mustafaozbag.org

(NASİHAT/15) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 08.02.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 10 Şubat 2024 · 1:28:44

Hem çaylarımızı içelim, hem de gelen birkaç soru var. Asıl sohbete geçinceye kadar onlara bir göz atmış olalım inşallah. Perşembe akşamı derslerimizde hamdolsun sayımız bayanlar tarafından hayli fazla. Zaman zaman yerleşmekte güçlük çekiyoruz. Bayanlar olarak yerleşme ve birbirimize anlayışımız nasıl olmalı? Bu sufilikte adab belli. Mesela işte birinci halakaya, çavuşlar, zakirler, birinci halakaya, birinci sıraya, şimdi orası böyle düz olduğuna göre böyle komple dümdüz olduğu zaman birinci halakaya, çavuşlar ve zakirler birinci sıraya, ondan sonra ikinciye, üçüncüye böyle talimliler, ayakta ders yapabilecek olanlar.
Burası gibi aynı. Burada da birinci halakaya mesela zakirler, çavuşlar, böyle işte gelen zakir, çavuş gidip hemen yerine oturur genelde. Davet edilmez, çağrılmaz. O birinci halakaya gelir, onlar oturur, ikinci halakaya talimler. Ondan sonra daha işte talim sırasına göre, geliş sırasına göre birinci, ikinci, üçüncü halakaya öyle oluşturulur. Bayanlar için de geçerli bu. Bayanların da birinci sıraya normalde zakirler, çavuşlar, öyle sonra talimli dervişler. İşte ayağını uzatacak, beli ağrıyor veya ne bileyim bir rahatsızlığı var. Onlar genelde işte kenarlarda veya arkaya otururlar. Bazen oluyor işte o ya bilmediğinden ya da fark etmediğinden işte birinci halakaya geliyor.
Normalde ayağını uzatmak için uğraşıyor. Sıkıntılı. Bunlar normalde sufiler bunu belli bir disiplin içerisine almışlar. Şey gibi bu, hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin namaz safı gibi. Yani birinci sırada işte büyük erkekler, namaz safı. İkinci sırada genç Müslümanlar, erkekler. Sonra üçüncü sırada, eğer normalde onlar bittikten sonraki sırada işte yaşlı kadınlar. Ondan sonra da genç kızlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Medine-i Münevvere'de başlangıçta saflar böyle. Hatta ölünceye kadar böyle. Öldükten sonra da normalde Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman zamanlarında, Hz. Ali Efendimiz'in zamanında da aynı. Sonradan işte çoğalınca artık ümmet ondan sonra kimin nereden ne olduğu da bazı fitneler de çıkınca.
Hani işte fitnenin birisi, yani en önemli fitne halifelerin şehit edilmesi. Bunlar olunca artık böyle biraz daha itina etmeye başlamışlar. Dikkat etmeye başlamışlar. İşte bayanlarla alakalı problemler çıkmaya başlamışlar. Bu sefer bayanları ayırmışlar. Çünkü o saflıkta, o safiyette değil sonradan olan Müslümanlar böyle olunca o safiyeti kaybetmişler. Safiyeti kaybedince de bayanları ayırmışlar. Yerlerini ayırmışlar. Bu da onun gibi bir şey işte normalde birinci halakaya işte kimler? Zakirler, çavuşlar, eski dervişler ondan sonra talimli olanlar. Normalde Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin böyle sarığı olmayan, haydarisi olmayan onları birinci halakaya almazdı. Ondan sonra çocukları almazdı birinci halakaya.
Derdi ki oğlum birden hali açılır halakada, hali açılır, meczup olur. Ondan sonra çocuk hani çocuk yaşta dengesini kaybeder. Birinci halakaya onları aldırmazdı. Böylece halakayı düzenlenir. Bir de dervişlik, sufilik disiplin işidir. Baya ayağını yayma, böyle yaygın oturma, iki kişilik yere oturma. Bunu sufiler böyle yapmazlar, bağdaş kurmazlar. Bağdaş kurmak sünnettir. Üç oturuş şekli vardır. İki dizinin üzerine bir ayağını dikerekten, sağ ayağını dikerekten, sol ayağının üzerine oturma. Bir de bağdaş kurma. Bu üç oturma şekli sünnete aittir. Bunun üçünün dışında oturma şekli olmaz. O yüzden genelde birinci, ikinci halakaya oturacak olanlar iki dizinin üzerine oturacaklar.
Eskiler iki dizinin üzerine oturacak. İki dizinin üzerine oturmuyorsa, dizinde rahatsızlık varsa, belinde rahatsızlık varsa, bir arka halakaya, bir arka halakaya geçecek. Çok rahat oturacak. Veyahut da işte rahatsızlığı var. Belinde, dizinde, ayağında bir şey var. O zaman en arka halakaya geçecek. Ayağını uzatıyorsa uzatacak örneğin. Rahat oturmak istiyorsa rahat oturacak. Bir de şu var. Normalde birisi önden gidiyor, orayı yer ayırıyor, yer kaplıyor mesela. Bu da yok. Sufilikte bu da yok. Yani normalde aynı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cemaat sistemi gibi. İnsan gidecek, boş gördü. Yeri gidecek, oturacak orada.
Kendine oturacak. İşte yanı başına yer ayırayım. Ona bilmem kim gelecek, ona yer ayırayım. Bu normalde sufi adabında yoktur. Yani normalde bir özellik olmaz bu konuda. Ama mesela işte biz bir program yapıyoruz. Mesela diyoruz ki bu iki sırayı ayırın. Bu iki sırayı normalde gelen misafirlere ayırıyoruz. Aniden birisi geliyor. Aniden bir misafir geliyor. O ayrılmış yere kimse oturmaz. Geri kalan yere herkes doldurur. Biter mesela. Ama bu konuda normalde kardeşler birbirlerine toleranslı davranmalı, yumuşak davranmalı. Bakın bu ara hemen hemen her sohbette dile getirdiğim bir şey var. Dili sert olmayacak dervişin. Dervişin dervişe dili sertleşmez.
Dervişin dervişe dili yaptırımlı olmaz. Dervişin dervişe dili ötekileştirici olmaz. Buna dikkat etmiyoruz biz. Bu konuda çok şikayetçiyim. Bakın bu konuda çok şikayetçiyim. Daha açık bir şey konuşmak gerekirse, hani böyle bunu önceden beri yaşıyoruz biz. Yani bir vazife alan, bir görev alan, bir iş yapan, ya nereden oluyorsa, kral kesiliyor herkesin başına.
Böyle bir hal var. Bu bayanlarda daha fazla. Böyle kral kesiliyorlar. Mübarek insanlar. Buraya herkes Allah rızası için geliyor. Allah için geliyor. Burada hiç kimsenin, hiç kimseden maddi bir menfaat yok, bir şeysi yok. Hizmet edecek olan da Allah rızası için hizmet ediyor. Hizmet edeceksen de Allah rızası için hizmet edeceksin. Şimdi arkadaş geldi az önce çay dağıttı. Gayet naif, gayet yumuşak bir şekilde. Şimdi boşları topluyor. Gürültü çıkmasın diye de itina gösteriyor. Şimdi bu kardeş çay dağıtıyorum diye birisine tepeden bakıyorsa, tepeden davranıyorsa, bu olacak bir şey değil. Bunu son zamanlarda çok yaşamaya başladık. Yani bazen zaman zaman diyorum ya, bizim eski mesela erkek dervişlerden ondan sonra görevlilerden bunu görmezsiniz hiç.
Bakın bunları görmezsiniz. Yani bu ne oluyorsa, bu sonradan birisine bir vazife veriyoruz, bir şey yaptırıyoruz. Bir bakıyorsunuz oranın kralı, kraliçesi kesilmiş. Yani bu sefer, onun görevini almaya utanıyorum. İlk etapta. Hani diyorum hadi yapmayayım, etmeyeyim. Hani böyle sert olmayayım diyorum ama sonuç oraya doğru gidiyor. Yani o kimse, ona müsehamakar davranınca, toleranslı davranınca, onu kendisinde bir hak olarak görüyor. Değil kardeşim, ne senin ne benim, böyle bir hakkımız yok bizim. Buraya gelen Allah'ın misafiri, buraya gelen herkes hizmet alır. Sen de hizmet alırsın. Sen çay dağıtaraktan hizmet alıyorsun aslında. Sen yeri süpürerekten hizmet alıyorsun aslında.
Hizmet etmiyorsun. Çünkü, iş yaptığın, hizmet ettiğin yer, Allah'ı fîsebilillah, zikredilen yer. Başka bir yer değil. Bunun manasını, bunun kıymetini bir kimse bilse, yemin ediyorum, vallahi de, billahi de, tillahi de, yanındakına öh bile demezsin. Yanındakına bir şey bile söylemezsin. Birisine sert konuşmaya çekinirsin, korkarsın. Ben ciddim bu konuda, ben çok korkarım bu konuda. Ben fîsebilillah, bir iş yapandan korktuğum kadar bir şeyden korkmam. Çünkü onun hamisi, onun vekili, onun sahibi Allah'tır. O Allah'ın işini yapıyor.
Samimi söylüyorum, ona dokunan, olumsuz olarak yanar. Yanar. Böyle kasti bir şekilde, dokunan yanar. Ben derim hep, dervişlerin, dokunma dervişin, parasına da dokunma. Yani ütmeye çalışma ona. Onu kullanmaya çalışma. Onu istismar etme. Sen de dervişliğini istismar etme. Bir başkası seni istismar etmedi gibi. Sen de ben dervişim deyip de istismar etme. Sen de yanarsın. Bir fazla, bir eksik. Biz deriz ki, Cenab-ı Hakk'ın nasibinin kıymeti, hikmeti bu kadarmış. No. 35 yıldır kimler gelmiş, kimler geçmiş. Kimisi de öyle, o önemli.
Değil canım kardeşim. Burada kimsenin önemi yok. Herkesin önemi Allah katında. Allah bize selam ettik versin. Amin. Evet. Bir hadiste cennete fakirler, yoksullar girecektir. Başka bir hadiste fakirlikten Allah'a sınırım diyor. Bazen siz bu fakir diyorsunuz. Fakirlik nedir? Biz ne manada fakirlikten korkup, ne zaman da fakirlik isteyeceğiz hakkımızı helal edin. Bu normalde o cennete fakirler ve yoksullar girecek. Ensardan bir sahabe kendisini üstün görüyor muhacirlerden. Hani muhacirler tabii geldiler şeye, Medine-i Münevvere'ye. Paraları yok, pulları yok, evleri yok, bartları yok, işleri yok. Her şeyi Mekke'de bıraktılar. Mekke'deki müşrikler de onların her şeyini talan etti.
el koydular, talan ettiler. Ve muhacirler geldiler Medine-i Münevvere'ye. Sahabelerden birisi onları fakir gördü. Böyle onları değersiz gördü. Öyle görünce Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki, cennete önce fakirler girecek dedi. Hatta kendisinin içinde el-fahri-fakri dedi. Hani ben fakirlerini hizmetçisiyim manasında söyledi. Şimdi buradaki hani bir kimse gerçekten, mali durumu olarak, o kimse bunu ilk önce zahir olarak yorumluyoruz. Mali durum olarak zayıf olabilir. Zayıflığından dolayı isyan etmesin. Zayıflığından dolayı bu noktada Allah'a bir isyan etmesin. Sabreder, isyan etmezse önce onlar girecekler. E şimdi normalde bir de fakirlik var.
O fakirlik bütün herkes için geçerli. Cenab-ı Hak ayeti kerimede diyor ki, gani olan benim, sizler fakirsiniz. O zaman bir kul, bir insan ne kadar zengin olursa olsun, Allah'ın önünde fakirdir. Bu işin bir de mana tarafı var. Mana tarafı, kendinde bir şey görmemek. Kendini manevi olarak zengin, manevi olarak güçlü, kuvvetli görmemek. Kendinde manevi olarak herhangi bir şey görmemek. Bütün üzerinde her ne var ise iyilikler Rabbinizdendir. Allah'a ait. Üzerinde her ne kadar manevi lütuflar, ikramlar, ihsanlar var ise hepsi de Allah'a ait. Bu senin çalışmanla olacak bir şey değil. Bu Cenab-ı Hakk'ın merhameti, bereketi, lütfu, ikramı, ihsanıdır. Bu senin çalışmanın gayretinin karşılığı değildir.
Sufi bunu böyle algılar ve kendisini bu manada fakir görür. Doğru bilgiye ulaşmanın yolları nelerdir? Bu yolların güvenirliğinden nasıl emin oluruz? Tabi bilgiye ulaşma yolları tarih boyunca felsefeciler de Aristo'dan, Sokrat'tan tutun. Günümüze kadar bütün felsefecilerin konuştuğu şey. Bizim için doğru bilgiye ulaşmanın yolu Kur'an ve sünnettir. Dini olarak. Biz dini olarak, doğru bilgi olarak Kur'an ve sünnete bakarız. İmamların iştihatlarına bakarız. İmamların iştihatlarında değişkenlik olabilir mi? Olabilir. Ama Kur'an ve Kur'an'da değişkenlik olmaz. Sünnet-i seneye de değişkenlik olmaz. Bizim için doğru bilgi Kur'an ve sünnettir. Dini kategoride diyorum. Öbür türlü diğer ilimlerde doğru diye bir şey yoktur.
Neden? Diğer ilimlerin hepsi de gelişmeye, genişlemeye, derinleşmeye, değişmeye açıktır. İnsanların bu konuda çalışması gayreti arttıkça bu konudaki ilim de değişir. Hani önceden buna basit örnek veriyoruz ya işte atom parçalanmaz diyorlardı. Atom parçaladılar. Ondan sonra dediler ki elektronlardan daha küçük bir birim yok. Elektronlar da değişti. Onlardan daha küçüğünü buldular. Onları parçaladılar. Onların da küçüğünü buldular. Onu bir daha parçaladılar. Onun bir daha küçüğünü buldular. Ne? Kuark mı diyorlar? En son kuarklarda kaldılar. Kuarklardan sonra onu da görecekler. Hayal kalacak orta yerde. Yani maddesel bir şey kalmayacak. Ama işte bak bunun gibi bu değişkenliğe açık.
O yüzden dini termoloji olarak doğru bilgi Kur'an sünnet. Tabi Kur'an sünnetin içerisindeki hikmeti anlama. Bu ayrı bir ilimdir. Kur'an sünnet içerisinde ilminledin bu ayrı bir şeydir. O zaman Kur'an sünnet tarihinde ilmin hakikati, ilmin hakikati, bilginin hakikati ilm-i ledündür. O zaman ilm-i ledünden bir çıt aşağı normalde onun kalbine gelen ilhamdır.
Ondan bir çıt aşağı zahiri olarak Kur'an sünnettir. Bizim algıladığımız evren gerçekte var mıdır? Yoksa biz algılarımızla dışarıda bir evren var mı zannediyoruz? Bunu nasıl da evredebiliriz? Yani bunlar internette okunup kendi kendine bu teorileri okunuyor. Bu teorileri okunduktan sonra başlıyoruz. Biz var mıyız yok muyuz? Bu evren var mı yok mu? Bununla alakalı kendimizde manevi olarak küçücük bir bilgi yok. Bakın küçücük bir bilgi yok. Ama internette bunları okumak bir de bunları böyle söylemek çok önemli bir şey yani. Ya sen var mısın ki varlığından? İyi. O zaman yoksak neden biz sorguya çekiliyoruz ki?
Madem biz yoksak neden peygamber göndermiş ki Cenab-ı Hak bize? Koy öbürkünü de koy. Öyle cimrilik mi yapıyorsunuz ya? O büyük neden öbürkünü vermem gibi oluyor. Kızardım. Bunları normalde hani böyle konuşmak hoş ediyor insanların. İşte kuantum fiziği filan teori ya. O kuantum fiziğinden uğraşıyor. O sufiliği kuantum fiziğinden bakıyormuş. Yani yazıyorlar bana böyle. İşte hocam ben kuantum fiziği açısından bakıyorum. Ondan sonra sufiliğe. Ben bir tek bir şey yazıyorum. Namaz kılıyor musun? Yani kuantum fiziğinden namaz arkadaş kuantum fiziğinden sufiliği yaşıyor. Namaz yok ama. Basit bakın.
Altına bir hadis-i şerif iliştiriyorum. Kafirle müminin arasına namaz vardır. Cevap gelmiyor. Nerede kaldı kuantum fiziğin senin? Yok canım bugünün Müslümanı böyle bir şey. 21. asrın Müslümanı, sufisi namaz kılmayacak, oruç tutmayacak, Allah'ı zikretmeyecek, günlük bir virde olmayacak. Kuantum fiziğiyle uçacak. Hatta astral seyahat yapacak. Yazmış birisi de. Hocam astral seyahat dersi veriyor musunuz? Veriyoruz dedim. Alabilir miyim dedi. Başlangıçta olarak dedim. 100 rekat namaz kılacaksınız gece. Günlükte dedim. En az 30 bin tevhid çekeceksiniz dedim. Ders istiyor ya. Hocam ağır olmadı mı dedi. Ya sen hem oturduğun yerde evrenleri dolaşacağım istiyorsun abdest almadan.
Abdest yok. Evren dolaşacak. Kuantum fiziğiyle. Ondan sonra ne yapacakmış? Astral seyahat yapacakmış. Astral seyahat yapacak. Ne kadar güzel bir şey. Tabii. Biz 35 senemiz vermişiz. Bir de nereden duyuyorlarsa böyle bir şey ağzımdan çıkmış değil. Astral seyahat dersi verdim. Hocam veriyormuşsunuz. Bize de verir misiniz? Vereyim dedim. Tamam. Günlük 100 rekat namaz kılacaksın. Gece nafile olarak. Yani en az 30 binde tehdit çek dedim. Yapabilirsin 50 bine kadar çıkar dedim. Astral seyahatı gör kafam bir düşsün yere. Tabii. Ama yok öyle bir şey yok. O böyle ona bir esma vereceğin belli bir sayıda hani yapıyorlar ya.
Tuhaf bir rakam veriyor mesela işte. 987 tane. Bir de onları Ebced ile hesaplıyor. Ebced hesabından. Onlar bir hesap veriyor. Bir sayı veriyor. Bu kadar şunu çekersen şu olur. Dine ihtiyaç yoktu o zaman. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gelirdi. Herkesin ismine göre bir Ebced rakamı çıkarır. Senin esman bu. Din bu derdi. Yok böyle bir şey. Allah bizi affetsin. Tevhid ilmi nedir? Nasıl öğrenilir? Bak ne güzel soru değil mi? Tevhid ilmi nedir? Her şeyi Allah'ın gör. Hadi görebileceksen. Çok basit bak. Senin hiçbir şeyin yok. Ma'lkül mülk olan Allah. Öğren işte bak. Bunlar böyle şey. Bu sorular böyle hani soru soranı üzmek istemiyorum.
Bu sorular böyle hani Hazretim bir diyor ya. Sen diyor önce süt içeceksin. Çocuk diyor süt içer. Dili dişi çıkmaya başladığında diyor. Dişi çıkmaya başladığında. O ekmek yemek ister. Dişleri tamam olduğunda o et yemek ister. Çocuğa süt içen çocuğa sen şimdi kalkacaksın. Bir kimseye diyeceksin ki. Senin bu dünyada hiçbir şeyin yok. Ne tarafa dönersen dön. Allah'ın veci o taraftadır. Ma'lkül mülk olan da odur. Senin hiçbir şeyin yok. Tevhid ilmi. Değil mi? Tevhid ilmi. Kur'an ve sünnetin dışında da hiçbir şey kabul etmeyeceksin. Fikir, felsefe, hayat, yaşam, kılık, kıyafet, adım atma, yemek yeme, uyuma, içme, kalkma, her şeyin.
Önce bu Kur'an ve sünneti tamamiyetle hayatına uygulayacaksın. Hiç taviz yok. Hiç taviz yok. Sakal sünneti seniye olacak. Hiç taviz yok. Yemek yemen sünneti seniye. Hiç taviz yok. Tıraşına varıncaya kadar, banyona varıncaya kadar, etrafının olan ilişkilerine varıncaya kadar. Hiç taviz yok. Tevhid ilmi. Annene, babana üf bile demeyeceksin. Ayette sabit. Tevhid ilmi. Kadınlar da erkekler de eşlerini hiç üzmeyecek. Kur'an sünneti tarihesinde her şey.
Biz önce Kur'an ve sünneti yaşayalım. Avam olalım. Önemli değil. Sonra arkası gelir. Ondan sonra çok bakın, çok rahat konuşuyorum. Bunu böyle gördükten sonra diyeceksin ki, Malikül mülk olan Allah. Benim bu dünyada hiçbir şeyim yok. Sonra ne tarafa dönersen dön, ayetle sabit bak bunlar. Ne tarafa dönersen dön, Allah'ın veciği o taraftadır. Her gördüğün her şeyi, Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatı göreceksin. Hadi bir gör de görelim biz de seni ya. Bu sene için ömre niyetiniz var mı? Her sene için var. Ama işte, Geçen sene öyle bir derlenip toparlanıyorduk fakat birkaç şirketle görüştük. Yani birkaç görüştüğümüz şirket yani geçen seneyle alakalı iki yüz kusur kişiyi, iki tane şirket dediler ki yani senin önünde biz tanıyoruz sizi.
Birincisi gittiğimiz şirketti, neydi adı İkram Turizm, oradaki İbrahim Hoca dedi ki hocam sizi tanıyoruz, biliyoruz, sizin önünüzde utanmak istemeyiz dedi. Biz götüremeyiz iki yüz kişiyi dedi. Kırk elli kişi yaparsanız dedi, buna söz veririz dedi. Geri kalanını yapamayız bu sene dedi. Birkaç şirketle daha görüştük. O birkaç, bir tanesi daha dedi, yapamayız bu sene dedi. Birkaç tanesi, bu iki tane şirket büyük şirketti. Onlar yapamayız deyince, geri çekilince, öbür günler tabii işe hani normalde biz yaparız götürürüz noktasından baktılar. Biz yaparız götürürüz noktasından bakanlar da ben güvenemedim işin doğrusu. Yani iki yüz kişi işte en az Ramazan ömresi iki bin dolara yaklaşır herhalde bu sene.
Ne kadar sayı Ramazan ömresi? Öyle mi? Yani iki seçimden dolayı. İki bin beş yüz dolar mı o civarda olacak? Düşünün iki bin dolar olsa, geçen sene iki bin dolar civarındaydı değil mi? İki bin, iki bin iki yüz elli. Geçen senede öyleydi şey. İki yüz kişi olmuş olsa iki bin dolardan ne yapıyor? Dört yüz bin dolar mı yapıyor? Büyük risk benim için. Ben dört yüz bin doları riske atamadım. Sonra bizim eski kardeşlerden Bünyamin var. Hoş Said de dedi, bu sene çok zor dedi. Said sen de öyle dedin değil mi? Bu sene dedi Said dedi ki çok zor hani sıkıntı yaşarsın dedi.
Bünyamin'i aradık. Bünyamin dedi hatta onun arkadaşın oteli de var orada değil mi? Kiraladı. Mevsimlik oteli var. O da dedi yani dedi ki çok zor hani bu sene dedi sıkıntı yaşanır dedi. Öyle deyince biz ben tabiri caizse dedim tamam bu sene gidemiyoruz dedim. Öyle kaldı. Şimdi bu sene de sıkıntılı olduğu söyleniyor değil mi Said? Bu sene de sıkıntılı olduğunu söylüyorlar. Seçimden sonraya vizeler atıyor. Evet. Tabii ömre açılır ömre giderse demek o kadar oya da ihtiyaçlar var demek ki. Evet. O yüzden toplu bir ömre programı şu anlık bizim yok. Ne olur ne gider Ramazan'da da olabileceğini tahmin etmiyorum.
Çünkü aldığımız haberler oradan gidenler falan işte zor olduğunu. Büyük bir grubu yönetmenin büyük bir grubu böyle çekip çevirmenin de zor olacağını söylüyorlar. Hoş bizim arkadaşlar disipline biz bir sıkıntı yaşamıyoruz. Ama böyle bir götürülmeme gibi bir durum olursa tehlikeli bir durum. Örneğin işte bu sene gidilmeye kalksa 200 kişi 500 bin dolar. 500 bin dolara bakınca ben ömrüm boyunca ödeyemem onu. Allah bizi affetsin. Büyük bir risk. O bir riskleri alacak yaşı geçtim çünkü biraz. O yüzden arkadaşlar gitmek istiyorlarsa serbest. İşte götüren arkadaşlar var. Firma ismi söylemem abes olur. Sanki ondan gidiyorum bundan gitmiyorsun gibi. Sait sen Ramazan'da götüreceksin mi?
Ramazan'da gidiyorsunuz 20 arkadaş. İnşallah. Allah kabul etsin şimdiden. Bir erkek evleneceği kişinin yüzünü biraz annesine benzetse ve bundan evlenecek kişiye bahsetse zıhar yapmış olur mu? Olmaz. Hastalar ve sıkıntılar var. İnşallah bunları da sohbetin sonunda inşallah ederiz. Bir kalem verin bana gene ya.
Amma kalemsiz adamım var. Önceden kalem taşımak, kağıt taşımak bu da önemliydi. Yok özellikle ben çay içiyorum ya o yüzden öyle uzak tuttum. Çay içmeyeyim mi? Bak havalar lodos her şeyden alınırım bu ara. Hava lodos esti mi benim alınganlığım artar. O yüzden diyeceksiniz ki bu normal değil bu ara.
Bursa'nın da lodosu eksik olmuyor. O yüzden hep öyle tavan her şey. Allah'ın yesin inşallah. İki haftanın sonunda sohbet konusu iki haftadan sonraki devam.
Allah'ın zikirle alakalı. Bugün de 15. nasihat olarak not almışız. Ahzab suresi ayet 41'den 44'e kadar. Destur. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Ya eyyuhallezine amanu zükürün şüren keseira. Wasabihuhu bükürten fâcilen. Hüallezî yusallî alaykum ve melâiketuhu rijakum min az-zulumâtiyle.
Ve kâne bilmü'minine imâ. Tahiyyetum selâm. Ve adde lehum ecra-ı kerîm.
Sadakallâhul râzî. Ahzab ayet 41. Ey imân edenler! Allah'ı çok zikredin. 42. Onu sabah akşam tesbih edin. 43. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allah rahmet bahşeder. Melekler de dua eder. Allah müminlere çok merhamet edir. 44. Allah'a kavuştukları gün selam diyerek selamlasınlar. Allah onlara güzel bir mükafat hazırlamıştır. 41. Ayet. Ey imân edenler! Allah'ı çok zikrediniz. Allah'ı çok zikrediniz deyince bu konuda herhangi bir kısıtlama yok. Şu kadardı, bu kadar zamandı veya vaktin şurasındaydı, burasındaydı diye bir ibare yok.
İman edenler, Allah'ı her halinizde ve çokça zikrullah deyince işte dil ile, kalp ile, sır ile, ruh ile ve fiillerinle, her şeyinle Allah'ı çokça zikredeceksin. Az önce kardeş tevhid nedir diye soruyordu ya tevhid ilmi bunlar. Allah'ı öylesine zikredeceksin ki hiçbir zaman zikrullah'tan gafil kalmayacaksın. namaz vakti, namazı vaktinde kılma, namazı kılma, oruç zamanı, orucunu tutma, zekat zamanı, zekatını verme, haç zamanı, hacca gitme veya iyilik yapman gerektiği yerde iyilik yapma, sadaka vermen gerektiği yerde sadaka yapma,
işte insanlara tebliğ etme, doğruyu söyleme, doğruyu yaşama, yani senin her halin, her adımın Allah'ı zikir dairesinde olacak. Ayrıyetten de sen muhakkak ki hani Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin buyurduğu gibi dilin her daim zikrullah ile ıslak olsun. Hadis-i şerifi mucibince dilin her daim ne olacak? O zikrullah ile ıslak olacak ve işte gecede, gündüzde, sabahta, akşamda, seherde, yürürken, yatarken, yanlarınız üzerinizde dururken, var ya ayet-i kerime ayaktayken, otururken, yanlarınız üzerinde yatarken Allah'ı çokça zikrediniz diye, namazı kıldıktan hemen sonra diye. O namazda zikrullahı böyle yer değiştirmeye çalışanlardan, çalışanlar boş muhabbet yapıyorlar.
Yani siz namazı kıldıktan hemen sonra, ayaktayken, otururken, yanlarınız üzerinde Allah'ı zikredin. Ayet-i kerimisi namazdan hemen sonra diyor. Demek ki namazı kıldıktan hemen sonra Allah'ı zikredecek ve sahabe de namazı kılar kılmaz, merakılmaz, cehri bir şekilde, toplu bir şekilde Allah'ı zikrederlerdi mescitte. Öyle olunca, nerede ne şekilde olursan ol, hiçbir zaman Allah'ı zikirden geri durmayacaksın. Hatta Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah diyor ki, Allah-u Teala kullarına farz kıldığı her ibadette belli bir sınır koymuştur. Kulların özürlerine göre de onları bu ibadetlerden muaf tutmuştur. Ancak Allah'ı zikretmeyi bunların dışında tutmuştur. Zira Allah'ı zikretme diye bir sınır koymamış ve Allah'ı zikretme hususunda, delillerden başka hiç kimsenin özrünü de kabul etmemiş.
Yani bir kimse akli dengesini yitirdiyse, o bundan sorumlu değil. Ama öbür türlü akli dengesi yerindeyse, o Allah'ı çokça zikredecek. Hatta başka bir ayet-i kerimede münafıkları tarif ederken, o münafıklar ki Allah'ı az zikrederler diyor. Bak münafıklık alameti, Allah'ı az zikretmek münafıklık alameti. O yüzden Allah'ı o kimse ne yapacak? Çok çok zikredecek. Zikrin dil ile olanı var, avama aittir. O kimse ne yapar? Dilini zikrullah ile ıslak eder. Bu onun sorumluluğundadır. Senin dilin zikrullah ile ıslak olur. Sen normalde zikrullahı daim olarak dilinle yapmaya başladıktan sonra, o dil ile zikrullah bir çıt üstü. Has noktasında avamdan çıkar, has. O kimsenin kalbi olarak zikrullah etmeye başlar.
Kalbe zikrullah oturur, o kimse kalbinde zikrullahı dinlemeye başlar. Bakın kalbinden zikrullahı dinler. O kalpte oturduğu yerleştiğinde artık o kalp devamlı Allah'ın zikirle hemhal olur. Ardından sır ile zikrullah başlar, beşinci makamın işidir. Ardından ruh ile zikrullah başlar, altıncı makamdır. Ama bu zikrullah hiçbir zaman kesilmeyecek. Devamlı onu ne yapacak? Zikrullah edecek. Kırk iki ve onu sabah akşam tesbih edin. Yani o zaman normalde sabah veya akşam dediğinde, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kesinti olmayacak. Sabah akşam kastı bu. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar hiçbir zaman zikrullah'tan geri durmak yok. Hatta benim ilk yeni dervişliğim zamanlarda sabahları rufa etmi yapılırdı.
Böyle küçüktü gruplar o zaman arkadaşlar. Ondan sonra toplanır, sabah namazından sonra rufa etmi yapardık. Çünkü hadis-i şerif var. Bu sabah akşam ile alakalı. Sabah ve akşam zikrullah yapanların etrafında melekler dolanır. Yani başka normalde o vakitler tercih edilir. Özellikle sabah vakti, seher vakti. Hadis-i şerif var, Tirmizi'den. Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra oturup güneş doğunca kadar Allah'ı zikreder, daha sonra iki rekat namaz kılarsa onun tamı tamamı bir haç ve bir ümrenin ecri kadar sevap alır. Yani normalde o kimse sabah namazını cemaatle kıldı, ardından oturdu, Allah'ı zikretti. Allah'ı zikretti, iki rekatta işrah namazı kıldı.
İki rekatta işrah namazı kılınca o kimseye haç ve ömre sevabı verildi. Buna normalde ilk sufiler dergah kurarlar veya bir toplanma merkezleri olur, bir mescitleri olur. Orada toplanırlar, bu sünnet seni işlerlerdi. Ama ne yazık ki tabii şimdi böyle şeyleri yapmak biraz zorlaştı. Veyahut da ne bileyim insanlar tembelleşti. Veyahut toplansalar camide camide sabah namazından sonra zikrullah yapmaları mümkün değil. Diyanet böyle bir şeye müsaade etmiyor genel olarak. Yani hatta imamlar bakıyorlar, benim gençliğim de öyleydi. Bakıyorlar hani bir şey mi yapacaksınız, yapmayacaksınız mı? İşte kit diyorum cami diyordu bize. Hatta ben bir gün dedim ki üstümüze kitle o zaman sen git.
Hani gidecek o sabah namazını kıldırdı, işi bitecek. Yani zor veyahut da işte şehirler büyüdü, insanlar dağıldı, farklı mahallelere göçtü, küçük gruplar oluşmuyor. Böyle olunca bunu yaşamak biraz zorlaştı. Ama sabah ve akşam bu noktada ne bu önemli bir ibadetti. Ve hadis-i şerifte de sabah ve akşam melekler vardır zikredenlerin etrafında. Cenab-ı Hak o zikredenlerin etrafına melekler indirir. O melekler senin zikrine ne yapar? Katılırlar. Beraber zikrullah yaparsınız. Sabah namazını kıldıktan sonra oturun dersinizi çekin. Veyahut da nafile olarak tevhid çekin, salatu selam çekin. Ve sabah namazından sonra seher zikrini kaçırmamaya gayret edin. Sabah namazından sonra seher zikrini kaçırmamaya gayret edin.
Gece çalışıyor, yorgun geliyor. Hani bir tane sahabe fırıncı vardı ya, onun gibi gece mesaisi var. O kimse yorgun. Bunlara tabii bir şey diyecek bir noktamız yok. Ayet 43. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allah rahmet bahşeder. Melekler de dua eder, Allah müminlere çok merhametlidir. Bu zikrullah ile Allah'ı çok zikretmekle Allah sizi karanlıktan aydınlığa çıkarır. Siz Allah'ı çok zikredersiniz, siz Allah'ı çok zikredip sabah akşam zikredince sizi karanlıktan Cenab-ı Hak aydınlığa çıkarır. Karanlığın zıttı nurdur çünkü İslami termolojide. Sufi termolojide karanlığın zıttı nurdur. O zaman normalde siz o nura ulaşmak için muhakkak Allah'ı çok zikretmeniz gerekir. Allah'ı çok zikrederseniz Cenab-ı Hak sizi kendi nuruna, kendi aydınlığına çıkarır.
Ve zikrullah ile o karanlığın dehşetinden, karanlığın cehaletinden, karanlığın şiddetinden, karanlığın nefretinden bu çünkü normalde karanlık dediğinizde heva heves vardır, nefis vardır, şeytaniyet vardır, günah keballer vardır, Allah'ın sevmediği huylar, Allah'ın sevmediği ahlaklar, Allah'ın sevmediği fiiliyatlar vardır. Bunların hepsi de ne olur? O kimsenin üzerindedir, Allah'ı zikirle, cemaat de zikirle, o onlardan kurtulur, aydınlığa dediği Allah'ın zikrullah nuruyla nurlanır. O kimse zikrullahın nuruyla nurlanır, artık karanlıklar aydınlığa dönmüş olur. O zikrullahın nuru o kimsenin kalbinde, dilinde, gözünde, kulağında, azalarında oturur.
Oturunca artık o zikrullahın nuru onunla günah keballer arasına set olur. Zikrullahın nuru o kimseyle günah keballer arasında set olur. Çokça zikrullah ederse bir kimse, yani nasıl set olur? Yani o günah işleme noktasında zikrullahın nuru onu geriye doğru çeker. Yapma, der. Tavr-i caizse, onu ne yapar? Kalbini tırmalar onun. Bir anda o kimse baktığı yerde karanlık dehşetler görmeye başlar. Bir bakmışsınız, o kimse karşıda o günah kebair noktasında olan yerde şeytaniyetin tecelliyatını görür. Daha da iyi dervişse onun üzerinde şeytanı görür. Onun üzerinde şeytanı görür.
O kimsenin artık kalbi zikrullah nuruyla nurlanmıştır. O normalde bir hata bir yanlış yapacağı zaman da karşıda hemen o şeytanın sülliyetini, o şeytanın korkunç sülliyetini görür, ondan uzak durur. Daha da sen hasın hası bir dervişsen, hasın hası bir dervişsen, Cenab-ı Hakk'ın korumasına, muhafazasına alındıysan, sana gelecek olan günah kebairi Allah ne yapar? Melekleriyle önler. Bir şekilde seni kendi rahmetine alır, kendi muhafazasına alır. O yüzden burada diyor, Allah rahmet bahşeder. O kimseye Allah rahmet bahşeder. Rahmetinin içine alır. Ona bilmediğini öğretir. Ona görmediğini gösterir. Bakın, onu görmediğini gösterir. Ona sır perdesini açar. O Allah'ın rahmetine banmıştır artık.
Bu, o kimsenin çok zikretmesiyle alakalıdır. Artık, o kimse normalde, siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz dediği ayet-i kerime, o kimsenin üzerinde tecelli eder. O çok zikrullah ettiğinden, insanlar bilmediklerini gelir ona sorarlar, o da onlara cevap verir. Veyahut da bir şeyde tefekkür eder. Bu nasıl diye kendi kendine düşündüğünde, Cenab-ı Hak onun tefekkürünün karşılığını verir. Onun ilmini gösterir. O ilmin inceliğine vakıf eder. Çünkü, Allah ona rahmet bahşeder artık. Onu rahmet deryasına alır. Onu rahmet denizine bandırır. Onu rahmet perdesinde yaşatır. Öyle olunca, o ama her ne gelirse gelsin başına, o zikrullah'tan geri durmayacak.
Hastaydı, yorgundu, uykusuzdu. Çok işi vardı, çok meşgalesi vardı, çok morali bozuktu, çok sıkıntısı vardı. Çok derdi vardı, iflas ettiydi, parası kalmadı, çocuğuyla problem yaşadı. Eşiyle problem yaşadı, annesiyle yaşadı, babasıyla yaşadı, işinde yaşadı, arkadaşlarında yaşadı. Ne başında ne yaşıyorsa yaşasın, onu zikrullah'tan hiçbir şey alıkoymadı. O zikrullah'a devam etti. O zikrullah halakasını bırakmadı. O zikrullah ipini hiç gevşetmedi. O zikrullah'ta kaldı. Günlük derslerini, virtlerini çekti, ayrıyeten tevhid çekti. Zikrullah ile dilini ıslak etmeye çalıştı. O öyle bir hal yaşadı ki, onun sağı zikrullah, solu zikrullah. Önü zikrullah, ardı zikrullah. Altı zikrullah, üstü zikrullah oldu.
O devamlı zikrullah ile hemhal oldu. Bir şeyi besmelesiz yapmadı, besmelesiz yemedi, besmelesiz içmedi, besmelesiz giymedi, besmelesiz çıkarmadı, besmelesiz adım atmadı, zikrullahsız hiçbir şey yapmadı. Zikr onun hayatı oldu. Ve Cenab-ı Hak onu ne yaptı? Rahmetine büründürdü. O artık Allah'ın rahmetine girdi. Bu öyle bir şey ki, bu hal o kimseye eminlik de verir. Ve o halde o kimse artık Allah'ın rahmet deryasına dalmış kimsedir. Ve o kimse böyle artık böyle şirkten, günahtan, pislikten, karanlıktan temizliğe çıktı. Cenab-ı Hak rahmet etti. Artık onun kalbi mutmain oldu. Artık kalbinde onun şek şüphe kalmadı. Artık kalbinde onun tereddüt kalmadı. Bu zikrullah ile alakalı.
O görüyormuşçasına yaşamaya başladı. Bu zikrullah ile alakalı. Hani Allah'ı sen görmesen dahi onun her daim gördüğünü hissederek yaşamandır diyor ya. Normalde hiç olmazsa o beni her daim görüyor hissiyle, duygusuyla yaşamak. Ve Cenab-ı Hak artık ona bu noktada asla ve asla onu yolda bırakmayacak. Ve enteresan, melekler de dua eder. Ya melekler de artık sana dua ediyorlar. Sen zikrullah etmeye başladın. Melekler senin hakkında dua ediyor. Cenab-ı Hak el varıyorlar senin hakkında. Ah bunu bir görseniz. Ah bunu bir görseniz. Zikrullaha başladığınızda ah bunu bir görseniz. Buradaki cemaatle yapılan zikrullahta da ah bunu görseniz. Artık melekler senin hakkında dua ediyorlar.
Ve işi olup öyle bir noktaya gelir ki senin dile dökmediğin, utandığın, inticap ettiğin, ben kendime bir şey istemeyeyim dediğin noktada senin neye ihtiyacın varsa senin üzerinde melekler senin adına dua ediyor. Melekler senin adına dua ediyor. Melekler artık bir dua ordusu gibi senin etrafını sarmış, dua ediyorlar. Hani bir hadisi kudsi var ya o cemaat toplanmış Allah'ı zikrediyorlar. Allah bildiği halde diyor melaikelerini sorar. Ey melaikelerim bakın bu ayet-i kerimenin açılımı gibi hadisi kudsi. Kullarım ne yapıyorlar? Seni zikrediyorlar ya Rabbi. Peki onlar beni gördüler mi? Görmediler ya Rabbi. Görselerdi işte ağlaya ağlaya seni zikrederlerdi. Ne istiyorlar? Senin cennetini istiyorlar. Cennetimi gördüler mi?
Görmediler. Görselerdi nasıl sevinçle zikrederlerdi. Peki onlar neden korkuyorlar? Neden çekiniyorlar? Cehenneminden. Cehennemi mi gördüler mi? Hayır ya Rabbi. Görselerdi ağlaya ağlaya kendilerini perişan ederek zikrederlerdi. Ey melaikelerim şahit olun. Oradakilerin hepsini de affettim. Bir hadisi şerif daha. Hadisi kudsi. O kimse tevhid çekti. La ilahe illallah dedi. O kimse diyor çektiği tevhid. La ilahe illallah dedi. Allah'ın katına ulaşır. Allah'ın katı akıl olarak biz şurası diyemeyiz. Ve diyor tabiri caizse kapısına vurur Allah'ın. Allah bildi halde sorar. Bu melaikem niçin kapıma vuruyor benim? Nedir istedi? Melaikeye sorarlar diğer melekler.
Ne istiyorsun? Ha pardon tevhid nuru kapıya vurur diyor. Melaikeler bildiği halde ona sorarlar. Ne istiyorsun? O der ki diyor. Beni zikredenin affedilmesini istiyorum. Ben şimdi bazen kardeşlere diyorum ki tevhide devam edin. La ilahe illallah demeye devam et. Makam mevki düşünme. Şu esmayı bu esmayı alacağım diye düşünme. Tevhide devam et. Cenab-ı Hak cevap verir. Der ki kulum seni zikretinde affetmiştim. Sen la ilahe illallah dediği anda onu affetmiştim. O zaman la ilahe illallah demeye devam. Ve melekler de ne yapıyor? O size dua ediyor. Kime?
Allah'ı zikredenlere. Sen zikrullaha başladın. Melekler de duaya başladı. Melekler günah işlemez. Meleklerin kusurları hataları yoktur. Melekler senin adına günahsız ağızla dua ediyorlar. Hani hadis-i şerit-i Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e Allah'a günahsız ağızlarla dua edin. Ya Rabbi günahsız ağız var mı? Birbirlerinize dua edin. Siz birbirleriniz için günah işlemediniz diyor. Bak birbirlerinize dua edin. O zaman birbirlerimize dua edeceğiz. Aynı zamanda zikrullaha başladığımızda melekler bize dua edecekler. Allah'a yalvaracaklar. Düşün şimdi. İşte sabahleyin uyandın. Namazını kıldın. Hadi camiye gidemedin. Eyvallah. Evde namazını kıldın.
Oturdun. Dedin ki ya namazın arkasından işte 300-500 tevhid çekeyim. Başladın. Bunu tefekkür et sen şimdi. Her la ilahe illallah diyişinde bir melek gitti. Allah'ın kapısına başladı, dayandı. Bu beni söyleyene affet demeye başladı. Başladın. La ilahe illallah. Sabahleyin 5000 tevhid çektin. 5000 melek gitti. Cenabın kapısına. Tevhidi, beni söyleyeni, beni zikredeni affet. Beni söyleyeni, beni zikredeni affet. Bu muhteşem bir senfoni. 5000 melek Allah'ın tabiri caizse kapısında senin için dua ediyor. Senin affı olman için dua ediyor. Bunlar sadece tevhid çektiğin zamanki melekler.
Tevhidle alakalı. Öbür türlü zikrullah ibadeti yapıyorsun, öbür melekler ayrı. O zaman sabah namazından sonra zikrullahı oturan bir kimsenin etrafında melek ordusu var. Melek ordusu var etrafında. Allah'ın rahmeti, bereketi, lütfu, ikramı, ihsanı ne oldu? Üzerine tecelli etti. Bir hadis-i şerifte var ne diyor? Allah rızıkları sabah namazından sonra dağıtır. Bir hadisi kudsi ne diyor? Seher vaktinde Allah semaya, dünya semasına tecelli eder. Yok mu dua eden, duasına icabet edeyim? Yok mu rızık isteyen, rızkını bollaştırayım? Yok mu bir derdi olan, derdine derman olayım? Yok mu bir hastalığı olan, hastalığına şifa olayım?
Seher vakti. Sabah akşam Allah'ı zikret. Asla gaflete düşme. Ve Allah müminlere çok merhametlidir. Ve Cenab-ı Hak müminlere karşı o kadar merhametlidir ki. Ayet-i kerime var ya. Dua edenin duasını kabul eder. Merhametlidir. İsteyene verir. Merhamettedir. Tövbe edenin tövbesini kabul eder. Merhamettedir. Benim tövbem kabul olmaz diye düşünme. Allah'ı sınırlama. Senin tövbeni de kabul eder. Sen yeter ki ona yalvar. Sen yeter ki ona yakar. Sen yeter ki onu zikret. Onun affetmeyeceği hiçbir günah yoktur. Zaten Allah'ı zikreden, devamlı zikreden ve Allah'tan isteyen bir kimse şirkten de kurtulmuş olur.
Ve Cenab-ı Hak onu temizler. Onu rahmetine barındırır. Onu muhafaza eder. Onu korur. Onu emanına alır. Ve Cenab-ı Hak öylesine merhametlidir ki. Artık onun merhametinin önüne geçebilecek hiçbir şey yoktur. Ve Allah yaptıklarından da sorunlu değildir. Dilediğini dilediği gibi merhamet eder, lütfeder, rahmet eder, affeder. Ve ona dilediği makama ulaştırır. Sen kendi kendine öbür tarafta çırpınırsın. Ya bu adamdan derviş mi olur, bundan sufi mi olur diye. O yaptıklarını hesap, kitap vermez, yapar. Allah'ım bizi onlardan eylesin. Amin. Ve asla ve asla merhametsiz bir Allah, merhametsiz bir Rab değildir o. Dua edenin duasını ne yapar? Kabul eder.
44. ayet. Allah'a kavuştukları gün selam diyerek selamlasınlar. Allah onlara güzel bir mükafat hazırlamıştır. Rahat 22-24. Bu ayet-i kerimeyi tefsir eden başka bir ayet-i kerime. Onlar Rablerinin rızası için sabrederler. Namazı gereği gibi kılarlar. Bizim rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık, hayır yolunda sarf ederler. İyilikle kötülüğü savarlar. İşte bu müminlere ahiretin en güzel mükafatı vardır. O da adın cennetleridir. Oraya müminler salih olan ataları, eşleri ve soyları gireceklerdir. Melekler her kapıdan onların yanlarına girecekler ve sabretmenizin karşılığı olarak selam size, ahiretin en güzel mükafatı ne hoştur diyeceklerdir.
İşte sen Allah'ın rahmetine gark oldun ve Cenab-ı Hak sana merhamet etti, rahmet etti, çok zikrullah ettiğinden dolayı ve seni cennetine koydu. Ve enteresan bir şey. Burada cennet de demiyor aslında ayet-i kerimede. Allah'a kavuştukları gün. Allah'a kavuştuğun gün. Bir, Allah'ın sıfatlarına vasıl olduğun, cem olduğun gün. Kabre girdiğin gün. Mahşerde diriltildiğin gün. Hesabın, kitabın görüldüğü gün. Derviş şimdi normalde bunlar o ölümle alakalı son nefes ayrı. Allah'a bu dünyadayken, yaşarken, bu perdede kavuşmak. Bizim derdimiz ne? Allah'a burada kavuşmak.
Allah'ı burada tanımak. Allah'ı burada bilmek. O zaman bu Allah'ı bizden önce tanıyanlar, bizden önce kavuşanlar, yolun başındaki pir efendiler, eski mürsidi kamiller hepsi de var mı? Var. Hepsi de o yolda mı? Evet. Ve bu yol cennetlik yol mu? Evet. Bu yol sırat-ı müstakim mi? Evet. Ve normalde o zaman bunlar bizim manevi olarak soyumuz burada. Manevi soyumuz. Bizim manevi soyumuz, bu peygamberlerin soyu. Manevi soy. Biz Allah'a iman ettik. Allah'ın kitaplarına, peygamberlerine, din gününe iman ettik. Bu şekilde iman edenler ve ihlasla, samimiyetle o iman üzerinde duranlar bir soy oldu. Bir kabile oldu. Bir sülale oldu.
Bir sülale oldu. Ve onların hepsi de bu kabile sülale olarak nereye gidecekler? Cennete gidecekler. İman etmeyenler ise ister bizim evladımız olsun, ister annemiz babamız olsun, bizim soyumuzdan değil. Bizden değil onlar. İman etmeyenler bizden değil. Bu kim olursa olsun. İman edenler bizden. Bir kimse iman etti. Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşadı. Onlar bizden. Bir kimse iman etmedi. Bu Nuh'un eşiydi. Nuh'un oğluydu. Lut'un eşiydi. Bakın, Cenab-ı Hak geriye dönüp bakma dedi onlara. Hatta dedi ki, onlar senden değil. Veyahut da sahabe babasıyla savaş meydanında karşılaştı. Önünden kaçtı babası önüne geldi. Önünden kaçtı babası önüne geldi. En sonunda babasını ne yaptı?
Kılıçtan geçirdi. Öldürmek zorunda kaldı. Çok üzüldüler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de çok üzüldü. Ayet-i kerime indi. Onlar sizin ehliniz değildir. Evladınız değildir diye. Onlar sizin babanız bu manada değildir diye. Sebep? Çünkü o iman üzerine değildi. İman üzerine olanlar kardeştirler. İman üzerinde olanlar bu noktada birbirlerinin velileridir. Birbirlerinin dostlarıdır. İman etmiyorsa o senin velin değildir. O senin dostun değildir. O senden değildir. Ancak iman edenler sendendir. O yüzden burada hani diyor ya selam, birbirlerini selamlasınlar. Bu işin bir mahşer noktası var. Ben oraya anlatmıyorum. Ben buraya anlatıyorum. Burada manevi olarak birbirlerini selamlayamayanlar orada da selamlayamazlar.
Sen manevi olarak burada selamlaş. Bu kabilenin içerisinde, bu kavmin içerisinde birbirlerinle selamlaş. Önce şuradan başla. Önce buradaki yakın kardeşlerinle, dervişlik dairesinde bulunan kardeşlerinle selamlaş. Önce burada kardeşlerinle barış. Önce buradaki kardeşlerinle iyi geçin. Önce buradaki kardeşlerinle hemhal ol. Önce buradaki kardeşlerinle muhabbet besle. Önce buradaki kardeşlerine karşı ön fikirli olma. Önce buradaki kardeşlerini ayrıştırma, ötekileştirme. Sen herkese muhabbet besle, herkese hizmet et. Buradaki kardeşlerine selam ver. Sen burada zikrullah yapan, burada Allah'ı anan, burada Allah'la beraber olmaya çalışan kimseleri eğer ki üzersen, kırarsan, incitirsen sen ötelere kanat çırpamazsın.
Sen önce burada kanatlarını herkese yay. Burada herkese hizmet etmeye, burada herkese hürmet etmeye, burada herkese tevazulu davranmaya gayret et. Bu konuda ince davran. Yok o böyledi, yok şu şöyledi, yok o öyledi, yok bu böyledi. Bunlar seni yolda bırakır. Sen buradaki kardeşlerini Allah için sev, Allah için kardeşlik kur. Makamı, mevkisi, zenginliği, fakirliği seni ilgilendirmesin. Sen Allah için buradaki kardeşliğini tesis eyle. Neden? Sebep, sen bu kardeşliği tesis eyle ki sen o manevi yolda yürüyenler senden incinmesin. Senin burada birini incittin. Belki de o incittiğin kimsenin manevi olarak piri Abdülkadir Geylani veya Ahmet El Rufay veya Ahmet El Bedevi veya İbrahim Duseki veya Şeyh Ebul Hasan Ali Şazeli veya Şahı Nakşibendi Hazretleri ve hatta ummadığın bir pir onu sahiplenmiş.
Bu manevi bir yol. Bu yol zahiri değil. Ya bir bakıyorsun bir başkasını, hiç tanımadığın bir veli. Hindistan'dan veli. Bir bakıyorsun bir kardeşin başını okşuyor. Utanıyorsun, çekiniyorsun hani tanımadığın bir kimse. Zat ellerinizi tanıyamadık diyorsun. O da diyor ki ben Hindistan'dan filanca. Bu diyor kardeş kitap okurken diyor. Bu kardeş bir kitap okurken diyor. Ne güzel veliymiş dedi benim adım geçtiğinde diyor. Nereden ne bağlantı var? Şaşırıyorsun, hayret ediyorsun. Kitap okurken o zat için demiş ki ya ne kadar güzel bir veliymiş. Menkıbe okuyor. Öbür taraftan da selefi vahabi uyuzu diyor ki ya menkıbelerle siz uğraşıyorsunuz. Evet.
Ona sahip çıkıyor. Hindistan'dan veli. Hindistan'dan. Sakın dokunma birisine. O bütün şeytani yolları bırakmış. Heva hevesi bırakmış. Nefsaniyeti bırakmış. Eşinden, anasından, babasından, çoluğundan, çocuğundan geçmiş. Zikrullah halakasına gelmiş. Yemin ediyorum dokunma hiç. Evet. O zikrullah halakasına oturmuş. Birisi onun başını okşuyor bakıyorsun. Veya bir bakmışsın zikrullah halakasında bunu böyle şataatvari söylemiyorum. Yani gelmiş Cebrail aleyhisselam bütün kanatlarıyla sarmış oradakınları. Sen ne ayrıştırıyorsun ya? Kimi ayrıştırıyorsun? Kime laf söylüyorsun? Kime tepeden bakıyorsun?
Belki de o senin ayrıştırdığının yüzü sürmetine sen de Cebrail'in kanatlarının altına girdin. Ayrıştırma. Bir bakmışsın Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri otağını kurmuş. Otağını kurmuş. Kocaman bir meydanlık, kocaman bir ucuz sonu belli olmayan bir çöl gibi yer. Ama kocaman bir otağı var. Yani komple cemaati için almış. Başında doz zikrullah yaptırıyor. Hadi çık işin içinden. Hadi sen de de ki ya burada bu vardı, burada şu vardı. Bizatihi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri esmayı çektiriyor. Sahabeler orada geçmiş, peygamberler orada. Evet. Ayrıştırma. Burada kardeşliğini tesis eyle.
Burada kardeşliğini tesis eylemezsen ötekilerle tesis edemezsin. Varsın senden gitsin. Ezilen sen ol. Öyle oluyor. Seni saf yerine korusunlar, seni salak yerine koysunlar. Sen de ki ben ötelere kanat çırpacağım. Öyle düşün. Sakın. Bir hizmetin ucundan tutmuşsun. Sakın bırakma. Tevazunu yerde tut. Olla ki o hizmetten seni alırlarsa, bil ki sen büyük bir küstahlık yapmışsındır. Allah'ın dervişleri kıymetlidir. Allah'ın dervişleri kıymetlidir. Tövbe et, ince davran, hassas davran. Allah'a kavuşma o zaman ne oldu?
Dünyada tesisi olacak. Ondan sonrası kolay zaten. E sonra hani cennette büyük mükafatı vardır diyor ya ayet-i kerimede. Normalde Allah bizi affetsin, Allah müminlere çok merhametlidir. O zaman o normalde Allah'a kavuştuğu gün. 44. ayet. Allah'a kavuştukları gün. E cennete girdin. E orada da normalde çok güzel bir mükafat hazırlanmıştır diyor. E sufiler için en güzel mükafat, en büyük mükafat ne? Cemalullah'a vasıl olma. Evet. Cenab-ı Hak cümlemizi o mükafata erişenlerden eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi affı-mağfiret eylesin. Amin. Haklarınızı helal edin.
Amin. Valla kandil günü sohbet bitince sordum uzun mu oldu bugün sohbet dedim. Dediler ki iki saat on dakika oldu. Kendi kendime dedim ki ya hiç vaktin nasıl geçtiğini bilememişim. O yüzden şimdiden herkes hakkını helal etsin inşallah. Orada helallaştıydık ama saati duyduktan sonra tekrar helallaşmam gerektiğine inandım. Bugün hep gözüm saatte bakıyorum öyle sohbeti uzatmayayım diye kısa kısa saat onu da bitireyim diye uğraştım. Elhamdülillah. Haklarınızı tekrar helal edin inşallah. Üç ihlas bir fatiha-i şerife. Amin.
Amin. Ya Rabbi hasıl olan sevabı Hazreti Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin aziz mübarek latif pak ruhu şeriflerine. Amin. Peygamberlerin cümlesine. Amin. Amin. Cihar yargüzün Ebu Bakır, Sıddık, Ömer, Faruk, Osman, Zünnereyn, Ali el-Mürteza efendilerimizin ruhlarına. Amin. Aşire-i mübeşirini sahabe-i kiram tabi'in ve tebi-i tabi'in hazretin ruhlarına.
Amin. Hediye eyledik vasıldar eyle, haberdar eyle. Amin. Himmetlerini ve şefaatlerini, berekatlerini üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir fatiha-i şerife. Amin. Hasıl olan sevabı müştehid-i kiram efendilerimizden İmam-ı Azam, Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hambeli, İmam-ı Yusuf, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Züfer Hazreti Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve Amin.
Amin. Pirimiz bir Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet Ar-ı Faiz, Seyyid Ahmet Albedevi, Seyyid İbrahim Duziki, Şeyh Ebul Hasan Ali Şazeli, Şahın Akşemen'de Muhammed Bahattin Şahı Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Mahmud Hüdayi, Hazreti Üftadi Hazretleri'nin ruhlarına, Niyazi Mısri Hazretleri'nin ruhlarına, Ahmet Yesevi Hazretleri'nin ruhlarına ve tüm Piran efendilerimizin ruhlarına hediye edildik. Sen kabul eyle, vasıldar eyle, haberdar eyle Ya Rabbi. Amin. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin.
Üstadlarımızdan Abdurrahim Neşavi, Abdurrahim Tantevi, Elhaç Hacı Bekir Çorimi Efendi, Hacı Ali Haydar Efendi, Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Efendi, Nevşehir'li Abdullah Gürbüz Efendi, Üstadımız Bayındırıl Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin mübarek ruhlarına. Amin. Kaçuni Dergahı'nın ve Kabbaşi Dergahı'nın geçmiş üstadlarının ruhlarına. Amin. Bursa'mızda metfun bulunan Emir Sultan Hazretleri, Üftadi Hazretleri, İsmail Hakkı, Bursa Efe Hazretleri, Süleyman Celebi Hazretleri ve geçmiş tüm Mürşidi Kamillerin ruhlarına. Amin. Meczuban, Veliullah, Evliullah, Aşıkan, Sadıkan, Şehedan'ın ruhlarına. Amin. Burada bulunan bütün kardeşlerimizin geçmişlerinin ruhlarına.
Amin. Yaşayan Mürşidi Kamillerin, Velilerin, Evliyaların, Aşıkların, Sadıkların, Dervişan'ın ehli iman, La İlahe İllallah, Muhammedun Resulullah diyen mümin ve müminatın ruhlarına. Amin. Hediye eyledik, sen kabul eyle ve asıldar eyle, haberdar eyle. Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. İnneallâhe yuhibbül tevvabîn ve yuhibbul mütetahhirîn.
Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullahelazîm, El-Kerîm, El-Lezi la ilahe illa hu, El-Hayyül kayyum ve etubi ileyh. Estağfirullahelazîm, Estağfirullahelazîm. Estağfirullah el-Azim Ya Malik el-Mülkü'l-Kadim Estağfirullah el-Azim
Ya malükel mülkün kadim estağfirullah Ya malükel mülkün kadim estağfirullah Estağfirullah aman ya Rabbi min külli zenbin tövbe ya Rabbi Estağfirullah töbdi ilallah ve ne heytü kalbi anma sivalah
Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim İnnehu min Süleyman ve innehu Bismillahirrahmanirrahim Bismillahirrahmanirrahim Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allah
Ya Subhan, Ya Sultan, Ya Allah Ya Sübhan, Ya Sultan, Ya Allah Ya Deyyan, Ya Burhan, Ya Allah Ya Deyyan, Ya Burhan, Ya Allah Ya Deyyan, Ya Burhan Ya Hennan, Ya Mennan, Ya Allah Ya Hennan, Ya Mennan, Ya Allah Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allah
Settar ismine inanıyoruz, günahlarımızı setreyle ya Rabbi Amin Gaffar ismine inanıyoruz, günahlarımızı affeyle ya Rabbi Amin Salavatı sebebi inşallah Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim İnnallâhe ve melâiketehû yusallûne alen nebî Ya eyyühellezine âmenûh sallû aleyhi sallû aleyhi ve sellimû teslimâ Allahümme sallû aleyhi ve sellimû ve barîk âlâ Şeyyidina muhammedin ve adâ Şeyyidina muhammedin ve âdâ kemâ lillâ kemâ Yênî kemâ
Sallî tesellim ve barîk âlâ Mürşidina muhadin ve ade kemah, lillâ kemah, iğubi kemah, salli ve sellip ve bari kalah, iğubi kemah, lillâ kemah, salli ve sellip ve bari kalah, iğubi kemah, salli ve sellip ve bari kalah,
iğubi kemah, salli ve sellip ve bari kalah, iğubi kemah, lillâ kemah, iğubi kemah, salli ve sellip ve bari kalah,

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi