mustafaozbag.org

(NASİHAT/17) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 22.02.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Şubat 2024 · 1:06:54

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hakça yaşayan, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Cenab-ı Hak Ümmet-i Muhammed'i dirilsin, Dirilip, kafirlerin önünde rezil zebil olmaktan kurtarsın, İsrail'i dağıtsın, perişan eylesin, içeriden dışarıdan ne kadar destekçisi varsa, onunla ilişkilerini devam ettirenler varsa, onları helak eylesin, onları kahri perişan eylesin,
Batının ve batılıların emrine giren, batılıların istediği gibi, emperyalistlerin istediği gibi, bir düzen kurmaya çalışanları Cenab-ı Hak dağıtsın, Rabbim, memleketimizi, ülkemizi, İslam alemini her türlü afattan muhafaza eylesin, her türlü kötülükten korusun, her türlü şerden korusun, Deccal'ı şerrinden muhafaza eylesin, şeytan'ı şerrinden muhafaza eylesin, ecmain. Bugün 17. nasihat demişiz, geçen haftadan devam, Zümer Suresi ayet 45, Geçen hafta kalbin halleriyle alakalı konu öyle tevafukan gelişti. Mü'minin kalbini, geçen hafta dilimizin döndüğünce değindiydik. Bir de neydi vardı, kafirin kalbi vardı. Bu akşamki konu kafirlerin kalbiyle alakalı.
Zümer Suresi ayet 45, Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim وَإِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَحْدَهُ شْمَأَزَّتْ قُلُوبُ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَإِذَا ذُكِرَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ
Zümer ayet 45, Allah tek olarak zikredildiği zaman, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri nefret eder. Allah'tan başkası zikredildiği zaman ise, bakarsın yüzleri gülüverir. Allah'ı zikir, böyle insanın gerçek manada kalbini orta yere çıkaran, kalbinin halini orta yere koyan, en büyük ibadetlerden, Cenab-ı Hakk'ın tabiriyle en büyük işlerden birisidir.
Bu öyle bir ibadettir ki, öyle bir haldir ki, benim İslam'la tanıştığımdan beri, etrafımdaki, karşımdaki, veyahut da bu dinle uzaktan yakından, haşır neşir olanların, gerçek yüzlerini orta yere çıkaran, önemli bir ibadettir. Bunu böyle, neden önemli ibadettir? Bir kimsenin kafir mi, münafık mı, fasık mı, mümin mi, ne olduğu hemen senin gözünün önünde tecelli eder. Yani sen onu namaz kılan bir kimse olarak görüyorsundur, oruç tutan bir kimse olarak görüyorsundur, cami cemaatinde görüyorsundur, cami cemaatinde görüyorsundur, veyahut da herhangi bir böyle bir dini bir aktivitenin içerisinde, dini bir cemaatin içerisinde dahi görebilirsiniz.
Zikir söz konusu olunca, onun kalbi durumu ne ise, gözünün önüne geliverir senin. Sen Allah'ı zikirden bahsettin de, zikirden bahsettin de, hatta zikrullahı gördüğünde o kimse, işte kimisi nefret eder, kimisi İslam'da yok böyle bir şey der, dinde zikir yok der, hatta kimisi mesafe koyar sizinle aranızda. Yani o böyle mesafeli davranır. Hatta işte eşini göndermek istemez, çocuğunu göndermek istemez, ne bileyim böyle yakınlığını göndermek istemez, sizin hakkınızda olumsuz şeyler söyler, oradan o yoldan insanları soğutmaya çalışır. Zikrullah böyle, turnusol kağıdı gibi, insanın ne olduğunun fotokopisini, senin önüne koyar.
Bakın ne olduğunu. Şimdi bunların bir kısmı vardır, bilmediğinden yapıyordur. Yani biz iyi niyetle düşünürüz böyle. Ben böyle çok iyi niyeti düşündüm hep. Dedim ki bilmiyorlar. Ama ayetle anlatıyorsun, hadisle anlatıyorsun, imamların iştahatlarıyla anlatıyorsun, işte ayet söylüyorsun, hadis söylüyorsun, bir şekilde onlar, oradan tabiri caizse, bayındır tabiriyle, kıypıttıracak bir yer arıyorlar. ona karşı cephelenecek bir şey buluyorlar. Ona karşı karşı duracak bir şey buluyorlar. Sonradan tabi böyle insan zaman içerisinde kendini de geliştirmeye başlayınca, kendi iç alemimde zikullaha karşı olan, zikre karşı olanların kafir olduklarına kendimce kanaat ettim. Ayet-i kerimeler, sıralandığı zaman, gerçekten Allah'ın zikrine karşı gelenler, zikre düşman olanlar kafir.
Ha bunu ben söylemiyorum. Bunu söyleyen Kur'an-ı Kerim. Tabi o zikre düşman olanlar, zikretmeye de düşman olanlar, şimdi ayet-i kerimeyi dinlediniz, öyle değil mi? Ayet-i kerimenin içerisinde iki yerde zikir olarak geçiyor. Yani ilk geçtiğine, Allah'u zikir. Değil mi? İlk geçtiği yer ne diyor da? Hayır, şey olarak, Arapçasını söylüyor. Zikrullahu. Allah'ı zikir. Ardından bir de ne diyor? Allah'tan başkası zikredildiğinde. Bakın zikir olarak geçiyor. Zikir. Buradaki kelime zikir. Kelime namaz değil, kelime oruç değil, kelime zekat değil, kelime haç değil, kelime iyilik değil, kelime horoz kurban etmek değil, kelime işte ne bileyim, ayakkabıdan da kurban olur demek değil, kelime kurban da değil.
Buradaki kelimenin gerçeği ne? Allah'ı zikir. Zikir. Bunu böyle eğip bükçek, bunu böyle değiştirmeye çalışacak bir şey yok. Ama o heva ve hevesini ilah edinen kafirler, şeytana ruhunu, kalbini satan kafirler, veyahut da münafıklar, bunu değiştirmek için uğraşıyorlar. Çünkü o kimse Allah'ı zikrederse, kalbinde zikrullah nuru olacak. O kalbindeki zikrullah nuru ile, doğruyu, yanlışı ayırt edecek. Eksiği, fazlasını ayırt edecek. Bakın ayırt edecek. O doğruyu kendi kalbindeki feraset nuru ile görecek. O zaman bu din satıcıların, bu din istismarcıların, dini eğip bükenlerin yolundan gitmeyecek o. Delalete düşenlerin yolundan gitmeyecek.
O zikrullah, o kimsede oturdu, Allah'ı zikrettiyse, onun kalbinde zikrullah nurundan oluşan bir feraset nuru olacak. Ve o doğruyu, yanlışı görecek. Gerçek manada kim dini tebliğ ediyor, kim dindar, kim dindar değil, bunu o kendisi görecek. Kim Müslüman görünümlü kafir, kim Müslüman görünümlü münafık, kim Müslüman görünümlü fasık, bunu o kimse tespit edecek.
Zikrullah çünkü, bütün senin içini dışını gösterecek olan bir ibadet. Bu öylesine bir şey ki, örneğin işte biz tabi, tarikatları, cemaatleri, insanlar dolaştırdılar beni. Biz ehl-i zikirde, ehl-i sufi olmakta, Allah rahmet eylesin, şeyh efendinin derganda kendimizce oturmuştuk, oturduk, orası kalbimize, gönlümüze ısındı. Zikrullah'tan bahsettiğimizde, bakın, o gün için bayındırda ve çevrede bulunan bütün cemaat ve cemaat ehlinin hepsinin tüyleri diken diken oluyordu. Risale-i Nurcular dahil buna, Yeni Asyacılar dahil buna, Okuyucusu, Yazıcısı dahil buna, Fethullah Gülen'in cemaati dahil buna, Süleymancılar dahil buna.
Bunu bir öcü gibi görüyorlardı. Kaçınılması gereken, kaçınılması gereken bir ibadet. Sanki İslam'da yokmuş, sanki dinde böyle bir şey yokmuş gibi görüyorlardı. Ve bütün her şeylerini, taslarını, taraklarını toplayıp, Allah'ı zikredenlerle, Allah'ı zikirle savaş halindeydiler. Benim yeni İslam olduğum zamanı anlatıyorum. Ve ne zaman ki, Risale-i Nur'dan, Mektubattan, 29. Mektup, 9. Kısım, 8. Telvihi, Cenab-ı Hak beni tanıştırdı. Ben Risalecilerin önüne bakın, Bediüzzaman Said-i Nur Hazretleri, böyle bir yol söylüyor. Bakın bunu anlatıyor dediğimizde, onların söyledikleri şey şuydu. Yani zaman tarikat zamanı değil. Ya zaman ne zaman?
Ne zaman gelecek bu tarikat zamanı? Belli değil. Şimdi imanı kurtarma zamanı. Söyledikleri buydu. savundukları buydu. Ya canım kardeşim, Allah'ı zikir var. Bak, Cenab-ı Hak diyor ki, kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Direkt burada Allah, kendi zatını koyuyor ortaya. kendi zatını zikredecek olanı, Cenab-ı Hak da zikredeceğini söylüyor. E, normalde ama ne yazık ki, Ümmet-i Muhammed'i, bu zikrullah halakasından ve zikrullah'tan, uzaklaştırmanın yolunu arıyorlar. Bakın, o günde sahabeye, Allah'ı zikreden sahabeye, deli diyen sahabeler vardı. Bu riya yapıyor diyen sahabeler vardı. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onları susturdu.
Onları durdurdu. Ağlayaraktan zikrullah yapan vardı. Allah onu böyle riya yapıyormuş gibi gösterenleri, Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri durdurdu. Hatta, daha da ileri gitti. Dedi ki, o münafıklar, o kafirler, bakın, tabir bu, size deli deyinceye kadar Allah'ı zikredin. Yani o münafıklar sizi görecekler, o kafir, gönülleri kafir olan, gönülleri münafık olan, ama mümin görünümünde olan, kimseler sizi görecekler, bunlar deli olmuş diyecekler.
İşte siz o ana kadar Allah'ı zikredin diyor. Şimdi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendi sağlığında, dini Allah'ın emriyle, vahyeyle oturttururken, zikir meclislerini överken, Allah'ı zikredenleri överken, Allah'ı zikredenleri överken, ve sahabeden bir kısmı, bunların böyle olmaması lazım dediğinde, onları sustururken, ve ayeti kerime, ayeti kerimeler, kafirlerin Allah'ı zikri sevmediklerini, Allah'ı zikirden nefret ettiklerini söylerken, şimdi doğru yolun ne olduğunu, yine Allah ve Resulü gösteriyor.
Ve işin en acı tarafı, Müslüman görünümündeki olan kimseler, Allah'ı zikrin ve Allah'ı zikredenlere düşman. İşin en acı, işin en tuhaf tarafı da burası. Allah'ı zikir, farz, Cenab-ı Hak beni zikredin, ben de sizi zikredeyim demiş, ve Allah'ı zikri, en büyük iş, en büyük amel olarak görmüş. Namazdan da, oruçtan da, Kur'an okumaktan da, büyük olarak görmüş, Allah'ı zikri. Daha faziletli görmüş. Kur'an okumaktan da faziletli göstermiş Cenab-ı Hak, Allah'ı zikri. Ama ve lakin, Müslüman görünümündeki olan, kendisini alim gören, fazıl kişi gören, bir bilir kişi görenler, oturmuşlar el birlik, Allah'ın zikrine savaş açmışlar.
Zikredenlere de savaş açmışlar. Çünkü, İslam dünyasında, Müslümanları istediği gibi, idare etmek isteyenler, Müslümanları kendi heva ve heveslerini, kurban etmek isteyenler, Müslümanların mesaisini, parasını, pulunu, malını, mülkünü, oyunu, almak isteyenler, ehli zikre düşman olmuşlar. Bu bitmiş mi? Hayır. Ülkede de bitmiş vaziyette mi? Hayır. Ülkede de bitmiş vaziyette değil. Gerçek manada Allah'ı zikrediyorsanız, gerçek manada Allah'a kul, Habibine ümmet iseniz, düşmanlıkları bitmez.
sebep, Kur'an belli, sünnet seneye belli. Siz onun dışına çıkmayacağım derseniz, deccaliyetin, şeytaniyetin, heva ve hevesini, ilah edinenlerin, işine gelmezsiniz. Onlara bedava alkışçı lazım. Onlara siz iyi bilirsiniz diyenler lazım. O büyük profesör, hee, böyle ibadet yok. E var diyor Kur'an-ı Kerim, namazı kastediyor orada. Ya zikri ayrı konuşmuş, namaz zikir olarak geçmemiş orada. Dil farklı, kelime farklı, namaz kelimesi, salat farklı, zikir farklı. Yok. O biliyor. Sen bilmiyorsun. Onun kalbindeki çatallık, kalbindeki münafıklık, zikrullahla meydana çıkıyor.
Allah'ı zikredenler, ne yazık ki, ne yazık ki, mümini, münafığı, fasığı, kafiri, ayırt ediyor. Allah'ı zikir. Çünkü, bir şey çok kuvvetliyse, ayrıştırır. son gündemde ne var? Altın, değil mi? Madeni. Siyonur, çok kuvvetli, öyle değil mi? Ne yapıyor? Ayrıştırıyor hızla. Ucuz taraftan ayrıştırıyor. En kestirme yerden ayrıştırıyor. İşte, doğayı katlediyormuş. Ne bileyim, o bölgede bilmem kaç yüz yıl, bir daha bir şey çıkmayacakmış. Önemli değil. Dünyayı kendisine, ilke denilenler, dünyayı kendisine, Rab edinenler, hiçbir şeye bakmadan, o altına ulaşacak.
ama neyle ayrıştırıyor? Siyonur ile ayrıştırıyor. Neyle ayrıştırıyor? Ateşle ayrıştırıyor. Bir şey kuvvetli bir şey olacak ki, öbürkünden ayrıştıracak. Bak, bir şey öbürkünden çok kuvvetli olacak, ayrıştıracak, ayrıştırır. Birisi cömertlikte çok ileridir, ayrıştırır. Az cömertte, çok cömerti, o yüksek cömert ehli olan ayrıştırır. Birisi çok namaz kılıyordur, az kılanla, çok kılanı ayrıştırır. Birisi bir şeyi kuvvetli bir şekilde yapıyorsa, o kuvvetli olan, ayrıştırır her şeyi. Mesela bir kimse çok iyi sufi, aşıktır, ayrıştırır. Hatta öbürkünden ona gıptayla bakacaklarına, kıskançlıkta bakarlar. Bu sufilikte bile vardır.
Bunu Şeyh Efendi'nin zamanında da gördüm. Bir kimse Şeyh'ini çok seviyor, öbürki o kadar sevemiyor ya, diyor ki, bu kadar da olmaz ya diyor. Bu doğru değil diyor. Bak bu kadar da olmaz diyor, bu doğru değil diyor. Ayrıştırıyor o. Yani hep söylerim, Hüseyin'in kayınpederiydi, Allah rahmet eylesin. Ahmet Duran abi vardı, Sivas'ta böyle toplantı yapıldı, istişare yapılıyor, Çermik'te, sıcak Çermik'te. Sivas'ta problem var, problemin ne olduğu konuşulacak. Usta Efendi, topla oğlum bunların hepsini, bir istişare et, emredersiniz efendim. Sivas'ta ne kadar, ne akip, ne gabbat, çavuş, ne varsa hepsini topladım Çermik'e. Çermik'te topladım, ayıp söylemesi. Yemek görüyorum, hem bir de mevzuyu konuşturuyoruz orada. Şeyh Efendi, dinliyor sadece.
Ben de, problemli olanları dinliyorum. Şeyh Efendi, orada oturuyor. şimdi birisi, Ahmet Duran abiyi şikayet ediyor. Diyor ki, efendim, Ahmet Duran diyor ki, diyor, benim şeyhim zamanın kutbudur, onun üstünde başka bir tane daha şey yoktur. Bu söylenir mi efendim, diyor. Ben içimden diyorum ki, Duran abi, sus. Konuşmana gerek yok. Hani bunlar kalbindeki nifa döküyorlar. sen konuşma, sen sus. İçimden ona boyuna, tabiri caizse, yalvarıyorum konuşma diye. Bakıyorum, ben bakıyorum ona, hani sus, konuşma diye, ondan sonra, öbürki diyor ki, seni çok methediyor. Öbürki diyor ki, her şeyi sana sormak istiyor. Bakın, birisi kuvvetli ya orada şimdi.
Diğerlerini, turnusol kağıdı gibi meydana çıkarıyor. Duran abi, içimden yalvarıyorum, sus, işaret ediyorum, sus. Duran abi dayanamadı. Efendim, ne yaptıysam dedi, ne olmuş yani sizi meddettiysem dedi, ben öyle inanıyorum dedi. İşte, daha konuştu, onunla sonra, şeyh efendi de, bundan önce, tabiri caizse, kinaya yapıyor. Böyle dönüyor şimdi, onun öyle bir tavrı. Ahmet Duran, neden böyle diyorsun, diyordu şimdi ona. Sanki, hani, şeyh efendi, o biraz anlamıyor, şeyh efendi, o söyleyenleri destekliyormuş gibi anlıyor. Halbuki şeyh efendi, o da turnusol kağıtlık yapıyor. Ha, neden böyle diyorsun, böyle söylerken, bak, bunlar bu kadar sevmiyorlar.
Bu kadar da aşık değiller. Hani, kinayesine söylüyor, sen neden bu kadar aşıksın gibisin lan. Velhasıl kelam, tabi, iş orada biraz sonradan, Ahmet Duran ağabeyinin aleyhine döndü. Sonra Duran ağabey dedim, ne yapmak konuştun dedim ya. Konuşmak zorunda mısın, demedim mi sana konuşma diye. Dedim, işaret ettim, ne konuştun? Ya oldu, dayanamadım Mustafa Efendi. Velhasıl kelam, bir şey, birisinde kuvvetliyse, diğerlerini bozar o. Diğer halleri de bozar. Yani, bir kimse, oruçta kuvvetli, öbür oruç tutmayanlar, ona bakar, bozulurlar. Ya onu gıpta edecekler, onu örnek alacaklar, onlar da oruç tutacaklar, ya da bozulur. Ben böyle yapamam ya der.
Veyahut da Allah'ı çok zikrediyor, bir yer, bir topluluk, diğeri bakar ona, bozulur ondan. Yani, o çünkü kuvvetli. Aynı şeydir bunlar. Yani, Allah'ı zikir, kuvvetlidir. Allah'ı zikir, kuvvetli olunca, yapmayanlar, yapamayanlar, gönlü kafir olanlar, bozulurlar. Hatta bakar, ya ne alakası var? O toplanıyorsun, Allah'ı zikrediyorsun, gidiyorsun. Ben yapamayacağım, dersimi iade eder misin? Tabi, buyur. Veyahut da bakar, böyle harere gurele koşuyoruz ya biz. Ya böyle koşmanın ne anlamı var? Bir sürü cemaat var, tarikat var, oturuyorlar, derslerini yapıyorlar, bitiyor. Burası bize göre değil. Sen evinde otur. Oturur evinde. Bakın, o yüksek oktanlı bir şey, diğer o alçak noktanlı olanları ne yapıyorlar?
Bozar, meydana çıkarır. İşte Allah'ın zikri de, Allah'ın zikri öyle bir yüksek oktanlıdır ki, öyle yüksek bir ibadettir ki, ben her zaman derim öyle, seçilmişlerin ibadetidir. Seçilmişlerin. Öyle olunca, diğerlerini bozar. adam normalde, önceden Ebu'l-Hikem olan Ebu Cehil gibi, bozdu onu. Ne yaptı? O hikmetin babası gibi görünüyordu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zuhur edince, bozdu onu. Ebu Cehil oldu, çıktı meydana. Turun sol kağıdı gibi. Veyahut da bir başkası, çok cesaretliymiş gibi göründü. Hendek savaşı bozdu insanları. Ne yapacaklarını bilemediler. Veyahut da çok cesaretli gibi görünüyorlardı.
En son Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Bizans'ta savaşa çıkınca, kimisi hurmalını düşündü, kimisi hatunu düşündü. Kimisi hava çok sıcak dedi, kimisi ölmeye gidiyorsunuz dedi. Onlar da kaldılar. Bakın bunlar da sahabeydi. Zor veya büyük bir şey, oyunu bozdu. O kimseleri dağıttı. Allah Resulü galibiyette gelince, münafıkların hepsi de morardı. Bakın münafıklar ne yaptılar? O savaşa katılmadılar. Ne zaman zorlu bir savaş var, o münafıklar gitmedi. Ne zaman zor bir şey var, münafıklar geri kaldılar. Kafirler zaten gelmiyorlar. Bakın o yüksek oktanlı bir ibadet, o günkü zor olan bir şey, onun gerçek kimliğini meydana çıkardı. Hani ülke 28 Şubat'ı yaşıyor, 28 Şubat'ta insanların gerçeğinin ortaya çıkması gibi.
Ben işimden mi olacağım? Mustafa abi bizi topluyor. Biz atılırsak memuriyetten, biz ne yapacağız? Mustafa abi mi bizim evlerimize bakacak? Veyahut da işte biz içeri atılırsak, bizim çeklerimizi Mustafa abi mi ödeyecek? Başımıza bir şey gelirse, bizim dükkanımızı Mustafa abi mi açacak? Buna kime söylüyorlar? Şeyh Efendi'ye söylüyorlar. Neden? Biz zikrullaha devam ediyoruz çünkü. Zikrullaha devam ettiğimiz için, onlara acı geliyor bu. Onlara normal gelmiyor. Zikr alakasına gelmiyorlar, toplantılara gelmiyorlar. Gelmedikleri gibi ne yapıyorlar? Bir de Şeyh Efendi'ye şikayet ediyorlar. Hani toplanmaya devam ediyor. Hani anlatıyorum ya, ömredeyiz yan yanıyız, telefon açıyorlar.
Efendim burada baskı var, dersleri tatil edelim mi? Edin. Efendim burada baskı var, polisler kapının önünden geçti. Birisini hiç unutmuyorum. Efendim polisler kapının önünden geçiyor, birkaçtır. Dersleri iptal edelim mi? E tabi et, edin, ediyor. O öyle dediğinde, biz polislerle aşırı neşir oluyorduk. O zor, onu çizgiden dışarı çıkarıyor. Zor zaten zamanda insanın imtihanı. İşte normalde zikrullah da, bu manada, insanların gerçek mahiyetini, gerçek yüzünü orta yere çıkarır. Çünkü en büyük iştir. Kafirin kafirliğini zikrullah'tan bilirsin. Münafığın münafıklığını zikrullah'tan bilirsin. Fasığın fasıklığını zikrullah'tan bilirsin.
Müminin müminliğini zikrullah'tan bilirsin. Aşığın aşıklığını zikrullah'tan bilirsin. Zikrullah alakasında bilirsin bir de. Bir de zikrullah alakasında bilirsin. Geleni de görürsün, gelmeyeni de görürsün Allah gösterirse. Sımsıkı duranı da görürsün, gevşek duranı da görürsün. O halakada bakarsın, kimisi arka saflılarda, kimisi ön saflarda. Kimisinin kıyafeti, normal kıyafetinin dışında. Herkes bir haydarı, bir sarıkla gelir. Manada başka görünür o. Manada öyle görünmez. Burada en arkada oturuyordur. Burada en arkada oturuyordur. Sen onu en arkada oturuyor zannedersin. Manevi halakada en öndedir. Manevi, burada halakada en öndedir.
Ama manevi olarak en arkadadır. Zikrullah halakası bu manada herkesin turnusol kağıdı gibidir. Turnusol kağıdı gibi. O yüzden mesela zikrullah halakasına kafir devam edemez. Zikrullah halakasına münafık devam edemez. Zikrullah halakasına fasık devam edemez. Yani fasık hepimiz günah içeceğiz. Ama günahta ısrar eden, orada ısrarlı yürüyen kimse. Çünkü zamanla onun kalbi kararır. Zamanla kalbi kararacağı için devam edemez o. Zikrullah halakası temizlere ait bir şeydir. Şimdi diyeceksiniz ki ya biz temiz miyiz? Değilsiniz. Burada temizleniyorsunuz. Ama özde temiz olmayan zikrullah halakasında duramaz. Bir şey vesile olur ona.
O birisini böyle eleştirerekten gider. Birisine bir şey söyleyerekten gider. Ben içimden şunu derim. Sen gerçek manada Allah'ı zikretseydin Allah da seni zikrederdi. Allah seni zikretmiş olsaydı sen o halakada ölünceye kadar dururdun. Şeyhler gelir geçer, zakirler gelir geçer. Gelir geçer bunlar. Zikrullah halakası kalıcıdır Adem'den beri. Abdullah Efendi geçti. Ondan önce Mustafa Efendi geçti. Ondan önce kim? Alaydar Efendi geçti. Ondan önce kim? Hacı Bekir Baba. Geçti. Sen neredesin? Sen halakayı zikrullah'ta mısın değil misin? Sen halakayı zikrullah'ta değilsen, sen kaybedenlerdensin.
Sen kaybedenlerdensin. Sen kaybedenler kulübüne aitsin. Kazananlar kulübüne ait değilsin. Sebep, hepimiz için geçerli bu. Benim için de, sizin için de, hepimiz için geçerli. Son nefesine kadar zikrullah halakasında mısın değil misin? Son nefesine kadar bir üstada el tutmuşsun. Kimse kim üstadın? Sen onunla beraber misin değil misin? Vefat edecek, herkes vefat edecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de zahiren vefat etti. Herkes gitti, Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e biat etti. O vefat etti, Hz. Ömer'e biat etti. O vefat etti, Hz. Osman'a biat etti. O vefat etti, Hz. Ali Efendimiz'e biat etti. O vefat etti, Hz. Hasan Efendimiz'e biat etti.
Orada ip koptu. Sonra bir kısmı, Hz. Hüseyin Efendimiz'e biat etti. O da maneviydi. Devlet başkanlığı değildi. İp orada koptu. Ondan sonra manevi yürüdü iş. Devlet başkanlığından hariç. İyi, hepsi de birbirine biat ettiler sonradan gelene. Sen neredesin? Abdullah Efendi vefat etti. Kimsenin, şeyhin yok. Böyle söyleyince kızıyorlar. E onun kılıcından, kınından çıkmış kılıç gibidir. Mustafa Efendi öyle değil miydi ki? O zaman gerek yoktu Abdullah Efendi'ye. Hacı Elaydar Efendi öyle değil miydi ki? Gerek yoktu Mustafa Efendi'ye. Hacı Ebebikir Baba öyle değil miydi ki? Gerek yoktu o zaman.
Ahizkallığa Ali Efendi'ye. Ha demek ki öyle değil. Yol o değil. Adap o değil. Ya hata sende kardeşim. Sen bir mürşidi kamil bulmaktan uzaksın. Sen çünkü zikrullaha tam bağlanmamışsın. Zikrullaha sımsık yapışmamışsın. Sen o tarikat-ı silsileye sımsık yapışmamışsın. Yapışmış olsaydın, senin yolun bir mürşidi kamile uğuracaktı. Eksik değil ya. Eksik değil. Kıyamete kadar var olacak. Kıyamete kadar var olacaksa, senin yolun onlardan olmamış. Kesilmiş senin yolun. Sen bir edebe mugayir iş yapmışsın. Sen hatalı davranmışsın. Sen eksik ve noksan davranmışsın. Sen yanlış yapmışsın bir yerde, senin yolun kesilmiş. Manen gidiyorsundur.
Beni ilgilendirmez. Sen bir mürşide bağlanacaktın. Bir mürşide intisap edecektin. Etmedin, o zaman yolun kesildi senin. İşte zikrullah halakası ve zikrullah böyle turnusol kağıdı gibidir. İnsanın gerçeğini ortaya koyar. Gerçeğini. Hepimiz ölüp gideceğiz. Şeyh'im ölüp gittiği gibi ben de öleceğim gideceğim. Muhakkak bir üstada intisap edeceksiniz. Bu sohbetlerimi unutmayın. Şunu demeyin. Ya ben Mustafa Efendi'ye intisap ettim. Başka bir kimseye etmem. Doğru değil bu. Bu doğru değil. Muhakkak ne yapacaksınız? İstihara yapacaksınız. İstihara yapacaksınız. İstişare yapacaksınız. Gideceksiniz. Bir üstada bağlanacaksınız. Eğer birisini işaret etmezsek. Muhakkak.
Veyahut da büyükler toplanacaklar. Diyecekler ki bizim yanımızda böyle konuşuldu, şöyle konuşuldu, şu yapıldı, bu edildi. Bunun istikameti bu diyecek. Paylaşıyoruz çünkü. Bu tip şeyleri. Ne yapacaklar? O istişarenin sonucunda intisap edecekleri yere intisap edecekler. O zaman o zikullah halakasının nuru, zikullahın nuru ve mürşidi kamilin manevi feyüzatı ve nuru senin üzerinde devam edecek.
Eğer ki Adem'den sonra, Adem'den sonra peygamberlik nuru şu aybe, şite geçti. Eğer şite değil de, yani bu mümkün değil zaten de ama Allah'ın takdiri bu, katil olan oğluna geçmiş olsaydı bütün müminler gider ona intisap ederdi. Ama peygamberlik mührü ve nuru direkt Adem Aleyhisselam'dan şite Aleyhisselam'a geçti. Bakın o peygamberlik nuru gibi, onun gibi değildir ama onun gibi velilik, mürşidi kamillik nuru vardır.
O nur ile o kimse nurlandı ise, o nuru tanıyan kimse gider ona intisap eder. Gider ona intisap eder. Bu kimin üzerinde tecelli ederse etsin. Gider ona intisap eder. Bunu tanımıyorsun, bunu bilmiyorsun. Henüz daha 5. 6. Esma'ya gelmemişsin. O zaman Şeyh Efendi'nin tabiriyle, Mustafa Efendi oğlum rüyalarında gördükleri üstada gidip intisap etsinler. Bu Şeyh Efendi'nin bana vasiyeti. Gidersin rüyanda gördüğün kim ise ona intisap edersin. Sımsıkı bağlanır, zikrullahına ve zikrullah halakasına devam edersin. Böylece bu yol bitecek bir yol değil çünkü. Kıyamete kadar kapısı açık bir yol. Kıyamete kadar. Ve zikrullah halakaları kıyamete kadar olacak. Kıyamete kadar.
Ne zaman ki kıyamet artık ertesi gün, ertesi gün kopacak. Evet o ehl-i zikre böyle bir dumanımsı bir şey olacak. Hepsi de sabah namazı vaktinde canlarını teslim edecekler. Kıyamet müminlerin üzerine kopmayacak. Kıyamet müminlerin üzerine kopmayacak. Ehl-i zikrir, ehl-i zikir o sabah namazında namaza kalkıp Allah'ı zikredenlerken nefesleri alınmış olacak. Kimisi secdede, kimisi kıyamda. Kimisi rükuda, kimisi zikullahta tefekkür ederken, Allah'ı zikrederken nefeslerini alacaklar. Ve geride kalanlar mümin değil.
Onlar diyecekler ki ne uzun bir gece. Sabah olmak bilmedi. Ne uzun bir gece. Sabah olmak bilmedi diyecek. O yüzden sabah namazı, namazların içerisinde en önemli namazlardan birisidir. Hadis-i şerit Allah Resulü ne diyor? O münafıklar sabah ve yazsı namazını kılmazlar. Münafıklar sabah ve yazsı namazını kılmazlar. Münafıklar Allah'ı da az zikrederler. Bu da önümüzde kaftanın dersi. Bu da münafık kalbiyle alakalı. O zaman kafirin kalbi ne? Zikre düşman. Kafirin kalbi zikullaha düşman, zikir halakasına düşman, Allah'ı zikredenlere düşman. Bu kafir kalbi. Ve o kafirlerin kalpleri de tövbe edip geri dönmezlerse, onlar da kendi içlerinde kafirlik şedidleri var. Mesela bir kısmı için Cenab-ı Hak ayeti kerimde diyor ki, onlar hani tövbe eder, geri dönerlerse, Allah onları affeder.
Eğer geri dönüp affet, affolmayacak olanlar da var. Onlar kafirliklerinde o kadar şedid, o kadar şedid şeyler yapmışlar ki, hani ayeti kerimede onların gözleri ondan sonra hani kördür, görmezler, kulakları sağırdır, duymazlar, onların kalpleri mühürlenmiştir der. Onlar kafirliklerinde şedid olanlar, şedid bir şekilde kührün içerisine girenler ve Ümmet-i Muhammed'e Müslümanlara zulüm edip, Ümmet-i Muhammed'e Müslümanlara zulüm ettiği zulümlerinde şedidliğe çıkan kimseler.
Allah muhafaza eylesin. İşte la ilahe illallah diyenlere düşmansa bir kimse, evet o kafirin ta kendisidir. La ilahe illallah, yani Allah'tan başka ilah yoktur dediği halde ona düşmanlık yapıyorsa bir kimse, evet o kafirdir, başka bir şey değildir ya da münafıktır, önemli değil. O yüzden kafirler, ayeti kerimede en amayet bir, kafirler bir takım putları Rab'lerine denk tutarlar.
Demek ki kafirler ne yapıyormuş? Bir takım putları Allah'a denk tutuyor. Daha doğrusu kendi Rab anlayışlarına göre, kendi Rab'lerine diyor çünkü, denk tutuyorlar. O zaman o kafir ne yapıyor? Senin zikrine, senin imanına, senin hamdine, şükrine, normalde karşı, bir de sen onun yanında Allah'ı zikredince, onu ne yapıyor? O artık nefret ediyor. Ama onun istediği bir şeyi zikredersen, ayeti kerimenin sonu öyle ya, hani onların putlarını zikredersen, put, Bu normal, işte, lat, uzza, menat, putu, zahiri put da olabilir, veyahut da güç, veya para, veyahut da şehvet, bunlar da hepsi de kalbi putlardır. Bir kimsenin yanında para muhabbeti yap, çok hoşnut.
Ama Allah muhabbeti yapınca, yüzü asıldı. Bir kimsenin yanında siyasetten konuş, makamdan konuş, mevkiden konuş, çok mutlu. Ama yanında Allah'tan konuşunca, mutsuz, o sohbetin bitmesini istiyor. İşte onun da ne oldu? Makam onun putu oldu, mevki onun putu oldu, dünya onun putu oldu, dünyayı sevmek onun putu oldu, para onun putu oldu. Onun yanında bunlardan bahsedince, o hoşnut oluyor. Ama sen ona Allah'tan, Allah sevgisinden, Resulullah'tan, Resulullah sevgisinden, sünnet-i seni'ye tabi olmaktan bahsedince, o rahatsız oluyor. Bundan nefreti makamına geçiyor hemen. İşte onun gerçek yüzü o. Ben bazen sohbette diyorum ki, birisi yanında gıybet etti. Sen ona de ki, gıybet etme kardeşim haram, seninle dostluğunu keser diyorum.
Neden? Gıybetten besleniyor. Gıybet onun çünkü, içini dışını işlemiş. Ona de ki, gıybet etme, o senden hızla uzaklaşıyor. Veya heves konuşulan bir yerde, Kur'an'a sünnete döndürmeye çalış muhabbeti, seninle arkadaşlığını kesiyor. En-Am 29, onlar dünyada hayat ancak yaşadığımız şu dünya hayatından ibarettir.
Biz öldükten sonra bir daha diriltilecek değiliz demişlerdi. Yani o ayeti kerimede, az önce de geçiyor ya, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri nefret eder. İşte ayeti kerimede de, onlar bu sadece dünya hayatına kabul ediyorlar. Ahireti kabul etmiyor. Ahireti kabul etmediği için, onun yanında zikirden, namazdan, oruçtan, abdestten, İslam'dan bahsedince, nefret ediyor senden hemen. Bir de bahaneleri de çok. Sen böyle anlatmaya çalışıyorsun, başlıyor. Şunlar gibi mi olacağınız, bunlar gibi mi olacağınız, şöyle misiniz, böyle misiniz, şu musunuz, bu musunuz, şucu musunuz, bucu musunuz? Yok canım kardeşim ya biz Müslümanız, ehli zikiriz. Allah'ı zikrediyoruz biz. Biz ocu bucu değiliz, öcü de değiliz.
Biz de insanız. Allah'ın kulu, Hz. Muhammed Mustafa'nın ümmetiyiz. Kur'an ve sünneti kendimizi ölçü etmişiz. Allah'ı severiz, Resul'ünü severiz. Alimleri severiz, mürşitleri severiz, dervişleri severiz, zikredenleri severiz, eşimizi severiz, çocuklarımızı severiz, arkadaşlarımızı, dostlarımızı, mümin olanları severiz, vatanımızı severiz, milletimizi severiz. Biz de insanız, biz de Müslümanız. Bu toprakların da gerçek sahibiyiz. Evet, sizden ne vatan düşüncesi var, ne millet düşüncesi var, ne Kur'an düşüncesi var, ne sünnet düşüncesi var. Cebinizde bir sürü pasaport, bir sürü kredi kartı, bir şey olmuş olsa her biriniz bir yerde soluklanırsınız. Bu vatanı savunacak olan gene bizlere düşer.
Kiminiz dönme çocuğusunuz, kiminiz onun bunun çocuğusunuz, başka bir şey değilsiniz. Evet, siz çeker gidersiniz. Dedeleriniz gibi ya da evlerinizden dışarı çıkmazsınız. Vatanı savunacak olan, memleketi savunacak olan yine bu insanlar olur. Ehli zikir olur. Ehli zikir olur. Başka kimse olmaz. Varıp da bir sebahtayı isten, bir dönmeden hayır bekleyen zaten ölü gözünden yaş beklesin. Parasını, kasasını, masasını, makamını düşünen vatanı mı düşünecek? Onlardan vatanı düşünecek olmaz, düşünmezler. Onların vatanı düşüneceklerini düşünüyorsan ölü gözünden yaş bekle. Bu kadar basit.
Biz ama hani Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri diyor ya, Osman Ali'yi 500 yıl boyunca kafirlerin karşısında dimdik ayakta tutan, camilerin arkasındaki tekkelerden yükselen Allah Allah nidalarıydı diyor. Yine Allah Allah nidaları ayakta tutacak, ülkeyi, memleketi, vatanı. Yine Allah Allah nidaları ayakta tutacak. Yine bu vatanı, bu memleketi, bu ülkeyi kurtaracak olan, direnecek olan onlar. Yoksa öbürkü yazın Antalya'da oyun gün tatiline bakıyor. Yoksa gidiyor çeşmede, kuşadasında tatiline bakıyor. Heva hevesine bakıyor, şeytaniyete bakıyor. Gideyim bir yerden bir makam elde edeyim de oradan parayı hüpleteyim diye bakıyor. Gidiyor oradan buradan, belediyeden, devletten oradan buradan ne kadar çalarım, ne kadar tırtıklarım, ne kadar bedava geçinirim, ne kadar zengin olacağıma bakıyor.
Dünyayı kendisine ilah edinmiş. İşte onlar Allah'ın zikrine karşı geliyor. Onlar fi sebilillah, Allah için koşuşanlara karşı geliyorlar. Onlar, çünkü neden? Bozuyor o onu. Yani insanlar o hale gelmiş. Müslüman bir cemaat, bir tarikat sahibi oradaysa onu şöyle görmek istiyor. Para isteyen, dilenen, böyle kendince ona muhtaç, onun söylediklerine emrine girecek bir kimlik pozisyonu alıyor.
Değil kardeşim. Biz gerçekten Allah'ı zikreden bir topluluğuz. Allah'tan başa hiç kimseye boyun eğmeyiz. Biz gerçekten fi sebilillah toplanıp, fi sebilillah Allah için birbirini seven ve Allah'ı zikreden bir topluluğuz. Senden para da istemeyiz, pul de istemeyiz, mal da istemeyiz, mevki de istemeyiz, belediyeden iş de istemeyiz, devletten ihalede istemeyiz. Yerin dibine batsın sizin makamınız, mevkiniz. Bizi hiç ilgilendirmiyor. Bizi hiç ilgilendirmiyor. Biz fi sebilillah toplanıp, Allah'ı zikreden bir topluluğuz. Böyle yürüyeceğiz. Bundan taviz vermeyeceğiz. Böyle yürüyeceğiz. Biz iş bulma kurumu değiliz. Biz eş bulma kurumu da değiliz. Biz zengin olma kurumu değiliz.
Dergaha gidersen zengin olursun. Biz öyle bir dergah değiliz. Öyle bir yer değiliz biz. Biz fi sebilillah, hiç menfaatsiz, Allah için birbirlerini seven, Allah için Allah'ı zikredenlerdeniz. Böyle olmaya devam edeceğiz ki, arşalanın gölgesinde gölgelenelim. Böyle olmaya devam edeceğiz ki, Allah'ın gölgesinde gölgelenelim. Eğilmek yok, bükülmek yok. Herhangi bir kimseden bir şey istemek yok. Bütün evler zikrullah. Bütün evler semahane. Bizim için her yer tekke, her yer semahane, her yer zikrullah alanı. Bizim bu konuda hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Namerde boyun eğecek, vefasıza boyun eğecek, südü bozuk, kanı bozuklara boyun eğecek noktada değiliz elhamdülillah.
Çünkü Allah'ı gerçekten zikrullah ediyorsan, Allah'ı gerçekten zikrediyorsan, Allah'tan başka hiçbir şeye ihtiyacın yok. Allah'tan başka hiçbir şeye ve hiçbir kimseye ihtiyacın yok. Biz gerçek manada, Allah bize yeter diyenlerdeniz. Öyle diyorsan gerçekten, hiçbir şeye ihtiyacın yok. Hiçbir şeye. Hiç kimseye el açmana gerek yok. Hiç kimseye boyun bükmene gerek yok. Hiç kimseye aman efendim demene gerek yok. Allah sana yeter. Sen Allah'ı zikret. Sen Allah'ı gerçek manada zikredersen, O da seni zikredecek. O seni zikrederse, senin neye ihtiyacın varsa, O görecek, O buna kefil. Hatta zikrullah'tan kendine bir şey istemese, hadisi kutsu böyle, zikrullah yapmaktan kendine bir şey istemese, kendine dua edemese, Allah onun neye ihtiyacı varsa görür der.
Biz o Allah'a iman ettik. O yüzden Allah'ı zikir en büyük iştir. Allah'ı gerçek manada zikrediyorsan, Allah sana yeter. Allah sana yeter. Sen ne diyor hadis-i şerifte? Bana Allah'tan başka hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğine söz ver, sana cenneti söz vereyim. Ayakkabının bağı dahi olsa, başka hadis-i şerifte Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e ne diyor?
Kırbacın düşse dahi, koca emirel müminin devesinden iniyor, kırbacını kendisi alıyor. Diyorlar ki ya emirel müminin bize söyleseydin, biz alsaydık. Hem arkadaşım, hem dostum, hem peygamberim olan Hz. Muhammed Mustafa bana böyle dedi diyor. Dedi ki, hiç kimseden hiçbir şey istememeye söz ver. Kırbacın dahi düşse, kırbacın dahi düşse, kırbacını dahi isteme. O yüzden Allah'ı gerçekten zikreden topluluklar, şahıs, hiç kimseden hiçbir şey istemez ve dilenmez. Öyle dervişlerin arasında zekat toplamaya çıkmaz. Öyle zekat memuru tayin edip, dervişlerden işte ortalıktan zekat toplayın demez. Sadaka toplayın demez. Demez. Demez.
Allah ona yeter çünkü. Allah ona yeter. Allah'ın yetmesi demek maddi manevi her şeydir. Her şey maddi manevi. Öyle iman edin. Allah her şeye yeter çünkü. Allah'ın yetmediği hiçbir şey yoktur. Sen dost doğru zikret dost doğru dua et dost doğru iste. O senin ayağına getirir her şeyi. O senin ayağına getirir her şeyi. Her şeyi. Sen Allah'ı zikret. Her şeyi sana hizmetkar eder. Taş da hizmet eder, ağaç da hizmet eder. Ot da hizmet eder, toz da hizmet eder. Her şey sana hizmet eder.
Sen yeter ki Allah'a hizmet et. Sen yeter ki Allah'ı gerçekten zikret. Sen yeter ki kalk seherde yarabbide. Sen onu söylediğinde, o seher vaktinde ama karşında, ama kalbinde söyle kulun diyecek. İste. Benden iste. Ben senin Rabbinim. Ben senin Rabbinim. İste. İsteyeceğini. Bugün sana istediğin her şey verilecek. Evet. Bugün sana istediğin her şey verilecek. ne istiyorsan iste. Ne istiyorsan iste. O öyle bir Allah. Böyle tanımayanlar. Çünkü Allah'tan uzak. Çünkü kalbi Allah demekten uzak.
Çünkü kalbi Allah, Allah nidallarıyla titremiyor. Hani diyor ya ayeti kerimede. O müminler ki Allah anıldığında kalpleri titrer. Bundan uzak olan kalbi titremiyor. Allah'ı tanımıyor. Allah'ı bilmiyor. Allah onun gönlüne tecelli etmemiş. O diliyle La ilahe illallah derken kalbi Muhammed'in Resulullah demiyor. Allah esmasını çekerken bin Allah oradan, bin Allah kalbinden. Allah Allah Allah … derken o kimse kendinden geçmiyor. Allah'ın zikrini kalbinde duymuyor. Allah'ın zikrini kalbinde duymadığından dolayı ona buna ota çöpe boyun eğiyor. Evet. Allah'ı zikir en büyük iş.
O da seni zikredecek. Bu büyük bir şey. Bu büyük bir şeref. Bu büyük bir makam. Bundan daha büyük makam arama. Sana ister şeyh desinler, ister mürşid desinler, ister pir desinler, ister zamanın kutbu desinler. Sen kalbinde Allah'ın zikrini duymuyorsan, kalbinde Allah'ın sesini işitmiyorsan, o Allah'ın sesine, Allah'ın tecelliyetine mahzar olmadıysan, o hitaba erişmediysen, sana bu dünyada ne derlerse desinler.
Sana ne olacak ki? İstediğin lakabı söylesinler sana. Kalbine bak kalbine. Seher vakti kalk, namazını kıl, başla, la ilahe illallah demeye. Kalbini tefekkür et. Kalbini tefekkür et. Gör kendi halini. Bunu bir gün de yakalayacağım diye uğraşma. Çocuk dokuz aydı doğuyor. Bir gün de yakalayacağım diye uğraşma. Ne dedi Allah Resulü? Kırk gün. Sabah namazına kalkıp Allah'ı zikreden. Kırk gün dedi. E sen otuz beşinci günle yıkılıyorsun. Sen daha başlıyorsun, beşinci gün yıkılıyorsun.
Sen daha başlıyorsun, üçüncü gün yıkılıyorsun. Dördüncü gün sabah namazı gene yok. Evet, biz Şeyh Efendi'ye sorduk. Zaten o da kalktığınızda kılın fetvasını verdi. Hadis-i Şerif'te varmış. Ne yapalım ya? Kalktığımızda kılalım. Tamam mı? Kalktığında kılmaya devam et sen. Onu da bekleme ama. Onu da bekleme. Öyle yalanla, yeminle, gıybetle olacak bir şey değil. Öyle hatunu dövmekle, sövmekle olacak bir şey değil. Öyle çoluğuna, çocuğuna zulmetmekle olacak olan bir şey değil. Ya ip gibi olacaksın. İşte Allah'ım bizi onlardan eylesin. Kafirler Allah'ın zikrinden uzak dururlar. Kaçarlar. Bakın, bu ister eşiniz olsun, ister çocuklarınız olsun. Bunlar acı şeyler. İster senin eşin olsun.
Sen de ki hadi zikrullaha gideceğiz. Gelmiyor. Reddediyor. Değil mi? Bu acıdır bu ayeti kerimeler. Bakın ayeti kerimeler acıdır. Benim sohbetim de acıdır. Zikrullaha düşman eşin acıdır. Bunu gör. Bunu gözlemle. Zikrullaha düşman çocuğun var. Bunu gör ve gözlemle. Allah kimseyi eşinden ve çocuklarından imtihan etmesin. Zordur. Sen arkadaşım, dostum, kardeşim dersin. Hadi zikrullaha de. Hadi zikrullaha de.
Bakın zordur. Zordur. Ayeti kerime böyle. Kafirlerin zikrullaha düşman kafirler. İyi. Kim düşman? Yanındaki eşin. Kim düşman? Çocuğun. Kim düşman? Komşun. Kim düşman? Dostum dedin. Arkadaşım dedin kimse. Ne acı. Ne acı, ne acı. Bir sürü bahane de duyabilirsiniz. Ben 38 yıldır dinliyorum çünkü bahaneleri. Şeyh Efendi'nin zamandı da aynıydı. Şeyh Efendi'nin zamandı da.
Oho. Yani benim yanımda konuşamıyorlardı. O şeyh değil, o mürşid değil. Onun icazeti yok. Ona görev verilmedi. O böyle kendi kafasından çıktı. Ya hadi Allah'ı zikret kardeşim ya. Yürü. Yok ben gelmeyeyim. Yürü Allah'ı zikret. Ben müsait değilim. Oğlum cünüptahi olsan Allah zikredilir. Gel. Cünüptahi olsan Allah zikredilir. Cünüptahi olsanız Allah zikredilir. Allah'ı zikretin en büyük iş çünkü. Hiçbir serenamiye ihtiyaç yok. Birine dedim. İyi al şu tesbih dedim. Başta la ilahe illallah, la ilahe illallah demeye başlayalım. Hadi dedim. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Demiyor adam la ilahe illallah. Tesbih aldım.
La ilahe illallah demeyen bir kimse kafirdir dedim. Böyle baktı. Ne bakıyorsun dedim. Seni Allah'ın zikrine, seni la ilahe illallah demeye davet ettim dedim. Başka bir şeye değil. Bir insan la ilahe illallah demez mi? Müslümansan la ilahe illallah de çıkışın içinden. Ama turnu sol kağıdı gibi. Gösterecek ki onu kendisine. Bak dedim la ilahe illallah diyemiyorsun. Dedim la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyemiyorsun. Böyle gidersen kafir olarak olacaksın. De dedim ya de şimdi utanma çekinme. Böyle duruyor. La ilahe illallah dedim ben şimdi. Böyle kaldı. Ben öyle söylüyorum. O gene nutku tutulmuş vaziyette.
Dedim Müslüman olduğunu beyan et. Eşhedü ve la ilahe illallah. Ve eşhedü ve ne Muhammeden abduhu ve Resuluhu. Bunu söyle dedim ya bunu söyle. Söyleyemedi. Dedim İslam'ın emreti telkini yaptım sana dedim. İslam'ın emreti telkini yaptım. Bundan sonra dedim benden sonra dedim ben buradan gideceğim. Sen dersin demezsin bilemem. Ama bu halde ölürsen kafir olarak öleceksin dedim. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah'ı tanımayanlar, Allah'ı bilmeyenler, Allah'tan uzak olanlar, onlar Allah'ın zikrinden kaçarlar. Allah'ı zikretmezler. Allah'tan uzak olanlar, bu konuda kalpleri örtülmüş olanlar, gözleri örtülmüş olanlar, kulakları tıkanmış olanlar, Allah muhafaza eylesin.
Allah'tan uzaklaşırlar, kaçarlar. Tirmizi de hadis-i şerif. Allah'ı unutarak lüzumsuz konuşmalara dalmayın. Çünkü Allah hatırlanmadan yapılan uzun uzadıya konuşmalar kalbi katılaştırır. Allah'tan en uzak olan kimse kalbi katı olandır. Yani Allah'ı zikirden uzaklaşırsanız kalbiniz katılaşır. Kalbi katılaşan kimse de Allah'tan en uzak kimisi olur. Kıymetli dostlar, la ilahe illallah demeye devam edeceksiniz. Kendi kendinize farklı böyle esmalar üretmeyin kafanızdan. Kendi kendinize zikirler üretmeyin kendi kafanızdan. Tevhide devam edin. La ilahe illallah zikri, zikrullah'ta en eftal olanıdır. Ve Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de iki yerde La ilahe illallah zikrini bize telkin eder, tavsiye eder, söyler.
Birisi nedir? Birisi Muhammed Suresi ayet 19'dadır. Bil ki Allah'tan başka ilah yoktur der. O yüzden normalde ikincisi de ne? Saffat Suresi ayet 35'tedir. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur denildiği zaman o kafirler, büyüklük taslarlar ve bu kelime-i şehadeti, bu tevhidi söylemezler. Allah'ı zikretmezler. La ilahe illallah demezler. Ona bunu söyle dendiğinde söylemezler ki bu da onların kafir olduğunun göstergesidir. Rabbim cümlemizi affeylesin. Amin. Cümlemizi muhafaza eylesin. Amin. Cümlemizi Muhammedi ümmetinden eylesin. Amin. Kendine kul eylesin. Amin. Habibine ümmet eylesin. Amin.
Allah'ı her daim zikredenlerden eylesin. Amin. Allah'ı her daim hamd edenlerden eylesin. Amin. Tövbe edip günahlarından sıyrılın, temizlenenlerden eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi salih kullarıyla beraber eylesin. Amin. Bizleri de salihlerden eylesin. Amin. Önzübillahimineşşeytanunrecim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftal zikir fâlemennehu. Lele ilahe illallah. El-Fatiha ma salavat Allah'ı ümmet salli ala seyyidine Muhammedin ve ala Ali Muhammed. Amin.
Ecmain. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi