mustafaozbag.org

(NASİHAT/1) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 27.04.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Nisan 2023 · 1:04:03

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i kurtuluşa erenlerden eylesin. Selamun Aleyküm, Malum Ramazan oruç ayı geçti, ardından bayram, Rabbim cümlemizin oruçlarını kabul eylesin inşâAllah, Cenab-ı Hak tekrar tekrar Ramazan-ı Şerifleri yaşayanlardan eylesin, inşâAllah bundan sonra tekrar hiç ara vermedik ama işte kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâAllah. Bugün gafletten uyanmayla alakalı bir kısa bir sohbet hazırladık inşâAllah o gafletten uyanmayla alakalı böyle kısa kısa sohbetler olarak gene perşembeleri Cenab-ı Hak sağlık-ı afiyet verirse inşâAllah devam edeceğiz.
Bugün Haşr suresi ayet 18 ve 19. Bismillah. Haşr suresi ayet 18 ve 19. Bismillahirrahmanirrahim.
Allah'ın müziği ayet 18 ve 19. Bismillahirrahmanirrahim. Haşr suresi ayet 18 ve 19. Bismillahirrahmanirrahim. Haşr ayet 18 Ey iman edenler!
Allah'tan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah işlediklerinizden haberdardır. Haşr ayet 19 Allah'ı unutan Allah'ın da kendilerini kendilerine unutturdu. Kimseler gibi olmayın. İşte doğru yoldan çıkanlar bunlardır. Ey iman edenler! İmanın şartları belli. Bunu ehl-i sünnet ve hanefiler Allah'a meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, hesap gününe, cennete, cehenneme, kadere iman olarak nitelendirmişler.
Bunu özellikle söylüyorum ki çünkü insanlar şimdi bazı bu iman kaidelerinin herhangi birisini kabul etmeme gibi. Çünkü var biz kaderin var olduğuna iman ederiz. İmanın şartlarından birisidir. Örneğin işte bir kısım ilahiyat profesörleri kaderin imandan olmadığını iddia ediyorlar. Böyle söylüyorlar. Veyahut da ahiret gününe, yani hesaba çıkacağına inanmak, mahşere inanmak, cennetin ve cehennemin var olduğuna inanmak, bunlar normalde gelecekle gaybi olan şeyler olduğundan bir kısım böyle hani onlar da kendilerince Müslüman olduklarını söylüyorlar ama bunlara ne yazık ki inanmayanlar var. İşte bunlar iman edenler sınıfından olmuyor.
Yani bir kimseye biz iman edenler sınıfından görebilmemiz için imanın şartlarını kabul ettiği gibi bütün Kur'an'ın herhangi bir harfi dahil hepsini de kabul edip iman etmesi gerekiyor. Onlar ancak iman etmişler sınıfına giriyor. Ve Cenab-ı Hak ardından imandan Allah'tan korkun diyor. Buradaki korkma insanları takvaya davet etme. Yani Allah'ın normalde burada korku hani bir kimsenin böyle zalim bir kimseden korkması gibi değil veyahut da bir imparatordan korkması gibi değil veyahut da bir devlet başkanından korkması gibi değil. Buradaki korku Allah'a yaklaşmayla alakalı, takvayla alakalı. Ve herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın. Ve tefekküre sevk ediyor Cenab-ı Hak.
Diyor ki o yarın için dediği mahşer günü o hesap gününe ne hazırladığına bir bak. Kendini tefekkür et. Düşün, analiz et. Sen o mahşer gününe ne hazırladın. Devam ediyor. Yine Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah işlediklerinizden haberdardır. Yani senin yaptıklarını, yaptığın her şeyden Allah haberdardır. Allah görür, işitir. Allah gördüğünü, işittiğini melekleri vasıtasıyla yazdırır. Allah'ın gözünden kaçan bir şey yoktur. Allah'ın görmesini engelleyecek herhangi bir şey yoktur. Allah'ın duymasını herhangi bir şekilde engelleyecek herhangi bir şey yoktur. Sizin işlediklerinizden Allah'a habersiz değildir. Her ne yaptıysan saklı, gizli meydanda her şeyden Cenab-ı Hak'ın haberi vardır.
Ve o hani ihsan mertebesini anlatırken sen Allah'ı görüyormuşçasına ibadet et, amel et, sen onu görmesen de o seni her daim görüyor diyor ya. Her daim görüyor. Bu hükmüne durup o şekilde ibadet etme, o şekilde davranma, o şekilde Allah'la olan irtibatını kurma. Tabi ayet-i kerimenin ikinci faslı yani on dokuz. Allah'ı unutan, gaflet işte bu. Bugünkü sohbetin ana konusu gaflet, unutmak. Tabi müminler için bu ayet-i kerimenin hemen ardından gelince bu müminler için. Öyle gafletler var kafirler için, münafıklar için. Mesela başka ayet-i kerimelerde o kafirlerin gaflete düştüğünü, ayet-i kerimeleri inkar ettiğini. Demek ki ayet-i kerimeleri inkar etmekte kafirlik ve gaflet, daha büyük gaflet.
Veyahut da hesap vermeyeceğini düşünenlerle de alakalı gaflet var ayet-i kerimelerde. İşte bunlar hep kafirler için. Bir kafirlerin gafleti var, bir de müslümanların, müminlerin gafleti var. Müslümanların gafleti ne? O zaman o müslümanların gafletiyle kafirlerin gafleti aynı değil. Müslümanlar Allah'ın herhangi bir ayetini inkar etmiyorlar. Müslümanlar din gününe inkar etmiyorlar. Hesabı inkar etmiyorlar. Cennet-i cehennemi inkar etmiyorlar. Ama müslümanlar ne yapıyorlar? Unutuyorlar. Veyahut da gaflete düşüyorlar. Tabi buradaki gaflet karşılık olarak sadece unutmak olarak biz bunun karşılığını koysak da bu böyle gevşeklik de bunun içerisine girebilir. O zaman o kimse ne yaptı?
Allah'ın emir ve yasaklarına uymadı. Allah'ın emir ve yasaklarını unuttu. Es geçti. Cenab-ı Hakk'ın haramlarına dikkat etmedi. Unuttu. Es geçti. Allah'ın emir ve normalde Allah'ın rızasını kazanmak için bir çaba sarf etmedi. Tembellik yaptı. Gaflete düştü. Rıza-i lillah için herhangi bir harekette bulunmadı. Herhangi bir davranışta bulunmadı. Allah yolunda yürümedi. Hareket etmedi. Tembellik yaptı. Oturdu. Herhangi bir şeyle ilgilenmedi. Allah'ın işi ile işlenmedi. Ve hayatında, günlük hayatında Allah'a tabiri caizse yer vermedi.
Yani beş vakit namazı kılmadı. Namazları geciktirdi. Es geçti. Hepsini akşama kılarım dedi. Akşamını onu da kılmadı. Es geçti. Allah'ın yasaklarını es geçti. Bu yasak dendi. Ya yasak ama yaptı. Es geçti. Gaflet unuttu. Yani unuttu. Buradaki unutmaktan kasıt. O hani unuttuklarınızdan sorunlu değilsiniz. Hadis-i şerifin karşılığı olan unutmak değil. Buradaki unutmak kasti gevşetmek, bırakmak. Onu böyle bile bile kasıtlı bir şekilde Allah'ın hoşuna gitmeyecek eylemlerin içerisinde bulunmak. Allah'ın hoşuna gitmeyecek sözler, kelimeler kullanmak.
Allah'ın hoşuna gitmeyecek fiil ve davranışları fitursuz bir şekilde yapmak. Allah muhafaza eylesin. Ve normalde o vereceği hesap gününü düşünmemek. Ben o hesaba nasıl çıkarım? Ben o hesabı nasıl veririm? Bunu düşünmemesi, aklına getirmemesi. Ve günlük hayatında Allah'ı hatırlamadığından, Allah'ı unuttuğundan, Allah'ı hatırlamadığından, Allah'ı unuttuğundan, gevşekliğe, boşluğa, yanlışlığa düşmesi.
Allah muhafaza eylesin. Ve o gaflet uykusunda hayatına devam ettiriyor. Hani hadis-i şerifte de var ya, insanlar uykudadır. Öldükleri zaman uyanırlar. Bu uyku nedir? Gaflettir. Şeriaten baktığımızda. Bu uyku nedir? Bir ilmel yakin uyku nedir? O kimsenin şeriaten gaflete düşmesidir. Namazdan, abdestten, oruçtan, zikirden, fikirden uzak durması. Allah yolundan uzak durması. Bu şeriaten gaflete düşmesi. Tarikaten, hakkel yakin gaflete düşmesi var. Hakkel yakin gaflete düşmesine. O kimsenin normalde Allah için uyanıklığını, Allah için diriliğini kaybetmesi. Bu da hakkel yakin olayları, hadiseleri incelememesi. Fiiliyata, tecelliyata baktığında, o tecelliyata Allah'ın sıfatlarına mazhar olmaması, görmemesi.
Bazı şeyleri hala da Ahmet'ten, Mehmet'ten görmesi. Meselenin arkasında Allah'ın, Allah'ın bir kader çizgisinin ve örgüsünün olduğunu görmemesi. O kimse o gafletle, o gafletle hala da Ahmet'i, Mehmet'i suçlayacağım diye uğraşması. Bu da nedir? Bu tarikaten gaflettir. Yani bu o kimse aynel yakin gaflet yaşıyor. Bu genelde şeyhi olup da şeyhi dinlemeyen, çizgisinde gitmeyen insanlar da vardır bu. Şeyhe tabidir. O şeyhe tabi dersini aldı ama dinlemiyor. Şeyhine tabi, şeyhe tabi olmuyor. Kendi heva ve hevesine tabi yine. Onun üstadı diyor ki sağdan git, o sola gidiyor.
Üstadı diyor ki bu tarafa yönel, o başka tarafa yöneliyor. O kendince, kendi aklının emrettiği noktaya gidiyor. Okuyor ya, biliyor. Hayat yaşıyor ya, çok tecrübeli. Kafası çalışıyor ya, o zengin oldu, o üniversite bitirdi, o doktora yaptı. O bir sürü etrafında insanlar çalışıyor, onun kafası daha iyi basıyor. O zaman şeyhi görmez, bilmez. Şeyhi anlamaz zaten bir şeyden. O zaman o büyük insan, o kendi heva hevesine doğru gidecek. O da ne olmuş oldu? O da gaflete düştü. O da tarikaten, tarikaten onun gafleti. Hakkel yakin, ilmel yakin, aynel yakin. Hakkel yakin gaflet ki, o kimsenin artık gözlerindeki perde kalkmamış. Allah muhafaza eylesin.
Ne zaman ki o gözündeki perde kalktı, o zaman bütün sıfatsal tecelliyatları ayniyle gördü, yaşadı. Bu ne? Hakkel yakin olmak. İşte o gaflete düşerse çok sıkıntılı. Allah muhafaza eylesin. Onun bakın, bir çıt altı neydi? Her an o seni görüyormuşçasına yaşaman. Bir çıt üstü neydi? Bir çıt üstü görüyormuş gibi yaşaman. O zaman o kimse gaflete düşmesi görüyormuşçasına, görerek yaşamamak. Ne dedi Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri? Dedi ki, gözümden perde kalkmış olsa, yakınliğimden bir şey değişmezdi dedi. Yani, öylesine yakin ki, gözünden perde kalksa dahi, onun dostluğunda, onun yakınliğinde bir şey değişmeyecek.
İşte, insanların büyük bir çoğunluğu gaflet uykusundadır. İnsanların büyük bir çoğunluğu. Bakın, bu sözüme iyi dikkat edin. İnsanların büyük bir çoğunluğu gaflet uykusundadır. Ve bu gaflet uykusundan uyanamazlar. Bu gaflet uykusundan sarhoşturlar. Onlar dünya sarhoşudur, onlar borç sarhoşu, onlar sıkıntı sarhoşu, onlar ne bilemiştir, zenginlik sarhoşu, makam sarhoşu, güzellik sarhoşu, yakışıklılık sarhoşu, kalabaklılık sarhoşu, makam sarhoşu.
Bakın, sarhoştur bunların hepsi de. Ehli tarikatın içinde de sarhoş vardır. Makam sevgisi girer, sarhoştur. Mevki sevgisi girer, sarhoştur. Beni sevsinler diye uğraşır, sarhoştur. Etrafında beş kişi toplanır, kendine bir şey zanneder, sarhoştur. Sarhoştur. Bakın, bu her sarhoşluk o kimseye gaflet verir. Ancak hakkın sarhoşu her şeyden gaflet eder, ona uyanıktır. Bir kimse haktan gaflete düşer, her şeyin sarhoşu olur. O haktan gaflete düşmüştür. O haktan gaflete düştüğünden önüne gelen her şeyden sarhoş olur o. Bu yolunu bulamaz. Bu kah fasık olur. Allah muhafaza eylesin. Biraz daha ileri giderse kafir olur. Bu kendi kendini Allah'tan perdeletmiş.
Böyle olunca o Allah'ı unuttu. O Allah'ı unutunca o kendisini de unuttu. Allah'ı unuttu. Allah'ı unutunca o kendisini de unuttu. Kendisini unutmak. Niçin yaratıldığını unuttu. Niçin yaratıldığını unuttu. Vazifesinin ne olduğunu unuttu. Kim olduğunu unuttu. Allah onu halife olarak yeryüzüne göndermişti. Bunu unuttu. Kendisini unuttu çünkü. Kendisinin ne olduğunu unuttu. Dervişti, dervişliğini unuttu. Sufiydi, sufiliğini unuttu. Artık o kendisiyle alakalı her şeyi unuttu. Gaflete düştü. Gaflete düşünce dervişliğini unuttu. Zakirliğini unuttu. Çavuşlığını unuttu. Unuttu.
Allah'ın zikrini unuttu. Zaten sufiler için tehlike o. Zikrullah ile alakalı. O sufilerin tehlikesi zikrullah ile alakalı. O zikrullahı bıraktı. Zikri terk etti. Zikri terk edince asıl gaflet sufiler için orada başladı. Allah muhafaza eylesin. O kimse böyle artık kendi hatasını, kusurunu da görmüyor. Örtüldü. Onunla konuşmaya başladığında o hata yapmıyor. Onun hiç kusuru yok. Onun hiç yanlışı yok. O ne oldu? O örtüldü. Kendi hakikatini unuttu. Kendisini unuttu. Tabiri caizse firavunlaştı. Firavunlaşınca dedi ki kendince evet bakın firavunlaşmak cemaatlerde firavunlaşmak tarikatlarda firavunlaşmak topluluklarda firavunlaşmak bunlar tarikatların, cemaatlerin, islami toplulukların görmediği firavunluklardır.
Biz çok kalabalıkız artık. Biz bu kalabalığın önünde duracak hiç kimse yoktur. Firavunlaşmaktır bu. Bu Allah'ı görmemektir. Allah'tan örtünmektir. Güç elinde bulundurmak. O güç onu firavunlaştırır. eline güç geçince firavun gibi yapar. Der ki biz kalabalığız. Bunları ezeriz. Firavun kalabalıklığıyla övünüyordu. Ve firavun kalabalıklığıyla Musa ve kavmine karşı ezmek için, öldürmek için, katletmek için yola çıkmıştı. Ve ayeti kerimede de diyor ki firavunun ağzından Bizler çok kalabalığız. Bizler çok kalabalığız. Onları hemen katlederiz. Onları hemen yok ederiz. Asker topluyordu çünkü.
Bütün askerleri Mısır'da ayağa kaldırdı. Sebep Musa ve inananlarını katletmek için. Bakın kalabalık onu da firavunluk haline getirdi. Güç eğer yerli yerinde olmazsa o kimse firavunlaşır. Eğer normalde makam yerli yerinde olmazsa o kimse firavunlaşır. Güzellik, yakışıklılık, zenginlik, fakirlik, aciziyet. Bakın aciziyet dahi insanı firavunlaştırır. Sebep? Kendisini öyle aciz gösterir, öyle aciz gösterir ki. Tevazu ettiğini düşünür kendince. Firavunlaştırır. O da tersi nedir? Yok öyle sünepe bir Müslümanlık. Sünepe bir Müslümanlık yok. Kendini ne öyle gösteriyorsun? Sen o değilsin. Yolda boynunu büküp Allah'ı zikrederekten yürümek.
Yok öyle bir Müslümanlık. Sünepelik yapma. Vakarını koru. Vakarını muhafaza eyle. Müslüman yolda yürürken vakarlı yürür. Müslüman sünepe bir şekilde yolda yürümez. Müslüman dilenci bir şekilde yolda yürümez. Müslüman dilenci değildir. Bu da tersine firavunluktur. Allah muhafaza eylesin. Asıl gaflet işte budur. Bir kimsenin kendisini unutması. Bunlar Allah'ı zikretmediklerinden kaynaklanır. Bir kimse Allah'ı zikretmezse, Allah'ı zikirden kesilirse, onda gaflet başlar. Bir kimse haftalık derslerini takip etmezse, halak-i zikrullahını terk ederse, onda gaflet başlar.
Bir kimse üstadının çizgisinde yürümezse, onda gaflet başlar. Bir kimse Kur'an ve sünnetin kaidelerinden ödün vermeye başladığında, onda gaflet başlar. Onda gaflet başlar. O yüzden gaflet, ehli sufi için çok büyük hastalıktır. Çok büyük hastalık. bir kimse kendince iyi bir amel işler, onunla övünür. O kendisini böyle onu gaflete götürür. Gevşekliğe götürür. İşte o tehlikedir. Eğer bu tehlikeyi görmezse, o kimse Allah muhafaza eylesin. Perişan olur gider. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden, mümin, bilhassa, sufi, her dem, her an, uyanık olmanın, yolunu arar.
Ve o, uyanık olmak zorundadır. Uyanık olacak. Onun uyanıklığı nedir? Her daim, hakkı zikretmektir. Onun uyanıklığı nedir? Harama düşmemektir. Onun uyanıklığı nedir? Yanlışlığın içine girmemektir. Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerifi muhteşem. Allah bir kuluna iyilik murat ederse, ona kendi kusurlarını gösterir. Allah sana bir iyilik murat ettiyse, sen kendi kusurunu görürsün. Kendi kusurunu görmüyorsan, sen kendi kendini unutmuşsun demektir. Sen Allah'ı unuttundan dolayı, sen de kendi kendini ne yaptın? Unuttun. Kim Allah'a sırtını dönerse, Allah da ona sırtını döner. Sen Allah'ı zikri bırakırsan, o da seni zikretmez husisi manada.
Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. O zaman Allah'ı zikret ki, gaflete düşmeyesin. Allah'ı zikret ki, her daim Allah'ı hatırda tutmuş olasın. Eğer gaflete düşersen, hastalık bahane, soğuk bahane, yağmur bahane, sıcak bahane, yol bahane, gelmek bahane, gitmek bahane, her şey bahane. Bu sebep, sebep gaflet. Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız, sizi Allah'ı zikretmekten alıkoymasın. Kim böyle yaparsa, işte onlar, hüsrana uğrayanların kendileridir. İşte kim öyle yaparsa, hüsrana uğrar. Kim Allah'ı zikretmez, Allah'ın zikrini bırakırsa, o hüsrana uğrar.
Allah'ın zikrini bırakması, malları, çocukları. Bakın, insanın bir gözü malıysa, bir gözü çocuğudur ya. Örneğin, Cenab-ı Hak iki gözü de koyuyor orta yere. Mallarınız ve çocuklarınız. Bunların ikisi, sizi Allah'ı zikirden uzaklaştırmasın. Mal sevgisi, seni Allah'tan uzaklaştırmasın. Mal sevgisi, senin önünde perde olmasın. Mal sevgisi, senin Allah yolunda hizmetine, Allah yolunda koşmana, Allah'ı zikretmene, zikirle hemhal olmana, engel olmasın. Çocuk, çocuk senin Allah'ı zikrini, Allah yolunda koşmanı, Allah yolunda cihad etmeni, engellemesin.
Sen Allah yolunda cihadı terk edersen, malın ve çocukların yüzünden, sen hüsrana uğrayanlardan olursun. O zaman ne yapacak o kimse? Allah yoluna katılacak. Allah yolunda yürüyecek. Allah'a yaklaşacak. Bizim işimiz, Allah'a yaklaşmak. Ve insanları, Allah'a davet etmek. Allah'a yaklaştırmak. Bizim işimiz bu. Biz sadece kendimiz, Allah'a yaklaşmakla, kendimizi kurtaramayız. Bismillah. Ve elâsri inel insânele fî hüsrîn. Bütün insanlar hüsrandadır. İman eden, iyi amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler, müstesna. O zaman o hüsrandan kurtuluş ne? İnsanları hakka davet etmek.
İnsanları Kur'an ve sünnet çizgisine davet etmek. İnsanlara doğru yolu göstermek. İnsanları sırat-ı mustakimi tebliğ etmek. Önce kendi nefsimize tebliğ etmek. Sonra insanlara tebliğ etmek. Bugünün en büyük cihadı. Bugünün en büyük cihadı. Bir insanın hem kendi nefsine nasihat etmesi, hem de insanlara nasihat etmesi. Çünkü insanlar Allah sözü duymak da istemiyorlar. Bıktılar. Cemaatten, tarikattan, topluluktan. Evet, acı şey bunlar. Bugün bizim İslam toplumu din duymak istemiyor. Hele Anadolu'daki insanlar din duymak istemiyor. Aldatıldılar, kandırıldılar. Ne yazık ki istismar edildirler. Paraları gitti, pulları gitti, zamanları gitti.
Peşlerine düştü. Din büyüğü gibi gördü. Kurtarıcı gibi gördü kimseler. Ne yazık ki kendilerini dahi kurtaramadılar. Ve arkalarından gelen cemaatleri de, tarikatları de, müritleri de batırdılar. Bunlar tabii ayır zamanla alakalı hadis şeriflerin içerisinde var. Bunlar öyle insanlar çıkacaklar. Sizdenmiş gibi konuşacaklar. Sizin dilinizden konuşacaklar. Ama sizi ne yazık ki cehenneme götürecekler. Ne yazık ki sapıklığa götürecekler. Ne yazık ki hüsrana uğratacaklar. Bunlar hadis şeriflerden çıkan sonuçlar. Müslümanların paralarını alacaklar. Müslümanların paralarını yiyecekler. Müslümanların zamanlarını harcayacaklar. Müslümanların duygularını harcayacaklar.
Müslümanların duygularını istismar edecekler. Allah'ı sevme duygusunu istismar edecekler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevme duygusunu istismar edecekler. Bir üstadı, bir mürşidi, bir veliyi sevme duygusunu istismar edecekler. Bir mümini sevme, bir derviş kardeşini sevmeyi istismar edecekler. Bu istismarcılar yüzünden artık Müslümanlar din ve diyanet duymak istemiyor. Ne yazık ki bu hale geldi. Allah bu hale getirenlerden muhakkak hesabını soracak. Sorsun zaten. İnşallah Cenab-ı Hak bu Müslümanların bu manada ahını, intikamını yerde bırakmasın Rabbim. Çünkü her böyle bir on yılda bir darbe olurdu. Şimdi Müslümanların içerisinde darbeler çıkıyor. Yani bir bakıyorsunuz bir şeyh efendi denilen bir kimse olmayacak işler yapıyor.
Bir cemaat olmayacak işler yapıyor. Bir tarikat olmayacak işler yapıyor. Ve olmayacak işler yapınca da insanlar İslam'a laf söylüyor. Tarikatlara laf söylüyor. Cemaatlere laf söylüyor. Ve bunu temizlemek, bunu normalde belli bir şeyler anlatmak yine doğru, düzgün, dürüst yaşayanların derdi oluyor. Yine onların derdi oluyor. Allah muhafaza eylesin. Ve bakın kurtuluş bu manada hem hakkı kendi nefsimize tebliğ etmek hem de etrafımıza tebliğ etmek. En zor zamanlardayız. Bakın en zor zamanlardayız. Müslümanlar kime inanacağını şaşırmış, kimi destekleyeceğini şaşırmış, ne tarafa yöneleceğini şaşırmış. Dün kol kola gezdiğiniz kimse HDP'nin peşine takılmış.
Dün kol kolu gezdiğiniz kimse PKK'nın peşine takılmış. Dün kol kola gezdiğiniz kimse Mehmetçik katillerinin etrafında döner olmuş. Dün kol kola dolaştığınız kimse bir bakmışsınız siz YPG ile oturup kalkıyor. Onunla haşır neşir oluyor. Mehmetçik şehit eden, çoluğu çocuğu şehit eden, katleden, çoluğu çocuk dinlemeden, memleketin mal varlığını, ne bileyim öz varlığını dinlemeden zarar veren kimselerle kol kola oluyor. Ahir zaman elameti. Müslümanlar kimi destekleyeceklerini bilemiyorlar. Ne tarafa yöneleceklerini bilemiyorlar. Siyaset, menfaat, ne azı ki insanların dininin önüne geçmiş. Bu dinin önüne geçirilenlerle alakalı sözüm. Geri kalan beni ilgilendirmez. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gidiyorsa ona söyleyecek bir sözümüz yok.
Sebe ayet 46 Ey Muhammed sen onlara şöyle de Size bir tek öğüdüm var. İkişer ikişer ve teker teker Allah'a yönelin. Sonra düşünün. Allah'a yönelin sonra düşünün. Arkadaşınızda delilikten hiçbir eser yoktur. O şiddetli bir azabın gelip çatmasından önce sizi uyaran bir peygamberden başka bir şey değildir. Ve Cenab-ı Hak peygamberinin dilinden söylüyor. Siz teker teker, ikişer ikişer gruplar halinde Allah'a yönelin. Siz, sizin işiniz bu. Bizim işimiz Allah'a yönelmek. Ve insanları Allah'a davet etmek. İnsanlara bu şekilde öğüt vermek. Bizim işimiz bu. Bizim işimiz başka bir şey değil. Bakın bizim işimiz ne değilmiş? Ardındaki ayet-i kereme. Sebe 47.
Bizim işimiz ne değilmiş? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden. Ey Muhammed şöyle de. Sizden herhangi bir ücret istemişsem sizin olsun. Benim ücret ve mükafatım yalnız Allah'a aittir. O her şeye şahittir. O zaman bizim yapmayacağımız şey neymiş? Yaptığımız İslami dini hizmetlerden insanlardan ücret istememek. İnsanlardan ücret beklememek. Ve ücrete mütalik bir dini hizmet yapmamak. Ücrete mütalik bir sufilik yolu ve hizmeti yapmamak. O zaman biz birinci derecede kendi nefsimizden sorumluyuz. Evet. Önce kendimizi Allah yoluna koyalım. Allah'a yaklaştıralım.
Bu ayet-i kerimedeki teker teker dediği. Sonra ikişer ikişer diyor. O zaman etrafımızdaki insanları Allah'a yaklaştıralım. Allah'ı anlatalım. Allah'a yaklaşması için sebep ve vesile olalım. Ve gafletten kurtulalım. Allah'ı çokça zikredelim. Allah'ı çokça zikrederekten o gaflet uykusundan uyanalım. Allah'ı unutmayalım. Bizim Allah'la olan irtibatımız saatlere bağlı, mübarek günlere bağlı olmasın. Biz beş şakit namazı kıldığımız gibi aralarda da ne yapalım? Allah'ı zikredelim, haramlardan uzak duralım. Biz kandillik Müslüman olmayalım. Biz sadece Ramazanlık Müslüman olmayalım.
Yıl 365 gün, 24 saat Allah'la irtibatımız kesilmesin. İnşallah. Ancak böyle olursak gafletten kurtularız. Ve ancak o istikametimiz düzgün olursa, o zaman ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin olan o yakınliği yakalarız. Yakalarız ve ancak ve ancak gafletle alakalı, gafletle alakalı fenâfillah, bekâbillah noktasına varıncaya kadar gaflet bizim yakamızı bırakmaz.
Ancak fenâfillah, bekâbillah'a gelen bir kimsenin gafleti de ibadettir. Bu ayrı. Onun uykusu da ibadettir. Bu ayrı. Bakın bu ayrı. Neden? O esnada kalbi hiçbir zaman perdelenmez. Oraya kadar perdelenir. Oraya kadar perdelenir. Ancak fenâfillah, bekâbillah'a gelen bir kimsenin, artık kalbi her daim uyanık, o gerçek uyanıklığı yakalamıştır. O yüzden o böyle yakaza da olsa, böyle uyukluyor da olsa, o gaflette değildir. Onun kalbi uyanıktır. Allah kalbi uyanık olanlardan eylesin. Cenab-ı Hak her daim uyanık olanlardan eylesin.
Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i kendisini unutan, Allah'ı unutan kullarından eylemesin. Rabbim kendimizi unutturduğu kullardan da eylemesin. Kendimizi unutursak, ne olduğumuzu unutursak, gaflet çukuruna düşeriz. Rabbim bizleri de ondan muhafaza eylesin. Her daim zikredenlerden eylesin. Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur'an ve sünnet-i seneye hizmet edenlerden eylesin. Rabbim kendi dairesindeki dostlarınla bizleri dost eylesin. Rabbim kendisine düşmanlık edenlere, bizi de onlara düşman eylesin. Rabbim dostuna dost, düşmanına düşman eylesin. Dostuna dost, düşmanına düşman eylesin.
Dostuna dost, düşmanına düşman eylesin. Allah hepinizden razı olsun. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Birkaç soru var onlara da bakalım. Sonra zikrullaha başlayalım inşallah. Bir sorum olacak size. Tapduk Emre Hazretleri misali. Sizin de bir Yunus emriniz var mı? Aklınızda, fikrinizde, gönlünüzde. Biz bütün derviç kardeşlerimizi severiz. Bütün derviç kardeşlerimiz birer Yunus gibidir. Bu zamanda bir üstada intisap edip o üstadın halakasında durmak, bu biraz böyle şataat gibi olacak ama, yani beş on tane Yunus'a bedeldir. Tekrar söyleyeyim mi bunu?
Bu zamanda bir üstada, bir veliye, bir mürşidi kamile bağlı olup, onun yörüngesinde durup o yolda yürümek, geçmişin beş on tane Yunus'una bedeldir. Siz kendinizin farkında değilsiniz. Nasıl bir zamanda yaşadığınızın da farkında değilsiniz. Evet, kolay bir zamanda yaşamıyoruz. Sizi o nina olarak buldum, online olarak buldum. Dinliyorum ben iki yıllık evliyim, hemşirelik mezunuyum. Eşim nişanlıyken çalışmamı istemedi. Ben de mesleğimi yapmıyorsam, başka işte çalışmayacağımı söyledim.
Kayınvalidemler bize merkezden ev aldılar, orada yaşıyoruz. Eşim işinden memnun değil. Köyde çobanlık yapmak istiyor. Ben köyde mutsuz olacağımı biliyorum. Bir de ona çobanlık yaparken yardım etmemi istiyor. Ben köyde yaşamayı istemememe hakkına sahip miyim? Evet, çobanlık yaparken yardım etmeme hakkın var mı? Evet, nasıl davranabilirim?
Hanefiler yaşam standardını önemsemişler. Hani bugün hayat standardı diyoruz ya, onu önemsemişler. O yüzden bir erkek vaat ettiği hayat standardını eşine yaşatmakla mükellef. Aldatan bizden değildir. O kimse eşi ona bir hayat standardı koymuş, o hayat standardını da hayatına devam ettirmesi gerekir.
Sonradan evlendikten sonra hayat standardını değiştirmeye kalkmak, değiştirmek kadını aldatmaya girer. Direkt. Eşine yardımcı olmaması mı gerekir? Canı istiyorsa olmayacak. İstemiyorsa olmayacak. Eşine yardım etmekle mükellef değil kadın. Bunda bir mükellefiyetliği yok. Bunları böyle söylüyorum, altüst oluyor herkes. Nasıl? Bas be ya. Kadın evini geçindirmekle mükellef değil. Erkek evi geçindirmekle mükellef. Bir erkek kadına şunu diyemez. Yani bu mevzuyla alakalı. Yani önceden kadın hemşirelik mezunu, diyor ki ben hemşirelik yapayım.
O da diyor ki çalışmayacaksın. Ben senin çalışmanı istemiyorum. Tamam. Şimdi neden çalıştırmaya kalkıyorsun? Hiç çalıştırmayacaksın. Bitti. Şimdi evlilikte insanların sözleri önemli. Bir akit yapıyorsun, evlilik yapıyorsun. Ben sana böyle bir hayat standartı sunabilirim. Bunun üstünü sunamam. Bitti. Kadın kabul etti mi? Etti. Kadın o hayat standartının üstünde bir hayat standartı erkekten isteyemez. Evleniyorlar. Erkek diyor ki kirada oturacağız. Kadın kabul ediyor bunu. Kirada oturuyorlar. Kadının evlendikten sonra ben kirada oturmak istemiyorum deme hakkına sahip değil.
İsterse adam bir ömür boyu kirada oturur. Bir ömür boyu. Nereye evlendi? Babası üst katta, oğlan alt katta. Oraya evlendi. Kadın onu kabul etti mi evlenirken? Kabul etti. Bir ömür boyu orada oturacak o kadın. Başka bir şey seni istemeye hakkı yok. Anlaşmalarınızı, anlaşmalarınıza tabi olacaksınız. Anlaşmaya uyacaksınız.
Yetersiz kaldın. Kadının boşanma hakkı doğdu. Bakın yetersiz kaldın. Kadının boşanma hakkı doğdu. Sen evlenirken eşine araba almadın, böyle bir zorunluluğun yok, böyle bir şey de konuşulmadı. Çok zengin oldun. Eşin araba istedi, alamam dedin. Kadının o arabayı aldırmaya hakkı yok sana. Sebep? O hayat standardını konuşmamışsınız. O hayat standardı konuşulmamış. Ama şimdi ne yazık ki toplumda bunlar uygulanmıyor. Çünkü dini bilmiyor insanlar. Dini bilmeyince heva heves giriyor işin içerisine. Gaflet giriyor. Her şey giriyor. Dini bilmiyorlar çünkü.
Veyahut da şimdi böyle zaman zaman soruyorlar. İşte çok özür dilerim ben ayrım yapmak istemiyorum ama sorular böyle geldiği için. Evleniyor erkek. Kadın tesettüre riayet etmeyen bir kimse. Değil mi? Onu bile bile aldın mı? Aldın. Senin onu zorlamaya hakkın yok. Sebep? Sen zorlayamazsın bile bile aldın zorlamayacaksın onu. Allah'ın farzı. Evlenirken Allah'ın farzı senin aklında değil miydi? Sen daha başından kafadan daha Allah'ın farzını neden terk ettin o zaman? Sen evlenirken Allah'ın farzı neredeydi? Yeni mi farz oldu?
Kadın evleniyor. Adam saklamamış kendini. Ben alkol alıyorum diyor. Ondan sonra diyor ki Hocam eşim alkol alıyor. Ben alkollü adamla geçinmek zorunda mıyım? Evlenirken dedim alkol alıyor mudu? E alıyordu dedi. Ben gayri ihtar dedim. Beraber de gidip bazen bir kadehte sende içiyormudun dedi. Ben içiyordum dedi. Senin kalkıp şimdi ona dedim. Sen alkol kullanıyorsun deyip alkolü bahane edip Boşanmaya hakkı yok senin dedim. Var. Tazminatını öleceksin boşayacaksın. Ben hidayete erdim. Ben haram olduğunu iyice idrak ettim. Ben haram bir hayat yaşamayacağım. Bundan sonra hanım otur veya bey otur. Ben bundan sonra evet hiçbir bu konuda hak hukuk gözetmiyorum. Ben haram yaşamak istemediğimden dolayı evlilik tazminatlarını senin ödeyeceğim ve boşanacağım.
Hala. Çünkü adam düğün yaptı, ev tuttu, çeyiz düzdü, koltuk düzdü, şunu yaptı, bunu yaptı, altın taktı. Ödeyecek o zaman kadın tazminatı boşanacak. Dedim kadına tazminat ödeyeceksin. Böyle böyle bütün düğün masraflarını çekeceksin dedim ben. Kaldı. Hocam din böyle mi dedi. Valla benim bildiğim bu dedim. Sen boşanma talep ediyorsan, haksızsan tazminatları ödeyeceksin, yürüyeceksin gideceksin. Hanefi'ye göre. O yüzden evlenirken de dikkat edin. Evlendiniz hala. O zaman herkes taahhüdüne sahip çıkacak. Taahhüdünü yerine getirecek. Böyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Saadet-i Ebediye kitabı ile ilgili görüşleriniz nelerdir? Ben incelediğim bir kitap değil, bildiğim bir kitap da değil, tavsiye ettiğim bir kitap da değil.
Bilmediğimden, incelemediğimden tavsiye de etmiyorum. O yüzden normalde bu tip şeyler söylendiğinde ben o kadar çok kitap okuyan bir kimse de değilim. Hakkınızı helal edin. Bende klasik eserler var. Klasik. Hanefi fıkı ile alakalı İbni Abidim var. İşte Fetevay-i Hindiye var. Ondan sonra El-Hidaye var. Dürer-Gürer var. Ondan sonra genelde bu tip Hanefi fıkı ile alakalı klasik eserler var. Ben o klasiklerin dışına çıkmak istemiyorum. Çıkmıyorum da başka bir kitap da okumuyorum. Serahsin'in mevsutu var örneğin. Böyle Hanefilerce çok meşhur olmuş, kabul görmüş, bütün herkesin bu konuda onun otoritesinin ortak noktada kabullendiği eserler var bende.
O yüzden ben bir şeye bakmak zorunda kalırsam böyle bir işin içinden çıkılmazsa çünkü bu İslam hukukunun olmadığı yerlerde İslam'ı yaşamak zor. Hukuk yok çünkü. Hukuk olmayınca bazı şeylerin içinden çıkılmıyor. Çıkılmayınca bazı meseleler bilhassa kadın erkek ilişkilerinde devlet ve insanların ilişkileri arasında sıkıntılar çıkıyor. Onları çözebilmek maksadıyla bu eserlere bakıyorum zaman zaman böyle işin içinden çıkamadığım zamanlar olursa. Bu geri kalan bu yeni fıkıhçıları tanımıyorum. Eskilerden herhangi bir kimseyi tanımıyorum. Saadet-i Ebediye'nin ismini biliyorum. Bu Türkiye Gazetesi'nin müntesiplerinin eseri değil mi? Evet.
Onu tanımıyorum, bilmiyorum. O yüzden hiç böyle okumadım. Okumadığım için de şurasında bu var, burasında bu var diyebileceğim bir eser değil. Kardeşlere de tavsiye ettiğimiz eserlerin içinde değil bu. Ben genel bildiklerimi tavsiye ediyorum. Diyorum ki işte gidin dört ciltlik el-hidayı alın. Okuyun. Ondan sonra gidin Ömer Nasuh Bilmen'in ilmi halini alın. Veyahut da gidin iki ciltlik şey var mı? Emanet ve ehliyet vardı. Onunla alın bakın. Klasik bunlar. Yusuf Kerim oyunu muydu onun adı? Yusuf Kerim oyunu. Evet. O var. Ama ben genelde el-hidayeye bakarım. Dört ciltlik. Ben kendi tarzımı söyleyeyim. Sonra çatışmasın. Yani dervişlerle biz çatışmayalım. Şurada şu var, burada bu var diye.
El-hidayede güzel böyle. İşte şafiler böyle der. Biz böyle deriz. Bizim böyle dememizin sebebi de budur diye. Normalde açıklamalıdır o. Güzel insan bilgi sahip olur. İlim sahip olur. El-hidayeyi okuyan o konuda onu böyle kendince, kendine böyle başucu eseri yapan bir kimsenin fıkıhı düzgün olur. Kuduri var tek ciltlik mesela. Kuduri'yi okuyabilirsiniz. Böyle tabiri caizse böyle baş, ne o? Başüstü kitaplardan bir şey, başucu kitaplardan birisi. Kuduri, tek ciltlik, benim böyle bütün dervişlik hayatımda koltuğunun altındadır benim. Şeyh Efendi beni tarif ederken öyle demiş bir arkadaşa. Kuduri koltuğunun altından düşmez demiş. Yani bir mevzu olmuş.
Fıkıhı sağlamdır demiş onun demiş. Kuduri koltuğunun altından düşmez demiş. Evet ben o tek ciltlik, Kuduri, yani seyahate çıkarken, bir yere giderken, Ömre'ye hacca giderken, Ömre'ye hacca yaptığımızı arkadaşlar bilir. Hemen oradan açar, fıkıhi meseleye bakar, arkadaşlara yardımcı olurduk. Benim baktığım eserler bunlar. Tek ciltlik bir eser istiyorsanız, Kuduri alın. Tek ciltliği var onun. Kuduri'ye göre amel edin. Aha bir çilt daha ileri. Çavuşların, zakirlerinin evinde olması lazım. El-Hidaye. Dört cilt. Evet, bütün çavuşlar, bütün zakirler, El-Hidaye'yi evinde bulundurmaları lazım. Ellerinin altında bulundurmaları lazım. Birisi ona böyle bir mesele sorduğunda, o meseleye cevap verebilmeli.
O esnada veremese dahi, kardeş, inşallah ben bu akşam bakayım, baktığımda sana cevap vereyim diyebilmeli. Bütün bayanlar da, erkekler de, El-Hidaye, bütün dervişlerin mümkünse elinin altında olacak olan kitaplardan birisi. Ama yeni okumaya başlamış. Ona Şafi ne, ne demiş bu konuda lazım değil. Hanbeliler ne demiş bu konuda ona lazım değil. Malikiler ne demiş ona bu konuda ona lazım değil. O önce kendi günlük dinin hayatını idam ettirecek. Tek ciltlik Kuduri ona yeter mi? El-cevap yeter. Bir çıt üstü, dört çiftlik El-Hidaye ona yeter mi? El-Hidaye'yi uygularsa o Evliya'dan olur. Yeter. Herkesin evinde olacak bu. Koltuğunun altında duracak.
Riyay-ı Salih'in üç çilt. Muhakkak. Muhakkak. Bir tefsir. Muhakkak olacak. Ben genelde şeyi söylüyorum ya. Neydi? Elmalı da olabilir ama taberi tefsiri. Benim favorim taberi tefsiridir. Elmalıyı da okuyabilirsiniz. Ama ben kendimce taberi tefsirine bakarım genelde. Elmalıya da bakılır mı? El-cevap bakılır. Ama benim favorim taberi tefsiridir. Herkesin evinde bunlar da olursa ala olur. O yüzden genel olarak ben böyle bir cemaatin, bir tarikatın, bir clean, böyle bir kitabını, bir eserine bağlı kalmayı çok sevmiyorum.
Genel klasik şeylerden yürümek istiyorum. Yani o böyle bir bakıyorsun işte enflasyon miktarı kadar faize caizdir demiş. Zorlamış bir taraflardan. Bir bakmışım bir başkası işte dini hizmetler edildiği için para toplamayı caiz görmüş. Zorlamış bir taraflardan. Bilmem kim bilmem böyle demiş. Ahiyetle sabit sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Yasin suresinde var. Bir bakmışım bir profesörün birisi çıkmış kaderi inkar ediyor. Kadere iman yoktur diyor. Bir bakıyorsun başka bir profesör ahiyet inkar ediyor. Bu yeniler Allah bizi affetsin. İnsanların dinlerini ifsad ediyorlar.
Böyle bunları görünce, yakalayınca diyorum ki Mustafa Özba bunlardan uzak dur. Kardeşleri de bunlardan uzak tut. Klasik. El-Hidaye bugün tartışılmaz bile. İbn-i Abidin tartışılmaz. Fetevay, Hindiye tartışılmaz. Dört cittir. Osmanlı'nın ilk mühtüsüdür. Yani öyle diyelim. Dürer-gürer, onun yazdığı eserdir. Dürer-gürer tartışılmaz. El-İhtiyar dört cittir. Dört cittir tartışılmaz. Hanefi fıkhının ilk kitabı El-İhtiyar dır. Tartışılmaz. İmam-ı Azam'ın talebeleri derlemiştir onu. Yani o Hanefilerin ilk eserlerinden birisidir El-İhtiyar. Tartışılmaz.
Bakın bunlar Hanefi fıkhının tabiri caizse zirve eserleridir. Aradığınız her şeyi bulursunuz bunlardan. Aradığınız her şeyi bulursunuz. Allah'ın izniyle. El-Hidayet'e bulamazsınız. İbn-i Abidin'de bulursunuz. Daha geniş. Serahsi'de bulursunuz. Daha geniş. Mevsut'ta. Mevsut'un da Türkçesi yayınlandı. Akşit Hoca onu çevirdi. Allah razı olsun bizim Erkan şey yaptı. Erkan demişim. Sana Erkan dedim iyi mi? Ertan İstanbul'dan buldu onu bana.
Allah razı olsun aldı getirdi. Mevsut'u. Birkaç sefer bakabildim. Ansiklopatik bir eser çünkü. Büyük bir hizmet bence. Akşit Hoca onu böyle yani gerçekten iyi bir Arapçası, iyi bir fıkıh, iyi bir tefsirci olması lazım. Onu çevirebilmek için. Gerçekten baktığımda muhteşem ve serahsi düşünebiliyor musunuz? Onu kuyunun içinde yazdırıyor. Mevsut'u. Sen gerçekten Kur'an ve sünneti haykırıyorsan, Kur'an ve sünneti sen tebliğ ediyorsan, söylüyorsan bu size acı gelir şimdi. Bu size acı gelir. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinden sonra bütün devletlerle çatışırsınız. Tekrar söyleyeyim mi bunu? Siz gerçekten Kur'an ve sünneti tebliğ eder, anlatır, yaşarmaya çalışırsanız, Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinden sonra kurulmuş olan bütün devletlerle çatışırsınız.
Serahsi'de çatışmıyorlar, çatışıyorlar. Serahsi'de sonuçta kuyuya hapsediyorlar. Suçu yok. İslam devleti hapseden. İmam-ı Azam'ı şehit eden de İslam devleti. Hazreti Hüseyin Efendimiz de şehit eden İslam devleti. Onu da din adına şehit ettiler. İmam-ı Azam'ı din adına şehit ettiler. Serahsi din adına şehit ettiler. İslam devletleri yaptı bunu. Bakın, İslam devletleri yaptı. O yüzden normalde bu, ben net bir şey söyleyeyim, koyarım ortaya, çıkarım. Dört halife, hatta beş diyelim biz onu. İmam-ı Hasan radiyallahu anh hazretlerine koyalım.
Altı aylık çünkü. Onun da halifeliği var. Hep İslam tarihinde dört halife denir. Aslında beş halife. Hazreti Hasan Efendimizin de altı aylık bir halifelik zamanı var. Yani böylece beş halife. Beş halife, altı aylık kısa sürdüğünden onu saymıyorlar. Beş halifenin sonrası, kim Kur'an ve Sünnet dediyse, dost doğru onu analiz edip haykırdıysa, tebası olduğu devletlerle hep çatışır.
Bunlar da tarihi örnekler. Evet. O yüzden Mevsud da geniş bir eser okunabilir mi? El cevap okunabilir ama yani bunun ilmini yapmak isteyenler bunları alabilirler. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun. Ben böyle buna nasihat bir diye bir isim koydum. Şey olarak ne o? Başlığı da okudum. Youtube'da filan yayınlanırlarken öyle bir başlıkla yayınlanırsa hem böyle arayıp bulmak da kolay olur. Tamam? İnşallah. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Önzü billahi mine şeytanın r? Gracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftane zikr falemun nehhum lel ilah illa ila El Fatiha men salavat Allah'ım.
Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi