih, hangisi değil ayrıştırma ilmine sahip olman lazım. Sana ne? Yok ama oradan girecek. Yani senin kalbine de fitneyi koyacak. Veyahut da okulda gencecik çocuğun fitneyi koyacak kalbine. Sen göndermişsin İmam Hatip'e çocuğum dini bütün olsun diye İmam Hatip'teki o zırtaboz hoca onun kalbine hadis-i şeriflerin sahih olmadığına dair fitneyi koyacak.
Onun kalbine mezheplere gerek yok diyecek. Onun kalbine fitneyi koyacak. Bakın dili, kalbi marazlıysa dili de marazlı. Kalbi marazlı çünkü onun. Bakın bir kimsenin kalbi marazlıysa dili de marazlıdır. Çünkü kalp dükkansa dil tüccarıdır onun. Sakin ol, dinle. Sakin ol, dinle. O kendisini çıkaracak meydana. Çünkü ayeti kerimede, bakın ayeti kerime çok enteresan. Muhammed Suresi ayet 29. Yoksa kalplerinde hastalık olanlar Allah'ın kalplerindeki kinlerini ortaya çıkarmayacağımı sandılar. Demek ki Allah onun kalbindeki kini orta yere çıkaracak. Onun kalbindeki marazı orta yere çıkaracak.
Hele çok basittir. Benim böyle tecrübemdir. Ondan sonra Allah'ı zikretmek lazım. Cemaatle zikretmek lazım. Oturduğunda, kalktığında, yanların üzerinde namazı kıldıktan hemen sonra Allah'ı zikredin. Ayeti kerime var. Allah'ı öyle zikredin ki size deli desinler. De adama, adamın marazı çıkar meydana. Anında başlar dökülmeye. Böyle biraz da böyle hani narin, ince dur sen böyle. O seni güçsüz görsün. Böyle işte hani el avuşturanlar var ya öyle görsün döker kalbindeki marazı. Komple. Bu kafa sallayanların İslam'da olmadığını, böyle zikrullahın İslam'da olmadığını, bu zikirin olmadığını, namaz zikirdir. Sana sayar da sayar. Yeter ki sen bu zikrullahı ona anlatma.
Bu zikrullahı ona söyleme. Ve bu zikrullahı sen ona met etme. Senin Müslüman gördüğün, mümin gördüğün, takva gördüğün, beş vakit namazında gördüğün kimse bu zikrullah'tan dolayı ne olduğunu görürsün. Gerçeğini görürsün zikrullah'ta. Ona zikrullahı söyle, onun gerçeğini gör. Hatta de ki ne alakası var ya ayet-i kerimeler var de. O ayet-i kerimelerin hepsini eğsin, büksün senin önüne. Sen onun önüne bütün kitapları yığsan, kitaplardaki ayetleri, hadisleri, eski alimlerin bu konudaki fetvalarını hepsini önüne koy, onu ikna edemezsin. Onun kalbinde çünkü maraz var. Ne marazı var? Münafıklık marazı var. Bakın annen olabilir, baban olabilir, deden olur, ninen olur, eşin olur, çocuğun olur, arkadaşların olur, dostların olur, kim olursa olsun.
Zikrullah turnusal kağıdı gibi o kimsenin kalbini orta yere döker. Bu cahillikle, bilmemezlikle alakalı değil. Cahilse, bilmiyorsa bilmediğini öğrenir, dinler. Aa demek ki böyleymiş, ben böyle bilmiyordum der. Veyahut da kalbinde yine bir şüp olduysa, ya ben bu konuyu bir araştırayım, bakayım inşallah der. Onu araştıracak, bakacak kitaplar koy orta yere, önüne. O araştırıp bakmaz, bakarsa ilme kavuşur, doğruya kavuşur. Ama öbür türlü, o kimse muhakkak ki kalbindeki marazı orta yere döker. Tabii bir kısım dervişler, bir kısım sufiler, yalnız kalmaktan korkar. Etrafının kendisini dışlamasından korkar. Dışlanmaktan korkar.
Bu korku o dervişin kalbinin içerisinde maraz gibi durur. O da bir marazdır. Yani gerçeğini orta yere koymaz, saklar kendini. Kendini saklamak için de türlü bahaneler arar. Bakın türlü bahaneler arar. Kendince onun bahanesi çoktur. İş yerinde baskı olabilir, esnafların arasında sıkıntı olabilir, etrafta olabilir, aile de olabilir. Olur mu olur bu tip müziği söyleyince, etrafında mal alanlar, mal satanlar, memur kısmı, bürokratlar, siyasetçiler. Evet ondan rahatsız olurlar. Hele günümüzün siyasetçileri rahatsızdır. Oy zamanı gelip size boy gösterirler, kanmayın. Aslında zikrullah yapanlara düşmandırlar. Sebep? Çünkü onu dinlemezler. Yani ona biat etmen lazım, ona tabi olman lazım.
Ona sen büyüksün demen lazım. Ona siyaset sahibi ya o kimse. Yani ehli siyasete, ehli zikrullah tabi olması gerekir. Hani o bir de hani başınıza bir tane ondan sonra burnu kesik köle de hani tayin edildiyse ona itaat edin. Hadis-i şerifin önüne koyarlar. Sen ne dersin devlet başkanı mısın? Değilsin neysin? Siyasi parti liderisin. Yani Türkiye'de yüz otuzun üzerine siyasi partisi var. Hangi birini destekleyeceğiz? Hangi birini? Ondan sonra kendimize emir seçeceğiz. Birini öyle dedim. Yüz otuz kusur tane dedim. Siyasi parti var. Hangisi emirimiz olacak dedim. Bütün siyasi partiler de dedim. Atatürk İlke ve İnkirapları Daresi'nde kuruluyor. Hepsi de anayasa ilkelerine bağlı kalacağına dair parti kuruyorlar.
Yani böylece olunca bütün siyasi partiler layık sistemin üzerine parti kuruyor. Layık sistemin üzerine parti kurunca o parti de layık oluyor. Amma aldanmışız ya değil mi? Tabii. Ama sen Müslüman bunlar diye mücahit bunlar yürüyoruz arkasından gidiyorsunuz. İslam'ı onlar getirecek diye düşünülüyor. Bir bakmışsın adam malı mülkü almış götürmüş hamadıyla. Her biri zengin olmuş. Dünün beş parası. Beş parası zaten milyonlarla milyon dolarlarla ilgileniyor. Bu da işin başka tarafı. Aslında öyle dedim yani yüz otuz kusur parti var dedim. O zaman hepsi de bizim liderimiz mi olacak? Kulağı kesik de olsa. Ben de bir parti kurayım o zaman herkes bana tabi olsun dedim.
Kaldı adam. Tabii onun kastı hani muhafazakar dini parti olarak. Hangisi dini parti dedim. Gelip bana ne çarpılıyorsunuz değil mi? Bakın işinize. Ya ne ama gelip bana geliyorsun değil mi? Git bak işine çarpılacaksın sonra. Sonra kravatını tuttum. Bu kimin dedim kravat hani. Nerede? Avrupa'dan değil mi dedim ben. Evet dedi. E dedim bu kravatsız olmuyor değil mi dedim ben. Durdu. Dedim bana dini partiyi söyle. Bu şimdi durdu. Bir şey diyemiyor ben sana söyleyeyim dedim. Dedim en başta refah partisi değil mi dedim ben. Bu durdu. Önce dedim Milli Selamet Partisi, refah partisi değil mi? Evet.
Dedim bir tane kanun çıkardı mı? Genel evleri kapatılsın diye. Meyhaneler kapatılsın diye. Kumar yasaklansın, faiz yasaklansın. Böyle bir şey çıkardı mı dedim ben. Hükümet olduğunda. E yok. Onun dedim içinden çıktı AK Parti. Öyle değil mi? Evet. Dedim bir tane kanun çıkardı mı? Yok. Daha fuhuşu serbest etti dedim. Ceza veriliyordu. Cezadan çıktı dedim. Eee kumar serbest, huuş serbest, içki serbest, eşcinsellik serbest. Allah'ın lanet dedi. Bütün her şey serbest. Dedim şimdi bunu biz bu partiyi dini bir parti olarak mı göreceğiz dedim. Bu kaldı. Görürsen küfre düşersin. Kelimeye şehadet getir dedim. Bak böyle görünenler de küfre düşer dedim. Çünkü dedim kuruluşu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na bağladı.
Bütün partiler. O yüzden Türkiye Diyanet'te dahil Anayasa Mahkemesi'nin kararı var ya layık olduğuna dair. O yüzden Türkiye'de dini kurum ve kuruluş yok. Bütün kurum ve kuruluşlar layıktır. Dedim böyle düşün böyle kaldı. Ya hocam dedi senden için diyorlar ki dedi AK Parti'ye muhalefet. Ben AK Parti'ye muhalefet değilim dedim. Ben komple sistemi muhalefim dedim. Ben komple partiye de sisteminde muhalefim ben dedim. Böyle durdu. Ya dedim beni muhalef siz yapıyorsunuz dedim. Ben Kur'an sünnet diyorum dedim. Kur'an sünnetin dışında olan her şey beni muhalef görüyor dedim. Düşman görüyor. Ben bir kimseye düşmanlığım yok. Kur'an bu sünnet bu. Yani bir kimse diyorum kerhane açılmasına imza atarsa oradan yapılan bütün kötülüklerden nasibini alır mı?
Hadis-i Şerif alır. E sen onu bir de koy atıyorsun. Bütün kötülüklerden sen de nasibini alıyor musun dedim. Bu durdu şimdi. Ama öyle olduğunu bilmiyoruz ki dedi. Biliyorsun işte dedim. Biliyorsun. Seçtin bir tane belediye başkanı. Hangi partiden olursa olsun. Seçtin mi seçtin. Adama getirdiler. Ben filancı yere bir tane pavyon açıyorum dedi adam. Altına imza attım adam. Attı. Ne o verisi atmıyormuş yardımcısını attırıyormuş. Yardımcısı onun adını atmıyor sanki. Dedim atıyor mu atıyor. Atıyor dedim imzayı. E dedim o pavyondan olan bütün haramlardan dedim. O dedim hadis-i şerif var ya dedim.
Hani kim hayra bir kapar aralarsa oradan geçen bütünden hayır hasenetini alır. Kim şerre bir kapar aralarsa oradan geçen hepsinden şerrinden alır. Allah bizi affetsin. O yüzden zikrullahı söyleyince kime söylerseniz söyleyin. Hemen marazını döker orta yere. Hemen açar kendini. Hemen orta yere dökülür. Onun kalbinde maraz var. Bakın kalbinde maraz olanlar yapılan zikrullaha düşmandırlar. Bu zikrullahı sevmezler. Kendileri de az zikrederler. Hatta zikretmezler. Siz onlarla biraz teşviki mesaiti bulunsanız Allah'a hamd etmezler, şükretmezler nimetlere karşı. Ona göre o kazanmıştır, o yapmıştır, o etmiştir. Allah'a hamd yoktur, şükür yoktur. Her şey onu yapmıştır.
Bakın biraz onunla teşvik-i mesaide bulunun. Yarım saat, bir saat dolaşın, iki saat dolaşın. Hatta böyle yakınınızdaysa böyle bakın. Siz böyle bir yemek yiyeceksiniz, besmele çekerken bile bakar o size. Hani yemekte besmele çekiliyor. O gereği var mı? Veyahut da işte böyle bir lokantada falan hani hemen sessiz bir tevhid çekelim. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Çekmez o. O çekmez. Kalbinde maraz var. O çekmeyen kimsenin yemeğini yeme. Kalk, parasını sen öde. O yemek senin kalbine de maraz verir. Ehli zikir olmayanın yemeği kalbine maraz verir senin. Evet.
Tövbe etmen lazım hemen. Hemen orada Allah'ı zikretmen lazım. Hemen o yemeğin üzerine zikret hemen. İçinden zikret. O yemek sana maraz verir. Ehli zikir olmayan, ehli dünya olan bir kimsenin yemeğini yerken besmele çekerekten ye. Allah'ı zikrederekten ye. Neden? O yemek de sana gaflet verir. O yemek de sana maraz verir. O yüzden Sufiler fark ettirmeden, kendi içlerinden Allah'ı zikrederekten onu yerler. Hatta niyet edersin. Ya Rabbi şu yemeğin helalinden ve nurlu tarafından bana nasip eyle. Bu yediğimi içtiğimi nur eyle. Yediğimizi içtiğimizi helal eyle. Bir misafirliğe bir davete gittiğimizde de orada yediğimizi içtiğimizi helalinden eyle.
Helalsa bize nasip eyle. Helal değilse bizden uzak eyle. Paranın, kadının, çocuğun, malın, mülkün, arkadaşın, dostun, yoldaşın helalini eyle. Helal olmayanları bizlerden uzak eyle. Allah'ı unutturacak, Resulullah'ı unutturacak sallallahu aleyhi ve selleme. Zikri unutturacak, namazı unutturacak, orucu unutturacak, haccı unutturacak, zekatı unutturacak, iyilikleri unutturacak. Annemizi, babamızı, eşimizi, çoluğumuzu, çocuğumuzu unutturacak. Her türlü şeyden bizleri uzak eyle. Bunların çünkü hepsi de kalbi marazla alakalıdır. Kalbi maraz. Bu kalbi maraz bir kimsenin içine girerse ve oturur yerleşirse, o kimse Allah muhafaza eylesin, yavaş, yavaş, yavaş, yavaş, münafıklıktan kafirliğe doğru gider.
Yavaş yavaş. Evet, şimdi Tevbe suresi ayet 125. Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, Allah katından indirilen ayetler onların imansızlıklarına imansızlık katar. Ve sonunda kafir olarak ölüp giderler. O zaman bakın, o kalbi maraz, münafıklık insanın içinde durduğu yerde durmaz.
O bıraktığın yerde durmaz o. O seni yavaş, yavaş, yavaş, yavaş kafirliğe kadar götürür. Sakın bu böyle küçücük bir meseleymiş gibi gördüğün şey, ömrünün sonunda küfrüne sebep olur. Kafir olarak ölür gidersin. Kafir olarak ölürsün. Kalbindeki o marazı sen küçük görme. Bakın, kalbinizdeki o marazı küçük görmeyin. Bu genelde, hani ameli meselelerden fazla, itikadi meselelerle alakalıdır. Ameli meseleleri halletmek kolaydır. Ama ameli gevşeklikten, itikadi gevşekliğe doğru gider o kimse. Bakın bunu unutmayın. Yol, münafıklık yolu ameli gevşeklikten, itikadi gevşekliğe doğru götürür insanı.
Yani o kimse sadece namaz kılmıyor. Ya namaz kılmayanlar da Müslüman, mü'min zaten. Hanefi'ye göre. Kendince kapı aralıyor. Kardeş, Hanefiler, evet o kimsenin küfrüne fetva vermemişler. Ama hadis-i şerifler var, namazı kasten terk edenler küfür ehlidir diye. Bak sen yavaş yavaş, yavaş yavaş ameli münafıklıktan, itikadi münafıklığa doğru gidersin. O orada namazda kalmaz. O oruçta kalmaz. Oradan yavaş yavaş, yavaş yavaş sen itikadi münafıklığa gidersin. Oradan da kafirliğe dolu yol açarsın. Maazallah, Allah muhafaza eylesin. Tövbe edip geri dönmezsen kalbi mühürlenenlerden olursun. Çünkü öyle bir hale gelirsin, öyle bir hale gelirsin. Sen kendini dahi tanımaktan uzak olursun.
Kendini tanımlayamazsın. Yaşadığın veya durdığın itikadi meseleyi doğruymuş gibi kabul edip orada kalırsın. Seni Cenab-ı Hak orada bırakır. Sen orada kaldığını görürsün. Ama yine de gözün kör olduğundan orada kaldığını da görmekten uzak olursun. Kulağın sağır olduğundan sen hakikati de duymazsın birisi sana tebliğ etse kalbine gelmez o. Çünkü kalbin mühürlü, kalbin mühürlenir gider. Kendi kendine böyle ben böyle olmam diye de düşünme. Bu yol herkese açık. Bu yol herkese açık. Peygamberine bile diyor ki, seni onlardan ediveririm. Kalbini onlara doğru çevirme.
Gönlünü onlara doğru çevirme. Gönlünü o Kur'an-ı Kerim'le alay eden, zikrullahla alay eden, Müslümanlarla alay eden, müminlerle alay eden, onlara iftira eden, onlara laf söyleyen, onları normalde kendince kendini onlardan üstün gören, kendini dinden üstün gören, Kur'an'dan, sünnetten, Allah'tan, kitaptan üstün gören kimseye doğru gönlün meyil etmesin. Orada kalıverirsin. O maraz, o hastalık senin kalbini komple ihata eder ve mühürlendiğini görürsün kalbinin. Artık sana kim ne söylese kar etmez. Dikkat edin buraya. Artık ona kim ne söylerse söylesin kar etmez. Kalbi mühürlendi mi bir kimsenin orada kalır o. Onun kalbinin mühürlenmesi de yaptıklarından, ettiklerinden, söylediklerinden dolayı.
O çünkü ayet-i kerimeyle alay eder, hadis-i şeriflerle alay eder, Allah'ı zikredenlerle alay eder, Allah'ın zikriyle alay eder, velilerle alay eder, dervişlerle alay eder, salih insanlarla alay eder. Etrafına herkese ahkam kesmeye çalışır. Dinin dışıyla alay, dinin dışındaki bir sürü sözler söyler. Sen de onları destekler, tasdikler onun yanında kalırsan, senin de kalbin marazın içerisinde kalır, kalbin mühürlenir. Gidersin. Ondan sonra dersin yani, boşunaymış ya, gitmişiz orada zikrullah yapmışız. Neymiş ki ya? Zaten o da mürşid-i kamil değilmiş zaten. Yahu yol doğru değilmiş zaten ya. Bu noktaya gelirsin. Evet, bunları duydum, bunları yaşadım, bunları dinledim. O kalbi maraz kadar insan üzerindeki tehlike başka bir şey yoktur.
Bu marazdan kurtulmanın, bu maraza bulaşmamanın yegane tek yolu vardır. Allah'ı zikir. Allah'ı zikir. O yüzden derim ki günlük virdlerinizi çekin, tazeleyin, kalbinizi yenileyin. İhmal etmeyin. Günlük virdini çek, devamlı Allah'ı zikretmeye çalış. Namazını kaçırma, namazına dikkat et. Ramazan orucuna dikkat et, hatta nafile oruç tutmaya gayret et. Yediğine içtiğine dikkat et. Kazandığına dikkat et, dünya gelip geçici. O haram senin kursanda değil, kalbine takılı kalacak. O haramla beslenen vücut asla ihya olmayacak. Haramla beslenen vücut asla iman üzerine yürümeyecek. O haramla besleniyor çünkü.
Harama meyleden kimse, harama meyleden kimse asla ihrah olmayacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden maraz sahibi olan kalpler, Allah'ı az zikrederler. Bir kimsenin, bir kimsenin, bizim için nedir mesela? Bir kimse, bu ayeti kerimeden kurtulmanın yolu nedir? Bu ayeti kerimeden kurtulmanın yolu. Beş vakit namazını takip etmek. Namazın arkasındaki, subhanallah, elhamdülillah, Allahu ekber. Zikirlerini yapmak ve ondan sonra da namazın arkasından tevhi çekmek. Az zikrullah'tan kurtulmak istiyorsanız, az zikrullah'tan kurtulmak istiyorsanız, ayeti kerimeyle sabit, siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra, ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerinde Allah'ı zikredin.
Bakın bu ayeti kerime, en söylediğim ayeti kerime, bu münafıklık alametinden kurtaracak olan ayeti kerime. İlacı bu, ilacı bu. Beş vakit namazını kılacaksın, namazdan sonra, subhanallah, elhamdülillah, Allahu ekber, deniz köpükleri kadar olsa günah hafif olur diyor hadis-i şerifte. Bunları kim yaparsa, yüzüncüsünde, La ilahe illallahu, Vahdahu la şerikele lehülmekü ve lehülhamdü ve huva ilâkülü şeyin kaderi. Der ise, deniz köpükleri kadar olsa günahı hafif olur. Sakın namazını kıl. Namazını kılarsan, iki namaz arasındaki küçük günahları Allah affeder. Bakın, bunları kaçırmayın. Hani bir sahabe, bunu böyle anlatmak istemem şimdi de, madem ki gönle geldi, bir sahabe Medine-i Münevvere'de hurma satıyor.
Hurma satarken bir kadın geliyor, kadın gelince sahabenin gönlü kayıyor kadına. Diyor ki evde daha güzeli var. Evde daha güzeli var deyince, kadını eve götürüyor. İşte tabiri caizse, elliyor falan öpüyor onu. Kadın diyor, Allah'tan korkmaz mısın? Sen diyor, Allah'tan korkmaz mısın?
Deyince bırakıyor. Koşa koşa Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e gidiyor. Diyor ki, Ya Ebu Bekir günah işledim, böyle böyle yaptım. Diyor ki, kimseye söyleme. Allah'a tövbe et diyor. Hz. Ömer Efendimiz'e koşuyor. Diyor ki, böyle böyle bir şey yaptım. Hz. Ömer Efendimiz de aynı sözü söylüyor. Diyor ki, kimseye söyleme. Allah'a tövbe et. Allah'a tövbe edenlerin, tövbelerini kabul eden gibisinden. Yine kalbim unutmayın olmuyor. Koşa koşa mescide gidiyor. Mescide Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hz. ile beraber ikindiyi kılıyorlar. İkindi namazını kılıyorlar. Malum namaz kılındıktan sonra sahabe sesli bir şekilde Allah'ı zikrediyor ya.
Dikkat edin buraya bakın. Namaz kılınıyor, tesbihatlar oluyor, zikrullah oluyor, kalkıyorlar. Diyor ki, Ya Resulallah derdin var. Diyor söyle. Diyor ki, ben böyle böyle böyle yaptım. Pişman oldum, döndüm geri. Bıraktım hani, daha ileriye gitmedim. Ondan sonra Allah Resulü de aynı şeyi söylüyor. Diyor ki, sen bizimle beraber ikindi namazını kıldın mı? Kıldın, bizimle beraberdin değil mi? Evet. Diyor, git. Allah senin günahını affetti. Bakın, namazı terk etmek yok. Yani bunu neden söyledim? Kendi kendine, ben hata yaptım, yanlış yaptım, eksik yaptım. Namaza karşı soğukluk şeytanidir. Kalbim arazdır. Hemen namazını kıl. Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri ne diyor? Günah işlediğiniz yerde hemen Allah'ı zikredin.
Hemen Allah'ı zikret. Bunu normalde, ilk önce söylemekten neden inticap ettim? Bizim dervişler uyanık biraz. Biraz içimizde de bizim var böyle. Yani affeder be. Eee? Hani şuradan bir, kenardan bir yol bulalım kendimize. Genç hepsi de. Ben de dahil. Buradan kendinize kapı aralamayın diye dilim güdük çıktı ilk önce. Ama kalbe gelen dile gelecek. O zaman sakın ha zikrullahını terk etme, namazını terk etme. Cemaatini, cemiyetini terk etme. Hangi dergaha gidiyorsan git. Beni ilgilendirmiyor. Hangi üstada bağlandıysan bağlandım. Beni ilgilendirmiyor. Hangi mezheptensin, hangi meşheptensin, hangi ırktansın? Bu fakiri ilgilendirmiyor. Beni ilgilendirmiyor.
Beni ilgilendiren ümmetin hali. Sizler, kardeşler sakın ha namazda gevşeklik yapmayın. Sakın derslerinizde gevşeklik yapmayın. Allah'ı zikredin. Ben 18 yıl Abdullah Efendinin yanında bir şekilde kaldım. Uzun yolculuklar yaptık. Yani o şeyh oldum deyip de zikirsiz kaldığını hiç görmedim. Bana da ölçü oldu.
Devamlı zikrederdi. Elinde tesbih durmaz hiç. Arabaya bin otur. Selamun Aleyküm Aleyküm Selamun. Hayırlı yolculuklar Mustafa Efendi. Allah razı olsun efendim. Size de hayırlı yolculuk. Allah razı olsun. Mustafa Efendi, nerede mola vereceğiz? Nerede isterseniz orada veririz efendim. Alâ oğlum. Tesbih elinde. Başta ellerini kavuşturur arabanın önünde. Çat çat çat … Hafif yakaza olur. Hal görür. Halinde konuşur. Arada bir horlar. Bundan sonra bakınır neredeyiz diye. Mustafa Efendi, öğle namaz oldu mu? Oldu efendim. Allahu Ekber namaza durur. Hacı anne arkadaysa, Dede uyudun ya abdestin bozuldu. Gı abdestin bozuldu.
Şeyh Efendi döner bana. Mustafa Efendi, abdestin bozuldu mu? Hayır efendim. Hanefe'ye göre bozulmadı çünkü. Hanefe'ye göre bir kimse oturdu yerde uyuklasa, Yastığı aldın, daha da uyumaya devam etti. O zaman bozuldu hükmüne girer. Öbür türlü uyukladı. Hanefe'ye göre kafası normalde düştü, uyanıyor. O zaman normalde abdesti bozulmadı. İtikaf yapanlar iyi bilir bu hali. İtikafta oturursun şimdi, devam ediyorsun. La ilahe illallah, la ilahe illallah. Ama oturduğu yerde uyur mu? Ne tatlı uyunuyor ya. Uyuyor insan oturduğu yerde. Uyuyor. Bakıyorsun, tesbih yerinde mi duruyor, yürümüş mü? Kendine gelince ona bakıyorsun. Yürürse seviniyorsun.
Uyurken de yürümüş. Elhamdülillah. Tabii önemli bir şey. Uyurken de yürümüş tesbih. Sen imamiyenin başını hatırlıyorsun. Bir bakmışsın sonuna gelmiş. Kaç dakika uyudun? Ne kadar uyudun belli değil. Yani saate bakma, size tüyo vereyim. Allah'ın lütfu o çünkü. Saatla, dakikayla alakalı değil. Zikrullaktaki uyku Allah'ın lütfudur. Nimettir o. O dünyanın en kaliteli uykusudur. En kaliteli uykusu. Sakın pişme ama böyle her gecede dersi çekeceksin, ee horul horul uyuyor. Yok öyle değil bu, o gaflet o. O gaflet, oturduğun yerde, iki dizinin üzerinde veyahut da bağdaş kurmuşsun, oturuyorsun. Oturduğun yerde böyle rahat koltuk değil. Öyle bir şey yok.
Adam koltuğu koymuş, itikaf yapacak. Lan dur, iyi. Bir de salın salımaj yapıyorduk sana. Bir de yatak getirirdik oraya. Yok Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri mescitte itikafa girdiğinde koltuğun üstüne oturmadı. İki dizinin üzerinde, iki dizinin üzerinde otur, uyu. Helal-ı hoş olsun sana. Dünyanın en kaliteli uykusu. En güzel uykusu. Gördüğün rüya sahih. Gördüğün hal sahih. Yakazası sahih. Her şey sahih. O senin resmin. Ne gördün? İşte ağaçlıkların içinde dolaştın. Ağaçlıkların içinde dolaşıyorsun da. Meratib olarak daha aşağıdasın. Dünyadan kurtulmamışsın. Efendim işte, ırmaklar akıyordu, ormanlık bölgedi, yeşillikti, kuşlar cıvıl cıvıldı.
Dünyadasın da. Tamam. Hiç olmazsa birinci kat göğe çık. De ki, melekler şöyle diyordu. Melekler böyle zikrullah ediyordur. O birinci kat göğ. Harika. Oraya çıktıysan muhteşem bir şey. O uyku var ya, o hal var ya. Muhteşem bir şey. Allah hepiniz de nasip eylesin. İşte o kalbi marazın da yok olduğunu işaret. Artık kalp birinci kat gökle ilgili. Meleklerle ilgili, şeyhiyle ilgili, pire efendilerle ilgili. Bu muhteşem bir şey. Allah'ım bizi onlardan eylesin. O yüzden namazı gevşetmek yok. Namaza sımsıkı yapışacaksınız. Derslerinize sımsıkı yapışacaksınız. Zikrullah'a sımsıkı yapışacaksınız. Ve ayeti kerimeye tabi olacaksınız. Namazı kıldıktan hemen sonra ayakta otururken yanlarının üzerine Allah'ı çokça zikredin.
O zaman az zikirden kurtulmuş olursunuz. Rabbim bizi onlardan eylesin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin.
Ya Rabbi okumuş olduğumuz dualardan asıl olan sevabı evvelen bizzat. Fahri kâinâ sebeb mevcuda sevgili peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa. Aleyhissalatu vesselam Efendimizin mübarek latif min evvel ruhu şeriflerine. Gelmiş geçmiş bütün peygamberlerimizin ruhlarına. Cihar yarigüzün Ebu Bekir, Sıddık, Ömür, Farik, Osman, Zünnur, İnaliyel Murtaza efendilerimizin ruhu şeriflerine. Aşer-i mübeşerinin evladı Resulullah, Zevcatı Resulullah, Ashabı Resulullah, İmamı Hasan, İmamı Hüseyin, 72 şuhada ve şehid-i Kerbela'nın. Tabi'in ve tebe-i tabi'nin İmamız İmam Azam Ebu'an'ı, Fe-İmam Şafi'i, İmam Malik İmam'ı, Hambel Hazretler'in ruhlarına. Hediye eledik sen vasıl ve istedar eyle ya Rabbi. İmmetlerini, feyz-i atlarını, teveccüdlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi.
Üç ihlaz bir fatiha-i şerife. Ya Rabbi okumuş olduğumuz dualardan asıl olan sevabı firmis bir, Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Amedel Rufai, Seyyid Amedel Bedevi, Seyyid İbrahim Dursuki, Şeyh Abelesen Ali Şazeli, Şahı Nakşibendi, Muhammed-i Bahaddini, Şahı Mevlana Celalettin Rumi, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Veysel Karan'ı, Mahmud Udayi, Şeyh Muhiddin Arabi, Muhammed İftade, Niyazi Mısri ve bütün piri piran efendilerimizden ruhlarına.
Ayrı ayrı hediye eledik sen vasıl ve istedar eyle ya Rabbi. İmmetlerini, feyz-i atlarını, teveccüdlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi. Üç ihlaz bir fatiha-i şerife. Ya Rabbi okumuş olduğumuz dualardan asıl olan sevabı, Geçmiş üstadlarımızdan Abdurrahim Tantavi Abdurrahim Neşabi El Hacı El Hafize Babakır Sıddıkı Çorumi, Hacı El Aydır Efendi, Çorumlu Mustafa Efendi, Nevşehir Hacı Abdullah Efendi Hazretleri'nin ruhu şeriflerine, Kaçın-ı Dergah'ın ve Kabbaşı Dergah'ın geçmişlerine, Gelmiş geçmiş bütün velilerin, evliyaların, dervişlerin, mürşid-i kamillerin, müminlerin ruhlarına ve yaşayanların ruhanetlerine,
Haseten Şeyhimiz, Üstadımız, Sultanımız, Bayındırılacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin ruhaneti kusyelerine, Ced ve cedatların ruhlarına, Tüm derviş kardeşlerimizin ve Ümmet-i Muhammed'in ruhaniyetlerine, Tur-i kalemizden, vakırabayı talikatımızdan gelmiş ve geçmişlerimizin ruhlarına ve yaşayanların ruhanetlerine, Ayrı ayrı hediye eledik sen vasıl ve istedariyeli ya Rabbi, Üstadımızın himmetlerini, feyizuatlarını, teveccüdlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi, Amin Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim İnnallâhe yubbülttevâbîne ve yubbülmutetahhirîn Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah el-Azîm Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah,
Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Aman ya Rabbi, Min küllü zembin tövbe ya Rabbi, Estağfurullah, Estağfurullah, Aman ya Rabbi, Estağfirullah, tübdül Allah, ve le heytu kalbi anmasi valla.
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. İnnehu min Süleymane ve innehu bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahman Ya Rahim Ya Allah
Ya Subhan Ya Sultan Ya Allah Ya Sübhan Ya Sultan Ya Allah Ya Deyyan Ya Burhan Ya Allah Ya Deyyan Ya Burhan Ya Allah Ya Deyyan Ya Burhan
Ya Hennan Ya Mennan Ya Allah Ya Hennan Ya Mennan Ya Allah Ya hennan, ya mennen, ya Allah Ya hennan, ya mennen, ya Allah Ya settar, ya gaffar, ya Allah Ya settar, ya gaffar, ya Allah Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allah Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allah Ya Rabbi Settar ismi şerifine inanıyoruz Bütün hatalarımızı, kusurlarımızı setreyle ya Rabbi
Gaffar ismi şerifine inanıyoruz Bütün hatalarımızı, kusurlarımızı, günahlarımızı affı muafir et eyle ya Rabbi Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim İnne Allahe ve melâiketehü yusallûnâ alen nebî Ya eyyuhellezîne âmenü sallû aleyhi ve sellimü teslimâ Allahümme salli âlâ seyyidina muammelinin nebî'l-ümmî Ve sahbına sellim Allah Salli âlâ seyyidina sellim Sallimineşşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim
Eftali zikirfâlemenna hu
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.