mustafaozbag.org

(NASİHAT/12) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti -04.01.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Ocak 2024 · 1:18:46

Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam, Allah gecenizi hayırlı eylesin, amin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, amin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, amin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin, amin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, amin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışanlardan eylesin, amin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i kafirlere karşı tek vücut eylesin, amin, Siyonistleri kahri perişan eylesin, amin, İsrail'i kahri perişan eylesin, amin, Cenab-ı Hak bütün Müslüman'la Allah'a mücadele eden kafirleri kahri perişan eylesin, amin, Rabbim cümle münafı,
Allah'ın mutlulukları, mürtedleri kahri perişan eylesin, amin, nerede Müslümanlara zulmeden zalimler var ise, nerede Müslümanlara acı çektirenler varsa hepsini kahri perişan eylesin, amin, ecmain. Birkaç ders yapmıştık dini ücrete tabi edenlerle alakalı. İnşallah bu akşamda o kaldığımız yerden ayetlere devam edeceğiz.
Bununla alakalı her peygambere, her peygamberin dilinden, dinden para kazanılmama, dininin üzerinden basamak edip herhangi bir şey elde etmemeyle alakalı, Cenab-ı Hak peygamberlerin dilinden Kur'an-ı Kerim'de ayetler var. O yüzden bizde sırasıyla böyle kendimce o ayetleri sıralamıştım. Aslında konu anlaşıldı ama böyle birkaç ders daha meselenin pekişmesi adına inşallah ders yapacağız.
Sonra bu meselede bitmiş olacak inşallah. Bugünkü ayetlerimiz En'am suresi 90. ayet, Hud suresi 51. ayet. Evet, destur. İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır.
Öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. De ki, ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. O Kur'an, alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir. Hud suresi 51. Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz? Bu En'am suresi 90. ayetten önce, normalde 80. ayetten itibaren Cenab-ı Allah, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden önce gelen peygamberleri sıralıyor. Onlar normalde mesela işte 79'da İbrahim aleyhisselamla olan meseleyi anlatıyor. Sonra 80, 81, 82, 83, 84 bunlar da o geçmiş peygamberlerin isimlerini zikrederekten, isim isim.
Mesela işte 83, bu İbrahim'in kavmine karşı verdiği delilimizdir. 84, biz İbrahim'e, İshak'ı, Yakub'u bahşettik ve hepsini doğru yola sevk ettik. Daha önce Nuh'u ve soyundan olan Davut'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı, Harun'u doğru yola sevk etmiştik. İşte biz iyilikte bulunanları böyle mükafatlandırırız. 85, Zekerya, Yahya, İsa ve İlyas'ı da hidayete erdirdik. 86, İsmail'i, Elyas'a, Yunus ve Lut'u da hidayete erdirdik. 87, babalarından, nesillerinden, kardeşlerinden bazılarını da üstün kıldık. Gibi peygamberlerin isimlerini sıralıyor ve hepsine de hidayete erdirdik. Doğru yola erdirdik diyor. Sonunda da Enam suresinde, 90. suresinde de peygamberine diyor. Ona diyor ki, Hazreti peygamberin dilinden diyor ki, ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum.
De ki diyor, hani o müşriklere söyle, o tebliğ ettin, o insanların hidayetine vesile olmaya çalıştın, kimselere söyle. De ki, bundan dolayı sizden bir ücret istemiyorum. Dikkat edin, bir ücret istemiyorum. Buradaki ince ayrıntı bu. Peygamberlerin hiçbirisi, hiçbirisi tebliğlerinden dolayı, dini çalışmalarından dolayı herhangi bir ücret talep etmemişler. Bu şimdi, biz burada bunu böyle söyledikçe, bunun yankıları etrafa yayılıyor. Hani nasıl olur, nasıl böyle bir şey olur? İşte ücret isteyenler ne oluyor? Hatta işte normalde, geçen hafta az bir şey, ne zamanda bahsettiydik, Tebuk'la alakalı. Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Tebuk savaşıyla alakalı, hani Müslümanlardan kimin neyi varsa getirsin dediydi.
Bunu örnek gösteriyorlar. Ben de diyorum ki karşınızda yani komple bir Rum ordusu var ise veya bir emperyalizmle mücadele edecekseniz, savaşacaksanız, emperyalizmi yıkmak için, dünya üzerindeki deccaliyeti yıkmak için, yerli bir etmek için böyle bir mücadeleniz var ise, bütün Müslümanların bütün mallarını feda etmeleri farzayın. Bakın bütün tüm Müslümanların birisi çıktı şimdi orta yere, dedi ki ben bu emperyalistlerle mücadele edeceğim, savaşacağım. Gerçek manada. Arkasında CIA yosması, Mossad bozması olmayacak yalnız. Öyle bir şey yok. Yani onların kurduğu bir şey olmayacak.
Evet, o zaman bütün Müslümanların, tekrar söylüyorum, o orduya, hani ben bazen zaman zaman yazıyorum ya, diyor Mehdi ordusunun kurulması lazım. Bütün Müslümanlar, Mehdi ordusunu desteklemek zorunda. Böyle bir şey olursa. Ama bu Mehdi ordusu da emperyalizme karşı kurulmalı. İslam ülkelerindeki orduların büyük bir çoğunu, kendi vatandaşlarını baskılamak için kurulmuş ordular. Yani Osmanlı yıkılmış yüzyıl olmuş, yüzyıldan beri İslam devletlerinin içerisinde kafirlerle savaşan bir devlet var mı? Yok. Bakın yüzyıl geçmiş Osmanlı yıkılalı, yüzyıldan beri kafirlerle savaşan bir devlet yok. Bir tek Türkiye var, Kıbrıs'a çıkartma yaptı. Kıbrıs'a çıkartma yapınca, ondan sonra başına gelmedik bir şey kalmadı.
Ambargolar, onlar bunlar, bir sürü şeyler, baskılar, zulümler, içeride sağ-sol karışıklıkları. Yani normalde Türkiye oraya çıkarma yaptı. Onu da rahmetli Necdemettin Erbakan'ın bastırmasıyla oldu. Ve Türkiye'nin başına gelmedik bir şey olmadı. Bakın sınırlarda kafirlere karşı, yani Osmanlı'nın bıraktığı yerde hiçbir İslam halkı Müslüman olan bir devlet, bir gayrimüslim devlete karşı savaş açmadı. Hatta onlara savaş açıldı. Geldi Irak yerle bir etti, geldi Suriye'yi yerle bir etti, Yemen'i karıştırdı. Bir önce Ruslar geldi Afganistan'a saldırdı, işgal ettiler. Ardından normalde geldi Amerikalılar işgal etti. Normalde şimdi Amerikalılar da oradan kurtuldu. İnşallah birbirlerini vurmazlar gene şimdi. Birbirleriyle savaşmazlar.
Yani sonuç itibariyle Müslüman halkı Müslüman olan hiçbir devlet, gayrimüslim bir devlete karşı bir savaşı yok. Hatta Müslümanların kanı akıtılıyor her daim, her yerde. Bakın her yerde kanı akıtılıyor. Müslümanların bir izzeti, şerefi, namus, haysiyeti kalmamış. Her yer yıkılmış, her yer yıkılmış, her yer perperişan olmuş. Biz bunları görmüyoruz. Görmek de istemiyoruz. Bunlarla da mücadele etmek istemiyoruz. Çünkü rahat yataklarımız, kıyafetlerimiz, yemelerimiz, içmelerimiz, keyiflerimiz yerli yerine. Böyle olunca bunlarla mücadele edecek azmimiz yok. Hatta insanların bu bozulmasıyla şimdi, bakın bu bozulmasıyla daha da zor. Yani bugünkü insanlar bir sıkıntıya göğüs geremez.
Bir yokluya, bir derde, bir sıkıntıya asla göğüs geremez. Yani bu toplumla siz şimdi bir savaşa gireceksiniz, yolda kalırsınız. Yolda kalırsınız. Sonunca ulaşmanız çok zor olur. Sebep? İnsanlarda o vatan düşüncesi, o millet düşüncesi, o bayrak düşüncesi, o din düşüncesi, Kur'an sünnet düşüncesi kalmadı ki. Bakın kalmadı. Ve toplumu öyle bir hale getirdiler ki uyuştu toplum. Uyuştu. Bakın uyuştu. On iki tane şehit veriyorsa hiç kimsenin umurunda değil artık. Hatta yani namaha gidiyorsunuz ki orlara ya. Çok mu diyenler? Çok. Ne işimiz var orada diyenler çok mu?
Çok. Adam bilmem kaç bin kilometreden geliyor. Irak'ta bunun ne işi var diye sormuyor. Suriye'de bunların ne işi var diye sormuyor. PKK'yı burada kim besliyor diye sormuyor. Bu ne? İsim değiştiriyor. Bu isim değiştirip bir sürü Amerikan silahı, NATO silahı bunların elinde. Bunları kimin verdiği belli. Bunları sormuyor. Sormayız. Neden? Biz çünkü o batının kültürünü yedik. Yememiz, içmemiz, kıyafetimiz, harcamamız, kültürümüz, düğünlerimiz, bayramlarımız, şenliklerimiz hepsi de batı kültürü oldu. Öyle olunca sanki biz onlarla mücadele edince sanki kardeşimizle mücadele edecekmişiz gibi bizde bir his uyandı. Batılılar bizim için tabu oldu.
İlah oldu, Tanrı oldu. Bizim geleneğimizi, göreneğimizi kültürümüzden önce ne yaptı? Hukukumuzu değiştirdi. Hukukumuz değişince, kültürümüz değişince, dini inancımızda da gevşeklik olunca komple her şey gitti. Allah bizi affetsin. Şimdi bize şunu önerdiler, şunu koydular orta yere. Siz normalde işte herkes böyle normalde cemaatler, cemiyetler, Kur'an kursu açacağız. Ondan sonra yurtlar açacağız. Şunu açacağız, bunu açacağız. İnsanlara Kur'an öğreteceğiz. Kur'an okumasını herkes çok iyi bilecek. Harika. Hukuku yok. Cihat şuuru yok. Biz harika hafızlar yetiştirdik. Ama o hafız cihatla alakalı bir şey olduğunda cihat bitmiştir diyor. Şimdi diyor böyle hani sohbet ederekten, anlataraktan olacak diyor.
E adam bombalıyor. Bakın Gazze'de 65 ton bomba attı adam. Demek ki orada kalkıp da daha millete tebliğ edeceğim diye mi uğraşacaksın? Ne yapacaksın? Siyonistlere neyi tebliğ edeceksin? Burada bir sıkıntı var. Ama biz tabii dinden geçinmeyi, istemeyi kendimize yol ettik. Ben yeni dinle tanıştım. Bunları açık açık konuşacağım. Yeni dinle tanıştım ben. Yeni dinle tanıştığımda ne kadar cemaat, tarikat varsa dolaştırıyorlar. Hepsi de istiyorlar.
Hepsi de istiyorlar. Ben beş tane, altı tane sohbete gittiysem, tarikatta, cemaatta dahil buna. Hepsi de istiyor. Ayet-i kerimelere baktığında, peygamberlerin hiçbirisi istememiş. Peygamberlerin hiçbirisi dinden geçinmemiş. Sahabelerin geçimi cihattan. Kılıçlarının ucu, ucunda geçimleri. Ya ticaret yapmışlar, ya ziraat yapmışlar. Bir kısmı var, ne ticaret yapmış, ne ziraat yapmış, ne hayvancılık yapmış. Sadece cihat etmiş. Zaten İmam-ı Azam'ın fetvası da bu kazancın en hayırlısı, en helalı cihattan elde edilen demiş. İkincisi ticaretten demiş.
Eee, bunu görmemiş Müslümanlar. İstiyorlar boyuna. Buradaki İmam'ın parası nereden? Cemaatten. Buradaki hocanın parası nereden? Cemaatten. Bu yurdun müdürü nereden geçiniyor? Cemaatten. Buranın İmam'ı nereden geçiniyor? Cemaatten. Maaş veriyor. Bu yurtta hafızlık eden, hafızlık öğreten nereden geçiniyor? Cemaatten. Bütün hepsi de, hepsi de. Oradan geçiniyor. Bir sistem kurulmuş. O sistem herkesi besliyor. O sistemde vazife alanlarının hepsi de oradan nemalanıyor. Vermiyorlar. Alıyorlar. Aldıkları müddetçe de o sistemi ayakta tutuyorlar. Normal bir işletme düşün.
O işletmeden geçiniyor. Ne bu işletme? Dini bir kurum. Doğru mu? Ama hafızlık, ama işte Arapça öğretiyor. Ama bir şey öğretiyor. Ama bir şey yapıyor. Din adına yapıyor. Ve istiyorlar bunlar. Kapı kapı dolaşıyorlar. Kapı kapı dolaşıyorlar. Ve istiyorlar. Kendilerine sohbete gelenleri de istiyorlar. Bana deseler ki şimdi istemiyoruz. Ben kendi gözümle şahidim kardeşim. Ben kendim gittim gördüm. Türkiye'deki büyük gibi görünen, bütün cemaat ve tarikatların hepsi de istiyorlar. Dilenciler. Bildiğiniz dilenci. Oysa Kur'an diyor ki, ben sizden ücret istemiyorum. Peygamberin dilinden söylüyor.
Eee sen peygamberin yolundan gitmedin. Neden? Sen tebliğin için ücret aldın. Sen tebliğ için istedin. Dilencilik yaptın. Gittin istedin. İstedin mi istedin? Dilencisin sen. Bir de söz şu. Allah rızası için. Canım kardeşim. Sen ver önce maaşını. Hiçbir peygamber dinden geçirmedi ki. Mescide oturup yiyeceğini, içeceğini insanlar getirmedi onların. Hiçbirisi de. Sen nereden bu yolu buldun? Bu yol o kadar artık böyle dejenere oldu ki. Yani o kurgulanmış. O kurgulanmış, oturmuş, yerleşmiş düzen devam ediyor.
O düzene hiç kimse bozmuyor. Bozmak da istemiyor. Bunu konuşmaya kalkan insanı zaten ya kafir oluyor ya mürted oluyor. Atıyorlar dergâhtan, cemaatten. Eee istemek nerede var şimdi? Bazen zaman zaman söylüyorum ya işte 28 Şubat döneminde şeyhler toplantısına gidiyoruz. Halifenin cebi dizine kadar şalvar diktirmiş. Bana kendisi sordu. Hani halifeler bir tarafta toplanıyor, şeyhler bir tarafta. Mustafa Efendi sen de şalvarını diktirdin mi dedi. Ne şalvarı dedim ben. E dedi sizde öyle değil mi? Ne dedim bizde öyle olacak? E dedi cumaları şeyh efendiye dedi cuma tebriğine gidenler harçlık koymazlar mı dedi. Valla bizde öyle bir şey yok dedim. Şeyh Efendi'nin öyle şalvarı da yok dedim.
Bende hiç şalvarı yok zaten dedim. Böyle durdu. E dedim sende var mı? E ben diktirdim dedi. Yani diktirmiş halife ya. Şeyhi vefat ettiğinde, şeyhi vefat ettiğinde o geçecek yerine şalvar hazır ama. Her cuma tebriğine gelen cebine bir harçlık koyacak onun. Bakın sistem bu, düzen bu. Dedim olmaz böyle bir şey. Yok dedim bu. E bizim dedi şeyhimizin şeyhi de böyle yapardı. E dedim sen de bunu yapacaksın yani. Evet. Ben dedim şeyhin oğlu var mı? Var ama dedi. Küsler dedi. Kanlı katiller dedi. Güldüm. Neden güldün dedi. Yakından barışırlar. Bir de dedim şeyhin oğlunun da oğlu var mı? Dedim ben o da var dedi. Şeyh Efendi dedim. Hem oğlunu hem de oğlunun oğlunun şeyhliğini ilan eder.
Görürsün sen dedim. Ona. Bu ihtimal vermedi. Aradan bir, bir buçuk ay geçti. Bir dahaki toplantıda, iki, ikinci toplantıda. Koşuyor benim yanıma Mustafa'nın bir şey söyleyecek. Buyur. Sen bunu rüyanda mı gördün? Hani şeyhin oğlunun hani barışlarını. Dedim ya rüya görmeme gerek yok. Belli değil mi dedim. Her cuma cumalaya çıkacak. Cebi de dedim dizine kadar harçlıkla dolacak. O parayı kime bırakacak şeyh Efendi dedim. Şeyh Efendi harcasa dedim ben. Oğlunu yakar mı dedim ben. Oğlum ben harcadım bu kadar. Bak işte sen arkamdan geliyorsun. Sen de harcayacaksın. Derse dedim. Eyvallah bıraksın oğlunu. Ama dedim topluyor. Toplayınca dedim. Oğlunu da bırakmaz torununu da.
Senin dediğin gibi yaptı dedi. Hem oğlunun şeyhliğini açıkladı dedi. Hem torunun şeyhliğini açıkladı dedi. Bitti. Neden? İstemeyi çünkü kendilerine şihar edinmişler. Tarikatı cemaati. Partisi purtisi. İstemeyi kendisine şihar edinmiş. Ve istemeyi kendine cihad edinmiş. İstecek. O da geçinecek oradan çünkü. Oradan geçinecek. Nemalanacak oradan çünkü. O bir sistem kuracak. O sistemin içerisinde herkes toplayacak çünkü. Zakir'i toplayacak. Nakib'i toplayacak. Nikabaz'ı toplayacak. Şeyhi toplayacak. Hatta toplayanlar bir miktarını şeyhe getirecek. Ki öyle olur bu işler. Yoksa şeyhe getirmezse şeyh onun zakirliğini tart eder.
Nakib'ini tart eder. Bir şeysini alır. Çarpar, çurpar. Neyse bir şey yapar. O yüzden bir kısmını da şeyhe getirecek. Ondan sonra o çark öyle devam edecek. Ve bir cami vardı. Bolu'nun bilmem hangi köyünün neresinde. Esnaflık yaparken ben o caminin inşaatı bitmiyordu. Kış gelince her hafta toplanıyorlardı onlar. Heyet halinde Bursa'ya dolaşıyorlardı. Ben artık o camiyi ezberle değilim. Giriyorlardı içeriye sakallılar. Selamun Aleyküm Hacı Efendi. Aleyküm Selam. Bir cami inşaatımız var. Yardımlarını bekliyoruz. Ben artık alıştım ya. Bolu'da mı diyordum ben. Evet ver makbuzu bakayım diyordum ben. Makbuzu bakıyorum aynı. Ya bu cami bitmedi mi daha diyordum ben. Yüzleri kızarıyordu.
Sonradan öğrendim ben bunu. Onu da Cafer öğretti. Cafer dedi ki. Dedi abi yönetim kurulu toplanıyor dedi. Derneklerde dedi. Bu para toplayanları yüzde bilmem kaçı bunlara ait diyorlar dedi. Bir karar alıyorlar dedi. Bunlar böyle kapı kapı dolaşıyorlar dedi. Dernekler kanununda varmış böyle bir şey. Adam oraya bir cami derneği kuruyor. Bir cami derneği kurunca yönetim kurulu karar alıyor. Diyor ki para toplayanların yüzde ellisi parayı toplananın yüzde ellisi de derneği. Bunlar kapı kapı dolaşıyorlar. Neden? Bedavadan para. İstemek var çünkü istiyor. Bir de ne var? Haklı bir gerekçe var. Ulvi bir şey. Ne yapılıyor? Camit inşaatı var. Ne yapılıyor? Medrese yapılıyor.
Ne yapılıyor? İşte yurt yapılıyor. Ne yapılıyor? Şunu yapılıyor. Bunu yapılıyor. E be kardeşim yok İslam'da istemek, dilenmek yok. Hiçbir peygamber istememiş, dilenmemiş. Siz nereden buldunuz bunun yolunu? Tebük gazasından buldular. İyi sen Tebük savaşından bunu bulduysan hadi o gün için Rum ordusu, Bizans ordusu, bu bölgenin, Asya'nın, Avrupa'nın ve Orta Doğu'nun ve Afrika'nın en büyük, en güçlü ordusu, Bizans ordusu.
Bizans ordusu çok büyük bir güçle gelecek diye peygamber haberler geliyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de o büyük orduya karşı bütün ashabı, inananları topluyor. Otuz bin savaşçı toplanıyor. Eee sen böyle savaşçı mı topluyorsun Tebük'ü buna ölçü ettin? Yok. Sen Tebük'ü buna ölçü ediyorsan böyle bir senin savaşçı toplaman lazım. Yok. Hadi topladığınız paraları Gazze'ye götürüp yatırın hadi. Cemaatler, tarikatlar topladığınız paraları hadi topyekün götürün Gazze'ye verin hadi. Hadi cemaatler, tarikatlar hadi yapın. Size bir fetva daha söyleyeyim. İmam-ı Azam'a göre darülü harp olan bir yerde Müslüman'ın mülk edinmesi caiz değildir. Hadi satın mülklerinizi.
İnanıyorsanız hadi götürün Gazze'ye yatırın. Hadi götürün dünyanın herhangi bir yerinde Müslümanlara yardım edin. Yok böyle bir şey. Çok rahat, istemek rahat çünkü. Ne iş yaptılar da o altlarında 35-40 trilyonluk arabalarla dolaşıyorlar? Hangi ticaretten kazandılar paraları acaba?
Bu sefer sen birine bir din anlatacaksın. Adam senin önüne onu koyuyor. Evet. Topladılar paraları ne oldu? İstediler. İste Allah iste, iste Allah iste, iste Allah iste. Dilencilik yap. Onun da adını sen din koy. Onun da adını tarikat koy. Onun da adını sufilik koy. Onun adını ne koyarsan koy. İki ayet yazan kitap satıyor. Ayetlerin para mı verdin? İki hadis yazan hadis satıyor. Hadislere para mı verdin? İki mesnevi okuyan, iki mesneviden bir beyt yazan satıyor. Mesneviye para mı verdin? Hangi ayete para verdin?
Hangi hadise para verdin? Buhari'ye para mı verdin? Müslüm'e para mı verdin? Tirmizi'ye para mı verdin? İmam-ı Hanbel'e para mı verdin? E vermedin. E onların naklettiği hadisleri nasıl satıyorsun? Kur'an-ı Kerim'e para mı verdin? Haşa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin cebine arşık mı koydun? E nasıl satıyorsun Kur'an-ı Kerim'i? Nerede görürüm? Dinin neresinde var? Kur'an okumanın parayla olduğu. Herkes kendine bir fetva bulmuş. Git mezarlıklara hazır hatim var.
İzmir'de bunu şahit oldum. İzmir'de mezarlıkta. Sen orada ölüyü gömeceğim diye uğraşıyorsun. Orada dolaşıyor. Kafasında adamı bir tane beyaz koymuş. İmam sarı. Üzerinde siyah cübbe hazır hatim var. Ölünüze bağışlayayım şimdi. Hazır hatim. Ulan bakkaldan bisküvet mi alıyorsun be edepsiz adam. O da hazır ya. Aa tamam hocam bağışlayayım. Ölünün adı bu. Anasının adı bu. Babasının adı bu. Hocanın cebine kaç paraysa para. Evet. Hocada geçiyor orada hemen mezarın başına. Hazır hatim var. Bağışlıyor orada. Öbürkü de mutlu mesut tamam. Yani ölen babasına veya annesine karşı büyük bir hayır yaptı. Akşam gidince viskisini büyük bir mutlulukla yudumlayacak.
Hayırını yaptı ya. Evet. Çok üzgün. Bir kadehçik şarap içsin ya. O yüzden tabii. O CHP'nin yeni genel başkanı da diyor ya. Anadolu Müslümanlığı bir kadeh içer. Onu haramdan saymaz. Yılbaşında tombala çeker. Onu haramdan saymaz. Eğlenir diyor. Onu haramdan saymaz. Anadolu Müslümanlığı. Lan nereden çıkardın böyle bir Müslümanlığı? Kimse demiyor buna. Sen bu Müslümanlığı nereden icat ettin? Sen buna inanıyorsan kafirsin demiyor hiç kimse. Konuşamaz bile zaten. Hiç kimse buna itiraz da edemez. Hiç kimse bunu dinlendiremez de.
Tabii o İzmir'deki o kimse de yani ben bunu İzmir'de şahit olduğum için söylüyorum bunu. Yani İzmir'de böyle yakını birisi ölsün. Mezarlığı giren yok. Hani böyle işte babamıza, annemize son görevi yapalım. Ondan sonra indirelim aşağıda. Burnunun ağzını, burnunu düzeltelim. Böyle mezara indirelim. Böyle bir şey yok. Herkes bakıyor, seyrediyor. Herkes çok acılı. Siyah siyah gözlükler herkeste. Tabii kadınlar, madınlar hepsi de mezarlığın içinde zaten. Gözümle gördüğümü anlatıyorum. Acısı çok büyük herkese. Bursa'da da aynı. Bursa'da da geliyor herkes. Daha gömülürken herkes cantik ayırar mezarlığın içinde. Bursa'da da gördüm onu. Ya mezarlığın içinde. Kabristan'ın içerisinde.
Kabristan'ın içinde bir şey yemek, içmek. Hanefilere göre mekruh. Hanefilere göre kabristan'ın içerisinde bir şey yiyip içmek. Mekruh. Şey yok. Ne o? Cantik arabası cenazeyle beraber orada. Bursa'da da gördüm onu. Seyrediyorum. Daha gömüldü. Hani zaten herkes hocaya bakıyor. Yani uzatma şu Kur'an-ı Kerim'i. Bir an önce oku. Bitir yani. Öyle birisi bizim mesela bayındır da şeydir. O öyle hoca bir tane okur, öbürki bir aşırı okur, öbürki bir tane daha bir şey okur. Böyle yakınlarından varsa okuyanlar. Üç dört kişi okur yani kabrin başında. Şimdi nerede Bursa'da öyle üç dört kişi okucak?
Cemaat bulamazsınız. Çünkü orada hazır ya o Bursa'nın meşhur cantıkla ayrının. Daha kabristana sırtını dönen, cantığı ayran alıyor, ye ye muhabbet ede de gidiyor kabristanın içerisinde. Kabristanın içerisinde mele yani konuşulmaz, dünya kelamı konuşulmaz. Kabristanın içerisine girer, çıkarken zikirle girilir, çıkılır, duayla girilir, çıkılır, orada ölenenlerin normalde ruhlarına fatiha okunur. Boş kelimeler konuşulmaz, dünya kelamı konuşulmaz. Kabristan ölümden hisse alır, ölümü tefekkür eder. Bir gün ben de bu toprağın altına gireceğim, ben de hesap vereceğim der. Böyle bir hüzün olur kabristan'da. Sen nerede ya? Minnet neredesin? Çengi kuracak içeride. Bunu değiştirmeye çalışıyoruz. Arkadaşlara diyorum ki bekleyin tevhid okuyun.
Tevhid okuyunca da cemaat dönüyor böyle oradan hani böyle bir tuhaf bir şey gördü. Hani siz ne yapıyorsunuz? Ya hiç olmazsa cantık yemiyoruz. Hiç olmazsa gülüş ahenk yapmıyoruz. Yani öğlene tevhid okuyoruz. Siz neredesin cümbüş yapacaksınız. Biz hiç olmazsa tevhid okuyoruz. Öyle bakan da yok. Allah bizi affetsin. Şimdi böyle olunca din günden güne dindarlar da dindarlar günden güne istismara alıştı. Yani sanki Allah onlara siz hafızlık kursu yaptırdınız mı yaptırmadınız mı? Bunun hesabını soracak. Sanki Allah onlara siz bir kurs binası, siz bir yatılı işte yatakhane yaptınız mı yaptırmadınız mı? Onun hesabını soracak sanki. İste Allah iste. İste Allah iste. Bir de istemeyen artık kerih görülmeye başlandı. Yani istemeyenin üzerinde kocaman bir soru işareti var.
Yani biz istemiyoruz diyoruz ya. İstemiyoruz deyince onu burkalıyorlar. Bu para nereden geliyor size? Önce bana daha önce Suudlular bakıyordu. Bir ara İranlılar baktı bana. Bir ara kuvvetliler baktı. Şimdi normalde en son artık kim bakıyor bilmiyor. Öyle diyorlardı. Benim akrabalarım bile demiş bunu. Annemin sülalesi bile demiş. Ona demişler Suudlular bakıyor. Mekke'den Medine'den geliyor bakıyorlar ona demişler. Yani çalıştığımı görmüyor kimse. Bunu normalde bir de kulağım duya duya söylediler. E dedim az gönderdiler ya iflas ettim dedim. İflas ettim deyince bir ortalık yıkıldı iflas etmiş perperişan oldu. Dedik biz ona bu yolda gitme iflas edeceksin sonuçta diye.
Ulan hani bana Suudlular bakıyordu. Bizde böyle bir şey de var. Veyahut da nasıl oluyor sizde? İstemiyorsunuz nasıl oluyor? Ya illa ki isteyeceksin yani. Devlet ayrı geliyor soruşturuyor. İstemiyorsunuz nereden oluyor? Dervişlere soruyor. Şimdi onlar da gördüklerini söylüyorlar. Biz para toplamıyoruz. Para istemiyoruz. Ne oluyor? Öyle ya zannediyorlar ki biz devasa paralar harcıyoruz. Onlar öyle görüyorlar çünkü. Allah'ın yardımını görmüyorlar. Zannediyorlar ki biz devasa paralar harcıyoruz. Devasa paralarla oluyor bu işler. Yani bunu zannediyorlar. Değil kardeşim. Sen kendini Allah'a vakfet yardımcın Allah.
Sen Allah'a sığın. Allah'ı unutmuş da. Allah'ı unutmuş. Tarikatçısı da unutmuş. Şeriatçısı da unutmuş. Cemaatçisi de unutmuş. Hepsi de unutmuş. Gafil. Kime ibadet ettiğinin farkında değil. Kime iman ettiğinin farkında değil. Gaflete düşmüşler. Ve kendilerince bu işlerin Allah'ın yardımıyla olacağını, Allah'ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla olacağını unutmuş. O isteyecek illaki çünkü. O istemeden durmayacak. Çünkü istemeye de, istenmeye de alışmış herkes. Ben Brusa'ya yeni geldiğimde böyle şey oydu. Hani hava o. Ne zaman isteyecekler? Ne zaman isteyecek? O İstanbul'a ilk gittiğimde de öyleydi. İstanbul'da orada bir garipler camisi vardı. Mescidi.
Bizim Orhan Acar Orhan'ın dernek başkanıydı. Orada genç bir çocuk attı kendine. Hocam bu haftayı iste dedi ya. Evdekilerin dırdırından. Bıktım artık dedi. Ne diyorlar dedim. Her hafta ben buraya gelirken diyorlar ki dedi. Bu hafta isteyecek hocanız. Ben de ilk zamanlar böyle normalde gidip geliyorum. Yemeğimi yanımda götürüyorum. Gündüz bayanına sohbet var. Akşamına erkeklere var. Ben yemeği yanımda götürüyorum. Orada arka tarafta bir park buldum. Böyle bakımsız, kimsesiz bir park. Arabayla da onun içine kadar giriyorum. Orada boş bir bank buluyorum orada. Bankın yanına arabayı çekiyorum. Akşam olduğu zaman açıyorum sofrayı. Orada yemeği yiyorum ben.
Kendi başıma. Şimdi kimse bilmiyor bunu. İstanbullulardan da bilen hiç kimse yok. Sonra Orhan Acar yakaladı beni oradan. Oradan geçerken arabayı görmüş çıktı. Geldi tam da böyle böyle sofrayı kurdum ben. Bu geldi. Bu böyle bir baktı. Bir tuhaflaştı. Dedim gel beraber yiyelim. Beraber yedik. Haftaya Ahmet Acar'ı getirdi oraya. Bunlar baktılar. Benim durumumu böyle içlerine yediremediler. Ahmet Acar'ın dudağı titredi. Gözü titredi. Ya baba sen böyle mi hayat yaşıyorsun dedi. Benim hayatıma karışma. Ben memnunum kendimden dedim. Neyse bunlar bu sefer oraya yemeğe gelmeye başladılar. Ondan sonra böyle işte orada yemek yemeye başladık.
Sonradan artık Ahmet Acar'ın dükkanına sevk olduk. Ama bir müddet orada gitti. Hatta şimdi burada Yunaklılar bir gün oraya gittiğimde bayan sohbetinde hani siz bu ücreti nereden alıyorsunuz diye ondan sonra soru yazmışlar. İsmail hakkına helal edin sen de. İsmail'in hanımı, bacımız Allah razı olsun oranın zakiresi. O da böyle kenarda oturuyor. O arada da böyle ben husisi bir şey yiyip içmeyeyim diye oruçlu gidiyorum her yere. Tabi oraya gittiğimde de normalde bir şey yenilip içilmiyor hani bayan sohbetinde. Sonra ben oradan kalkıyorum orada benim bir gizli bir yerim var ondan sonra. Oradan sohbetten çıkınca erkek sohbetine kalacaksam orada gizli bir yer var.
Oraya gidiyorum orada hafiften yatıyorum uyuyum orada yemeği yiyorum. Erkek sohbetine gene gidiyorum. Veyahut da öğlenden sonrasına şeye koyuyorum. Akşehir'e koyuyorum. Akşehir'de bayan sohbetini bitiriyorum. Orada benim birkaç tane zula yerim var. Oralara geçiyorum orada yemeğimi yiyorum ben arabada gene her şey. Böyle işte ne istiyorsunuz mu istemiyorsunuz muhabbet olunca birden gözümün önüne geldi. Oraya gittiğim yani kaç yıl olmuş bir bardak su bile içmemişim. O esnada öyle bir tefekkür ettim gözümün önüne geldi. Böyle bir tane daha Mustafa Özbağ. Burada bir bardak dahi su içmedin dedi bana. Ama ben kendi kendime tuhaf oldum onu görünce. Sonra döndüm. Bacı dedim hiç dedim bana bir bardak su içirdiniz mi burada dedim ben.
Hayır dedi. Bir çay içirdiniz mi dedim ben. Hayır dedi. Kahve içirdiniz mi bana dedim. Hayır dedi. Cemaate dedim ki ben dedim bir bardak su dahi içmemişim. Bana bir bardak suyunuz bile nasip değil dedim. Kaldı herkes şimdi. Alışmamışlar ya buna. Bakın buna alışmamışlar. Çünkü şeyh dedin istemeli. Şeyh dedin gittiği her yerde yemeli. Şeyh dedin almalı ne varsa. Koparmalı. Şeyh dedin harcamamalı. İstemeli. Bir de şeyhe verenler olmalı. Şeyhe verenler de şeyhin yanında göğsünü kabartmalı. Neden?
Şeyhi onlar besliyor çünkü. Şeyhi onlar bakıyor. Yok. Bu peygamberi yol değil. Bu hiçbir peygamberin yolu değil. Bu Hz. Muhammed Mustafa'nın da yolu değil. O zaman Muhammed Mustafa'nın yolu ne? İstememek. Geçmiş peygamberlerin yolu ne? İstememek. İstememek. İsteme canım kardeşim. Dini kullanıp da isteme. Tarikatını kullanıp da isteme. Şehrini kullanıp da isteme. Dervişliğini kullanıp isteme. Çavuşluğunu kullanıp isteme. Hiç kimseden hiçbir şey isteme. Ben zakirim benim evimi taşıyım deme. Ben çavuşum benim evim taşınacak deme. Ben zakirim benim evim temizlenecek deme. Bir iş mi yaptıracaksın?
Ücretini ver. Bir iş mi yaptıracaksın? Ücretini ver. Bir kimse fise bilillah dergâh adına bir şey var. Bir şeye talip olmuş. Eyvallah. Dergâh Allah'ın dergâhı. İşte ben lokmada vazife alacağım. Şurada vazife alacağım. Buyur kardeşim. Buyur. Ben şunu yapacağım. Buyur canım kardeşim. İstemeyi bekliyorsanız istemek yok. Dergâh adına da istemek yok. Benim adıma da istemek yok. Ben birisine bir şey söyleyeceksem hemen hemen herkesin telefonu bende var. Olmayanlar da kendince benim telefonum yoktur bunda diye düşünen varsa adını soyadını yazsın atsın bana bir mesaj. Yoksa kaydederim ben. Sıkıntı yok. Eee ben bir şey isteyeceksem ki istemem.
Onu ben telefona açar söylerim. Bir başkasına da söyletmem. Çünkü şunları duyuyorum. O yüzden özellikle söylüyorum. Efendinin bundan haberi var. Sana böyle söyledi. Ben söylemem öyle canım kardeşim. Ben kimi arayacaksam açar telefon arar söylerim bir şey söyleyeceğim zaman. Kime ne diyeceksem açar telefon ona derim. Ancak bir zakire diyebilirim. Cafer Arav şuna şöyle de. Adnan şunu şöyle yapın bunu böyle deyin. Hüseyin şunu şöyle yapın bunu böyle deyin. Çanakkale'den iki Yusuflar şunu şöyle yapın bunu böyle yapın derim bunu. Veya İstanbul Ertan şunu şöyle yapın bunu böyle yapın derim bunu. Zakire telefon açar söylerim.
Ama kendi nefsime veyahut da dergaha bir şey olacaksa ben arar konuşurum. Benim adıma bir şey yapacaklarsa bir kimse benden çıkmamıştır. İstismar ediliyorumdur. Bu kızı isteyecek. Efendinin haberi var. Geldik biz. Selamun aleyküm aleyküm selam. Benim haberimin olması demek. Kızını ver demek demek değil. Biz filancaya talip olacağız. Allah mübarek eylesin. Git talip ol. Yok vereceksin. Efendinin haberi var çünkü. Ne alakası var kardeşim? Hiç kimsenin evlenmesine karışmayız. Hiç kimsenin boşanmasına karışmayız. Hiç kimsenin işine karışmayız.
Allah işini gücünden getirsin herkesin. Allah bizi affesin. Hud suresi ayet 51. Ey kavmim. Ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecekmişsiniz. Hud aleyhisselam. Onun kavmi de helak oldu ya. Onun tebliğine cevap vermediler. Tebliğine cevap vermeyince Cenab-ı Hak Hud aleyhisselam'ın kavmini helak etti. O diyor ki. Ben size Allah'ı tebliğ ediyorum. Allah'ın emirlerini tebliğ ediyorum. Bunun hakkında sizden bir ücret talep etmiyorum. Bir ücret talep etmiyorum. Hep en büyük sıkıntı bu. Bir yerde normalde Allah ve Resul'ün yolunu talep edeceğin zaman zannediyorlar ki para talep edecek. Zannediyorlar ki yatacak, kalkacak, oturacak, kalkacak yer lazım.
Yemek yiyecek, yemeğe götürmek lazım. Bunu bekliyor herkes. Araba lazım, kat lazım, yat lazım. Bunu bekliyor herkes. Yok canım kardeşim. Peygamberlerin yolu istememek. İşte Hud aleyhisselam'ın ağzından diyor ki. Yok hayır. Benim amacım altın değil. Benim amacım gümüş değil. Benim amacım dolar değil, euro değil. Benim amacım TL değil. Benim amacım kat, arsa, yat değil. Benim amacım Allah ve Resul'ünü anlatmak. Bizim başka bir derdimiz yok. Biz Allah sevgisiyle yola çıkmış, Allah'ı sevme ve sevdirme mücadelesi veren bir topluluğuz. Bizim başka bir derdimiz, başka bir amacımız yok. Biz Kur'an sünnet tarihsini, Kur'an'ı ve sünnet seneyi yaşama ve yaşatmasının mücadelesi veren, Allah'ı sevme ve sevdirme mücadelesi veren bir topluluğuz.
Biz nefis terbiyesi verip, insanların nefsini terbiye etmenin yollarını anlatan bir topluluğuz. Biz kalbi meratiplerin geçilmesini isteyen, kalbi meratibleri anlatan ve kalbi meratiplerini bitirmesini, kardeşlerin bitirmesini isteyen bir topluluğuz. Hiç kimsenin parası, pulu, evi, barkı, arsası, katı, yatı bizi higilendirmiyor. Beni ilgilendirmiyor. Bizim zakirlerimizi de ilgilendirmiyor. Bizim çavuş kardeşlerimizi de ilgilendirmiyor. Bizim derviş kardeşlerimizi de ilgilendirmiyor. Gerçekten buraya derviş ise, biz fiyse bilillah, yalın kılıç, türkmen başbuğu gibi meydana çıkmış insanız. Kimsenin parası, pulu, siyasi istikbali bizi ilgilendirmiyor.
Biz hiçbir partinin arka bahçesi, ön bahçesi, yan bahçesi değiliz. Bizi ilgilendirmiyor. Biz partici değiliz. Bizi ilgilendirmiyor. Herhangi bir parti desteklenecek, desteklenmeyecek. Bu fakirin ağzından 35 yıldır hiç çıkmamış. Çıkmayacak da bizi ilgilendirmiyor. Kim cumhurbaşkanı olacak, kim bakan olacak, kim belediye başkanı olacak? Bizi ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren vatanımız. Bizi ilgilendiren milletimiz. Kim vatana, millete hayırlı bir iş yaptı, alkışlarız. Kim vatana, millete hayırsız bir iş yaptı, eleştiririz. Eleştirmekten de korkmayız. Bu konuda da ağzımızın tavanı da, vavı da yok. Eleştiririz. Hakkı ve hakikati konuşuruz. Neden hür bir şekilde konuşuruz?
Çünkü biz ne devlet tarihlerinde, ne de belediyelerin önünde iki elimizi birleştirip, yakamızı toplayıp, onlardan bir maddi veya manevi fayda sağlamaya çalışan bir topluluk değiliz. Hizmet ederiz. Allah için, vatan için, millet için, Kur'an için, sünnet için hizmet ederiz. Gücümüz yetiyorsa gücümüzün yettiğince yaparız. Gücümüz yetmeyince yapmayıverir çıkarız. İstemeyiz. Arkadaşlar biz ayın on ikisinde kandil var. Ayın on ikisinde kandile, pamuk eller cebe. Şunu şöyle yapacağız, bunu böyle yapacağız. Bize yardımcı olun. Ondan elli kilo pirinç, ondan elli kilo et istemeyiz. İstersem dilim kopsun. Amin.
İstemeyiz. Ne kendi nefsime isterim, ne de dergah için, topluluk için isterim. İstemem, istersem dilim kopsun. Amin. Evet, biz böyle bir topluluğuz. Kimseye mihnetimiz yok. Kimseye boyun eğmemiz yok. Evet. Hiç hiç. Kimseye temanlam da yok. Hiç kimseye. Hiç kimseye temanlam yok. Hamdolsun halim vaktim değerinde. Kendi kendimi istihdam edebiliyorum. Kendi kendimi yürütebiliyorum. Ne şoföre ihtiyacım var, ne korumaya ihtiyacım var.
Ne de yardımcıya ihtiyacım var. Bir yere gideceksem tek başıma gider, tek başıma gelir. Yalın kılıç, tükman başbuğu. Bir devem eksik benim. Bazen diyorum, yukarı oraya şeye, ne o, kutsal tahtanın oraya bir deve çakacağım oraya diyorum. Sait bakma, başına kalır devenin bakımı bak. Oradan kafanı kaldırıyorsun. Ona göre bak. Devenin bakımı sana kalır bak. Danıların içinde o da bakılır diyorsun. Eyvallah bak. Hemen çözüm buldu Allah'ın izniyle. O yüzden burada hani böyle aramıza girip bizi burgalıyorlar, burgalasınlar. Bundan da sıkıntım yok, problemim yok bundan. Hani gidiyor ona, bir para topluyor mu?
Gel bana sor. Ne ona soruyorsun? O sorulan da telefon açıyor. Efendim geldi birisi diyor, böyle böyle sordu para toplanıyor mu diye. Eee ne biliyorsan onu anlat diyorum ben de. Evet ne biliyorsanız onu anlatacaksınız. Bu kadar. Başka bir şey yok. Allah bizi affetsin. O yüzden istemek yok. Ta en yolun başındaki ilk sohbetim unutmadım. Dedim ki istersem dilim kopsun. Yolun başında konuştum daha bunu. İlk sohbetim. Eskiler iyi hatırlarlar. İkincisini söyledim. Verirlerse almazsam kolum kopsun dedim. Ama ben kendime bir şey istemiyorum dedim. Bana bir şey getirmeyin dedim. Hatırladınız mı Hüseyin Ege? Hatırladım. Evet. Kendime ben bir şey istemiyorum dedim.
Çünkü öbürkü sünnete aykırı. Hani Hazreti Ömer Efendimizin oğlu Abdullah'a Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir şey gönderiyor ona. O da diyor ki benim ihtiyacım yok ya Resulallah diyor. O da diyor ki ey Abdullah. Eğer ki diyor sen istemeden sana bir şey gelirse o Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanıdır. İhtiyacın varsa al ihtiyacını gör. Yoksa diyor ihtiyaçlı olan bir kimseye ver. Ha demek ki birisi birisine bir şey yaparsa sünnete aykırı onu reddetmeyecek o kimse. Eyvallah. Hadis-i şerife karşı da küstahlık edecek değiliz. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ölçüsüne küstahlık edecek değiliz. Ama istemek yok kardeşler. Bunu unutmayın hiç.
Bu özgürlük alanımız bizim. İstememek. Özgürlük alanımız. Birinden bir şey istersen onun yönlendirmesine girersin. Allah bizi affetsin. Rabbim cümlemizi korusun inşallah. Herhalde iki haftalık bu sohbet yetti değil mi? Yetti diyenler elini kaldırsın. Yani bu konuyla alakalı. Ey çoğunluk yetti demiş tamam eyvallah. Allah akılla bulunabilinir mi? Hz. İbrahim akılla mı buldu? Manevi anlamda sizin yaptıklarınız nelerdir? Allah'ı bulmak için neye dikkat etmeliyiz bu konuda? Allah akılla bulunur. Akılsız bir kimsenin zaten iman da, akıl ne o? İslam'da yok ki. Akıl muhakkak lazım.
Bir insanın aklı yoksa dini de yok. Dinden de sorumlu değil o kimse. Yani normalde bu konuda Allah'ı tanımak, bilmek akılla alakalı, bağlantılı. Ha diyeceksiniz ki din, akıl dini mi? Öyle diyorlar ya hani din, İslam dini, akıl dini diyorlar. Yok canım kardeşim bu o kadar da değil. Aklı ilahlaştırma. İslam dini, akıl dini değil. İslam dini bu manada, bu manada iman, ihlas dini. İman ediyorsun. Aklına uyumasa da iman ediyorsun çünkü. Ya melekleri gözünle görmüyorsun ama meleklerin varlığını iman ediyorsun. Akıl meleklerin varlığını nasıl kabul edecek? Söyle bana. Akıl çünkü almış olduğu zahiri ilimle kabul edecek.
Yani görecek, duyacak, ellecek, dokunacak, tatacak, koklayacak veya akıl bir şeyden bir bilgi alacak. E peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah'ı akılla mı buldu, vahiyle mi? Bizde batıdan gelme bir öğreti bu. Aklı ilahlaştırmak. Şimdi adam ayet akla uyuyorsa ayeti kabul ediyor. Ayet akla uymuyorsa ayeti inkar ediyor. Hadis-i şerifi akla vuruyor. Aklı kabul ederse hadis-i şerifi kabul ediyor. Akla uyumazsa hadis-i şerifi inkar ediyor. O zaman hangi akıl? Onu sormak lazım. O zaman imanın emrinde olan bir akılsa eyvallah. Söyleyecek bir lafımız yok.
Ama imanın emrinde olmayan bir akıl... Akılıysa o zaman sıkıntı var. İmanın emrinde değil çünkü. O zaman böyle direkt biz bunu bu meseleyi akıl noktasından bakacak olursak, Allah muhafaza eylesi sınıfta kalırız. Bu doğru değil. Bu... O aklı reddediyoruz. Ama akıl Kur'an ve sünnet tarihsinde eyvallah. Akıl normal bir kimsenin günlük hayatını idam ettiriyorsa, eyvallah o zaten dinden sorumlu. Ama akıl böyle batılıların öngördüğü şekilde bir akılsa, ee yok onu kabul etmiyoruz. Manevi anlamda sizin yaptıklarınız nelerdir Allah'ı bulmak için? Biz Allah'ı bulmaya çalışmıyoruz.
Bir şeyi kaybeder, göremez bir kimse onu arar. Allah'ı bulmak kaybedenler için. Biz kaybetmedik için. O yüzden hiç aramadım ben. Yeni İslam olduğumda da aramadım. Hani arayan bulurmuş ya, bulan tanırmış, tanıyan severmiş, seven aşık olurmuş.
Hani o böyle bir yol var ya, bazıları hadisi kutsi diyor, bazıları hadisi kutsi değil diyor. Ben aramadım. Ben aramadığım için aramak nasıl oluyor bilmiyorum. Yani Allah'ı aramadım ben. Hiç ama. Ben bir öğlen vakti ezan okunuyordu. Çalıştım dükkanın arkasında hep bunu anlatıyorum arkadaşlar ezberledi.
Bizim bir Hüseyin abimiz vardı orada tuhafiyeci, manav, mahallenin damadı, Risale-i Nur talebesi. Gerçekten iyi bir Risale-i Nurcu'ydu o. Yani Bayındır'daki öbür Risale-i Nurculara benzemiyordu. Ona Hüseyin abi bu okunan ne dedim? Namaz Efe dedi. Kimi çağırıyor dedim ben? Bizi çağırıyor Efe dedi. Ne duruyoruz ki biz burada dedim. Adam şok geçirdi zaten. Mustafa Özbağ namaz kılacak, öğlen namazı kılacak. Adam şoka girdi. Dili damağa tutuldu. Sandalyeyi koyduk. Dükkanların önüne. Yürüdük gittik. Pamukpazarı camisine. Abdest aldım orada. Öğlen namazını kıldım. Bir huzur geldi bana. Geldik. İkindi okunuyor. Hüseyin abi okunan ne dedim? İkindi Efe dedi.
E ne duruyoruz o zaman dedim? Hadi gidelim dedi. Gittik ikindi kıldık. Ben aramadım. O yüzden aramanın nasıl olduğunu bilmiyorum. Allah'ın aranarak bulunacağını da bilmiyorum. Ya neyi arıyorsun her tarafta? Nerede tarafa dönersen dön benim yüzüm oradadır demiş. Neyi arıyorsun? De ki perdemi nasıl kaldırırım? Eyvallah. Ardından akşama da gittim ben. Ardından yaslaya gittim. Ardından sabah namazına da gittim. Gene Pamukpazarı camisine. Bakın en fazla tuhafıma giden şu oldu. Camiye girdim. Herkes dönüp bana bakıyor. Birbirine işaret ediyor bir de. Hani bu da namaza gelmiş. Hani ben namaza gelemem diye gibi.
O yüzden camide, mescitte, dergahta böyle tuhaf kıyafetli birisi de gelebilir. Hiç ummadığınız bir kimse de gelebilir. Dönüp bakma hiç. Dönüp bakma. Veyahut da yeni gelmiş birisi. Ona konuşacağım, ona bir sürü şey anlatacağım diye uğraşma. Maşallah. Geçmiş olsun. İşte dervişlik bu. Aferin sana. Tebrik ediyorum. Rabbim katından şifalandırsın seni. Maşallah. Evet. Dün ameliyat oldu. Dündü değil mi? Salı günü. Evet. Maşallah. Geç uygun bir yer bul kendine. Aferin. Aferin.
Hatta geçenlerde hani geldiler ya bizim eski bayındırdan arkadaşlar. İçlerinde bir tane üzeyri var dedi. Üzeyri bir gün cuma namazına götürdüm ben. Bana diyor ki birader bak götürme beni. Dönüp bakacaklar diyor. Ben söverim orada diyor. Ulan diyorum kimse dönüp bakmaz. Hadi gel yürü. Buna abdest aldık beraber. Benim abdestim var bir daha abdest aldık. Ben buna ihtimam gösteriyorum. Belki de ömrü hayatında bir cuma kıldı. Onu da benimle beraber kıldı. Gittik. Dedim bunu kalabalık Hacı Sinan'a götüreyim. İkinci kata çıkardım. Tenha olur diye. İkinci kata çıktık. Şimdi bu oturamıyor da. Ondan sonra diyorum sen rahat ol. Bırak kendini. Ya ilk defa adam cuma kılacak. Birisi döndü baktı.
İşaret ettim bakma. Şimdi bir daha döndü baktı. Gene işaret ettim bakma diye. Bir daha döndü baktı. Dönüp bakınca onu üzeyri bizim bir giydirdi. Hem de nasıl giydirdi. Hadi bak şimdi. Kalk sen nasıl bana böyle konuşuyorsun lan de. Adam savcıyı dövdü zaten. Bir de seni dövsün. Bir kayınbiladerinin zaten salatasını çıkardı. Gitti yattı zorla kayınbiladerini tehdit ettik. Dedik al şikayetini geri. Öylesi çıktı. E bir savcıyı dövdü. Gene girdi çıktı. E şimdi küfür etti sana camide. E hadi dön bak. Böyle namaz kılanlarda da böyle bir pısırıklılık var.
Hadi dön bak şimdi bir daha. Ha dedim içimden. Ulan dön bakma dedim sana. Söyledim. E baktın küfür yedin. Şimdi hiç bakmıyorsun geriye. Nerede kaldı adamların herifliğin senin? Bakma. Veya yanındaki birisi gelmiş. Ya bak işine. Sana bir şey sorarsa söyle. Sufilik böyle bir şeydir. Buraya geldi. Birisi sana bir şey sorarsa. Senin haddinde olan bir şeyse. Söylersin. Senin haddinde değil. Bırak kardeşim ya. Konuşma. Zakiri var. Çavuşu var. Nakibi var. Nügabbası var. Varolu var. Vazifeli mi yok? Bilmeyiz. Zakirimize sorun. Bilmeyiz. Abimize sorun. Bilmeyiz.
Ablamıza sorun. Ha onlar daha iyi bilirler. Onlara sorun. Bu nefse zor mu geliyor? Bilemezsin kim olduğunu. Ne olduğunu da bilemezsin. Dökme keletirden aşağı ne varsa. Dakika bir gol bir şeyhimizi şöyle sevecen de, şeyhimizi böyle sevecen de. Ya bırak daha o Hazreti Pir'in dediğine göre süt emecek diyor. O dişi çıkınca diyor ekmek arar. Dişleri diyor tamamlanınca o et arar. Sen daha dakika bir gol bir oraya derse gelen bir kimsenin şeyhi şöyle sevecen. Şeyhi böyle sevecen. Hımm. Ne oldu? Ay o şeyhi çok seviyor. Bırak ya. Herkes Allah'ı ve Resulünü sevsin.
Bırak. Bırak. Ben kendim söylüyorum. Allah ve Resulünü anlatın. Allah ve Resulünü sevsin herkes. Bırak. Sen ne yapma ilk gelene bunu daha yeni gelene söylüyorsun? Bunu bir de örnekle anlatıyorum bütün herkese. Diyorum ki Nazilli'ye gittim, geldim, gittim, geldim. 15-20 kişi, 30 kişi oldu orada sohbetlerde. Böyle en az 10-15 kişi ders alacak. Şeyh Efendi'yi götüreceğim oraya. Bizim bir abimiz var. O da çıktı geldi. O da geleceğim dedi. Gittik. Götürmek istemiyorum ben. Geldi o da. Ya bir insan şeyhinin sözünü keser mi sohbet esnasında? Şeyh Efendi girdi sohbete, Şeyh Efendi'ye anlattım yolda.
Efendim böyle bir yer. İçinde eski ülkücüler var, şunlar var, bunlar var. Sohbetlere gidip geliyorum. Şu oluyor, bu oluyor, şu oluyor. Ben orayı analiz etmişim. Şeyh Efendi'ye anlattım. E yola çıktık, gittik şimdi oraya. Tam sohbetin ortası böyle. Şeyh Efendi bir nefes alıyor. Veya bir su içiyor değil mi? Ondan sonra, kardeşlerim, sohbete giriyor şimdi. Bakın, sabah namazından bir saat önce kalkacaksınız. Sabah namazından bir saat önce kalkıp bir cüz Kur'an-ı Kerim okuyacaksınız. Ondan sonra beş bin kadar tevhid çekeceksiniz. Sonra sabah namazını kılacaksınız. Sabah namazından sonra yine bir cüz Kur'an-ı Kerim okuyacaksınız. Sonra yine beş bin tevhid çekeceksiniz. Sonra işrah namazını kılacaksınız.
Ardından sonra gün yükselince duha kılacaksınız. Sonra kısa bir kaybüle yapacaksınız. Sonra öğlen namazını kılacaksınız. Sonra öğlen namazıyla ikindi arasında Allah'ı biraz zikredeceksiniz. İkindi kılacaksınız. İkindiden sonra bir müddet oturacaksınız. Allah'ı sünnet-i seniyye Allah'ı zikredeceksiniz. Sonra akşam kerhat vakti girmezden önce yine bir namaz kılacaksınız. İşte sonra akşam namazını kılacaksınız. Akşam namazından sonra evvabin namazı kılacaksınız. Altı rekat. Onu son iki rekat bir de kabir nur namazı kılacaksınız. Sonra yassıyı kılacaksınız. Yassıdan sonra dersinizi çekeceksiniz. Bir cüz Kur'an-ı Kerim okacaksınız. Bunu arada bunu anlattı dervişlik olarak. Ya bunu ben size anlatsam burada yarıdan fazlası değil.
Yüzde onu bile kalmaz burada. Dervişlik böyle desem size. Bunları yapacağınız desem. Burada yınlanmış dervişler var. Onlar da derler ki usul kaide değişti mi? Selamun Aleyküm ben bunu yapacak durumda değilim der. Değil ki yeni derviş. Anlattı bütün herkesini. Şeyh Efendi arada bir gene bir hani ondan o bitirince alıyor sohbet ediyor ediyor. Şeyh Efendi bir su içmeye yıkıyorsun. Veya bir şey demeye yıkıyorsun. Arada bir daha sohbet yapıyor. Hiç kimse ders almadı. Ben de hiç kimseye teklif etmedim. Ben sinirlendim asabım bozuldu. Ondan sonra bir kısa zikrullah oldu. Şeyh Efendi dedim. O gün orada kalacaktık biz. Her şey yarılanıktı. Efendim müsaade isteyelim dedim.
İsteyelim dedi. Şimdi o Hacı abimiz efendim kalacaktık. Kalsaydık çok yağış var. Bu havada yol gidilmez. Yola çıkılınmaz. Şeyh Efendi dedi. Mustafa Efendi gidelim diyorsa gidilecek dedi. Şeyh Efendi kalktık. Nasıl? Onu da getiren arkadaş da yani böyle ona söyleyen. Ben söylemedim ona. Onu da söyleyen var. O söyleyen de yanımızda. Söyleyenin arabasıyla gittik zaten. O geçti. Nasıl yağmur yağıyor? Nasıl yağmur yağıyor? Silgeçler silmiyor. Görmüyor yolu. Döndü şeyh Efendi'ye. Efendim ben gidemeyeceğim dedi. Mustafa Efendi geç olun dedi. Emredersiniz efendim dedi. Makamlara münacat et oğlum dedi. Yürü dedi. Emredersiniz.
Yol görünmüyor. Görüş mesafesi iki metre yok. Öğle yağmur yağıyor. Ben sinirinden patlıyom. Neyse o Hacı Efendi. Katte sırrı sırrı hazretleri. Bizim Ali Karadağ şiş buhranı verecekti. Veremeden gitti. Ha değil mi Ali? Söyle söyle. Ha. Demiş ya sen oğlum sana. Gençtin daha o zaman. Yeniydi bu. Ateşliydi. Tabi. Onun meşhurdu. Şeyh Efendi bana Bursa'ya göç deyince. Sen kal. Seni çok iyi bir zakir olarak yetiştireyim. Şiş buhranı da vereyim. Öğlesi git dedi. Bak şeyh Efendi beni Bursa'ya göç diyor. O diyor ki sen kal. O demiş de. Seni çok iyi bir zakir yapayım.
Sana şiş buhranı vereyim. Öğlesi gitti. Tabi. Neyse. Biz tabi yolda bir de tuvalete ihtiyacımız var dedi. Bir benziği kalayım oğlum dedi mi. Benim iyice kafa attı. Neyse bunlar ikisi indiler. Tuvalete. Ben arabadayım. Ondan sonra Şeyh Efendi döndü bana. Mustafa Efendi her şeyde bir hikmet var oğlum dedi. Böyleymiş dedi. Boşuna demiyoruz dedi. Yanınızda getirip götüreceğinize dikkat edin diye. O mu dedi davet etti onu dedi. O söylemiş efendim dedim. Kafasını salladı Şeyh Efendi. Sakin ol dedi. Hikmet böyleymiş oğlum dedi. Efendim dedim. Hani bunca aylık emek var. Düşünün ödemişte.
Ben Nazili'ye gitmek için minibüse biniyorum. Üç tane vasıta değiştiriyorum. Oraya gidiyorum. Orada sohbeti bitiriyorum. Her şeyi bitiriyorum. Ben sabaha karşı ödemişe varıyorum. Araba yok. Para yok. Hiçbir şey yok. Bu bir gün değil. İki gün değil. Bir emek. Ve sen geliyorsun. İnce ince. Kaneviç'e gibi işlenmiş bir yeri batırıyorsun. Benim en çok böyle tüylerimi diken diken eden şey odur. Nasip hikmet der. Çıkarız hep ya. Yok. Oradaki o hatayı göreceğiz. Oradaki o eksikliği göreceğiz.
Oradan ders alacağız. Uhud'da Okçular Tepesi'ni terk eden okçulardan biz oradan o hikmet vardı demeyeceğiz. Emre muhalefet etti. Emri dinlemedi. Stratejiyi bozdu. Allah Resulü asla ayrılmayın dediği yerden ayrıldılar. Ayrıldılar. Yoldan saptılar. Sebep? Ganimet. Bakın ganimet bozdu. Allah Resulü'nün emrini dinlemediler. Bir sürü can kaybı oldu. Bir sürü şehit oldu. Savaşın ne galibi ne mağlubu belli değil. Oradan dersimizi alacağız. Evet ders aldım oradan.
Bir daha asla hiçbir yere götürmedim. Onu. Hiçbir yere götürmedim. Ders aldım. Sonraki zamanlarda da kimseye hiçbir şey demedim. Hep gittim tek başıma anlattım geldim. Umulmadık yerde, umulmadık bir insan, umulmadık bir iş yapıyor. Evet. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dersimizi alacağız. Rabbim bizleri muhafaza eylesin. Eftali zikr fâle mennehû. La ilahe illallah. El Fatiha.
Amin. Eşme. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi