(NASİHAT/16) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 15.02.2024
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 16 Şubat 2024 · 1:04:05
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip, hakkında mücadele eden, batıl, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünneti seni sımsık yapışanlardan eylesin. Amin. Hayatının her alanında Kur'an ve sünneti uygun bir hayat nasip eylesin inşallah. Amin. Rabbim Filistin'de, Çin'de, Doğu Türkistan'da, Irak'ta, Suriye'de, dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanlara yardım eylesin.
Amin. Zulmedenleri kahri perişan eylesin. Amin. Zulmedenleri dağıtsın. Amin. Zulmedenleri birbirlerine düşürsün. Amin. Rabbim cümlemizi aff-i mağfiret eylesin inşallah. Amin. Geciktiğim için hakkınızı helal edin. Allah'ım dağıtsın inşallah. Amin. Sıkıntılarım var. Ölümlü sıkıntılar. Küçük çaplı ve büyük çaplı tehditler alıyorum. Dua eder. Toplu dualarınıza katar mısınız?
Tehdit ediliyorsan dosdoğru savcılığa gideceksin. Hiç durmayacaksın. Bir erkek evinin ihtiyacını, çocuğunun ihtiyacını alıyor ama eşi para istediği zaman, harçlık istediği zaman, örneğin ilaç parası olsun ya da kadının kendi ihtiyaçları için olsun, kadına para vermiyor, sıkıntı çıkarıyor. Bunun üzerine kadın eşinden gizli cebinden para alırsa bu hırsızlık olur mu? Aldığı para haram mıdır? Bu uygun değil. Normalde kadın böyle bir şeye tevessül etmeyecek. Eşinden saklı gizli para almayacak. Muhakkak eşiyle oturup bunun konuşması lazım. Allah mekandan münezzehtir. Mucibince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allah ile görüştüğü yere bir mekandır denemez mi? Denmez. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah'ı nerede gördü? Nerede gördü dersen mekan tesis etmiş olursun. O da caiz değil.
Bir yer izafe edildiğinde tenakuz olmaz mı? Bir yer Allah ile görüşmede bir yer söz konusu olmuyor zahir olarak. Her veri kalbinde Allah ile görüşürse kalp bir mekan hükmünde olmaz mı? Olmaz. Çünkü kalp dediğimiz şey, gönül dediğimiz şey manevidir. Manevi olduğunda bu vücutla alakası yoktur. Kullanılan kelime kalp ile kasıt ya da anlam farkı var ise bunu açıklayabilir misiniz? Bunlar normalde vücudumuzdaki kalple o manevi olarak kalp aynı şey değil. İki kez beyin tümör ameliyatı oldum. Ne önersiniz? Allah'ım şifa versin. Bazı beyin tümör ameliyatları 10 yılda bir, 15 yılda bir tekrar ediyor. Öyle bir şey duydum. Rabbim şifa versin. Her türlü hastalığı inşallah. Evet, bu zikirle alakalı sohbetler böyle bir kapı aralandı.
Aslında bu o gün çok fazla da vakit kalmadı. Onun da sebebi benim. O yüzden buna kısa bir giriş yapalım inşallah yeniden de. İnşallah. bu birkaç ders devam edecek herhalde. Daha birkaç dersden daha fazla belki de. Zikirle alakalı bu ayeti kerimeleri. İnşallah Cenab-ı Hak hakkıyla bizlere amel eden kullarından eylesin. Amin. 16. Nasihat Rahat Suresi Ayet 28 ve 29 E'udü billahi mineşşeydânirracîm Bismillahirrahmanirrahîm Ve tazme innu gulûl zikrillâh 28. Ayet Rahat Suresi Allah'a yönelenler, iman edenler ve kalpleri
Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun. Kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. 29. Ayet İman edip salih amel işleyenlere ne mutlu. Onlar için hoş bir hayat ve güzel bir gelecek vardır. Malum bizim konumuz zikirle alakalı. Allah'ı zikretmekle alakalı. O yüzden Normalde Rahat Suresi bu konuda işte ancak kalplerin zikrullâh ile mutmain olacağına dair Cenab-ı Hak Ayet-i Kerime'de belirlemiş. Bu Ayet-i Kerime'de kendisine yönelen, yani Allah'a yönelenlerin burada iki şeyi var. Üzerinde işaret var. Bu normalde ne bu iki önemli sıfat?
Bir, iman etmesi 28. Ayette ve ondan sonra da Allah'ı zikretmesi. Sonra 29. Ayet-i Kerime'de de salih ameller işlemesi. Yani iman, Allah'ı zikir, salih amel işleme. Yani bu 28 ve 29. Ayet-i Kerime'nin ana teması bu. Yani o kimse iman etti, ilk önce Allah'a yönelme. Yani o kimse Allah'a yöneliyorsa iman edecek. Yani imansız bir Allah'a yöneliş doğru değil. İman etti, kaldı, olmadı. Ya o Allah'ı zikredecek. Onun kalbini mutmain olabilmesi için onun zikrullâh ile hemhal olması lazım. Yetmedi. Üçüncü Ayet-i Kerime'deki üçüncü adım salih ameller işleyecek. Şimdi böyle bu tip Ayet-i Kerime'lere bakıyorum.
Yıllardan beri hep böyle bu meallere bakıyorum. Meallerde mesela mutmain kelimesini kullanmamışlar hiç. İşte huzura erer. Hatta bir kısmı böyle hiç zikrullâhtan bahsetmemiş. İşte namaz, oruç, böyle salih amelleri koymuş. Zikrullâh ile alakalı meselede hiç bahsetmemiş hiçbir şey. Yani Ümmet-i Muhammed'e bilhassa Anadolu'daki, bilhassa Türkiye'deki Müslümanlara özellikle ve özellikle zikrullâh kelimesini unutturmaya çalışıyorlar.
Yani normalde zikrullâh, evet içine namazı da alır, orucu da alır, zekatı da alır, haccı da alır, salih amelleri de içine alır, hepsini içine alır. Ama Allah'ı zikr en büyük iş, hani bu birkaç haftadır oradan başladık ya, en büyük iş bunu normalde oturup da Allah'ı zikretme noktasında algılatmak istemiyorlar. Böyle bir mücadele var. Hani bu mücadele neden kaynaklanıyor? Çünkü yani Müslümanların üzerinde oynanan büyük bir emperyalist oyun var. Bu emperyalist oyun, Müslümanların kendi başlarına dinlerini yaşaması veyahut da bu emperyalizmin öngördüğü dini yaşamaları gerektiğinden dolayı farklı bir oluşuma izin vermek istemiyorlar. Yani emperyalizmin istediği İslam'ı yaşayacaksınız, emperyalizmin istediği Hristiyanlığı yaşıyorlar ya, emperyalizmin istediği Avrupa'da bilhassa değişik İslamiymiş gibi gruplarda bunlar yaşanıyor ya, aynı şey Türkiye'nin üzerinde de oynanıyor, İslam dünyası zaten bunu kabullenmiş vaziyette, Türkiye'nin üzerinde de bu büyük oyun oynanıyor.
Biz baktığımız zaman bu yeni meallere Allah'ın zikriyle alakalı herhangi bir ibare bulunmuyor. Yani bunu özellikle ben örttüklerini, özellikle bunu böyle yaptıklarına inanıyorum. Ve baktığımız zaman hani bu zikirle alakalı meselelerde işte çok eski tefsirlerde ancak bu böyle ele alınmış ama yenilerde yeni böyle aslında yeni tefsir de aldım yok, okudum yok, almak da istemiyorum, okumak da istemiyorum.
Ama yeni hiçbir şeyi kabullenmek istemiyorum çünkü belli bir baskının altında, belli bir klin içerisinde yapılan şeyler sırf Allah rızası için yapılmış bir şey değil. Yani ilim Allah için olmalı, dini ilim. Dini ilim Allah için olmalı. Dini ilim Allah için olmuyorsa o ilim ilim değildir. İnsanlar oradan geçim sağlıyorlardır. Allah için olmayan hiçbir şeyin aslında hiçbir değeri yoktur. Zekat Allah içindir, oruç Allah içindir, namaz Allah içindir, dini ilimler Allah içindir, burada toplanmak Allah içindir, zikretmek Allah içindir, infak, tasadduk etmek, cömertlik yapmak Allah içindir. Mümin bütün hal ve hareketlerini Allah için yaparsa bütün hal ve hareketleri zikrin içerisine gider.
Eğer Allah için değil ise o zaman öyle değil, o zaman doğru değil. Burada önemli olan unsur şu, buradaki söz konusu olan kalp. Çünkü iman etti, iman ettikten sonra onun kalbi, onun kalbi ancak zikrullah ile mutmain oldu. Mutmain olmak, bu huzura kavuşmak değil, mutmainliğin içerisinde huzura kavuşmak da var, anlam itibariyle. Ama huzura kavuşmak mutmainliği kapsamaz. Mutmainlik huzura kavuşmayı kapsar ama huzura kavuşmak mutmainliği kapsamaz. Yani bunu böyle Türk dili, bu mutmainliği açıklamak için iki sayfa yazması lazım. Bunu iki sayfada anca anlatabilirsiniz. Mutmainliği, Türk diline çevirirseniz.
Birçok anlama gelecek çünkü. Sevinç gelecek, sürür gelecek, huzur gelecek, güven gelecek, bilgi gelecek, marifet girecek işin içerisine. Marifet girince, marifetin Türkçe anlamı girecek. Girecek de girecek mutmainliğinin içerisine. Çünkü mutmainlik öylesine geniş bir kavram ki, bir de kalbi ilgilendiren. Hani az önce soru vardı ya kalple alakalı. Hani Allah'a şey, ne o mekan izafe edilmez mi diyor. Bu soruyu soran kimsenin kalbi çalışmıyor. Normal. Kalbi çalışmış olsa, o kalple kastedilen kalbin aynı olmadığı ve tecelliyatının da aynı olmadığı. Tecelliyatının da aynı olmadığı. Ve kalbi tecelli etmenin normal kalple alakasının olmadığını da edecek.
İşte kalbin mutmain olması da böyle bir şey. Vücutla alakalı değil, vücut kalbiyle de alakalı değil. O zaman burada konu olarak birincisi, bu ayet-i kerime bizim kalbimize anlatıyor. Kalbimize sesleniyor. İkincisi mutmainliği bize anlatıyor. Diyor ki mutmain olma, mutmain olma. O zaman kalple alakalıysa, örnekliyorum bunu, kalbin de değişik halleri var. Yani kafirin kalbiyle münafığın kalbi aynı değil. Kafir ve münafığın kalbiyle müminin kalbi aynı değil. Bakın kafirin kalbi ayrıdır. Münafığın kalbi ayrıdır. Fasığın, yani Müslüman olup günah işleyen kimsenin kalbi ayrıdır. Ayrıca müminin kalbi ayrıdır. Bu okuduğumuz mümin kalbini söylüyor.
Diyor ki iman etti, iman etti ve Allah'ı zikirle kalbi mutmain oldu ve salih ameller işledi ve ona müjde vardı. Bu ne? O zaman kalple alakalı bu müminin kalbi. Buradaki Rahat suresindeki ayet-i kerime, mümin kimsenin kalbi. E kafirin de kalbi var mı? Evet. Yani normalde kafirin kalbi ne? Zümer suresi ayet 45. Allah tek olarak zikredildiği zaman ahirete iman etmeyenlerin kalpleri nefret eder. Allah'tan başkası anıldığı zaman ise bakarsın yüzleri gülüverir. Bakın bu da kafirin kalbi. Bununla alakalı daha birçok ayet-i kerime bulabilir misiniz? Kafirin kalbiyle alakalı evet. Müminlerin kalbiyle de alakalı bulabilirsiniz.
Ama burada kafir kalbini Cenab-ı Hak ayırt ediyor. Demek ki o kafir kalbi Allah zikredildiği zaman onların normalde kalpleri bu zikrullah'tan nefret ediyor. Bakın ince ibare bu var burada. Allah'ın zikrinden nefret ediyor. Kim? Kafir kalpliler. Zikrullah'tan nefret eden bir kimse kafir bir kalbe sahip. O zaman bizim şimdi biz böyle kafirden yukarı doğru çıkarsak kafirlerin kalbi bu. Müminlerin kalbi neydi? Zikrullah ile mutmain oluyordu. E bir kalp hali daha var. Bu da ne? Münafıkların kalbi. Bakın kalbin değişik halleri. Kur'an'dan okuyorum bunları ha. Kur'an bu. Münafığın kalbi ne? Ayet-i Kerime Nisa 142.
Diyor ki münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah onları aldatır. Onlar namaza kalktıkları vakit tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı da pek az zikrederler. Bu da ne? Münafığın kalbi. Namazı kılarken tembel tembel kalkıyor. Yani tembel tembel kalkmak, vaktinde kılmamak, bazı vakitleri es geçmek, böyle gevşek durmak. Münafık kalbi. Ve insanlara gösteriş için yapıyor bunu. Zikrullah'ı da gösteriş için yapıyor. Zikrullah'ı böyle feysebilillah yapmıyor. Onu da gösteriş için yapıyor.
Ve az zikrediyor. Münafıklık helameti. Bakın bu da kalbin münafıklık hali. Allah muhafaza eylesin. E bir daha kalp var. Ne? Unutan. Gaflede düşenlerin kalbi. Bu da ne? Haşır ayet 19. Haşır Allah'ı unutan. Allah'ın da kendilerini, kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayan, işte doğru yoldan çıkanlar bunlardır.
O zaman kalbin bu halide ne? Gaflete düşmüş. Müslüman unutmuş. Allah'ı unutmuş. Allah'ı zikri unutmuş. Allah'ı her meselede öne koymayı unutmuş. Yemek yiyecek besmeleyi unutmuş. Yemeği yemiş, hamdetmeyi unutmuş. Bir işe başlayacak besmeleyi unutmuş. Şunu unutmuş, bunu unutmuş. İbadetleri unutmuş. Unutmuş da unutmuş. Gaflete düşmüş. Gaflete düşmüş. Gaflete düşünce Allah'ı unutmuş. Allah'ı unutmadı o kadar ileri gidince de O da kendini de unutturmuş Cenab-ı Hak ona. Çünkü bu gaflet böyle basit bir gaflet değil. Yani bir kimse bir hata işler, tövbe eder, geri döner. Bu öyle bir şey değil.
Bu hataya devam ediyor. Bu günaha devam ediyor. Bu yanlışlığa devam ediyor. Yani Allah'ı unutuyor bu noktada. İşte korksa yapmayacak, sevse yapmayacak. Zikretse yapmayacak. Yapmayacak da yapmayacak. Bir sürü yapmayacak olduğu şey var. Ama bu kalbin halini, bu kalbin hali de gaflete düşen, unutanların kalbi unutmuş. Bizim bu geceki normalde ders konumuz neydi? Ders konumuz Allah'ı zikredenlerin kalplerinin mutmain olması. Ve kalplerin ancak zikrullah ile mutmain kalması. Rahat suresi ayet 28. Şimdi öbür ayet-i kerimelerle alakalı önümüzdeki haftalarda inşallah dersi şey yapacağız. Devam edeceğiz. Bunları unutmayla da alakalı, öbür ayet-i kerimelerle de alakalı. Evet bu akşamki, dikkat edin, kalpler ancak Allah'ın zikri ile mutmain olur.
Yani buradaki mutmainliği biz Türkçe açıklamaya kalkarsak çok zaman alır, çok sayfa alır dedim ya. Mutmainlik dediğimiz zaman kesin bilgi, kesin inanç. Vesveseden sıyrılmış bir kalp. Mutmain olmuş çünkü. O kalpte vesvese yok. O kalpte herhangi bir soru işareti yok. O kalp tabiri caizse marifetullah'a erişmiş. Ve zikrullah kalbe yerleşmiş. Aslında hani bazen dilden kalbe geçer diyorum ya zikrullah. Aslında dil ile zikrullahın kalple de bağlantısı vardır. Kalple bağlantısı değildir dil ile zikrullah. Ama onu böyle genelde sufiler ve ilk müfessirler ayırmışlar dil ile zikrullah ve kalp ile zikrullahı. Ben çok ayırmak istemiyorum.
Yani bir kimsenin kalbinde ne varsa dilinde de o vardır. Yani kalbi zikrullah'tan nefret ediyorsa dili zikrullah'a dönmez onun. Dille kalp aslında kol kola yürür. O yüzden bunu anlaşılsın diye dil ile zikrullah, kalp ile zikrullah, sonra sır ile zikrullah, sonra ruh ile zikrullah diye ben zikrullahı kademelere ayırırım. Hepsi de ayırmışlar. Daha doğrusu bizim ekol öyle diyeyim ben ayırmış. Ondan sonra ben de o ekole karşı gelecek noktada değilim. Ama dil ile kalp aslında kol koladır. Siz oturduğunuzda la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah dediğinizde bunun kalple bağlantısı, ilintisi vardır. Kalple bağlantısı, ilintisi olmamış olsa siz la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah dediğinizde kalbinizde bir titreme, bir kıpırdama olur.
Kalbinizde bir hoşluk olur. O zikretmenin tadını alır kalp. Zikretmenin tadını alır. Kalbinizde bir kıpırdama olur. Bu normalde başladığınızda olur. Ama böyle her şeyden sıyrılaraktan, seher vakti mesela, böyle o zikrullaha oturduğunuzda kalbinizde tuhaf bir şey olur. O yüzden dil ile kalp birbirinden ayrılmaz çok. İşte normalde kalpler zikrullah ile mutmain olur dediğimizde o kimsenin artık normalde kalbi, nefsi mutmain olduğu imanla sükunete erdi.
İman üzerinde herhangi bir şekil şüphesi olmadı. İşte kitabının üzerinde şekil şüphesi kalmadı. Peygamberinin üzerinde şekil şüphesi kalmadı. Hani çıkıyorlar ya bazen profesörler işte böyle hani ayet-i kerimelere, hadis-i şeriflere laf söylüyorlar. Bunlar zikrullaha düşman olduklarından Allah onların kalplerini mühürlüyor, kaya haline geliyor. Çünkü bazı ayet-i kerimeler var o zikrullah ile alakalı onlar diyor taşlaşmıştır kalpleri, taştır. Ha diyeceksiniz ki taş içinden mücevherat da çıkar, içinden çağlayan su da çıkar, çıkar. Ama bir de taş vardır, kafirin kalbidir o. O taşlaşmıştır, onun gözü de görmez, kulağı da duymaz.
Size dinden bahseder mi? Bahseder. Size dinden bahseder ama onun gözü görmez, kulağı duymaz. Onun kalbi yumuşamaz. Hatta bazılarının tövbesi de kabul olmaz. Bazılarının tövbesi de kabul olmaz. Bazılarının tövbe kapıları da kapalıdır manevi olarak. Bu tabi bunu böyle söylüyorsa, aa işte tövbe kapısı açık kıyamete kadar, açık kardeşim. Ya kıyamete kadar açık da şimdi tövbe et. Şimdi edebiliyor musun? Yarın nefesini verip vermeyeceksin belli mi? Şu an tövbe etmiyorsun, kıyamette mi edeceksin tövbeyi? Yarına kalacağın elinde delil mi var? Şimdi tövbe et, dön geri. Tövbe et, dön geri. Namazını kıl. Tövbe et, dön geri. İçki içme. Tövbe et, dön geri. Günah kebareye girme.
Tövbe et, dön geri. Şimdi dön. Şimdi dönmüyor. Kalbin kararık çünkü, taşlaşmış. O yüzden dönmüyor. Yoksa kalbin taşlaşmamış olsa, sana imani bir şey söylediğinde, hemen kalbin yumuşar, tövbe eder, dönersin. İnat ediyorsan, o zaman kalbin katılaşmış. İnatla, küfre, namazsızlığa, oruçsuzluğa, zikirsizliğe devam ediyorsan, inatla zikrullaha düşman isen, inatla zikrullah yapanlara düşman isen, senin kalbin mühürlenik. Neden?
İnadından dolayı. İnadından dolayı. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde, Allah'a yönelenen mümin, bakın Allah'a yönelmek bu manada, o kimsenin kalbi iledir. Kalbiyle. Allah'a yönelmek, kalbi bir ibadettir. Hani sizde bir, uzuv vardır, orası iyi ve güzelse, bütün vücut iyi ve güzeldir, orası kalptir. Evet. Allah'a yöneliş, insanın kalbi bir ibadetidir. Kalbi bir halidir. Halidir. O zaman o kimse, Allah'a yönelen, o mümin olmayanlar, Allah'a yönelmezler. Bu ara dilim keskin gibi geliyor bazen benim ama, yani işin hakikati bu. Mümin olmayan, Allah'a yönelmez.
Bakın, mümin olmayan, Allah'a yönelmez. Allah'a yönelen ancak müminlerdir. Yani bunun arası yok. Bunun böyle lamıcimi yok, yumuşatacak bir hali yok. Mümin ise Allah'a yönelmiştir o. O eşedü en la ilahe illallah ve eşedü enne Muhammeden abduhu ve resulü der. Allah'a yönelme noktasında ne salih amel işlenecekse, salih amelleri işlemeye başlar. ve Allah'a yönelmek, Allah'a yönelmek bu manada ona dönmek, tövbeyle Allah'a dönmek, ibadetle Allah'a dönmek, haramlardan uzak duraraktan Allah'a dönmek ve Allah ve resulünün emirlerinin dışına çıkmamak, yerine getirilmesi gereken şeyleri yerine getirmek. Yani Allah'a yönelmek bu ve Allah'a yöneldikten sonra da o kimse ne yapacak?
Allah'ı çokça zikredecek ve enteresan bir şey bir kimsenin kalbi, kalbi bir şeyde karar kılmaz. Kalpte dünya sevgisi var diyelim değil mi? Siz ona normalde harika bir daire gösterdiniz, çok beğendi, oturdu daha harikasını ister. ona sahip olmak için koşar. Çok güzel bir arabası var, işini görüyor, daha iyi bir arabaya koşar. Çok iyi bir elbisesi var, daha iyisine koşar. Kalbin fıtratı budur. Bakın kalbin fıtratıdır bu. Aynı şeyi çevirdik, Allah'a yöneldi, Allah'a yönelen kalp de durduğu yerde durmaz.
O da daha iyisine yönelmeye başlar. Yani o kimse işte zikullah'ta ondan sonra şeyhini görüyordu. Duyuyor, öbürkü de diyor ki, daha tevhide başladık, Eylan Hazretleri geldi. Oraya meyleder kalp. Bakın meyleder kalp. Yani şeyhiyle, ben, şeyhim bana yeter demez o kalp. Onu dediği zaman oradan geri düşer. O kalp bir çıt üstünü ister. Nasıl dünyayı sevenler, dünyaya karşı bir çıt üstünü istiyorlar ya, o Allah'ı sevenler de, Allah'a yönelenlerin de kalbi, bir çıt üstünü ister. O kimse der ki, evet, yani, bunun bir çıt üstü var mı?
var. Yani ertesi gün Geylan Hazretleri'ni görse, ertesi gün der ya, Adem peygamber nasıldı, ceddimiz? Hani kitaplarda okuyoruz, 18 arşınmış ama, 18 arşın oluyor mu acaba ki ya? Bunun kalbinden geçirir o kimse. Bir çıt üstünü istiyor. Adem aleyhisselamı görür, 18 arşın aşağıdan yukarı bakar, ondan sonra der ki ya, hani bir şey okuyor, kendince der ki ya, yani şit nasıldı acaba? Öyle ya, merak eder. Veya işte, oğlu, diğer oğlunu ne yaptı? Şehit etti. Nasıl oldu acaba der? Çocukları nasıl üredi der? Ya kitaplarda yazıldı gibi, öyle mi? Çaprazlama mı oldu, nasıl oldu? Nasıl yaptı? Nasıl gitti der?
Bak kalp ne yaptı? Kalbi olarak gidiyor, araştırıyor. Sonra şit kaç yılda büyüdü. Peygamberlik, normalde Adem'den, hem Adem peygamber, hem Şit peygamber. İki tane peygamber var aynı zamanda. Hem oğlu peygamber, hem Adem peygamber. Eee, ondan sonra ne yaptı? Diğer oğluna savaş açtı. Bakın, diğer oğluna savaş açtı. savaş istantanesini görmek istemez mi kalp? İster. O dönemde nasıl bir savaş oldu? Hangi silahlar kullanıldı? Nasıl bir silah sistemi geliştirildi? Adem'in oğlunun Şit'te nasıl mucizeler vardı, kerametler vardı, öbür oğlunda nasıl istitraç vardı?
Şeytan ona nasıl istitraç verdi? Savaş meydanındaki istitraçlar nasıl oldu? Kalp durmaz. Kalp durmaz. Kalp bir çıt ilerisini ister. Bir çıt ilerisini ister. Bir çıt ilerisini ister. Ve o kalbin, o durmaması, kötü değildir. O kalbi ilim olarak yürüyor. Çünkü onunki normalde kitaplarda okur sadece zahir olarak. Yani kendince, yani Hud aleyhisselamın tufanı nasıldı acaba? O ayeti kerimeyi okurken, ayeti kerimenin tecelliyatı, onun kalbinde tecelliyeti gördü mü onu? Onu gördüğü anda, onda ayrı bir hayret olur zaten. O zaman kalp mutmain olunca, artık onda kalbi ilim, kalbi tefekkür, kalbi marifetullah yolu, onda açılmaya başladı.
O zaman o kimsenin kalbi de, asla ve asla mutmain olmayacaktır. Bu ben sadece ilim noktasında görüyorum. Öbür türlü, bir kimse Allah'ı sevdiyse, Allah'ı sevdiyse, Allah'a muhabbet beslediyse, onun için artık bir mutmainlik oluşur. Oturur onun kalbi. Ama hani başka bir ayet-i kerimede, onlar tefekkür ederler diyor ya, Allah'ın sıfatlarını, Allah'ın normalde fiiliyatlarını. Bu kalbin ilim noktasında yürümesi, tefekkür ediyor. Ne, nasıl oldu? Öbür türlü, Mesela dünyayı seven için, dünyanın sonu yoktur. Hiçbir zaman mutmain olmazlar dünya olarak. Dünya sevgisi, o kimseyi asla ve asla mutmainliğe götürmeyecektir. O hep daha dasını isteyecektir. Hani geldi bir kimse, dedi ki, buranın emiri kim?
Dediler ki bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gösterdiler. Allah Resulü baktı ona, Allah Resulü baktı ona, dedi ki, sana hediyeler var. Medine'nin bilmem hangi vadisinde bekliyor. Gel, bu hediyeleri, bu hediyeleri teslim al. Hazreti Abbas dedi ki, sevgili yeğenim, ey Muhammed, ben de geleyim, yükte ağır bir şeyse, yardımcı olurum, çekerim. Sana yardımcı olur, olur. O da geldi. Hani, böyle vadiyenin yüksek bir yerine çıktılar, baktılar, işte deve katarları, onda ne var? Altın var. Bu deve katarlarında ne var? Mercan var. Bu deve katarlarında ne var? İşte zebercet var. Her sorularına cevap verildiğinde, Hazreti Abbas dönüyor. Ey Muhammed, bunların hepsi de senin mi?
O da evet diyor. Dönüyor bir daha. Ey Muhammed, bunların hepsi de senin mi? Evet diyor. Dönüyor bir daha, her söyleninde. Bunların hepsi senin mi? Evet diyor. Böyle, ondaki o dünya sevgisini görünce, Hazreti Abbas'taki, gel diyor Hazreti Abbas'a. Bir sarılıyor, sarılınca ağzından siyah bir şey çıkıyor. Diyor ki, insanoğlunun bir vadi dolusu, altını olsa, ikincisini ister diyor. Dünya sevgisi böyle bir şey. Doyumu olur mu? Olmaz. Bakın yine kalp. Kalp bu manada doyumsuzdur. Dünyaya da doyumsuzdur. Maneviyata da doyumsuzdur. Maneviyata da doyumsuzdur. Allah sevgisine de doyumsuzdur. Sevdikçe sevesi gelir. Sevdikçe sevesi gelir. Zikrettikçe zikredesi gelir. Bakın, zikrettikçe zikredesi gelir.
Hiç zikrullah'tan ayrılmak istemez. Zikrullah'a karşı bir bıkkınlığı olmaz. Onun kalbi mutmain olmuş. Öbür türlü dersini çekerken diyor ya, işte ben şunu çekiyordum, şuna geçmişim. Disiplinini kaybetmişim. Ben de zikrullah'tan soğumasın diye, devam et. Önemli değilim. O da bir tecelliyat. Geçer mi? Geçer insan. Herkes de olur mu? Herkes de olur. Ama normalde olmaması gerekir. Sen devam et ona. Aklına geldi, tevhid çekiyordun. Tevhide devam et. Zikrullah'a doyma. Namaza doyma. Oruca doyma. Zekata doyma. O kırkta bir avam içindir. Vasat Müslümanlar içindir.
İsyan etmesin. Kalbi mal sevgisinden dolayı dumura uğramasın diye. Sen fazlasını ver. Allah için vereceksin çünkü. Namaz, farzlar avam Müslümanlar içindir. Sen sünnetleri de kıl. Sen fazlasını da kıl. Namaza doyma. Bırak. Sünnetleri kıl. Ondan sonra de ki, ben bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini. İyi. Gece sabaha kadar namaz kıllardı. Ayakları şişerdi. O sünnet değil mi? O da sünnet. Ona da doyma. İyilik yapmaya da doyma. İyilik yaptıkça iyilik yap. İyilik yaptıkça iyilik yap. Bakın kalbin her iki tarafı da doyumsuzdur. Kalbin her iki tarafı da. İşte normalde Allah'ı zikrettikleri için normalde Cenab-ı Hak o müminlerin kalplerine zikrullah'tan zikrullah'tan nurlar yağdırır.
Onun kalbi artık böyle açılır. Kalbine nurlar. Zikrullah'ın nuru ayrı bir şeydir. Mesela tevhidin nuru onda farklıdır. Allah esmasının nuru farklıdır. Hu esmasının nuru farklıdır. Hay esmasının nuru farklıdır. İşte hak esmasının nuru farklıdır. Bunlar farklı farklıdır. Tövbe ederken tövbeyi sever o kimse. Tövbenin nuru farklıdır kalpte. Bunların tecelliyatları da farklıdır. Bakın hepsinin de normalde nurları değişiktir. Renkleri de değişiktir. Tecelliyatları da değişiktir. Bunlar nerede olur? Kalpte olur bunlar. Bu kalbin hareketleri bunlar. Kalp ancak zikrullah ile mutmain olur ya. O hale gelince bunlar farklı farklı nurlar tecelli eder. Farklı farklı nurlar tecelli ettikçe o kimse iman etmenin, salih amel işlemenin tadı, lezzeti içine işler.
Oturur artık o. O namazsız duramaz. O zikirsiz duramaz. O ibadetsiz duramaz. O iyilik yapmadan duramaz. Çünkü neden? O normalde kalbi artık onun zikrullah ile yoğruldu. Zikrullah nuruyla yıkandı. Tabiri caizse. Artık kalp onun manevi tecelliyatların tecelli ettiği bir manevi alan oldu. O kalbe arşala da sığıyor. O kalbe melekler de sığıyor. O kalbe nurlefi muhafız da sığıyor. O kalbe her şey sığıyor. Merak etmeyin. Hani hiçbir yere sığmadım. Mümin kulumun kalbine sığdığım hali onda tecelli ediyor. Ama bunların hepsi de zikrullah ile mümkün. Rabbim bizi daim zikirle hemhal olanlardan eylesin. tabi o hani zikrin mertebeleri de işte o kimse hani buna böyle baktığımızda işte dil ile nefsi ile kalbi ile ondan sonra sırrı ile ruhi ile diye ayırt ederiz ya bunların hepsi de aslında böyle birbirine bitişik şeylerdir.
Biz şimdi insana bakarız. İnsan deriz ki bir dış derisi var. Öyle değil mi? Dış derisi olduğu gibi bir de iç derisi var. İçinde bir deri olduğu gibi bir de uzuvlarının etrafında deriler var. Değil mi? Şey Said bütün böyle şeyle uzuvların da kendi içlerinde bir derileri var. Değil mi? Hepsinde var. Kademe kademe değişiyor. Bu kademe kademe. Aynı. Biz bakıyoruz bir insana insan görüyoruz. Ama kademe kademe içine doğru değişik derileri var mı? Var. Bakın ama hepsi de bir bütün. Kalp de bir bütün. O yüzden bunların hepsi de kalbin tecelliyatları. Yani sen dilinle zikrullah yaparken senin kalbinle bağlantısı var onun. Sonra biz onu kalp ile zikrullah diyoruz.
Ama kalp ile zikrullahın sır ile sırrullah ile bağlantısı var. O sırrullah ile zikrullah yaparken ruh ile de bağlantın var. yani o çünkü öyle bir noktaya geldiğinde ruh onu müşahede ediyor. Ruha müşahede kapısı açılıyor. Ruha müşahede kapısı açılınca o zikrullahın tecelliyatına o müşahede edince yine kalbe tecelli ediyor. Kalbe tecelli edince sanki aklın ondan uzakmış gibi algılanmasın. Akıl onu farklı bir dairede kalbi akıl olarak idrak ediyor. Ve senin aklın onu normalde hıfzediyor. O tecelliyatı da hıfzediyor. Oradaki ilmi de hıfzediyor. Bu hıfzediş okuma hıfzedişinden farklıdır. Okuduğunu unutursun.
Ama bu bir şeye şahit olmak o mükaşefe ilmi unutulmaz o. Yıllar önce bir rüya görürsün unutmazsın onu. Yıllar önce zikrullahta bir hal yaşarsın o unutulmaz. Bakın bunlar manevi tecelliyatlar hiç unutulmaz. Manevi rüyalar unutulmaz hiç. Vakti saati geldiğinde çünkü neden? Bu ruhla alakalıdır. Bu sırla alakalıdır. Bu kalple alakalıdır. Bu normalde dört göre dördün on altı yaptığını unutabilirsin. O kimsenin telefon numarasını unutabilirsin. Hatta kendi adını bile unutabilirsin. Ama o zikrullah ruh haline eriştiğinde ruhun elde ettiği o mükaşefe ilmi o arifi billahların ulaşmış olduğu o ilim o unutulmaz.
Bakın o unutulmaz. O kimse onu unutmaz asla. O vakti saati sırası geldiğinde o onun önüne gelir. Hani bunu böyle anlaşılması için söyleyeceğim. Hiçbir veli hiçbir mükaşefe haline gelmiş bir kimse hiçbir peygamberle yarışamaz. hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ayeti kerimeler vahyolunda kendi kendine hani tekrar ediyordu ya Cenab-ı Hak ne dedi ona sen dedi tekrar etme.
Sen unutmamak için tekrar ediyorsun. Tekrar etme. Onun senin kalbine indiren biziz dedi. Onu sen yani unutmayacaksın. Biz sana onu unutturmayız. Çünkü o kalbin mükaşefe haline geldiğinde o kalbin hayretten hayrete geçtiğinde o hayretle gelen ilmi de unutmazsın. O esnada bir yere bağlayamayabilirsin. Çünkü bu tip şeyler böyle şimşek çakar gibi çakar sen 10 yıl yaşadığımı zannedersin. Ama gerçekten de o şimşek gibi çakan şeyi 10 yıl böyle anlatsan bitmez. Onu unutmazsın. Bu da mutmain olan kalplerde yaşanır. Rabbim bizi onlardan eylesin. Bu böyle okuduğum ayet-i kerimelerle inşallah devam edeceğiz buna.
Hakkınızı helal edin. Öyle niyet ediyorum 10'da bitirmeyi düşünüyorum. O yüzden yine 10'da bitireyim istedim. Üç İhlas Fatiha-i Şerife. Amin. Ya Rabbi hasıl olan ecr ve sevabı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına bütün geçmiş
Peygamberi Zişan efendilerimizin ruhlarına Cihari Yari Güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık Ömer Faruk Osman Hazretlerimizin Nureyn Ali Hazretlerinin ruhlarına Amin. Aşer-i Mübeşşerenin Evlad Resulullah Zevcehat Resulullah İmamı Hasan İmam Hüseyin 72 şöhedanın Şehidi Kerbela'nın bütün şöhedanın ruhlarına Tüm ashab-ı Resulullah Hazretlerinin ruhlarına İmamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife İmam-ı Şafi İmam-ı Maliki İmam-ı Hanbeli ve bütün mezhep İmamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye edik Vasıl ve hissedar eyle Ya Rabbi
Haberdar eyle Ya Rabbi Tayizatlarını himmetlerini şefaatlerini dualarını üzerimizden eksik eyleme Ya Rabbi Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife Ya Rabbi Hasıl olan sevamı Pirmi Seyyid Abdülkadir Geylani Seyyid Ahmet Ar-Rufai Seyyid Ahmet El-Bedevi Seyyid İbrahim Dursuki Şeyh Ebul Hasan Ali Şazeli Şahı Nakşı Benli Celaleddin Rumi Şah Hacı Bektaşi Veli Hacı Bayram Veli Mehmet Muhittin Üftade Veli Veysel Karani Muhittin Arabi Niyazı Mısri Ve bütün Pir ve Piran Efendimizin
ruhlarına ayrı ayrı hediye edildik Vasıl ve hissedar eyle Ya Rabbi Haberdar eyle Ya Rabbi Tayizatlarını himmetlerini şefaatlerini dualarını üzerimizden eksik eyleme Ya Rabbi Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife Ya Rabbi Hasıl olan sevabı geçmiş üstadlarımızdan Abdurrahim Etten Tavi Abdurrahim Ennişavi Elhaç Elhafız Ebu Bikir Sıddık Çorumi Hacı Alaidar Efendi Elhaç Çorunlu Mustafa Anaç Efendi Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin Kaçuni dergahının Kabbaşe dergahının ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin velilerin evliyaların
dervişlerin müminlerin ruhlarına Ya Rabbi Bilhassa Üstadımız Bayındırlı Hacı Mustafa Özba Beyefendi Hazretlerinin Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine Yaşayan bütün mürşidi kamillerin velilerin evliyaların dervişlerin müminlerin ruhaniyetlerine Turukaliyeden akraba ve talukatlarımızdan geçenlerin ruhlarına hediyeledik Vasıl ve hissedareyle Ya Rabbi Haberdareyle Ya Rabbi Feyzatlarını himmetlerini şefaatlerini dualarını üzerimizden eksik eyleme Ya Rabbi Amin Eûzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim İnnallâhe yuhibbültevvâbîn
ve yuhibbülmütetahhirîn Estağfirullah El-Azîm El-Kerîm El-Lezî La-İlahe İl-Ahu El-Hayyül-Kayyum Ve-Etubi İleyh Estağfirullah El-Azîm Estağfirullah El-Azîm Estağfirullah Estağfirullah El-Azîm Estağfirullah Estağfirullah El-Azîm Ya Malik el-Mülkül Kadîm Estağfirullah
El-Azîm Ya Malik el-Mülkül Kadîm Estağfirullah El-Azîm Ya Malik el-Mülkül Kadîm Estağfirullah El-Azîm Ya Malik el-Mülkül Kadîm Estağfirullah El-Azîm Estağfirullah Aman Ya Rabbi Min külli zembin Tövbe Ya Rabbi Estağfirullah El-Azîm Ya Malik el-Mülkül Kadîm Ya Malik el-Mülkül Kadîm El-Mülkül Kadîm Ya Malik el-Mülkül Kadîm El-Mülkül Kadîm Ve leytu kalbi anmasi vallâh.
Estağfirullah tübtil allâh. Ve leytu kalbi anmasi vallâh. Euzubillahimineşşeytanirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm. İnnehu min Süleyman ve innehu... Bismillahirrahmanirrahîm. Bismillahirrahmanirrahim, ya Rahim, ya Allah, ya Sübhan, ya Sultan, ya Allah.
Ya Sübhan, ya Sultan, ya Allah, ya Hanan, ya Menan, ya Allah. Ya Hanan, ya Menan, ya Allah, ya Hanan, ya Menan, ya Allah.
Ya Settar, ya Gaffar, ya Allah. Settar ismi şerifine inanıyoruz. Günahlarımızı setreyle ya Rabbi. Amin. Gaffar ismi şerifine inanıyoruz. Günahlarımızı affeyle ya Rabbi. Amin. Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. İnne Allahe ve melâiketehu yusallune ale'n-nebi. Ya eyyühellezine amanu, sallu'u aleyhi, sallu'u aleyhi ve sellimu teslima. Allahümme salli ve sellim ve barik âlâ.
Seyyid mu'amadin ve alâ geÂni kema ve sellimu teslim. Ürşidin aleyhi kema ve sellimu teslimawune call i l- nichimineşşeytanirracim, Allah'ım neşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir Fa'lam ennehu La Selamat
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.