mustafaozbag.org

NAKİPLİK, NUKEBALIK, ŞEYHLİK NEDİR? İCAZET GEREKLİ MİDİR? 31.03.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Nisan 2022 · 1:01:29

Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda çalışan, koşturan, mücadele edenlerden eylesin, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad edenlerden eylesin, Rabbim cümlemize maddi-i manevi afiyet nasip eylesin, cümlemize maddi-i manevi ferahlık nasip eylesin, maddi-i manevi genişlik nasip eylesin, cümlemizin ve cümle ümmet-i Muhammed'in mübarek Ramazan'ın oruçları şimdiden mübarek olsun,
Rabbim bütün Ramazan boyunca oruç tutup Ramazan'ın sonunda af müjdesini alanlardan eylesin, Ramazan'ın sonunda bayramı bayram olanlardan eylesin, Rabbim inşallah ve rahman cümlemizi sıkıntılardan, kederlerden, gamdan uzak eylesin, cümlemizi Kur'an ve sünneti seni yaşamayı ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin, Selamun aleyküm, bir mürşidi kamil ya da müridi gelmeden onun geleceğini bilir mi? Bunların hepsi de Allah'ın bildirmesiyle alakalı, O yüzden kim gelir, kim gider, kimin gelişi görünür, kimin gidişi görünür, bunlar Cenab-ı Hakk'ın göstermesi, Cenab-ı Hakk'ın takdiriyle alakalı.
Bunu böyle bir kimse bilir dediğimizde, Allah muhafaza eylesin, haddi aşmış olur veya biliriz dersek haddi aşmış oluruz, kibirlilik girer. Sufilik böyle bu tip mevzularda iddia etme yeri değildir. Böyle iddialı konuşanlar bu fakirce, küstah insanlardır. Çünkü fiiliyatı yaratan Allah'tır. Fiiliyatı yaratan Allah olunca Allah kulun emrinde değildir.
Bir hal görecekse bir kimse Allah'ın yaratmasıyla görür. Muhakkak bu tip işler, bu tip şeyler, tecelliyatlar olur. Ama bunu böyle haddini, hududunu bilmeden konuşmak hoş bir şey değildir. Bunu mürid olacak olanlar kendilerince böyle düşünürler. Bizim geleceğimizi muhakkak görmüştür. Bazıları da küstahtır. Bizi görsün, bizi bilsin. Bunları da gördük, yaşadık.
O yüzden bu iş, gayret, mücadele, Cenab-ı Hak'ın lütfu, ikramı, ihsanı bunlara bağlı olan şeyler. Kul kulluğunu bilecek. Kulluk yapmakta, sufilik yapmakta gayret edecek. Cenab-ı Hak neyi bahşeder? Bunu kalkıp da önden peşiyle konuşmak çok hoş bir şey değil. Bir mürşidi, kamil, müridi onu düşündüğünde, onunla içsel olarak konuşmaya çalıştığında bunu duyar mı? Rabbim duyurursa hepsini de duyurur. Rabbim duyurursa beş bin kişi onunla içsel olarak konuşmaya kalksa beş bini de duyar veya gerekliyse duyar. Gereksizse duymaz. Cenab-ı Hak duyurmaz. Cenab-ı Hak duyurursa bütün ümmeti Muhammed'i duyurur. Cenab-ı Hak duyurursa bütün börtüsünden, böceğinden, hayvanından, kuşuna kadar duyurur.
Allah duyurursa olur. Bir de bu tip şeylerde, ümmet buna dikkat edin. Yani ümmet-i Muhammed'in faydasına olan şeyler önemlidir. Yani bazı üstadlar vardır, ümmete muallik değildir. Kimisi kendine mualliktir. Kendine üstaddır yani. Kimisi bulunduğu topluluğa üstaddır. Kimisi daha geniş bir çerçevede üstaddır. O yüzden bu haller onlara göre de değişir. Ama tekrar burada ona söyleyeceğim. Müridin böyle kendi kendine ben içsel konuştum, beni duydu mu duymadı mı bu tip işinin içerisine girmesi de hoş değil. Fena fi şeyh nedir? Şeyhinde fâni olmaktır fena fi şeyh. Ama biz bunu çok önemsemeyiz. Bizim önemsediğimiz fena fi resul olmaktır.
Sebebi şudur, fena fi resul olmak için bir kimse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini çok sevmeli ve sünnet-i seni yerine getirmelidir. Muhakkak ki üstadını sevmelidir. Bu sevilmeyecek manasında değil. Ama bir kısım ehli tasavvufun bu konuda vartası var. Bunu bu fakir yol boyunca görmüş olduğu şeylerden, fena fi şeyh noktasına geleceğim deyip kendisini istismar eden, ne bileyim işte malını, mülkünü, parasını, pulunu istismar eden insanlar da gördüm ben.
Öyle olunca en sağlam ip, en sağlam bağlılık Hz. Muhammed-i Mustafa'ya olandır. Şeyhler hata yapabilir, mürşidler hata yapabilir, mürşidi kamiller hata yapabilir. Onların eksiklikleri olur, yanlışlıkları olur, muhakkak olur. Bu sefer mürid, fena fi şeyh olacağım deyip de, benim üstadım böyle yaptı deyip de, kendisi de öyle yapmaya kalkıyor. Bu sıkıntılı. Bunu şöyle gördüm. Bir işte halife, bizim meşhurdur ya, bende bir tecrübe olmuştu bu. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri beni 28 Şubat'tan önce şeyhler toplantısına götürüyordu. İki toplantıya, kendisi bizatihi beraber gittik. İki toplantıdan sonra, dedi bundan sonra sen devam et. Şeyhler gelmezse halifeler gidiyordu çünkü.
Yani o zaman için cemaate benim halifeliğimi filan ilan ettiği yoktu. Ama orada halifem diye tanıttı. Şeyhlere ve halifelere. Orada tanıttı, burada tanıtmadı, sustuk biz. Dedik ki her şey, bir şeye müdahale etmeye gerek yok. Ve ben orada şeyhler toplantısına ve halifeler toplantısına katılıyordum. Katıldığımda orada bir halifeyle tanıştım. Cebi dizine kadardı şalvarının. Diktirmiş şalvarına şeyhlik bekliyor. Dedim bu ne? E dedi bu benim cumalığım dedi. Dedim ne oluyor cumalıkta? Her cuma dergahta, cuma mübareğine geliyorlarmış. Ve herkes şeyhinin cebine harçlık koyuyormuş. O yüzden cep dizine kadar. Ben yaklaşık orada 35-40 tane şeyh vardı.
Bir o kadar da halife vardı. Hatta bizim eski Adnan'dır, Cafer'dir, Hüseyin'dir bilir. Bir toplantı da biz Bursa'da yapmıştık o zaman için. Bir kısmı da Bursa'ya gelmişlerdi. Ben onlarda nelerin yaşandığını 3 aşağı 5 yukarı bildiğimden dedim ki sağlam yol, sünnet-i seniyem. Bir kimse üstadını bir üstad gibi sevsin. Ama üstadın da muhakkak ki fena olabilir seviyorsa. Bunda bir sıkıntı yok. Ama fena olacaksa Hz. Muhammed-i Mustafa'da olsun. Sallallahu aleyhi ve sellemde. Onun sünnet-i seniyyesine iyi sarılsın. Ve onun sünnet-i seniyyesi insanın kurtuluşuna sebep olur. Müritlerinize ilk verdiğiniz ders aynı günlük virt midir? Bu herkesin dersi değişir. Bir, biz kardeş diyoruz, mürid demiyoruz.
Biz kardeşlere bu noktada onun durumunun haline göre bir virt veriyoruz, bir ders veriyoruz. Ondan sonra herkese de aynı olmuyor. Kimisine ayrı esma oluyor. Kimisine başka esma oluyor. Öyle gidiyor. O kimse dersli olur, ders vermediğiniz o seviyede olmayan ama dersi vereceğiniz seviyeye gelmesi gereken derviş adaylarına ne verirsiniz? Yine herkese farklı farklı bu konuda dersler olur, farklı farklı virtler olur. Bu şöyle olur, böyle olur denmez bu işlerde. Geçen haftadan devam ediyor demek ki. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi, Abdullah Gürbüz Efendi, Nakib-i Nükabba icazeti verdi mi?
Siz gördünüz mü? Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin geçen haftada sıralamıştım. Nakib-i Nükabba'larını bildiğim kadarıyla Sivas'ta Ali Efendi vardı, Nevşehir'de Abdullah Efendi vardı, Ankara'da Yakub Efendi vardı, Karabük'te Mustafa Efendi vardı, onun kardeşi. Benim bildiklerim bunlar. İstanbul'da da Ali Efendi vardı. Benim bildiğim Nakib-i Nükabba'ları bunlardı. Şeyh Efendi'nin Nakib-i Nükabba icazetini ben, o Nakib-i Nükabba icazetlerinin hazırlanmasını, o işi bana vermişti, görev olarak. Dedi ki Mustafa Efendi, oğlum dedi, Nakib-i Nükabba, Nakib-i Nükabba, Nakib-i Nükabba, Nakib-i Nükabba, Nükabba, Nükabba, derviş icazetlerine hazırlanması lazım.
Ondan sonra bu konuda Nevşehir'de böyle hat yazan, düzgün Arapça yazan yok. Bunu dedi, Bursa'da yazdırabilir misin, yaptırabilir misin? Yaptırırım dedim ben. O zaman da bir ilahiyatta okumuyordu herhalde. Okuyor mudu? Okumuyordu da. Onun böyle bir yazan bir arkadaş vardı. Ondan sonra o ve onun çevresindeki insanlarla, Şeyh Efendi o kendi Nakib-i Nükabba icazetini örnek olarak bana verdi.
O Nakib-i Nükabba icazetinden ben örnek çıkardım. Aynı Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretlerinin vermiş olduğu Nakib-i Nükabba icazetinin örneğinden ben Nakib-i Nükabba icazeti, tabi bunu Şeyh Efendi Hazretleriyle boyuna istişare ederekten söylüyordum. İşte Nakib-i Nükabba icazetlerini, Nakib icazetlerini, Ondan sonra Zakir, Çavuş, Derviş icazetlerini hazırlamıştım. Hatta bunların ilk çiğleri dediğimiz çiğleri, hepsi hala da durur bende. Bunların hepsini, Allah affetsin, böyle büyüklenmek gibi olmasın, kibirlenmek gibi olmasın, hepsini boş bir şekilde Bursa'da biz hazırladık. Yani bu hazırlama aşaması, hepsi de benim istiyatifimin altında olduğu. Her adımı, her şeyi, normalde onun hem Türkçeleştirilmesi, hem tekrar yazılması, bunların hepsi de bitti.
Ondan sonra Şeyh Efendi'ye de gösterdik bunları. Türkçesini de gösterdik. Ama örnek, Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretlerinin Şeyh Efendi'ye vermiş olduğu Nakib-i Nugabba icazetiydi. Örnek olarak. O örnekten devam ettik. Bu normalde şimdi buradaki Nakib-i Nugabba icazeti de, o yüzden Çorumlu Hazretlerinin yazmış olduğu Nakib-i Nugabba icazeti. Ve biz onun üzerinde herhangi bir, hiçbir değişiklik yapmadık. Bir tek Pir Efendiler'de ilave ettiklerimiz oldu. Onu da ben söyledim. Söyledim. Dedim böyle böyle Şeyh Efendi'nin bu konuda bir Allah biliyor, hani şunu da yazın dediği olmadı. Dedim filanca Pir Efendi'yi de böyle oldu, böyle oldu. Bunu da yazabilir miyiz?
Yaz Mustafa Efendi. Filanca Pir Efendi. Bunları açık açık konuşuyorum ilk defa. Soru gelince, öleceğiz, gideceğiz hepimiz de. Arkamızda ne o bir şey doğru bilinsin. Madem ki soru geldi, Şeyh Efendi Hazretlerinin oğlum şu Pir Efendi'yi de, bu Pir Efendi'yi de yaz diye böyle bir şeysi olmadı. Ona ben sundum. Efendim filanca Pir Efendi geldi, böyle böyle dedi, filanca Pir Efendi de, böyle böyle dedi, bunları da yazayım mı dedim ben? Yaz Mustafa Efendi dedi. Yazdım ben onları. O normalde yazdırdım. Ondan sonra bütün icazetlerin hepsi de boştu. Mühürlerini de yaptırdım. O zaman için dergâhın icazetlerini. Ve Abdullah Efendi'nin normalde hani Nügab'a icazetini ben bizatihi gördüm. Ya bakmam lazım şimdi onun çiğini de bulurum da. Sonra ben tabii verdim ona tekrar kendisini.
İade ettim onu. Onun tabiri caizse fotokopisi çekildikten sonra, yazıldıktan sonra. Ve Şeyh Efendi'nin bu manada nakibini gaba icazeti vardı. Sonra da Şeyh Efendi tören yaptı zaten. Eski arkadaşlar bilir. O zaman için Ahmet Turan abiye verdi diye. O normalde töreni arkadaşlar biliyorlar. Abdullah Efendi'den hangi icazetleri aldınız? Başka icazetiniz var mı? Şeyh Efendi Hazretleri'nin en yazılı olarak benim bir nakibini gaba icazetim var. O da burada asılı zaten. Hatta bir böyle mühürde bir sıkıntı olduk. İki tane olmasının sebebi o. Bir eski mühür var. Bir yeni mühür var. Hatta bana dedi ki, Mustafa Efendi oğlum dedikodu yaparlar sonra yeni mühürle de bir tane mühürleyelim dedi.
Siz bilirsiniz efendim dedim. İkisi de orada zaten. Eskisi de yenisi de. O yüzden Şeyh Efendi'den yazılı olarak aldığımız icazet o. Şimdi bir yazılı icazetler vardır. Bir de sözlüler vardır. Bunun sözlüsü de geçerli midir? Geçerlidir. Şeyh Efendi'nin bana ama hani benim kendime söylediklerini ben konuşmuyorum bunlara. Bu iki kişinin arasındadır. Bu topluma ilgilendirirse konuşulur. Topluma ilgilendirilmezse konuşulmaz. Bir, önce ben bu dergaha girerken zakirlik nedir? Çavuşluk nedir? Nakiplik nedir? Nügabalık nedir? Halifelik nedir? Şeyhlik nedir? Bunlarla alakalı bilgisi olan bir kimse değilim.
Bunun için de dergaha giren bir kimse de değilim. Ta yolun başından itibaren bütün arkadaşlar, yanımızda duranlar, beraber yol yürüdüklerimiz bilirler. Biz daha bugüne kadar ağzımızdan biz şunu olduk. Sözü çıkmamıştır. Ben şeyh efendi bana bir şey söylerdi. Ben hiç seslenmezdim. Derdim ki Mustafa Özbağ, sen bir şey olmak için gelmedin buraya. Allah rızası için buradasın. Yürü. Şeyh efendi hazretleri o yüzden hatta bir estantene anlatayım size. Nakib-i Nügabba icazetleri yazılıyor. Bana dedi ki şeyh efendi telefonda, oğlum sen kendininkini de yazdır dedi icazeti. Telefonda bana öyle diyor.
Efendim hakkınızı helal edin dedim. Biz oraya getirelim. Siz orada kimi istiyorsanız yazın dedim. Ey ade o zaman dedi. Ben icazetleri götürdüm. Bütün arkadaşlar toplandı. Yan tarafta küçük bir oda vardı. Evinin altındaki dergahının yanında. Hepsini koydum orta yere. Hür olsun, rahat olsun, herkes rahat olsun diye ben dışarı çıktım. Dedim ki senin işin bitti. Senin işin buraya kadardı. Nakib-i Nügabba icazetleri yazılacak. Dedim şeyhin de hür olsun, herkes hür olsun. Çıktım dışarı ben. Kimi yazdırıyorsa yazdırsın. Neyse birinci Ahmet Duran abiyi yazdırmış. Ben bitmiştir mesele diye abdest aldım hatta. Ondan sonra geldim.
Ben abdest almaya çıktığımda bizim o yazan arkadaşa demiş ki Mustafa abinin ismini de yaz oraya demiş. Ondan sonra. O gelinceye kadar demiş, yaz bitir hemen demiş. O da yazmış. Ben geldim de Bursevi mi yazalım, Bayındır mı yazalım? Bunu konuşuyorlardı. İçeri girdim ben. Oğlum Bayındır'la işi yok artık. Toprağı Bursa onun. Bursevi yazın dedi. Ben ilk etapta Kimi Bursevi yazıyorlar diye baktım ondan sonra. Bizim o malla dedi ki abi seni yazıyor dedi. Seslenmedim. Yazmış. Yazdı. Öbür arkadaşlar da yazdı. Ondan sonra Ödemişten Adil'i yazdı. Ondan sonra şeyden Mustafa vardı.
Hollanda'da onu yazdı. Ahmet Turan abi vardı. Nakibini Gabba olarak. Şey vardı. Nevşehir'de hoca, Akif hoca vardı. Benim bildiğim bunlar başka var mı? Adnan hoca var mı? Nakibini Gabba. Nuri'ye vermedi şeylik. Ne o? Nakibini Gabba'lık vermedi. Adil'i yazdım. Unuttuğum varsa diye onlara soruyorum. O yüzden onlara Nakibini Gabba'ya caziyetleri verdi. Sonra her Nakibini Gabba'ya kime nakiplik verecekseniz onların da isimlerini yazın dedi. Onlar yazdırdılar tabi. Bana sordu. Sen yazdırmıyor musun?
dedi. Siz kime emrederseniz ben onları yazayım efendim dedim. Bu sefer herkes duyuyor oradaki Nakibini Gabba'ların orada o işin içerisinde duranların hepsi de duyuyor bunu. Bakın bunlar bu sözler buradan bir pay çıkarmak için söylemiyorum. Bu sözler farklı sözlerdir bir şeyhin ağzından çıkınca. Söylediği şey şu o zaman Bursa'nın nakiplerini de Bursa'da yazalım Bursa'da törenle verelim.
Bu ne demektir biliyor musunuz tasavvuf-ı istilahta? tasavvuf-ı istilahta orada ayrı bir tören yapıyorsan orası halifedir. Bu tahrikat istilağında böyledir. Siz nasıl derseniz öyle yaparız efendim dedim. Bu bana söylediği şey. Bir gün Hollanda'dan aradık oğlum dedi Bursa'da tören yapacaktık bir türlü gelemedik. Sen dedi pilav dök aşure kaynattır kimi nakip edeceksen dedi nakiplerini hazırla onların icazetlerini ver dedi. Bir nakib-i nükabba'nın buna yetkisi olur mu? Olur. Ama bu halifenin yetkisindedir asıl.
Ben dedim ki efendim geldiğinizde verelim yine. Bunlar böyle süre geçti geçti gitti süreç tabi Bursa'dan biz kimseye bu süreçte bir hani şeyh efendi bana söyledi filancaya filancaya filancanın nakibliğini yazdır dedi. Dedikleri kimse Adnan, Cafer, Hüseyin şeyh efendi üçünü de dedi ki oğlum nakibliklerini hani yazdır dedi ondan sonra üçünü de kendisi söyledi. Bana söyledi millete yine kimseye bir şey söylemedi ama bana söyledi. Üçünü de nakibliğini yazdır oğlum dedi ondan sonra tören yaptır dedi tören yaptır siz geldiğinizde yapalım dedim. hala da duruyor bu açık açık konuşuyor hani ölürüm kalırım yarın öbür gün bu konuda onların hakkını hukukunu yemek değil birkaç seferdi dile getirdim hatta geçenlerde gene dedim Cafer bunları yazalım tören yapalım dedim verelim Cafer dedi aramıza makam girmesin dedi dursun şimdilik siz bilirsiniz gene iyi o zaman dursun dedim öyle kaldı
şimdi bu şeyhefendinin bana söylediği şey bu devam etti gitti şimdi o yüzden şeyhefendi en son hastayken bana telefon açtı Mustafa efendi dedi o akşam ders var perşembe bugün arkadaşlara şeyhlini ilan et oğlum dedi çorunlu Hacı Mustafa efendi sağlığında ilan etmedi tergah oğlum dedi paramparça oldu dedi ben dedi sağlığımda ilan edeyim dedi Ahmet Duran'la dedi sen dedi ona da telefon açtım dedi şeyhlini ilan et dedi ben de efendim hakkınızı helal edin emrinizi dinlemek gibi değil ama dedim ben bunu yapamam efendim dedim
ben ilan ettiririm o zaman dedi telefonu kapattı ondan sonra bizim Hacı Remziye telefon açtı açmış demiş bu akşam ilan et o da dedi ilan edeceğim şeyhini dinle ilan et dedim o da ilan etti ben de dedim arkadaşlara aldık rafa koyduk şeyh efendinin sağlığında kalkıp da şeyhlik yapacak değilim dedim şimdi bir şeyh böyle de bir şeyhlik icazeti verir mi el cevap verir verdiği hak mıdır el cevap haktır buradan geri dönebilir mi geri dönemez o mesele bitmiştir artık bu da tasavvufta teknik bir noktadır bir kimse sen şeyhsin dersen
senin şeyhliğini geri aldım diyemezsin veya senin bu tiansın bu böyle değil diyemezsin şimdi tabi şeyh efendi oraya götüren yolun daha öncesi var bugüne kadar açmadığım bir zarftağı açayım yani belki de yakın bir kaç kişiye söylemişimdir ama hiç kimseye açmadığım bir zarftağı var şeyh efendiyle gittiğimiz son ömre son ömrede biz bu konuyu İsmail'le de hiç konuşmadık son ömrede şeyh efendi hazretleri Allah rahmet eylesin oğlu Hasan'ın şeyh olmasını çok istiyordu bunu bana söylemedi ama ben hissediyordum bizim İsmail'e de
her gün rabıta yaptırıyor İsmail de gidiyor şeye ne o Ashab-ı Sufe'nin olduğu yere oradan kalkıyor İsmail sarhoş bir şekilde geliyor İsmail o ömrede Medine-i Münevvere'de pert Ben de İsmail'e takılıyorum İsmail rabıta ağacı gibi oldu diyorum ama şeyhini dinle asla kimseye söyleme diyorum İsmail hatırlar şimdi bunu ondan sonra asla kimseye söyleme diyorum ben İsmail de sır yapıyor şimdi kimseye söylemiyor tabi bunu şeyh efendi ona söylüyor İsmail her gün rabıta yapıyor her gün münacat ediyor orada münacattan aldığı
cevabı şeyh efendiye söylüyor şeyh efendi diyor ki Mustafa efendiye söyleme ben de İsmail'e bugüne kadar hiç sormadım doğru mu İsmail ver telefon mikrofonu İsmail'e şimdi bakın kaç yıl geçti üzerinden 2003 müydü ömre 2002 idi 2001 2001 2022 kaç yıl geçmiş 21 21 yıl 21 yıl olmuş evet ben İsmail'e oturup da İsmail orada ne gördün sana Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne söyledi diye İsmail'e hiç sormadım hep İsmail'e dedim ki her gün İsmail böyle telaş ediyordu ben diyordum ki şeyhini dinle asla hiçbir şey söyleme
hoş geldiniz buyur İsmail gördüklerine söyle bakalım şimdi şeyh efendinin özür dilerim şeyh efendinin bana öyle söyletmesinin burada hani delili var şimdi arka bahçesi burada evet İsmail şeyh efendi dedi ki bir bak oğlum sürekli söylüyordu bir bak efendimin dediği gibi bizim Hasan'ın şeyi var mı nasibi var mı dergahta işte benden sonra şey olacak var mı diyordu ben soruyordum sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz dedi ki dergahta evet bir tane Hasan var ama o Hasan bu değil dedi yani o Hasan bu değil dedi senin oğlun değil
tabi ben gidip söylüyorum tekrar git sor diyor eee her aşağı yukarı bu birkaç şey devam etti ondan sonra tamam dedi kapattık artık konuyu ama tabi Mustafa efendi bana diyordu zaten aynı dediği gibi işte söyleme sakın şeyhini dinle kimseye de söyleme ben de söylemiyordum burada da ilk defa işte bir tane Hasan var ama o Hasan o değil dediğini bizzat sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz yani söyledi bana peki bir daha hiç söylemedi mi dergahın sahibi filancadır diye onu da söyledi o da eee şimdi dedi ki dergahın asıl
eee benim peygamberhani yürüyüşünde götürecek olan Mustafa efendidir Mustafa efendi asıl yani eee mehdiyete giden yolun açılışını açacaktır ve Kur'an sünnet vatan millet sevgisini aşılayacaktır dedi onun için evladım zamanı var bekleyin sakın bir yerde de bunu da söylemeyin çünkü tiftiklerler ben tabi bu eee sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bu dediğinin bir kısmını şeyh efendiyle paylaştığında şimdi efendimin dediği gibi ölüp gideceğiz eee dedi ki oğlum sakın bunu söyleme sakın söyleme eee sonra bir hastalığında da
bununla alakalı dedi ki evladım dedi eee ben dedi Hacı Mustafa efendiye ayırıyorum ya daha yataktaydı zaten son gittiğimizde neden dergah ikiye ayrılıyor ve orada da tiftiklemesinler şey yapmasınlar yolu açık olsun yolu düzgün gitsin ama dergahın devamiyeti ben buna yemin de edebilirim herkese de söyleriz dergahın devamiyeti Mustafa efendi de yürüyecek dedi son dediği bu efendim evet yani şeyh efendi bunu söylerken de arkasında görülen haller işte değişik böyle tecelliyatlar vardı şeyh efendi hazretler de böylece benim
şeyhlemi bir arkadaşa ilan ettirdi dedi efendim o gün dediydi işte vefat ettikten altmış gün sonra eee git Mustafa efendiyle tekrar istişare edin git dersini al demişti ben de altmış gün sonra geldiğimde Nur abiler sağ olsun Oktay abiler Nur abiler sizin evde iftardaydılar iftar vermiştiniz beni de çağırmıştınız orada biz ilk işte o gün şeyh efendinin yani sizin görevi verildiğini neden şey olduğunu filan anlatmıştı ben de orada size söylemiştim efendim evet Allah razı olsun şeyh efendiyi olan şey bu kadar başkaca
icazetiniz var mı evet yazılı olarak soruluyorsa iki tane daha bu fakire verilmiş olan icazet var birisi eee Sudan'dan Kappaşa Hazretleri'nden birisi de Bosna eee Kacuni'den eee Ankara'da Baran Efendi var Nakşibendi Şeyhi Kadiri Nakşibendi o Baran Efendi bana halifelik sana dedi halifelik vereyim dedi ben de dedim ki benim şeyhim orada dedim şeyhime söyle bana söyleme Mustafa Efendi sen halifesin dedi bana estafurullah efendim benim böyle bir şeyim yok no iddiam yok dedi ben senin icazetini yazayım senin halifeliğini
vereyim dedi Allah razı olsun efendim dedim siz bunu şeyh efendiye söyleyin şeyh efendiye söyledi şeyh efendiye dedi ben dedi Mustafa Efendi'ye müsaade edersen halifelik vermek istiyorum dedi şeyh efendi hiçbir şey demedi muhabbet bitti sonra dedi ki oğlum ne almadın halifelik dedi ondan dedi estağfurullah efendim ben halifelik için gelmedim ki dedim o bana söyledi dedim ben de size yönlendirdim dedim ben hani ne yapayım halifeliği gibisinden Ankara Merkez Vaizliği'nden emekli şimdi ismi aklıma gelmiyor de bitten beri
düşünüyorum ismi neydi diye o da nakşibendi şeyhidi kadiri nakşiydi o da hatta evinde filan misafir olduk onun o da bana halifelik verecekti onu da şeyh efendiye söyle dedim o daha ileri şeyler söyledi bana dedim şeyh efendiye söyle o da söyledi şeyh efendiye şeyh efendi onlara verin de demedi ben şeyh efendinin dervişiyim ben kalkıp da bu konuda bir şey söyleyecek noktada değilim böylece onlar da tabi halifelik verdim deyince bu sözlü icazet olur orada bu sözlü icazettir mesela bir şeyh bir kimseye sen benim halifemsin
dediğinde sözlü icazettir o halifeliği geriye alabilir şeyhliği geri alamaz bir kimse bunlar da sözlü olanlar bunları ilk defa söylüyorum şimdi ama bunlar orada konuşulan şeyler şeyh efendinin arasında konuşulan şeyler bunların yazılısı var mı yok bunlar oradaki mesela halifeler biliyorlar bunu oradaki şeyhler biliyor hatta ben şeyhler toplantısına girdim de işte abdullah efendinin halifesi deyince öbür günler diyordu bizim de halifemiz hani öbür o ikisi de bizim de halifemiz diyordu ama orada konuşulan şeyler bunlar
fakat bir kimsenin şahsına ölçü olur mu evet topluma ölçü olur mu inanana olur inanmayana olmaz kabul edene olur kabul etmeyene olmaz ama Cenab-ı Hak'a hamd ediyoruz bu konuda bir iddiamız yok ama öbür günler de burada asılı zaten kimseden sakladığımız gizlediğimiz yok bunun da adabı budur o kimse varsa bir icazete asar bulunduğu yere herkes der ki evet ya yani icazeti burada bitti icazeti arar mı bir kimse arar hakkı mıdır hakkıdır eyvallah nakib-i nügab-i cazeti almış bir kimse şeyhlik yapabilir mi el cevap yapabilir
bu tarikatın içerisinde bir şeydir ne o teknik bir kuraldır bir kimse nakib-i nügab-i cazeti aldıysa o kimse şeyhi vefat ettiğinde kendisi şeyhlik postuna oturup ders şeyhlik yapabilir mi evet ders verebilir mi evet hiç kimse de ona itiraz edemez sen nasıl şeyhlik yapıyorsun diye çünkü nakib-i nügab-i cazeti demek o kimsenin beşinci esmaya gelmesi demek beşinci esmada bir kimse de şeyhlik yapar eğer onun yolu yürümediyse dahi bütün müridanı beşinci makama kadar getirir çünkü Allah affetsin şeyh efendi benim nakib-i nügab-i
olduğumu yani o zahir olarak verdiği ayrı bana daha bayındırdakken söylediydi sen istediğinin dersini verirsin alırsın esmasını değiştirirsin şunu yaparsın bunu yaparsın biz tabi sonradan öğrendik o halifelere aitmiş o bütün yetkiler daha ben bayındırdakken bana söylemişti onları ama yazılı bir şey yoktu o yüzden nakib-i nügab-i icazeti alan bir kimse şeyhi vefat ettikten sonra teknik olarak şeyhlik yapabilir şimdi dergahlar tarikatlar kapatıldığından dolayı bu öğretileri bilmiyor insanlar o yüzden soruyorlar zaten
bu öğretide kalsın mademki soruldu herkes de bilsin rufailerde şiş burhanı varmış sizde de şiş burhanı var mı evet şişleri yaptırdık da caveri dedim caver şişleri yaptır dedim bir gün dedim lazım olur bir şey olur dedim ondan sonra dedim inşallah hazır olsun hatta bizim Üsküp'teki Murtaza takılıyor Murtaza şişliyor musun ortalığı diyorum ben ondan sonra seni bekliyoruz filan dedi bir sefer hani gel ondan sonra yapalım iyi dedim geleyim bütün komple herkesi bir şişleyeyim orada filan dedim öyle bir gülüştük tabii şimdi bunun da
icazetini sorarlar bize hani şiş burhanı hani var diyorsun icazeti var mı yok icazeti ama inşallah şimdi zaman zaman böyle bir galayana getiriyorlar beni haye isim aslında ondan sonra diyorum ki yok bizim adımız büyük iki yıl dört ay cezası var çünkü Türkiye'de Mustafa Özbağ galayana gelme diyorum sakin ol ondan sonra bu ara gene hani birileri gelip ondan sonra böyle şişle derviş toplamaya çalışıyormuş tabii ondan kaynaklanıyor biraz da hani o da bir de hava atıyormuş hani bizde şiş burhanı var icazetli filan diye
havaları mübarek olsun ondan sonra tabii bu gündeme geliyor bizim böyle bir şeyimiz yok ne bileyim böyle bir derdimiz yok şeyhimden dolayı yani şeyh efendinin üzerinde de böyle bir dedikodu olmuştu işte şiş burhanı yok nasıl rufay filan gibisinden bu sefer şeyh efendi Allah rahmet eylesin Bursa'da da yaptı arkadaşlar bilirler şeyh efendi şiş burhanı yaptı birkaç yerde hatta şişler bende duruyordu uzun müddet bende durdu şişler yani ben sonra yanlış anlaşılacak hani böyle burhana meraklı veya burhanı kullanacak anlaşılacak
diye ben hepsini paketledim götürdüm Nevşehir'e dedim efendim bunlar uzun müddet duruyor dedim yüzlerinde dedim yanlış anlaşılır o yüzden sizde kalsın efendim burada dursun lazım olursa siz bir yere götürürsünüz filan dedim öyle kaldı o yüzden evet rufaillerde şiş burhanı meşhurdur olması lazım mı değil olması lazım mı değil şart mı değil ama lazım mı evet yani lazım mı evet ama şart mı değil Allah bizi affetsin bu sorular da bitti bu konuları da ben arkadaşlar artık herhalde bu konuda gerekli olan cevapları aldıklarına
inanıyorum Rabbim cümlemizi Kur'an ve Sünnet dairesinde yaşayan ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin bu normalde muhakkak yol yürüyen insanlar kendilerince nerede yürüdüğünü sahih mi değil mi bu konuda kafasında şek şüphe oluşmaması için bunlar lazım mı evet bunlar konuşulur dergahlarda bunlar söylenir dedikodular olur bunların üzerinden yorumlar yapılır yok şöyle miydi yok böyle miydi yok şu öyle mi oldu yok böyle mi oldu bunlar insanın yolunu keser bakın bunlar insanın yolunu keser bir de ayrıyeten yol kesiciler
vardır o yol kesicilerde dedikoduyla gıybetle iftirayla yok şöyleydi dede yok böyleydi dede yok öyle dede değildi böyle dede değildi diye yol keserler geçenlerde şuna üzülmüştüm baya oluyor yani bazıları şeyh efendi hazretlerinin şeyhliğine de laf söyledi işte o da şeyh değil filan açık açık konuşayım bunları da şimdi bir kimse bir şey yapacaksa birilerini kötüleyerekten bir şey yapmayacak birilerini kötüleyerekten bir yere gelmeye çalışmayacak kim birilerini kötüleyerekten bir yerlere gelmeye
çalışıyorsa o zayıf karakterli bir insandır onun kendisine ait şüpheleri vardır meydan geniş canım kardeşim sen hizmet et koştur sen çalış Allah için sende bir şey var ise millet rüyasında görür halinde görür Cenab-ı Hak onu bir şekilde tanıtır senin kendini methetmene senin bir başkasını kötüleyerekten bir yere gelmene gerek yok ehli tarikatın ehli sufinin içerisine bu tip fitneler koymak bu tip sözler kullanmak o kimsenin fitneci başı olduğunu gösterir o kimsenin daha ağırını
konuşacağım südünün temiz olmadığını gösterir sen çık yola sen şeyhsen şehrini yap koştur mücadele et sohbet et anlat devam et sen kalkıp da bir başkasının dervişine çengel atacağım bir başkasının dergahının içerisini karıştıracağım uğraşıyorsan valla da billa da tilla da sen fitneci başısın bu kim olursa olsun sen abdullah efendinin sağlığında abdullah efendiye bir laf söyleyemeyeceksin bir şey diyemeyeceksin abdullah efendinin vefat edip gittikten sonra onun şeyh olmadığını söyleyeceksin onun şeyhlinin de geçersiz
olduğunu söyleyeceksin sağlığında neredeydin gideydin karşısına oturaydın onun anlı çatına konuşsaydın yiğitsen delikanlıysan südün temizse kanı bozuk değilsen bir insanın karşısına gider delikanlı gibi konuşursun bunu neden böyle söylüyorum ibni mübarek diyor ya laf gezdirenler nemmamlar anneleri babaları belli olsa dahi ne diyor onun bunun çocuklarıdır diyor adı ne olursa olsun bir kimse çıkmış şeyhlik yapıyor allah mübarek etsin kardeşim bizi ilgilendirmez icazeti vardır yoktur hiç umurumda değil benim ölçüyü konuşurum
arkadaş dervişlere kendini hizmet ettirme arkadaş şeyhim deyip dervişlerden para toplama arkadaş şeyhim deyip de dervişlere telefon açıp bana şu kadar para gönderin deme ölçü bu bakın bu ölçü ben şeyhim deyip de birilerinin malına mülküne parasına puluna konma ölçü konuşuyorum bakın kimseye atıfta bulunmuyorum sen mürşidi kamil isen hurufla ilgilenme sen mürşidi kamil isen kalkıp da isim okumaya kalkma sen mürşidi kamil isen
sen cinni taifesiyle bir de kafirlerle irtibat kurup insanlara okumaya çalışma evet hizmet et kuran ve sünnete hizmet et insanlara buranın emiri kim ümmetine hizmet eden dedi hazreti ebubekir efendimize sordular kılı kıyafeti düzgün diye kimi gösterdi hazreti ebubekir efendimiz hazreti peygamberi gösterdi sallallahu aleyhi ve sellem ümmetine hizmet eden dedi dediler ki bu normal değil herhalde gidelim dediler bu su dağıtana kim su dağıtıyor hazreti muhammedi mustafa sallallahu aleyhi ve sellem gidip ona sordular dediler ki
buranın emiri kim ümmetine hizmet eden dedi bir mürşidi kamil hizmetçidir bir zakir hizmetçidir bir çavuş hizmetçidir bir nakip bir nükabba hizmetçidir bir semazen başı bir mıtrıb başı hizmetçidir hizmetçidir emir vermez hizmetçidir tepeden konuşmaz hizmetçidir herkesi sarar sarmalar hizmetçidir herkes ona sıkıntı verir o öf demez hizmetçidir herkes ağırlığını ona döker o ağırlığı çeker hizmetçidir herkes
bütün mızrağını ona yönlendirir o şikayet etmez hizmetçidir hizmetçidir o bizimle beraber yol yürüyecek olan arkadaşlar kardeşler hizmet edecekler hizmetçidir bu çayımı getirin benim demeyeceksin o çayı içmeyiver çavuşluğunu zakirliğini nakipliğini nükabalını şehrini halifeliğini kendine hizmetçi olarak hizmet ettirerekten çalıştırma isteme emretme tepeden konuşma hizmet et edeceksen etmeyeceksen de ki bu yol bana ağır ben yapamayacağım eyvallah ikincisi ne o kimse
asla ve asla dersi terk etmeyecek herkesten önce gelecek oraya as solist gibi sonra gelmeyecek zakirsin önce sen geleceksin çavuşsun önce sen geleceksin görevlisin önce sen geleceksin önce sen geleceksin orada bir vazifen var önce sen geleceksin sen as solistlik yapmayacaksın dersi evde geçirmeyeceksin sen sufilik itaat etmektir şeyhine itaat edeceksin yap yapacaksın yapma yapmayacaksın git git gideceksin gitme gitmeyeceksin ben bazen diyorum ya ben şeyhim bir şey söyleyecek diye ayakta geçirirdim
günleri yapamayacaksam derdim efendim ben bunu yapamayabilirim ben bunu yapamam o da benim kendi şahsımla alakalıdır bu da beş parmağın beşini geçmez beş parmağın beşini geçmez bana dedi nakibini gabba icazetini yaz ben yazamam efendim dedim sanki böyle bir şeyin peşinde koşuyormuşum gibi şeyhini ilan et dedi efendim hakkınızı helal edin özür dilerim dedim bunu size söylemek istemem ama ben bunu yapamam efendim dedim sayılıdır bakın bana göç dedi ben anında göçtüm bayındırdan ödemiş bana bursa'ya göçüyorsun dedi anında
göçtüm ben hiç tereddüt etmedim bazen derim ya geldi dükkanın önünde ellerini cebine soktu böyle baktı sat buraya dedi aynı gün sattım arabanın torpidosuna vurdu konya'da sat bunu dedi yolda sattım kırmızı ışıkta sattım gel anında gittim arabanın arkasında on sekiz yıl boyunca arabam olduğu müddetçe arabanın arkasında eşofmanlarım havlum terliyim ondan sonra kıyafet değiştirilecek kıyafetler arabada hazır gezdim ben arabam var olduğundan itibaren kimseye sormadım gidiyorum geliyorum gidebilir miyim gelebilir miyim
tak gittim ne iş düşündüm ne aç düşündüm üç sefer iflas ettim kafamın çalışmadığından değil işimle ilgilenemedim ben herkes olanca dedikoduyu yaptı şeyh efendi vefat etti bütün borçları ödedim bitti imtihan o zaman da arkadaşlar dedim arkadaşlar görüyorsunuz biliyorsunuz ne yaşadığımı biliyorsun görüyorsun yapma dedikodu yaptılar imtihanmış her şey şeyhinin söylediğinden sıkıntı yaşarsın yaşarsın problem yaşarsın yaşarsın herkes şöyle düşünür şeyh efendi söyledi ya hiçbir problem olmayacak asıl problem orada var evet
asıl yangın orada var asıl ateş orada var onun söylediği yerde var onun söylediği yerde var ateş nefsi ağır gelir çünkü bırak bunu der hadi bırak gitme der hadi gitme gelme der hadi gelme git der hadi git nasıl sıkıntı o yoksa la ila ila rahat her şey tamam hiç sıkıntı yok ben derim ya bazen sorma arkadaş sorduğun zaman sıkıntı yaşayabilirsin yaşadığında şunu deme şeyhim emretti bak başıma ne geldi hadisi kudsi hazır belanın musibetin büyüğü peygamberlere ondan sonra velilere ondan sonra
onların etrafındaki kimselere hem sen bir zata diyeceksin ki veli hem onun yanında duracağım diyeceksin hem de sana ateş bulaşmayacak öyle mi hem İbrahim'i seviyorum diyeceksin İbrahim'im ben diyeceksin hem ateş seni dokanmayacak öyle mi yok öyle bir hayat yok öyle bir tasavvuf yok öyle bir sufilik o yüzden arkadaşlar bir insan bakın karı kocanın arasını bozanı Allah lanet etsin hadisle sabit değil mi iki arkadaşın arasını bozanı Allah lanet etsin hadisle sabit değil mi bir topluluğun içerisine fitne atanı Allah lanet etsin
hadisle sabit öyle değil mi kardeş bu nasıl bir mürşitlik ya sen topluluğun içerisine fitne atacaksın sen nasıl dersin Abdullah Efendi de şeyh değildi diye halin kapalı kabir halin dahi yok zikrullah'ta halin yok yok kör gözlüsün kör gözlü olduğun Abdullah Efendi şeyh değildi demenden belli kör gözlüsün körün körüsün hem öyle huruf okuyup iki tane cinniyle irtibata girmekle bu işler olmaz bu iş
Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp çileye ram olup çileye ram olup hakikate haykırmaktan geçer yol Allah'tan mı korkarsın savcıdan mı ahmak Allah'tan mı korkarsın mahkemeden mi neren şeyhsenin Allah'ın hukuku mu insanların hukuku mu bunlar Allah ve Resul'ünü tanımayan Allah ve Resul'ününden kokusunu alamayan Allah ve Resul'ünün yolunu bilmeyen ahmaklar evet Hz. Muhammed-i Mustafa'nın kokusundan uzak Hz. Muhammed-i Mustafa'nın
Hz. Muhammed-i Mustafa'yı görmekten uzak onun yolundan uzak olanlar adam şeyh olmuş kabir hali bile yok şeyh olmuş zikrullah'ta bile hal yok yok buradan yirmi tane adam kaldırırım zikrullah'ta hal gören oturduğum yerden kaldırırım hem de sen nereye Abdullah Efendi'nin şeyhline laf söylüyorsun nereye söylüyorsun sen hadi çık bakalım yola sen yirmi sekiz Şubat'tan önce neredeydin sen yirmi sekiz Şubat'ta neredeydin yirmi sekiz Şubat'ta dergahlarını kapatan şeyhler zakirler nakipler nükabalar neredeydiniz
hiç kimsenin konuşma hakkı yok o meydandaydı Türkiye'den arkadaşlar telefon açtılar orada kalın efendim dönmeyin diye Nevşehirler söyledi verdiği cevap şu oldu memleketimize gideriz başımıza ne gelecekse Mustafa Efendi orada gelir dedi öyle kepenk indirmedi şimdi kepenk indirenler şeyhlik taslayacak Allah'tan korkmayanlar şeyhlik taslayacak bir de diyecekler ki Abdullah Efendi şeyh değildi yok bir başka yere fitne sokaraktan bir yere gelenlere Allah lanet eder etsin de zaten Allah muhafaza eylesin çıktım erik dalına
onda yedim üzümü bostan ısı geldi ey dur uğurladım kozumu Yunus Emre manası sırrı nedir himmet ve duanız ile işte hepinizde erik dalısınız hepinizden üzüm yiyoruz bu ne demek yani normalde erikten üzüm olur mu olmaz bir kimseye tasavvufu sufili Allah aşkını Resulullah aşkını aşılarsın erik dalından üzüm yersin yoldan geçen bir kimseye Allah'a anlatırsın Resulullah'a anlatırsın yolu anlatırsın iyi bir derviş olur ondan ne yapmış oldun üzüm yemiş oldun otur bakayım ondan üzüm yemiş oldun aşıladın ondan üzüm yedin hiçbir şeyden haber yoktu
o kimsenin Allah'tan Resulullah'tan yoldan sufilikten haberi yoktu ona anlattın aşıladın ondan üzüm yedin Allah cümlemizi onlardan eyleysin amin eftali zikr falemendehu la ilahe illallah el-fatiha amin

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi